Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    TÜKENMEYEN UMUT

    Paylaş

    1001100069

    Mesaj Sayısı : 1
    Kayıt tarihi : 15/12/10

    TÜKENMEYEN UMUT

    Mesaj  1001100069 Bir Perş. Ara. 23, 2010 10:30 am

    TÜKENMEYEN UMUT

    Yeni bir gün daha başladı. Saat 06.00´ı gösteriyordu. Güneş tam manasıyla merhaba bile demedi. Bugünün sıkıntısını mı anladı bilinmez doğmakta tereddüt ediyordu. Evin hanımı Leyla saatin alarm sesine uyandı. Havanın her zamankinden daha karanlık olduğunu farketti. Bir türlü gözünü açıp kendine gelemiyordu. Sanki vücudu bu güne başlamaya hazır değildi. Fakat bir an önce eşini uyandırıp işe yollaması gerekiyordu. Kendine gelip eşine baktığında eşinin rüya gördüğünü farketti. Ellerini ayaklarını savuruyordu. Kaşlarını çatmış sanki bir şeyler mırıldanıyordu. Ona daha fazla bu acıyı çektirmemek için ¨Mehmet Bey, Mehmet Bey¨ diye seslendi. Mehmet Bey rüyadan gerçek hayata dönüyordu. Gözlerini açtı, bir müddet öylece tavana baktı. Gördüklerinden etkilenmişti. Leyla Hanım endişeli bir ses tonuyla ¨İyi misin, kabus gördün galiba.¨ dedi. Mehmet Bey gözlerini tavandan çekip eşinin gözlerine baktı, endişesini hissetti.¨Sadece bir rüyaydı.¨ dedi. Leyla Hanım daha da fazlasını istiyordu. Merak ediyordu. Fakat o bunları düşünürken Mehmet Bey çoktan hazırlanmış karısına allahaısmarladık demeye gelmişti. Leyla Hanım yataktan kalktı, eşini öptü, bir ihtimal rüyayı anlatır diye kapıya kadar arkasından gitti. Eşi ayakkabısını giyerken Leyla Hanım onu izliyordu. Bir an göz göze geldiler. İkisinin de içinde fırtınalar koptu. Sanki o an zaman durdu. Mehmet Bey bir anda eşine sarıldı, uzun zamandan sonra ilk defa ona ¨Seni seviyorum.¨ dedi. Daha fazla kaybedecek vakti yoktu, işe geç kalıyordu. Bugün ne kadar işe gitmek istemese de, ayakları geri geri gitse de mecburdu. Dün gibi, daha önceki gün gibi on seneden beri gittiği yollardan bugün de geçiyordu. Çok düşünceliydi. Muhtarın, kahvecinin, manavın verdiği selamları bile duymuyordu. Beynindeki düşüncelerle durağa kadar geldi. Çalıştığı fabrikanın servisi onu bekliyordu. Her zaman şoförün yanına oturup sohbet eden Mehmet Bey, bu defa en arka koltuğa oturdu. Ağzını bıçak açmadan fabrikaya girip iş başı yaptı. Tam altı saat geçti ki öğle molası için çalınan zil Mehmet Bey´i kendine getirdi. Kantinden yeni demlenmiş sıcacık, tavşankanı bir çay alıp bahçeye çıktı. Bu bahçe onun bütün negatif enerjisini alıyordu, burada kendini mutlu hissediyordu. Derin bir nefes alıp ciğerlerini temiz havayla doldurduktan sonra bir yudum da çayından alıp işin bütün yorgunluğunu üstünden atıyordu. Bir yandan da eşi ve çocuklarını düşünüyordu. Kendini onlara adamıştı. Eşiyle severek evlenmemişti, görücü usulüydü onların evlilikleri. Birbirlerini evlendikten sonra sevdiler. Evlendikten sonra aşkı tattılar. Eşi içi Leyla Hanım çok değerliydi, onun için her şeyi göze alabilirdi. Bir de Leyla Hanım ona iki evlat verince daha da bağlandı, aralarındaki bağ daha da güçlendi. Evlatları da en az kendi sevgileri kadar saf ve temizdi. Zeynep doğduktan bir sene sonra Enes gelmişti dünyaya. Mehmet Bey ailesini düşündükçe mutlu oluyordu. Bu hayallerle geçiyordu ailesinden uzakta olduğu her anı. Bu düşüncelerle çayını yudumlarken ¨İmdat.¨ sesiyle fırladı yerinden. Ses fabrika kapısının oradan geliyordu. Elindeki bardağı fırlattığı gibi kapıya yöneldi. Gördüğü olay karşısında bir an ne yapacağını şaşırdı. Arkadaşı koca demir, sürgülü kapının altındaydı, kapı üzerine düşmüş arkadaşı altından çıkmaya çalışıyordu. Mehmet Bey hiç düşünmeden kapının altına dizini yerleştirdi. Arkadaşı da olayın korkusundan kapıyı bırakıp çıkınca demir kapı Mehmet Bey´in bacağını bir cam parçası gibi paramparça etti. Olayı gören bütün çalışanlar el birliğiyle kapıyı kaldırıp Mehmet Bey´i çıkardılar ama o,acıya dayanamayıp çoktan bayılmıştı. O sırada fabrika müdürü Talat Bey´in çağırdığı ambulans gelmişti. Görevli etrafı boşaltıp hemen ilkyardım uygulamalarına geçti. Kırılan bacağı sabitleyip sedyeyle ambulansa taşıdılar. Hastaneye gittiklerinde durumu anlayan Doktor Mesut Bey, Mehmet Bey´i ameliyata aldı. Altı saat süren ameliyatın sonunda bacağa platin takıp, koltuk altından parmak uçlarına kadar alçıya aldılar. İki saat müşaade altında kaldıktan sonra ambulansla eve gitmek için yola çıktılar. Mehmet Bey hemen telefona sarıldı. Eşinin kendisini öyle görmesinden korkuyordu. Leyla Hanım endişeyle çalan telefonunu açarken bir şeylerin yolunda gitmediğinin farkındaydı. Mehmet Bey eşini endişelendirmemek için halini hatırını sordu, ¨Yarım saat sonra eve geleceğim¨dedi ve tam telefonu kapatmak üzereyken Leyla Hanım endişeyle ¨Neden?¨ diye sordu. Eşinin korktuğunu anlayan Mehmet Bey ¨Eve gelince konuşalım¨ diyip telefon görüşmesini bitirdi. Meraktan yerinde bile oturamayan Leyla Hanım evin balkonunda eşini beklemeye başladı. Geçen yarım saatin ardından kapının önünde bir ambulans durdu. Leyla Hanım içinden kim çıkacak diye merakla beklerken ambulans görevlisi evin zilini çaldı. Kapıyı açan Leyla Hanım karşısında sedye üzerinde, vücudu baştan ayağa alçıya alınmış hayat arkadaşını görünce birden yere yığıldı. Mehmet Bey´i yatağa yerleştiren görevliler şimdi de Leyla Hanım´ı ayıltmaya çalışıyorlardı. Leyla Hanım kendine gelip görevliler gittikten sonra yalnız kalan çift konuşmaya başladılar.
    ¨Anlat bana, her şeyi bilmek istiyorum, öğrenmek istiyorum, ne oldu?¨ diye sordu Leyla Hanım ağlayarak. Olayları baştan sona en ince ayrıntısına kadar anlatan Mehmet Bey, anlattıkça o anı tekrardan yaşıyordu sanki. Sonunda kendini tutamayıp o da başladı ağlamaya. Perişan haldeydiler. Birbirlerine sarıldılar. Diğer odada yatan çocukların ağlama sesini duyan Leyla Hanım koşarak yanlarına gitti. Onları kucağına alarak babasının yanına getirdi. Beş yaşında olan Zeynep durumu anlamaya çalışıyordu. ¨Babacım sen bir daha yürüyemeyecek misin?¨ dedi. Bunun cevabını bilmeyen Mehmet Bey soru karşısında sessiz kaldı. Enes ise¨Bir daha maç yapamayacak mıyız?¨ diyordu. Göz göze gelen eşler ağlamamak için kendilerini zor tuttu. Mehmet Bey daha fazla suskun kalmak istemedi. ¨Yürüyeceğim kızım, maç da yapacağız oğlum ama biraz zamana ihtiyacımız var. Her şey eskisi gibi olacak, bana inanın.¨ dedi ve eşinden çocukların oynaması için onları diğer odaya götürmesini istedi. Çocukların yanında sıkılıyordu, onların kendisini böyle aciz görmesini istemiyordu çünkü bir evlat için baba; yıkılmaz direk, parçalanmayan taş, sonsuz büyüklükte hazine, ölümsüz kahraman demekti. Hayallerindeki baba modelinin yıkılmasını istemiyordu.
    Çocuklarını bırakıp eşinin yanına gelen Leyla Hanım olanları hala çözememişti. Bunların uyanınca bitecek olan bir kabus olmasını istiyordu. Sıkıntılıydı, stresliydi. Fakat bu durumu daha fazla uzatmamak en doğrusuydu. Kendi üzüldükçe eşi daha çok üzülüyordu. Kendine geldi, eşine döndü ¨Bugün yemekte ne yapayım, istediğin bir şey var mı?¨ diye sordu. ¨Sen ne istiyorsan onu yap.¨ diye cevap verdi Mehmet Bey. O sırada çalan telefonun sesiyle irkilen Leyla Hanım tedirgin bir şekilde ¨Alo¨ dedi. Karşıdaki ses Mehmet Bey´in müdürü Talat Bey´e aitti. ¨İyi günler Leyla Hanım. Ben Talat Öztürk. Yaşanılan olay karşısında üzüntümü belirtmek isterim. Çok geçmiş olsun. Şunu söylemek isterim ki Mehmet Bey iyi olup iş başı yapacak durumda olduğunda fabrikamın kapısı ona açıktır. Fakat bu kazanın sebebi biz değil tamamen Mehmet Bey olduğu için bu fabrikada iş başı yapana kadar herhangi bir ücret ödeyemeyiz. İyi olduğunda kendisini fabrikamda görmekten mutlu olurum. Mehmet Bey´e selamlar.¨
    Leyla Hanım gözyaşlarına hakim olamıyordu. Sanki darbe üstüne darbe yaşıyorlardı. Mehmet Bey eşinin bu durumundan korktu. ¨ Ne oldu? Kimdi o? Ne dedi? İyi misin?¨ diye soruyordu. Kalkıp da eşine sarılamıyordu ki alçıdan. Yeni yeni anlıyordu bütün vücudun alçıda olmasının ne demek olduğunu. Gözyaşlarını silen Leyla Hanım her şeyi eşine anlattı. Durumu anlayan Mehmet Bey tepkisini sadece gözyaşlarıyla koydu. İkisi de konuşamıyordu. Sanki hayat onlara oyun oynuyordu. Her şey üst üste geliyordu. Artık Mehmet Bey´in bir işi yoktu. Leyla Hanım zaten çalışmıyordu. Üstelik kıyıda köşede birikmiş paraları da yoktu. Ne yapacaklardı? Ekmek paralarını nasıl çıkartacaklardı? Çocuklarına nasıl bakacaklardı? Ev kirasını nasıl ödeyeceklerdi? On beş gün sonra hastaneye kontrole gitmeleri gerekiyordu. Hangi parayla gideceklerdi?
    Leyla Hanım´ın aklına bir fikir gelmişti. İlkokul beşinci sınıfı bitirdikten sonra abisinin onu okula yollamaması sebebiyle okuma hayatı biten Leyla Hanım, annesinin isteği üzerine dikiş kursuna gitmişti. Dört yıl boyunca sadece annesi istedi diye kursa devam eden Leyla Hanım kursu birincilikle bitirmişti. Yıl sonunda yapılan sergide birçok kıyafeti sergilenen Leyla Hanım´a Kaymakam Bey´den bir teklif gelmişti. İlçelerin birinde dikiş kursuna öğretmen olmasını istiyordu. Bu teklif karşısında şaşıran Leyla Hanım ailesiyle konuşmak için Kaymakam Bey´den zaman istedi. Akşam eve gidip yemek yedikten sonra, aile fertlerinin bir arada olduğu anda sabahki olayları baştan sona anlattı. Fakat beklenmedik bir tepkiyle karşılaştı. Babası ve abisi bu olaya sıcak bakmıyordu. Leyla Hanım ne kadar diretse de ailesini ikna edemedi. Bu hayal kırıklığından dolayı bir daha elini dikişe sürmedi. Taa ki bu olay başlarına gelene kadar.
    Eşiyle bu durumu paylaştı. Evde dikiş dikip para kazanmak istiyordu. Bu durum eşinin ne kadar zoruna gitse de yapacak bir şeyleri yoktu. İstemeyerek de olsa kabul etti. Fakat karar vermekle iş bitmiyordu. Leyla Hanım ceketini aldığı gibi dikiş makineleri satan bir dükkana gitti. Fiyatlara baktı, çok pahalıydı. Hiç o kadar birikmişi yoktu ama makine almaktan başka çaresi de yoktu. Dükkan sahibiyle konuşmaya karar verdi. Ona her şeyi anlattı. Bu olay karşısında çekimser davranmayan dükkan sahibi, parayı peşin almayıp taksit yaptı. İlk taksiti de bir ay sonra ödemesini söyledi. Eve gelen Leyla Hanım odalardan birini tamamen boşalttı. Diğer odadaki koltuklardan birini bu odaya getirdi. Kullanmadığı eski bir aynayı duvara çekiç ve çivi yardımıyla monte etti. Elindeki çekiçle diğer duvara dört beş tane daha çivi çaktı. Giysi dolabından kendi kıyafetlerini astığı askılardan getirip onları çiviye taktı. Diktiği kıyafetleri orada müşterilerinin beğenisine sunmak istiyordu. O sırada zil çaldı. Servis elemanları dikiş makinesini getirmişti. Makinenin nereye konulacağını söylerken kalbi heyecandan küt küt atıyordu. Onlara birer bardak su verip gönderdikten sonra diğer odaya geçip eşine sevinçli sevinçli odayı anlattı, neler yaptığını söyledi. O anlattıkça Mehmet Bey´in gözleri doluyordu. Eşinin yaptığı bu fedakarlık karşısında gözyaşlarını tutamıyordu. Ona baktıkça sınırsız umman olan sevgisini görüyordu. Yaptığı şeyler karşısında kendisine olan aşkın ne kadar da büyük olduğunu anlıyordu. Fakat bir şey eksikti. İnsanlar bu evde terzi olduğunu, kıyafetler dikildiğini nereden anlayacaktı? Bunu da düşünen Leyla Hanım eline aldığı kağıda ¨TERZİ LEYLA. HER TÜRLÜ KIYAFET DİKİLİR¨ yazıp bu kağıdı pencereye astı.
    Çareler üretmeye çalıştıkça morali daha da düzeliyordu Leyla Hanım´ın ama en önemli şeyi nasıl unuttu kendine şaşırıyordu. En önemli, en zorlu, en çileli şeyi unutmuştu. Mehmet Bey´in tuvalet ihtiyacını nasıl gidereceğiydi. Bir müddet düşündükten sonra aklına gelen ilk şeyi yapmaya karar verdi. Mehmet Bey´in alçıya sarılı ağır vücudunu dönderip kalçası boşlukta kalacak şekilde yattığı yatakla ayağının altına koyduğu sandalye arasında eşinin vücudunun oluşturduğu bir köprü kurdu. Tuvaletini yapması için de zamanında Zeynep ile Enes´in tuvalet alışkanlığını kazanmaları için kullandığı lazımlığı altına koydu. Tuvaletini yaptıktan sonra da bir güzel altını temizleyip eşini yatağına yerleştiriyordu. Mehmet Bey bu durumdan çok rahatsızdı. Eşinin çektiği sıkıntıları gördükçe kalbi sızlıyordu. Fakat elinden hiçbir şey gelmiyordu.
    Birkaç gün sonra ilk defa kapıları çalıyordu. Kapıyı açan Leyla Hanım bir bayanla karşılaştı. Bayan ¨Terzi siz misiniz?¨ diye sordu. Leyla Hanım sevinçten yerinde zor duruyordu. ¨Benim, benim. İçeri buyurun.¨ dedi. Dikiş odasına geçtiler.
    Bayan,¨Camdaki yazıyı gördüm, bir eteğe ihtiyacım var. Acaba fiyatını öğrenebilir miyim?¨ dedi.
    Leyla Hanım´ın herhangi bir ücret söyleme lüksü yoktu. ¨Ne verirseniz.¨ dedi. Bu cevap karşısında çok şaşıran bayan elindeki kumaşı Leyla Hanım´a verdi. İstediği modeli tarif edip iki gün sonra eteği almak istediğini belirtti ve cebinden sadece iki ekmek alınabilecek miktarda bir para çıkartıp Leyla Hanım´a verdi. Sesini çıkaramazdı, bu para az diyemezdi çünkü bu paraya bile muhtaçtı. Kadına, iki gün sonra gelip eteği alabileceğini söyleyip yolcu etti. Hemen parayı eşine götürdü. ¨Bak, ekmek paramız var artık.¨ dedi. Bu duruma sevinseler mi ağlasalar mı bilemiyorlardı.
    Ekmek parasına kıyafet diktiğini öğrenen mahalle halkı, Leyla Hanım´a akın ediyordu. İşleri o kadar artmıştı ki istenilen kıyafetleri zor yetiştiriyordu ama o bu durumdan hiç şikayetçi değildi. Gece gündüz demeden dikiş dikiyordu.
    Bir sabah uyanıp da takvime baktığında o günün eşinin muayene günü olduğunu hatırladı. Eşi sadece özel taksiyle gidebilirdi. Telefonla taksi çağırdı. On dakika sonra gelen taksi şoförünün de yardımıyla Mehmet Bey´i bir çarşafa koydular. Başının olduğu taraftan şoför, ayaklarının olduğu taraftan da Leyla Hanım tutuyordu. Taşımak çok zordu. Mehmet Bey bedenindeki alçılarla o kadar çok ağırlaşmıştı ki iki kişi zorla taksiye yerleştirdiler. Hastaneye geldiklerinde görevlilerden yardım isteyen Leyla Hanım onlarla birlikte Mehmet Bey´i sedyeye yatırdı. Buradan sonrasıyla Leyla Hanım ilgilendi. Mehmet Bey´i doktorun odasına götürdü. Doktor film çekilmesini istiyordu. Leyla Hanım eşini film odasına getirdi. Bir saat sonra film sonuçlarını alıp, doktorun yanına gittiler. Doktor sonuçları dikkatlice inceledi, Mehmet Bey´in ayaklarına baktı. Parmakları mosmordu. Doktor incelemeyi bir türlü sonlandıramıyordu. Endişelenmeye başlayan Leyla Hanım, doktorun ¨Bu ayağı kesmek zorundayız.¨ demesiyle yere yığıldı. Kendisine geldikten sonra Mehmet Bey´in hastaneye yatış işlemlerini tamamladılar. Bu haber ikisini de yıkmıştı. Böyle bir şey beklemiyorlardı. Dayanılabilecek bir durum değildi bu. Yatış işlemleri tamamlandıktan sonra Mehmet Bey´e serum taktılar. İki gün sonra ayak kesilecekti. Olası bir durum değildi bu. Ne yapacaktı? Ölene kadar tek ayağa mı mahkum kalacaktı? İki gün geçmek bilmedi. Gözlerine bir dakika olsun uyku girmedi. Bu iki gün boyunca doktor sürekli kontrole geliyor her defasında ¨Umut yok.¨ diyip gidiyordu.
    Yan odadaki hasta bakıcılardan biri odaları geziyordu. Leyla Hanım´ı ağlarken görünce yanına gidip, ¨Geçmiş olsun kardeş.¨ dedi. Cevap vermeye dermanı kalmayan Leyla Hanım kısık bir ses tonuyla¨Sağol.¨ dedi. Kadın Leyla Hanım´dan doktorun ismini öğrendi. Kadın o doktoru biliyordu. Herkes onu paracı doktor diye tanırdı. Kadın ¨O doktora parayı ver eşini sapasağlam yapar.¨ dedi. Leyla Hanım sevinsin mi üzülsün mü bilemedi. Para verirse eşinin ayağını kurtarabilirdi ama ellerinde avuçlarında hiç paraları yoktu. Tek çare akrabalarını arayıp borç istemekti. Ablası, abisi, kardeşi, dayısı, teyzesi herkesi aradı. Aldığı tek cevap şuydu ¨Şu an biz de zor durumdayız, inan bana olsa verirdim.¨ Her telefonu kapatışında ümidi daha da yok olan Leyla Hanım son olarak en küçük kardeşini aramaya karar verdi. Son umudu kardeşiydi. Aradı ve her şeyi anlattı. Kardeşi sadece beş yüz lira yollayabileceğini söylemişti. Leyla Hanım için bu da büyük bir miktardı. Hemen yollamasını istedi. Telefonu büyük bir umutla kapattı. Eşine hiçbir şey anlatmadı. Sürpriz olmasını istiyordu. Ertesi gün postaneden parayı alıp direkt doktorun özel muayenehanesine gitti. Parayı masaya koydu ve ¨Eşimin ayağını kurtar.¨ dedi. Doktor parayı saydı, ¨Yarın ameliyata giriyoruz, eşini kurtaracağım.¨ dedi. Hasta bakıcının söylediği çıkmıştı. Demek bir hayatı kurtarmak için kendi hayatından geçen doktorların yanında böyle doktorlar da vardı. Eşinin yanına geldi ¨doktorla konuştum, yarın ayağını kurtarmak için elinden gelen her şeyi yapacak.¨ dedi. Eşi şaşırmıştı, iki günde ne değişmişti? Leyla Hanım sadece gidip doktorla konuştuğunu söylüyordu. İkisinin de kalbine bir umut doğmuştu. Sadece sabah olmasını bekliyorlardı.
    Beklenilen saat gelmişti. Mehmet Bey ameliyata girdi. Tek temennisi ameliyathaneden çıktığında bacağının yerinde olmasıydı. Eşi gözyaşları içinde kapıda bekliyordu. İşte saatler sonra kapı açıldı. Gözlerine inanamıyordu, eşinin bacağı yerindeydi. Sadece beş yüz lira bir bacağı almaya yetmişti. Dünyada nasıl insanlar vardı şaşırıyordu. Mehmet Bey odasına geldi. Narkozun etkisi geçmiş, sayıklıyordu. Gözlerini açar açmaz bacaklarına bakmıştı. İkisi de yerindeydi. Sevinçten ağlıyordu. Bedenindeki alçının ağırlığını bile hissetmiyordu.
    Bir ay boyunca hastanede tedavi gördü. Tedavi sırasında çocuklar komşularında bazen de babaannelerinde kalıyordu. Çok zorlu bir aydı. Hastaneden çıkma vakti gelmişti artık, fakat bedenini saran o alçılardan bir sene daha kurtulamayacaktı. Eve geldiler, aynı sıkıntılar devam ediyordu. Leyla Hanım hem dikiş dikiyor, hem eşini kendi elleriyle besliyor, altını temizliyor, onu yıkıyor hem de çocuklara bakıyordu. Aslında çocuklarla ilgilenmeye pek fırsatı kalmıyordu. Onları sadece akşamdan akşama görüyordu, çünkü bütün gün sokakta geziyorlardı. Enes ile kendinden bir yaş büyük ablası ilgileniyordu. Onu dövmeye kalksalar Zeynep geçiveriyordu önlerine. Tıpkı genç bir delikanlı edasıyla karşı çıkıyordu çocuklara. Enes´e hem bir abi hem bir abla oluyordu. Daha tuvaletini tutmasını beceremiyordu ama kardeşini koruyabiliyordu. Zeynep soğukta ince kıyafetlerle gezmekten tuvaletini hiç tutamazdı. Altına yaptığını gören komşular Leyla Hanım´a bağırırdı ¨Kızın yine altına yapmış, değiştir artık şunun pantolonunu, hasta olacak.¨ diye ama Leyla Hanım biraz daha para kazanayım, vakit kaybı olmasın diye ilgilenmezdi bile. Zeynep üstüne bütün gün yapar, bir de üstünde kururdu. Sabah üşütüp geceleri de yatağını ıslatırdı. Leyla Hanım bunu görünce bir de yatak temizlemekle mi uğraşacağım diye sinirlenip Zeynep´i döverdi. Aylar geçtikçe Leyla Hanım bu yükün altında ezilmeye başladı. Kendini hiç düşünmüyordu. Sanki sadece eşi ve çocukları için yaratılmıştı.
    Sabah erkenden kalkardı. Önce eşinin sonra çocuklarının karnını doyururdu. Hepsi yedikten sonra kendisi arta kalanları yerdi. Daha sonra eşinin tuvalet ihtiyacını giderir, altını temizlerdi. Eşinin banyosunu da yaptırdıktan sonra sıra çocuklara gelirdi. Onları da bir güzel banyo yaptırdıktan sonra uyuturdu dikiş dikerken ayak bağı olmasınlar diye. Eşine de canı sıkılmasın diye televizyonu açardı. Aslında Leyla Hanım´ın iki değil üç çocuğu vardı çünkü eşine de bir çocuğa bakar gibi bakıyordu. Bütün bunları yaptıktan sonra dikiş dikmeye başlardı. Arada müşterileri gelirdi. Kimisi biten kıyafetlerini almak için kimisi prova olmak için. Bir de onlarla ilgilenirdi. Müşterilerini ağırlar hiç mola vermeden tekrar otururdu dikiş makinesinin başına. Akşama kadar durmadan dikerdi. Çocuklar uyanınca onlara yemek hazırlar yine üçünün de karnını doyururdu. Kendi karnının aç olduğunu unuturdu bile.
    İşte bir sene boyunca aynı tempoda devam ettiler hayatlarına ama ne Mehmet Bey eski Mehmet Bey´di ne de Leyla Hanım eski Leyla Hanım´dı. Bir sene onlara beyaz saçlar, kırışık yüzler, zayıf bedenler vermişti. Hayattan zevk almıyorlardı. Leyla Hanım´ın tek isteği eşinin iyileşmesiydi. Artık alçıların çıkma vakti gelmişti. Hastaneye alçılarla giren Mehmet Bey koltuk değnekleriyle çıkmıştı. Yürümeyi unutmuştu, tıpkı bir robot gibiydi. Günde sadece bir adım atması gerekiyordu. Leyla Hanım bu sefer eşine yürümeyi öğretiyordu. Ona değnek oluyordu. Her gün eşinin koluna girer, ona destek olur bir adım attırırdı. Yürümeyi yeni öğrenen çocuklar gibiydi. Bir ay sonra adım sayısı ikiye çıkmıştı. Üç, dört, beş derken artık koltuk değnekleriyle çok da rahat yürümeye başlamıştı. Artık tuvalet ihtiyacını da kendisi gideriyordu, yemeğini kendisi yiyordu. Kendi başına değneklerle yürüyebiliyordu. Çocukları ve eşiyle birlikte gezmeye gidebiliyordu. Fakat çocuklarını hala kucağına alamıyordu. Enes leyle Hanım´ın kucağında, Zeynep ise kaybolmamak için annesinin elinden tutuyordu o küçücük elleriyle. Çocuklar baba kucağı hiç görmemişlerdi çünkü onlarla hep anneleri ilgilenmişti. Hiçbir zaman babası onları kucağına alıp da saçlarını okşamamıştı. Hep bir baba eksikliği vardı.
    Evde değneksiz yürümeye çalışıyordu Mehmet Bey. Artık tek başına kimseye, hiçbir şeye ihtiyacı olmadan yürümek istiyordu. Hergün evde alıştırma yapa yapa tam altı ay sonra yürümeye başlamıştı. Artık tek başına yürüyebiliyordu. Sıradan işler gibi görünen markete gitmek, alışveriş yapmak, fatura ödemek için postaneye gitmek, çocuklarını okula götürmek, merdiven çıkmak, en önemlisi tuvalete gitmek ona büyük mutluluk veriyordu.
    Kazanın gerçekleştiği, eskiden çalıştığı fabrikaya gitti. Talat Bey´in yanına girdi. İyileştiğini ve artık çalışmak istediğini söyledi. Mehmet Bey´in durumunu bilen patronu ona biraz daha hafif bir iş verdi. Gittiği gün iş başı yaptı. Bir ay boyunca çalıştı. Aldığı maaşı eşine getirdiğinde ikisinin de gözleri parlıyordu. Kaç seneden beri maaş alıyordu ama bu seferki farklıydı. Ertesi gün işe daha istekli gitmişti. Adımlarını yavaş yavaş atıyordu. Sanki yürürken mutlu oluyordu. Fabrikaya girdi, işinin başına geçti. Boya tartıyordu. Eline aldığı boya bidonunu kaldırmasıyla yere yığılması bir oldu. Ayağı aynı yerinden tekrar kırılmıştı. Hemen ambulansla doktorun yanına gittiler. Doktor sinirliydi. O kadar ağır bidonu kaldırdığı için kızıyordu Mehmet Bey´e. Hemen ameliyata başladılar. Kalçasıyla dizi arasındaki kemik tekrar kırılmıştı. Koltuk altından ayak uçlarına kadar yine alçıya almışlardı. Haberi duyan eşi yıkılmıştı. Şimdiye kadar geçirdiği sıkıntılar geliyordu aklına. Eşinin yanına gitti, elini tuttu. Leyla Hanım kendine, aşkına, fedakarlığına yakışan şeyi söyledi,¨Bunu da atlatırız.¨
    Bir ay sonra hastaneden çıktı Mehmet Bey ama önlerinde zorlu bir sene vardı. Bir sene daha alçı içinde kalacaktı, düşüncesi bile çıldırtıyordu. Aynı maraton tekrar başlamıştı. Aynı çileler bir sene daha çekilecekti. Tam güneşi gördüm derken çukura tekrar düşmüşlerdi. Bu bir sene öyle zor geçmişti ki… Yine maddi sıkıntılar, yine dert, yine keder. Sonunda bu bir sene de bitmişti. Her biten yıl onlardan da bir şeyler alıp gidiyordu. Mehmet Bey´in alçıları alındı. Adım adım yürümelerin sonunda tekrar eski sağlığına kavuşmuştu. Bu sefer iş yerinde çok temkinliydi. Hiçbir şeyi kaldırmaya yeltenmiyordu. İş arkadaşları da ona yardım ediyordu.
    Leyla Hanım sonunda çocuklarıyla ilgilenmeye başlamıştı ama sıra çocuklara gelene kadar üç sene geçmişti. İkisi de okula başlamıştı. Biri üçüncü sınıf diğeri ikinci sınıfa gidiyordu. Leyla Hanım terziliği bırakmamıştı. İkisi de artık çocukları için çalışıyordu. Onları okutmak için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlardı. Kendilerinin çektiği sıkıntıları onların da çekmemesini istiyorlardı. Seneler göz açıp kapatıncaya kadar geçiyordu. Enes ortaokulu birincilikle bitirmişti, daha sonra Anadolu lisesini kazanmış, üniversite sınavında ise bilgisayar mühendisliğini kazanmıştı. Zeynep´in de durumu farklı değildi. O da kendi dalında başarılı bir öğrenciydi. Annesinin izinde gidiyordu. Modelist olmuştu. Sürekli defileler düzenliyordu. Defilelerden kazandığı parayla mütevazı bir dükkan açmıştı. Annesini dükkana müdür tayin etmişti. Kendisi de sürekli model üretiyordu. Çalışan elemanlar da modelleri kumaşa uyguluyorlardı. Her ayın sonunda defile yapıp, dikilen kıyafetleri halkla, valilerle paylaşıyordu. Kazandığı paralarla kardeşinin de yardımıyla ailesine önce ev, sonra araba almıştı. İki sene sonra da evlenmişti. Başından geçen olayları hiçbir zaman unutmuyordu. Çocuk yuvalarını, huzur evlerini ziyaret edip onlara yardım götürmekten de kendini hiçbir zaman alıkoymuyordu.

    Her şey eskide kalmıştı. Artık yüzler gülüyordu, kalpler neşeliydi. En önemlisi de herkes sağlıklıydı.


      Forum Saati Paz Kas. 19, 2017 10:32 am