Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    ADIN KALBİME YAZILI-1

    Paylaş

    1001060008

    Mesaj Sayısı : 2
    Kayıt tarihi : 29/11/10

    ADIN KALBİME YAZILI-1

    Mesaj  1001060008 Bir Çarş. Ara. 22, 2010 8:07 pm


    ADIN KALBİME YAZILI

    ---BÖLÜM 1 ---

    Güz daha yeni yeni gelmişti ilçe’ye.Hafiften yüzünü göstermeye başlamıştı,üşütüyordu rüzgar.Yaz mevsiminin bittiğini tüm çıplaklığıyla hissettiriyordu sıklıkla yağan yağmurlar.Bu, vaktinden önce toprakla buluşan güz yağmurları,her tarafı usulca bir sessizlik ve kokuyla dolduruyordu,ıslak toprak kokusu.O kokuyu içine çekince çocukluğu gelirdi aklına.Eskiden bu zamanlarda ilçeye sessizlik çökerdi.Ancak düğün,şenlik zamanı canlılık gelirdi ilçeye.Her taraf boydan boya süslenir,mahalle düğünü yapılırdı.Herkes doyasıya eğlenirdi bu gibi eğlencelerde.Hasret,eskiyi hatırladıkça
    hep bu düğün,şenlik zamanları gelirdi aklına.Düğün meydanında bir oraya bir buraya koşarak oynadığı oyunlar bir yana dursun,tıka basa yediği şekerlerin tadı ise hala damağındaydı.
    Şimdilerde ise ona unutulmaz hatıralar yaşatan düğün merasimlerinin eğlenceli kısmından çok daha farklı boyutlarını görmeye başlamıştı.Evlenen kızların yerine kendini koyabilecek olgunluğa çoktan ulaşmıştı.Yeni bir yuvayı,büyük bir sorumluluk olarak ifade ediyor,kendisinin bu sorumluluğu yüklenebileceğine ihtimal bile vermiyordu.Sanki hayatın ne gibi oyunlar oynadığını bilmiyormuş gibi…
    Anne ve babasının tek evladı olmasına rağmen hiç yalnızlık çekmemişti,Hasret.Gerek okul gerekse oturdukları mahallede pek çok arkadaşı vardı.Hele de aynı lise ve aynı üniversiteyi okuduğu can dostu Ayşe’nin yeri bambaşkaydı.Onunla paylaştığı sayısızca anısı vardı.Tüm sırlarını onunla paylaşırdı.
    Hasret,üniversite eğitimi almış,geleceği parlak bir kızdı.okulunu iyi bir dereceyle bitirmişti.Daha yirmi iki yaşında olmasına rağmen,önündeki altı yılın planlamasını yapmıştı bile kendince.Tabi ki bu plana dahil etmeyi unuttuğu bir şeyin olduğunu çok geç fark edebilmişti.Tüm planlarını alt üst edecek bir şeyi unutmuştu Hasret:AŞK! Bu yaşına kadar sürekli dersleriyle ilgilenmiş,tek hedefi okulu olmuştu.Her zaman idealleri yüksek bir öğrenciydi Hasret.Bu yüzden midir bilinmez aşktan uzak durmuş,hep ikinci plana atmıştı aşkı.Belki de hırsları yüzünden ihmal etmişti.Aklının bir köşesinde saklı tuttuğu, adına kilit vurduğu aşktan kaçamayacağını biliyordu ama yine de olabildiğince ertelemeye çalışıyordu.
    Hasret’in annesi,Sabiha hanım, ömrünün yarısını Hasret’i için harcamıştı.Tek çocuk olması da bu durumda oldukça etkiliydi.El bebek gül bebek büyütmüştü biricik kızını.Geleceği için oldukça titiz davranmıştı.Sürekli nasihat ederdi kızına.Sırf yaşamına daha iyi mevkilere gelerek devam etsin diye.Belki de annesinin etkisiyle Hasret okula,derslere,ideallerine sımsıkı bağlı bir öğrenci olmuştu.Annesinin yüzünü kara çıkarmamak için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışırdı.Ayşe’yle beraber kendileri koydukları hedefe ulaşabilmek için,annelerinin yüzlerini biraz daha güldürmek için sürekli emek harcadılar.Beraber ders çalıştılar,beraber güldüler,beraber ağladılar Ayşe’yle.Hasret’in babası da annesi kadar kızının destekçisi olmuştu.Ne kadar kendi izinden gitmesini istese de kızının kararlarına son derece saygı duymuştu.Kızının kendisi gibi öğretmen olmasını istese de Hasret eczacılık okumayı aklına koymuştu.
    Yirmi iki yıllık hayatında hasret aşka hiç yer vermemişti.Bilerek uzak kalmıştı bazen.”Benden uzak olması bana vereceği acıyı hafifletir” diye düşünürdü kendi kendine.Tabi ki hayatına sürpriz bir şekilde girecek olan Sinan’dan habersizdi bu sözleri söylerken….

    ---BÖLÜM 2---
    Güneş,açık kalan pencereden gözüne çarpmaya başlamıştı.Uykulu gözlerle ışığın geldiği yere bakmaya çalıştı gözünü kısarak.Biraz kızar gibi oldu bu davetsiz misafire.Tahmini doğruydu.Perdeyi açık unutmuştu.Kasım ayında olduklarından güneşi pek az görür olmuşlardı.Ama bu sabah güneş resmen Kasım ayına inat gülümsüyordu tüm sıcaklığıyla.Dün geceki şiddetli yağmurdan eser kalmamıştı.Bu durum Hasret’in yüzünde büyükçe bir tebessümün oluşmasına yetti de arttı bile.Aslında çok uykusu vardı,sıcacık yatağından kalmak istemiyordu.Ne kadar güneş var gücüyle pencereden içeri girse de sonbaharda olduklarını hatırlatan soğuk her taraftan hissettiriyordu kendini.Kalkmak istemedi ama o gün erken kalkması gerektiğini hatırladı birden.Nerdeyse az önce kızmak üzere olduğu güneşe bir an minnettar kaldı erkenden uyandırdığı için.Her gün annesi Hasret’i uyandırmak için gelirdi onun odasına.Ama bu sefer ondan erken kalkmak istemişti.Çünkü her sabah annesi onu uyandırıyordu, bu sefer de o annesini güzel bir kahvaltıyla karşılamak istemişti.Hem bugünkü işleri yapmak için de erken kalkmayı planlamıştı.Bu, her şey yolunda gidiyor demekti.Yataktan kalktı ve pencereye yaklaştı.Bu güzel sabahı doya doya yaşamak istiyordu.
    -Şu manzaranın güzelliğine bak,başka bir yerde var deseler gözlerimle görmeden inanmam,dedi.Üniversitede okuduğu yıl süresinde bu aylarda genelde İstanbul’da olurdu okul nedeniyle.Ancak tatil zamanlarında gelebiliyordu.Bursa ile İstanbul arası pek fazla olmasa da her istediği zaman ailesinin yanına gelememişti.Belki de okul yıllarında çektiği özlemden olsa gerek bu sabahki manzaraya doyamıyordu.Pencereyi açarak,yağmurdan sonraki kokuyu içine çekmek istedi bir an.Dün akşamki yağmurdan sonra toprak hala nemliydi.Etrafa oldukça hoş bir koku yayılıyordu.Evleri bahçeliydi ve bahçe olabildiğine ağaç doluydu.Kavak,incir….Babası boş kaldığı zamanlarda bahçeyle ilgilenirdi.Onun emekleri sayesinde bu görünümü kazanan bahçenin o anki manzarasına aşık olmuştu.
    Bu büyüden kurtulup kendine gelmesi bayağı sürmüştü.Tekrar odasına dönüp:
    -Elimi çabuk tutmazsam annem benden önce davranacak!
    Hızlıca yatağını toplayıp üzerini giydi.Yüzünü yıkadıktan sonra aynada kahverengi saçlarına baktı.Annesinin hediye ettiği açık kahve rengindeki tokasını takmaya karar verdi.Seri adımlarla mutfağa indi ve on beş dakika içinde muazzam bir kahvaltı safrası hazırladı.Masanın son eksikliklerini tamamlarken annesi Sabiha hanım mutfak kapısına gelmişti.Kızını mutfakta ilk görüşü değildi tabi,onunla pek çok zaman geçirmişlerdi burada.Ama okul nedeniyle bayağıdır askıya almışlardı mutfak hobisini.Hasret’i tekrar evde görmesi onu çok duygulandırmıştı.O sırada hasret kapıya doğru çevirdi başını.Annesiyle göz göze geldiler.Hasret:
    -Annelerin en güzeli uyanmış mı bakalım?
    Sabiha hanım:
    -Evet canım.Neler hazırladın sen böyle?Keşke uykunu bölmeseydin yavrum.
    Hasret:
    -Seninkilerin yanında biraz acemi işi oldu ama idare edeceksin artık.
    Beş dakika sonra babası mümtaz bey geldi Sofraya.Hep beraber kahvaltılarını yaptıktan sonra Mümtaz bey beklenmedik bir anda sürpriz yaparak:
    -Kızım,senin eczane açman için her şey hazır.Sadece bugün gidip dükkan sahibiyle konuşup anlaşmamız gerekiyor.Geriye hiçbir şey kalmıyor.
    Hasret resmen şok olmuştu.Sevincinden ne diyeceğini bilemiyordu.O kadar işin altından nasıl kalkacağını kara kara düşünürken babası ona öyle bir haber vermişti ki tüm sıkıntıları bir anda kalktı üstünden.Hasret:
    -Babacığım benim,sana ne kadar teşekkür etsem azdır.Sen olmasan ben ne yapardım bilemiyorum.Her konuda bana en büyük desteği annemle sen veriyorsun.İyi ki varsınız…
    Hayallerini gerçekleştirmek için sadece ufacık bir adım kalmıştı.Okuduğu mesleği,gerçekleştirmek, istediği hayallerini yapabilmesine ramak kalmıştı.Hem de en iyi arkadaşı Ayşe’yle beraber girişeceklerdi bu işe.Ortak olacaklardı nihayetinde.
    Bugün için olabildiğince yüklü bir plan yapmıştı kendine oysa ki.Dün akşam neler yapması gerektiğini tek tek sıralıyordu kafasında.O yüzden bu sabah erken kalkmıştı,işlerine zamanı yetsin diye.Ama babasının sürprizinden sonra bugünkü işleri oldukça azalmıştı.Uzun bir aradan sonra Bursa’yı baştan aşağı turlamak için yeteri kadar zamanı artmıştı.
    -Neden olmasın ki? Vaktim de varken özlemini çektiğim yerleri tek tek ziyaret etmenin kime ne zararı olabilir ki?.
    ---BÖLÜM 3---
    Odasına çıkıp bir an önce Ayşe’yi aramak için can atıyordu.Koşarak odanın kapısından girdiği gibi telefonu eline alması bir oldu.Kısa bir süre sonra Ayşe telefonu bekletmeli olarak da olsa açtı:
    -Günaydın hasret.
    -Günaydın canım sana bu sabah bomba gibi haberlerim var.Tahmin et bakalım ne oldu?
    Bir an durakladıktan sonra Ayşe:
    -Hayırdır kötü bir şey mi oldu?
    -Hayır canım ne kötüsü.Bizim bugün yapmak için planladığımız işler vardı ya hani?
    -Evet vardı.Bayağı bir uğraşacağız gibi görünüyor.Bugünün sonunu çok merak ediyorum.
    -Daha fazla tutamayacağım içimde,artık söylüyorum.Babam sabah kahvaltı yaptıktan sonra bizim eczane açmak için aradığımız dükkanı bulduğunu,tüm evraklarının hazır olduğunu söyledi ve geriye sadece bugün gidip dükkan sahibiyle para konusunda anlaşmamız gerektiğini söyledi.İşimizi oldu bil yani.
    -İnanmıyorum hasret!Şu an hiçbir şey beni bu haberden daha fazla mutlu edemezdi.Mümtaz amca yine yaptı yapacağını desene.
    -Evet canım aynen öyle.Bir saat sonra her zamanki parkta buluşalım işimizi hallettikten sonra bizi ne zamandır bekleyen Bursa’yla özlem gidermenin vakti geldi bence ne dersin?
    -Canım tabi ki olur,her tarafı karış karış gezeriz.Bir saat sonra her zamanki yerdeyim.
    Hasret hızlı bir şekilde giyinmesi gerektiği için acele etmeye çalışıyordu.Ama bu güzel başlayan günde kendisi de bir değişiklik yapıp normalden daha fazla özenmişti kendine.Bu mükemmel başlayan günde kendisinin de mükemmel olması gerektiğini düşünüyordu.Uzun bir uğraştan sonra üzerine açık mavi bir gömlek,altına ise siyah bir pantolon giymeyi tercih etmişti.Saçlarını normalden farklı bir şekilde topladı,daha bir özenle.Hasret kahverengi saçları,ela gözleri ve buğday rengi teniyle göz kamaştırıyordu bugün.Gitmek için hazır olduğuna kanaat getirince çantasını aldığı gibi salonda onu bekleyen babasının yanına indi.Annesi:
    -Canım kızım ne kadar güzel görünüyorsun böyle,dedi parlayan gözlerle hasrete bakarak.
    -Anneciğim teşekkür ederim,o tatlı yanaklarından da öptüm mü bugünkü işlerin yolunda gitmesi garanti oldu demektir,dedi ve annesinin yanaklarına kocaman bir öpücük kondurdu.Ve babasına dönerek:
    -Evet babacığım,yolumuza kaldığımız yerden devam edebiliriz,dedi ve babasıyla kol kola girerek arabaya doğru yürüdüler.
    Yarım saat sonra Ayşe’yle kararlaştırdıkları parka geldiler.Ayşe onlardan önce gelerek parkta girişteki banka oturmuştu.Arabadan inerek Ayşe’nin olduğu tarafa doğru yürüdüler.Ayşe önce Hasretle kucaklaştı,daha sonra da mümtaz beyin elini öpüp:
    -Hoş geldiniz,dedi.Mümtaz bey:
    -Hoş bulduk kızım,nasılsın görüşmeyeli?
    -İyiyim,siz nasılsınız.Bizim için yaptıklarınızın karşılığını nasıl vereceğiz bilemiyorum.Size çok minnettarız.Bizim bu yolda tek olmadığımızı hissettirmeniz bize ayrı bir güven veriyor inanın.Mümtaz Bey:
    -Bu da benim size mezuniyet hediyem olsun,karşılığını da o güzel yüzünüzden gülücükleri eksik etmeyerek verebilirsiniz mesela,dedi ve ekledi
    -Hadi bakalım daha işimizi halletmedik,burada üç çenebaz bir araya geldik işi halletmeyi unutacağız nerdeyse,dedi kahkaha atarak.Ve o günkü işlerini halletmek için yola koyuldular.Dükkan,parkın çıkışına denk geliyordu,uzak sayılmazdı.Bu nedenle yürümeyi tercih etmişlerdi.Şehrin merkezinde,olabildiğince göze çarpan bir dükkandı.Mümtaz bey işini bilen biriydi.Her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmüştü.Mümtaz beyle dükkan sahibi zorlu bir pazarlıktan sonra uygun bir fiyatta anlaşmışlardı.İşleri bittiği için artık oradan ayrılma vakti gelmişti.Hasret,burayı o kadar sevmişti ki daha şimdiden neyin nerede nasıl olacağını tasarlamaya başlamıştı bile kendi kafasında.Orada Ayşe’yle beraber çalışacağı günleri aklından kare kare geçiriyordu şimdiden.Hayatının en güzel günüydü şüphesiz.İçi içine sığmıyordu.
    Babasıyla vedalaşıp ayrıldıktan sonra Ayşe’yle baş başa kalmışlardı.Ne zamandır yapmayı isteyip de yapamadıkları Bursa gezisi için hiçbir engel görünmüyordu.Okul zamanı sürekli evden,Bursa’dan uzak olduğu için Bursa’da eskisi gibi vakit geçirememişti.Şimdi yeteri kadar vakit artmıştı.Ayşe’ye dönüp:
    -Evet,biz bize kaldığımıza göre ne yapıyoruz bakalım?
    Tam bu soruyu sormuştu ki Ayşe’nin yüzünde bir tebessüm belirdi.Hasret’e değil tam karşıya bakarak gülümsüyordu.Hasret ne olduğunu anlamadan Ayşe’nin baktığı tarafa çevirdi kafasını.Uzun boylu,esmer,uzaktan bakınca göze hoş gelebilecek bir genç onların yanına doğru geliyordu.Ayşe:
    -Pardon canım ben sana söylemeyi unuttum.Aslında sabah söyleyecektim ama sabahki durumların heyecanı yüzünden aklımdan tamamen çıkmış.Şu karşı taraftan bize doğru geleni görüyor musun, Hasret?.
    Hasret karşıdan geleni tanımıyordu.Kim olduğu hakkında da en küçük bir bilgisi yoktu.İlk defa görüyordu çünkü.Anlamsız gözlerle Ayşe’ye baktı.Ayşe,tanımadığını biliyordu Hasret’in.Ayşe:
    -O gelen benim halamın oğlu,Sinan.Amerika’dan iki gün önce geldi ama ben dahaca görüşme fırsatı bulamamıştım.Sabah senden sonra o aradı.Dört senedir sadece üç defa görüşebildik o yüzden bugün buluşmak istedi,özlem gidermek adına.Ben de olabileceğini söylemiştim ama sana haber vermeyi unutmuşum.Bursa gezimizde bize eşlik etmesi bir sorun oluşturur mu?
    Hasret bu beklenmedik sürprize oldukça içerlemişti ama Ayşe’ye hissettirmemeye çalıştı.Tam Bursa’yla eskisi gibi özgürce hasret gidermeyi planlarken üçüncü bir kişinin,ayrıca tanımadığı birinin, bu geziye katılması onu bir nebze mutsuz etmeye yetmişti.Çünkü tanımadığı birinin varlığı onu doğal bir şekilde davranmasında kısıtlayacaktı.Biraz dudak büktü ama başka çaresi yoktu.Ne de olsa en yakın arkadaşını kıracak değildi.Ayşe de bunu gayet iyi bildiğinden Hasret’e fazla çekinmeden sormuştu.Hasret:
    -Peki senin istediğin gibi olsun bakalım,dedi.
    Hasret’le Ayşe bunları konuşurken Sinan, karşıki kaldırımdan hızlı adımlarla geçerek çok- tan yanlarına gelmişti bile.Ayşe:
    -Hoş geldin Sinan,dedi.
    -Hoş bulduk canım,sonunda seni görmek nasip oldu bana baksana, dedi alaycı bir şekilde.Dört senedir bu yüze hasret kalmışım.
    Ayşe, Sinan’la konuşması bittiğinde Hasret’i de Sinan’la tanıştırmak istedi.Tam tanıştırmaya başlayacaktı ki Sinan daha önceden davranıp:
    -Sanırım bu güzel bayan Hasret hanım olmalı?
    Hasret, bu beklenmedik soru karşısında çok şaşırmıştı.Hatta biraz da utanmıştı,ama utandığını fark ettirmemeye çalışıyordu.Yanakları kızarmıştı hafiften.Biraz da şaşkındı.Hasret daha onu tanımıyordu bile ama Sinan’ın böyle bir tahmin yürütmesi tesadüf değildi.Ayşe ondan bahsetmiş olmalıydı Sinan’a.Sinan hasret’in şaşırdığının farkındaydı.Merakını gidermek için devam etti:
    -Senden çok bahsetmişti Ayşe telefonda.Her konuşmamızda mutlaka adın geçmiştir.Doğru tahmin ettim değil mi?
    Hasret biraz utangaç,şaşkın ve çekingendi başta ama şimdi kendine gelmişti.
    -Evet,Hasret benim.Doğru tahmin ettin, dedi hafiften gülümseyerek.
    -Ben de Sinan, dedi elini uzatarak.Hasretle el sıkışmak istemişti ve karşılığını da buldu.Hasret de uzattı elini.Sinan:
    -Tanıştığıma çok memnun oldum Hasret,dedi.Hasret:
    -Ben de, demekle yetindi.Sinan, tatlı dilli biri gibi görünüyordu.Daha ilk tanışmaları olmasına rağmen Hasret’in üzerinde olumlu bir iz bırakmıştı.Konuşması çok candan,samimiydi.Hoşuna da gitmişti aslında bu ilk tanışmadaki ismini tahmin ederek yapmış olduğu jesti.Bu geziye son anda katılmasına biraz bozulmuştu en başta ama şu an hiçbir rahatsızlığı kalmamıştı bu konuda.Eğlenceli olabilirdi belki de.Ancak daha yeni tanışmıştı, tanıdıkça anlaşamayacakları yönleri de çıkabilirdi.Şu an tek bildiği bu durumdan memnun olduğuydu.Bu kısa tanışmanın ardından lafa Ayşe girdi:
    -Sinan, Amerika’dan iki gün önce geldi.O da bizimle aynı yaşta.Biz senle İstanbul’da okumayı tercih ettik ama Sinan Amerika da tanınmış bir üniversitede eğitim alma şansını yakaladı,değerlendirdi tabi bunu.Amerika da işletme üzerine okudu.Bu yıl mezun oldu bizim gibi.Bursa’ya geri dönüş yaptı.Bundan sonra hep bizimle…
    Hasret Sinan’ın Amerika’ya okul nedeniyle gittiğini bilmiyordu çünkü Ayşe o gelmeden önce yaptığı kısa tanıtımda bundan hiç bahsetmemişti.
    -Ne güzel!, deyiverdi Hasret birden.
    Sinan, Hasret’in bu sözünden hemen sonra açıklama yapma gereği duydu:
    -Öyle deme,Hasret.Hiç dışarıda okumaya özenmeyin derim.Tamam, belki öğrencilere pek çok imkan sunmakta,kariyer bakımından oldukça ileri düzeylere getirmekte ama insanın kendi vatanı gibisi yok.İnanın bana memleketin ,ailen,dostların, arkadaşların orada en çok hasret kaldığın şeyler oluyor.Bir an önce kendini memleketine atası geliyor insanın.Tatili dört gözle bekler olmuştum ben.Alıştıktan sonra oraları da seviyorsun ama yine de burası bambaşka.
    Sinan sanki daha önceden tanışıyormuş gibi oldukça samimi davranıyordu Hasret’e.Bu durumdan şikayetçi de sayılmazdı Hasret aslında.Bu gezi onunla beraber güzel geçecekmiş gibi geliyordu.Ayşe Sinan’a dönüp:
    -Sonunda bitirdin okulunu ve artık Bursa’dasın öyle değil mi? Tam kavuştuk derken bir daha kaybetmeyelim seni sonra,dedi gülerek.
    Sinan:
    -Bundan sonra istesen de istemesen de Bursa’dayım Ayşe, dedi.Ayşe:
    -Saçmalama neden istemeyecekmişim seni burada, en iyi dostumu bulmuşum bir de kendi ellerimle yollamam bir yerlere, o bir kereydi.
    Hasret, bu ikilinin konuşmalarını can kulağıyla dinliyordu,çok hoşuna gitmişti konuşmaları.Bir an sessizlik oldu üçünün arasında.Sinan ve Ayşe konuşmalarını durdurmuşlardı.Hasret’te de ses yoktu. Bugünü Bursa’yı gezmek için planladıklarından haberi vardı Sinan’ın. Ayşe söylemişti telefonda.Sessizliği bozan Sinan oldu:
    -Eee hanımlar…İlk mekanımız neresi, nereden başlamak istersiniz gezmeye? Dedi.
    -Önceden her kaçamakta gittiğimiz tepeye gidelim,deyiverdi Hasret bir çırpıda.İlk oraya gitmek istiyordu.Liseden beri gidip görememişti orayı.
    Ayşe sabırsız bir şekilde onay verdi Hasret’e:
    -Bence de harika olur Hasret.Uzun zamandır gitmedik, dedi.
    Sinan araya girerek:
    -O zaman oraya gidiyoruz ilk olarak,hadi bakalım,dedi.
    Bugünün hafızasında unutulmaz bir anı olarak kalacağını çoktan hissetmişti Hasret…

    ---BÖLÜM 4---


    Hem tanışma hem atışma derken parktan çıkmışlardı bile. Daha ilk tanışmalarıydı Sinan’la Hasret’in.Hasret, arada bir Sinan’a bakmaktan kendini alamıyordu.Aynı şekilde Sinan da her seferinde Hasret’e bakıyordu.Her konuştuğu konunun sonunda Hasret’i de konuya dahil ediyordu,esprilere katıyordu.Hasret hiç şikayetçi değildi bu durumdan hatta hoşuna da gitmiyor değildi ilgilenilen kişi olmak.Sinan ne zaman Hasret’e dönüp bir şeyler anlatmak istese gözlerinin içi parlıyordu.Hasret’in güldüğünü görmek hoşuna gidiyor, Sinan’ın da keyfi yerine geliyordu.
    Parktan ayrıldıktan beri yürüyorlardı.Sonuçta gezmek için buradaydılar.Arabaya binmek içlerinden gelmiyordu.Yürüyerek gezmek daha zevk veriyordu onlara.Her tarafı en küçük ayrıntısına kadar görme şansları oluyordu.Açık havada yürümek gibisi var mıydı?...Hele de hava bugün normal seyrinden çıkmış, yaz aylarından kalma bir güne bürünmüştü sanki onlar için..Güneş tam tepede, her taraf göz alabildiğine kalabalıktı.Herkes dışarıdaydı,gezmek isteyenler bir yandan,alışveriş yapmak isteyenler diğer yandan...
    Artık yollarını, okul zamanlarında gitmekle doyamadıkları, oraya gitmekten her seferinde ayrı bir tat aldıkları,tadı hala damaklarında kalan o gençlik sohbetlerini yaptıkları tepeye yöneltmişlerdi.Sinan da, Bursalıydı ama buraya yolu pek düşmemişti.Bu tepeyi sadece beş dakikalığına filan görmüştü.O yüzden merak ediyordu.Tepeye giden yol, ana yoldan daha dar bir yoldu.Etrafı yaşlı ağaçlarla dolu, mevsim sonbahar olduğu için her yer yaprakla doluydu.Kahverengine boyanmıştı sanki yollar.Sinan, biraz Hasret’e ailesinden bahsetti.Bursa’ya nasıl geldiklerinden,annesinden babasından bahsetti.Daha sonra da Amerika’ya getirdi konuyu.Hasret ve Ayşe dikkatlice dinliyorlardı onu.Öyle ilginç bir konuşması vardı ki Sinan’ın konuşmasıyla, kullandığı kelimelerle karşısındaki insanın dikkatini kendine çekebiliyordu.İnsanın onu dinledikçe dinleyesi geliyordu.Hasret en çok da bu yönünü sevmişti Sinan’ın.Ne kadar konuşursa konuşsun onu dinlemekten bıkmazmış gibi geliyordu.Aslında en başta kendisine haber vermediği için biraz kızmıştı Ayşe’ye ama şu an hiç de rahatsız değildi.Daha sonra da Hasret bahsetti çocukluğundan,ailesinden.Sinan kadar etkileyici konuşamasa da elinden geldiğince anlattı.Ufak ufak tanışıyorlardı Sinan’la Hasret.Merak ettikleri ne varsa akıllarına geldikçe soruyorlardı birbirlerine.Gezmek maksadıyla bayağı bir bilgi sahibi olmuşlardı birbiriyle ilgili.
    Uzun bir tırmanıştan sonra ulaşabilmişlerdi tepeye.Manzara önceden de olduğu gibi muhteşem görünüyordu.Tüm Bursa ayaklarının altında…Tepede çay bahçeleri vardı.Çeşitli süslemeler,değişiklikler,dekorlar ekleyerek yenilemişlerdi burayı.İtiraf etmeliydi ki, yeni hali daha da hoşuna gitmişti Hasret’in.Ama tabi ki eskinin tadını da unutamazdı.Hasret manzarayı görür görmez dayanamamıştı:
    -İşte bu!, dedi heyecanla.
    Ayşe:
    -Kesinlikle katılıyorum canım.Buraya hasret kalmışım,çok özlemişim.Şu manzaranın güzelliğine bak.Çay bahçesinin verdiği hoş ortamı da söylemeden geçemem.Öyle değil mi Sinan,sustun bir anda hayırdır?Övdüğümüz kadar varmış değil mi?
    Sinan:
    -Ben Bursa’yı buradan izleme şansını bulamamıştım.Ne kadar şanslıymışsınız siz.Sürekli gelir miydiniz buraya?
    Bu soruya hasret cevap vermek istedi:
    -Evet.Elimizde oldukça iki günde bir gelmeye çalışırdık.Kafa dağıtmak için şu manzara ilaç gibi gelir insana.Beğendin sanırım bizim gizli mekanımızı,dedi
    Sinan:
    -Evet,beklediğimden bile güzelmiş,itiraf etmeliyim bunu.Pek bilinen bir yerde değil o yüzden görmemişimdir ben.Yoksa benden kaçmaz böyle mekanlar, tam benlik bir yer çünkü.Benden önce hep ikiniz gelmişsiz buraya ama artık üç kişiyiz.Kabul ederseniz her gelişiniz de bende gelmek isterim…Hadi oturalım,çaylar benden!
    Çaylarını sipariş edeli iki üç dakika bile olmadan hemen getirmişlerdi.Sinan:
    -Vay, bu kadar hızlı servis en lüks yerlerde bile yok, dedi Hasret’in kulağına eğilerek.
    Hasret sadece gülümsedi, hak verdiğini belli etmek için de kafasını onay verecek şekilde salladı.Çaylarını yudumlarken Sinan tekrar Hasret’e dönerek:
    -Şu iş meselenizi sormayı unuttum.Hallettiniz mi tamamen?
    Hasret:
    -Büyük kısmını hallettik sayılır ama bir bu kadar daha işimiz var.Dükkanı temizleyip yüzüne bakılır hale getirmemiz gerek.Gerçi pek bir zahmeti yok çünkü bizden önce kullanan gayet temiz kullanmış ama işte kadın gözüyle bakınca…
    Sinan:
    -İşte o zaman iş değişir diyorsun,dedi gülümseyerek.Ayşe lafa girdi:
    -Fazla bir şeyi yok,biz o kısmıyla pek ilgilenmeyiz Mümtaz amca onu da halledecek.Bizim asıl işimiz ilaçlar geldiği zaman güçleşir.Sinan:
    -Ben size her konuda yardıma açığım biliyorsunuz değil mi hanımlar?
    -Sağ ol canım, eksik olma.Bekliyorum desteğini,dedi Ayşe.
    İki saat boyunca bu tepede oturup muhteşem Bursa manzarasını karşılarına alarak tatlı bir sohbete koyulmuşlardı.Akıllarına gelebilecek her konudan konuştular,eski okul anılarıyla ilgili espri yapıp kahkahayla güldüler.Saatin nasıl geçtiğini anlamamışlardı bile.Artık eve dönemeye karar verdiler.Bayağı bir süre gezmişlerdi bugün için.Tekrar geldikleri yoldan aşağıya doğru yürümeye koyuldular.Hasret, bugünkü geziyi çok beğenmişti.
    Hasret:
    -İyi ki karar verip yapmışız bu geziyi.Bütün sıkıntım stresim resmen kalktı üstümden Ayşe.
    Ayşe:
    -Evet canım bence de.Bir an dört yıl öncesindeki liseli kız gibi hissettim kendimi.Zaman ne kadar da çabuk geçiyor.Hangi ara yirmi iki yaşımıza geldik,üniversite bitirdik.Sinan da ayrı bir renk kattı gezimize.Uzun zaman sonra seninle bir arada bulunmak, eskiden yaptığımız gibi gezmek tozmak gerçekten iyi geldi Sinan.Ne kadar iyi ettin buraya dönmekle.İçimden diyordum bu gidişle Sinan oralara yerleşir bizi unutur!
    Sinan:
    -Yok canım olur mu öyle şey?.Her zaman ki gibi başının belası olarak yanı başındayım.
    Ayşe:
    -Bela ama tatlı bela,dedi gülümseyerek.
    Sinan, Ayşe’yle konuşurken bile arada bir gözlerini Hasret’e çeviriyor, onun güzel gülüşüne bakmak istiyordu.İtiraf etmeliydi ki Hasret’ten etkilenmişti.Bunu söylemek için daha çok erkendi belki ama söyleyebiliyordu kendine bunu.Biliyordu çünkü, ona bakınca sol tarafında bir yerlerde normalin dışında bir çarpıntı, bir kıpırtı hissediyordu artık.Konuşurken bile bazen ne söyleyeceğini unutuvermişti.Hiç olmamıştı bu zamana kadar böyle bir şey.Sevdiği kızlar olmuştu, hoşlandığı birileri mutlaka çıkmıştı karşısına ama Hasret’te daha farklı bir şeyler vardı çözemediği.Bu sabaha kadar onunla henüz tanışmıyorken, Ayşe sayesinde hayatına girmişti Hasret.Daha ilk tanışma olduğu için belki de abartıydı bu düşündükleri.Ama buna engel olamıyor, olmak da istemiyordu zaten.Bu durumdan memnundu. Acaba kendisi hakkında ne düşünüyordu Hasret?Bir daha beraber bir ortamda bulunabilecekler miydi?Gülüşünü tekrar görebilecek miydi?Bu sorular düşmüştü aklına tepeden aşağı inerken.Etrafı süzüyordu üçü birden ama Hasret ve Sinan aslında aynı şeyi düşünüyorlardı birbirlerinden habersiz.Hasret de Sinan hakkında olumlu şeyler düşünüyordu.Ama Sinan da diğerleriyle olduğu gibi sadece arkadaştı, daha yeni tanıştığı bir arkadaş! Farklı şeyler düşünmek, daha yeni tanıştığı birinden kendisiyle ilgili bir şeyler beklemek yanlış olurdu elbet.Evet,Sinan’dan biraz olsun etkilenmişti, bunu inkar etmiyordu ama bunu daha yeni tanımasına bağlamak istiyordu.
    Onlar inerken güneş de batmak için ufukta yol almıştı.Etrafı kendine hayran bırakan bir kızıllığa boyamıştı, bu mükemmel güne son verirken.Belki de daha çok zaman geçireceklerdi Sinan’la birlikte diye geçirdi hasret aklından ama bunun ne zaman olabileceğini şu anda kestiremiyordu.Ayşe’yle beraber gezecekleri kesindi Hasret’in ama o da gelir miydi bilemiyordu.Gelmek istediğini söylemişti ama sadece sözde mi kalacaktı bu,işte orası muamma…Birden kendine geldi Hasret.Kendini toparladı.Böyle şeyler düşündüğü için
    kendine biraz kızmıştı.Daha onu yeni tanımıştı ve onunla tekrar vakit geçirmek isteyecek kadar tanıyabilmiş olduğundan şüpheliydi.Arada Ayşe oldukça mutlaka bir yerlerde yolları kesişirdi ama sadece arkadaşça bir selamlaşmadan başka bir şey ummuyordu ki.Böyle bir şey beklemek için de hakkı yoktu zaten.
    Artık arabaya binme zamanı gelmişti.Hasret, bu düşünceleri en azından şimdilik çıkarmıştı aklından.Sanki kendisi istese bile bu düşüncelerden tamamen kurtulabilecekmiş gibi…Kendince kaçma yolu arıyordu işte.
    Üçü birlikte bindiler arabaya ve birbirlerine yakın mesafelerde oturdular.Sesleri çıkmıyordu, biraz yorulmuşlardı yürümekten.Merkezdeki parktan yaya olarak tepeye çıkmışlardı ve aynı şekilde çıktıkları yolu tekrar inmişlerdi. On-on beş dakika sonra ilk olarak Ayşe indi arabadan.Onların evi daha yakındı çünkü.Ayşe Hasret’e dönüp:
    -Canım, yarın görüşürüz.Kendine dikkat et.Beni aramayı unutma ,dedi.Hasret:
    -Olur canım haberdar ederim seni gelişmelerden mutlaka.Yarın görüşmek üzere dedi.
    Ayşe,Hasret’ten sonra Sinan’la da vedalaştı:
    -Sinan artık unutmak yok bizi.Bundan sonra anca beraber kanca beraber ona göre.Sende kendine iyi bak en kısa zamanda tekrarlayalım yine olur mu?
    Sinan:
    -Ben de çok isterim,emin ol.Görüşmek üzere,dedi.
    Sinan’la da vedalaşıp indi arabadan Ayşe.Artık arabada Sinan ve Hasret kalmıştı.Hasret, Ayşe’nin önce ineceğini unutmuştu.Eğer hatırlasaydı Ayşe’yle beraber inebileceğini düşündü.Çünkü Sinan’la baş başa kalabilecekleri aklının ucundan bile geçmedi.Artık başka şansı yoktu.Sinan’la baş başa kalmışlardı.Ne konuşacaklardı ki şimdi? Aklına gelen bütün soruları neredeyse sormuştu bugün.Şu an sessiz duruyordu.Yeni tanıdığı biriyle yalnız kalmıştı.İlk onun konuşmasını bekledi.Başka yapacak bir şeyinin olmadığını düşündü.Tam bunları düşünürken Sinan:
    -Sen tam olarak nerede ineceksin Hasret?diye sordu.
    Hasret:
    -Benim inmeme az kaldı.Şu karşıdaki yoldan sağa sapınca inerim, dedi.
    Sinan:
    -Tamam anladım az kalmış o zaman,dedi.
    Araba Hasret’in tarif ettiği yere gelince durdu.Tam Hasret inecekti ki Sinan ondan önce davranıp indi arabadan ve Hasret de inince şoföre iyi günler dileyip devam etmesini söyledi.
    Hasret:
    -Hayırdır sen de bu tarafta oturuyordun da benim mi haberim yoktu? Senin inmene daha çok vardı.
    Sinan:
    -Benim burada oturmadığım doğru ama senin gibi güzel bir bayanı bu saatte yalnız bırakmak içimden gelmedi.Sonuçta Ayşe’nin emaneti sayılırsın.Eğer bir sorun olmazsa seni evine kadar bırakmak isterim.Eğer kabul etmezsen de eve vardın mı diye sürekli ararım ona göre,dedi gülümseyerek.
    Hasret, bir an bu teklif karşısında şaşırdı ama aslında böyle bir şey de bekliyordu çünkü anladığı kadarıyla Sinan oldukça düşünceli biriydi.Böyle bir şeyi teklif etmesini de normal karşılamak gerekirdi.İyi niyetli olduğu her halinden belliydi.Çok kibar bir davranış sergilemişti.Hasretlerin evine varabilmek için hafif dik bir yol yürümesi gerekiyordu.Hasret çok yürümüştü tek başına bu saatte bu yolu ama Sinan’ın teklifini geri çevirmek istemedi.
    Hasret:
    -Peki tamam nasıl istersen, dedi gülümseyerek.Yine utangaç bir tavır sergilemişti.Neden Sinan’ın yanında rahat olamıyordu ki?.Diken üstünde hissediyordu kendini.Bir hata yapmaktan korkar gibiydi ama aslında korkmasını, utanmasını gerektiren bir şey yoktu.Arkadaştı Sinan onun için.Ama bu duruma engel olamıyordu.İster istemez utangaç bir hal alıyordu,yanakları tutuşuyordu.Bu durum gün içinde pek çok kez tekrarlamıştı.Beraber yürümeye başladılar.Yol biraz dardı o yüzden ara ara yakınlaşıyorlardı.Sinan etrafta gördüğü süslü, alaturka dükkanları Hasret’e soruyor, Hasret de ne kadar bilgisi varsa hepsini ona anlatıyordu.Ve bu yolu bu şekilde normalden daha uzun bir sürede çıktılar.Artık Hasretlerin evinin önüne gelmişlerdi.Hasret:
    -Bana eşlik ettiğin için teşekkür ederim Sinan.
    Sinan:
    -Benim için bir zevkti, dedi ve devam etti:
    -Yarın bir işin var mı acaba? Diye sordu biraz çekinerek.Hasret:
    -Evet, yeni dükkana gidip bazı işleri halletmemiz gerekiyor.Çok yorucu bir gün bekliyor bizi Ayşe’yle.
    Sinan anladığını göstermek amacıyla başını salladı.Hasret, artık içeri girmesi gerektiğini hatırladı ve:
    -Tekrar teşekkür ederim görüşmek üzere.İyi akşamlar.
    Sinan:
    -Rica ederim, iyi akşamlar.
    Hasret içeri girip kapıyı örtünce Sinan da çıktığı yolu tekrar aynı yavaşlıkla etrafı inceleyerek inmeye başladı.Etrafa bakıyordu ama aklı Hasret’te kalmıştı sanki.Tekrar ne zaman görüşebileceğini düşünüyordu aslında.Bu düşünceler arasında ana yola inerek bir taksiye atlayıp evine doğru yol aldı.

    ---BÖLÜM 5---
    Hasret, kapıyı kapatıp içeri girdiğinde annesini ona gelirken gördü.Saliha hanım:
    -Hoş geldin canım.Nasıl geçti bugün, istediğin gibi gezebildin mi?
    Hasret, kapıdan oturma odasına doğru geçerken anlatmaya başladı:
    -Hem de nasıl gezdik…Yürümekten şu an ayaklarımı hissetmiyorum.Parktan çıktık tepeye kadar yürüdük.Orada bayağı bir kalmışız.Konu konuyu açtı, muhabbet koyulaştı.Ayşe’nin kuzeni de vardı yanımızda.Adı Sinan.Üçümüz beraberdik tüm gün.Sinan’ı hiç görmemiştim bu zamana kadar.Daha doğrusu Ayşe hiç bahsetmemişti bana ondan.Bizimle aynı yaşta.O da bu sene mezun olmuş üniversiteden ama o yurt dışında okumuş, Amerika’da bir üniversitede.Çok iyi biri görsen sende severdin…
    Hasret, bugün neler yaptığından bahsetmesi gerekirken farkında olmadan Sinan’ı anlatmaya kaptırmıştı kendini.Son anda farkına varmıştı bunun ve kapadı hemen konuyu.Annesi onu beklemişti yemek için.Babası ve iş arkadaşları bir yemekte toplanacaklarmış bu akşam.Bugün dükkanın işini görüp Hasret’ten ayrıldıktan sonra kendi arkadaşlarıyla buluşmaya gitmiş.Hasret’ e bundan söz etmemişti.Sanırım dükkan işine kendini fazlasıyla kaptırmıştı o an ve unutmuştu Hasret’e söylemeyi çünkü Mümtaz bey böyle durumlarda kızına da haber verirdi.Hasret’in ona ihtiyacı olup olmadığını sorardı.Hasret, İstanbul’da okuyup dört senedir eve sadece tatillerde geldiği için kızına ayrı bir düşkünlüğü olmuştu Mümtaz Bey’in.Zaten onu gözü gibi sakınırdı her şeyden ama bu okul işi olunca artık daha fazla düşer olmuştu üstüne.
    Hasret ellerini yıkayıp, annesinin hazırladığı bu muazzam akşam yemeğine başlayabilmek için acele ediyordu.Annesi yine o enfes yemeklerinden yapmıştı.Hasret tüm gün gezmeyle meşgul olduğu için tek yediği şey, tepeye çıktıklarında Sinan’ın ısmarladığı çay ve simit olmuştu.Şu an bu günün tüm yorgunluğu üstündeydi ama masanın görünüşü onu kendine çekiyordu.Hasret masaya oturunca ne kadar çok acıktığını fark edip bir an önce yemeye koyuldu annesiyle beraber.
    Yemeğini bitirdikten sonra odasına çıkıp üstünü değişmeye koyuldu.Bu günü düşündükçe yüzünde bir tebessüm oluşuyordu istemeden.Hele de Sinan’ın onu kapıya kadar getirmesi…Çok ince bir davranıştı Hasret’e göre.Bu günü tekrar gözünden geçirdi.Aklından atamıyordu.Aslında aklından çıkmayan gezdikleri yerler değil, itiraf etmeliydi ki Sinan’dı.Onda diğer tanıdığı arkadaşlarında olmayan bir çekim vardı Hasret’i kendine çeken.Belki de Hasret’e öyle geliyordu.Yeni tanışmış olmanın etkisiyle olur böyle şeyler,diyordu.Kendini kandırmaktan başka bir şey değildi bu tabi ki…Ondan hoşlandığı apaçık ortadaydı Hasret’in.Uzun zamandır aşka kendini kapamıştı, kimseye bu gözle bakmıyordu.Kendisine bu şekilde yaklaşanlara ise kendi tabirince açıklama yapıp onları vazgeçiriyordu.Ama Sinan başkaydı sanki.Ona böyle bir teklifle gelirse eğer ne yapacağını, ne cevap vereceğini o da merak ediyordu.Ona olumsuz yanıt mı verirdi bilemiyordu.Tek bildiği şu anda onunla tanışmaktan mutlu olduğuydu.
    Derin bir iç çekerek kafasından bu düşünceleri atmaya çalıştı.Daha bir günlük bir tanışmışlığı vardı Sinan’la.Neden kendini bu kadar kaptırmıştı anlam veremiyordu.Aslında Sinan ona, gözle görülür bir yaklaşmada bulunmamıştı hani.Arada bir bakması, her konuda kendisiyle konuşmaya çalışması normal şeylerdi aslında.Sinan Hasret’i yeni tanımıştı ve onu daha iyi tanıyabilmek için her konuya onu da çekiyor, arada bir Hasret’e bu yüzden bakıyor olabilirdi.Belki de Hasret yanlış anlamıştı bunları.Ya da kendisi böyle anlamak istemişti…Yine de tekrar görüşebilecekleri zamanı iple çektiğini biliyordu.Onunla zaman geçirmek ona keyif vermişti en azından bugün için.
    Sinan’ı bir tarafa koyup yarınki işleri düşünmeye başladı.Temizlik işi tamam sayılırdı.Sahibiyle anlaşmışlardı, o temizletip öyle verecekti dükkanı.Sadece boya işini Hasretlere bırakacaktı çünkü Hasret’le Ayşe kendi zevklerine göre boyamak istiyorlardı.Dahaca karar verememişlerdi renge.Yarın karar vereceklerdi.Hem babası da yardım edecekti onlara bu işte.Hasret boya işini babasından biraz öğrenmişti lise yıllarında. Bu yüzden yarın babası ve Ayşe’yle beraber kendileri boyayacaklardı duvarları.Ayşe’nin babası ne kadar istese de kızının bu işiyle ilgilenemiyordu.Çünkü İstanbul’daki yakın bir akrabasına, hastanede yapılacak olan tedavisinde yardımcı olabilmek için İstanbul’da bulunmak zorundaydı.Bu nedenle tüm iş Mümtaz Bey’e kalmıştı.O da elinden geldikçe yardım etmeye çabalıyordu.
    Yatması için saat biraz erkendi.O da baş ucunda duran ama geldiğinden beri sadece üç sayfa okuyabildiği romanına devam etmeye karar verdi.O romanı İstanbul’da okurken çok iyi dost olduğu bir arkadaşı hediye etmişti.Özellikle okumasını tavsiye etmişti.Kitabın dışından aşk romanı olduğu anlaşılıyordu.Aşk deyince aklına yine Sinan gelmişti.Acaba Sinan’ın önceden çok sevdiği biri olmuş muydu? Aşık olduğu biri…Sinan hem dış özellik olarak hem de iç özellik olarak oldukça dikkat çeken biriydi.Mutlaka olmuştur, diye geçirdi aklından.Bir de kendi hayatına dönüp baktı.Bu zamana kadar arkadaşlık teklif eden, sevgili olmak isteyen olmuştu evet ama o geleceğiyle ilgilenmişti sürekli.Kariyer yapmak, diploma almak,iş sahibi olmak…Bunlar arasında aşka yer vermemişti.Hem kendisi plan bile yapmıştı önündeki seneler için.Ne gibi işler başaracağını kendi hayalince bir plana sokmuştu ama bu plan içinde aşk yoktu.Çünkü daha bugüne kadar Sinan yoktu.Sinan’dan biraz hoşlanmıştı, iyi biriydi en başta ama onunla konuşunca ya da yalnız kalınca bir çekingenliktir almıştı bedenini.Aşktaki tecrübesizliğinden olsa gerekti.Daha ortada bir şey yokken, Sinan’ın kendisi hakkında ne düşündüğünü bilmeden Hasret, Sinan’ı düşünmeye başlamıştı bile.Belki de Sinan, Hasret’i beğenmemişti! Olabilecek bir şeydi bu.Ne kadar etrafındaki insanlar Hasret’e imrenerek bakarsa baksın, Sinan için pek de güzel olmayabilirdi Hasret.Bunları düşünürken diğer yandan da kitap okumaya çalışıyordu ama nafile.Okuduğundan bir şey anlamamıştı.Kapadı romanı, başka zaman devam etmek daha akıllıca geldi.Günün yorgunluğu üzerine çökmüştü resmen.Uzun zamandır böyle yürümemişti.Bu nedenle yorgun düşmüştü.Gözlerini kapar kapamaz derin bir uykuya daldı…
    Sabah uyandığında saat oldukça erkendi.Okul zamanından kalma bir alışkanlığıydı bu.Bugün de hava oldukça güzeldi.Güzel havanın verdiği moralle olduğundan daha özenli giyinmek geldi içinden.Pembe bir gömlek, altına da koyu lacivert dar bir pantolon giydi.Saçlarını da omuzlarına doğru dağınık bıraktı.Hasret zaten güzeldi ama böyle özenli giyindikçe güzelliği daha da bir artıyordu.Yine düşünmeden edemedi Sinan’ı.Bugün gelemezdi çünkü onun da yapması gereken işler olduğunu,işlerini bir an önce yoluna koymak istediğini söylemişti Hasret’e.Yapması gerekeni yapıyordu sonuçta.Hasret de kendi işini yoluna koymaya çalışıyordu zaten.Bugün buluşsalar bile ona ayıracak vaktinin olamayacağı apaçık belliydi.Karar almıştı dün gece.Bir kere hata etmişti onunla ilgili olmaması gereken şeyler düşünerek.Bundan sonra olmayacaktı.Onu da normal arkadaşlar kategorisine koymayı düşünüyordu, öyle de yapacaktı, kararlıydı.Artık onu görünce heyecanlanmayacak, sakin sakin konuşacaktı.Böyle olması en iyisiydi zaten.
    Kahvaltıyı bugün dükkanda yapmayı düşünüyordu Hasret’le Ayşe.Bunun sebebi yeni iş yerlerinde daha fazla vakit geçirebilmekti.Annesinin yanaklarından iki tane öpücük alıp yola koyuldu.Evden çıktığında Ayşe’ye haber verip dükkanın yolunu tuttu.Heyecandan içi içini yiyordu aslında ama çaktırmamaya çalışıyordu.Hızlı adımlarla bir pastaneye girip birkaç poğaça aldı.On dakika sonra dükkana gelmişti bile.Ayşe ondan önce gelmişti, kapıyı açmaya çalışıyordu.Ayşe kapıyı açmaya öyle dalmıştı ki Hasret’in geldiğini fark etmemişti bile.Hasret bunun farkına varınca usulca Ayşe’ye yaklaşıp:
    -Günaydın!, deyiverdi yüksek sesle.
    Ayşe:
    -Allah seni bildiği gibi yapsın Hasret ödümü kopardın!
    Hasret:
    -Korkma canım bir şey yok, bendim işte, dedi zafer kazanmış gibi bir edayla.Bir taraftan da kahkaha atmaktan kendini alamıyordu Hasret.
    Ayşe:
    -Sen var ya sen,dedi Hasret’e gülümseyerek.
    Kapıyı sonunda açıverdi Ayşe.
    -Beni burada nereden baksan beş dakika oyaladı bu kilit.Hangi anahtar olduğunu biliyordum ama açmadı bir türlü.Neyse ki başardım açmayı uzun bir uğraştan sonra.
    Hasret, yerlerdeki gazetelere basa basa ilerleyerek tezgahın üzerine poğaçaları koydu ve ardından gelen Ayşe’ye dönüp:
    -Poğaçalar da sıcacık gel hemen yiyelim mi ne dersin?
    Ayşe:
    -Önce şu önlükleri giyelim derim, hemen toz olmasın üzerimizdekiler.
    Hasret:
    -Evet haklısın.Değişelim de rahat rahat işimizi görelim.
    Hemen arkada üzerlerindeki hırkaları çıkarıp beyaz önlüklerini giydiler.Hasret gömleğinin kollarını yukarı doğru katladı ve saçlarını da tepeden topladı.Poğaçaları yemeye koyuldular.Ayşe:
    -Mümtaz amca ne zaman gelecek?
    Hasret:
    -Öğleye doğru gelir sanırım.Sabah göremedim, ararım birazdan öğrenirim.Duramadım evde çıktım erkenden.
    Hasret ve Ayşe poğaçalarını yemeye koyulmuşken kapıya birinin vurduğunu duydular.İkisi birden kafalarını kapıya doğru çevirdiler.Gelen Sinan’dı! Hasret, Sinan’ın geldiğini görünce gözlerine inanamadı.Çünkü onun bugün işi vardı ve onları halletmesi gerekiyordu.Öyle söylemişti Hasret’e.Hem saat daha erkendi işlerini bitirip gelmesi için.Hasret ne kadar kendine söz verirse versin onu görünce heyecanlanmadan edemiyordu.Sol tarafında bir yerlerde normalin dışında bir çarpıntı başlıyordu istemeden.Sanki kafasından aşağı kaynar sular dökülmüştü Hasret’in.Şu anki kıyafetleri de zaten onu komik göstermeye yetmişti diye düşünüyordu.Bir an dik durdu ve hiçbir şey yokmuş gibi davranmaya çalıştı.
    Sinan kapıdan içeri girip:
    -Günaydın bayanlar, misafir kabul ediyor musunuz?
    Ayşe:
    -Senin gibi misafire hiç hayır denir mi? Tabi buyur gel sorman bile hata canım.Hoş geldin.
    Sinan:
    -Hoş bulduk, dedi her zamanki güler yüzlülüğüyle.
    Sinan, Hasret’e bir bakış attı sonra.Hasret’ten de bir şeyler söylemesini bekliyor gibiydi.
    Hasret:
    -Hoş geldin Sinan, dedi gülümseyerek.Fazla gülmemeye çalıştı çünkü her an anlaşılabilirdi Sinan’ın gelişine sevindiği.Onu tekrar görmeyi istemişti aslında ama bu kadar çabuk olacağı aklının ucundan bile geçmiyordu.Üzerinde tatlı mavi renginde kareli bir gömlek, altında da kot pantolon giymişti.Çok yakışıklı görünüyordu! Fazla bakmamaya çalıştı.Sinan da elinde bir şeylerle gelmişti.O da kendi çapında yemek için bir şeyler getirmişti.Dün akşam Ayşe’yle Sinan, telefonda konuşmuşlar ve Ayşe bugün için dükkanda olacaklarını, temizlik ve boya işini bitirmeye çalışacaklarını hatta kahvaltıyı burada yapacaklarını bile söylemişti.Sinan da bunun için getirmişti yiyecekleri.Ama Sinan geleceğinden hiç bahsetmemişti Ayşe’ye.Sinan’ın gelişinden hiç de rahatsız değildi Hasret.Üstüne üstünlük mutlu bile olmuştu.Sırf kendisi için gelmediğini düşündü.Ama fark etmezdi niye geldiği.Sonuçta gelmişti…
    Üçü birden kahvaltılarını yaptıktan sonra Hasret ve Ayşe bir taraftan işe koyulmaya başladılar.Sinan bu sırada:
    -Fazladan önlüğünüz var mı?dedi
    Ayşe:
    -Nasıl yani? Hani senin işlerin vardı, bugün onları halletmen gerekmiyor mu?
    Sinan:
    -Evet vardı ama bir arkadaşımdan rica ettim beni kırmadı.Çok da önemli işler değillerdi.Üç tane belge almam gerekiyordu ama arkadaş halledecek.Eğer bir sakıncası yoksa bugün size yardım etmek istiyorum.Çorbada tuzum olsun istedim.
    Ayşe:
    -Sinan harikasın ya, işte kuzen dediğin böyle zor günlerde belli olur, dedi gülümseyerek ve hemen yedek olarak getirdiği önlüğünü Sinan’a getirmek için çantaları koydukları arkadaki küçük odaya gitti.
    Hasret, bir kenardan Sinan’la Ayşe’nin arasındaki konuşmayı sessiz sessiz dinlemekle yetinmişti.Hem şaşırmış hem sevinmişti şu anki duruma.Ayşe odaya önlük almaya gidince Hasret’le Sinan baş başa kalmışlardı.
    Hasret bir şeyler söylemesi gerektiğini düşündü.Aslında Hasret konuşkan biriydi normalde ama Sinan’a gelince nutku tutuluyordu resmen.Tüm bildikleri uçuyordu aklından.Bu nedenle susuyordu saçmalamaktan korktuğu için.Hasret yüzündeki tebessümle Sinan’a dönüp:
    -Teşekkür ederim bize yardımcı olacağın için.Doğrusunu söylemek gerekirse bu işin altından Ayşe’yle ben tek başımıza kalkamazdık.Aslında babam da bize yardımcı olacaktı ama her an işi çıkabilir.O yüzden biz işimizi sadece ikimiz varmışız gibi planlamıştık.Senin katılman gerçekten iyi oldu.
    Yanaklarını istemeden de olsa hafif bir pembelik kaplamıştı Hasret’in.Ama dik duruşundan bir şey kaybetmemişti.Bütün günü Sinan’la beraber geçireceklerdi yine dün de olduğu gibi.Neşesi bir hayli yerine gelmişti.Bu sırada Ayşe önlükle beraber geri döndü.Önlüğü Sinan’a uzatıp:
    -Al bakalım bu da senin önlüğün.İşe başlayalım artık ne dersiniz.Yoksa bu iş pek biteceğe benzemiyor da!
    Sinan önlüğü giyip:
    -Ben hazırım, hadi bakalım bayanlar işe koyulma vakti, dedi gülümseyerek.Diğer yandan Hasret’e bakmıştı gülen gözlerle.Sinan da memnun gibiydi burada olmaktan.Sonuçta kendi isteğiyle buradaydı Sinan.Hasret bunları düşünürken Ayşe’yle Sinan çoktan işe koyulmuşlardı.Hasret de kısa bir duraksamadan sonra kendine geldi.Yerdeki gazeteleri topladılar.Sinan camdaki gazeteleri çıkarırken Hasret de camları silmeye başlamıştı.Ayşe ise yerdeki gazeteler kalktığı için yeri paspaslıyordu.Üçü de işe kendilerini öyle bir kaptırmışlardı ki Mümtaz Bey’in geldiğini fark etmediler bile.Mümtaz Bey gördüğü tablodan oldukça memnun bir şekilde gülümseyerek:
    -Kolay gelsin, bu ne hız böyle, dedi üçüne birden bakıp gülümseyerek.
    Hasret, babasının geldiğini görünce çok sevindi.Mümtaz Bey’i koluna girerek kapıdan içeriye getirdi Hasret kibarlık yaparak.Hasret:
    -Hoş geldin babacığım, dedi ve elindeki kutuları aldı.Bunlar boya kutusu olsa gerek diyerek bakma gereği bile hissetmedi Hasret.Ayşe de Mümtaz Bey’e hoş geldiniz dedikten sonra sıra Sinan’daydı.Sinan, Mümtaz Bey’in Hasret’in babası olduğunu biliyordu ama daha önce hiç görmemiş bu nedenle tanışma fırsatları da olmamıştı.Sinan yine gülümseyen bir yüzle, oldukça sıcakkanlı bir davranışla:
    -Hoş geldiniz efendim.Ben Sinan, Ayşe’nin kuzeniyim, dedi.
    Mümtaz Bey:
    -Memnun oldum oğlum, kızlarımıza yardım için mi geldin bakalım?
    Sinan:
    -Evet amcacım, Ayşe bahsetmişti bana ben de bir yardımım dokunsun istedim.
    Mümtaz Bey:
    -Arkadaşlıklar , dostluklar bugünler içindir değil mi ama?
    Sinan:
    -Evet çok doğru söylüyorsunuz, dedi.
    Hasret, babasının takım elbiseyle gelmesine bir anlam veremedi.Dayanamayıp Sinan’la Mümtaz Bey’in konuşmasını bölerek:
    -Babacığım, üzerine bir şey getirmedin mi takım elbise giymişsin?
    Mümtaz Bey:
    -Hasret, boya kutularını getirdim ama kızım ben bugün size yardım edemeyeceğim.Öğretmenler arasında bir toplantıya katılmam lazım, gitmesem olmuyor.Ben yardımımı yarın ederim bugünlük affedin beni, size katılamayacağım.
    Hasret:
    -Tamam babacığım o kadar yardım ettin ki bize bunu da biz halledelim artık ama değil mi?
    Mümtaz Bey:
    -Hem Sinan da varmış bak, o yüzden içim rahat artık.
    Hasret:
    -Evet o da yardım eder bize zaten.Sen bak işine babacığım, burayı yarın sabaha mükemmel bir şekilde bulacaksın emin ol.
    Mümtaz Bey:
    -Tamam o zaman ben gönül rahatlığıyla gidebilirim, kolay gelsin çocuklar, dedi ve Hasreti öptükten sonra gitti.

    Mümtaz Bey gittikten sonra üçü de kaldığı yerden işlerine devam ettiler.Kısa bir temizlikten sonra boya işine geçmeye karar verdiler.Boya işine Sinan başladı ilk olarak ve Ayşe ile Hasret’e hatırlatma amaçlı iki üç kez fırça sürttü duvara.Böylece üçü de koyuldular duvarları boyamaya.Rengini Hasret seçmişti, Ayşe onun zevkine güvenirdi her zaman. Çünkü Hasret böyle konularda oldukça marifetliydi.
    Saatin nasıl geçtiğini anlamamıştı Hasret.Bir yandan boya yapmaya çalışıyordu diğer yandan Sinan’la muhabbet ediyordu.Her tarafı boya olmuştu aslında ama şu an umurunda değildi.Sinan da sürekli Hasret’le konuşuyordu.Ayşe bir kenardan onların muhabbetini dinliyor, esprilerine gülüyordu.Ama onların konuşmalarına katılmıyordu.Sinan’ın Hasret’le ilgilenmesi hoşuna gitmişti.Sinan’ın Hasret’e karşı bir ilgisi olabileceği fikri düştü aklına.Ne güzel olurdu ama! En iyi iki dostu bir arada olsa o da en az onlar kadar sevinirdi bu duruma.Bu nedenle onlar konuşurken pek müdahale etmiyordu konuşmalarına, akışına bırakıp izlemeyi tercih etmişti bugün.Acaba düşündüğü gibi bir şey olabilir miydi aralarında? Bunu onlardan çok isterdi.Belki de bu işler bahanesiyle birbirleriyle yakınlaşırlardı.Şöyle ikisine birden baktıktan sonra çok yakıştıklarını fark etti.Hasret çok güzel bir kızdı hem dış görünüş olarak hem de kendi karakteriyle.Sinan da çok yakışıklıydı, biliyordu ne kızlar Sinan’ın peşinde koşmuşlardı ama o onlarla pek muhatap olmamıştı.Şimdi ise Hasret ile b u kadar samimi olup da yakınlaşması aklına ondan hoşlanmış olabileceğinden başka bir şey getirmiyordu.Ama Hasret’in duygularından emin değildi.Belki de hoşlanmamıştı Sinan’dan.
    Bilemiyordu dahaca çünkü Hasret’i tanırdı, pek belli etmezdi böyle duygularını.Ama olmasını isterdi.Ayşe böyle düşüncelere dalmış halde işini yapmaya çalışıyordu ama göz ucuyla onları incelemekten kendini alamıyordu.İyi anlaşıyor gibi görünüyorlardı.En azından dıştan bakınca böyle görünüyordu.
    Onlar boyama işinin büyük bir kısmını yapmışlardı, bitti gibi duruyordu.Sinan boya işinin son düzeltmelerini yaparken Hasret ve Ayşe de yerleri paspaslayıp camları tekrardan siliyorlardı.Saat de oldukça ilerlemiş güneş batmak için hazırlık yapmaya başlamıştı.Etrafa kırmızı bir görünüm saçıyordu.Artık işleri bitirip eve dönme vakti gelmişti.
    Sinan:
    -İşte budur! Bence çok güzel oldu, siz ne düşünüyorsunuz kızlar?
    Ayşe:
    -Bence de çok güzel oldu.Sen olmasan Sinan, biz bugün bu işi biraz zor bitirirdik öyle değil mi Hasret?
    Hasret:
    -Bence de zor bitirirdik.Çok yardımın oldu, sağ ol Sinan.
    Sinan:
    -Benim için zevkti.Ben de çok eğlendim, çok iyi vakit geçirdim.
    Ve her şeyi toplayıp, dükkanı kapatıp çıktılar.Ayşe’nin evi daha yakın olduğu için, Sinan’ın Hasret’i evine bırakmasın da karar kıldılar.Sinan yine bir önceki günde olduğu gibi Hasret’i evine bıraktı.Hasret eve girince Sinan da evinin yolunu tuttu.

      Forum Saati Salı Nis. 25, 2017 8:30 am