Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    YEŞEREN HAYATLAR

    Paylaş

    1001030068

    Mesaj Sayısı : 1
    Kayıt tarihi : 01/12/10

    YEŞEREN HAYATLAR

    Mesaj  1001030068 Bir Ptsi Ara. 20, 2010 2:38 pm

    Hayatında en çok istediği şey olmuştu. Üniversiteyi kazanmıştı. O gün o kadar mutluydu ki anlatamazdı. Öğretmen olacaktı. Hayatı o günden sonra değişmeye başladı. Çevresinde ki herkes artık ona öğretmen gözüyle bakıyordu. Daha zaman vardı ama o günden sonra değişmişti işte hayatı.

    Kayıt yaptırmak için önce yola çıkması gerekiyordu. Çünkü kayıt günü sadece bir gündü. O günü kaçırmaması gerekiyordu. Bir grup arkadaşıyla birlikte yola çıktı.

    Otobüste bir anneyle kızı da yolculuk ediyordu. Annesi de kızını üniversiteye kayıt için gelmişti. Yan yana oturuyorlardı. Annenin gözünde ki tedirginlik o kadar belirgindi ki. Kızı annesinin omzuna bir bebek gibi başını yaslamıştı. Annesinden ayrılacağının üzüntüsünü o da yaşıyordu. Yıldız gibi…

    Yıldız annenin kızına olan sevgisini hayretle izlemeye devam ediyordu. Daha fazla dayanamayıp onlarla tanışmak istedi. Yıldız kadına:

    --Siz şimdiden ayrılamıyorsunuz okul başladığında ne yapacaksınız? diye sordu.

    Teyze:

    — Yavrum analık işte ne yaparsın kuzusundan ayrılamıyor bir türlü. Demişti.

    Yıldız bir kez daha annesinden ayrılmanın acısını yaşamıştı. Yıldız yolculukta ki diğer arkadaşlarını da tanımaya çalışıyordu. Yanında oturan arkadaşı da memleketlisiydi. Ona bakınca sanki memleketinden tek o hatıra kalmış gibi hissetmişti.

    Onunda gözlerinde hüzün, korku, mutluluk vardı. Çünkü o da yeni kazanmıştı. Yıldız daha fazla dayanamayıp adını sordu.

    --Adım Ömür. Dedi.

    Ömür o kadar güzeldi ki yanakları tıpkı bir elma gibi hele o gamzesi insana resmen mutluluğu anlatıyordu.Yıldız, Ömürle biraz daha konuştuktan sonra gerçekten Ömür ‘ ün iyi niyetli biri olduğunu anlamıştı. Çünkü Ömür ‘ ün yüzündeki hüzünle Yıldız’ı tanıdıktan sonra biraz da olsa geçmişti .Artık birbirlerine sahip çıkacaklardı, ikisi de bunu düşünüyordu. Molalarda birlikte yemek yer- içer olmuşlardı.



    Namaz vakti gelmişti ama otobüs hala hareket halindeydi neyse ki kısa bir süre sonra ihtiyaç molası verildi.Hemen iki arkadaş namaz için uygun bir yer aramaya başladılar.
    Mola süresi kısaydı.Vakit kaybetmeden bir mescit buldular ve hemen kısa süreleri okuyup namazını kıldılar.Otobüs hareket etmek üzereydi herkes onları bekliyordu.Hemen yerlerine oturdular ve otobüs yola devam etti.


    İki arkadaşta uyumamaya kararlıydı çünkü uyudukları zaman abdestleri bozulacaktı ve belki şoför bir daha onları beklemeyecekti.Yıldız ve arkadaşı bütün gece uyanıktı ve yolu seyrediyorlardı.Upuzun bir yoldu, bazen tehlikeli yollardan geçiyorlardı.Hemen Yıldız’ın içini bir korku ve panik kaplılıyordu.Çünkü o anda sevdiklerinden ayrılma ve bir daha hiç dönememe korkusu yaşıyordu.Nihayet sabah ezanı okunmuştu.Bir süre sonra otobüs yine ihtiyaç molası verdi ve hemen yol arkadaşları namaz kılıp otobüse bindiler.Artık Giresun’a yaklaşmışlar.Hayatında hiç deniz görmeyen Yıldız artık sahil kenarındaki bir evde oturacak , denizin ve yeşilin her tonuna rastlayabileceğiniz bir yerde okuyacaktı.Otogardan iner inmez dönüş biletlerini alacaklardı.Fakat istedikleri güne bilet bulamamışlardı. Onlarda üç gün sonraya bilet bulabildiler.Diğer grup arkadaşları da onların gidecekleri günden önce ayrılacaklardı.


    Yıldızla Ömür birlikte kalacaklardı.Ücretsiz kalabilecekleri bir yurt bulmuşlar ve hemen yerleşmişlerdi.Hemen yurtta üst sınıflardan bir kızla okula gidip kayıt oldular.Üniversiteyi kazandığına sevinmişti ama o anda o üniversitede olup onun bir öğrencisi olmak çok farklı bir duyguydu.Yıldız Giresun’un havanın sıcaklığından ve neminden o kadar bunalmıştı ki denizde boğulacakmış gibi olmuştu.Yıldız denizin güzelliğinin artık tadına varmak istiyordu.Arkadaşıyla birlikte sahile inip denizin o mükemmel insanı başka dünyalara sürükleyen sesini dinleyip çektikleri tüm yorgunluğu unutmak istiyordu. Yıldız etrafı gözlemlemeye devam ediyorlardı.Çünkü her şey , herkes onlar için çok farklı görünüyordu. Deniz ,doğa, insanlar ,sahil…


    Yurda dönmek için dolmuşa binmişlerdi.Dolmuşta ki insanlar Yıldızların farklı memleketten olduğunu anlamışlardı çünkü teyzenin biri Yıldız’a:

    --Nerelisin kızım ? diye sordu.

    Yıldız’da:

    --Gaziantepliyim teyze ,dedi.

    Teyze:

    -- Görmedim kızım oraları ,kısmet olmadı şehir şehir gezmek . Erkenden eşimi kaybettim kızımla bir başımıza kaldık. Ben çalıştım çabaladım hep kızım için. Dedi.


    Yıldız bir kez daha ailesi olduğu için mutlu olmuştu. her ne kadar onlardan artık ayrı yaşayacaksa da onların varlığı bile mutlu ediyordu Yıldız’ı.

    Dinlenmek için yurda geldiklerinde yurt çok kalabalıktı. Yıldız ile Ömür onlara verilen odaya girdiklerinde muhteşem bir şeyle karşılaşmışlardı. Deniz o kadar güzel görünüyordu ki sanki deniz ile bulut ayrılmaz bir parça olmuşlardı.


    Hava kararmak üzereydi. Yıldızın yatağından güneşin batışı da çok güzel görünüyordu. Güneş ışınları denizin üzerinde bir ince tanesi gibi yansıyordu. O gün o kadar yorulmuşlardı ki hemen uyudular.


    Birkaç gün sonra Yıldız arkadaşıyla birlikte memleketlerine döndüler. Asıl sorun bundan sonra başlıyordu. Çünkü o kadar çok eksik belge vardı ki Yıldız’ın hemen her günü bu belgeleri tamamlamakla geçiyordu. Belgeleri hazırlama derdine düştüğünden zamanın nasıl geçtiğinin farkına varmamıştı.


    Aile kavramı Yıldız için o kadar önemliydi onlardan ayrılmak çok zor olacaktı. Ayrılığa en çok üzülenlerden biri de Yıldız’ın babasıydı. Yıldızın babası Orhan Bey, kızı ile göz göze gelmemeye çalışıyordu. Çünkü dayanamayıp hüngür hüngür ağlıyordu. Sadece kızı gitmeyecekti. Yıldızın ağabeyide sınavı kazandığından aynı gün hem kızı hem de oğlu evden ayrılacaktı. Ev Yıldız ile abisi gittiğinde çok sessiz kalacaktı. Çünkü Yıldız’ın sesi her zaman odalarda yankılanıyordu.


    Yola çıkma zamanı geldiğinde evde bir hüzün havası vardı ve herkesi sarmıştı. Kimse bir şey diyemiyordu. Her konu açıldığında Yıldız’ın anne ve babası ağlamaya başlıyordu. Otobüsün kalkış vaktinde akrabaları yolcu etmeye gelmişti Yıldız’ı ve abisini. Önce abisi ardından Yıldız’ı otobüse bindireceklerdi. Yıldız’ın abisi İbrahim otobüse bindiğinde Yıldız ve ailesi arkasından baka kalmışlardı. Çünkü abisi Yıldız için çok önemli biriydi. Her zaman Yıldız’ı korur, onu kimsenin incitmesine izin vermezdi.



    Gitme sırası Yıldız’da idi.Otobüse bindi ve onun için çok zor anlardan birini daha yaşayacaktı. Yolculuk başlamıştı. Bundan sonra artık Yıldı tek başına olacaktı. Ailesinden hiç kimse yanında olmayacaktı. Ayakta durmasını öğrenecekti Yıldız.




    Allah korusun yoksa hayatın dalgaları arasında kaybolup gidebilirdi. Yolculuk çok yorucuydu. Ama artık Yıldız kendine daha fazla güveniyor etrafındaki insanları daha iyi tanımaya çalışıyordu. Terminalde Yıldız otobüsten indiği zaman kendisini karşılayacak birini bekliyordu. Kibar, güzel bir o kadar da mütevazi üst sınıflardan bir akrabasıydı. Yıldız’ın indiğini görür görmez hemen yanına geldi ve ona sımsıkı sarıldı.

    --Hoş geldin Yıldız yolculuk nasıl geçti? Diye sordu.

    Yıldız:

    --Hoşbulduk, yolculuk çok yorucu geçti. Dedi.


    Akrabasının hala ismini bilmiyordu. Yıldız:

    --Adınız ne? Hangi bölümü okuyorsunuz? Diye sordu.

    --Adım Hasret. Türkçe öğretmenliği üçüncü sınıf öğrencisiyim. Dedi


    Hasret Yıldız’ı geçici bir süreliğine evine götürecekti. Çünkü Yıldızın ev arkadaşları daha gelmemişti. Ama Hasretin evine gitmeden önce Yıldız’ın bavullarını Yıldız’ın evine bırakmaları gerekiyordu. Kapıyı açıp içeri girdiklerinde Yıldız karmaşık duygular içerisindeydi. Artık burası kendisinin ve henüz tanışmadığı arkadaşlarının yaşayacağı ev olacaktı. Bavullarını bırakıp Hasret’in evine gittiler. Hasret Yıldız’ın duş alıp biraz da uyuması için temiz havlu ve yatak verdi. Yıldız güzel bir duş alıp uykuya dalmıştı. Öyle bir uyumuştu ki sanki uyandığında bütün sıkıntısı geçecekti. Kendini böyle mutlu etmeye çalışıyordu. Gurbet acısını en ağır şekilde yaşıyordu. Çünkü etrafındaki insanları, mahalleyi, memleketi hiç kimseyi tanımıyordu.



    Birkaç gün içerisinde Yıldız’ın ev arkadaşları gelmeye başlamıştı. Gelecek olan arkadaşlarını Yıldız çok merak ediyordu. Çünkü onlarla bir yıl boyunca aynı evde kalacak, aynı yemekten yiyecek, aynı sofraya oturacaklardı.

    Kapı zili çaldığında gelen kişiyi çok merak ediyordu. Kapıyı büyük bir heyecanla açmıştı. Gelen esmer, uzun boylu, çok güzel bir kızdı. Yıldız:

    —Hoş geldin nasılsın. Dedi.

    Arkadaşı:

    —Hoş bulduk. İyiyim sen nasılsın? Dedi

    Yıldız:

    —Adınız ne? Diye sordu.

    Arkadaşı:

    — Adım Yağmur. Sizin ki?

    —Adım Yıldız. Fen Bilgisi Öğretmenliği birinci sınıf öğrencisiyim. Siz?

    Yağmur:

    — Bende işletme birinci sınıf öğrencisiyim. Osmaniyeliyim.

    —Bende Gaziantepliyim, dedi.

    Yıldız için ilk izlenim çok önemliydi. Hani bir insana baktığında onunla anlaşıp anlaşmayacağını az çok tahmin eder ya insan işte Yıldız tahmin edebiliyordu. Kiminle anlaşıp, anlaşamayacağını. Saatler geçtikten sonra evdeki herkes tamamlanmıştı. Herkes birbirini tanımaya çalışıyordu. Memleketinden ailesinden kazandıkları bölümden bahsediyorlardı.
    Tam bir sohbet havası eve hâkim olmuştu. Herkes birbiriyle anlaşabileceğini tahmin ediyordu. O gece kızlar konuşmaktan o kadar yorulmuşlardı ki herkes deliksiz bir şekilde uyumuştu.

    Ertesi gün kızların hepsinin dersi vardı. Birinci sınıfta olan diğer kızlarda yıldız gibi çok heyecanlıydı. Çünkü birinci sınıf olduklarından ne ile kimlerle karşılaşacaklarını bilmiyorlardı.

    Yıldız ilk başta sınıfını buldu ve derse girdi. Dersin hocası yıldıza çok sıcak kanlı gelmişti. Çünkü hoca:

    —Arkadaşlar hepinizin yeni geldiğini biliyorum. Bazılarınız belki ilk defa ailesinden ayrı kalıyor. Herhangi bir sıkıntınız var mı? Herkes yerleşti mi? Bir sorununuz olduğunda mutlaka gelip bana söyleyin. Elimden geldiği kadar size yardımcı olmaya çalışırım. Dedi.

    Yıldız çok şaşkındı. Çünkü ona her zaman üniversitede ki öğretmenlerin kimseyle ilgilenmediklerini sadece öğrencilerin açığını aradıklarını onları küçük düşürmek için ellerinden geldiklerini yaptıklarını söylüyorlardı. Ama o hoca bunları yapacak birine benzemiyordu.

    Ders arası verildiğinde sınıfta ki herkes birbirine bakıyordu. Çünkü herkes birbirini tanımak istiyordu. Yıldızın ilk tanıştığı kişi kendi kültürüne yakın birine benzeyen güzel,tatlı bir kızdı. Yıldız daha fazla dayanamayıp kıza:


    --Adınız ne? Nerelisiniz? Diye sordu.


    --Adım Hülya. Kahramanmaraşlıyım. Dedi.Yıldız:


    --Hiç Gaziantep’e geldiniz mi? Diye sordu. Hülya:


    --Evet. Bir akrabamız orada onu ziyarete gelmiştim, çok beğenmiştim. Dedi.Yıldız:


    --Güzeldir memleketim. Taşı toprağı mis gibidir. İnsanı çok misafirperver yardımseverdir. Dedi.

    Hülya:

    --Katılıyorum sana. Bize o duyguyu hissettirdiler zaten. Bizi çok iyi ağırladılar , dedi:


    Yıldız bunları duyduğuna çok sevinmişi çünkü o memleketini herkese doğru bir şekilde tanıtmak istiyordu .İnsanların kafasında oluşan doğu zihniyetini kaldırmak istiyordu.Gaziantep ‘ in kültürel zenginliklerini onlarla paylaşmak onlara memleketini sevdirmek ve geleneklerini öğretmek istiyordu. Yıldız Yağmur’a Gaziantep’i anlatmaya devam ediyordu.

    Yıldız :

    --Gaziantep mücadele yıllarında Fransızlar tarafından saldırıya uğramıştı ,Fransızlar şehrin her tarafına saldırıda bulunmuş yüzlerce insanı canından ve malından mahrum etmişlerdi. O zamandan kalma Çınarlı Camiinde ve camiinin yanında bulunan kilisede hala kurşun izleri vardır.Tarihini bilen bir insan o kurşun izlerini gördüğünde içi sızlamalı bence.Çünkü bizler şimdi her şeyi hazır alır, bu vatanın nasıl bu günlere geldiğini bilmeyiz .İçimizdeki benlik kavramı bizi tarihten , edebiyattan,sanattan,spordan alı koyuyor ,dedi.

    Yıldız arkasını dönüp baktığında bütün sınıf susmuş Yıldız’ı dinliyor ve yüzlerindeki utanç ve pişmanlık ifadesi çok rahat fark edilebiliyordu.Yıldız biraz olsun arkadaşlarının yüzünün ifadesini değiştirmek için bu defa da Gaziantep mutfağından bahsedecekti .Yıldız:

    --Gaziantep ‘in en meşhur yemekleri ; çiğ köfte ,içli köfte,lahmacun,patlıcan kebabı,Ali nazik ve Antep yuvalaması …Bir de tatlısı var ki insanın ağzında mükemmel bir tat bırakıyor ,dedi.

    Arkadaşları :

    --Adı ne ,nasıl yapılıyor ? diye hemen sordular.

    Yıldız:

    --Adı baklava , baklavanın yapılışına gelince herkes bunu yapamaz ama ben yine bildiğim kadarıyla size anlatayım:Özel satılan baklava yufkasını alacaksınız.Tepsinin ilk katını yufkayı serip daha sonra üzerine tereyağını süreceksiniz onun üzerine de meşhur Antep fıstığını bolca dökeceksiniz .Tekrar üzerini yufkayla kapatıp bu işlemi kat kat devam ettireceksiniz .Önceden ısıtılmış fırına atıp baklava nar gibi kızarıncaya kadar pişireceksiniz .Üzeri için hazırladığınız şerbeti dökeceksiniz ve dilimleyip yanında kaymakla servis edeceksiniz , dedi


    Herkes kendinden geçmişti bazıları da vardı ki ilk defa böyle bir tatlı ismi duymuştu.Yıldız‘ın üniversitede ilk günü böyle geçmişti .

    Bir günde olsa insanların kafasında yanlış şeyleri silmek istiyordu ama bu bitmeyecekti her zaman doğru şeyleri anlatıp doğuyu dışlama düşüncesini herkesin zihninden silmek isteyecekti.


    Sonraki gün yine Yıldız derse girdiğinde dersin hocası çok tatlı görünüyordu. Ama bu defa Yıldız yanılmıştı. Çünkü hocanın ileride onlara neler çektireceğini tahmin edememişti. Zaman geçtikçe herkes birbirini daha iyi tanıyor ve herkesin birbirine karşı düşünceleri değişiyordu. Tabiî ki bu arada dersler ilerliyor, zorluğu da artıyordu. Özellikle fizik hocası öğrencilerine kan kusturuyordu. Çünkü öğrenciler o kadar çalışmasına rağmen öğrencileri yerin dibine koyuyordu. Tam Yıldız’a daha önce anlatılan üniversite hocası tipine uyuyordu.



    Sınav zamanı gelmişti. Yıldız üniversite yıllarının ilk sınavlarına hazırlanacaktı. Hem korkuyor hem de heyecanlanıyordu. Ama sınavlarına hazırlanırken arkadaşları tarafından ona çok güzel bir haber verilecekti.



    Ev arkadaşları bir gün Yıldız’a:


    --Yıldız, sana çok güzel bir haberimiz var sana, dediler.

    Yıldız:

    --Merakla bana ne söyleyeceğinizi bekliyorum. Dedi. Arkadaşları:


    --Yetiştirme yurdunda öğretmenlik yapacaksın. Dediler.

    Yıldız:

    --İnanamıyorum. Nasıl olacak peki? Ne yapacağım,onlara ne anlatacağım bilmiyorum.

    Arkadaşları:

    --Sakin ol yaparsın. Biz sana güveniyoruz. Dediler.



    Onların böyle söylemesi Yıldız’ı daha da hırslandırmıştı. Yıldız’ın kendine olan güveni daha da artmıştı. İşte o gün Yıldız Fen Bilgisi Öğretmenliğini kazandığına gerçekten sevinmişti. Çünkü birilerine yardımcı olabilmek onun için çok önemliydi.


    Öğrencilerle tanışacağı günü merakla bekliyordu. Bir yandan da derse gitmeden önce öğrencileri hakkında bilgi almak istiyordu. Üç tane öğrenciye ders verecekti. Öğrencilerinden ikisi kız diğeri erkek olacaktı. Kızların adı Emine Gül ve Gülay, oğlanın adı da İlyas idi. Dersi bir sınıf ortamında veremeyecekti. Çünkü yurt bu imkana sahip değildi. Yıldız’ın ilk dersini vereceği yer bir etüt salonu olacaktı. Yıldız odaya girdiğinde karşısında birbirinden masum bir sürü çocuğu gördü. Hepsi o kadar tatlı görünüyordu ki Yıldız dayanamayıp çocukların hepsini teker teker öptü. Yıldız:


    --Nasılsınız çocuklar? Diye sordu.

    Çocuklarda:

    --İyiyiz öğretmenim, dediler.


    Ses tonları Yıldıza o kadar güzel gelmişti ki Yıldız’ın mutluluğu daha da artmıştı. Etüt salonunda ders vereceği öğrenciler dışında üç beş yaş arası çocuklar da vardı. Çocuklar Yıldıza:


    --Öğretmenim, bize de ders verecek misiniz? Diye sordular.


    Yıldız:

    --İsterseniz sizinle de resim yapabiliriz, ne dersiniz?

    Çocuklar:

    --Eveeeettt. Diye bağırıyorlardı.

    Yıldız:

    --Ama önce arkadaşlarınıza ders anlatmam lazım sizinle daha sonra yaparız tamam mı? Diye sordu.

    Çocuklar:

    --Tamaaaammm. Diye bağırıyorlardı.


    Yıldız öğrencilerine o günkü konusunu anlatırken hepsi o kadar dikkatli dinliyordu ki Yıldız’ın sorduğu soruların tamamına doğru cevap veriyorlardı. Yıldız öğrencilerinin dinlenmesi için biraz ara vermişti. Bu arada öğrencilerle sohbet edip onları daha yakından tanımak istiyordu. Yıldız, İlyas’a:

    --Ailenden biraz bahsetmek ister misin? Diye sordu.


    İlyas:

    --Babam var ama annem yok. Babamın işi tatil olduğu günlerde gelip beni alıyor ve birlikte geziyoruz. Babam bir lokantada temizlikçi olarak çalışıyor. Ayrı yerde kalıyor olsak da ben babamı çok seviyorum o da beni çok seviyor. Dedi.


    Daha sonra Yıldız Gülay’a dönüp:

    --Sen ailenden bahsetmek ister misin ? diye sordu.


    Gülay:

    --Babam yok annemde buranın ilçesinde yaşıyor. Bazen görüşüyoruz ama beni yurda tek bıraktığında çok üzülüyorum. Dedi.

    Yıldız Emine Gül ile tanışamamıştı. Çünkü Emine Gül hasta olduğundan derse girememişti. Sıra küçük çocuklara gelmişti. Yıldız:


    --Haydi çocuklar sizinle de resim yapalım. Demişti.


    Çocuklar hepsi o kadar sevinmişti ki içlerinden bir tanesi gelip Yıldız’ın kucağına oturdu ve onu öptü.

    --Beni de ders çalıştırır mısın öğretmenim? Dedi.


    Yıldız:


    --Tamam adın ne senin? Diye sordu.

    Çocuk:

    --Kevser dedi.


    Yıldız:

    -Kendinden bahseder misin biraz?

    Kevser:

    -Bu yurtta abim ve ablam var. Annem de babamda yaşıyor ama paramız olmadığı için bizi yurda vermek zorunda kaldılar.dedi.


    Yıldız böyle bir durum karşısında nasıl davranacağını şaşırmıştı. Nasıl olurdu da bir anneyle baba üç çocuğunu yurda bırakabilirdi. Hem de ikisi de boşanmamışlardı bile. Yıldız bu durumu çok merak ediyordu. Bu yüzden yurt müdüresi ile görüşmek istemişti. Yıldız:


    --Merhaba Efendim. Size bazı öğrencileriniz hakkında birkaç soru sorabilir miyim? Diye sordu.

    Müdüre:


    --Adınız neydi? Hangi bölümü okuyorsunuz? Kaçıncı sınıftasınız? Diye sordu.


    Yıldız:


    --Adım Yıldız. Fen bilgisi birinci sınıf öğrencisiyim. Dedi.


    Müdüre:


    --Buyrun sizi dinliyorum. Sorunuzu sorabilirsiniz?


    Yıldız:

    --Öğrenciniz Kevser ve ailesi hakkında bir şeyler öğrenmek istiyorum.


    Müdüre:


    --Kevser abisi ve ablası ailesi tarafından bir yıl önce buraya bırakıldı. Anne ve babası maddi durumu çok kötü olduğu için çocuklara bakamadılar. Bu yüzden çocukları devlet onların elinden almak zorunda kaldı. Dedi.


    Yıldızın üzüntüsü bir kat daha artmıştı. Çünkü insanların bilinçsiz bir şekilde çocuk dünyaya getirmesi, onların gelecek yaşantısını hiç düşünmeden davranmaları onu çok etkilemişti.


    Yıldız:


    --Verdiğiniz bilgiden dolayı size çok teşekkür ederim. Umarım her şey düzelir de onlar da birbirine kavuşurlar. İnşallah tekrar görüşürüz. Dedi


    Müdüre:


    --Hoşçakalın. Yine beklerim sizi.



    Yıldız bu durum karşısında duyarsız kalamazdı. Onlar için bir şeyler yapmak istiyordu. Çünkü o masum tatlı çocukların ailesinden ayrı yaşamasına dayanamazdı.


    Bir hafta sonra Yıldız tekrar yurda ders vermeye gittiğinde yurdun sokağına girer girmez çocuklar onu görmüştü. Koşarak Yıldız’ın yanına gelerek:


    --Hoşgeldiniz öğretmenim. Nasılsınız? Diye sordular.


    Bir yandan da Yıldız’a sarıldılar. Yıldız da:


    --Hoşbulduk çocuklar . İyiyim siz nasılsınız? Diye sordular. Çocuklar da:


    --İyiyizzz, diye bağırıyorlardı.

    Çocukların Yıldız’a o kadar sıkı sarılması Yıldız’ı çok memnun etmişti. Sanki ailelerine olan hasretlerini Yıldız’la telafi edecekler gibi görünüyordu. Bu konu da yanılmayacaklardı. Çünkü Yıldız bir şekilde ailelerine yardım edecek ve onları çocuklarına kavuşturmanın yollarını araştıracaklardı.



    Okul dersleri de gittikçe zor olmaya başlıyordu.Hem okul hem de yurt Yıldız için çok yorucu geçiyordu. Ama Yıldız çocukların mutlu olduğunu görünce biraz da olsa kendi sıkıntılarını unutuyordu.


    Sınav haftası çok yorucu geçiyordu. Sorular bazen hiç beklenmedik konulardan çıkıyor Yıldız’ı çok şaşırtıyordu. O hafta çocuklarla da görüşememişti. Yıldız o çocuklara o kadar çok alışmıştı ki onları görememek Yıldız’ı üzmüştü. Bu ayrılığa dayanamazken çocuklarını yıllarca yurda veren aileler nasıl buna dayanıyordu. Diye sürekli düşünüyordu.



    Demek ki insan her zaman istediği gibi yaşayamıyordu. Fırtına insanı estiği yöne alıp götürüyordu. Sınavlar bitmişti Yıldız yine stres atmak için en etkili yolu deneyecekti. Deniz kenarına gidip o mükemmel manzaranın ve su sesinin tadını çıkaracaktı. Sanki dalgalar Yıldızın bütün stresini alıp götürmüştü. Bir kuş gibi hafiflemişti, Yıldız:


    --Her zaman böyle yorucu mu geçecekti, okul. Diye kendi kendine konuşuyordu.


    Bayram tatili de hemen sınavlardan sonra olacaktı. Bu haber Yıldız’ı çok sevindirecekti. Çünkü aylardır ailesini göremiyordu. Yıldız haberi internetten okuduğunda çok sevinmişti. Hemen bilet almaya gitmişti ama yine istediği güne bilet bulamamıştı. Bu Yıldız’ın kaderiydi bu. Artık Yıldız kendini bununla avutmaya çalışıyordu. Sınavdan sonraki günler Yıldız yine Giresun’da tek kalacaktı. Yalnızlık onu hayallere sürükleyecekti. Ama bazı sınıf arkadaşları da gidemedikleri için onunla birlikte kalacaklardı. Bu sebeple Yıldız arkadaşlarına daha yakından tanımak isteyecek onlarla ömür boyu süren bir dostluk kuracaktı.



    Birlikte kaldığı arkadaşları Dilek ve Ayşe idi. Dilek ile Ayşe çok komik ve çok sıcakkanlı kızlardı. Ama Dilek Yıldız’a daha yakın gelmişti. Yıldız, Dilek’in bir sorunu olduğunu fark etmişti. Çünkü o gün Yıldız babasından bahsettiğinde Dilek’in gözleri dolmuştu. Yıldız:


    --Neyin var Dilek, benimle paylaşmak ister misin? Diye sordu.


    Dilek:








    --Ben babamı yıllar önce kanserden kaybettim. Sen babanı anlatınca onunla yaşadıklarımız bir an aklıma geldi.


    Yıldız:


    --Tamam öyle olsun ama yapabileceğim bir şey varsa söyle.


    Dilek:


    --Teşekkür ederim, canım. Yanımda olduğunu bilmek yetiyor bana.



    Yıldız tekrar Dilek’e sımsıkı sarıldı ve onun gözyaşlarını silmeye başladı. Bir süre sonra Dilek sakinleşmişti. Yıldız:

    --Haydi Dilek biraz sahile gidip konuşalım. Dedi.

    İki arkadaş sahile gidip biraz yürüyüş yapmışlardı. Yıldız da Dilek’de kendilerine gelmişlerdi. Hatta ikisi bisiklet kiralayıp sahildeki bisiklet yolunda tur atıyorlardı.
    O kadar mutlu olmuşlardı ki çocuklar gibi çığlık atıyorlardı.
    Eve dönme zamanı gelmişti. Üç arkadaş sırasıyla memleketine gitmişlerdi. Yolculuk yine çok yorucu geçmişti. Yıldız otobüsten indiğinde onu kardeşi karşılamaya gelmişti. Kardeşi ona:

    --Hoş geldin canım ,seni çok özledim. Nasılsın? Diye sordu.

    --Hoş bulduk bende seni çok özledim. Seni görünce daha iyi oldum. Dedi

    --Gittin beni yalnız bıraktın ev sensiz hiç çekilmiyordu.



    Yıldız bayramın ilk günü Gaziantep’e yetişmişti. Kardeşiyle birlikte arabaya binip hemen eve gittiler. Eve vardıklarında herkes bir araya toplanmış, kurbanlıkla uğraşıyorlardı. Yıldız’ı gördüklerinde hepsi çok sevinmişti. Annesi hemen Yıldız’a sımsıkı sarılıp:


    --Nasılsın kızım seni çok özledim. Dedi.



    --Bende sizi çok özledim. İyiyim. Annesi:


    --Hiç de iyi görünmüyorsun. Hem çok zayıflamışsın sen.


    Yıldız:

    --Yorgunluktandır anne.

    Annesi:

    -- Ben kızımı tanımıyor muyum , zayıflamışsın işte.

    Daha sonra Yıldız herkesin teker teker bayramını kutlayıp onları ne kadar çok özlediğini söylemişti. O gece Yıldız annesiyle birlikte uyumuştu. Yıldız annesine:


    --Çok zor sizden ayrı kalmak bazen insan dayanamıyor, ağlamak istiyor ama ağlayamıyor. Sanki ağlayınca herkes onu çaresiz hissedecek gibi düşünüyor. Yıldız’ın annesi:


    --Bizim içinde zor oldu kızım. Hem senin hem de abinin bir anda gözümüzün önünden kaybolması ne kadar üzücü bir durumdu baban ve benim için.


    Yıldız uykuya dalmıştı artık. Annesi onun ipek gibi saçlarını okşamaya devam ediyordu. Kızını tıpkı o otobüsteki anne gibi seviyordu. Çünkü annelik farklı bir duyguydu.



    Yıldız bayramdan sonra yetiştirme yurdundaki Kevser ve ailesi için bir şeyler yapmak istiyordu. Durumu ailesine anlattı ve onlardan yardımcı olmalarını istedi.Yıldız’ın babası:



    --Hemen kaymakamlığa gidip kendisine bildirelim. Eminim onlar yardım edeceklerdir.


    Yıldızla babası kaymakamlığa gidip durumu izah ettiler. Kaymakam Bey:



    --Onlara yardım edebiliriz ama Gaziantep’e yerleştirmemiz lazım. Yoksa bir şey yapamam, dedi.


    Yıldız hemen Kevser’in ailesine telefon açıp durumu anlattı.


    --Size iş ev verilecek ama sizde çocuklarınızı bundan sonra yanınıza alıp birlikte yaşayacaksınız ama Giresun’da bir şey yapamadım. Bu yüzden sizi Gaziantep’e aldırmak istiyoruz. Ne dersiniz?


    Kevser’in babası:


    --Ne diyeyim kızım hemen geliriz. Yeter ki çocuklarım yanımızda olsun. Ne iş olsa yaparım, dedi.



    Kaymakam Bey Kevser’i ve ailesini Gaziantep’e getirtti. Onlara her türlü imkanı sağladı. Kevser’i abisini ve ablasını yeni bir okula kaydettirdi. Babası artık çalışıyor, annesi de çocuklarının yanından ayrılmıyordu. Bir daha hiç ayrılmayacaklardı. Kevser de bir gün öğretmen olacağı zaman Yıldız öğretmenin yaptığını o da öğrencilerine yapacaktı. Öğrencileri arasında ailesinden ayrı olan varsa onları ailesine kavuşturmak için elinden geleni yapacağını söylüyordu, Yıldız öğretmenine.

      Forum Saati Salı Nis. 25, 2017 8:33 am