Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    ENDER BİR SEVDA

    Paylaş

    01001100059

    Mesaj Sayısı : 1
    Kayıt tarihi : 14/12/10

    ENDER BİR SEVDA

    Mesaj  01001100059 Bir Ptsi Ara. 20, 2010 1:40 pm


    ENDER BİR SEVDA

    Sevda, iyi bir lise eğitiminden sonra yaşadığı şehir olan İzmir ‘de üniversiteyi iç mimar olarak kazandı. İstediği bölümü kazanmanın memnuniyetiyle üniversitesinin kampüsünde binalara ve öğrencilere bakarak sınıfını aramaya koyuldu. Amfi biçiminde olan sınıfında orta sıralardan birine oturdu ve sınıf arkadaşlarını, ilerde bol bol muhabbet edeceği ve sıkı dostları olacak kişileri incelemeye başladı.

    O etrafa bakınırken 5-6 kişilik arkadaş grubuyla esmer, kara gözlü uzun boylu ve herkesin dönüp tekrar bakabileceği yakışıklılıkta biri ilk sıralara oturdu ve Sevda ‘nın gözüne çarptı. Etrafındaki erkeklere baktığında onun etrafında toplanmış kuyruk misali kişiler olduğunu düşündü ve onların bu haline gülümsedi.

    Sevda’ ya göre bu tarz arkadaşlıklar hep tek tipti; biri liderdir, diğerleriyse onun ağzına bakan, güldüğünde gülen, bir şey istediğinde yerine getirmek için birbirini ezebilecek yapıda olan erkek sürüsü. O bu tür adı arkadaşlık olan durumlarla lisede çok karşılaşmıştı ve o zamandan beri yaptığı tek şeyse onlara sadece gülmekti. Ama bu sefer ki biraz daha farklıydı. Bu sefer ona göre önceden lider bozuntusu diye tabir ettiği kişi onda farklı duygular uyandırmıştı.

    Çok yakışıklıydı, ses tonu ılık esen bir rüzgar gibiydi sanki ve Sevda genç bir kızdı. O, daha ilk gördüğü bu yakışıklıyla ilgili fikirlerinden kendini sıyırdığında aslında sınıftaki diğer kızlarda da aynı durumun olduğunu anladı. Kızlar kendi aralarında;

    -Ayy ne yakışıklı… Ne kadar hoş… Çok sempatik… gibi tabirleri Sevda ‘ nın kulağına gelmişti. Ve o kızlarla daha bir merhabalaşmadan önce nefretin ilk tohumları atılmıştı bile.

    Sevda, o gün okulun ilk günün verdiği heyecana ek olarak bir de aklına düşen bir kişi için de heyecana başlamıştı. O günkü ilk dersi sınıftakilere kendini tanıtmak ve aklına bir anda sızan esmerin adını öğretmek için harcadığı çabayla geçti. Adını ve nereli olduğunu bu dersin sonunda öğrenmişti. Adı Ender’ di ve İstanbul ‘un nezih olarak tabir edilen bir semtinden geliyordu. Aslında hal ve hareketlerinden belliydi ama Sevda bunu şimdilik görmezden geldi. Onun ikinci sınıftan biri olduğunu ve bu dersten geçen yıl kaldığını öğrendi. Yani Ender’ i sadece bu derste görebilirdi. Buna hem sevindi hem de üzüldü. Ender… diye bir iç geçirirken ders arası oldu ve daha kimse hareketlenmeye başlamadan sınıfa bir kız giriverdi.
    Önce derse geç gelen bir öğrenci olduğunu düşünen Sevda, kızın direk Ender ‘in yanına gitmesi ve ona sırıtmaya başlamasıyla kıza dikkat kesildi. Bir süre sonra Ender, sürüye benzeyen arkadaş grubunun arasından sıyrılıp kızın elini tutarak ve ona gülerek sınıftan dışarı çıktı. Sevda, büyük bir hayal kırıklığı ve hiç başlamadan biten bir aşk hikayesinin verdiği buruklukla ders arasında bile yerinden ayrılmadı.

    Diğer derse başlamadan önce ne Ender ne o arkadaş sürüsü ne de Ender’ i alıp giden o kız vardı. Demek ki bu derste Ender yoktu. Sevda:

    - Bu ders nasıl geçer ki… diye düşündü. Ona göre geçmezdi belki ama bu derste de bir tanışma merasiminden sonra hoca dersi bitirdi.
    -
    Öğle arasında Ender’ i aramaya koyuldu. Önce ikinci sınıfların arasına karıştı sonra fakültenin kafeteryasına gitti. Orada Ender’ i ve onu ilk derste alıp giden kızı yanyana ve birbirlerine gülerek bir şey anlatırken gördü. Sevda’ nın artık son kıvılcımlarını taşıdığı aşk macerası tamamen küllenme aşamasına girdi. Sevda belki aşık olabilirdi belki Ender o kızı gerçekten sevmiyordu ama Sevda onların arasına girmeyecekti. En azından onlar ayrılana kadar sesini çıkarmayacak, sabredecek ve sadece onları izleyecekti.

    Aradan geçen birkaç haftadan sonra sınıf iyice birbirini tanımaya başlamıştı. Sevda’ da yanına arkadaş edinmişti adı Merve’ ydi. Sevda’ ya göre birkaç santim daha uzun boylu, koyu kahverengi saçlı, belli olmayan bir şekilde mavi gözlü, şirine tipli bir kızdı. O da Sevda gibi derslerini önemseyen biriydi ve o da İzmir’ liydi.

    Aslında Sevda sadece görüntüde derslerine önemseyen biriydi. İçinde kopan Ender fırtınası gittikçe büyürken ne o ne de başka biri durduramıyordu. Sevda’da zaten sadece bu kopan fırtınayı izlemekle yetiniyordu. Çok samimi olduğunu düşündüğü Merve’ ye bile bu durumu hiç söylememişti. Çünkü Merve, Sevda’ yla sadece derslerini konuşuyordu. Gönül meselelerini hiç açmamışlardı ve Sevda’ da bu durumdan hiç şikayetçi değildi.

    Bugün günlerden Pazartesi ‘ydi ve Sevda’ nın Ender’ i görme günüydü. Haftanın hep bugünlerinde Merve ne kadar konuşmak istese o susturur dersi dinlediğini söylerdi ancak o günlerde sadece Ender’i izlerdi. Hoca dersi anlatmış, dinlemiş dinlememiş umurunda olmazdı. Ama bunu hiç kimse bilmiyordu zaten onunda kimseye söylemek gibi bir niyeti de yoktu.

    O, Ender’ i düşünürken; Ender, Sevda ‘dan bihaber sevgilisini düşünmekteydi. Yine Ender’ e saçma gelen bir sebepten dolayı tartışmışlardı ve yine özür dilemesi gereken taraf her zaman ki gibi Ender’ di. Ender artık bu durumdan çok sıkılmıştı bu aralar İlknur’ la çok tartışmaktaydı ve yine suçsuz da olsa Ender özür dilemek zorundaydı. Tabii ki Sevda’nın bu olup bitenden haberi yoktu. Ender bu sorunlarını biriyle konuşup dertleşerek rahatlamak istedi ancak çevresinde menfaati olmayan, güvenebileceği biri yoktu.

    Ders bitmişti. Ender sıkıntılıydı ve bu durumu Sevda tarafından hemen farkına varılmıştı. Sevda merak içinde Ender’ i daha fazla incelerken Ender grup arkadaşlarıyla beraber gitmemiş, yalnız kalmak istemişti. Her zaman ki gibi onu almaya gelen kız arkadaşıyla da gitmek istememişti. Sevda, Merve’ yi bırakmış; Ender’ i göz takibine almıştı. Ender, sınıftan yavaşça çıktı, merdivenlerden aşağı indi, binadan dışarı çıktı, bir an önce kendini dışarı atmak istedi.

    Sevda’ da peşinden gitti. Ender, bir ağacın altındaki banka oturdu ve elleriyle yüzünü kapattı. Ne yapacağını düşünmeye başladı. Sevda, Ender’ in arkasından gitmişti ancak yanına ne diyerek gideceğini düşünürken arkası ona dönük oturan Ender off… diye bir iç geçirdi. Sevda o anda kararını verdi, yanına oturup ona ne olduğunu soracaktı. Ender yine başını ellerinin arasında tutarken Sevda yavaşça Ender’e yaklaştı ve usulca:
    - Merhaba, dedi.

    Ender, kafasını birden kaldırdı. Çünkü kendi başınayken birinin yanına gelmesini beklemiyordu ve irkildi. Ender hafif bir gülümsemeyle:

    - Merhaba, dedi. Sevda:

    - Oturabilir miyim?

    - Ender:


    - Tabii ki, dedi. Sevda, oturur oturmaz Ender’e söz hakkı vermeden konuşmaya başladı.

    Sevda:

    - Biz, dedi. Seninle aynı sınıftayız ama sadece Pazartesi günleri aynı dersi alıyoruz.

    - Bugün dersten çıktığımızda moralin çok bozuktu. Bende seni buraya kadar takip ettim.

    - Neden bu halde olduğunu merak ettim. Belki yapabileceğim bir şey vardır diye seninle konuşmak istedim, dedi.

    Ender, hem onu anlayan biri olduğu için memnun hem de neden bu hiç tanımadığı kızın ona yardım etmek istediğini sorgular bir şekilde Sevda’ ya baktı. Ender’ e göre bu karşındaki kişi ya sevgilisi ya da arkadaşlarından biri olmalıydı ama değildi. Karşısındaki kişi hem bir kızdı hem de adı bile bilmediği, hiç tanımadığı biriydi. Ve Sevda için değişen bu duygular artık Ender için de değişecekti.
    Ender bir süre Sevda’yı süzdü. Kız ona göre bayağı endişeli görünüyordu. O da önce kendini tanıtmakla başladı işe.
    Ender:
    - Ben Ender, dedi. İkinci sınıftayım. İstanbul’ luyum. Kendimce sorunlarım var ve halledemiyorum. O yüzden yalnız kalmak istedim. Peki, sen kimsin? Dedi.

    Sevda:

    - Ben Sevda, bende İzmir’ liyim. Ayrıca adının Ender olduğunu biliyorum ve sorunların olduğunu da görebiliyorum. Ben sadece yardım etmek isterim, dedi.

    Ender:

    - Üzgünüm ama bu senin yardım edebileceğin türden bir sorun değil ve seni hiç tanımıyorum bana neden yardım etmek istiyorsun ki?

    Sevda:

    - Ben senin için üzülüyorum, deyiverdi birden. Ender’ i daha bir merak dalgası sardı.

    Ender:

    - Benle ilgili ne biliyorsun da benim için üzülüyorsun? Dedi.

    Sevda:

    - Sen çevrendekilere kendini nasıl anlatıyorsan bende o kadarını biliyorum belki de daha fazlasını.

    Ender:

    - Ben insanlara nasıl anlatıyormuşum kendimi, bana anlat da bende bileyim.

    Sevda:

    - Sen, dedi. Sanki içinle dışın farklı iki karakter gibi. Arkadaş sürünün yanındayken gülüyorsun, eğleniyorsun, espriler yapıyorsun ama bunların hepsini sen yapıyorsun onlar değil. Bir süre sonra sıkılıyorsun ve onlarla takılmaktan vazgeçip kız arkadaşının yanına gidiyorsun. O ise seni daha fazla boğuyor gibi görünüyordu, genel olarak en azından bana öyle geliyor. Sanırım en büyük sorunun ise o kızla ilgili seni çok kıskanması yani başını ondan başka bir yöne çevirdiğinde tartışmanız başlıyor, Sevda bunu söyledikten sonra kızın kavga sırasında aldığı surat ifadesi aklına geldi ve güldü.
    Ender ise Sevda’nın bu kadar şeyi nasıl bilebildiğini şaşkınla izledi. Söylediği tek şeyse:
    - Bunları nereden biliyorsun? Oldu. Sevda, ona sadece gülümsemekle kaldı.

    - Biz ne kadar zamandır bu okuldayız diye sordu. Ender ne dediğini anlamayarak sadece ne diyeceğini, lafı nereye getireceğini düşünüyordu. Çok şaşırmış olacak ki Sevda tekrar açıklama isteği duydu.

    - Yani ben desem daha iyi olacak, dedi. Ben bu okula geldiğim ilk günden beri seni takip ediyorum. Seni sadece görerek tanımaya ve anlamaya çalışıyorum. Seninle tanışmak bugüne nasipmiş, dedi ve güldü. Ender ise Sevda’nın bu söylediklerini şaşkınla hatta ağzı açık bir tepki vererek dinledi. Çünkü böyle bir şeyler demesini beklediği en son kişi karşısındaki kızdı hatta en son bile değildi. Ve sadece adını bildiği bu kız, onunla ilgili genel olarak bir fikre sahipti ve o bu kıza hiç dikkat etmemişti hatta aynı sınıfta olduklarını bile o an öğrenmişti. Şaşkındı, ne diyeceğini bilmiyordu.

    Ender:

    - Sana neden güvenmeliyim, neden bana yardım etmek isteyesin ki, üstelik seni tanımıyorum bile! diye sordu. Sevda ne diyeceğini bilemez halde başını öne eğdi. Ne demeliydi Ender’ e seni deli gibi seviyorum dese olmazdı, hem utanırdı. Bir daha bakamazdı onun yüzüne. Hem Ender’i tatmin edecek hem de bu soruyu geçiştirecek bir cevap vermeliydi. Bir süre düşündü ve:

    - Biriyle dertleşmek istersen onu tanıman gerekmez. Bana güvenebilirsin. Sen şu çevrendeki arkadaş sürünle tanışıyorsun da ne oluyor ki yine de yalnız kalmak istiyorsun. Eminim onların sana ne olduğuyla ilgili bir fikirleri yoktur, dedi.

    Ender, bunu hiç beklemiyordu. Karşısındaki kız gerçekten onun için endişeleniyordu, onu merak ediyordu. Bu Ender’ in hiç alışık olmadığı bir durumdu. Önemsenmek, işte bu kelime Ender’ de hiç olmayan bir kelimeydi. Karşısındaki kızın onu önemsediği görebiliyordu. Belki ona aşıktı bile, tabii ya başka ne olabilirdi ki bu kız Ender’e sırılsıklam aşıktı. Yoksa Ender’le ilgili bu kadar şeyi nasıl görebilmişti ki. Peki, Ender ona gerçekten güvenebilir miydi?
    Ender:

    Sadece bana aşık ve beni merak etmiş ama ona anlatabilir miyim? Ama birine anlatamazsam da rahatlayamayacağım, dedi kendince. Hem bana aşıksa daha kolay olur her şey, dedi. Ve belki de hayatında bir daha yapmayacağı şeye birkaç saniye içinde karar verdi. Bu kıza kendini anlatacaktı. Ve ondan ne yapması gerektiği konusunda yardım isteyecekti. Hem bu kız onu dışardan gözlemlemişti, Ender’in dışarıya yansıttığı kişiliği hep merak ederdi Ender bunu da bu sayede öğrenmiş olacaktı.
    Ender:
    - Tamam, dedi. Sana sorunlarımı anlatacağım. Sevda bir anda kendini toparladı, heyecanlandı ve bütün dikkatini ona odakladı.

    - Ama, dedi Ender. Birkaç şartım var. Seni tanımıyorum. Böyle bir deliliği neden yapıyorum onu da bilmiyorum. Bak sana güvenmiyorum ama anlatmaya ve rahatlamaya ihtiyacım var o yüzden sakın sana karşı bir şeyler hissettiğimi düşünme. Çünkü bu olmayacak bir şey. Sevda bunu duyunca çok üzüldü yeniden filizlenme başlayan aşk tohumları birden yine çürümüştü. Ama dedi kendince, beni tanımaya daha yeni başladı belki beni sevebilir, diye düşündü.

    Sevda:

    - Tamam, dedi. Merak etme seni kendime aşık etmek gibi bir niyetim yok. Sadece yardım etmek istiyorum ve seni dinliyorum.
    Ender, aklına gelen ve canını sıkan sorunlarını tek tek Sevda’ya anlattı. Kız arkadaşıyla ilk tanışmaları, ardından nasıl bir ilişkisi olduğu, neler değiştiği, kız arkadaşıyla ilgili neler düşündüğü ve daha birçok şey… Sevda bütün bunları da öğrenince aslında Ender’in İlknur adındaki bu kızı sevmediğini düşündü. Ona göre Ender’in ondan ayrılamamasının sebebi kıza bağlanmış ve ona alışmış olmasıydı. Aslında İlknur; yeşil gözlü, sarışın, Ender’den biraz daha kısa ve çok güzel bir fiziğe sahip olan bir kızdı. Hatta tarafsız bir göz İlknur’la Ender’in birbirine çok yakıştığını söyleyebilirdi ancak bu gözün sahibi hiçbir zaman Sevda olmayacaktı.
    Sevda:
    - Ben bunları duyduğuma çok şaşırdım. O kızdan böyle şeyler beklemiyordum. Ben gerçekten üzüldüm. Peki, bu kızın bu tür istekleri karşısında ne yapıyorsun? Sevda bu sorunun cevabını gerçekten çok merak ediyordu. Sonuçta bir kız bunları nasıl isterdi ki erkek arkadaşından, Sevda’nın kendisi bile utandı bu duydukları karşısında.

    Ender:

    - Hiç, dedi. Onu hep tersliyorum. Mahcup bir halde. İkisi de bir ara hiç birbirlerine bakamadılar. Sessizce oturdular. Bu sessizliği Sevda bozdu.

    - Ondan ayrılmalısın, dedi. Ender, onun böyle diyeceğini zaten biliyordu. Siz birine aşıksanız onun neden sevgilisinin olmasını istersiniz ki. Hatta isteyeceğiniz en son şey budur.

    Ender:

    - Bunun diyeceğini zaten biliyordum. Bunu söylemen için sana derdimi anlatmadım bir çözüm bulmama yardım etmen için seninle konuştum, dedi. Sevda, Ender’in bu kızdan ayrılmasının zor olduğunu anladı ama ayrılması gerektiğini ikisi de biliyordu. Bunun arkasında başka bir sorun olmalıydı. Ender neden o kızı bırakamasın ki? Bir erkek için çok da zor olmayan bir durumdu ona göre.

    Sevda tekrar:

    - Ondan ayrılman gerekli, bunu kendim için istemiyorum. Aslında bunu söylerken çok da masum değildi. Bunun olmasını hem istiyordu hem de Ender için gerekliydi. Ben diye devam etti. Ben gerçekten üzgünüm ama ayrılmanı kendim için istemiyorum. Aslında ayrılırsan bunun bana ne gibi bir faydası olacak ki? Diye sordu.
    Ender kendince ona hak verdi. Yani eğer Ender istemezse bir daha görüşmezdi. Selam bile vermezdi kaldı ki Sevda’ya karşı bir şeyler hissedecekti. Sevda’ya baktı ve buna ihtimal vermediğini kendince onayladı.

    Sevda; kumral, 1.70 cm boylarında, kahverengi gözlü, düz koyu kestane renginde uzun saçları beline kadardı. Aslında uzaktan bakıldığında sempatik bir tipi vardı ama Ender’e göre değildi. Sade giyinmeyi seven Sevda, Ender’le tam zıt bir giyim gösteriyordu. Ender, 1.80 cm civarında bir boya sahiptir ve renkli kıyafetleri tercih eder, kot pantolon üzerine t-shirt ya da sweet giyer. Baskılı t-shirtleri daha çok sever hatta onun üzerine de ceket giyer. Sevda ise sade olmaktan hoşlanır. Tek renk kıyafetleri vardır ve makyaj yapmak ona göre zaman kaybıdır. Ender, sadelikten hoşlanmaz. Karışık renkli şeyler onun daha çok dikkatini çeker.
    Sevda:
    - Neden o kızdan ayrılamazsın?, diye sordu. Ona alıştın mı, onu sevdin mi? Neden ayrılamazsın?

    Ender:

    - Onu sevmiyorum, zaten sevemem de ama ondan ayrılamam. Bu benim için her şey bitti demek olur.

    - Madem onu sevmiyorsun neden çok sıkıntın var, neden onu bu kadar önemsiyorsun?

    Ender:

    - Çünkü , dedi. Çünkü … Bunu yapamam. Sadece bu kadarını bil.

    Sevda:

    - Tamam ama bir gün bunu da yine bana söyleyeceksin. Bundan eminim. Sen bana en önemli şeylerini anlattın bunu da anlatabilirsin, dedi.
    Sevda haklıydı, Ender ona gerçekten hiç kimseye anlatmadığı sorunlarını bir yabancıyla paylaşmıştı. Daha kötü ne olabilirdi ki.
    Ender:
    - Pekala , ben o kıza ailem için dayanmak zorundayım. Çünkü o kız bir aile dostumuzun kızıydı. Annesi ve babasını birkaç yıl önce kaybetti ve bütün miras ona kaldı. Babamın da mali sorunları olmaya başlayınca, İlknur ve benim aramı yapmak istediler. Kızın hiçbir şeyden haberi yok. Aslında ailem bunları bildiğimi bile bilmiyor.

    Sevda:

    - Buna inanmıyorum, dedi. Zorla evlendirilmelerin sadece televizyonda birer hikaye olduğunu sanırdım. Ama gözümün önünde olup bitenden haberim yokmuş. Bu cümleleri şaşkınlık içinde söylemişti. Hatta o kadar şaşırmıştı ki konuşmasını bitirse bile şaşkın haline devam etmişti.

    Ender:

    - İşte böyle, dedi. İşte benimle ilgili neredeyse her şeyi biliyorsun. Sevda onu durdurdu ve:

    - Hayır, dedi. Senin sadece sorunlarının ne olduğunu biliyorum. Sen kimsin, ne seversin ne sevmezsin, ne yer ne içersin, bunların hiçbirini bilmiyorum. Ama öğrenmek isterim, dedi. Ender ona güldü. Sevda böyle bir ifade takınmasını beklemiyordu. İçi bir anda sevgiyle doldu.

    Sevda:

    - Baksana kafeterya da bir şeyler yemeye ne dersin. Hem bu sayede beni daha yakından tanımaya başlarsın.

    Ender:

    - Tamam, dedi. Bu arada seni unutup yemeğime odaklanırsam hiç şaşırma, o kadar acıkmışım ki.
    İkisi de banktan kalkarken gülüştüler. Sevda, beni tanımak istiyor diye heyecanlanırken; Ender, ne kaybederim ki diye düşünüyordu. Yanyana giderken utana sıkıla giden bu ikili ileri ki zamanlarda nelerle karılaşacaklarından habersiz, yeni arkadaşlıklarının heyecanı içindeydiler.
    O konuşmalarında sonraki derslere ikisi de girmediler. Aralarındaki sohbet saatler geçtikçe bayağı koyulaşmıştı. İkisinin de artık birbirleriyle ilgili az çok bir fikri vardı.

    Onlar birbirleriyle konuşup espriler yapıp gülüşürken. İlknur göründü birden kafeteryanın girişinde. Sevda kendini bir topladı, güçlü görünmeliydi. En azından Ender’in karşısında. Ender, İlknur’un geldiği yöne arkası dönük oturuyordu. Sevda ise İlknur’un geldiği yöne dönüktü. İlknur’un önce merakla bakan gözleri, Sevda’nın Ender’i güldürecek şeyler söylemesiyle birden ciddileşti. İlknur, onları fark edip Ender’in yanına gelirken Sevda artık tamamen savunma durumuna geçmişti.
    İlknur:
    - Ender burada ne işin var? Dedi. Sevda’yı soran gözlerle, yalnız kalmak istediğini düşünüyordum. Ender, ne diyeceğini bilemez halde.

    - Biz öyle konuşuyorduk. Bizim bölümde okuyormuş, ilerde yardımcı olurum diye tanışmak istediğini söyledi.
    Ender, İlknur’a Sevda ile ilgili yalan söylemişti. Elbette ona senin yerine onunla dertleşiyorum diyemezdi. Ama böyle de yalan söylememeliydi. Sevda için yalan söylemek aciz insanların işiydi. Ender’de onlardan biri olmuştu. Sevda bir anda Ender’ den soğuduğunu hissetti. Onun tahammül edemeyeceği tek şey şimdilik yalan söylemekti ve tanıdıkça daha çok aşık olduğu kişi şimdi gözünün içine baka baka yalan söylüyordu.
    İlknur:
    - Ender madem tek kalmak istemiyordun bana da söyleyebilirdin. Bu tanımadığın kızla konuşmana gerek yoktu. Kim bilir seni ne kadar sıkmıştır, dedi. Sevda kızın karşısında hiçbir şey diyemiyordu. O Ender’in söylediği yalanda kalmıştı, o ana dönemiyordu.

    Ender:

    - Hayır, hiç sıkılmadım hatta çok eğlendim dedi ve Sevda’ya gülümsedi. Sevda şimdi biraz daha iyiydi. İlknur, iyice kızmıştı sanki patlamamak için kendini zor tutuyordu.

    İlknur:

    - Kadir amcamı bir arayayım istersen. Beni merak etmiştir, dedi. Ender hemen İlknur’un elindeki telefonu kaptı ve:

    - Tamam tamam, sadece sana şaka yaptım, dedi. Biz sadece konuşuyorduk öylesine. Aslında bende seni bekliyordum, dedi.
    Sevda daha ilk şoku bile üzerinden atamamışken ikincisiyle tamamen sarsılmıştı. İlknur’a onu beklediğini söylemişti ama onca saat geçen muhabbetlerde İlknur’dan hiç bahsedilmemişti. Adı geçse bile Ender’in gülen yüzü hemen soluyordu. Sevda ‘nın en son istediği şey Ender’in yüzünün asılmasıydı. O yüzden geçen sohbet boyunca İlknur’un adının geçmemesine özen göstermişti.
    Ender İlknur’a:
    - Hadi gidelim, sıkılmaya başlamıştım zaten, iyi ki de geldin, dedi.

    İlknur birden neşe ile doldu. Ender’in elinden sıkıca tuttu ve Sevda’dan uzaklaşmaya başladılar. Sevda bütün bu yaşananların etkisi altında onların sadece arkasından bakıyordu. O anlarda İlknur arkasını dönüp Sevda’ya baktı ve aşağılar gibi sırıttı. İşte o anda Sevda’nın gözyaşı pınarları dolmaya ve hatta taşarak gözlerinden süzülen birkaç damla yaşa dönüşüverdi.

    Sevda birkaç saat daha masada tek kaldı. Kendini ne kadar tutmaya çalışsa da gözyaşları akıp gitti. Ender neden yalan söylemeye ihtiyaç duymuştu ki. Üstelik İlknur’a iyi ki geldin demişti. Onlar konuşurken İlknur’un adı bile geçmemişti. Neden böyle bir şey demiş olabilirdi. Neden?

    Hava kararmak üzereydi. Sevda artık oturduğu yerden kalkmalı ve eve gitmeliydi. Ama o kadar yorgun hissediyordu ki kendini orada öylece kalabilirdi. Derken Mustafa aradı. Sanki çok üzüldüğünü anlamıştı da merak edip aramıştı. Aslında birkaç saniyeliğine düşününce Mustafa Sevda’yı çok üzgün ve mutsuz olduğu zamanlarında yanında olan kişiydi. Yine bir yerlerden hissetmiş olacaktı ki Sevda’yı arıyordu. Mustafa; kumral, mavi gözlü, Ender kadar uzun boylu olmasa da Sevda’dan daha uzundu. Ve Sevda’nın hem çocukluk arkadaşı hem de liseye kadar ki eğitim yılı boyunca onu yalnız bırakmayan tek arkadaşıydı.

    Birçok konuda Mustafa danıştığı gibi bu konuda da ona danışacaktı. Ama Ender’in sırlarını ona anlatmayacaktı. Üstü kapalı bir şekilde anlatacaktı ve Ender’in neden böyle bir şey yaptığını soracaktı. Bütün bunları birkaç saniye içinde düşündü. Gözyaşlarını sildi. Gırtlağını temizledi. Ağladığını anlamasını istemiyordu. Gerçi Mustafa artık Sevda’nın içini okuyabiliyordu. Bu yüzden Sevda’nın kendini toparlamasına gerek yoktu. Sevda telefonu açtı.
    - Efendim Mustafa!

    - Merhaba Sevda, nasılsın? Aklıma geldin birden sesini duymak istedim. İyi misin?

    - Evet iyiyim Mustafa, merak etme teşekkür ederim.

    - Emin misin sesin hiç de iyi gibi gelmiyor bana. Neredesin? Yanına gelmemi ister misin?

    - Yok yok, gerçekten gerek yok. İyiyim ben için rahat olsun, dedi Mustafa’ya.
    Mustafa bu cevabından hiç tatmin olmadı ve:
    - Neredesin, dedi. Evdeysen eğer yanına gelmek istiyorum.

    Sevda:

    - Evde değilim. Aslında bugün hiç gitmedim. Ben yalnız kalmak istiyorum Mustafa. Sonra konuşalım olur mu? Lütfen, dedi.

    Mustafa:

    - Tamam ama mutlaka konuşmamız gerekli. Seni çok merak ediyorum şu anda, dedi.

    Sevda:

    - Tamam, sen merak etme beni. İnan daha iyiyim. Kendimi toparladığımda yanına uğrarım. Şimdi kapatayım kendine iyi bak, görüşürüz dedi.

    Mustafa:

    - Sende kendine iyi bak ve dikkatli ol. Ve mutlaka yanıma uğra. Hoşça kal dedi.

    Telefonu kapattı. İşte şimdi her şey arapsaçına dönmüştü. Mustafa ne yapıp yapıp Sevda’nın canını ne sıkmışsa, onu ne ağlatıyorsa öğreniyordu. Sevda onun karşısında çok rahat davranıyordu hatta kendini kendi gibi hissettiği yer Mustafa’nın yanıydı. Sevda bir anda ağlamayı unuttu ve off! layarak eline çantasını ve kitapları alıp evin yolunu tuttu. Sevda eve girdi, ayakkabılarını ve montunu çıkardı. Kitaplarını odasına bıraktı, annesine sofrayı hazırlamada yardım etmek için mutfağa gitti.
    Annesi:
    - Hoş geldin kızım neredeydin bu saate kadar?

    - Hiç anne arkadaşlarla vakit geçirdik biraz.
    Sevda kısmen de olsa yalan söylememişti. Sonuçta Ender’le vakit geçirmişti ve o arkadaş olmuşlardı. Sen ne yaptın bugün? dedi annesine,
    - Bende yine babaannenle uğraştım bütün gün. Gezmek istedi yine. Yemeği yapmam bu saati buldu işte. Gel de salatayı sen yapıver.

    - Tamam anne.


    - Eee ne yaptınız bakalım arkadaşlarınızla anlat bakalım.
    Sevda, bu soru karşısında ne diyeceğini bilemeden:
    - Hiç annecim sohbet ettik öyle. Dersler nasıl, hocalar nasıl, sınavlar nasıl olur gibi işte öyle yani. Gelirken de yürümek istedim biraz da ondan geciktim dedi.
    İşte bu konuda yalan söylemişti. Sevda yalan söylemenin vicdan azabıyla annesinin yüzüne bakamıyordu. Annesi:
    - Sevda, hadi babanı çağır dükkandaydı. Gelsin yemekler hazır hadi.

    - Tamam anne.
    Sevda, babasını çağırmak için evden çıktı. Babasının ayakkabı dükkanı birkaç sokak ötedeydi. Babasının yanına giderken Mustafa’yı gördü. Mustafa onu görür görmez hemen yanına koştu.
    - Nasılsın? Seni gerçekten merak ettim, dedi kollarından tutup sıvazlarken.

    - Sevda:


    - İyiyim, babamı yemeğe çağırmaya gelmiştim. Sonra da seninle konuşmak için ondan izin isteyecektim, dedi.

    - Tamam, dedi Mustafa. Sevda babasını çağırmak için dükkana girdi. Babası da ayakkabı dükkanında onu bekliyordu.
    Babası, Sevda’yı çok seviyordu. Tek çocuktu, dolayısıyla babasının bir tanesiydi. Babası, Sevda’dan daha kısa boylu, gözleri koyu kestane renginde, saçları gri-siyah karışımı rengindeydi. Klasik Türk babaları gibi bıyıklı ve göbekli bir adamdı. Adı, Sebahattin’ di.
    Sebahattin Bey:
    - Hoş geldin kızım, dedi. Bende seni bekliyordum. Sen bekle montumu alıp çıkalım. Gülümsemeyle beraber demişti bunları.

    Sevda:

    - Tamam baba, bekliyorum.
    Babası montunu aldı, dükkanın kapısını kapattılar ve kepenklerini indirdiler. Sonra da Sevda babasının koluna girdi ve eve gitmeye koyuldular. Yolda yürürken Sevda, babasına:
    - Yemekten sonra Mustafa’yla konuşabilir miyim? diye sordu.

    O da:

    - Tabii kızım, dedi.
    Sonuçta Mustafa, mahallenin çocuğuydu ve Sebahattin Bey’in karşısındaki marketi babasıyla beraber işletiyordu. Mustafa, liseden sonra üniversite okumaya gerek görmedi ve babasının yanında işe başladı.

    Sebahattin Bey, Mustafa’ yı tanıyordu ve ona kızını emanet edecek kadar güveniyordu. O yüzden Sevda ne zaman babasından Mustafa’yla ilgili izin istese Sebahattin Bey gözü kapalı izin verirdi. Hatta Mustafa’nın babası Halil Bey’le aralarında Sevda ve Mustafa’yla ilgili şakayla karışık bir muhabbetleri vardı. İlerde Sevda ve Mustafa’yı baş göz etmekti. Ama Sevda üniversiteyi kazanıp Mustafa markette çalışmaya başlayınca babaların bu isteği ne yazık ki sona ermişti.

    Ama… Ama Mustafa’nın içinde yanan ateş çocukluk çağlarından beri devam ediyordu. Bundan ne Sebahattin Bey’in haberi vardı ne Halil Bey’in ne de yıllardır Mustafa’ yı can dostu olarak gören Sevda’nın… Hiç kimseye söylememişti. Kendi içinde yaktığı ateşi kendi söndürmeye çalışmıştı uzunca bir zaman önce ama becerememişti. Baş edememişti, hiç bilmediği daha önce hiç tatmadığı bu duyguyla…

    O da sadece kendine gizlemekle yetindi yıllarca. Söndüremedi ama daha da büyüttü içinde, engel olamadı, gücü yetmedi. O da Sevda’ya en yakın dostu rolünü üstlendi. Ona en yakın olacaktı ve onun hayatını her şeyiyle öğrenecekti. Öyle de oldu, Sevda’nın başı ne zaman sıkışsa ilk geleceği kişi Mustafa’ydı, ama Sevda’nın onu aramasına gerek kalmıyordu. Sanki Sevda’ya kötü bir şeyler olduğunda hissetmiş gibi Sevda’yı ya arıyor ya da onu buluyordu. Şimdiye kadar Sevda ondan hiçbir şey saklamamıştı. Ama Ender’le ilgili bazı konuları ona anlatmayacaktı. Bu Sevda’ya göre yalan sayılmazdı, sadece sır tutmaktı.

    Sevda, babasından Mustafa’yla görüşmek için izin aldı. Evlerine giderken başka bir şey konuşmadılar. Eve girdiler, kurulmuş olan sofraya oturdular, yemeklerini yediler ve Sevda Mustafa’yla görüşmek için ailesine bir kez daha danışıp onay aldıktan sonra hava karardığı vakitlerde evden dışarı çıktı.
    Mustafa, onu köşe başında bekliyordu. İlk gördüğünde gizlese de şimdi ki durumu, Sevda’yla ilgili endişeli olduğu gözlerinden anlaşılıyordu.
    Mustafa:
    - Nasılsın, telefonda sesin hiç iyi gelmiyordu. Kötü bir şey olduğunu sandım.

    - Yok iyiyim, merak etme. Sadece ne zaman bir sorun yaşasam yanımda ilk sen oluyorsun. Bu artık iyice şaşırmama neden oluyor, dedi Sevda.
    Mustafa güldü ve:
    - Buna alışman için daha kaç yıl geçmeli şirine, dedi. Sevda’nın yüzünü avuçları arasına aldı ve bir çocukla şakalaşırmış gibi onunla dalga geçmeye başladı.

    - Bıdı bıdı bıdı… Aman da aman… Sevda onun bu davranışlarına hep gülerdi. Gözlerini çevirerek:


    - Hey Yarabbim, ben sana ne yaptım da bu deliyi verdin bana diyerek ellerini havaya kaldırdı. Mustafa buna hemen alındı.

    - Ne yani ben sence deli miyim? Neden şimdi böyle dedin ki? Beni öyle mi görüyorsun?, diye soru yağmuruna başladı.

    Sevda:

    - Dur dur dur… Sakin ol, sadece sana şaka yaptım. Sen benim sadece delim değil, sevimli delimsin. Sen olmazsan ben ne yaparım sonra. Hemen de ciddiye aldın sende. Senin işte bu huyunu seviyorum, sevgili dostum.
    Mustafa’nın gülen yüzü bir anda ‘dostum’ kelimesini duymasıyla yerini ciddiyete bıraktı. Sevda bunu tabii ki anlamadı ve biraz önceki şakayı hala ciddiye aldığını düşünerek:
    - Sende çok nazlanıyorsun ama canım, sadece şaka yaptım., diyerek gülüyordu. Bir süre sonra Mustafa yıllardır sürdürdüğü oyununa devam etmeye başladı.

    - Eee anlat bakalım Sevda Hanım, ne olupbitti bugün?


    - Nereden başlayacağımı bilmiyorum ama bu konu bir erkekle ilgili, dedi.
    Mustafa bunu uzunca bir süredir ilk defa Sevda’dan duyuyordu. Uzun bir süreydi çünkü Sevda gönül meselelerini hep ikinci plana atan biriydi. Lisede bir kişiyi beğeniyordu ama öylesineydi Mustafa’ ya göre. Sevda zaten bu akşam daha değişikti. Davranışları, sesi, gözlerinin ışıltısı bile daha farklıydı sanki. Mustafa, onunla göz irtibatını hiç kesmeyerek Sevda’nın konuşmasına engel oldu ve:
    - Yoksa ona aşık mı oldun., deyiverdi. Bunu dedikten sonra birden yere indirdi kafasını ve daha hiçbir demedi. Sevda, utangaç bir halde sanki bir olay olmuş da sorumlusu kendisiymiş gibi sesini kısarak:

    - Evet, dedi. Sanırım ona aşığım.

    Mustafa hiç bozuntuya vermeden:

    - Peki kim bu ben tanıyor muyum? Mustafa bu soruyu ses tonunun değiştiği göstermemek için bir çırpıda söyleyivermişti.

    Sevda:

    - Yok hayır, tanımıyorsun. Bizim okuldan ikinci sınıf öğrencisi.

    - Adı ne?

    - Adı Ender.

    - Peki ona aşık olduğunu ne zaman anladın?

    - Ben onu okulun ilk gördüm ve aklıma bir anda girdi. Şimdiye kadar hiçbir şey demedim. Çünkü onun sevgilisi vardı bende susmayı tercih ettim. Ama bugün… dedi ve derin bir nefes aldı. Bugün artık her şeyi öğrendi. Ona karşı neler hissettiğimi artık biliyor ve bende onunla ilgili çoğu şeyi biliyorum. Senin anlayacağın o sevgilisinden ayrılamaz ama onunla da olmamalı.

    Mustafa:

    - Peki sen bu kanıya nasıl vardın? Onunla ilgili şeyleri nereden biliyorsun?

    - Çünkü bana anlattı.

    - Nasıl yani anlamadım bugün seninle konuştu mu yani?!

    - Evet, yani hayır. Şöyle ki bugün morali çok bozuktu. Ama önceki günler gibi değildi. Daha da kötüydü. Arkadaşlarıyla takılmadı. Sevgilisine yalnız kalmak istediğini söyledi. Sonra tek başına bir bankta otururken bende onu izledim ve yanına gittim.

    - Eee, peki o ne yaptı?

    Mustafa şaşkındı. Sevda’dan böyle bir cesaret gösterisi beklemiyordu. Sevda pek kimselere takılmazdı ama bu sefer Mustafa’nın işi zordu. Görünen o ki Sevda, Ender ile ilgili kendince çok şey tasarlamıştı ve bunların gerçek olmasını çok istiyordu. Mustafa bu durum karşısında kendine üzülüyordu ve kendine neden bu kadar geç kaldın duygularını açıklamakta diye kızıyordu. O, Sevda’yı Ender’den nasıl uzaklaştıracağını düşünürken Sevda; aklından Ender’le bugünkü konuşmalar geçerken tebessüm içinde anlatıyordu.

    - O, sadece şaşırdı. Onunla ilgili ayrıntıları ona söyleyince. Sıkıntıların nedir diye sorduğumda söylemek istemedi herkes gibi. Bana güvenmesini çok istedim ve galiba Allah’ta sesimi duydu ve bana anlattı. Ama nasıl güvendi de anlattı inan ki bende bilmiyorum. Hala bazı şeylerin şokundayım, dedi gülerek.

    - Peki sana karşı bir şeyler hissediyor muymuş, dedi Mustafa içi kan ağlayarak.


    - Sanmıyorum, benimle aynı sınıfta ders aldığını bile bugün öğrendi. Kaldı ki bana karşı bir şeyler hissetsin, dedi Sevda gülümsemesinin yerini bir anda asık bir surat aldı.

    - Tamam Sevda, asma suratını bak daha yeni tanışmışsınız belki ilerde seni tanıdıkça sever. İçinden de tıpkı benim gibi dedi ve Sevda’dan gözlerini kaçırdı.
    Sevda belki sever beni düşüncesiyle aklı başından gitmiş bir halde sırıtarak hayal alemine girerken. Mustafa birden, Sevda’nın aklını başına getirecek bir soru sordu.
    Mustafa:
    - Peki bu çocuğun derdi, sıkıntısı neymiş?

    - Şeyy… yani ben… gibi kıvranırken Mustafa anlayışlı bir şekilde başını yukarı aşağı sallarken:

    - Tamam tamam, söyleyemezsin. Karşımda kıvranmana gerek yok. Söyleyemem deseydin seni anlardım, dedi Sevda’ya alınarak.

    - Mustafa inan ki ben şu an nasılım onu bile bilmiyorum. Ne yapmam gerek, nasıl bir ruh halinde olmalıyım, neler hissetmeliyim, ne düşünmeliyim bunları bile bilmiyorum ve düşünemiyorum da.


    - Ama o seninle sorunlarını paylaştı diye, senden hoşlanmasını da bekleyemeyiz sonuçta, dedi ve bira önceki düşüncelerinin aksine bir şey söyleyerek Sevda’yı şaşırttı.
    Sevda, sen ne dediğinin farkında mısın der gibi bir ifadeyle gözlerini Mustafa’ya dikti. Mustafa onun bu durumunu garipseyerek:
    - Ne? Niye öyle bakıyorsun ki şimdi? Ne dedim ben? Sadece olabilecek şeyleri söylüyorum hepsi bu, dedi kendini savunurcasına.
    Sevda:
    - Sen Ender’i kıskanıyorsun galiba!

    - Ne alaka Sevda, onu görmedim bile.


    - Yok yok, sen aramıza girer de bu sıkı dostluğumuzu bozar diye korkuyorsun ve onu kıskanıyorsun, dedi alay eder gibi.

    - Ne korkması canım, üstelik kıskanmıyorum da.
    - Hadi ama itiraf et… Onu senden daha çok severim diye kıskanıyorsun değil mi?
    Mustafa, zaten onu Sevda’nın sevmeyeceğinden emin bir halde kendince canı yanarken bir de Ender’in Sevda’yı sevebilme ihtimaliyle karşı karşıya kalmış ve dertlenmektedir.
    - Aslında biraz, ama…

    - İşte işte, söyledi söyledi… Yaşasın sonunda itiraf etti.


    - Ama, ama bu beni ilgilendirmez. Sonuçta bu hayat senin ve istediğini sevebilirsin, dedi kederle.
    Sesi titremişti ve biraz önce havalara uçan Sevda bir anda ciddileşti ve bir çocuk gibi Mustafa’nın omzuna yaslanıverdi, sanki bir kabahat işlemiş de affetsin der gibi gözünü Mustafa’dan ayırmadan ona bakıyordu. Ama Mustafa ona bakmayı bırak öne eğdiği kafasını kaldırmıyordu bile. Sevda, buna üzüldü ve çocuk taklidi yapmaya başladı, sesini şirin çocuklar gibi çıkartarak:
    - Muttafa, ösüy dileyim. Bak valla seni daha şok sevicem, inan ki diyerek sırıtmaya başladı ve Mustafa’ ya sarıldı.

    Mustafa, Sevda’nın bir anda ona sarılmasını beklemeyerek ellerini açtı şaşkınlıkla sonra o da sarıldı Sevda’ya. Önce mis gibi kokan saçlarını kokladı sonra yıllardır neden ona açılamadığını düşündü ve tekrar kızdı kendine. Avuçlarının içine aldı saçlarını, bir an gözleri dolu dolu oldu.
    Mustafa:
    - Tamam benim şeker kızım, Muttafa üzmez seni…
    Sevda, ona güldü yüzüne bakarak ve:
    - İyi ki varsın! Yoksa ben ne yapardım, dedi.
    - Sende iyi ki varsın Sevda, yoksa benim başımın belası kim olurdu, diyerek bir kahkaha patlattı. Sevda buna alınmış gibi:

    - Hıh… Aşk olsun ya ben sana hiç böyle diyor muyum?, diyerek arkasını döndü.

    Mustafa onu ikna etmek için kolundan tutup kendine doğru çevirmeye çalışarak bir taraftan da gülmeye devam ederek:

    - Hadi ama… Hani şaka kaldırabiliyordun? Bak yapınca da arkanı dönüyorsun ama neye inanayım ben, gördüğüme mi yoksa dediğine mi?

    - Ama böyle şaka mı olur yahu?

    - Tamam özür dilerim. Hadi barışalım, hem daha Ender’i anlatacaksın. Daha neden telefonda sesinin kötü geldiğini açıklamadın, dedi.

    - Ah be Mustafa, bunun içine turp sıkılır mıydı ya?

    - Ne dedim ki ben şimdi? Mustafa mahcuptur. Sevda’nın keyfi birden kaçmıştır.

    Sevda:

    - Biz Ender’le konuşuyorduk ben kafeterya ya gidelim dedim o da tamam zaten acıkmıştım dedi. Öyle gittik kafeterya ya orada bizi sevgilisi gördü ve yanlış anladı. Yani yanlış anladığı için mutluydum ama o an gerçekten masumdum. Ama Ender’de anlatamadı. Sonra kız aldı Ender’i gitti. Bana en çok koyan ise Ender’in benimle ilgili yalan söylemesi oldu. Benimleyken sıkıldığını ve o kızı beklediğini söylüyordu. Allah’ım sinirlerim zıplıyor bir anda. Sanki benle muhabbet et diye ona yalvardım ya. Kızı koluna takınca beni umursamadı bile. Giderken dönüp arkasına dahi bakmadı kafayı yememek içten bile değil yani.

    - Tamam kızma sende, belki sana demediği şeyler vardır. Bir kere konuştunuz diye her şeyini anlatmak zorunda değil ya bu çocuk.


    - Ama bana anlatacağını söylemişti, dedi üzülerek.

    - Söylemesi bunu yapacağı anlamına gelmez ki. Hem anladığım kadarıyla ondan hoşlandığını anlamış. Bundan yararlanıp seni kandırıyor olabilir. Ne bileyim dalga geçer belki senle, hatta o kızla bile konuşuyor olabilir ne komikti ya o kız diyerek…


    - İnanmıyorum ya bu benim aklıma niye gelmedi?

    - Valla kızlar, hoşlandıkları erkeklerin çoğu kötü yanını görmezden geliyorlar. Bende bunu hiç anlamam. Aslında o zaman dikkat etmek lazım hal ve hareketlere ama kızlarda bu durum söz konusu bile değil.

    - Mustafa, sen hiçbirini sevdin mi de böyle tecrübeli bir şekilde konuşuyorsun? Ben senden şimdiye kadar hiçbir tane kız ismi duymadım. Hiç mi kimseye karşı bir şey hissetmedin yıllardır yahu?

    - Şeyy… Ben bilmem ki yani bunu hiç düşünmedim, diye yalan söyledi Sevda’nın gözünün içine baka baka. Hem istemiyorum galiba, baksana hep dert açıyor başa dertten kurtarmak bir kenara dursun.

    - Ama öyle düşünme be Mustafa. Sevmek gibisi var mı? Mustafa ne desem de sıyrılsam diye düşünürken babası aradı, eve çağırdı. Mustafa bundan mutlu bir şekilde kurtulmanın sevinciyle:

    - Hadi hadi. Peder beni çağırıyor. Bırak şimdi sevmeyi aşkı…

    - Her seferinde böyle kurtuluyorsun arkadaş ya seviyorsun birini ama söylemiyorsun bana. Bak gör sevdiğin kızı bende öğrenmezsem.

    İkisi oturdukları yerden kalktılar. Mustafa, Sevda’ya giderken üzülmemesini hatta bugünü yaşanmıyormuş gibi düşünmesini istedi. Sevda, Ender’le ilgili bu sohbet açıldığında yine sus pus oldu, sadece dinledi hiçbir şey demedi. Mustafa anladı ki bu kız Ender’le bu sohbeti çok kafaya takıyordu. Üzerine gitmek istemedi. Onun başka birini düşünüyor olması fikrine bile daha yabancıyken, Sevda’ya Ender konusunda bir şey diyemezdi. O da şimdilik sadece susmayı seçti.

    Diğer günler Sevda için çok monoton geçti. Gözleri hep Ender’i aradı ama yoktu. Arkadaş sürüsünü birkaç kez gördü ama ne Ender vardı ne de İlknur. Merve’yle beraber vakit geçirdi o da sürekli. Merve ona ne olduğunu sorunca özel bir durum canım benim anlatamam demişti.

    Derslere girdiler, vize tarihlerini aldılar, kafeteryada oturdular ama tüm bunları yaparken onun aklı tek bir yerdeydi. Ender kaç gündür nerede? Birkaç gün sonra endişelenmeye de başlamıştı. Ya başına bir şey geldiyse ya buna ben sebep olduysam! Kaç gündür niye okulda değildi, neden gelmiyordu? Eğer başına bir iş gelseydi arkadaş sürüsü de olmazdı. Demek ki başka bir şey olmuştu. Ama ne?

    Hafta sonu Mustafa’nın yanına gitti. Ender’in neden ortalıkta olmadığıyla ilgili tahminlerini söylemesini istiyordu. Acaba o mu çok abartıyordu? Şimdi ne yapmalıydı?
    Mustafa:
    - Hayırdır Sevda, hiç iyi görünmüyorsun. Ne oldu? Kötü bir şey mi var?

    - Mustafa, Ender konuştuğumuz günden sonra hiç okula gelmedi. Daha da kötüsü o kızda yoktu. Başına bir şey gelmiş olabilir mi diye korkuyorum. Ne yapayım diye sana sormaya geldim.

    Sevda endişeli ve bir o kadar da korkmuş görünüyordu. Onu bu halde görmek Mustafa’yı eritip bitiriyordu. Ne yapmalıydı ki? Ona Ender’le o kızın dalga geçtiğini söylese neden şimdiye kadar sesleri çıkmamıştı. Vardı bunda bir iş ama o bile tahmin etmekte zorlanıyordu. Üstelik Sevda’nın o çocukla ilgili endişesini görünce ayakta duracak takati kalmamıştı. Onu yıllardır seviyordu ve o başka birini düşünüyor, başka birini seviyor ve onu Mustafa’ya anlatıyordu. Bunun kadar ağır gelen bir yük daha var mıydı? Peki, Mustafa bu yükü nasıl kaldırabilecekti?

    Mustafa bu Ender konusunda bir şey yapmalıydı. Onu bulsam konuşsam dedi kendince ama onu tanımıyordu bile. Cumartesi sadece bu konuyu düşündü. Ne yapmalıydı? Sonra aklına bir fikir geldi. Pazartesi Sevda’yla beraber gidecekti. Ender’in kim olduğunu öğrenecekti tabii Ender o gün okula gelirse. Enderle konuşacak ve Sevda ile ilgili her şeyi açığa kavuşturmak istiyordu.

    Pazartesi günüydü. Mustafa, Sevdanın bütün ısrarlarına rağmen onunla birlikte okula gitmeye kararlıydı. Sevda hem heyecanlıydı hem de Mustafa’nın endere bir şey yapmasından korkuyordu. Bu yüzden onu okula götürmek istemiyordu. Bu isteği Mustafa nın Enderi bana göster demesiyle daha da kuvvetlendi. Sevda ne yaptıysa Mustafa’yı ikna edemedi, beraber okula gittiler.

    Sevda Mustafa’yı Merve’yle tanıştırdı. Üçü kafeteryada oturup sohbet ederken içeri önde Ender ve sevgili arkada enderin arkadaş sürüsü girdi. Sevda Enderi görünce hem heyecanlandı hem de korktu. Mustafa’ya baktı ve enderi göstererek:
    - İşte bu o, dedi.

    Mustafa:

    - Hangisi?

    - Şu kızın elini tutan çocuk.
    Mustafa, şöyle bir süzdü Ender’i. Fena bir tip sayılmazdı. Sevda’yı kıskandığından mıdır bilinmez yakışıklı bile görmedi kendince. Sevda’ya:
    - Tamam, ben gidiyorum siz keyfinize bakın. Çıkışta görüşürüz. Merve’ ye döndü ve el sıkışarak tanıştığıma memnun oldum, dedi gülümseyerek.

    - Bende, dedi Merve.
    Mustafa, kafeteryadan çıkarken bir daha unutmamak için Ender’e tekrar baktı. O gidene kadar Ender, tayfası ve sevgilisi oturmak için bir yer bulmuştu bile. Sevda, Ender’i iyice inceledi. Bir gariplik vardı onda sanki kötü bir şeyler olmuştu, yüzü asıktı. Ama bunu sadece Sevda görebilirdi. Çünkü onun mimik hareketlerini artık öğrenmişti ama bu hali çok garipti.

    Ve bir anda bir şey gördü. Kendi de inanmadı önce, serap mı görüyorum diye sordu kendine. Gözlerini kapatıp açtı hala aynı durum söz konusuydu. Bir anda beyninden vurulmuşa döndü. Ender’in parmağında yüzük vardı. Önce inanmadı sonra İlknur’un parmağındaki tek taş yüzüğün ışıltısını görünce tekrar yıkıldı. Bir haftadır Ender ortalıkta yoktu ve bunun sebebi de Ender’in nişanlanmış olmasıydı. Sevda’nın bunu anlamasıyla başından aşağı kaynar sular dökülmüş gibi oldu. Merve, Sevda’nın bu hallerinin sebebinden bihaber ona ne olduğunu sormakla kaldı.
    - Hiç, dedi Sevda. Sadece bunu diyebilmişti. Kelimeler boğazında düğüm düğüm oldu. Konuşamadı. Ender’e baktı ve gözyaşlarına hakim olamadı. Merve’ye:

    - Hadi Merve artık gidelim kalk!

    - Ama daha dersin başlamasına çok var.


    - Merve, hadi!

    - Tamam tamam, dur bekle! Ne bu acele? Merve çantasıyla montunu alana kadar Sevda çoktan toplanıp kafeteryadan çıkıyordu bile.

    Giderken mecburen Ender’in olduğu masanın yanından geçmek zorundaydı. Geçerken kafasını kaldırmayacaktı ama yapamadı. Önce Ender’e baktı ama o onu fark etmemişti bile sonra İlknur’a ve parlayan yüzüğüne baktı. İlknur’la göz göze geldiler ve İlknur yine küçümseyen bir bakış attı. Bunun üstüne Sevda tekrar öne eğdi kafasını, Merve’de peşinden koşarak çıktı.

    Çıkar çıkmaz Sevda daha fazla kendini tutamadı ve ağlamaya başladı. Ağladıkça ağladı, durduramadı da kendini. Merve ne olduğunu ve ne yapacağını bilemez halde ona sarıldı. Ama Sevda o sarılınca daha da yüksek sesle ağlamaya başladı.

    Biraz zaman geçti. Ve Sevda içinde ne kaldıysa ağlaya ağlaya dışarı çıkardı ve rahatladı. Sesi azaldı ve sadece küçük bir uğultu şeklinde kaldı sonra o da kesildi. Tamamen rahatladı.

    Kendine geldi. Ders saati geldiğini Merve hatırlatmasa Sevda hala ağlamaya başladığı yerdeydi. Beraber sınıfa gittiler. Bu ders Ender’le olan ortak dersti. Hiç çekilmezdi. Ders başladı ama Ender yine yoktu. Yine bir şeyler olmuştu ama neydi? Bunları artık düşünmeyecekti. Düşünse bile ne için kim için düşünecekti ki. Canı bir kez daha yandı bunu düşünürken.

    Ders bitti, Nasıl bitti? Zaman nasıl geçti? Bunları hiç anlamadı. Ender’i bulmalıydı ve neler olduğunu sormalıydı. Hoca dersi bitirince Sevda ayağa fırladı ve Merve’yi sınıfta bıraktı, sınıftan çıktı. Merve şaşkın bakakaldı. Ama ağladığı için de üstüne gitmek istemedi. Sevda, Ender’i bulmalıydı. Onunla konuşmalıydı ve neler olduğunu öğrenmeliydi. Koridoru geçip merdivenlerden aşağı inerken Merve sesleniyordu:
    - Sevda, beni bekle! Sevda… Ama Sevda onu duymamazlıktan geldi. Fakülteler arasındaki ortak bahçede Ender’i ararken Merve ona yetişti ve:

    - Sana seslendiğimin farkında mısın? Beni bilerek mi duymamazlıktan geldi Sevda?

    - Allah aşkına neler oluyor?

    - Şimdi anlatamam Merve, Ender’i bulmam gerek.

    - Ender mi o da kim? Neden onu arıyorsun?


    - Dedim ya anlatamam. Ama onu bulmalıyım.
    Bunu deyince aklına hemen Mustafa geldi. Ender’e Mustafa’dan önce ulaşmalıydı. .Acele etmeliydi. O sağa koştu Merve arkasından, sola koştu arkasından.

    Sonra Ender’i gördü. Bir duvarın kenarında sırtını duvara dayanmış şekilde duruyordu. Canı sıkkındı. Sebebini Sevda tahmin edebiliyordu ama emin olamıyordu. Onu Mustafa’dan önce bulduğuna çok sevinmişti. Onun yanına doğru gitmeye koyuldu ama ne diyecekti? Benim yüzüme neden bakmadın mı? Neden böyle kötüsün mü? Yoksa direk nişanlanmışsın hayırlı olsun mu? Sonra kafeteryada hiç yüzüne bakmadığı geldi aklına, durdu olduğu yerde. Neden gitmeliydi ki, rezil olduğunun üstüne tekrar mı rezil olmak için.

    Sevda bu düşüncelere dalmışken arkasından gelen sesle irkilir.

    Arkadan bir ses:

    - Sevda ne yapıyorsun burada der.

    Sevda başını çevirince bu sesin Mustafa’ ya ait olduğunu anlar. Sevda cevap verir

    - Hiç öylesine oturuyorum. Senin ne işin var burada.

    Mustafa:

    - Hiç seni arıyordum.

    Sevda:

    - Neden ki?

    Musatafa:

    - Ortalıktan kaybolunca merak ettim. Sevda sen neden bu kadar üzgünsün. Bir derdin var ve bana anlatmıyorsun sanıyorum.

    Sevda:

    - Ender nişanlanmış der ve sevda ağlamaya başlar.

    Mustafa ne yapacağını bilemez ve hafifçe elini sevdanın omuzuna atar. Sevdada başını Mustafa’ nın omuzuna koyar. Mustafa içten içe mutludur aynı zamanda sinirlidir. Çünkü sevdiğin kızın Ender tarafından üzülmesini azmedemez. Mustafa istemeyerek te olsa Sevda’nın yanından ayrılıp, didik didik Enderi aramaya başlar.


    Mustafa okulun bahçesinde duvara yaslanmış olan Enderi görür. Koşar adımlarla Enderin uyanına gider kendi çapında endere hesap soracaktı. Ender olan bitene anlam veremez ve Mustafa’ ya sorar.

    Ender :

    - Ne oluyor bilader derdin ne senin.

    Mustafa:

    - Sevda senin nişanlandığını duyunca ağladı sen bu kıza niye ümit verdin de bu kız bu kadar üzüldü.

    Ender:

    - Ben hiçbir şekilde ümit vermedim. Sevda yanlış anladı beni yapacak hiçbir şeyim yoktu o zaten beni gördüğünde bana karşı bir şeyler hissediyordu ben ona hiç bi şekilde ümit vermedim der.

    Mustafa sinirlenir. Bağırmaya başlar. Enderin verdiği cevaplar Mustafa’yı daha çok kızdırır. Mustafa ben sevdayı seviyorum ve kimse onu bu şekilde ağlatamaz der ve Endere vurmaya başlar. Ender acılar içinde kıvranırken Sevda gelir. Enderi, o durumda görünce şok geçirir artık Mustafa’ya nefret eden gözlerle bakarken Enderin de kendi yüzünde o hale gelmesine üzülür. Artık ne kadar sevse de Ender den vazgeçmesi gerektiğini anlar.
    [center]

      Forum Saati Paz Kas. 19, 2017 10:34 am