Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    PERİ KIZI -Emine SEVİNÇ

    Paylaş

    1001110061

    Mesaj Sayısı : 1
    Kayıt tarihi : 16/10/10

    PERİ KIZI -Emine SEVİNÇ

    Mesaj  1001110061 Bir Ptsi Ara. 20, 2010 2:24 pm

    PERİ KIZI
    Akında ve Minedeki bu sıcaklık belki de yeni bir aşkın müjdecisiydi,fakat geleceği olmayacağı da aşikardı.Çünkü Mine uzun uzaklaşacak belki de dönmeyecekti gittiği yerden...Akından ayrıldıktan sonra duşunu almış hep bunları düşünüyordu peri kızı...Yatağında uzanmış,uykuyu arıyordu da uyku kaçaktı bugün...Oysa yarın dinç olması gerekti,uzun bir yolculuk vardı önünde...Dahası kendini neyin karşılayacağını bilmediği bir görev ve daha da önemlisi annesinin durumu...
    Saatlerce bunları düşündü durdu da,yer yer Akın geldi gözünün önüne.Ne oluyordu anlamış değildi ama Akın’a karşı hislerinin hiç de boş olmadığını farkediyordu.Güzel bir dostluk vardı belki de aralarında,ama aşka yönelmiş gibi...
    Gözleri uykuyla tanışdığında horozlar ötmeye başlamıştı ,şehrin varoşlarından.O kısacık uyku anında neler yaşamadı ki,daha gözlerini yeni kapamıştı ki kendini bir kalabalığın içinde buldu.Kimi ağlıyor,kimi üzgün bakışlarla,acıyan yüzlerle kendine bakıyordu.İyice meraklanmıştı Peri...İnsanların çoğu tanıdık ,eş dost...Hepsi yönünü bir noktaya dikmiş üzgün,solgun yüzler...Aralayarak kalabalığı ,kalabalığın sonuna kadar gitti.Bu kendi evleriydi.Kapıda babası karşıladı
    ``Gel kızım,gel akibetini gör:::``diyordu.Anlamadı ,bakındı etrafına,yoksa annesine mi bir şey olmuştu...Hep bu korku vardı annesinin hastalanmasından beri...Az sonra annesi de karşısındaydı...Hem de ayakta ve tebessümle karşıladı onu,herkesin aksine...Elini uzatmış,
    ``Gel kızım gel akibetini gör.``diyordu...Neydi bu akibet,neden tüm sevdikleri bundan bahsediyordu...Aklını yitirmek üzere olduğunu hissetti bu gizem içinde...Nereye baksa,üzgün yüzler ve hepsinin ağzından dökülen aynı kelime..
    .``hoş geldin akibetine ``
    Gittikçe kararan bir atmosferde buldu kendini.Korktu,ürperdi...kaçmak istedi kaçamadı.Sanki gizli bir güç onu o,karanlığın içine çekiyordu.Karanlığın içinde yalnız kalmıştı...Annesi,babası ,tüm sevdikleri asırlar öncesinde gibiydiler..
    Çırpınarak uyandı uykudan,hem korkmuş hem de yalnızlığın sıkıntısı çökmüştü o bilinmezde...Gözlerini açmış olmasına rağmen hala o korkutucu sahnenin titremesi üzerindeydi.Ytağından kalktı,saate baktı önce...Eyvah !dedi,zaman kalmamıştı yolculuk için...Büyük şehirlerin sıkıntısı çöktü içine...Havaalanına yetişmek ayrı bir dertti...Hiç sevmezdi alelacele hazırlanmayı da bu kez başındaydı...Kahvaltı bile yapmadan ,akşamdan kalan bir parça pastayı attı ağzına da yürüdü elinde valizi...Şimdi bir de işin yoksa taksi bekle diyordu kendi kendine...`Ne var sanki Akın olsaydı`diye düşünürken,karşısında Akın’ı görünce öyle sevindi ki,boynuna atıldı,
    -Hızır gibisin Akın,ben de seni düşünüyordum şimdi...Uçağa nasıl yetişirim diye...Akın olsaydı yetiştirirdi diye düşünürken karşıma çıktın...Allah mı yolladı seni derken arabaya binmişti bile...
    -Seni yola çıkarken bırakacağımı,hem de yalnız başına bırakacağımı mı düşündün peri kızı...derken gözleri dolmuştu Akının...
    Akının bu hali Periyi de üzmüştü de,üzerine gitmemek adına sessiz kaldı bir süre,sonrasında havadan sudan konuştular hava alanına yaklaşırken,
    -Sahi akın,Dinam meleğim nasıldı bu gün...Zamanım olsa uğramak isterdim yanına...
    -İyi ,iyi...Merak etmeyesin diye bak sana bir mektup yazmış.Herşeyi anlatmıştır benim canım o...Seni de öyle çok seviyor ki,bazan kıskanasım geliyor.derken arabanın torpido gözünden çıkardığı özenle yazılmış mektubu Periye uzattı.Perinin mektubu okumak için zamanı yoktu.Aldı kokladı mektubu önce,sonra...
    -Bana uçakta arkadaşlık eder.diyerek elindeki ajandanın içine koydu.Artık hava alanının dış terminaline girmişlerdi.Perinin inmesine yardım etti akın...Veda saati gelmişti.
    -Veda etmesini bilmem ve sevmem dedi Peri.
    -Ben de...diyebildi Akın yönünü arabaya dönerek.Çünkü hakim olamadığı bir duygusallığı yaşıyordu ve gözleri dolmuştu...
    -Tez gel peri kızı tez gel...Mutlu haberlerle gel.Bilki burda bekleyen iki yürek var seni...Ablam ve ben...Peri kızı da duygulanmış,içi burkulmuştu bu veda sahnesinde...
    Peri kızı uçağa binmişti nihayet,Akın uçağın kalkmasını yaşlı gözlerle bekliyordu...Vedalaşıp Peri kızı uzaklaşırken dolan gözlerinden siyim siyim yaşlar akmıştı...
    Uçak ağır ağır hareket etmiş gözden uzaklaşırken havalanmış ve alıp götürmüştü belki de ilk kez böylesine sıcaklığını hissettiği birini...Akın ilk kez böyle canının yandığını hissetmişti...Ablasının hastalığından sonra... Akın bir duygu sağanağı yaşıyor hem de kırılgan...Ne olduğunu kestiremiyordu.Uçak gittiği yerde bıraktığı izle uzaklaşmış kaybolmuştu,Akının şehrin trafiğinde kaybolduğu gibi...
    Peri,uçağın havalanmasıyla bir nefes almış,duygusal moddan kopmuştu.Ama bir başkası hemen kapısındaydı.Annesi aklına geldi.Ne yapıyordu acaba,durumunda düzelmeden bahsediyordu babası da gerçekten bir düzelme var mıydı yoksa kendisinin üzülmemesi için babasının bir oyunu muydu.
    Bu karamsar havadan kurtulmak için başka şeylerle meşgul olmalıydı.Onun için ajandasını yanına almıştı.Belki bir şiir yazarım,ilham gelir de diyordu...Belki bir nesir yazarım duygularımı,gözlemlerimi anlattığım...Ajandanın içine koyduğu mektubu unutmuştu.Ajandayı açınca hatırlasdı ve aceleyle mektubu açtı...
    ``Mis gibi Dina kokuyor.``dedi de yanındaki bayan...
    -Efendim birşey mi söylediniz,demişti.
    -Yok,size değil mektuba dedi...Mektubu gösterirken sayfasını da açmıştı.Mektup Dina’nın samimiyet ifadesiyle başlıyordu.
    Sevgili Perim,Aşkım.......
    Belki sen bu mektubu okurken ben yanında olamamanın ızdırabıyla göçüp gideceğim.Ama şunu bilki Perim,ölsem de seni yanımda götüreceğim.Hatta mümkün olursa geri dönüp hep senin yanında olacağım.
    Diyerek başlayan mektupta Dina neler anlatmıştı dostlukları hakkında,neler...Mektubu okurken kimi zaman hüzünlenmiş,isyan etmiş...kimi zaman kahkahalarla gülmemek için kendini zor tutmuştu Peri...
    Zaman nasıl geçmişti,bilmiyordu ama az sonra uçağın dahili anonsundan Almanya semalarında oldukları ifade ediliyor,hayırlı yolculuklar dileniyordu...Kemerlerin takılması uyarısıyla birlikte...Peri öylesine Dinayla ilgili anılara dalmıştı ki,çevresinden habersizdi.Taa ki hostesin uyarısıyla kendine gelmiş ve kemerini takmıştı.Uçak hızla iniyordu.O iniş esnasında bir boşluktaymış hissi hasıl olurdu ve korkardı peri.Farkına vardığında paniklemiş yanındaki bayana sarılmıştı istem dışı olarak.Kadıncağız da ne yapacağını şaşırmış,hatta perinin saçlarını okşamıştı bir anne şefkatiyle...
    Uçak inmişti inmesine de Peri henüz kendine gelememişti.Kadının,
    -Kalk yavrum kalk ,indik artık demesiyle korkularından sıyrılmış,teşekkür etmişti sarıldığı kadına.Oda gülerek,
    -Önemli değil yavrum...Ne yaptım ki...
    Uçaktan en son inen periydi.Anca kendine gelebilmişti.Çevresine bakındı bir süre,tanımadığı bir memlekette,dilini dişini bilmediği insanların arasındaydı şimdi.İyi kötü yabancı dili vardı,kendini ifade etmeye yetecek kadar.Kalabalığa takıldı bekleme salonuna kadar...Bekleme salonuna geldiğinde İsmi anons ediliyordu.Çıkışta beklendiği söyleniyordu bu anonsta ...Çıkışa yöneldi,elinde kocaman yazılarla İsmi ve ünvanı yazılmıştı...Manencır Mine...Hoşuna gitmişti önemli bir insanmış gibi beklenmesi ve önemli olduğunun hissettirilmesi.
    Bekleyen uzun boylu ,sarışın ciddi duruşu olan bir Almandı.selam verdi ,kendini tanıttı...Dışarıda araba bekliyordu.Şirket önceden haberli olduğu için onun rahatını sağlamak adına herşeyi düşünmüştü.Şoför çantasını aldı Minenin elinden ve,
    -Buyurun matmazel ,diyerek kapıyı açtı .Minenin binmesi için bu özel araca yardım etti...
    Araç hızla yol alıyordu,şöför çaktırmadan dikiz aynasından yeni patronunu tanımak istercesine kaçamak bakışlarla bakıyordu.Mine,elindeki yazılı adresi uzatarak,
    -Mösyö,bu adrese gitmek istiyorum demişti yarı Almanca yarı Türkçe...Verdiği adres annesinin kaldığı hastahanenin adresiydi.Gerçi Minenin anladığı sadece hospital kelimesi vardı...ki Avrupa toplumlarının çoğunda bazı kelimeler benzerlik gösteriyordu...Bu da onların dilinin aslında akraba diller olduğunu gösteriyordu.
    Şoför,okey anlamında başını sallamış ve yola devam etmişti.Annesi ve babası için büyük süpriz olacaktı Minenin aniden karşılarına çıkması...Belki de babası anlamadan ,dinlemeden karşısında görünce kızacaktı da...Olsun dedi,herşeye rağmen annemi görecek olmam ne mutluluk verici bir şeydi,onun için...sevinçten yerinde duramıyordu,hastaneye yaklasıncabir kat daha artmıştı heyecanı..Hastahaneye yaklaşmışlardı çünkü,beyaz önlüklü insanlar,ambulanslar daha sık görünür olmuştu...Ya da Mine öyle olduğunu sanıyordu...
    Hastahaneye gelmişlerdi sonunda da Perinin heyecanı iyice artmıştı.Delice koşmak istiyordu annesine,babasına...``Bak işte ben geldim,bir tanecik kızın Perin geldi...``diye sarılmak ,doyasıya ağlamak...
    Şoför Minenin sıkıntısını anlamış gibi ona yolu gösteriyordu.Şoförden çok sanki bir rehberdi bu soğuk görünümlü sarışın Alman.Aslında bu şöför aynı zamanda halkla ilişkilerden sorumlu personeldi ve şirket tarafından bu gün mine için görevlendirilmişti.Çünkü patron özel ricada bulunmuş,Minenin gavur ellerinde telef olmasını istemiyordu.Hem kızcağızın özel sorunları da vardı,annesinin rahatsızlığı gibi.Bu sorunlar halledilirse Mine’nin daha verimli olacağına inanıyordu.Bu bilgileri Almanya’daki ortağına iletmişti.Kısaca bütün ilgi bundandı.
    Minenin annesini bulmaları kolay oldu.Alman bürokrasisi tıkır tıkır çalışıyordu.Yeterli bilgiyle ulaşılmayacak kişi ya da kurum yoktu.Mine’nin eli ayağı hatta dili olmuştu bu Alman genç ulaşmışlardı tek kişilik konforlu odasında yatan annesine...Babası da başucundaydı.Önce inanamadı babası,hayal mi görüyorum diye kendini çimdikledi,gözlerini kapayıp açtı...Hayır,hayır ...hayal değildi bu Mine’si karşısında gülüyordu.Okuduğu gazeteyi fırlattı yere,
    -Kızım... diye koştu ona.Kızım lafı öylesine içten çıkmıştı ki yatağında uyuyan mecalsiz annesini de uyandırmıştı.Gözlerini açtı,kocasıyla kızını sarmaş dolaş görünce ağladı sevinçten.Haberleri yoktu bu gelişmeden baba kızın...Onlar hasret gidermeye çalışırken yatakta doğrulmaya çalışıyordu anneleri...
    Nice sonra bu iki hasretlik kendine geldi Annenin zoraki çıkan sesiyle...
    -Minem,kızım,kınalım ...sen mi geldin diyebildi günlerin yorgunluğuyla yatalak kalan anne...Ona koştu her ikisi de...Baba inanamıyordu.Geldikleri günden beri hep uyuyan ,kendini bile tanımayan Müzeyyen hanım ilk kez konuşuyordu...Gözlerinden yaşlar boşanıverdi...Hıçkırarak ağlıyordu babaları.Mine babasının ağladığını ilk kez görüyordu...Şaşırdı,aptallaştı adeta.Üçü bir arada bir sevgi halesi oluşturmuştu,hem de ağlıyorlardı...
    Kapıda bekleyen alman şaşırdı bu işe,Türkleri anlamak zor demişti üniversitede hocası.Şimdi ne demek istediğini daha iyi anlıyordu...Bu bir kavuşma sahnesi olduğu halde ağlıyordu bu insanlar.``garip,garip...``dedi ve onları sevinçleriyle üzüntüleriyle başbaşa bırakmak için kapıdan uzaklaştı...
    Saatler sürmüştü bu sevgi halesi de nice sonra farkına vardılar ki,anneleri tekrar uyandığı aleme dönmüştü.Bir sevinç ,mutluluk sahnesi yaşatmıştı sevdiği insanlara ,kısa da olsa.
    Odadaki hareketlilik hastahane personelinin de dikkatini çekmiş olacak ki,doktor ,hemşire koştular odaya...
    Nayn,nayn ...diyerek.Kızmışlardı anlaşılan odada birden fazla ziyaretçi olmasına...Mineyi ve babasını dışarı çıkardılar muayene ederken...Mine birkaç kez içeri girmek istediyse de kapıdaki Almanın Nayn,sesiyle yüzüstü geri dönmüştü...Babası onu teskin etmeye çalışıyordu.
    -Merak edilecek birşey yok kızım,adamlar işini dürüst yapıyor...Ani değişime annenin verdiği tepkiyi bilgisayardan gördüler ki telaşlandılar...Birazdan doktor gerekli açıklamayı yapar...İşte annenin hali,geldiğimizden beri ilk kez tepki veriyor...O da sanırım sana...Doktorlar ameliyatın başarılı geçtiğini söylüyor ama nekahet devresi uzun olurmuş beyin ameliyatlarının,bekleyip dua etmekten başka yapacağımız bir şey yok...
    Beklenen olmuştu sonunda,uzun süre yatağa bağlı kalan hasta bir şokla uyanmıştı.Ama şoku kaldıramamış,tıbbi terimiyle travmalara neden olmuştu.Doktorların yoğun mücadelesiyle tehlike atlatılmış,herşey yoluna girmişti.Dışarı çıkan doktor anlatmıştı bunları...Bilmeden ve istemeden annesinin sağlığını tehtit ettiğini düşündü Mine...Ama doktorun söyledikleri bir nebze de olsa rahatlatmıştı...Çünkü bu durum zaten bekleniyormuş...Beyin ameliyatlarında olağan bir durummuş...
    Mine bugün iki duyguyu birden yaşamıştı,kavuşmanın sevinci ve annesinin sağlığındaki problem olmanın üzüntüsü...Anneyi doktorlar tekrar uyutmuşlar ve bir dahaki uyanmanın kontrollü olarak yirmi dört saat sonra olacağını söylemişlerdi.Babasıyla dinlenme salonuna çekildiler,hem hasret gidermek hem de niçin,neden burda olduğunu anlatmak için...Biliyordu ki babası iyice meraklanmıştır,birer neskafe alıp otururken Mine,
    - Babacığım ,şimdi merak ediyorsundur ben niye geldim diye...
    -Etmedim desem yalan olur...İşi gücü bırakıp buralara niye geldin kızım.Ben sana sıkı sıkı tenbih etmedim mi,meraklanmayasın diye günlük gelişmeleri anlatmıyor muydum.
    -Evet baba haklısın ,böyle habersiz geldiğim için ne desen haklısın .Fakat geliş nedenim sandığın gibi değil.Bir fırsat çıktı önüme işle alakalı ben de düşünmeden karar verdim.Artık burda işime devam edeceğim...Haber vermeme nedenim ise süpriz yapmak istedim ,ondan...Babası iyice şaşırmıştı,
    -Ne yani şimdi Almanya da mı çalışacaksın.Bu nerden çıktı kızım.
    -Evet Almanyada çalışacağım,bizim şirket Almanlarla ortaklığa gitti.Dolayısıyla burda bir elamana ihtiyaçları varmış,patron da ailevi durumumu bildiği için bana teklif etti ben de düşünmeden kabul ettim.Hem sizlerle bir arada olmak adına,hem de anneme bu kötü günlerinde destek olabilmek adına...Sevinmedin mi baba...Babası ağzı açık dinliyordu kızının anlattıklarını...
    -Neyse ne,gel bakalım ,sana şöle bir doya doya sarılayım...Hoş gelmişsin canım kızım.demiş ve sıkı sıkı sarmıştı minenin ürkek vücudunu bir babanın sıcaklığıyla...
    Bir süre daha ,yapacaklarından,işinden söz etti babasının dalıp gittiğini görmemişti de Mine,anlatıyordu beklentilerini mutlu geleceği...Üçü için çizmeye çalıştığı aydınlık gelecek vardı hep hayallerinde...
    -Eğer ,annem sıhhatine kavuşursa ki,doktorlar ümit var...bir süre burda yaşayalım babacığım...Hem senin içinde bir değişiklik olur.Gerçi seni bilirim kafesteki bülbüle benzersin bu gavur diyarlarında...ama perin için bu eziyete de bir süreliğine katlanırsın sanırım...Babası duymamıştı bile Mine’nin son söylediklerini...Dalmış gitmişti kızının pembe hayallerini dinlerken,o eski mutlu yıllara...
    Mine,babasının dalıp gittiğini görünce iyice yanına sokuldu.Yanaklarından öptü saçlarını ,kırlaşan saçlarını okşarken...Kendine gelen baba,kızının bu sıcak temasına anında karşılık vermiş onu sinesine çekmişti...Baba kız ne kadar o halde kaldı bilinmez ama az sonra şöför kapıdaydı.
    -Matmazel hazırsanız sizi otelinize bırakayım.Daha sonra sizinle ilgili rapor vereceğim şirkete,patronlara .derken gitmesi gerektiğini söylüyordu Periye...Babasından,annesinden ayrılmak zor da olsa ,ayrılması gerektiğinin bilincindeydi,babasına döndü,
    -Babacığım duydun,şirkete geldiğimi haber verip otelime yerleşeyim tekrar uğrarım,şimdilik sağlıcakla kalın .demiş ve vedalaşmıştı babasıyla...İçeri girip annesinin de elini öpmek istedi ama kapıdaki görevli izin vermedi.Üzgün olarak ayrıldı hastahaneden.Gerçi yaşadığı duygu üzgün olmaktan çok burukluktu.
    Şoför önde kendisi onu takip ederek hastahaneden indiler.Arabanın kapısını açan şöför kapıyı kapatıp kendi de bindi arabaya ve araba ağır ağır yol almaya başlarken Perinin aklı hastahanede babasında,annesinde kalmıştı.Nerden gittiler,nasıl gittiler,ne zaman şirkete vardılar Minenin haberi bile olmamıştı...Taaa ki kapı açılıp buyurun diyene kadar şöför....
    Şirket devasa binalar arasında kalmış ev görünümlü,geniş pencereleri olan iki katlı bir yerdi...Merdivenleri çıkarken hala aklında annesi ve son gördüğü hali vardı.Şöför ikinci kata çıktıktan sonra sola döndü ve diğerlerine nazaran daha düzenli görünen bir odanın önünde durdu ve kapıyı çaldı...İçerden gelen sese riayet etti ve kapıyı açıp Mineye,
    -Buyurun,sorumlu müdür bey...derken onun geçmesi için yoldan çekildi.Mine içeri girdikten sonra kendisi de girdi içeriye ve raporunu sözlü olarak verdi.Türkiyeden beklenen sorumlu Müdür Mine hanım diye tanıttıktan sonra,teşekkür edip odadan ayrıldı...
    İçerdeki sorumlu şahıs,hafif tıknaz sarışın ve bıyıklı bir Almandı...Mine ilk kez bir bıyıklı Almanla karşılaşıyordu...Avrupalıları hep bıyıksız olarak düşünürdü ve tanımıştı...Şaşkınlığını gizleyemedi...Almanla konuşurken düşüncelerini dile getirdi de Almanın gülmesine neden oldu... Sorumlu Alman ona işten bahsetti biraz,şirketin hangi alanlarda faliyet gösterdiği ve çalışma şekli konusunda bilgiler verdi.Çıkardıkları gazete ve derginin Almanya da yaşayan Türkler tarafından da okunduğunu bu nedenle bir Türk ortak aldıklarını birlikte daha geniş zümrelere hitap etme düşüncesinden bahsetti uzun uzun...Geleceğin Avrupa Birliği ülkesi olacak Türkiye de de azımsanmayacak yerleşik Almanların olduğunu ve Türkiye ‘deki basın ortaklığının da bu açıdan öneminden bahsetti...Uzun uzun.
    Minenin aklı hala annesinde ve sağlık durumundaydı...
    Mine Alman patrondan biraz reklam dinlemiş biraz da yapacağı iş hakkında bilgi almıştı.Kendisine ayrılan odaya geçti müsade isteyerek.Kurulu düzen kendisini bekliyordu.İlk iş olarak masasındaki evrakları karıştırdı ,işini tanımak adına.Daha sonra bilgisayarı açtı,mailini girdi ve Hikayeler .net yazdı tıkladı.Ne güzel dedi şu teknoloji...Sitesi karşısındaydı ve onlain olan epey de üye vardı.Doğu hoca,Mozan,Kürşat ,Hülya Ceyhun,Kadir üstad hepsi onlayn görünüyordu.Yeni yazılmış şiirlere baktı epeyde şiir vardı yeni yazılan...Özellikle Mozanın yazmış olduğu şiirler nedense ilgisini daha çok çekiyordu...Yine öyle oldu,okudu ve hayallere daldı.
    Kürşat oldukça faal görünüyordu bu gün.Hem yeni iki tane şiir asmış hem şiirlere yorumlar yapmış hem de atışma sayfasında doğaçlama dörtlükler yazıp duruyordu...Kürşat’ın atışmalarına katılmak istedi de bir türlü doğaçlama yazamıyordu bugün.
    Özelden hem Kürşat’a hem de mozana mesajlar yazdı ve annesinin durumu hakkında bilgilendirdi onları...Kürşatla iyi bir dostlukları olmuş,her siteye girişinde hal hatırını sorar olmuştu...Ya da Kürşat ona...Mozanla çok eskilere dayanan bir dostluğu vardı,o bir istisna idi Peri kızı için...
    Asıl merak ettiği kişi yoktu msn de ve sitede...Komşu köyün delisi...Askerdi gerçi herzamaqn çıkması mümkün olmadığı için genellikle hafta sonları onlayn oluyordu.Sıkıldı mine biraz gezindikten sonra bilgisayarı kapattı.Düşünmeye başladı.Aklına Bahar gülü geldi,onu hasta olarak memlekette bırakmıştı,nasıldı acaba,merakı gittikçe artmış ve telefonun tuşlarına basmıştı bile...Akını arıyordu,her nekadar bahar gülünün telefonu varsa da...Telefonun açılmasıyla Akın’ın o gizemli sesi duyuldu...
    -Merhaba Mine,nasılsın...Merakta koydun gitiğinden beri bizi...
    -Sağolasın Akın,anca kendime gelebildim.Annemi ziyaret ettim önce onunla ve babamla hasret giderdim.Sonrasında işyerine geldim ve hemen işe başladım.Akşama da kalacağım otele gideceğim...Kısaca çok yoğundum akın,kusura bakma.Ablan nasıl bu arada...demiş ve sıkıştırmıştı laf arasına...
    -İyi,iyi sen gittin gideli iki lafının biri Deli kız...Seni o kadar çok seviyor ki...Senin kederini kendi kederi yaptı...Mutluluk haberini dört gözle bekliyordu.Keşke kendisini arasaydın,daha mutlu olurdu...
    -Arayacağım zaten,sadece müsait olup olmadığını öğrenmek için seni aradım,bir de halini hatırını sormak için...
    -Sağolasın,teşekkür ederim,inşallah sende iyisindir...yolunu dört gözle bekliyoruz...Hoşçakal...
    -İnşallah Akın inşallah,görüşürüz hoşçakal...demiş ve telefonu kapamıştı.Saatine baktı mesai saatinin bitmesine az kalmıştı.Yavaş yavaş hazırlığını yaptı.Vakit tamam olduğunda kapıdan çıkarken şoför olarak tanıdığı personel kapıda kendisini bekliyordu.Herşeyi planlıydı bu Almanların.Çünkü Mineyi kalacağı otele götürmek üzere önceden görevlendirilmişti bu eleman...Minenin çantasını eline aldı ve yürüdü binanın dışına...Arabanın kapısını açıp Minenin binmesine yardımcı olmuş,sonra kendiside binerek şöför mahaline hareket etmişti...
    Uzun sürmedi yolculuğu Minenin iki sokak ötede güzel bir otelin önünde durmuşlardı...Eleman elinde çantayla kendisini takip etmesini söylemişti Mineye.Mine söyleneni yapmış,eleman önde kendisi arkasında otelin lobisine girmişlerdi.
    Önceden yeri şirket tarafından ayırttırılmış olduğu için bir sorunla karşılaşmadan odanın anahtarını almıştı eleman,Mineye uzatırken...iyi geceler demiş ve yarın saat 7:30 da alacağını hazır olmasını söylemiş,ayrılmıştı,Mine odasına çıkarken...
    Bir görevlinin yardımıyla odasına çıkmış ve şaşırmıştı mine odadaki konfordan.Bir evde bulunması gereken herşey hizmetine sunulmuştu adeta...Televizyon,telefon,bilgisayar ve envay çeşit içkisi bulunan mini bar...Bunlardan çok Mineyi mutlu eden küçük bir banyosunun olmasıydı odanın bir köşesinde...Onun asıl ihtiyacı oydu,yorgunluk sonrası aldığı duş onu rahatlatır,günün stres ve dertlerini unuttururdu.
    İlk iş olarak kapıyı kitledikten sonra üzerini çıkarıp ılık bir duş yapmak oldu...İyice rahatlamıştı yatağa uzandığında.Yine mutlu günlere gitmiş ,çocukluğunu yaşıyordu...Annesi,babası ve Ninesi de vardı bu sefer düşlerinde...Saçlarını okşuyordu pamuk saçlı ninesi,kınalı kuzum diyerek...Gözlerinden uyku akıyordu bu hayal deryasına dalmışken...Belki de uyumuştu...Kapı ziliyle kendine geldi,zor da olsa...Kapı ısrarla çalıyordu.Hayırdır inşallah dedi ve kapıyı açtı.Otel akşam menüsünü göndermişti...Mis gibi baharat kokusu yayılıyordu servisten...
    -Hayırdır ,dedi.Ben yemek istemedim ki...
    -Efendim otelimizin akşam menüsü...dedi gayet nazik bir şekilde,özür dileyerek serviste görevli eleman.Servisi içeriye geçirip,
    -Afiyet olsun,yemek bitince telefonla haber verirseniz servisi alırız ,efendim demiş ve gitmişti personel...
    Uzun süredir yemek yemediği halde ve baharatlı yemekleri çok da sevdiği halde nedense canı çekmiyordu Minenin...Yemek bir süre ortada bekledi durdu.Bir kaç kez ayakta salatasından atıştırdı fakat canı istemiyordu...Sonrasında Mine yarı uykuda yarı uyanık uzaklara daldı gitti,yine... Daha çok geçmişle ilintiliydi hayalleri,geçmişin unutulmaya yüz tutmuş sayfaları yeniden canlanıyordu yalnız kaldığı zamanlarda...Hayallerden sıyrıldığı zamanlarda aklına odanın ortasında duran yemek kaç kez geldiyse de artık yenmiyecek hala gelmişti beklemekten...
    Hayallerden sıyrıldığı bir anda dahili telefondan aradı ve yemeği almalarını istedi...Az sonra otelin elemanları servisi alıp gitmişlerdi...Mine yatağında uzanmış bir an önce uyumak istiyordu da ne mümkün...Ne zaman gözünü kapasa aynı sahneler canlanıyordu...
    Gözünü açtığında pencereden sızan ışığı gördü,üzerine bir şal alarak balkona çıktı...Saat sabahın yedisiydi.Henüz şehir uyanıyordu...Yedi buçukta mesaisi başlayacaktı...Daha zaman var, dedi ve şehrin uzaklarına baktı.Herşeyi gibi şehrin görünüşü de yabandı Periye...Ahhh İstanbul,ahhhh...dedi tekrar içeri girip üzerini değişmeye başladı...Nolur nolmaz,bu Alman diyarında,adam çıkar gelir şimdi,ilk günden elin adamına mahçup olmayalım ...dedi.
    Peri bir genç kız olmasına rağmen akranları gibi saatlerce aynanın karşısında olmaktan zevk almaz,bir çırpıda üzerini giyinir,çoğu zaman hafif bir makyaj yapardı....Gerçi makyaja da ihtiacı yoktu.Tanrı onu yaratırken özenerek yaratmıştı,doğal bir güzelliği vardı.Takdir edilen...
    Perinin Almanya da ki onuncu günüydü,artık buralara ısınmaya başlamış,çevreyi tanımaya ve hatta yeni yeni dostlar arkadaşlar edinmeye başlamıştı,sevmişti hala Almanya’yı ve bu soğuk bulduğu insanları.Günlük olarak annesini ,babasını ziyaret ediyor annesinin yatakta günbegün iyileştiğini görmek mutlu ediyordu onu...
    İş boyutunda ise yoğun bir çalışmanın içinde bulmuştu kendini.Türklerin Almanyaya uyumunu hızlandırmak düşüncesiyle makaleler yazıyor,dergiler çıkarıyorlardı.Çıkarılan dergiler haftalıktı...Türklere,Almanya da yaşayan ve Almanya’yı vatan kabul etmiş,ikinci ,üçüncü kuşak Türklere hitap eden bir dergi çıkarıyorlardı...Yer yer röportajlar yapılması gerekiyordu bu insanlarla,bu görevi de Peri üstlenmişti.İstanbul’da çalışırken de gazetede birkaç röportaj denemesi ve deneyimi olmuştu.Bu nedenle hiç zorlanmadı bu çalışmayı yaparken.
    Minenin bu çalışkanlığı Alman patron tarafından da dikkatle izleniyor ve taktir ediliyordu.Hatta İstanbul’a onun hakkında,çalışmaları ve verimliliği hakkında rapor da göndermişti,memnuniyetini ifade eden...Bu hal İstanbul’daki patronu da memnun etmiş,Periyi arayarak tebriklerini bildirmişti patronu...
    Artık günleri saymıyordu Mine.İkinci vatanı olmuştu Almanya.Akşamları dışarı da çıkar olmuştu,canı sıkıldığı zamanlarda.Bir Türkün çalıştırdığı kafeye takılıyor,işten artan zamanlarında yeni edindiği arkadaşlarıyla sohbet ediyordu.
    Bu yeni dostlarının içinde hele biri vardı ki,ele avuca sığmaz üçüncü kuşaktan Almanyayı vatan edinmiş bir Türk kızı...Çidoş diyordu ona,Çiğdemdi asıl adı da,Türkçesi kıttı biraz...Almanca Türkçe karışımı bir dil kullanıyor,yer yer istemeden komik davranışlar ve konuşmalar sergiliyordu...Bu kızı kendine yardımcı olsun diye,uyum aşamasında sekreter olarak vermişlerdi.Şirketin görevlendirdiği Alman vatandaşı bir Türk kızı...Kaybolmakta olan bir neslin görüntüsü gibiydi adeta.
    Türkiyeyi tanımıyordu,Türkler hakkında bildiği;birkaç Türk komşusu ve yaşayışı...Ne Türk ne Alman ikisinin arasında yok olup giden bir nesildendi bu kız...
    Mine ,boş zamanlarında ofiste dışarda bu kızla konuşmayı seviyordu.İlginç buluyordu bu kızın sohbetini.Beklentilerini ve gelecek için hayallerini not alıyordu,ilerde yazacağı bir hikaye için...
    Otelde yapacak işinin olmadığı bir gün biraz nete takılmak istedi.Son zamanlarda ara verdiği ve bir türlü giremediği siteyi tıkladı.Hikayeler.net.Bu site İstanbulda olduğu sürece vazgeçilmezi olmuş bir tuttkuydu kendisi için...Her ne kadar sanal alem de olsa edindiği dostluklar ve arkadaşlıklar hayatında önemli bir yer tutuyordu.Oysa Almanyaya geldiğinden beri bir kaç kez girebilmiş dostlarıyla kısa da olsa sohbet etmişti.
    Kürşat ile olan dostlukları msn den devam eden yarenlikler şekline dönüşmüş,onda öğretmen olan babasının sıcaklığını,samimiyetini bulmuştu...Son zamanlarda Kürşat’ın dilinin altında bir bakla vardı ama söylemiyordu.Onlayn üyelere baktı Kürşat yoktu.Anlaşılan yine siyasi çalışmalar içindeydi...Geç vakitlerde giriyordu siteye bu seçim süreci içinde...Mine saatine baktı,``girmesi yakın Kürşat’ın ``dedi ve biraz gezindi sitede...yeni yazılmış şiirleri,hikayeleri okudu birkaç yorum yaptı...Tahmin ettiği gibi Kürşat siteye gelmişti ve msn si açıktı...Msn den Kürşat’ın her zaman yaptığı gibi,
    -Aloooooooo ,hocaların bir tanesi nasılsın,kayıpsın yine.dedi ve mesajı gönderdi.Kürşat cevaben,
    -Sorma be peri,sorma....yorgunum,bitkinim...her zamanki meşgale işte.Biliyorsun seçim işleri,yoğunluk...Bir süre sohbet ettiler şundan bundan...Kürşat çaktırmadan kendi hakkında bilgiler alıyordu``annesinin adı,babasının adı,nereli olduklar,meslekleri vs...İyice huylanmıştı.Neden istiyor olabilir diye kendi kendine yorumlar yaptı da bir sebep bulamadı.Sormaya karar verdi,
    -Hocam ,kusura bakmazsan bir şey soracağım.Bu bilgileri neden istedin,niçin soruyorsun.
    Kürşat gülen adam yüzüyle karşılık vermişti,ardından meraklan biraz daha diyordu.... Meraklanmıştı hem de çok,uzun sürmedi Kürşat’ın ağzından kaçırdığı ya da bilerek söylediği bir cümle konuyu aydınlatmıştı az da olsa.``Seni ölümsüzleştireceğim:``diyordu Kürşat,belli ki Mineyi konu alan bir projesi vardı.Peri ne kadar ısrar ettiyse de daha fazla bilgi alamamıştı.Msn yi kapatırken Kürşat’a kızmıştı ama bu kızgınlık daha çok merakının giderilememesindendi,yoksa ona kızmak istese de kızamıyordu,öylesine bir dostluk oluşmuştu aralarında.
    Kürşat çoktan başlamıştı bile konusu Mine,yaşamı ve aşkı olan hikayeye.Hergün birkaç bölüm yazıyor ve asıyordu.Bu hikayenin sitede epey müdavimleri oluşmuştu.Ana sayfada enaz otuz kişi takip ediyordu.Forumda ise Gönül Çelen baş takipçiydi...Sitenin ağır isimleri,Mozan,Kadir üstad,Doğu Hoca da yer yer hikayeyi takip ediyorlar ve sitedeki bir üyenin hikayesi olmasını destekliyorlardı.
    Üyelerden biri vardı ki,bu hikaye bazı noktalarda kendi hayatıyla da ilgili olduğu için merakla takip ediyordu.Tabi ki bu Komşu küyün delisinden başkası değildi.Kürşatla ilk tanıştığı zamanlarda pek de sıcak olmayan bir iletişim kopukluğu yaşanmıştı aralarında.İlk zamanlar çekingen davrandı Selman ,bu hikaye hakkında Kürşatla konuşmak istiyordu.Hem olaylar ve yaşananlar hakkında bilgi vermek hem de bu hikayeyi yazdığı için teşekkürlerini iletmek için.
    Israrla msn den bağlantı kurdu,kurmak istedi bir akşam üzeri.Kürşat kendini beğenmiş olarak tanıdığı Selmanın ısrarlarına dayanamadı ve konuşma teklifini kabul etti.Uzun uzun Selman yaşadığı aşkı ve Mineyle olan ilişkisini anlattı.Minenin içinde bulunduğu psikolojik durumu anlattı ve bir isteği vardı,
    -Hocam şu dönemde Bu hikayeden Minenin haberi olmasın ,üzülür .demişti.En azından Almanya’dan dönünceye kadar haberi olmazsa iyi olur diyordu.Hikayeyi yazdığı için teşekkür ederek ayrılmıştı msnden.
    Mine’nin haberi yoktu gerçekten hikayeden,ya da en azından öyle sanıyorlardı.Oysa Mine çoğu zaman misafir olarak siteye giriyor ve geziniyordu.Meraklı olduğu için artık sitede her köşeyi geziyordu.Özellikle Kürşat’ın yazdıklarını son konuşmasından sonra daha bir merak eder olmuştu.
    Kürşat’la konuşması bittikten sonra,Siteden çıkış yapıp yeniden misafir olarak girdi.Hikayeler bölümünü tıkladı yeni hikayeler var mı diye fakat orda Kürşat’ın yeni yazısı yoktu.Misafir olarak girilmeyen bir bölüm vardı o da Karalamalar. orda olabilir mi diye düşündü...Merakı gittikçe artıyordu...Tam o sırada telefonu çaldı.Arayan babasıydı.
    -Nasılsın kızım,alıştın mı artık işine diye aradım...Gelip gidiyorsun ama bir türlü,senden konuşamadık.Şimdi yapayalnız kalınca hastahanede biraz konuşmak için seni aradım...Umarım iyisindir...
    -İyiyim baba iyiyim,merak etme.Bir durum varsa atlayıp bir arabaya gelebilirim yanına.Ya da sen sıkıldıysan gel otele.Baba kız konuşur dertleşiriz...
    -İyi olurdu ya kızım.Senin işe erken gidiyor olman,benim de annenin başından ayrılamamam bu düşüncelerimizi ötelememize neden oluyor.Hele annen biraz düzelsin bunun acısını beraber çıkarırız...
    Perinin son zamanlarda gönül hanesinde birtakım farklılaşmalar olmakta,bir yandan Komşu köyün delisi,diğer yandan Akın arasında gidip gelmeleri sıklaşmıştı.Akın’la olan dostluğu bir aşka dönüşecek gibi görünüyordu.Oysa aynı zamanda Selman’la da bu birliktelik hayli yol almıştı.İnişli çıkışlı beraberlikleri devam ediyordu.Son zamanlarda aile dostlarından birinin de kendisine ilgi duyduğunu babası konuşma arasında söyleyivermişti.
    Oysa onu bir çocukluk arkadaşı olarak görmüş yanında önemi olan bir eski arkadaştan öte bir değer ifade etmeyen bir kişiydi.Ancak çetrefilleşen bu aşk oyununda son zamanlarda karşısına çıkan bu üçüncü şahıs kafasını karıştırmaya yetmişti.Öyleki;Selman’la birlikte iken onu kıskandırmak adına bu kişiden ve dostluğundan bahsettiği için ortam gerilmiş ve nerdeyse ayrılma noktasına gelen bir kavga yaşamışlardı.Heyhat,daha akından haberi yoktu Komşu köyün delisi Selman’ın...
    Olacakları düşünmek bile istemiyordu ,Peri.Eğer Akınla olan bu yakınlaşmasını Selman duyar ya da görürse.Aslında Akın’la yaşanan bir aşk da yoktu ama,Selman haddinden fazla kıskanır olmuştu...
    Yüreğini dinledi ,uyumadan önce Peri,hem Almanya’ya gelmesi bu yaşanma ihtimali olan sorunlardan da kaçıştı bir nevi...Belki de dönmem diyordu,yaşamıma burada sıkıntılardan streslerden uzak devam ederim...Kürşat’la msnden yaptığı son konuşmasında...
    Günler geçiyor ,doktorların söylediklerinin aksine annesinin sağlık durumunda ciddi bir iyileşme görülmüyordu.İşten arta kalan süresini hastahanede geçirir olmuştu da ümitsizliği her geçen gün biraz daha artmıştı...Geç vakitlerde hastahaneden ayrılıyor,otele geliyordu.Otel personeli de artık Minenin geç gelmelerini kanıksamış,sormuyordu bile.
    Almanya’ya geleli üç ay olmuştu, artık Türkiye’yi ve Türkiye’deki dostlarını özlüyor Türkiye’den bahseden biri ya da bir yazı görse burnunun direği sızlıyordu.Bu durumu sezen babası zaman zaman``Kızım ,istersen bir Türkiye’ye git:``diyordu da ne mümkün,annesini o halde bırakıp gitmek mi...Mine’nin kişiliğine tersti.
    İşten çıkmış ,hastahaneye gelmişti herzamanki gibi.Babasıyla uzun uzun sohbet ettikten sonra kalkmak üzereydi ki,annesinin odasında olağan dışı bir hareketlilik olduğunu gördü.Oturduğu yerden kalktı ve odaya doğru yöneldi.Babası da onu takip etti.Odaya girip çıkan doktor ve hemşirelerin yüzünde bir endişe seziliyordu.Bir kaçını durdurdu,sordu ama hepsinin ağzı kilıtliydi.``Endişe etmeyin...``diyorlardı da açıklama yapmıyorlardı...Hatta oda karantinaya alınmış içeri girmelerine de izin verilmiyordu...
    Uzun sürdü doktorların girip çıkmaları ve müdahaleleri...Gecenin üçü olmuştu ,hala bir açıklama yapılmamıştı.En son çıkan doktorun yüzü ve mimikleri çaresizliğin ifadesi gibiydi.Verceği haberin aileyi nasıl etkileyeceğini düşünüyordu sanki.Yalnız doktor dışarı çıkarken bir başka doktorda hastahanenin içinden çağrılmış o da gelmişti Mine ve babasının yanına.Bu bir psikologdu,olabilecek kötü durumlara karşı önlem olarak hastane yönetimince gönderilmişti.
    Mine,anlamıştı kötü bir şey olduğunu da kabullenmek istemiyordu.Odanın önündeki koltuklara oturmaları için işaret etti dışardan gelen doktor.
    Yaşamın sıradanlığından,her canlının yaşam evrelerinden ve günü geldiğinde gidişlerden bahsetti.Getirmek ve gelmek istediği nokta belliydi de zordu sonuçta...Metin olmalarını,bundan sonrasında da hayatın devam ettiğini,baba kız hayata tutunmaları gerektiğini ...söylemişti ki gerisinde ne geleceği belliydi...
    Mine gerisini hatırlamıyordu.Ağır bir depresyon geçirmiş ve bayılmıştı...
    Günlerce hastahanede kendinden habersiz yattı...
    Yirminci gün sabahı uyandığında artık bir hafıza kaybı yaşıyordu...Kim olduğunu unutmuş,çocukluk dönemine dönmüştü...Doktorların ifadesine göre,yaşadığı ağır şok onu hayattan koparmış,çocukluğuna göndermişti...Baba perişandı,eşinin acısına bile yanamamış .Canlı cenaze olan kızının acısıyla meşguldü.Ancak eşinin defin işlemi için yurda dönmüş defin işleminden sonra hastahanede bıraktığı biricik kızı için geri dönmüştü.
    Mine hastahaneden taburcu edilecekti bugün.Bir tanıdıklarının yardımıyla Almanyada ev kiralamış kızının ev ortamında yaşamını devam ettirmesini sağlamak amacıyla burda kalmışlardı...Doktorların kesin emirleri vardı belirli periyodlarla tedavisi devam edecek psikolok gözetiminde yaşamını devam ettirecekti.Hatta annesini hatırlatcak konuşma,davranış ve eşyalardan uzak tutulacaktı...
    Günler geçiyor Minede bir değişim görünmüyordu...O akşam babası Mineyi parka çıkarmıştı.Hem kapalı ortamdan uzaklaştırmak,hem de ona yakınlaşmak adına.Mine beş yaşındaki çocuklar gibi parkta çimenlerin üzerine oturmuş geleni gideni seyrediyor,olur olmaz sorular soruyordu babasına...
    Arada bir dünyayla ilişkisi kopar,uzaklara bakar gülerdi.Sanki karşısında biri varmış da onunla konuşuyormuş gibi...Babası çaresizliğin kıskacındaydı.İşi gücü tasfiye etmiş ,ülkeyi terketmek zorunda kalmıştı,kızı için...
    Acılarını yaşaması bile yasaktı.Oysa otuz yılını kendine vermiş,çok sevdiği yuvasının direği eşini kaybetmiştr doya doya ağlayamamıştı...Günler Minenin çocuk haliyle uğraşmak,onunla çocuk gibi yaşamakla geçip gidiyordu.Aylık mutad doktor ziyaretlerinde doktorlar;`sabır...``diyor da başka birşey söylemiyorlardı...Sabır,sabır da nereye kadar...
    Almanya’da zorunlu ikametlerinin beşinci ayıydı.Mine babasının kollarında uyumuştu.Baba onu rahatsız etmemek adına nefes alırken de dikkatliydi...Mine iyice uykuya dalınca,yavaşça başını yastığın üzerine koydu,kolunu kurtardı...kolu uyuşmuştu...Üzerini örterken,
    -Zavallı,kadersiz yavrum...bunları da mı görecektik...dedi de,göz yaşlarına hakim olamadı.Artık göz yaşlarına engel olmak da istemiyordu.Beş aydır içine gömdüğü acıları sanki yağmur olmuştu da sağanak sağanak akıyordu.Mine’yi uyandırIrım kaygısıyla yatak odasından salona çıktı...Sigara içmezdi ama şu an öyle bir ihtiyaç hasıl olmuştu ki...Evin altında bulunan marketten bir sigara aldı ve yaktı.İlk nefesi içine çekmişti ki sanki boğulacaktı...Balkona zor attı kendini...
    Balkonda hem ağlıyor hem de sigaranın boğucu dumanına veriyordu kızgınlığını,öfkesini içinde dindiremediği sızısını...Öyle de soğuktu ki balkon sert bir esinti vardı ve insanın kemiklerine işliyordu...Hiçbir şey umrunda değildi bunca yaşanmış acılardan sonra...Belki de ölmeyi istiyordu,Mine kız gözlerinin önünde beliriyordu bu kötü düşüncelere kapıldığı zaman...Yine aynı duyguları yaşamaya başlamıştı ki,Minenin çatık kaşı ve gülen yüzüyle karşısında dikildiğini gördü.
    Gözlerini yumdu,geri açtı Muzaffer bey,hep böyle yapınca kızının hayali kaybolurdu...Hayır,bu sefer kaybolmamıştı hayali aksine gözünü açtığında kızının eli bu sefer saçlarını,kırlaşan saçlarını okşuyordu,sevgiyle...
    Gerçek miydi yoksa yine hayal mi görüyordu Muzaffer bey...İçinden dua etti gerçek olması için,tekrar tekrar gözlerini kapatıp açtı,her defasında Minenin teması daha sıcaklaşmış,en sonunda da babasının yanağına öpücüğü kondurmuştu...O kadar sıcak ve içtendi ki bu öpücük Muzaffer beyin kendine gelmesini sağlamıştı aylar sonra...
    Hasretle kucakladı Mineyi,saçlarını uzun uzun öptü...Nihayet aylar sonra Mine kız kendine gelmiş ve ilk işi babasına süpriz yapmak olmuştu da,nerdeyse adamcağızı kalpten götürecekti...
    Bu geri dönüş babasının bayramı olmuştu...Avazı çıktığı kadar bağırmak,çağırmak geliyordu içinden de,yaban elde ne düşünürlewr kaygısıyla yutkundu durdu.. Ağzından dökülen söz ibretlikti
    .``Seni yendim,yendik kötü kader,hükmün geçmez gayrı...``diyebildi ...Akan gözyaşlarına inat,kızını Minesini sarmıştı bir daha kaybetmek istemezcesine...Mine kız da onu hasretle kucaklamış,sanki yitik günlerin hıncını çıkarırcasına ....
    Artık,bu ülkeden ve şehirden,acı hatıralardan ayrılma zamanı gelmişti.Peri ,zaman zaman dalıp gitse de uzaklara,annesinin hatıralarına...Onun ölümünü kabullenemese de düzelme yolunda epey yol almıştı...Babası bir an önce bu ülkeden uzaklaşmak istiyordu da doktorlar sakıncasından bahsedip bir süre daha kalmalarına ikna etmişlerdi....
    Mine’nin durumundan haberdar olan İstanbul’daki patronu ve Almanya’daki ortağı onun ayrılmasında mutabık olmuşlar ve bu kararı da Mine’nin sağlık durumunu etkileyebileceği için kendisine değil babasına bildirmişlerdi...
    Mine sıkılmaya başladığında işe gitmekten bahseder,babası onu bu kararından vazgeçirebilmek için akla karayı seçerdi...Şok üstüne şok yaşamaması için.
    Mine artık İnternete de takılır olmuştu da aylar sonra siteye girmeye korkuyor,kısa da olsa msnyi açıp kimler onlayn diye bakıyordu ki,Kürşat!a yakalandı bu açıp kapamalarından birinde...Kürşat ısrarla konuşmak istiyordu...Ona ve sohbetine ihtiyacı vardı ama annesinin öldüğünü nasıl söyleyecekti...Hem öldüğünü henüz kabullenmemişken.Msnye cevap verdi,
    -Merhaba,değerli hocam...
    -Merhaba peri kızı...yahu nerelerdesin aylardır msnen kapalı sitede yoksun...bir kötü durum mu var yoksa...
    -Evet hocam,hem de çok kötü bir şey oldu.Annem ...diyebilmiş de gerisini getirememişti...
    -Kürşat ısrarla sordu durdu.Ne oldu,diye...
    -Özür dilerim hocam,konuşacak durumda değilim beni affet lütfen...demiş ve ağlayarak bilgisayarı kapamıştı.
    Kürşat Perinin durumundan,konuşamamasından kötü bir şey olduğunu sezinlemiş ve ısrarla yazmıştı da Mine duvar olmuş açmamıştı bir daha msnyi...
    Nekahatten çıkışının üçüncü haftasıydı,yavaş yavaş annesinin ölümünü kabullenmeye başlamıştı Peri...Ne zaman onunla ilgili konuşmalar olsa gözleri dolar ağlardı için için de...Babası çaresizdi bu konuda ne kadar destek olmaya çalışsa da...
    Artık Mine de sıkılmaya başlamıştı bu soğuk insanların ülkesinden...Türkiye’yi ,dostlarını ,illaki annesinin kabrini özlemişti, özlüyordu...Onun maneviyatında derin izler bırakan bu ölüm olayı belki de kurtuluşu olacaktı.
    Bir gece babasıyla sabaha kadar konuşmuşlar ve o hafta sonu memlekete dönmeye karar vermişlerdi...O gün ilk kez akını ve Ablasını düşündü,babasına da açtı konuyu...Geride bıraktığı bu insanları özlediğini ve merak ettiğini söyledi.Babasının ısrarlarına rağmen aramadı telefonla arayamadı...
    ``Bir acıyı daha kaldıramam babacığım ,diyordu.``haklı olarak...Belki de bahar gülü de...diyor gerisini düşünmek bile istemiyordu...
    Günü gelmişti memlekete dönüşün.Sessizce hazırlandı baba kız.Annelerinin hatıralarının izi vardı bir çok eşyada da dokunamadı pek çoğuna...Ancak annesinin giydiği son elbiseyi zorlanarakta olsa hatıra olarak aldı valizine...Kendi eşyalarını ve babasının eşyalarını toparladı koydu valizlere...
    Babası da bir takım özel anısı olan eşyaları toparladı,geri kalanını aile dostlarına emanet ederek uzaklaştılar bu mekandan...
    Uçaktaydı şimdi baba kız...Babasının göğsüne başını dayamış sessizce ağlıyordu Peri...Babası onun gözyaşlarıyla ıslanan gömleğinden hissetti ağladığını da bir şey demedi,diyemedi...Biliyordu ki diyecek de bir şey yoktu...Kendisi de yaşayamamıştı acısını...İçine gömmüştü Mineye hissettirmemek adına...O,özlemlerle dolu kısacık uçak yolculuğu bir ömre bedel olmuştu baba için...
    Eşinin ölümüne mi yansın ,kızının haline mi...Şükür ki Mine zor da olsa kendine gelme yolunda epey yol katetmişti.Yaşanan büyük acı onun çocuksu kişiliğini de bir anda olgunlaştırmıştı...Sanki kendisini annesinin yerine koyuyor,babasına onun yokluğunu hissettirmemek için etrafında dört dönüyordu.Kısaca bu acılarla dolu altı ay O uçarı,ele avuca sığmaz deli kızdan,tam anlamıyla oturaklı,ağır başlı,sorumluluk sahibi,başkaları ve sevdikleri için yaşayan bir peri doğurmuştu...
    Uçak ağır ağır piste inereken Mine içinde bir ürperme hissetti,anlam veremediği...Ülkeye dönüşün heyecanı mıydı ,aylar sonra o çok sevdiği İstanbulun havasını teneffüs etmek mi...Yok ,yok ...bu bambaşka bir şeydi.
    Uçağın inişiyle baslayan bu ruh hali uzunca bir süre devam etti..Hani olur ya,hemen bir şey olacakmış gibi ya da birini görecek miş gibi...Yüreği pır pırdı Minenin...İç hatlar terminalinden çıkarken dikkatlice bakındı etrafa da kimsecikler yoktu tanıdığı...
    Belki de yüreği ilk kez oyun oynamıştı ona...Oysa yüreğine çok da güvenirdi.Hava alanından dışarı çıkmışlardı. Ellerinde valizlerle.Baba Muzaffer bey hemen yakınlardaki duraktan taksi çağırmaya gitmişti...Mine hala yüreğindeki kanat çırpışı çözmeye çalışıyordu...O kadar dalmıştı ki,yanında duran ve içinde babasının olduğu taksiyi bile farketmemişti...Babasının taksiden inip,
    -Hadi kızım,gidelim evimize demesiyle kendine geldi.İlk gördüğü şöför mahalinde oturan kişiydi.Bir anda onu Bahar gülü sandı da tebessüm etti ona doğru yürürken...Heyhat yine gözleri ,hayalleri oyun oynamıştı.Evet bu da bir kadın şöfördü ama Bahar gülü değildi...Bu gerçeği hissetmesi uzun sürmedi ve özür diledi,şöför ve babasından...

    Araba ağır ağır yol alırken şehrin en ücra köşesinden,kalabalığın ,telaşenin kalbine Mine bir babasına baktı bir de şöföre.Şöför dikiz aynasından hareketleri şüpheli bu genç kızın her hareketini izliyordu.Öyle ya büyük şehirlerin baş belası taksici cinayetleri son zamanlarda yeniden hortlamıştı...Hiç umulmayan kişiler üç kuruş uğruna bu çilekeş insanları katlediyorlardı.
    Mine’ye baktı önce şöför herne kadar şüpheli bir hali varsa da üstü başı düzgün ,konuşması bir hanımefendiye benziyordu...O solgun yüzün altında ifade etmekten korkulan büyük acılar yaşamış gibi...Baba dersen o da efendi görünümlü nezaketi tavır ve davranışlarında sezilen,konuşmasıyla İstanbul beyefendilerinden biri gibiydi...
    Şöför,uzun yıllar İstanbul semtlerinde direksiyon salladığı için günde bin çeşit insanla karşılaşıyordu.Adeta insan sarrafı olmuştu...Bir süre yolcularını izledi dikiz aynasından...Merakı da oldukça artmıştı,rahatsız etmekte istemiyordu.Ama öğrenmek için ,bu baba kızın problemini de can atıyordu...Meslek icabı meraklı şöförler sevilmez demişti bir yakın dostu...Ne zaman merakını gidermek istese bu sözü hatırlar ,yutkunurdu...Yine öyle oldu...
    Araba usul usul yol alırken acıların beşiğine,Mine ani bir refleksle herkesi şaşırttı.
    -Babacığım,mümkünse Sigorta hastahanesine uğrayabilir miyiz.Bir dostumu ziyaret etmek istiyorum.Ayrılırken kötü durumdaydı...içimde onu görmek için dayanılmaz bir özlem var...Nolursun babacığım...Öyle de hüzünlenmişti ki babasına bunları söylerken dokunsalar ağlayacak gibiydi.Babası itiraz etmeden şöföre döndü,
    - Şöför hanım ,mümkün mü...
    -Tabi,beyefendi...Neden mümkün olmasın,madem hanımefendi çok istiyor demiş ve ani bir hareketle geldikleri istikamete dönmüştü bile...Hastahaneye yaklaştıkça Minenin heyecanı artmış,yüreği yerinden fırlayacak gibi olmuştu.Daha araba durmadan,yavaşlamasını fırsat bilip kapıyı açtı ve koşar adımlarla hastahaneye daldı...Gözü ne babasını ne de koşarken çarptığı insanları görmüyordu.Tek düşüncesi Bahar gülünü bir papatya duruluğunda görebilmek,kucaklamaktı...
    Odasına yaklaşınca içinde bir irkilme,korku belirdi de durdu,duraksadı...Kapının önünde ...Ne kapıyı açabiliyor ne de geri dönebiliyordu.Belki de kapıyı açsa hasreti bitecek ,özlemle sarılacaktı dostuna.
    Ya bahar gülüne birşey olduysa ,sorusu ve kuşkusu,geri dönderdi koşarak geldiği kapı önünden ,Mineyi...Hemen ardından onu takip eden baba ve şöför,geri dönen Mineyi görünce anlam veremediler bu harekete de...Muzaffer bey kızının kolundan yakaladı...
    -Dur hele kızım dur...deliler gibi koştun önce,sonra mahsun mahsun geri dönersin.Noldu ki,yoksa kızcağıza...demiş de gerisini getirememişti...Sanki eşinin ölümünü tekrar yaşamıştı...
    -Bilmiyorum ki baba,giremedim odasından içeri ,işte o korkuyla...İyisi mi dönelim babacığım...Bir ikincisini,sevdiğim bir diğer insanın ölümünü kaldıramam ,derken aslında annesinin ölümünü de kabullendiğini söylüyordu ilk kez....

    Muzaffer bey,kızının durumunu çözmeye çalışırken bir yandan da olayı anlamaya çalışıyordu.Şöför de gelmişti yanlarına,olayın ne olduğunu istermişcesine...Muzaffer bey,
    -Siz burda bekleyin,ben durumu öğrenip geleyim.Minenin itirazlarına rağmen yürümüştü girişteki memurun yanına...Mine ve yanındaki meraklı şöförün bakışları arasında.Memura yaklaştı ve,
    -Afedersiniz bir hastanın durumunu sormak istiyordum,öğrenmem mümkün mü...bayan memur başını bile kaldırmadan ,
    -Tabi,beyefendi.İsmi neydi acaba,yattığı bölüm...
    -Bahar gülü ismi,kanser hastasıydı.Memur bilgisayarın tuşlarına dokunmuş ve az sonra bilgiye ulaşmıştı...ama yüzü vereceği haberin iyi olmadığının göstergesi gibiydi...Bir sigara çıkardı,yaktı ve,
    -Neyi oluyordunuz bu hastanın beyefendi...
    -Hiç,hiçbir şeyi...kızımın arkadaşıydı.O soramadı size,korktuğu için...yoksa...demiş ve susmuştu...
    -Evet,beyefendi üzgünüm...Kızınızın ismi neydi...
    -Mine...
    -Öyle mi,çok sevindim.Bakın beyefendi.BU ölen hastanın kızınıza ölmeden birkaç gün önce bıraktığı bir mektup var.İsterseniz onu size teslim edebilirim...
    Görevli memur,bahar gülünün öldüğünü aniden söyleyince bir hal oldu,muzaffer beye olduğu yerde yığıldı kaldı...Uzaktan durumu gören Mine ve şöför koştu geldi o düşmeden yakaladılar...Memur da oturduğu yerden kalkmış muzaffer beyin yardımına koşmuştu...Anında gelen acil ekibi ilk müdahaleyi olduğu yerde yaptı .Sonra acil bölümünde gözetime aldılar...Muzaffer bey ``yok bir şeyim,baş dönmesi ,``dediyse de yatmaktan kurtulamadı.Ancak bahar gülünün mektubu hala elindeydi.Mektubu Mineye göstermemek için olağanüstü gayret gösterdiyse de başaramadı...Mine mektubu bir kez görmüştü.Sanki içine doğmuştu kötü bir şeyler olduğu,durduk yerde babasının düşüp kalması...hele hele ki görevli bayanla konuşurken bu halin olması şüphelerini artırıyor ama babasının durumundan dolayı soramıyordu.Mektubu da elinde görünce iyice şüpheleri artmış ve babasına sadece,
    -Tahmin ettiğim şey mi babacığım.diyebildi o masum haliyle...Baba cevap verememişti.Sadece başını sallamıştı ki Mine biraz dışarı çıkacağım müsadenle babacığım demiş,babasının çaresiz bakışları arasında kapıdan uzaklaşmıştı ki...Koridorlardan bir ses yankılandı....``Bir kız kendini aşağı attı....Yetişin....diyordu.Sadece bu sesi duyabildi muzaffer bey.Gözlerini kapatırken.Şimdi kızı,eşi ve kendisi el ele gök yüzüne doğru uzaklaşıyordu...Bütün sıkıntılarından kurtulmuş mutluydu her üçü de....
    .........SON..........


      Forum Saati Salı Ocak 24, 2017 11:39 pm