Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    Akşam Hicranları

    Paylaş

    1001030043

    Mesaj Sayısı : 1
    Kayıt tarihi : 22/12/10

    Akşam Hicranları

    Mesaj  1001030043 Bir Çarş. Ara. 22, 2010 12:26 pm

    AKŞAM HİCRANLARI

    Pencereden dışarı baktığında sararıp yapraklarını dökmüş ağaçları ve batmakta olan güneşin arkasında bıraktığı son ışıkların can çekişmesiyle birlikte havanın asaletini içinde hissediyordu.Havanın kararmasıyla birlikte dışarıdaki seslerde yavaş yavaş— sönüyor,insanlar adım atmakta bile zorlandıkları o dar sokaklardan çekilip gözden kayboluyorlardı.Sokakta hayat duruyordu bu vakitlerde,satıcılar günün yorgunluğuna aldırmayarak kazandıkları üç beş kuruşu eve götürmenin huzuruyla hızlı adımlarla geçip gidiyorlardı.
    Hicran,her gün aynı filmin tekrarını izler gibi yine aynı pencereden içindekileri haykıracakmışçasına bakan donuk gözlerle seyrediyordu.
    Birden o sessizliğin içinden çıkıp gelen ve onu daldığı karmaşadan çekip çıkaran bir sesle irkildi,bu ses eski zamanlardan kalma ve her saat başı çalıp ona zamanın akışını hatırlatan sessiz bir çığlık gibiydi…Hicran,bu çığlığın ardından ve yavaşça odaya göz gezdirirken hemen hemen aynı rengi andıran eşyalar arasında göze batan dağınık kitaplara takılıp bir sürelik dalgınlığın ardından üzerinde oturduğu eski koltuktan yavaşça kalkıp ağır adımlarla gözüne çarpan dağınık kitaplar arasından her gün okuduğu kitabı alarak yine ağır ve bitkin adımlarla koltuğa yerleşti ve sanki ilk defa okuyacakmış gibi içinden gelen bir kıpırtıyla yavaşça yıpranmış sayfalara dalıyordu.Aklına bu kitabı ilk gördüğü an içinde hissettiği bir özlemi anımsıyor ve eski günleri bu kitapla her gün tekrar tekrar yaşıyordu…
    Kırk yıl önceydi…Bir sonbahar akşamıydı.Sokaktaki küçük lambalar etrafa loş bir ışık yayıyor,sokaktan tanınmaz gölgeler ardı ardına geçiyordu.Hicran odasının penceresinden dışarı baktığında o tanınmaz karartılar arasında gözüne tanıdık gelen bir gölgeye rastladı.Karanlıkta yüz hatları tam belli olmasa da dinçliğinden genç bir adam olduğu belli oluyordu.Hicran içinde bir sıcaklık,tatlı bir heyecan hissetti.
    Tabi ya…Fuat’tı bu.Yine her zaman ki gibi aynı saatte aynı ışığın altında duruyordu.
    Hicran’ı görebilmek onun varlığını içinde hissedebilmek için…





    Akşam olup sokak ışıkları solgun yüzünü göstermeye başladığında Hicran’ın içinde bir yerlerde anlatamayacağı tarifi olmayan bir hareketlilik baş gösteriyor ve her geçen gün şiddetini artırıyordu.Hicran günü o anlarında hareketliliğinde eser kalmayan o sokağa,günü yorgunluğunu yansıtan lambalara ve hırçınlığıyla etrafı birbirine katarak esen rüzgara inat etrafa tebessümle bakıyordu.Gözünün içi gülüyordu adeta…
    Hicran delicesine atan kalbini duymuyor Fuat ise sanki Hicran’ın atan kalbinin sesini duymuş gibi karanlıkta ışık saçan gözlerini Hicran’a çevirip içinden geçenleri haykırıyordu sanki…Hicran ve Fuat için günü bu anlarında hayat duruyordu sanki ve bu an hiç bitmesin sabah olmasın,sokak ışıkları sönmesin gün doğmasın hep burada kalalım diyerek bakan gözleri adeta gülümsüyordu.Günlerce haftalarca aylarca birbirleri için günün aynı saatinde aynı yerde aynı ifadeyle…
    Yine o günlerden biri daha... Hava kararmaya başlarken,gökyüzü asaletine bürünüyor.Güneş ışıkları son demlerini yaşıyor ve sokak ışıkları yavaş yavaş hareketleniyordu.Hicran havanın kararmasıyla birlikte içindeki bitmek bilmeyen bir hareketliliğin şiddetini arttırdığı anlarda her zamanki yerinde Fuat ise karanlığın içinden,bastığı yerleri görmeden,kalbin hızlı ritmine ayak uydurarak Hicran’ına,o sevdiği kıza doğru bir adım atıyor aradaki uzaklık git gide azalıyordu.Fuat günlerdir aklını kurcalayan yapıp yapmamakta kararsız kaldığı şeyi son kez gözden geçirdi.Cesaretini toplamak içi derin bir nefes alıp ağır adımlarla Hicran’ların evine doğru yöneldi.Hicran ise ne olduğunun farkına varamadan şaşkın bakan gözlerle Fuat’ın evlerine yöneldiğini anlamakta zorlanıyordu.Fuat yaptığının ne kadar delice olduğunun farkına varmışçasına Hicran’ların bahçe kapısını yavaşça araladı ve ağırlığını koruyarak yavaşça kapıdan içeri girdi.Kalbi yerinden çıkacakmış gibi atarken ağır adımlarla kapıya yaklaştı.Hicran şaşkınlığının şokunu henüz atamamışken evdeki sessizliği bozan bir gürültü ve ardından annesinin kapıya doğru koşan telaşlı ayak sesleri evde bir hareketlilik yarattı.Saime Hanım beklenmeyen misafirin kendisinde uyandırdığı merakla kapıya doğru hızlı adımlarla ilerliyordu.Hicran gelen misafirin kim olduğunu anlamışçasına odadan fırladı.






    Fuat ise Hicran’ların evine ilk defa girecek olmanın verdiği heyecanla kapının açılmasını bekliyordu.Bunun için çok beklemesi gerekli değildi.Saime Hanım kızındaki bu hareketliliğin şaşkınlığıyla kapıyı açtı.Gelen bir üst sokakta oturan mahallenin sessiz.ağırbaşlı gençlerinden biri olan Fuat’tı.
    Fuat,uzun boylu.geniş omuzlu,siyah saçlı,ela gözlü,temiz yüzlü bir gençti.Saime Hanım evine ilk defa ayak basan bu delikanlıyı güler yüzle karşılayarak:
    —Hoş geldin evladım…Ne istemiştin?
    —Eee ben… Şey yani,kusura bakmayın rahatsız ediyorum ama içeri girmeme izin verir misiniz?
    —Affedersin evladım tabi ki de ,buyur geç.
    —Saime!Kimmiş gelen?
    —Fuat,Fuat üst sokaktaki terzinin oğlu…
    Rauf Bey merakını gizlemeye çalışarak oturduğu koltuktan kalkıp salonun kapısına doğru yöneldi.Kapıyı açtı,kızının böyle donuk bir şekilde nereye baktığını merak ederek gözlerini o tarafa çevirdi ve onu gördü.Rauf Bey bu gençle defalarca sohbet etme fırsatı bulmuş ve temiz kalpli bir genç olduğunu düşünmüştü.Fuat kapıdan geçti ve evin tüm kapılarının açıldığı hole doğru ilerledi.Saime Hanım hemen ardından kapıyı kapatıp Fuat’ın arkasından o da ilerliyordu.Fuat’ın bir an hareketsiz kaldığını fark etti.Fuat Hicran’ donuk bakışları karşısında cesaretle bakan gözlerini Hicran’a yöneltti.Rauf Bey ve Saime Hanım bir an birbirlerine baktılar,bu durumdan kaynaklanan şaşkınlıklarını gizlemeye çalışırcasına Rauf Bey;
    —“Şöyle geç bakalım delikanlı” diyerek ortama farklı bir yön veriyor.
    Fuat heyecanının ve Hicran’ı görmenin verdiği bir sersemlik,bir sarhoşluğun etkisinde cevap veriyor:
    —Taab…Tabi efendim…
    Saime Hanım bu habersiz gelişin merakını yaşarken bir taraftan da kızında ki bu tuhaflığın ve şaşkınlığın nedenini düşünmüyor değildi.Önce Rauf Bey,ardından Fuat salona giriyor,hemen ardından da Saime Hanım salonun kapısında beliriveriyordu.






    Fuat heyecanının verdiği titremeyle ve kekeleyerek:
    —Eee..Efendim benim bu habersiz ziyaretimin amacı sizi bir konuda bilgilendirmek olacaktır.
    Fuat Bey ve Saime Hanım merakla bakan gözlerle devam etmesini söyler gibi bakışlarını Fuat’a yönelttiler.Fuat devam etti.
    —Ben kızınız Hicran’a gönülden bağlandım ve kendisiyle ilgili çok ciddi düşünceler içerisindeyim…derken bir anda Rauf Bey sözlerine devam etmesini istemeyerek ayağa kalktı ve…
    —“Bu nasıl bir küstahlıktır ”diye bağırmaya başladı.Saime Hanım şaşkınlığını üstünden atamamışken salonun kapısından içeri fırlayan Hicran’ı bile fark edememişti.Hicran ise olayların nasıl bu şekilde geliştiğine anlam veremiyor ve içinde kopmakta olan korku fırtınasını bir türlü durduramıyor ve müthiş bir acı çekiyordu…
    Rauf Bey kızının salonda belirdiğini fark edince kızına yönelerek hemen odasına gitmesini söylüyordu.Hicran ise içindeki korku fırtınasının şiddeti ile :
    —Aaa….aa…Ama baba!
    Rauf Bey öfkesini bastıramıyor ve yüzünde korkunç bir ifade beliriyordu.Saime Hanım Rauf Bey’in yanlış bir şey yapmasının verdiği korkuyla yerinden fırlayarak:
    —Sinirlerine hakim ol…Sakinleş!
    Rauf Bey Saime Hanım’dan Hicran’ı derhal odasına götürmesini istiyor…Saime Hanım kızının kolundan tutarak ilerlemeye çalışıyor,kızının hareketsiz kaldığını görünce kolunu sıkıca tutup itekleyerek tepkisini gösteriyordu.Saime Hanım Hicran’ı salondan çıkarıp odasına götürerek Hicran’a:
    —“Bu yaptığın hiçte doğru değil babana karşı saygılı olmalısın ”diyordu.Hicran ise içinde bulunduğu durumun verdiği çaresizlik duygusuyla yavaşça pencere kenarına ilerledi…Gözünden dökülen damlalara engel olamıyordu.Rauf Bey Fuat’ın tek kelime söylemesini istemeyerek hemen evi terk etmesini belirtiyordu.Fuat ise bir yandan Hicran’ı bir yandan da durumu kurtarmanın verdiği son bir cesaretle Rauf Bey’e yöneldi:






    —“Ama…Efendim…Beni dinlemelisiniz.Ben çok ciddiyim ”diyerek tekrar konuyu açma çabasında bulunuyordu.Rauf Bey ise öfkesinin ve şaşkınlığının sınırlarına dayanmışçasına elini kapıya doğru yönelterek:
    —“Defoolll!Çık dışarı…seni bir daha evimin yakınlarında görmek istemiyorum.Çabuk çık dışarı…”diye bağırırken Fuat şaşkınlık,üzüntü,korku,tarifsiz bir acı içinde yüzünü saran anlamsız ifadeyle evden çıkıyor,Rauf Bey Fuat’ın ardından kızının odasına yöneliyor.Odasından içeri bir hışımla dalıyor.Kızının ağlamaktan kan çanağına dönmüş gözleri ve kızının yüzündeki anlamsızlaşan ifadeyi görünce bir an öfkesini bastırarak:
    —“Neden?”diye soruyor.Neden bu olanlardan haberimiz yok?Neden? Ne bu saygısızlığın diye tepkisini belirtirken Hicran ise ilk defa babasına karşı sesini yükselterek “Yeter baba daha fazla dinlemek istemiyorum…Beni yalnız bırakın”diye bağırırken Rauf Bey hiç yapmaması gereken hataya düşüyordu.Kızının bu tavrı karşısında kızına bir tokat atıyordu…Ardından gelen sessizlik…
    Rauf Bey’in yüzünde,yaptığı hatanın farkına varmışlığını anlatan bir ifade beliriyordu.Saime Hanım olayın nasıl bu noktaya geldiğini anlamakta zorluk çektiğini yansıtan üzgün bakışlarla mırıldandı:
    —Biz nasıl geldik bu noktaya… Biz…
    Hicran babasından yediği ilk tokatın verdiği acı mı yoksa Fuat’ı düşünmenin verdiği yoğunluk mu bilinmez, bir anda yüzü tarifsiz bir renk alıyor ve olduğu yere yığılıyor.Rauf Bey’in ve Saime Hanım’ın o acı dolu çığlıkları ardından Hicran’ın hastaneye kaldırılışı Fuat’ta tarifsiz bir acının başlangıcı oluyor.Hastane kapısında saatlerce hareketsiz bir şekilde acı dolu anlar yaşıyor.Hicran’ın ilk tedavisini yapan doktor Kemal Hicran’daki bu durumun,yapılacak tetkiklerle belirleneceğini belirtip gerekli tetkiklerin yapılması için hazırlıkların yapılması emrini veriyor ve odadan çıkıyor.Doktor Kemal’in arkasında:
    —“Doktor Bey,Doktor Bey…bir saniye.”
    Doktor Kemal hastanenin o geniş koridorunda hızlı adımlarla ilerlerken arkasından gelen bir sesle duraklıyordu.






    Kendisine doğru koşar adımlarla gelen,az önce odasından çıktığı hastanın babası Rauf Bey’di.Rauf Bey doktorun yanına gelip yavaşça kolundan tutarak:
    ──Doktor Bey kızımla yaşadığımız tartışma sonrasında kızıma ilk kez vurdum,vurdum ama…Yani kızımın bu şekilde olması biraz farklı değil mi?Neden bu kadar uzun sürdü?Anlamıyorum…Lütfen bir sorun varsa beni de bilgilendirin…
    —“Rauf Bey!Öncelikle sabırlı olun henüz bu aşamadayken bir şey söylemek anlamsız… Kızınız yaşadığı olaydan ötürü ani bir refleks göstermiş olabilir.Yapılan tetkikler sadece önlem amaçlı.”diyerek Rauf Bey’i biraz olsun rahatlatmıştı.Doktor Kemal hazırlıklar için odasına gitti.Rauf bey,Doktor Kemal’in söyledikleriyle biraz olsun rahatlıyor ve bu rahatlıkla kızının odasına doğru ilerliyordu.Fuat hastane kapısında saatlerce beklemiş artık beklemeye sabrı kalmamıştı.Bu sabırsızlıkla hastanenin önünde bir o tarafa bir bu tarafa dönüp duruyordu.İki gün boyunca Hicran kendinden geçmiş bir halde yatmıştı.Rauf Bey içindeki tarifsiz korkunun etkisiyle sıkça doktoru ziyaret ediyor kızının durumunu öğrenmeye çalışıyordu.Saime Hanım,kızının yanından bir an bile ayrılmıyor.Korku,acı,sabırsızlık…Saime Hanım göz yaşlarını tutamıyor,Rauf Bey ise ne kadar dik durmaya çalışsa da dayanamıyor ve tekrar Doktor Kemal’i odasında ziyaret ediyordu.Artık bu sabırsız bekletiş son buluyordu. Ama bu beklenen son o son değildi.Rauf Bey doktorun odasından çıkarken adeta şok geçiyordu.Kızının bu hareketsizce yatışının altında yatan gerçeğin bu kadar acı olabileceğini tahmin etmemişti.Hicran’ın beyninde bir tümör vardı.Doktor gerekli desteğin sağlanacağını ve dikkat edilmesi gereken bir konu üzerinde durmuştu,Hicran kesinlikle mutlu olmalıydı.Moralinin iyi olması,hastalığının tedavisindeki en iyi ilaçtı.Fuat bitmek bilmeyen bu bekleyişin artık son bulmasını istiyor ve hastaneye giriyordu.Hicran’ın odasına doğru ağır ağır ilerledi.Rauf Bey ise daha yaşadığı acının şokunu atlatamamışken günlerce kızının başında bekleyen Saime Hanım’a bu gerçeği söylemesi gerektiğini düşünüyordu.Rauf Bey yaşamakta olduğu acının etkisiyle ağır adımlarla Hicran’ın odasına girdi.Saime Hanım Rauf Bey’e,doktordan yinemi haber yok?Daha ne kadar bekleyeceğiz?Daha ne kadar kızım böyle hareketsiz yatacak?






    —Hanım…Hanım gel otur şöyle.
    Saime Hanım kocasındaki bu anlam veremediği yüz ifadesinin nedenini merak ediyordu.Rauf Bey olanları yavaş yavaş,içinde duyduğu amansız bir acıyla anlatıyordu.Fuat Hicran’ın odasının önüne geldiğinde daha içindeki heyecanı bastıramamışken duyulan ses Saime Hanım’a aitti.Saime Hanım duyduklarının kendisinde yarattığı şokla ağzının çıktığı kadar bağırıyor,kızına sarılıp ağlıyordu.Rauf Bey eşini sakinleştirmek için ne kadar çaba harcasa da nafile…Fuat ters giden bir şeyler olduğunu anlamıştı,Hemen doktorun odasına koştu kapıyı çalmadan içeri girdi.Doktorun söyledikleriyle adeta dünyası başına yıkılmıştı.İçinde kopan kıyamet,içinde bulunduğu durum ve yaşadığı tarifsiz acının yarattığı durgunlukla doktorun odasından çıkıyordu.Acısını hafifletecek bir yol yoktu.Fuat hıçkırıklar içerisinde Hicran’ın yanına koştu.Artık hiçbir şey umurunda değildi.Tek isteği Hicran’ın yanında olmak,onu görmek.ona hep sevdiğini ve daima da seveceğini söylemek,ellerini sıkı sıkı tutup yanındayım demekti.Odanın önündeydi. Ne heyecan ne korku sadece acı vardı.İçeri girdi.Gözü sadece Hicran’ı görüyordu.Ne Saime Hanım’ ne de Rauf Bey’e bir şey söyledi.Sadece Hicran’a bakıyordu.Yaklaştı ve Hicran’ın elini tutarak:
    —Gözümden sakındığım bak ben geldim. Hadi üzme artık bizi aç gözlerini…
    Rauf Bey ve Saime Hanım Fuat’ın kızlarına ne kadar değer verdiğini anlamışlardı ve Fuat’a karşı tüm düşünceleri değişmişti.İlk adımı Rauf bey attı.Fuat’ın yanına giderek elini omzuna koyup seslendi:
    —Oğlum!Üzülme…Üstesinden geleceğiz.
    Fuat duyduklarının gerçekliğinde şüphe edercesine yavaşça başını kaldırarak yanında duran Rauf Bey’e baktı.Rauf Bey hafif bir tebessümle Fuat’ın omzuna koyduğu eliyle sanki üzülme dercesine sırtını sıvazladı.Saime Hanım Fuat’ın gözünden akan yaşları ve dudaklarından dökülen sözleri duyunca yerinden kalktı ve Fuat’a:
    —“Sevginizi kaybetmeyin” diyerek Fuat’a destek oluyordu.Fuat ise yaşadığı acının etkisinde sadece Hicran’a bakıyor ve sürekli mırıldanıyordu:






    —Hadi!.. Hadi aç gözlerini…Hadi.
    Hicran yavaş yavaş kendine gelmeye başlarken,Fuat içini kaplayan sevinçle:
    —Uyanıyor!Uyanıyor! diye seslendi.
    Rauf Bey ve Saime Hanım yerlerinden sıçrayarak hemen Hicran’ın yanı başına geldiler.Hicran gözlerini açmıştı.Fakat karşısında Fuat’ı görünce yüzündeki tebessüm,gözlerindeki sevinç, etrafa mutluluk saçıyordu.Bir süre sonra annesini ve babasını fark edince:
    —Anne! Baba!
    Saime Hanım:
    —Kızım yorma kendini dinlen biz yanındayız.
    Hicran sersemliğinin etkisini atlatınca neden hastanede olduğunu anne ve babasının neden üzgün göründüğünü soruyordu.Annesi Saime Hanım göz yaşlarını tutamıyor ağlıyordu.Acı gerçeği Fuat’tan öğreniyordu.Rauf Bey bir yandan Saime Hanımı bir yandan da kızını teselli etmekten kendine gelemiyordu.Bir türlü bu duruma anlam veremiyor ve acı dolu gözlerle etrafına bakıyordu.Hicran duyduklarından sonra yıkılıyordu.Fuat Hicran’ı girdiği bu çıkmazdan çekip çıkarmak için elinden geleni yapıyordu.Hastanedekini günlerinin ardından Hicran’ı hastaneden çıkarıp eve gidiyorlardı.Fuat bir an bile Hicran’ın yanından ayrılmıyor Hicran’ın moralini yüksek tutması için elinden geleni yapıyordu.Rauf Bey kızının Fuat’ın yanında çok mutlu olduğunu görünce Fuat ile konuşmak için fırsat kolluyordu.Nihayet Hicran uykuya dalmıştı.Fuat Rauf Bey’in kendisini beklediğini görünce yavaşça oturduğu sandalyeden kalkarak ,ağır adımlarla Rauf Bey’in yanına gitti.Rauf Bey elini Fuat’ın başına koyarak birlikte salona geçip oturdular.Rauf Bey ağır bir ses tonuyla:
    —Kızıma duyduğun sevgi beni inandırdı.O senin yanındayken çok mutlu…Kızımın mutluluğu benim mutluluğum.Bu nedenle niyetinin de samimi olduğunu düşünerek bu duruma bir yol çizmemiz gerekir.Fuat duyduklarından sonra bir an sevincini bastırıp kelimeleri toparlamaya çalıştı.Bir süre kendine gelmekte güçlük çekti.Çünkü olayların böyle aksedeceğini tahmin etmemişti.Gözlerini,Rauf Bey’in gözlerine doğrultarak:






    Efendim! Ne söylemem gerektiğini bilmiyorum ama şunu bilmelisiniz ki kızınız benim için çok değerli…
    Fuat’ın konuşmasını bitirmesini beklemeyerek Rauf Bey:
    —Kızımı mutlu edeceğini biliyorum ve izin veriyorum.Şimdi git… Fuat büyük bir sevinçle kalkıp Rauf Bey’in eline sarıldı,heyecandan titreyerek Saime Hanım’a döndü:
    —Teşekkür ederim… Teşekkür ederim…
    Saime Hanım gülümseyerek Fuat’ı uğurladı.Fuat Hicran’ın durumu ve Rauf Bey’den duyduklarının etkisinde sevinmekle üzülmek arasında gidip geliyordu.Biliyordu bununda üstesinden geleceklerdi.Hızlı adımlarla karanlığı yararak evinin yolunu tuttu.Kapıyı ellili yaşlarında iri renkli gözleriyle açık alnı ve geniş omuzlarıyla ciddi duruşunu bozmayan babası Arif Efendi açtı.Arif Efendi yaklaşık otuz yıldır terzilik yapıyordu.Tek çocuğu olan Fuat’ı o büyütmüştü.Anne özlemi içinde büyüyen Fuat , annesinin eksikliğini babasıyla doldurmaya çalışırdı.Annesi Fuat’ın doğumunda hayatını kaybetmişti.Arif Efendi oğlunun iyi bir ahlaka kavuşması adına hayatını oğluna adamıştı.Akşamın geç saatinde Fuat’ı karşısında görünce sormadan edemedi:
    —Oğlum neredesin? Hiç böyle yapmazdın… Ne oldu böyle?
    Fuat babasının tüm soruları karşısında yanıtsız kaldı.İçeriye geçtiler.Fuat tüm olanları babasına anlatmaya başladı.Arif Efendi duydukları karşısında şaşkınlığını gizleyemiyordu.Duydukları hiçte alışık olduğu bir durum değildi.Bir süre suskuluğunu koruyarak Fuat’ı seyretti.Fuat olan biteni babasına anlatırken kendinden geçiyor,gözleri sanki olayları yaşıyordu.Arif Efendi bir an oğlunun sözünü kesmeye çalıştıysa da başarılı olamamıştı.Fuat öyle kaptırmıştı ki kendini babasının kendisine müdahale etmek için seslendiğini bile fark etmedi.Yaşadıklarını anlatırken yüzünde içindeki mutluluğu anlatan o ifadeyi fark eden Arif Efendi sessizliğini koruyarak Fuat’ın konuşmasını tamamlamasını sabırsızlıkla bekliyordu.Saatler alan bekleyişin ardından Fuat olayın sonuna gelebilmişti.Fakat bu son Arif Efendinin beklediği gibi sona ermemişti ve oğlunun yüzündeki mutluluk ifadesi kaybolmuş yerini hüznü yansıtan bir ifade almıştı.





    Fuat son günlerde başına gelenleri anlatırken duraksıyor , kelimeler boğazına diziliyordu.Fuat babasının varlığının farkına yeni varmış gibi , bir an babasının gözlerine bakara:
    —“Kötü” dedi. “Çok kötü”
    Babası hem merak hem korkuyu andıran yüz ifadesi ile oğluna yaklaştı ve eli ile oğlunun omuzlarını kavrayarak kendine doğru çekti.
    —“Çaresizlik, kimsesizlik gibidir. Eğer kimsesiz kalmak istemiyorsan umudunu hiç kaybetmemelisin.”diyerek oğlunun gözlerindeki karamsarlığı silmeye çalışıyordu. Fuat babasına dönerek:
    —Rauf Bey’in iznini aldım. Şimdi yapmamız gereken şey gidip Hicran’ı ailesinden istemek.
    —Dur… Dur… Acele etme bu işler aceleye gelmez.
    Fuat sabırsızca davranıyordu. Bugün Arif Efendi her zaman olduğu sabah erkenden terzi dükkanının yolunu tutmuş erkenden dükkanı açmıştı. Oğlunun habersiz ortadan kayboluşunun merakı içinde akşama kadar çalışmış, işin yorgunluğu ile eve doğru ilerliyordu. Düşünmeyle geçen yolun ardından eve gelmişti. Kapıyı açmak için anahtarını çıkartıyordu ki kapının önünde duran zarfı fark etti. Bu zarfta oğlunun gideceği askerlik şubesi bildiriliyordu. Arif Efendi oğlunun habersizce kayboluşunun ardından aldığı bu haber ile ne yapacağını şaşırmıştı. Oğlunun sözünü tekrar keserek:
    —“Acele etme” dedi.
    Fuat babasının yüzündeki ifadeye bir anlam veremedi. Babası ayağı kalkarak ahşap masanın üzerindeki zarfı aldı ve oğluna uzattı:
    —“Buna bakmalısın” dedi.
    Fuat, merak içerisinde zarfı hızlı hızlı açtı ve okudukları karşısında şaşkınlığını gizleyemiyordu. Bekledik ama zamansız olduğunu düşündüğü bu haberi tekrar tekrar okudu. Tamda her şeyin yoluna girmeye başladığını düşünmüştü. Babası Arif Efendi Fuat’a seslenerek:
    —“Bir ay sonra gideceksin…Şimdi biraz dinlen. Sabah sakin sakin ne yapacağını düşünür, kendine bir yol çizersin” dedi.






    Fuat sessizliğini korudu. Babası yerinden kalkarak ağır adımlarla odasına çekildi. Sabaha kadar düşünmekten gözüne uyku girmiyor, bir türlü anlam veremiyordu. Ama yapacak başka bir şey de yoktu…Gidecekti…Sabahın ilk ışıkları ile birlikte bugün bu iş bitmeli diyerek kafasını toparlamaya çalışıyordu.yapması gerekleri belli bir sıraya koymuş, babasının uyanmasını bekliyordu. Derken bir süre sonra Arif Efendinin sesi duyuldu:
    —Fuat!
    Babasının sesi ile adeta yerinden sıçrayarak yapacaklarını anlatmanın verdiği sabırsızlığı yaşıyordu. Arif Efendi, Fuat’ın bu ani harekinden anlamıştı ki oğlu bir karara varmıştı. Merakla dinlemeye koyuldu. Fuat hemen bugün bu isteme faslının bitmesi gerektiğini söylüyordu. Arif Efendi oğlunun görüşüne onay verdiğini ifade eden bir tebessümle başına salladı. Fuat babasının desteği ile cesaretini toplayarak hazırlıklara başladı. Öncelikli olarak yapması gereken işin Hicranlara haber vermek olduğunun farkındaydı. Hicranların evine doğru yola koyuldu. Hicran Saime Hanımın ısrarı yüzünden yataktan çıkmaya cesaret edemiyordu. Saime Hanım bir an bile kızının yanından ayrılmıyor zaman zaman gözleri doluyor, bir anlam veremiyordu. Nasıl olmuşta bir anda böyle bir illetle karşı karşıya gelmişlerdi? Nasıl fark edememişlerdi? Hicran zaman zaman hastalığının kendisinde yarattığı karamsarlığa kapılıyor,sessizleşiyordu.Fuat bir an önce Hicran’ı görme umuduyla adımlarını hızlandırıyor,bir yandan da şu askerlik işini nasıl anlatacağını,bu akşam yapılacak olan isteme faslını nasıl anlatacağını düşünüyordu.Arif Efendi her sabah olduğu gibi bu sabahta erkenden dükkanının yolunu tutmuştu.Dükkanının bulunduğu sokağın başındayken gitmeden önce esnaf arkadaşı olan Rauf Bey’i ziyaret etmek istiyordu.Biraz ilerledi ve kasap dükkanının önünde durdu.Rauf Bey dükkanının içindeki tezgahın yanında duran iskemleye oturmuş,yüzünde başına gelenlerden ötürü duyduğu acının ifadesiyle masanın üstünde duran saate bakıyordu.Arif Efendi dükkanın açık kapısından içeriye girdi.Rauf Bey,aklını kurcalayan çaresizlikle boğuşurken,kendini o kadar kaptırmış ki kendisine doğru yaklaşan Arif Efendi’yi bile






    fark edememişti.Arif Efendi,Rauf Bey’in yanına yaklaşarak elini omzuna koydu ve “Ümidini yitirme.” dedi.Bir anda ,daldığı çaresizlik girdabından çıktı ve yanı başında duran Arif Efendiye dönerek:
    —Hoş geldin dostum… Hoş geldin.Buyur!
    Arif Efendi yavaşça elini Rauf Bey’in omzundan çekti ve işaret edilen iskemleye oturdu.Rauf Bey dükkanına gelerek kendisini ziyaret eden Arif Efendi’yi görünce şaşırmamıştı.Çünkü beklendik bir teşrifti bu… Arif Efendi söze başladı:
    —Öncelikle Allah Hicran kızımıza acil şifa,sizlere de sabır versin inşallah!
    —Sağ ol dostum.Sağ ol…
    —Kısa bir süre önce oğlum Fuat bana olanları anlattı.Başınıza gelenlerden dolayı üzgünüm!
    —Sağ ol dostum sağ ol…
    Fuat doğduğunda hem sevinci hem üzüntüyü yaşamak zorunda kalmıştım ilahi güçler böyle istiyordu çünkü...Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum.Fuat annesiz kalmıştı.Ben hayat arkadaşımı kaybetmiştim.Fuat çocukluğu boyunca anne sevgisi görmedi.Ben hem anne oldum ona hem de baba.Fuat çok akıllı bir çocuktu.Şimdi de öyle!Demem o ki, Hicran kızımızı da çocukluğundan beri tanırım,Fuat Hicran’a karşı düşüncelerinde ciddi. Eğer iznin olursa bu akşam hayırlı bir iş için ziyarete gelmek istiyoruz. Rauf Bey, Arif Efendinin gözlerine bakarak “Fuat efendi bir çocuk” dedi ve ekledi:
    —Akşama bekliyoruz.
    Rauf Bey aldığı cevaptan mutlu olmuştu. Oturduğu iskemleden kalktı Rauf Beye dönerek “umudunu kaybetmemelisin” dedi. Rauf Bey akşama kadar her an kızını düşünmüştü akşama doğru dükkanının kapatarak evinin yolunu tuttu. Fuat,Hicran’a haberi sabah erkenden vermişti. Saime Hanımın gözlerinden akan yaş bu defa sevinçten akmıştı. Kızının gözlerinden okunan mutluluğu, hastalığına rağmen yüzündeki o tebessüm umut vermişti. Haberi alınca yaşanılan mutluluğun ardından hazırlıklara başlanmıştı. Fuat Hicranlardan çıktıktan sonra akşam için hazırlıklara koyuldu içindeki sevincin ve heyecanın etkisiyle zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştı.






    Akşam olmuştu, beklenen an yaklaşıyor herkes için heyecan dolu anlar başlıyordu. Her gün altında durduğu lambanın altından geçerken Fuat’ın heyecanı ikiye katlanmıştı. Çünkü etrafa loş ışığı ile hüznü yayan lamba bu akşam sanki yüzüne gülümsüyordu. Akşam ilk defa bu kadar güzeldi. Yaşananlar Fuat ve Hicran için tarif edilemez bir mutluluktu. Rauf Bey ve Saime Hanım kızlarının mutluluğuyla sevince boğuluyorlardı. Arif Efendi ise Fuat’ın, annesinin eksikliğinden dolayı bir şeyleri tam anlamıyla yaşayamadığını fark ediyordu. Yinede Fuat mutluydu bunu görmek Arif Efendiyi rahatlatmıştı. Saat gece yarısını gösteriyordu. Aile arasında yaşanan küçük ama sevgi kokan bir törendi. Hicran hayalini kurduğu günün hastalığı ile gölgelenmesini istemiyordu. Etrafa tebessümle bakıyor, içinde bulunduğu durumun burukluğunu mutluluk ile bakan gözleriyle gizlemeye çalışıyordu. Saatin gece yarısını geçmesiyle birlikte yaşadığı mutluluk yavaş yavaş etkisin kaybetmeye başlıyordu. Fuat, askere gidecek olmanın verdiği gururu aynı zamanda Hicran’ı yalnız bırakmanın verdiği acıyı birlikte yaşamak zorunda kalmıştı. Hicran’ı bu zorlu yolda yalnız bırakmak istemiyordu. Fuat bugünün bozulmasını istemiyor ve içini yakan bu haberi bugün vermek içinden gelmiyordu. Babası Arif Efendi ile bir an göz göze geldiler. Arif Efendi saatin geç olduğunu artık söylemesi gerektiğini ifade eden gözleriyle Fuat’a bakıyordu. Fuat suskunluğunu korudu Arif Efendi geç olduğunu belirtip, gitmek için hareketlenmişti. Fuat Hicran için yaptırdığı kolyeyi kimseye fark ettirmeden Hicran’ın eline tutuşturdu. Hicran, şaşkınlık ve mutluluk ifadesi olan yüzünü Fuat’a çevirdi. Fuat:
    —Yarın tekrar geleceğim kendine iyi bak…
    —Tamam
    Saat çok geçti sokakta tek bir canlılık belirtisi bile yoktu. Arif Efendi ve Fuat karanlığın içinde hızlı adımlarla ilerlemeye başladılar. Arif Efendi daha fazla dayanamayıp “Neden” dedi. Fuat hala yaşadığı gecenin etkisinde olduğundan babasının ne demeye çalıştığını anlamamışçasına:
    —Ne neden?







    Arif Efendi, Fuat’a dönerek tekrarladı:
    —Neden söylemedin?
    Fuat çok geçmeden babasının ne demek istediğini anlamışçasına yüzünü asarak;
    —“Bu mutlu geceyi bozmak istemedim. Yarın tekrar Hicran’ın yanına gideceğim. Nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum ama bir şekilde söyleyeceğim artık…” dedi.
    Arif Efendi, Fuat’a anladığını gösteren bir ifadeyle konuştu:
    —“Peki oğlum sen daha iyi bilirsin.”diyerek adımlarına hız verdi.
    Fuat erkenden kalkıp babasını uyandırdı. Büyük bir sabırsızlıkla kahvaltısını yaptıktan sonra koşar adımlarla Hicranların evine doğru yöneldi. Cesaretini toplamış, yüzündeki karamsar ifade yerini tebessüm bırakmıştı. Hicran erkenden kalkmış, hazırlığını yapmış, Fuat’ın gelecek olmasının verdiği heyecanı yaşıyordu. Hastalığının kendisinde getirdiği olumsuzluğun Fuat’ın sevgiyle üstesinden geliyordu. Saime Hanım kızının gülen yüzünü görünce acısının hafiflediğini hissediyordu. Fuat Hicran’a nasıl söyleyeceğinin provasını yaparken bir yandan da nasıl bir tepki ile karşılaşacağını düşünmediğini bilemiyordu. Hicran için heyecanlı bekleyiş son buluyor, kapı sesinin ardından Saime Hanımın hızlı adımları ile koridor yankılanıyordu. Gelen Fuat’tı… Kapıyı açan Saime Hanımı tebessümle karşılayan Fuat:
    —İyi günler efendim nasılsınız?
    —Hoş geldin oğlum gel… Hicranda seni bekliyordu.
    Hicran Fuat’ın geldiğini anlayınca kendisine çekidüzen veriyordu. Fuat, Saime Hanınla birlikte, Hicranın odasına doğru ilerliyor bir yandan da heyecanını saklamaya çalışıyordu. Hicran Fuat’ı karşısında görünce ağzı kulaklarına varıyor, gözleri parlıyordu. Fuat, Saime Hanıma dönerek “Hicranı biraz dışarı çıkarmak istiyorum” dedi. Saime Hanım, Fuat’taki durgunluktan bir şeyler söylemek istediğini anlamıştı. Fuat, Hicranı alarak bahçeye çıktı. Hicran sabırsızlıkla bekliyor, Fuat cesaretini toplamakta zorlanıyordu. Bahçedeki ahşap iskemleye oturdular ve Fuat derin bir nefes alarak söze başladı:
    —Şimdi söyleyeceklerim seni üzecek, ama şunu bilmelisin ki bu hiçbir şeyi değiştirmez.






    Ben daima her gün, her saat, her dakika hatta her saniye seni düşünüyor olacağım… Hicran duyduklarının altında bir tersliğin olduğunu düşünerek Fuat’ın sözünü kesti:
    —Neden yüzün düştü? Ne demeye çalışıyorsun Fuat ?
    —Sakim olmalısın…
    —Söylesene Fuat! Ne demeye çalışıyorsun?
    —Bir süre birbirimizi göremeyeceğiz. Seni hastaneden çıkardığımız gün eve gelen zarfla askere çağrıldığımı öğrendim.
    —Ne… Ne yani… Şimdi sen gidiyor musun?
    —Bunu sadece bir ayrılık olarak görmemelisin. Ben hep seni düşünüyor olacağım. Hem daha bir ay beraberiz, bunun tadını çıkarmalıyız öncelikle sen kendine dikkat etmelisin, başımıza gelen bu felaketten kurtulmak için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız bunun başında da senin hep mutlu olman geliyor, hep mutlu olmalısın. Şimdi bırak üzülmeyi anı yaşa!
    Hicran, bu başına gelenlere bir anlam veremiyor, suskunluğunu sürdürüyordu.
    —Aaa… Aaa… Hadi ama gül biraz!
    Hicran’ın yüzünde üzüntüsünü bastırmaya çalışan bir tebessüm belirdi.
    —Ha şöyle… Tamam kalk şimdi bu kadar temiz hava yeter.
    Hicran hiç ısrar etmeden yerinden kalktı. Suskunluğunu koruyarak ilerledi.
    Fuat bir yandan hazırlılarla uğraşıyor, bir yandan da Hicran’ın kontrolleriyle ilgileniyordu, bir yandan da işlerini yoluna koymaya çalışıyordu. Zaman ilerledikçe Fuat için ayrılık çanları çalmaya başlıyor ama Hicran’a bunu belli etmemek için elinden geleni yapıyordu. Tüm zamanını Hicran’a ayırıyor, her anını Hicran’ın yanında geçiriyordu. Hicran Fuat’ın ilgisiyle mutluluğa boğuluyor ama her seferinde ayrılık olmanın verdiği buruklukla hüzünleniyordu. Fuat Hicran’ın tüm kontrolleri ve ilaçlarıyla bizzat kendisi ilgileniyordu.
    Sık sık kontrollerine gidiliyor gerekli tüm tetkikler titizlikle yapılıyordu. Dünya Hicran’ın etrafında dönüyordu sanki… Artık zaman iyice daralmıştı.







    Hicran yaşadığı bu mutluğun kısa bir süre içinde sona ereceğini biliyordu. Fuat ise bu ayrılığın sadece birbirini daha az göreceklerini söylüyordu, Hicranı biraz da olsa alıştırmaya çalışıyordu. Aslında Fuat’ta her geçen saniye bu gerçeğe biraz daha yaklaştığının farkında olmanın bilinciyle hareket ediyordu. Tek düşündüğü Hicrandı. Onu burada, bu şekilde bırakmak içine sığmıyordu. Hicran ayrılık yaklaştıkça içini kaplayan hüzünle, daha önceleri Fuat’ı görmek için baktığı pencere artık aynı amaca yönelmiyordu. Çünkü Hicran o pencereden baktığında Fuat’ı göremiyordu.
    Fuat askerliğinin ilk gününü biraz hüzün, biraz gurur, biraz çaresizlik içinde geçirmişti. Alışmak zordu, hele birde bu durumdayken alışmak… Hicran, Fuat’ın gidişinin üstünden henüz bir dün geçmesine rağmen dayanılmaz bir özlem duyuyor, suskunluğa bürünüyordu. Her gelen telefonda yerinden sıçrıyor heyecanla “Alo Fuat” diyordu. Fuat, Hicranı düşünmekten bir an bile vazgeçmiyor, bulduğu her fırsatta Hicranı arayarak teselli etmeye çalışıyordu.
    Hicran geçen bir ay boyunca tüm kontrollerini yaptırıyor, ilaçlarını düzenli alıyordu. Fuat bu düzenin devam etmesi gerektiğini, bu konuya özen vermesini söylüyordu. Hicrandan bu konuya dair söz aldı. Tüm kontrolleri yaptıracak, ilaçlarını saatinde alacak ve hep mutlu olacaktı. Fuat, askerliğin verdiği sevinci, gururu tam anlamıyla yaşayamasa da burada olmaktan mutluydu. Boş zamanlarında Hicranı düşünmekten kendini alamıyordu. Bu bir süre sonra daha dayanılmaz bir hal almaya başlamıştı. Bir şeyler yapmak istiyordu. Her hafta Hicrana mektup yazıyordu zaten. Artık akşamları da günlük yazmaya başlamıştı. Yazarken biraz olsun rahatlıyordu çünkü her cümlesi her kelimesi Hicrana aitti. Her satırda Hicran’a olan sevgisinden bahsediyordu. Zaman geçtikçe yeni arkadaşlar ediniyordu. Sıkı dostluklar kurmuştu. Askerlik ilk ayının hüzünle, sevinçle, özlemle geride bırakmıştı. İçinde özlem her geçen saniye katlanıyordu.
    Hicran ise iki ay süren detaylı tedavinin ardından son kontrolünde iyileştiğini artık tümörden Efendi Fuat’kurtulduğunu öğrenmişti. Fuat’a verdiği sözü yerine getirmenin verdiği sevinç ile sabırsızlanıyor bir an önce Fuat’a bu mutlu haberi vermek istiyordu.







    Fuat henüz askerliğinin ikinci ayını bile tamamlamamışken komşu ülkede çıkan savaş üzerine apar topar hiçbir haber veremeden gitmişti. Bu gidiş hayatının en zor gidişiydi. Hicranı düşünüyordu... Sonra bir de babası Arif Efendi vardı. Gitmeden önce çok sevdiği asker arkadaşına yazdığı günlükleri topladığı
    kitabı vermişti. Ani gelen savaş emri her şeyi alt üst etmişti. Hicran için hazırladığı kitabı özel bir tarih için bekletiyordu. Hastalığı yüzünden geçen acı dolu günlerini biraz osun hafifletecekti bu hediye ama olmadı. Savaş deniyordu sonucunun garantisi yoktu.Arkadaşından bu kitabı üzerinde yazan tarihte Hicrana ulaştırmasını istiyordu.Hicran , mutlu haberi Fuat’a vermek içnhafta en az bir kere haber verir , mektup yazardı.İki hafta geçmişti.Ne bir haber ne bir mektup vardı.Hicran’ın yaşadığı sevinç gün geçtikçe her saniye biraz daha azalıyor yerini karanlığa bırakıyordu.Arif Efendi Fuat’ın neden böyle habersiz kaldığına bir anlam veremiyordu.Fuat’tan beklenmeyen bir hareketti bu. Arif Efendi ters giden bir şeyler olduğunu anlamıştı. Dükkanına doğru hızlı adımlarla ilerlemeye başladı. Endişeliydi…Fuat’ın kendisine verdiği telefon numarasını ararken elleri titriyor nefes almakta güçlük çekiyordu.Ama daha fazla bekleyemezdi.İçini saran korku duygusu her geçen saniye şiddetini arttırıyordu.Telefon çalarken Arif Efendi bir eliyle telefonu tutuyor diğer eliyle de kalbini tutuyordu.Bu heyecan onun yaşındaki bir adam için çok ağırdı.Yüzünde endişeli bir ifade , telefon elinde titriyordu.Telefon çalıyordu. Sonra bir ses duydu , telefonu açan nöbetçi subaydı:
    —Alo…
    Arif Efendi yüzündeki donuk ifadeyle bir süre sessizliğini koruduktan sonra nöbetçi subayın sesiyle toparlanıyordu:
    —İyi günler , ben şubenizde askerliğini yapmakta olan Fuat…babasıyım.Kendisinden bir süredir haber alamıyorum.Endişemi mazur görün lütfen.Kendisiyle görüşme
    —Sizi anlıyorum; ama ne yazık ki arzunuzu yerine getiremeyeceğim.Çünkü komşu ülkede çıkan savaş sonucunda birlimizde bulunan askerlerin bir kısmını oraya aktarma emri aldık.Yaklaşık bir haftadır savaş meydanındalar.







    Arif Efendi içini kaplayan korku , duyduklarının kendisinde yarattığı üzüntüyle sarsıldı.Bulduğu ilk iskemleye oturdu.Nefes alamıyor , konuşmakta zorluk çekiyor , titremesine engel olamıyordu ve sordu:
    —Peki… Peki ne kadar sürecek bu savaş ne zaman gelecekler ben ne zaman göreceğim oğlumu?
    —Lütfen sakin olun…Henüz bir haber almadık. Savaşın ne zaman biteceği hakkında bir bilgi elimize ulaşmadı.
    Arif Efendi suskunluğunu koruyarak, titreyen elleriyle telefonu kapattı.Dünyası başına yıkılmıştı.Düşünüyordu … Bu bir savaştı … Ne zaman biteceği belli olmayan bir savaştı. Arif Efendi iki gün boyunca dükkanından dışarı ya çıkmadı. Sadece oğlunu düşünüyor, dua ediyordu. Biraz toparlandıktan sonra Rauf Bey’in evine gitti. Nasıl söylemeliydi bunu? Ne diyecekti? Hicran hastalığın pençesinden daha yeni kurtulmuştu. Titreyen elleriyle kapıyı çaldı. Kapıyı açan Hicran, Arif Efendinin yüzündeki donuk ifadeyi görünce endişesi korkuya dönüşmüştü. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Gözlerini Arif Efendiye dikerek suskunluğunu korudu. Arif Efendi tek kelime bile etmeden içeri girdi. Hemen arkasından Hicran da telaşlı adımlarla ilerledi. Rauf Bey, Saime Hanım, Hicran merak ve korkuyla bakan gözlerini Arif Efendiye yöneltmiş konuşmasını bekliyorlardı. Arif Efendinin yüzünde beliren ifadenin nedenini düşünen Hicran iyimser davranamıyordu. Arif Efendi son enerjisi ile kesik kesik bir şeyler mırıldandı:
    —O… Oo… Oğlum! Diyordu. Fuat…
    Hicran şaşkınlığını gizleyemiyor, içindeki korkuya engel olamıyordu. Durdu… Anlamaya çalışıyordu. Arif Efendi Fuat diyordu. Hicran gözlerini açtı:
    —Ne… Fuat mı dediniz? Ne demeye çalışıyorsunuz? Fuat’tan bir haber mi aldınız? Lütfen konuşun!
    Arif Efendi Hicran korkuyla bakan gözlerine yönelerek:







    —Fuat… Fuat’ın içinde bulunduğu birlik kısa bir süre önce aldıkları emirle komşu ülkede çıkan savaşa katılmak üzere yola çıkmışlar yaklaşık bir haftadır savaştalar.
    Hicran, günlerdir içine sığdıramadığı sevinçli haberi verememişti -sözümü tuttun- demek istiyordu. Arif Efendinin söylediklerine inanamıyor, tekrar tekrar soruyordu. Yüzü bembeyaz olmuş, yaşadığı dramı düşünüyordu. Haberi verememişti. Günler geçtikçe içindeki özlem katlanırken duyduklarından sonra duyduğu özlem acıyla karışmış, yavaş yavaş kanayan yara gibi sızlıyordu. Geçen günler, haftalar, aylar herkeste umutların kırılmasına yol açıyordu. Umut her geçen gün azalıyordu. Hiçbir haber yoktu. Savaş beş aydır sürüyordu. Hicran durmadan dua ediyor, televizyonun başından bir an olsun kalmıyordu. Her an bir haber gelebilirdi. Susuyordu… Yemek yemiyordu. Fuat’ı gördüğü pencereden baktıkça kendini tutamıyor ağlamaya başlıyordu. Arif Efendi her gün birliği arıyor; ama bir cevap alamıyordu. Kimse bir şey bilmiyor. Herkesin gözü kulağı televizyondaydı. Sadece savaşın devam ettiğini, ölü ve yaralılar olup olmadığı konusunda bilgi verilmiyordu. Uyku denen şeyi unutmuştu Hicran. Artık uyumak bir azap gibiydi. Rüya görüyordu karma karışık, parça parça, anlamsız bir çok kare. Soluk soluğa uyanıyordu. Hemen televizyonu açıyor belki bir değişiklik olmuştur. Belki savaş durmuştur ümidiyle. Hicran akşam olup sokak lambaları göze çarpınca işkence çekiyor, ağlıyor ağlıyordu. Fuat nasıldı? Öldü mü? Yoksa yaralı mı? Bir sabah yine nefes nefese uyandı. Ateşler içindeydi yerinden kalkamıyor, konuşmakta güçlük çekiyordu. Saime Hanım telaş içinde Rauf Beyi uyandırıyordu. Hicran tekrar kabus dolu eski günlerine dönebilirdi. Korku içinde hastaneye gidildi Hicranın ateşlemesinin sebebi vücudunun zayıf düşmesiydi. Korkulan olmamıştı. İki günün hastanede geçirilmesiyle birlikte Hicran normale dönmüştü. Hastanenin ilaç kokan, tedavi için bekleyen hastaların olduğu koridorda bir tarafında annesi Saime Hanım bir tarafında Rauf Bey ilerliyorlardı.
    Koridorun tavanına monte edilmiş bir televizyon ve “SON DAKİKA” haberi… Hicran ilerlediği koridorda gözüne çarpan son dakikayı fark edince anında durdu.







    Gözlerini ayırmıyordu. Savaş bitmişti. Savaşa katılan askerlerimizin gruplar halinde birkaç gün içinde ülkeye dönecekleri söylendi. Ölenlerde, yaralananlardan bahsediliyordu. Bu haber hem sevindirmeye yüz tutmuş hem de bir huzursuzluğun habercisiydi. Aylardır beklenen haber gelmişti. Savaş bitmişti ama ölen askerlerimizin olması bu haberi gölgeliyordu.
    Arif Efendi aradan geçen zamana rağmen bir umut bekliyordu. Bir haber gelecek diyordu. Beklediği haberi evinde öğrenmişti. Uzun zamandır tüm vaktini evinde televizyon başında geçiriyor, dükkanını açmıyordu. Televizyondaki alt yazıyı görünce “Bitti” dedi “Sonunda bitti” Haber gelmişti ama yaralılarımız ve ölen askerlerimiz hakkında bilgi verilmiyordu. Beklenen haber gelmişti gelmesine ama başka bir telaşla boğuşuyordu Arif Efendi. Düşünüyordu Fuat iyimiydi yoksa yaralımı? Nefes nefese bekliyordu. Bu bekleyiş saatlerce sürmüştü. Gece yarısı iki sularında savaşa giden askerlerin bir kısmı ülkeye giriş yapmıştı. Savaşta şehit düşen askerlerimizde bu grubun içindeydi. Arif Efendi korkuyor aklına gelenin olmaması için dua ediyordu. Yine bir “SON DAKİKA” haberi ile birlikte hareketsiz kalıyordu. Ölen askerlerin kimlikleri açıklanıyordu. Adı söylenenler için üzülüyor ama bir taraftan da seviniyordu. Derken Fuat dendi.
    Hicran gözlerini açmış nefesini tutmuştu. “Fuat” demişlerdi “Fuat!” Hicranın sessizliği yırtarak yayılan çığlığı tüm evde yankı bulmuştu. “Hayır” diyordu “HAYIRR” Saime Hanım ve Rauf Bey Hicranın çığlıkları ile yataktan sıçradılar. Hicranın titreyen sesiyle neye uğradıklarını şaşırmışlardı. Bir çırpıda salona geldiler. Hicran ardı arkası kesilmeyen çığlıklarıyla kendine oradan oraya vuruyor, saçlarını yoluyordu. Dayanılmaz bir acıydı yaşadığı. “Hayır” diyordu. Saime Hanımın tüm çabaları boşunaydı Hicran kendinden geçmiş bir vaziyetteydi. Nefes almakta güçlük çekiyor, gözünden akan yaşların ardı arkası kesilmiyordu.
    Arif Efendi oğlunun ismini televizyonda okuyunca:
    —Benim oğlum mu? Fuat mı? Hayır diyordu olmaz hayattaki tek varlığım, Her şeyim, oğlum… Kalbi durmuştu sanki, Fuat ölmüştü. Ardında yüzü yaşlı bir baba, sevinci






    kursağında düğümlenen bir sevgili ve dayanılması güç bir acı bırakmıştı. Her şeyin bittiği andı. Kurulan tüm hayaller yıkılmıştı.
    Fuat’ın ölümüyle birlikte Arif Efendi hayattan elini eteğini çekmiş, karanlık bir dünyada hayatını sürdürüyordu acı içinde.
    Hicran bir süre gördüğü fiziki tedavinin ardından yurt dışına gidiyordu. Giderken her şeyini bırakacağını düşünüyordu ama araya giren uzaklık acısını dindirmiyordu. Bir zamanlar sabırsızlıkla beklediği akşam artık sadece acıyı anlatıyordu. Fuat! İlk defa gördüğü günü gözyaşlarıyla hatırlıyordu. Yaklaşık bir yıl tamamlanmıştı. Çocuk bakıcılığı yapıyordu. Kendine ait bir evi, mutlu görünen bir yaşantısı vardı. O gündü o gün. Fuat’ı gördüğü ilk günü ağıtlarla anıyordu. Evden dışarıya çıkmıyordu o gün.Öğle vaktiydi.Fuat’ın yazdığı mektupları ağlayarak yavaşça karıştırıyordu.Diğer elinde de Fuat’ın hediyesi olan kolyeyi sıkı sıkı tutmuştu.Çalan kapı ziliydi.İlk önce kapıyı açmak istemedi.Israrla çalan zil susmak bilmemişti.Yavaş yavaş kalktı,kapıya yöneldi.Yürümekte zorlanır bir hali vardı.Kapıyı açtı.Eline tutuşturulan bir paket,göndereni tanıyamamıştı.Bu ismi ilk kez duyuyordu.Bir an toparlandı,gözyaşlarını sildi.Merak içinde kapıyı kapattıktan sonra içeri geçti.Hızla paketi açtı.İçinden çıkan yaklaşık 90 yapraklı bir kitaptı.Şaşırmıştı.Şaşkınlıkla kitabı eline aldı.Kitabın üstünde iri harflerle yazılmış iki kelime AKŞAM HİCRANLARI… Emanet yerine ulaşmıştı.Evde yankı bulan hıçkırıklar ve ızdırap dolu akşam saatleri… Hicran,kırk yılını geçirdiği iskemleden zorlukla kalktı elindeki kitabı aldığı yere bıraktı.Tekrar pencerenin önündeki sandalyesine döndü.

      Forum Saati C.tesi Eyl. 23, 2017 8:09 pm