Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    HAYATIMIN MİMARI

    Paylaş

    1001100072

    Mesaj Sayısı : 1
    Kayıt tarihi : 19/12/10

    HAYATIMIN MİMARI

    Mesaj  1001100072 Bir Perş. Ara. 23, 2010 1:23 pm

    HAYATIMIN MİMARI


    17 Eylül sabahıydı; balkonun kapısını araladığında güneş ona kocaman gülümsüyordu. O kadar büyük bir gülümsemeydi ki birden içimi sımsıcak bir duygu kapladı. Bu duygu ona yabancı değildi ama uzun zamandır bu duyguyu hissetmiyordu. Huzurdu bu duygunun adı; beklide umuttu Merve için. Güneşe uzun bir süre baktıktan sonra kısık bir sesle ‘kabulleniş’ dedi. Çünkü artık zamanı gelmişti tekrar dirilişin. Bunu nasıl yapacağına dair hiçbir fikri yoktu ama artık ne yapacağını biliyordu. O dünyanın durduğuna güneşin asla doğmayacağına inanıyordu ama karşısında duran güneş ona ve acılarına inat doğmuştu, demek ki hayat devam ediyordu. Kendime bir sandalye buldum ve düşünmeye başladım. Geçmişini şimdiki yaşadıklarını ve alt üst olmuş bir şekilde onu bekleyen geleceğini… Ne kadar da zor şeyler yaşamamıştı küçücük yaşına rağmen. Bir yandan yaşadıklarını kabullenmeye çalışıyor bir yandan da sağanak halinde dökülen öz yaşlarını siliyordu elleriyle. Ağlamamaya gayret ediyordu; çünkü annesi ve kardeşleri onu ağlarken görürlerse çok üzülürlerdi.Öte yandan çektiği azap ona o kadar ağır geliyordu ki ne kadar uğraşsa da göz yaşları onu dinlemiyordu.Orda öylece dalgın haldeyken annesinin sesiyle irkildi:

    __Merve üşüyeceksin kızım içeri gir.

    Duyduğu sesten sonra hemen gözlerini sildi ve hızla içeri girdi. Odasına girdiğinde kardeşleri hala uyuyordu. Onları uyandırmamak için küçük adımlarla odadan çıktı ve salona yöneldi. Annesi oturmuş ona doğru bakıyordu. Aylardır annesinin yüzüne dikkatli bakmamıştı. Annesine baktığında ağlamamak için kendini zor tuttu.Sanki orada oturan annesi değilmiş gibiydi.Annesinin çektiği acı onun o güzel saçlarını beyazlatmış,güzel yüzüne ise kapanmaz çizikler atmıştı. Annesine uzun uzun baktıktan sonra yanına oturdu.

    __Nasılsın anne, gece uyuyabildin mi?

    Bu sorunun cevabını bildiği halde sormuştu.

    __Peki, kızım sen uyuyabildin mi?

    Bu sorunun cevabını vermek o kadar zordu ki onun için… Ona rağmen evet diyecekti.Tam diyecekti ki birden kelimeler boğazına dizildi.Ne kadar da zordu evet demek.Bir türlü söyleyemedi.Annesine baktığında onun gözyaşlarını sildiğini fark etti.Onu o halde görünce
    hıçkırıklarına hakim olamadı. Çektiği acı aylardır yüreğine oturmuştu. Artık çektiği acıyı dışarı vuruyordu. Çünkü bu yük ona acı vermeye başlamıştı. Annesine var gücüyle sarılarak.

    __Neden biz anne, eden benim babam? Son gücüyle söylediği cümleydi bu.

    Gözünü açtığında yatağında yatıyordu. O kadar bitkin ve yorgundu ki yerinden kalkamadı.
    Uyumak da istemiyordu; çünkü ne zaman uyumaya çalışsa o korkunç kâbusları görüyordu. Motor sesi, kollarında can çekişen babası, sonra kendi çığlıkları… Her ne kadar başına gelenlere inanamasa da bu dayanılmaz kâbusları yaşamıştı.

    Bu kâbusları bir kenara bırakarak ona acı vermeyen tek şeyi düşünmeye başladı. Babasını…
    Kocaman kahverengi gözleri vardı babasının, o kadar anlamlı bakarlardı ki bazen konuşmadığı zamanlarda bile onu ne demek istediğini gözlerine aktığı zaman anlardı. Uzun boyluydu. Onunla yan yana geldiğinde ona hep,”Benim boyum uzun seninki niye kısa oldu?”
    der ve gülerdi.

    Kocaman bir gülüşü vardı. O kadar içten gülerdi ki kahkahası bütün odayı doldururdu. Birden yerinden doğruldu ve derin bi nefes aldı “gitti” dedi kendi kendine. Gitmişti, artık o kahverengi gözlerine bakamayacaktı ve kahkahasını duyamayacaktı. Sonsuza dek. Her şeyi yanında götürmüştü babası giderken. Hayatın bütün renklerini, yaşama sevincini, çocukluğunu ve hayallerini. Babasıyla arasındaki güçlü bağın bir nedeni de hayalleriydi. Çünkü ona hayal kurmasını öğreten babasıydı. Babasıyla ortak hayalleri vardı.O yüzden babası onu her zaman desteklerdi.Küçücük bir köyde yaşıyordu Merve.Yaşadığı köyde fazla okuyan kız çocuğu yoktu.Kızlar genellikle ortaokulu bitirip evlendirilirlerdi.Bu yüzden okumak fikri pek benimsenmiyordu.

    Merve’nin sahip olduğu fikirler ve hayaller onun çoğu zaman arkadaşları arasında dışlanmasına neden oluyordu. Hatta bu yüzden okulda arkadaşlarıyla arası hiç iyi değildi.Bir gün eve geldiğinde ağlayarak babasına:

    __Baba en çok kötü bir şey mi istiyorum ki herkes benden kaçıyor? Demişti.

    Babası o kocaman kahverengi gözleriyle Merve’ye dönerek:

    __Onlar seni ne kadar dışlasalar da sen olabildiğince bu konudan bahset.Gün gelecek pes edip onlar sana kulak verecekler,işte o zaman söylediklerinin hiç de mantıksız olmadığını anlayacaklar.

    Babasının bu sözü hayatı boyunca ona yardımı olacak bir şeyi öğretmişti:Ne olursa olsun pes etmemeyi.Hayallerinin peşinden gitmeyi.

    O zamanlar liseye yeni başladığı zamanlardı, ortaokuldan en iyi arkadaşı Şeyma ile gidiyorlardı okula.O gün yine okuldan gelmiş uyuyordu ki annesinin sesiyle uyandı:

    __Şeyma’yı nişanlamışlar.

    Duyduğu bu sözler beyninde uğuldamaya başladı.Ne ellerinin titremesini fark edebiliyordu ne de sağanak halindeki gözyaşlarını.”Ama nasıl olur?Biz daha bir saat önce beraberdik.Öyle bir şey olsa bana söylerdi.Hem daha on beş yaşında,çok küçük.”Bu sözleri söylerken nefesinin tükendiğini fark etti.Duyduğu acı nefesini kesiyordu.Sonra annesine:

    __Anne emin misin? Ablası olmasın?Yanlış anlamışsındır belki.”

    Annesi istemese de gerçeği söylemek zorundaydı:

    __Üzgünüm canım Şeyma okuldayken vermişler. Kızın haberi bile yokmuş. Üstelik kendinden on yedi yaş büyük birine ve…

    Annesi konuştukça dizlerinin bağı çözülüyordu.

    __Ama bu nasıl olur o okuyacaktı bunu nasıl yaparlar, dedi son gücüyle. Ağlaya ağlaya uyuyup kalmıştı yatağında, sonra içerde babasının sesini duyar gibi oldu.

    __Ne oldu, nesi var?

    Annesi tedirgin bakışlarla:

    __Sorma arkadaşı Şeyma’yı kendinden on yedi yaş büyük birine vermiş babası,onu duyduğundan beri ağlıyor.

    Babası şaşkın halde:

    __Bu insanlarda hiç mi Allah korkusu yok? O kız daha on altı yaşında.Yazık günah.Neyse ben Merve’yi sakinleştiririm sen sofrayı hazırlayıver,

    Birden odanın kapısı açıldı ve babası yatağın ucuna oturdu.

    __Olanları duydum gerçekten kötü. Babasının bu sözünden sonra tekrar ağlamaya başladı.

    __Neden baba neden böyle oldu? Onun daha yaşı çok küçük.Üstelik babası yaşında bir adama vermişler.Ona sormamışlar bile,haberi bile yokmuş.Bir yandan babasına sarılıyor bir yandan da hıçkırarak ağlıyordu.

    __Bu yüzden okumanızı istiyorum, yaşadığımız kötü düzenin bir parçası olmayın diye.Belki arkadaşını kurtaramadık ama gelecektekileri sizler okusanız kurtarabilirsiniz.Babasının sözleri içine işliyordu sanki.Babasına sarılarak:

    __Baba iyi ki varsın, iyi ki benim babamsın. Sen olmasaydın… Sözünü tamamlayamadan:

    __Hadi kalk sofraya, evdekileri korkutmuşsun zaten.

    Yerinden doğruldu ve babasıyla beraber salona yöneldi. O günden sonra Şeyma’yı hiç görmemişti. Okuldan almışlardı onu.Her gün Şeyma’nın çaresizliğini düşünüp daha çok üzülüyordu.Bir gün okuldan döndüğünde annesinin elinde tuttuğu zarfı görünce daha çok kederlendi.Şeyma’nın düğün davetiyesiydi elinde tuttuğu.Düğününe gittiğinde hayatının en berbat saatlerini geçirdi.Eve döndüğünde sadece uyumak istiyordu.Uyumak ve tüm olanları unutmak.Mümkün müydü böyle bir şey,unutabilir miydi?Ne olurdu yaşadıkları kabus olsaydı.

    Şeyma’dan sonra acı da olsa yaşadığı düzeni anlayabiliyordu. Önündeki engelleri görebiliyordu.Ama pes etmeye niyeti yoktu.Şeyma’nın başına gelenler onu daha da bilemişti.Artık ne yapacağını çok iyi biliyordu.En azından yalnız değildi.Babası onu hep desteklerdi.Birden şimdiki ana geri döndüğünde tekrar titremeye başladı.Artık babası yoktu.Aylardır bunu hiç düşünmemişti.

    Tüm başına gelenlerden sonra zor da olsa üniversite sınavına girmişti.Ve sonuçları en geç bir haftaya açıklanırdı.Olanlardan sonra üniversiteyi tamamen unutmuştu.Eğer kazanırsa gider miydi?Okuyabilir miydi?Annesiyle hiç bu konuyu konuşmamıştı ama annesinin istemeyeceğini biliyordu.Annesinin de kendine göre haklı nedenleri vardı tabi.En başta maddi nedenler.Merve’nin babası evde çalışan tek insandı ve o da ölünce eve düzenli para gelmiyordu.Merve bunu bile bile “ben okumak istiyorum “ diyemezdi.Kardeşleri ne olacaktı,onlarla kim ilgilenecekti?Tüm bu sorular beyninden ışık hızıyla geçerken Hazal’ın sesiyle irkildi:

    __Abla ne düşünüyorsun?

    __Ne hakkında canım?

    __Benim dershanem ne olacak?

    Merve bunu tamamen unutmuştu. Hazal lise sona geçmişti ve dershaneye gitmesi gerekiyordu.Hazal’a söz vermişti.Annesiyle bu konuyu konuşacaktı fakat bir türlü fırsatı olmamıştı.Sonra ona doğru bakan Hazal’a:

    __Tamam canım annemle konuştum gideceksin dershaneye.

    __Sağol abla,çok teşekkür ederim.Sen bir tanesin.Hazal ona sarılırken Merve bunu annesine nasıl söyleyeceğini düşünüyordu.Kardeşine dönerek:

    __Bak sabah olmadı daha,uyumaya devam et,dedi.

    Hazal yatağına dönerken Merve bir şeyin daha farkına vardı: Kardeşlerinin ondan başka kimseleri yoktu.Kardeşleriyle çok iyi anlaşıyordu Merve.Hatta onlarla abla gibi değil bir arkadaş gibiydi.Hepsinin neden hoşlanıp neden hoşlanmayacağını çok iyi bilirdi.Mesela Hazal giyinmeyi ve gezmeyi çok severdi.Boş zamanlarında hep bilgisayarın başındaydı.Bu yüzden çoğu zaman Hazalla tartışırlardı.Mehtap is Hazal’a göre daha sakin ve çekigendi.Çoğu zaman odasında uyuyakalırdı.Erkek kardeşi Ali ise çok hareketli bir çocuktu.Bisikletin üzerinden hiç inmez,sürekli yaramazlık yapardı.Bazen Merve’yi kızdırsalar da Merve kardeşlerini çok sevdiği için onlara kıyamazdı.Zaten tüm dünyası ailesiydi.Onlarla ağlar onlarla gülerdi.Merve için aile her şeydi. O bu köyde sahip olacağı en iyi babaya, güzel bir anneye ve kendisini çok seven kardeşlere sahipti.Bundan daha güzel bir duygu yoktu Merve için.

    Bütün bu düşüncelerini bir kenara bırakıp annesiyle konuşması gerekiyordu.Artık babası yoktu.Bu ne kadar acı da olsa gerçekti ve hayat devam ediyordu.Babasının ölümünden bu yana ev o kadar kalabalıktı ki annesiyle konuşacak fırsatı olmamıştı.Bu durum Merve’yi çok rahatsız ediyordu.Çünkü dayıları sürekli annesine baskı yapıyorlardı.Bir yandan tüm bunları düşünürken bir yandan da pencerenin perdesini aralayıp dışarı bakıyordu.Güneş iyice tepeye yükselmiş ve her yeri ışıl ışıl dolduruyordu.Derin bir nefes aldıktan sonra kardeşlerine baktı.Üçü de dünyadan bihaber uyuyorlardı.Merve sonra tekrar dışarı baktı ve kendi kendine:

    __Belki kendim için bir şey yapamam ama sizin için her şeyi yapacağım.Bu sözü söylerken babası geldi aklına.O da şimdi babasının söylediğini yapıyordu.Perdeyi iyice açtı ve güneşin iyice içeri girmesine izin verdi.Sonra odadan dışarı çıktı.Annesiyle konuşması geren çok şey vardı.Balkon girdiğinde dayısı ve annesi oturuyorlardı.Dayısı:

    __Gel Merve biz de annenle konuşuyorduk.

    __Ne hakkında dayı?

    __Ne hakkında olacak kızım, bundan sonra nasıl yaşayacağınızı konuşuyorduk.Birden annesinin solgun yüzüne baktıktan sonra:

    __Ben çalışacağım, dedi.

    Annesi birden gözlerini Merve’ye dikti:

    __Olmaz. Yaşın küçük çalışamazsın. İzin veremem. Dayım da Annemi onaylarmış gibi başını salladı:

    __Hem sen kızsın çalışman tuhaf karşılanır, dedi dayım annemin ardından.

    __Kimsenin ne dediği umurumda bile değil dayı. Ben artık küçük değilim anne,kendi kararlarımı alacak yaştayım.Hem başka da çaremiz yok zaten.Bu cümleleri söylerken o kadar kararlıyım ki birden ikisi de sakinleşmiş ve ikna olmuştu.

    __Pekala, dedi dayım yanımızdan geçerken. Ne yaparsanız yapın ama dikkatli olun. Artık başınızda bir erkek yok. Adımlarınızı iki kere düşünüp öyle atın. Dayım bunları söyledikten sonra balkondan içeri girdi. Annemle yalnız kaldığıma sevinmiştim çünkü onunla yalnız konuştuğumda daha çabuk ikna ediyordum.

    __Anne nasılsın?

    Bu son zamanlarda kurduğum en saçma cümleydi ama konu açıp konuşmam gerekiyordu.

    __Nasıl olmam gerekiyor.

    Annemin sesindeki acı nefesimi kesiyordu.Kelimeler boğazıma düğümlense de konuşmam gerekiyordu.Çünkü birimizin olanları kabul edip soğukkanlı olması gerekiyordu.Bu iş de bana kalmıştı.Annemin elini tuttum ve:

    __Bu acı geçmeyecek anne. ama yaşamak zorundayız, ayakta durmak zorundayız. Özelliklede sen.Bizim için bunu yapmalısın.

    __Kardeşlerin nasıl?

    Bu soruyu bekliyordum annemden. Çünkü kendi acısı o kadar ağır gelmişti ki kardeşlerimle ilgilenemiyordu.

    __İyi olmaya çalışıyorlar ama sen onları korkutuyorsun.

    Bunu söylemem gerekiyordu ama bilmesi gerekiyordu. Çünkü bazen Ali yanıma geldiği zaman;
    __Abla babam öldü annemde mi ölecek? Diye sorular soruyordu

    Aramızdaki konuşmalar aynı ve tekrarlı.her seferinde aynı teselli..


    __Onu da nerden çıkardın, olur mu öyle şey?


    __Ama annem sürekli ağlıyor. Hastalanıyor. Ne zaman yanına gitsem bayılıyor.

    __Annem ölmeyecek sadece biraz üzgün o kadar. Anladın mı canım?


    Anneme tüm bu olanları anlatsam çok üzülürdü. kardeşlerim ve ben annem için çok endişeleniyoruz.sağlığının bozulmasından korkuyorum.düşüncelerimi belli etmemek için anneme sarıldım.

    __İyi olacağız çok zor biliyorum ama başarmak zorundayız. Babam bizi böyle görse çok üzülürdü.

    Annem nihayet bana dönerek;

    __Elimden geleni yapıyorum. Bundan sonra daha dikkatli olmaya çalışacağım Sana söz veriyorum.

    __Tamam anlaştık. Yılmak yok her ne olursa olsun biz bir aileyiz. Bu sözü söylediğim zaman bir şeyin farkına vardım. Artık büyümüştüm. Bu acı beni büyütmüştü. Balkonun kapısı açıldığında annemle uzaklara bakıyorduk.İçeri giren Ali idi.Annem Ali’ye sarılarak:

    __Günaydın evin küçük reisi... İyi uyuyabildi mi?

    Annemin bu sözü söylerken gülümsediğini gördüm. Ama bu gülümseme o kadar acıydı ki.

    __Anne iyi misin? Artık hastalanmayacaksın değil mi? Ali bu soruyu sorarken ne kadar korkmuş olduğunu görebiliyordum. Ali’ye dönerek:

    __Abartma küçük adam annem artık çok iyi.

    Bunları konuşurken dayımın “Kahvaltı hazır, haydi içeri girin.”dediğini duyduk.Uzun zaman olmuştu beraber sofraya oturmayalı.Aslında hiç birimiz cesaret edememiştik babamdan sonra.Günler geçtikçe az da olsa yaralarını sarmaya çalışıyorlardı.Merve iş bulmuş çalışıyordu.Biraz ağırdı onun için;çünkü hem çalışıyor hem de hayvanlarıyla uğraşıyordu.Annesi geçirdiği hastalık yüzünden ağır işlerde çalışamıyordu.Hazal da hem dershaneye hm de okula gittiği için evi çekip çevirmek Merve’ye kalıyordu.Aslında o bu durumdan yorulsa da şikayetçi sayılmazdı.Çünkü bir şeylerle uğraşmak onu rahatlatıyordu.Yalnız kaldığı zaman yaşadığı kabuslar geri dönüyordu hemen.Bu yüzden çoğu gece uykusuz kalıyordu.Kendisini ne kadar avutmaya çalışsa da kabusları bir türlü sona ermiyordu.Ne zaman gözünü kapasa yaşadığı korkunç dakikalar resim gibi tek tek önüne geliyordu.Bu yüzden karanlık olmasını hiç istemiyordu.Gündüz kendini oyalayacak şeyler buluyordu ama gece oldu mu bütün korkuları tepesine çöküyordu.

    Annesine ve kardeşlerine belli etmemek için acılarını hep içine atıyordu.Ama bu onun için çok zordu.Hıçkırarak ağlamak,bağırıp çağırmak istiyordu.Ama yapamayacağını da çok iyi biliyordu.Bu konuda tek yapabildiği kendini yatağına atıp yorganının altında saklanmaktı.Sadece yorganın altında kimse onu rahatız etmiyordu.Buna dayanmak zor olsa da o kadar çok odaklanmıştı ki artık hiç kimseyi göremiyordu.Bir akşam işten geldiğinde Ali’nin balkonda ağladığını gördü.balkona gitti,Ali’nin yanına oturdu ve ona:

    __Neden ağlıyorsun küçük adam? Ne oldu?

    __Abla biz neden televizyon izlemiyoruz? Neden ben arkadaşlarımla sinemaya gidemiyorum? Ne zaman anneme bir şey sorsam hemen beni azarlıyor.

    Birden Ali’nin bu sözleri karşısında irkildim. Doğru söylüyordu.O kadar çok annemle ilgileniyordum ki kardeşlerime hiç zaman ayıramıyordum.Sonuçta onlar küçüktü ve olup biteni tam anlayamıyorlardı.Ben bunu hiç düşünmemiştim.Aylardır televizyonu açmamıştık.Sanki evimizin ortasına bomba düşmüştü,biz de ölmüştük.Doğrusu pek de yaşadığımız söylenemez ama başarmaya çalışıyorduk.Tüm bunları düşünürken Ali cevap bekler gibi yüzüme bakıyordu:

    __Hadi kalk televizyon izleyeceğiz.

    Ali:

    __Abla sen ciddi misin?

    __Neden ciddi olmayacakmışım? Televizyon izlemeyeceğiz diye bir şart mı var?

    Ali:

    __Yaşasın. Dur ben Mehtap’a da haber vereyim.

    __Söyle bakalım. Bundan sonra ağlamak yok. Ne istersen bana söyle olur mu?

    __Tamam abla sen bir tanesin.

    Ali koşar adımlarla yanımdan uzaklaşırken gözlerim dolmuştu. Sanki benim yerimde oturan babam içeri koşup giden de bendim.Tam kendimi salmış ağlayacakken Ali tekrar koşup geldi.

    __Abla annem kızmasın.


    __Tamam ben hallederim anneme söylerim.

    __Eminsin değil mi?

    __Hadi git korkak adam annem bir şey demez. Sen git ben geliyorum.Ali gittikten sonra ben de arkasından içeri girdim.Odaya girdiğimde Ali çoktan televizyonun karşısına geçmiş heyecanlı heyecanlı izliyordu.Hazal ve mehtap da gürültüyü duyup gelmişlerdi.Sonra Hazal:

    __Televizyonu kim açtı?

    Ali hemen cevabını verdi:

    __Ben açtım ablam bana açmamı söyledi.

    __Doğru Hazal Ali’ye ben söyledim açmasını.

    Hazal hiçbir şey demeden kendine bir yer buldu ve televizyon izlemeye başladı.Merve de kendine bir yer bulduktan sonra televizyon izlemeye başladı.O sırada annesi içeri girdi.Merve
    İle annesi bakıştıktan sonran annesi Ali’nin yanına oturmuştu.Ali şaşkın şaşkın bana bakıyordu.Ben de anneme bakarak:

    __Anne bir sakıncası var mı? Bana doğru döndü ve:

    __Yok kızım nereye kadar yas tutabiliriz ki?Hem çocuklar sıkılı artık.Annesinden bu cümleyi duyduğunda şaşırmıştı Merve.Demek ki annesi yavaş da olsa gerçeği kabul ediyordu.Merve bunu gördüğü için çok mutluydu.Acı da olsa gülümsüyordu.Ne tuhaftı babası varken çok neşeli biriyken aylardır gülmüyordu.Bazen içinden gelse de gülemiyordu.Güldüğü zaman acısına ihanet etmiş sayıyordu kendini.Babasına ayıp ediyormuş gibi geliyordu.Ne zaman gülmeye çalışsa babasının odayı dolduran kahkahası geliyordu aklına.Birden tüm bedeni taş kesiliyordu.

    Merve tüm bunları düşüne dursun Mehtap’ın ona seslendiğini duyuyordu.Son zamanlarda çok dalgındı.Kafasını toplayamıyordu.İki üç defa seslenilmediği sürece duymuyordu.En sonunda Mehtap’ın ona seslendiğini duyarak:

    __Efendim Mehtap ne oldu canım?

    __Abla yarım saatten beri sesleniyorum.

    __Duymadım canım.Ne oldu?

    __Abla benim hafta sonu veli toplantım var kim gelecek?Daha önce bilirsin babam gelirdi.

    Mehtap cümlesinin devamını getirememişti.Birden içeriye sessizlik hakim oldu.Herkes birbirine akıyordu.Sanki herkes birbirinden bir şey saklıyormuş gibi kimse konuşmuyordu.Merve birden sessizliği bozdu:

    __Tamam canım ben giderim. Sen bana saatini söyle yeter.
    Mehtap birden ablasına umutla baktı. Merve bakışlarından onun ne demek istediğini anlamıştı. Mehtap içine kapanık bir kızdı.Çoğu zaman kendini saklar pek göstermezdi.Ama Merve onun neler hissettiğini anlayabiliyordu.O Hazal’a göre daha hassastı.Hazal pek sorumluluk almazdı .Merve ne zaman ona “Sen ne zaman büyüyeceksin küçük hanım?” derdi.Hazal da ona her zaman “Neden sen benim büyümemi istiyorsun? Ben bu halimden memnunum” derdi. Aslında Hazal biraz sorumluluk alsa Merve’nin yükü biraz hafiflerdi.Her şey ona kalmazdı.Hazal hiç oralı olmuyordu.

    Mehtap ise Hazal’a göre daha hassas ve olgundu. Merve’ye yük olmamak için elinden geleni yapıyordu. Hatta çoğu zaman Ali ile Mehtap ilgilenirdi. Merve Mehtap ile daha iyi diyaloglar kurardı. Ama Hazal ile durum daha farklıydı . Hazal her seferinde konuyu yanlış anlar ve tartışma çıkardı.Mehtap ise tam tersine çok uysaldı. Mümkün olduğu kadar Merve ise tartışmazdı. Belki de ablasının omuzlarındaki yükün farkındaydı. O yüzden de üstüne gitmek istemiyordu. Merve de kardeşlerinin üzerine fazla gitmiyordu. Çünkü onlar için de çok zordu.Bu yaşta babalarını kaybetmek…Üstelik bu durum Mehtap için daha da riskliydi. Çünkü Mehtap babasının ölümüne şahit olmuştu.

    O gün Merve Mehtap’ı ne kadar olay yerinden uzak tutmaya çalışsa da o olan biteni görmüştü.O günden sonra o da Merve gibi kabuslarla uyanıyordu.Yaşı küçük olduğu için atlatması biraz daha kolay olmuştu Merve’ye göre.Yine de Merve Mehtap’ın üzerine fazla gitmemeye olaydan fazla bahsetmemeye çalışıyordu.Ne kadar uğraşsa da Mehtap’ı sakinleştirmek kolay olmuyordu

    Geleceğinden en çok endişelenen Mehtap’tı. O kadar çok düşünüyordu ki geleceğini… Mehtap’ın yanına gittiğinde sürekli konuşmaya çalışıyordu. Şanslı olduğu tek taraf ise Mehtap’ın onu dinliyor olmasıydı.Onunla konuşmak Merve’ye de Mehtap’a da iyi geliyordu.Yine bir gün sohbet ederken Mehtap Merve’ye:

    __Abla şimdi ne olacak?

    __Nasıl ne olacak canım?

    __Yani biz ne olacağız?

    __Hiçbir şey olmayacak, yaşayacağız. Bunu söylerken zorla gülmeye çalıştı Merve. Ama Mehtap gülmüyordu. Sonra Merve onun ciddi olduğunu görünce o da ciddileşti.

    __Size hiçbir şey olmayacak, söz veriyorum.

    __Buna inanmak isterdim abla ama içimden hiç inanmak gelmiyor.

    __İnanmak zorundayız, yoksa nasıl yaşarız.

    __Korkuyorum abla çok korkuyorum.

    __Ben de korkuyordum ama size baktıkça korkmuyorum artık. Babam bize ne öğrettiyse onu yapacağız. Beraber atlatacağız bu günleri.

    __Abla bir tek sana inanıyorum. Biliyorsun değil mi?

    __Biliyorum canım, elimden geleni yapacağım. Ama siz de bana söz verin. Üzülmek yok,beni de üzmek yok. Tamam mı, anlaştık mı prenses?

    Mehtap ablasına o kadar sıkı sarılmıştı ki…Merve birden gözyaşlarını tutamadı.

    __Hadi ama yapma, beni daha fazla üzme.

    __Tamam abla seni üzmek benim en son yapacağım şey.

    __Hadi içeri girelim artık .Üşümeye başladım.

    __Aslına bakarsan ben de üşümeye başladım.

    Beraber içeri girdiler. İçeri girerken Merve’nin aklında bir sürü soru cevap bekliyordu. Kardeşlerinin sorunlarına nasıl yetişecekti? Her gün onlarla ilgilenebilecek miydi? Peki annesiyle nasıl yapacaktı? Henüz kendisinin bile kabullenemediği bu acıyı annesinin atlatmasını nasıl beklerdi? Annesini teselli ederken çoğu zaman dediklerine kendi bile inanmıyordu. Endişeli görünmese de geleceğinden kendi de şüpheliydi. Kimse şimdilik üzerine gitmiyordu ama yakında dayıları baskıya başlardı. Bütün bunları nasıl kaldıracaktı? Hepsiyle nasıl başa çıkacaktı. İçindeki boşluğu kapatmadan, yaralarını sarmadan ailesinin yaralarını nasıl saracaktı? Birden yine nefesinin kesildiğini fark etti. Bu kadar düşünmek gerçekten ağır geliyordu. “Belki de “ dedi, “Belki de her şeyi akışına bırakmak lazım.”

    Bunu o kadar yüksek sesle söylemişti ki Mehtap birden:

    __Neyi oluşuna bırakıyoruz abla?

    __Hayatı canım, hayatı…

    __Bence de biraz düşünmemeye çalış.

    __Deniyorum prenses. Ama zor…

    Gerçekten zordu hayatla bu kadar erken karşılaşmak. Daha çocukken birden büyümek gerçekten acayipti. Ama yapacak hiçbir şeyi yoktu. İçine kapanıp her şeyle bağını koparabilirdi. Başkalarının değil sadece kendi yaralarını sarabilirdi. Tekrar ayağa kalkmak için bu kadar çaba göstermeyip, her şeyi bırakabilirdi. Ama hayat onu bekliyordu. Yanından hızla geçip gidiyordu. Ne onun acılarının geçmesini bekliyor ne de acılarını unutmasına izin veriyordu. Hayatla inatlaşacaktı. İpleri onun eline bırakmayacaktı. Kuklası olmayacaktı hayatın.

    Düşüne düşüne yine geceye varmıştı. Yatağına uzandığında fikirler ve sorular beynine üşüşmüştü. Aslında yorgundu ve uykusu vardı ama o kadar çok soru vardı ki aklında bir türlü gözleri kapanmıyordu. İyice yorulmadan uyku yoktu Merve’ye. Zaten çoğu geceler ağlamaktan helak olmuş bir şekilde uykuya dalıyordu. Kendi kendine ne kadar ağlamayacağım dese de, dayanamıyordu. Ağlar ağlar ve sonunda hıçkırıklara boğulurdu. En çok da canını hatıraları yakıyordu. Baktığı her şey ona babasını hatırlatıyordu. Nasıl hatırlatmasın ki, evin her köşesi onun yaşadıklarına tanıklık etmişti. Oturduğu zaman onu görüyordu.

    Sofraya oturduğu zaman onun yeri boş kalıyordu artık. İlk zamanlar eve bile giremiyordu. Babasının hiçbir eşyasına bakamıyordu. Onun odasının önünden geçerken yüreği kan ağlıyordu. Babasının odasına ilk aylar hiç girememişti. Yokluk o kadar büyük bir acıydı ki dalga dalga yayılıyordu bedenine. Beyninin içinde babasının sesini duyuyor, bütün bedeni titriyordu.

    Merve için hayat onun git gide içine çeken koca bir kara delikti. Bir yandan acı nefesini kesiyor bir yandan da bütün hatıraları film şeridi gibi gözünün önünden geçiyordu. Bu ona sonsuz acı verse de hiçbirini kaybetmek ya da unutmak istemiyordu. Çünkü babasından geriye sadece anıları kalmıştı. Bu anılar babasının gerçek olduğunu kanıtlıyordu. Onun gittiğini de…

    O sabah işe gitmişti. Gece iyi uyuyamadığı için yüzü solgundu. Günlerden de pazardı zaten. Yataktan kalktığında aklına bir fikir geldi. Hemen odadan çıkarak kardeşlerine seslendi.

    __Annem nerede?

    Hazal’ın sesini duydu:

    __Annem teyzeme gitti abla.Akşama kadar dönmeyecekmiş.

    __Tamam çok iyi. Mehtap ve Ali’ye de haber ver, hazırlanın.

    __Neden hazırlanıyoruz?

    __Gezmeye gidiyoruz.

    __Nereye abla?

    Merve bir yandan giyinmeye çalışıyor bir yandan da kardeşini sorularına cevap vermeye.

    __Çok soru sorma da hadi hazırlanın.

    __Tamam, ben Ali ve Mehtap’a da söyleyeyim.

    __Çabuk olun hadi.

    Hazal heyecanla Ali ile Mehtap’ı da ayaklandırmıştı. Merve annesine telefon edip izin almak istiyordu. Telefonu eline aldı ve annesini aradı:

    __Alo! Anne.

    __Uyandın mı kızım?

    __Uyandım anne, sen neredesin?

    __Teyzendeyim kafamı biraz dağıtmak istedim.

    __İyi yapmışsın anne.Şey,ben bir şey soracağım da ondan aradım.

    Annesi merakla:

    __Sor bakalım ne istiyorsun?

    __Çocukları alıp gezelim diyorum.Canımız çok sıkılıyor da.

    __Nereye gideceksiniz bakalım?

    __Henüz düşünmedim.Şehre gideriz belki.

    __Hımm! Ne desem bilmem ki.

    __Hadi anne. Hem çocuklara da haber verdim, hevesimizi kırma.Hem çok durmayız.

    __Tamam ama çok durmayın. Biliyorsun etraftan laf etmesinler.

    __Yapma anne kimsenin ne dediği umurumda değil.

    Annesi ısrarla:

    __Dediğim gibi dikkatli olun, anlaştık mı?

    __Tamam anne, merak etme saat başı ararım.

    __Anlaştık o zaman kardeşlerin sana emanet.

    __Sen ne zaman gelirsin anne?

    __Akşama doğru evde olurum.

    __Tamam hadi kapatıyorum.Görüşürüz.

    Telefonu kapattıktan sonra Mehtap ve Ali yanına geldi Merve’nin.

    Merve:

    __Ne çabuk giyindiniz bakalım.

    Ali sırıtarak:

    __Herkes senin gibi ağır değil ki ablacım.

    __Öyle mi küçük adam çok biliyorsun sen.

    __Şaka yapıyorum.Benim giyinmem beş dakika bile sürmüyor.

    __Hem korkma abla senden daha beteri de var.Mehtap böyle derken Hazal’ı işaret ediyordu.

    __Sorma ben zaten boşuna uğraşıyorum. Giyinsem de yarım saat Hazal’ı bekleriz.

    __Hayır ya beklemeyelim. Mehtap böyle derken Hazal da yan odadan bağırıyordu:

    __Siz benim dedikodumu mu yapıyorsunuz?

    Mehtap bıyık altı gülerek:

    __Hayır canım onu da nerden çıkarın?

    __Tabi tabi ondan demediğinizi bırakmadınız.

    __Biz bi şey demedik ablacım sadece biraz daha çabuk olsan diyorduk.

    __Ben yavaş falan değilim tamam mı?

    __Zaten biz de sana yavaşsın demiyoruz ki biz hızlıyız sadece.

    __Çok bilmiş seni şaka yaptığını sanıyor.

    Mehtap ile Hazal tatlı tatlı atışırken, Merve ile Ali de gülüyordu. Merve saatine bakarak:

    __Hanımefendiler tartışmanız bittiyse çıkalım mı artık? Akşam olacak.

    __Evet ya, çıkalım artık yoksa gidemeyeceğiz. Ali konuşmaya son noktayı koymuştu
    Hazal odadan çıktı ve:

    __Tamam hazırım gidebiliriz.

    __Matmazel hazırsa gidebiliriz. Mehtap yine Hazal ‘a takılıyordu.

    Hazal Merve’ye dönerek:

    __Abla! Şu küçük hanıma bir şey der misin? Kendinden büyüklerle nasıl konuşuyor.

    Merve sabırsızlıkla:

    __Hadi kızlar gidiyoruz.

    Merve herkes dışarı çıktıktan sonra kapıyı kilitleyip onlara yetişti. Beraber arabaya binerken bir yandan da plan yapıyorlardı. Merve sürekli fikirler söylüyor kardeşleri de yorum yapıyordu:

    __Evet söyleyin bakalım bugün ne yapalım?

    Hazal hemen ortaya atılarak:

    __Alışveriş yapalım, dedi.

    __Ne alışverişi ya, günümüzü berbat edelim demedik.

    Mehtap Hazal’ı yine kızdırmıştı.

    __Bence biz ilk sinemaya gidelim. Çıktıktan sonra da güzel bi yemek yeriz. Ali’nin fikri herkese uygun gelmişti. Bu sefer de hangi filme gidelim tartışması yapılıyordu. Bu sefer Ali:

    __Ben ne yapacağımızı söyledim, gerisini siz halledin benden bu kadar.

    __Tamam ya iyi ki bir fikir verdin.Böbürlenip durursun artık.

    __Abla sen niye uğraşıyorsun çocuklarla? Bir şey demedik ki.

    Mehtap Hazal’a hemen çıkışmıştı.Merve kardeşlerinin işin içinden çıkamayacağını anlayınca.

    __Tamam sakin olun ne izleyeceğimize sinemaya gidince karar veririz.
    __İyi fikir anlaştık. Mehtap hemen onaylamıştı ablasını.

    Yol boyunca kardeşlerinin tatlı atışmalarını dinliyordu. Onları uzaktan izlemek Merve’yi güçlendiriyordu. Onlara baktığı zaman babasından sonra kaybettiği duygu geliyordu aklına: HUZUR.

    Ailesi ona huzur veriyordu. Kardeşlerine bakarak kendi kendine “işte” dedi. Yaşamak için bir sebep daha. Pes etmemek için bir sebep daha. Babası istemeyerek de olsa onu bırakıp gitmişti. Ama o bunu kardeşlerine yapamazdı. Çünkü onların da Merve’den başka güvenecek kimseleri yoktu. Birden kendi çaresizliklerini düşündü. Aynısını onlar da yaşamamalıydı. Ne aklı bir karış havada olan Hazal ne ona dağlar kadar güvenen Mehtap ne de it gide babasına benzeyen Ali. Bunların hiç birini hak etmiyorlardı. Merve yine düşüncelere dalmış, yolun bittiğini fark etmemişti.

    __Abla inmiyor muyuz? Ali’nin sesiyle irkildi birden.

    __Ne oldu, geldik mi?

    __Abla sen uyuyor musun?

    Merve kendine gelmişti:

    __Dalmışım canım,fark etmedim.Hadi inelim.

    Sinemaya gittiklerinde film seçmek hiç de zor olmadı. Afişlerdeki romantik komedilerden birini seçip izlemeye koyuldular. Kimsenin ağlamaya tahammülü yoktu. O yüzden en komik filmi seçtiler. Film boyunca Ali, Hazal ve Mehtap’a sorular sorup ikisini de delirtmeyi başarmıştı. Ali çok soru soran bir çocuktu. Bu yüzden de kızları sürekli kızdırıyordu. En sonunda Merve Ali ‘ye:

    __Canım sorularını bana sorabilirsin.

    Ali bunu duyar duymaz kızları rahat bırakmıştı. Bu kez de Merve’yi soru yağmuruna tutmuştu. Bu böyle mi, neden böyle, nasıl oldu? O kadar çok soru soruyordu ki sakin olmak elde değildi. En sonunda:

    __Sakin ol küçük adam, teker teker sor. Kafam karışıyor.

    __Seni de mi bıktırdım sorularımla. Ne yapayım sormadan anlayamıyorum.

    __Bozulma hemen, soru sorma demiyorum. Sadece daha yavaş, tamam?

    __Tamam ama sadece denerim.

    Merve Ali’nin sorularını cevaplamaktan filmi izleyememişti. Kızlar ona soru sorduğunda cevap veremeyince:

    __Abla sen nasıl izledin filmi hiçbir şey hatırlamıyorsun.

    __Ali sağ olsun beni helak etti. Merve bunu söylerken gülüyordu.

    Sinemadan çıktıktan sonra Merve kardeşlerini yemeğe götürdü. Bu yemek her açıdan iyi olmuştu. Babasının ölümünden sonra hiç kardeşleriyle yalnız kalıp konuşamamıştı. Bir çok şeyi merak ediyordu. Kardeşleri ne düşünüyordu, nelerden korkuyorlardı tüm bunların cevabını merak ediyordu. Yemeğin ilerleyen saatlerinde teker teker soruyordu sorularını kardeşlerine. Hem soru soruyor hem de kurduğu cümlelere dikkat ediyordu. Çünkü Ali hala ne olduğunu anlayamamış, sürekli gelgitler yaşıyordu. Çoğu zaman Ali Merve’ye:

    __Abla babam gelmeyecek mi? diye sorular soruyordu. Ali’nin soruları çoğu zaman Merve’yi zor durumda bırakıyordu. Ne dese doğru olurdu ya da bu durumu ona nasıl açıklayabilirdi tüm bunları merak ediyordu.

    Kafasındaki düşünceleri kovarak yemeğe odaklandı. Etrafına baktığında herkes sessizce yemeğini yiyordu. Konuyu açmak için fırsat kolluyordu. En sonunda konuyu açmak için Hazal’a yöneldi:

    __Eee, Hazal anlat bakalım dershane nasıl gidiyor?

    __İdare eder abla.

    __Nasıl idare eder,iyi değil mi yani?

    __Şimdi biz bu konuyu niye konuşuyoruz anlamadım.

    __Sordum sadece canım sohbet edelim diye.

    __Başka şeyden konuşalım abla, lütfen.

    Merve Hazal’ın konuşmasından rahatsız olmuştu. Çünkü Merve Hazal okusun diye elinden geleni yapıyordu ama Hazal hiç oralı olmuyordu.Bu Merve’yi çok rahatsız etti. Çünkü onun çektiği sıkıntıları çekmesin diye Hazal’ı dershaneye göndermişti. Kendi hayallerini Hazal’a vermişti. Yemeğe dönmek için şimdilik konuyu kapatmıştı. Ama bu konuyu Hazal ile konuşacaktı.

    __Abla yine daldın. Birden Mehtap’ın sorusuyla dünyaya dönmüştü.

    __Efendim Mehtap, bir şey mi dedin?

    __Biz korkuyoruz abla seni üzmek istemiyoruz ama…

    __Neden korkuyorsunuz, söyleyin bakalım.

    __Her şeyden. Çevremizden, olacaklardan…

    __Hiçbir şey olmayacak canım. Yeter ki siz iyi olun. Derslerinize iyi çalışın, beni utandırmayın yeter.

    __Neden bizim babamız öldü? Biz bunu hak edecek ne yaptık. Kimsesiz kaldık.Kimse bize yardım etmiyor.

    Merve duyduklarına inanamıyordu. O kardeşlerinin bu kadar şeyden haberdar olduğunu bilmiyordu. Kardeşleri her şeyin farkındaydı. Aslında buna seviniyordu. Çünkü onlar da büyüyordu artık. Bu işleri daha da kolaylaştırıyordu. Artık karşısında küçük çocuklar değil, ondan güven bekleyen yetişkinler oturuyordu. Birden gülümsedi. Mehtap hala ona soru soruyordu:

    __Biz hata yaptığımızda bizi kim uyaracak, kim bizim ödevlerimize yardım edecek, kim harçlık verecek bundan sonra? Ben babamı soranlara öldü mü diyeceğim? Artık kimseye baba diyemeyecek miyiz?

    Mehtap bu sözleri söylerken hepimiz ağlıyorduk. İlk defa herkes acısını gün yüzüne çıkarıyordu. Hiç kimse birbirine karışmıyordu. Herkes içini döküyor, kana kana ağlıyordu. Saatlerce orada oturup dertleştiler.Babalarından, onunla geçirdikleri güzel günlerden bahsedip ağlaşıyorlardı. En sonunda Merve kendini toplayarak:

    __Tamam, artık yeter bu kadar. Ağlamak güzel ama durmasını da bileceğiz. Bundan sonra güçlü olacağız. Babamın bize öğrettiklerini asla unutmayacağız, birbirimize destek olacağız. Böyle olmak zorunda… Yoksa babam çok üzülür. Çünkü o bizi böyle yetiştirmedi. Hepimiz sanki o yaşıyormuş gibi davranacağız. O gitti ama bize öğrettikleri hep kalacak. Hepimiz onu çok seviyoruz. O da bizi çok seviyor. Ölüm bu gerçeği değiştiremez. Merve konuştukça hem kendini hem kardeşlerini rahatlatıyordu. Merve’nin konuşması Ali’nin konuşmasıyla bölünmüştü:

    __Abla sen evlenecek misin?

    Merve şaşırarak:

    __Onu da nereden çıkardın Ali?

    __Geçenlerde dayımla annem konuşurken duydum.

    Merve duyduğu sözler karşısında donakalmıştı. Bu da nerden çıkmıştı şimdi?

    __Ne konuşuyorlardı ki?

    __Dayım anneme üç tane kız çocuğuyla nasıl başa çıkacaksın, biraz zaman geçsin Merve’yi evlendirelim diyordu.

    Merve:

    __Emin misin Ali duyduklarına? Bun söylerken Merve’nin elleri titriyordu. Birden aklında bir sürü soru belirdi: Annesi yapabilir miydi böyle bir şeyi? Merve’nin istediklerini bile bile kıyar mıydı kızına? Annesi yapmazdı böyle bir şeyi. Dayıları sormuşsa da annesi olmaz demiştir kesinlikle.

    Merve’nin yüzü bir anda o kadar solmuştu ki kardeşleri endişelenmişti.Ali birden:

    __Abla yanlış bir şey mi söyledim?

    __Yok canım sadece şaşkınım. Bence sen yanlış duymuşsun.Telaşlanma yoktur öyle bir şey.

    __Galiba.Evlenme zaten. Sen de bırakıp gitme bizi.

    __Asla böyle bir şey olmayacak.Sizi bırakmayacağım. Hem o kadar basit değil her şey.

    Merve cümlesini bitirdikten sonra kardeşlerine sıkı sıkı sarıldı. O kadar tuhaf duruyorlardı ki kafedeki herkes onlara bakıyordu.Merve kardeşlerine dönerek:

    __Daha fazla rezil olmadan kalksak mı acaba? Ne dersiniz?

    Hazal da bakışları hissetmişti:

    __Bence de kalkalım herkes bize bakıyor.

    Eve geldiklerinde annesi onları bekliyordu.

    __Anlatın bakalım bugün neler yaptınız?

    Ali hemen atıldı:

    __Çok güzel bir gündü anne.Gezdik, sinemaya gittik. Çok eğlendik..

    Mehtap ile Hazal odaya girdiklerinde Merve de annesiyle konuşuyordu.

    __Sen ne yaptın anne bugün?

    __Teyzendeydim. Mahalleden kadınlar geldi sohbet ettik.

    Merve aslında aklındakileri annesine sormak istiyordu ama korkuyordu.Sonra iyice düşündü ve konuyu ertelemeye karar verdi. Annesi Merve’nin düşünceli halini fark edince:

    __Senin neyin var Merve yüzünün rengi çok soluk.

    __İyiyim anne bir şeyim yok, yoruldum sadece.

    __Hasta falan değilsin değil mi?

    __Yok yok hasta değilim iyiyim. Gideyim de üzerimi değiştireyim. Belki biraz uyurum.

    Merve üzerini değiştirdi ve uyumaya başladı.

    Günler hızla geçiyordu. Her gün bir öncekinden farksızdı. Merve babasının ardından koca bir boşluğa düşmüştü. Yaşıyordu yaşamasına ama sadece bedenen. Ruhu da babasıyla beraber ölmüştü. Hayatının hiçbir amacı yoktu. Kardeşleri için elinden geleni yapıyordu ama kendi için hiçbir şey yapamıyordu. Hayatı alt üst olmuştu. Hayatının bütün anlamı babasıydı.

    Baba onun için çok farklı anlamlar ifade ediyordu. Her şeyden önce en iyi arkadaşını kaybetmişti. Artık evin içinde onu anlayacak hiç kimse kalmamıştı. Babası varken hayattan zevk alıyordu ama babası gidince hayatın tüm renkleri sönmüştü. Artık hayat siyah beyazdı. Amacı yoktu hayatının, ilerisi yoktu. Babasıyla beraber hayallerini ve çocukluğunu da koymuştu toprağa. Şu anda en çok istediği şey babasını bir kez daha görebilmekti. Ne olurdu onu bir kez daha görebilse…

    Babasına söyleyeceği o kadar çok şey vardı ki. Bir kere sarılmak, bir kez daha baba deyip sohbet etmek için neler vermezdi ki. Ona çok ihtiyacı vardı.Çok çaresizdi. Çevresine karşı gelemiyordu. İnanamasa da babasının ölümünün üzerinden bir yıl geçmişti. Ne kadar da çabuk geçmişti bir yıl. Koca sene hayatından akıp geçmişti fakat o hiç farkında değildi. Sorularla ve düşüncelerle boğuşurken günlerin nasıl geçtiğini fark etmemişti.

    O gün akşama kadar bol bol gezmişti. Dolaşmak bir parça da olsa iyi geliyordu. Kendi kendine düşünüyordu. Eğer babası yaşasaydı nerede olurdu acaba? Bunun cevabını biliyordu. Babasıyla beraber hayalini kurduğu üniversitede olurdu. Şimdiki haline baktığı zaman ise içini sonsuz bir acı kapladı. Keşke babası çıkıp gelseydi. O gelse yeterdi, üniversiteye gitmese de olurdu. Sadece geri gelseydi babası, gelse ve “şaka yaptım ben hiç gitmedim ki” deseydi ne güzel olurdu. Ama bunun imkansız olduğunu da çok iyi biliyordu. Ne ummuş bu hayattan ne bulmuştu. Neler hayal ederken neler gelmişti başına. Gerçek çırılçıplak duruyordu önünde.

    Saatlerce dolaştı o gün. İçindeki feryatlar her nefes aldığında havaya karışıyordu. Sesinin çıktığı kadar bağırmak için neler vermezdi. İçine atıyordu her şeyi. İçten içe çürüyen çınar gibiydi adeta. Önce yaprakları dökülmüş sonra da filizleri kırılmıştı. Artık bahar gelse de fark etmezdi. Çünkü çiçekleri yoktu açacak. Ne kadar da acıydı. Bazen de babasına çok kızıyordu. Madem bırakıp gidecekti neden olmayacak hayaller sokmuştu aklına. Neden onu bu kadar büyük bir karmaşanın içinde bırakmıştı. Tahmin edememiş miydi acı çekeceğini. Bazen Merve de gitmek istiyordu bu hayattan. Artık hayatın hiçbir rengi Merve’nin dikkatini çekmiyordu. Hayatla arasında hiçbir bağ kalmamıştı. Tüm bağları kopmuştu.

    Ogün yatana kadar kendiyle hesaplaşıyordu. En onunda yine ağlayarak uyuya kalmıştı. Rüyasında yine babasını görmüştü. Ama bu sefer ki rüyası diğerlerinden farklı olarak daha gerçekçiydi.

    Rüyasında sabah dolaştığı yerde oturuyordu. Kendi kendine yine konuşurken arkasından duyduğu sesle yere çakıldı:

    __Merve kızım.

    Bu sesi sanki yıllardır duymamış gibiydi. Aklından bir sürü görüntü ve ses aynı anda geçiyordu. Tam bunları düşünürken aynı sesle yeniden irkildi:

    __Merve benim kızım. Bana bak buradayım.

    Ses ısrarla ona bakmasını söylüyordu ama Merve’nin arkasını dönecek gücü yoktu. Bacaklarının bağları çözülmüş, her an yere yığılacakmış gibi hissediyordu. Bütün gücünü toplayıp arkasını döndü. Gözlerine inanamasa da karşısında duran ve ona kocaman gülümseyen babasıydı:

    __Baba…

    Sadece söyleyebildiği bundan ibaretti. Bu kelime o kadar zor çıkmıştı ki ağzından. Bir yandan babasına bakıyor bir yandan da hıçkırarak ağlıyordu. Ağlamak istemiyordu çünkü babası onu ağlarken görürse çok kızardı. Şu anda o kadar çok şaşkındı ki sadece ağlamayı becerebiliyordu. O ağlarken abası ona bakıyordu:

    __Tamam ağlama sulu göz korkutuyorsun beni.

    __Baba gerçekten sensin değil mi, buradasın ve gerçeksin?
    __Evet canım buradayım. Beni görmek istemiyor muydun?

    Babası soruyu sorarken Merve çoktan babasına sarılmıştı. O kadar güçlü sarılıyordu ki… Babasının gitmesine bu kez izin vermeyecekti.

    __Boğuyorsun beni prenses, bırak da konuşalım tamam.

    __Konuş baba, ne istersen konuş yeter ki gitme.

    __Yürüyelim mi biraz ne dersin, eskisi gibi dolaşalım mı?

    Merve’nin en çok özlediği şeylerden biri de babasıyla dolaşmasıydı.

    __Tamam baba dolaşalım sana anlatacağım çok şey var.

    __Anlat bakalım ama acele etmeden yavaş yavaş.

    __Neden hayat bu kadar ağır baba?

    O kadar çok soru olmasına rağmen ağzından sadece bu soru çıkmıştı.

    __Hayat o kadar ağır olsaydı kaldıramazdın prenses.

    __Kaldırdığımı mı düşünüyorsun baba. Kaldıramıyorum aslında. Sadece öyle gözüküyorum annem ve kardeşlerim için. Senin yokluğun çok zor baba. Sen gittin gideli hayat benim için çekilmez oldu.

    __Ben hiçbir yere gitmedim ki. Belki bedenen yanınızda yokum ama ruhumu hepinize eşit olarak bölerek bıraktım. Babası konuştukça Merve’nin bütün boşlukları doluyor, bütün acıları uçup gidiyordu. Babasının her kelimesi sihirli bir ilaç gibi bütün yaralarını sarıyordu. Babası ise Merve’nin sakinleştiğini fark ediyordu.

    __Bak canım, şimdi yanınızda yokum ama beni yap boz gibi düşün.

    __Nasıl baba, ne demek istiyorsun?

    __Hepinize bir parçamı bıraktım. Annene aşkımı bıraktım, Hazal’a ise biraz hoyrat yanımı emanet ettim. Mehtap’a düşünceli yanımı, Ali2ye ise sesimi ve görüntümü bıraktım.

    Babası haklıydı. Ali büyüdükçe tıpkı ona benziyordu. Fizik olarak babasının kopyası haline gelmişti. Sesi de tıpkı onun ki gibi çıkıyordu. Hatta geçenlerde arkasından Ali’nin sesini duyunca şok olmuştu. Sanki konuşan Ali değil babasıydı. Ali’nin sesi bazen Merve’yi üzse de çoğu zaman ona iyi gelirdi. Merve tüm bunları düşünürken babası ona dönerek:

    __Ama en sağlam parçamı sana bıraktım prenses; HAYALLERİMİ…

    Şok olmuştu Merve. Başına gelen onca şeyden sonra babası hala hayallerden bahsediyordu.

    __Yapamıyorum baba. Artık benim için hayaller yok. Sen varken yapardım ama artık hiç desteğim yok. Tek başıma ne yapabilirim?

    __Sana hayallerimle beraber bir yanımı daha bıraktım: SORUMLULUK ve CESARET… Sen bunları öyle sahiplendin ki kardeşlerin çoğu zaman seni bana benzetiyor.

    Babası haklıydı. Bir çok yanı babasına benziyordu Merve’nin. Karakterinin çoğunu babasından almıştı zaten. Babası konuşmasına devam ederek:

    __Sabırlı olacaksın kızım. Başına ne gelirse gelsin pes etmek yok. En
    çaresiz anlarında bile bana ihtiyacın olduğu zaman kendi içine bak.Ben oradayım. Kimsenin seni ezip geçmesine izin vermeyeceksin.

    Babası konuştukça Merve hem ağlıyor hem de sakinleşiyordu.

    __Sen olmadan olmuyor deniyorum inan bana.

    __Ben hep yanınızdayım. Sana en başından ne dedim,ben yap boz gibiyim. Hepinizde olan yanımı birleştirirsen karşınızda ben görürsünüz. Bu sözler babasının son sözleri olmuştu. Annesi başına gelmiş Merve’yi uyandırmaya çalışıyordu:

    __Merve kızım uyan sabah oldu.

    __Anne beni rahat bırak uyuyacağım.

    __Hadi kalk uykucu çabuk.

    Merve uyandığında gözyaşları hala yanağından süzülüyordu. Annesi gözyaşlarını görünce telaşlanmıştı.

    __Ne oldu, sen iyi misin?

    __İyiyim anne bir şeyim yok.

    Annesi yanından uzaklaşırken gördüğü rüyanın etkisinden hala kurtulamamıştı. Babasının söylediği sözlerin hepsini hala hatırlıyordu. Babası onu hem rahatlatmış hem de tuhaf bir şekilde korkutmuştu. Babası sanki olası bir tehlike varmış da onu haber veriyormuş gibiydi. Sonra kendi kendine konuşarak:

    __Abartıyorsun Merve, bir rüyadan çıkardıklarına bak.
    Yatağından kalktığında vakit öğlene geliyordu. Ayağa kalktığında bir takım sesler geliyordu. Seslerin ne olduğunu duymak için salona yöneldiğinde salonun çok kalabalık olduğunu gördü. İçeri girdiğinde ani bir sessizlik oluvermişti. Kendine bir yer bulup oturdu.

    Merve:

    __Hayırdır dayı hepiniz toplanmışsınız.

    __Hayır inşallah yeğenim. Annenle bir şey konuşuyorduk. Senin de geldiğin iyi oldu.

    Merve merakla:

    __Neymiş bu hayırlı konu dayı ben de bileyim.

    Dayısı Merve konuşmasını bitirir bitirmez anlatmaya koyuldu.

    __Biliyorsun kızım, babasız yaşamanın ne kadar zor olduğunu gördünüz. Hele ki üç tane kızsınız. Hepiniz artık birer genç kızsınız.

    Merve dayısının nereye gelmek istediğini anlamaya çalışıyordu. En sonunda dayısına yönelerek:

    __Dayı sorun ne, açık konuşur musun?

    __Sorun falan yok kızım. Seninle evlenmek isteyen biri var. Bize gelip sordular biz de olur dedik. Bu akşam istemeye gelecekler.

    Dayısının sözleri birer kurşun gibi saplanıyordu beynine. Bütün vücudu titriyor, gözlerinden yaşlar boşanıyordu. Bir yandan ağlıyor bir yandan da annesine bakıyordu. Annesi olanlara çoktan boyun eğmiş Merve’ye bile bakmıyordu.Dayısı birden Merve’ye dönerek:

    __Annene hiç bakma onun yapabileceği bir şey yok.

    Merve en sonunda dayanamayıp bağırmaya başladı:

    __Siz kim oluyorsunuz da bana sormadan, hiç tanımadığım birine söz veriyorsunuz. Babam yok diye hayatımız hakkında söz sahibi olamazsınız.

    Bir yandan ağlıyor bir yandan da elleriyle gözyaşlarını siliyordu. Dayısı:

    __Hiç bağırma Merve Hanım bu akşam bu iş olacak. Dayısı teyzesine ve annesine yönelerek:

    __Onun ne dediğin bakmayın. Güzelce giydirin,süsleyin. Akşam için de bir şeyler hazırlayın.

    Dayısı salonu terk ederken Merve hem ağlıyor hem de bağırıyordu:

    __Yapmayın ne olur. Anne, anne bir şeyler söyle ne olur. Ben senin kızın değil miyim, hiç mi acımıyorsun bana?

    Merve konuşurken kardeşleri de gelmiş onunla beraber ağlıyordu. Mehtapla Hazal annesine bağırıyor Ali de şaşkın şaşkın olanları izliyordu. Merve artık iyice şoka girmiş “yapmayın” diye inliyordu. Kardeşleri Merve’yi sakinleştirmeye çalışsalar da bir türlü başaramıyorlardı. En sonunda teyzesi Merve’ye:

    __Hadi benim güzel kızım işleri zorlaştırma. Hazal seni banyo yaptırsın kendine gelirsin.

    Hazal ağlaya ağlaya Merve’yi banyoya götürüyordu. Merve banyoya girerken Mehtap da bağırarak ağlıyordu.

    __Babam olsaydı bunların hiç biri olmazdı. O yok diye bizi kurban ediyorsunuz.

    Ali de Mehtap’ın ardından:

    __Eğer ablamı verirseniz bu evde durmam, alır başımı giderim.

    Bütün çırpınışlar hiçbir işe yaramıyordu. Merve banyosunu yapmış ruh gibi oturuyordu. Nasıl da kabullenmiş görünüyordu her şeyi. Başka çaresi yoktu. Dayısı konuşmanın en başından onu tehdit etmişti:

    __Eğer sen olmaz dersen Hazal ya da Mehtap’ı düşünürüm.

    Bu söz aklında uğulduyordu. İşte bu yüzden olanları kabullenmekten başka çaresi yoktu. Kardeşlerini korumak için gerekirse evlenirdi de. Kardeşlerini rahatlatmak için onlarla konuşmaya karar verdi.

    __Bakın daha hiçbir şey belli değil. Beni hemen vermezler. Sadece konuşmaya geliyorlarmış. Daha fazla üzülüp panik yapmayın, ne olur. Durum benim için yeteri kadar kötü zaten.

    Kardeşleri onu dinlemiş hepsi bir kenara dağılmıştı. Teyzesini saçını yapmak için Merve’nin yanına oturdu. Merve teyzesinin elini tuttu.

    __Teyze kulun kölen olayım yardım et. Bir yandan ağlıyor bir yandan da yalvarıyordu.

    __Ah canım ben ne yapabilirim ki?

    __Ne olur yardım et, yalvarırım.

    Teyzesi bir yandan saçını yapıyor bir yandan da dayanamayıp ağlıyordu. Merve en sonunda yorulmuştu. Yaptığının ne kendine faydası vardı ne de işe yarıyordu. Gücü de bitmişti zaten.

    Teyzesi saçlarını yaparken babası geldi aklına. Sanki rüyasında söylediği şey buydu. Sanki bir şeyler bilip de konuşmuyordu. Teyzesi saçını yapmayı bitirdiğinde yanında kalktı. Merve annesi bulup konuşmak istiyordu. Neden kendisine haber bile vermeden böyle bir şey yapmıştı. Bunun cevabını öğrenmek istiyordu. O sırada annesi içeri girdi.

    __Beni affetmeyeceksin değil mi?

    __Sana küsmem biliyorsun ama gururumu çok kırdın. Bu kadar yük mü oluyordum sana?

    __Öyle deme kızım, üzüyorsun beni. Ben senin için elimden geleni yaptım ama sen beni başından atıyorsun. Hiçbir zaman söylemedim ama babam yaşasaydı böyle olmazdı. Şimdi senin istediğini yapacağım ama kardeşlerim için, bunu böyle bil.

    Merve’nin ses tonunda sertlik ve hayal kırıklığı vardı. Odadan çıkarken annesi üzgün bir şekilde oturuyordu. Bu kez annesinin yanına gidip onu teselli etmedi. Çünkü çok sinirliydi. Ona yapılan haksızlığa annesi göz yummuştu. Kendi odasına girdiğinde yatağa uzanmış hıçkırarak ağlıyordu. Hem ağlıyor hem de babasının tekrar gelmesi için dualar ediyordu. Bu başına gelenlere inanamıyordu.

    Bütün duaları boşunaydı. Ne babası geri gelecek ne de onun acılarını dindirecekti. Bu gerçekle zor da olsa yüzleşecekti. Yatağından kalktı, önce elini yüzünü yıkadı. Zor da olsa üzerini giyindi. Odadan çıktığında akşam olmuştu. Annesi ile teyzesi hazırlıklara devam ediyordu. Merve salona yöneldi ve boş bulduğu bir köşeye oturdu. Ruh gibiydi. Hiçbir şey hissetmiyordu artık. Ne acı ne de mutsuzluk, sanki ruhu canından çekilip gitmişti. Orada öylece dalgınken gürültüyle irkildi:

    __Geldiler, misafirler geldi. Haydi, çabuk olun.

    Merve’nin ruhu acı bir şekilde geri dönmüştü. Birden ayağa kalkıp kapıya yöneldi. Misafirler çoktan gelmiş, oturuyorlardı. Elinden geldiği kadar iyi görünmeye çalıştı ve misafirlere “hoş geldiniz” dedi. Elinden geldiği kadar onunla evlenmek isteyen çocuğa bakmamaya çalışıyordu. Dayısı misafirlerle ilgilenirken o bu dakikaların geçmesi için dualar ediyordu. Hiç bu kadar gururu incinmemiş, hiç bu kadar kendini değersiz hissetmemişti. Babası bunun için mi büyütmüştü onu? Sandalyesine oturmuş karşı tarafın ailesine tanıtılıyordu. Mümkün olduğu kadar içindeki korkunç sesleri dinlememeye çalışıyordu. O sırada onunla evlenmek isteyen çocuğun ona doğru geldiğini fark etti. Birden telaşlanmaya başlamıştı. Çocuk ona doğru eğilip:

    __Biraz konuşabilir miyiz, dedi?

    Merve birden ne diyeceğini şaşırmıştı:

    __Tamam konuşalım.

    O kadar ruhsuz cevap vermişti ki, çocuk şaşırmıştı. Beraber balkona çıktıklarında konuşmaya başladılar.

    __Sen benimle evlenmek istiyor musun?

    __Gerçek fikrimi mi öğrenmek istiyorsun?

    __Evet, bana söyleyebilirsin. Lütfen.

    __Pekâlâ. Ben evlenmek istemiyorum. Daha bugün haberim oldu bu durumdan.

    Merve’nin bu sözleri Arda’nın kaşlarını çatmıştı. İlk defa çocuğun adını söylemişti: Arda…

    Konuşma umduğundan kısa sürmüştü. Misafirler bir süre daha oturduktan sonra gitmişlerdi. Olanlardan sonra çok yorulmuştu Merve. Hemen üzerini çıkarıp uyumak istiyordu. Tam yatağına girdiği sırada Ali’nin sesiyle uyandı.

    __Nasılsın abla. iyi misin?

    __İyiyim canım.

    __Yorgun görünüyorsun.

    __Doğal olarak canım, bikinim sadece.

    Ertesi gün uyandığında gözlerinin önü çökmüş, her yeri ağrıyordu. Annesi yanına geldiğinde:

    __Kalktın mı kızım?
    __Evet anne uyandım. Ee ne zaman nişanlanıyorum?

    __Nişanlanma yok kızım. Çocuk evlenmekten vazgeçmiş. Bugün uygun bir dille haber göndermişler.

    Merve şaşırmıştı fakat sevinememişti. Olanların hiçbiri onun gururu kırıldı gerçeğini değiştirmiyordu. Annesine dönerek:

    __Hadi ya! Niye vazgeçmiş acaba?

    __Bilmiyorum sadece haber göndermişler gerekçe söylemediler.

    Az da olsa Merve sevinmişti. En azından bir yere gitmek zorunda değildi artık. Kardeşleri buna çok sevinecekti. Tüm bunlardan sonra tekrar uyumak için yatağına girdi. Kardeşleri yanına geliyorlardı:

    __Abla duydun mu, evlenmeyeceksin?

    __Duydum canım, sevindim.

    Merve seviniyordu ama kardeşleri için. Kendi morali çok bozuktu. Onlar neşe içinde yanından uzaklaşırken Merve’nin gözleri dolmuştu. O günden sonra kendini toplaması uzun sürdü Merve’nin. Hep gülümsese de ruhunda açılan yaraları tamir etmek çok zordu.

    Günler geçtikçe hem yaralarını sarmaya çalışıyor hem de geleceğini düzene sokmaya çalışıyordu. O günden sonra bir şeyi fark etmişti. Eğer kendisi için bir şey yapmazsa başkalarının kuklası olacaktı. O yüzden kendine bir gelecek kurmalıydı. Babasından sonra bu imkansız gibi görünüyordu ama başka çaresi yoktu. Hayalleri onu terk etmemişti aslında. Sadece onları gerçekleştirecek umut yoktu içinde. Aslında günden güne içinde kalan umut kırıntıları parıldamaya başlamıştı. Merve içindeki küçücük kırıntılardan büyük umutlar oluşturuyordu. En başında hayallerini kurmayı öğrendiği andan itibaren umutları da yanındaydı. Bu sabah kalktığında kararını vermişti artık. Üniversite sınavına tekrar girecekti, babasının ona bıraktığı parçasını bulup yapbozunu tamamlayacaktı.

    Her şey bu kararı vermesiyle başlamıştı. İşinden fırsat buldukça derslerine çalışıyordu. Sınava girdiğinde sınavı kazanmıştı. Annesi bu durumdan pek hoşlanmamıştı. Merve artık onu ikna etmeye çalışmaktan yorulmuştu. Sadece her şeyi akışına bırakmıştı. İki ay sonra kendini elinde bavulla terminalde buldu. İçindeki umut kırıntılarının peşinden gidiyordu. Buraya gelmek kolay değildi ama başarmıştı!

    *********

    Bunları ben yaşamıştım. Hem de her anını derinden hissederek. Şimdi yıllar sonra evimin balkonunda oturup bunları kaleme alırken yapbozun son parçasını birleştirdiğim için çok mutluydum. Aslında yazımın kahramanı ben gibi görünüyorum fakat asıl kahraman bana hayal kurmayı öğreten hayatımın mimarı babamdı. Yazdığım her bestede ona ait bir parça vardı. Belki de bugün bu başarıyı yakalamamdaki en büyük etken babamın bana gösterdiği yolda cesaretle ve hayal kurmaktan sıkılmadan ilerlemekti…
    **SON**
    [left]
    [center][/center
    ]

      Forum Saati Paz Kas. 19, 2017 10:33 am