Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    AŞK-I TAMARA-Ergül İşli

    Paylaş

    1001110059

    Mesaj Sayısı : 1
    Kayıt tarihi : 09/12/10

    AŞK-I TAMARA-Ergül İşli

    Mesaj  1001110059 Bir Perş. Ara. 23, 2010 3:04 pm

    AŞK-I TAMARA

    Akdamar adası Van Gölü’nde bulunan adalardan en büyüğüdür. Üzerinde bir kilise bulunur.915–922 yılları arasında kral 1. Gagik tarafından o zamanlar adada bulunan saray için yaptırılan Akdamar kilisesinin mimarı olarak Keşiş Manüel gösteriliyor. Kilise için Keşiş Manüel’in yaptığı mimari özelliğe kralın da planlara karıştığı söyleniliyor.
    Kilise pek çok yönüyle mimari özelliği ve üzerindeki işlemeli yapısıyla görenleri hayrete düşüren bir şaheserdir. Çünkü kilise merkezi kubbeli, dört yapraklı yonca biçimli haç düşünülerek tasarlanmıştır. Orta mekân yüksek kasnaklı, içten kubbe, dıştan piramidal külahla örtülüdür. Batı cephesinde Kral Gagik'i kilise maketini sunarken gösteren bir sahne yer almaktadır. Dört yöndeki alınlıklarda İncil yazarları boydan tasvir edilmiştir. Bunlardan başka cephenin alt ve üst kesimlerinde, asma sarmaşığından oluşan kuşak çepeçevre binayı dolanmaktadır. Bu kuşakların içlerinde çeşitli sahneler işlenmiştir. Av sahneleri, çeşitli hayvanlar, güreşçiler ve sarayla ilgili birçok sahneye yer verilmiştir. Ayrıca doğu cephenin tam ortasında asma sarmaşığı içerisinde Abbasi Halifesi Muktedir, başı haleli, bağdaş kurmuş vaziyette bir elinde kadeh, diğer elinde üzüm tutar vaziyette, tasvir edilmiştir. Aralarda serbest biçimde, asma sarmaşıkları içerisinde ve çatıların alt kesimlerinde zengin insan ve hayvan figürlerini görmek mümkündür.” Kilise yapımında kullanılan taşların özelliği de kiliseye ayrı bir güzellik katmıştır. Kilisede büyük bir özenle resmedilen tasvirlerden yunus peygamberin öyküsü, hz Meryem ve kucağında hz isa, âdem havvanın cennetten kovulması öyküsü, hz Davut ile goliatın mücadelesi samson Filistinli ikilisi, üç İbrani genci, aslan ininde daniel sahneleri dikkat çekmektedir.
    Kilise yapımında kullanılan andezit taşları mevsime ve günün saatine göre sarı, kırmızı ve gri renklerde bir görününüm sunuyor. Andezit taşlarının yapısında bulunan madenlerden dolayı taşa pembe ve gri renk görüntüsü veriyor. Ayrıca bu maddeleri içeren taşlar aşınmaya dayanıklı olması ve dekoratif bir yapıya sahip olmasıyla görenleri hayrete düşürüyor. Yazın içerisini serin tutması kışında sıcak tutma özelliğinden dolayı yapılarda en çok kullanılan taşlardandır. Kral kilise yapımının güzelliğini ve aynı zamanda kilisenin içini kışın sıcak tutmak ve yazında serin tutmak amacıyla ısı farklılıklarından fazla etkilenmeyen bu taşı kilise yapımında kullanılmasını emretmiştir.
    Hem yapısındaki sağlamlılık hem de yüzeyindeki pürüzsüzlüğünden dolayı kolay temizlenen bu taş görenlerin gözlerini kamaştırıyor. Kilisenin mimarisini ve sağlamlılığını düşünen kral kilisenin planında insanların dini vazifelerini yerine getirecekleri yere göre düzenlemiştir. Kral sadece kilisenin yapımındaki taşlardan da çok zengin ve hayvan motifleriyle İncil ve Tevrat’tan alma sahneleriyle betimlemiştir. İşte bu adadaki kiliseye verdiği değer kadar çevre düzenlemesine de o derece önem vermiştir.
    Kilisenin etrafına ise özel olarak getirttiği çiçeklerle etrafı süslemiştir. Bu adadaki yapıların tamamlanmasıyla buraya geçen kral gagig devlet yönetimine bu adada devam ettirmeye başlar. Devlet kral gagig döneminde en parlak dönemlerinden birini yaşarken kral gagikin hastalanarak ölmesi sonucu yerine tahta tek oğlu olan martin geçer. Martin babasından devraldığı devletin sınırlarını daha da genişleterek bu devlete en parlak dönemini yaşatmıştır. Kral martin genişleyen bu devlet sınırlarını daha iyi korumak için devlet merkezini buradan alarak devletini en rahat bir şekilde yöneteceği yere götürmüştür.
    Kral martin ölümüne yakın bir zamanda çocuklarını yanına çağırarak devletini kendi çocukları arasında bölüştürür ve kısa zaman sonra kralın ölümüyle devleti kendi aralarında bölüştüremeyen bu çocuklar arasında taht mücadelesi başlar. Bu kargaşadan yararlanan bu devletin düşmanları, kral martin devletinin üzerine seferler düzenleyerek bu devletin yıkılmasına sebep olacaklardır. Devlete saldıran bu düşman devletlere karşı koyamayan ve birlikte hareket edemeyen bu çocuklar fazla direnemeyerek devletin yıkılmasına sebep olurlar ve devlet yıkılır. Bu devletin yıkılışından sonra kral ailesinden kimsenin kalmaması sebebiyle bu ada boşaltılır.
    Uzun bir aradan sonra dini eğitimini ailesinin yanında alan markos kendini yetiştirmiş biri olarak baş keşişliğe kadar yükselmiştir. Bir kız babası olan baş keşiş markosun dillere destan bir kızı vardır. Baş keşişin yaşlanması nedeniyle ömrünün sonuna kadar rahat ve huzurlu bir şekilde hayatını devam ettirmek için kızını ve eşini de alarak bu adaya geçmiştir. Adaya gittikten sonra adada bulunan sarayın ve kilisenin uzun zamandır kullanılmaması sebebiyle bu şaheserler zamanın vermiş olduğu tahribatla yıpranmıştır. Bu yıpranan yerleri onarmak için işçiler getirterek yapıları onarmaya çalışmıştır.
    Uzun bir uğraştan sonra onarılan bu yapılara yerleşen bu aile etraftaki arazilere de ekim ve dikimler yaparak adayı çok güzel bir görünüme kavuşturur. Bu güzelliklerin vermiş olduğu huzurla hayatlarını devam eden bu aile her zaman mutlu mu olacaktı. derken sabahın ilk ışıklarıyla o güzelliklerin üzerini kara bir gün kaplamıştı. Bu güzelliğin bir parçası olan markosun eşi o kara güne hastalığıyla eşlik ediyordu. Eşinin hasta olması ailenin mutluluğunun yerine huzursuzluğun alacağının ilk belirtisiydi. Bu hastalığın giderek ilerlemesi sebebiyle bakıma muhtaç olan baş keşişin eşine kızı tamara bakar. Bu bakımı yapan tamara annesinin yanında olması sebebiyle annesinin her inlemesi tamara’ nın içine kor ateş girmiş gibi canını yakıyordu. Annesinin bu hastalığına çok üzülen tamara eski hayatında zevk aldığı gibi hayattan zevk alamıyordu. Baş keşişte bahçe işleriyle vaktini geçirmeye çalışıyordu. Vaktinin geri kalan kısmını ise kilisede dini sorumluluklarını yerine getirmeye çalışan baş keşiş Hayatını dini kurallarına göre yapmaya çalışıyordu. Her yeni gün yeni bir soruna adımdı sanki. Her geçen saat ise hastalığı birlikte ilerletiyordu adeta. Markos bu sorunlara dur demek için karısının iyileşmesi gerektiğini biliyordu.
    Paçaları sıvayarak en kısa bir zaman dilimi içinde en iyi bir tabip bulması gerektiğini düşünür. Ve ülke çapında tabip arayışına koyulur. Bu arayış baş keşiş markosu az da olsa tabibin gelmesiyle eşine muayene edecek ve eşi bu hastalıktan kurtulacak ümidiyle de baş keşişi mutlu etmeye yetiyordu. Bütün bu çabalar sonucunda istenilen tabip bulunmuştu. Ama bu buluş tabibin çok geç bulunmasından dolayı işe yaramayacaktı. Çünkü hastalık marinanın tüm vücudunu kaplamıştı. Tamara ise annesinin bu hastalığı sebebiyle epeyce üzülmüş ve annesinin bu hastalığı tamarayı çok yıpranmıştı. Tabibin ilk gelişi tamara’ nın yüzünde azda olsa bir tebessüm yaratmıştı. Babasının düşündüğünü düşünen tamara biraz ümitlenmişti; ama yapılan muayene sonucu mariyanın hastalığı belli olduktan sonra mariyanın iyi olmadığını ve belki de mariya bu hastalıktan kurtulmayacağını gizlice baş keşişe anlatır. Tabip baş keşişe durumu anlattıktan sonra baş keşişin yüz ifadesinin kızardığını sezen tamaranın da yüzüne tebessümün yerini babasının yüz ifadesindeki kızarmayla anlayan tamaranda yüzünün rengi değişir.
    Annesinin hastalığı epeyce ilerlemiş ve tıp artık annesinin bu ağır hastalığı karşısında çaresiz kalıyordu. Tabip sonucu sadece markosa açıklarken tamaa tabibin babasına anlattıklarından habersizdir.
    Annesinin iyileşmesi için dua etmeye başlar duasında: allahım ne olur annemin bu hastalığından kurtulacağı müjdesini bana ver diye Allaha yalvarır çaresiz bir şekilde. Büyük bir umutla babasına yönelen tamara, tabibin annesi hakkında söylediği şeyleri ve annesinin hastalık durumunu babasına sorar. Babası tamaranın daha fazla üzülmemesi için tamaradan durumu gizler ve ona eşinin durumunu olduğu gibi anlatmaz ve tamaraya yalan söyler. Annesinin iyi olmadığını babasının yüz ifadesinin kızarmasından ve sesinin hafif titrek bir şekilde çıkmasından anlayan tamara, bunu babasına belli ettirmez. İkisi de birbirlerini üzmemeye çalışıyordu. Tabip gittikten Babası bahçedeki işlerle kendini avuturken tamaranın annecim annecim diye haykırışı babasının kaçmak istediği bu gerçekten yüreğinde hissederek ondan kaçamıyordu. Ve bu gerçekten kaçamayacağı için bu gerçeği kabul eder acısını yüreğine gömmeye çalışacaktır.
    Büyük bir telaşla evine doğru fırlayan markos karısının cansız bedeniyle karşılaşıyor. Eşinin bu cansız bedeni onu içten içe yakıyordu. Elinden bir şey gelemeyişi adeta kadere isyan ettiriyordu. Bu gerçeğe inanmak zorunda kalır ve eşine karşı son görevini de yerine getirmek isteyen baş keşiş markos eşine değer bir yer arar ve mezarı kazmaya başlar.
    Yere vurduğu kazma sayısınca eşinin ölümünü aklına getirdikçe bu hal makrosun ömründen sanki on yıl çalar gibi olur ve mezarı kazdıktan sonra eşini mezara gömmek için buraya getiren markos eşini mezara koyduktan sonra adeta yüreğini de eşiyle beraber gömer.
    Onu defneder, acısını yüreğine gömerek oradan ayrılırken kızını da alarak eve gitmeyi düşünür; ama kızı babasına şimdilik annesinin mezarı başında bekleyeceğini- söyleyerek orada kalır kaldığı her dakika annesini düşünen Tamara annesinin yokluğunu düşündükçe içinde bir alev varmış gibi acı çeker.
    Tamara saatlerce annesinin başında durur. Bu saat zarfınca annesinin hayalini gözünde canlandırarak onunla geçen zamanı düşünür. Uzun zamandır annesinin rahatsızlığında, annesinin yanında geçirdiği zamanı düşünen tamara o gün geç vakite kadar annesinin mezarının başında geçirir. Tamara, babasının gelip kızını almasıyla orada annesini bırakarak babasıyla beraber eve birlikte döner.
    Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra annesinin acısını yüreğine yavaş yavaş gömmeye çalışmak için her gün bulunduğu bu adada sahile iner denize bakar annesinin hayalini görür gibi olur. Tek başına buralarda takılan tamara bu acılardan sonra kendini iyice yalnız hisseder ve buralarda takılır. Kendini doğaya salıverir, babası da kızının bu kadar çekmiş olduğu sıkıntılardan dolayı kızını rahat bırakarak kızının zamanla bu olayı atlatana kadar sabreder.
    Bu zorluklar karşısında kızının acısını dindirmek isteyen baş keşiş markos ona herhangi bir zorluk çıkarmamayı, kızını biraz rahat bırakmasına sebep olur. Kendisi de kulluk vazifesini eda etmek için kiliseye gider ve orada zaman geçirmeye çalışır. Her canı sıkıldığında ise bahçe işleriyle uğraşıp durur Tamara takıldığı bu yerde bir gün dağlardan yankılanarak gelen bir ses duyar sesin geldiği tarafa dönen tamara karşıdan neşesi yerinde olduğu görünen birinin şarkılar söyleyerek hayvan otlattığını görür. Sesin geldiği tarafa dönen Tamara iyice kulak kabararak sesin netleşmesiyle başlar dinlenmeye:
    Rüzgâr eser, çoban ateşleri
    Dört bir Yana serpişir.
    Yağmur çiser, yıldızlar ıslanır.
    Hasret ile kırpışır.
    Dağlar küser tozlu yamacında
    Can can ile çarpışır.
    Benim canım Kim bilir nerede?
    Taş yastığa ağlaşır
    Yollar tozar yayla çocukları
    Kuzu gibi meleşir.
    Hasret uzar kardelen yüreği
    Kar altında titreşir.
    Kuşlar uçar turnam yaralıdır,
    Boyun büker bekleşir.
    Benim yaram sevda ateşinde
    Yara yara depreşir
    Hoşuna giden bu şarkıyı dinleyen Tamara güzel sesli çobanla tanışmak ister kız sesin geldiği yöne dönerek çobanın dikkatini çekmek için akşam vaktine yakın bir zamanda elinde bulunan mumu yakarak çobanın dikkatini çekmeye çalışır. Bir el işareti yaparak çobanın dikkatini çekmeye çalışan Tamara nihayetinde bunu başararak çobanın dikkatini çeker.
    Bu işaret sonunda karşıdan kendisine bir işaret yapan birisini gören çoban kızın orda mahsur kaldığını düşünerek kızın olduğu yere doğru gelmeye başlar. Karşısında bir göl bulunan çoban suya hiç aldırış etmeyerek göle atar kendini ve yüzmeye başlar. gölü yüzdükten sonra karşıya geçen bu çoban kıza doğru yaklaşmaya çalışır. Çoban yaklaştıkça bu güzel sesli adamın yüz ifadesini merak eden tamara çobanın yaklaşmasıyla daha da heyecanlanır.
    Derken kızın yanına yaklaşan çoban kıza burada ne iş yaptığını sorması üzerine:
    Sorulan bu sorulara cevap vermeye başlar: uzun zaman önce ailesi ile beraber bu adaya geldiklerini bu adada geçen huzurlu ve mutlu yıllardan sonra annesinin ölmesiyle, babasıyla beraber yaşadığını babasının ise baş keşiş olduğu ve zamanın çoğunu kilisede geçirip ve kendisini ibadete verir. Boş zamanlarında ise bahçe işleriyle uğraştığını anlatır.
    Annesi öldükten sonra iyice bunaldığını ve bu can sıkıntısında kendini doğaya verip dinlenme amaçlı her gün buralara gelip huzur bulmaya çalışır. Bunları dinleyen çoban meğerse düşündüğü şey olmamıştır. Çünkü çoban kızın burada mahsur kaldığını düşünerek kızın kendisine işaret etmesiyle yardın istediğini düşünmüştür. Neyse ki korkulan şeyin doğru olmaması çobana biraz huzur verir; ama bunu tamaraya anlatmaz bu konuşmalardan sonra kıza isminin ne olduğunu soran çobana isminin Tamara olduğunu söyler daha önce böyle isim duymadığını söyleyen çobana kendisini bir Hıristiyan olduğunu ve babasıyla beraber yaşadığını söyler. Bu güzel sesin sahibini tanımak için ismini soran bu kıza isminin Ali olduğunu söyler.
    Çoban Ali’ye burada ne iş yaptığını soran kıza:
    Ali: köydeki insanların geçim kaynaklarından biri olan tarımsal faaliyetlerde fazla arazilerinin olmadığı için babasının ailesini geçindirmek amacıyla çobanlık yaptığını ve çobanlık mesleğini sevmese de elinde imkânların olamayışı Ali’nin babası olan Tahir’in yıllarca çobanlık yapmasına sebep olur. Tahir hayvanları otlattığı bir gün de yaşının ilerlemiş olmasıyla beraber ayağını burkarak kırar. Ayağının kırılmasıyla Tahir efendinin tek çocuğu olduğunu ve hayvanları otlatmak için babasının yerine çobanlık yapmak zorunda olduğunu söyler.
    Ailesine maddi imkânda destek olmak için bu işi yapmak ve az da olsa ailesinin bu yüküne ortak ve destek olması Aliyi sevindirir. Ali ailesinin tek erkek çocuğu olması dolayısıyla ailesi Ali’nin bu işi yapmasına gönülleri razı olmasa da ihtiyaçlarından dolayı Ali’nin bu işi yapmasına razı olurlar. Bu yüzden çobanlık yaptığını tamaraya anlatır. Ali küçükken bile dar olan imkânlar da dahi Ali’nin her isteğini yerine getirmeye çalışırlar. Ali iki kız kardeşinin daha olduğunu söyler. Ailesinin bu dar imkânlarına rağmen mutlu olduklarını söyler. Ali aslında ailesinden aldığı terbiyeden dolayı herkes tarafından sevilmesine ve sayılmasına sebep olacaktır. Köydeki insanların bir çoğu Ali’yi öz çocukları gibi sever. Ama ali bunların hepsini mütevazı olmasından dolayı tamaraya anlatmaz. Babasının da ayağının kırık olması ailesinin maddi sıkıntılarından dolayı aileye maddi destek olması için çobanlık yaptığı ve her gün burada hayvanlarını otlattığını söyler. Bu konuşmalardan sonra vaktin geç olmasıyla hayvanlarına bakmak için gideceğini söyleyen Ali müsaade isteyerek ayrılacağı sırada Tamara Ali’ye eğer buralara gelirsen ara sıra görüşebilme imkânın varsa buluşup konuşmak istediğini Aliye söyler Ali de tamam deyip gölün soğuk sularına rağmen suya atlayarak oradan ayrılır. Ali hayvanların olduğu yere gelir elbiselerinin sırılsıklam olmasından dolayı üşüyen Ali bir ateş yakarak hem ısınır hem de elbiselerini kurutmaya çalışır.
    Ayrıldıktan sonra bu konuşmadan ikisi de memnundur. Tamara annesinin ölümünden sonra ilk defa derdini biriyle paylaştığından huzurlu bir şekilde evine döner.
    O gün kız eve döndükten sonra yüz ifadesinin daha iyi olduğunu gören babası artık kızını annesinin ölümünden duyduğu acıyı bir nebze de olsa unuttuğunu düşünerek rahat bir nefes alır.
    Çoban Ali ise kendi görevini bitirdikten sonra eve döner, yemeğini yedikten sonra o günün yorucu gitmesinden dolayı yatağına uzanır ve yatmaya çalışır. Yarın erken kalkması gerektiği bildiği için yatağına uzandığı gibi yatar. Ve kızla tekrar görüşebilmek onunla konuşmak Ali’ye huzur veriyordu. Bu konuşmadan Ali de memnundu.
    Güneşin ilk ışıklarıyla hayvanları otlatmaya götürüp tamarayla görüşeceği zamanı düşünür. Kızı görmek için sabırsızlanan Ali kızla görüşeceği zamanı bekler ve aynı düşünce içerisinde olan Tamara da eve gittikten sonra o günkü konuşmalardan Tamara da hoşnuttu. Zamanın gelmesiyle kızdan işareti alan Ali hemen kızı görmek için kolları sıvar ve gölü geçmeye çalışır.
    Bu görüşmeler sık sık olur ve ikisinin birbirine âşık olmanın ilk kıvılcımları başlar. İkisi bu defa daha sık görüşmelere başlarlar. Günler gelip geçer Ali tekrar kızla görüşeceği yere bakar durur. Kızdan bir işaret bekler kız da işaret ettikten sonra gelip muhabbete başlarlar bu böyle devam eder gider ta ki, bu iki insan yavaş yavaş birbirine âşık olduğu zamana kadar devam eder. Ikisi de birbirine âşık olmuştur. Ali artık eskisi gibi değildir, yüz ifadeleri değişmiştir. Eskisi gibi insanlara gülümsemeyen Ali insanların Ali deki bu değişimin farkındalar, Ali sürekli düşünmektedir.
    Bazen insanların yanından geçtiği halde onları görmemektedir Ali’nin bu değişikliğini hisseden insanlar Ali’ye bunun sebebini sorar Ali hiç deyip geçiştirir.
    Köylerde eskiden hiç kimse birbirini sevdiği için değil de görücü usulüyle evlenirler köylüler namuslarına aşırı önem verirler. Bir kızın namusu şerefiyle oynandığı zaman kişinin hayatı ya ölümle biter ya da onunla evlendirilir. Hiç kimse sevdiğine sevgisini anlatamaz eğer evlenecekse ailesine söyler. Bu şekilde evlendirilir. Yoksa başka şekilde hem erkek hem de kız tarafında büyük problemlere sebep olur. İşte bunu bilen çoban Ali sevdiği kızı sevdiğini kimseye anlatmaz onun sevgisini içinde yaşar.
    Köylülerden ve ailesinden bu durumu saklar.
    Ali’nin bu haline üzülen köylüler bunun ailevi bir problemden kaynaklandığını düşünürler. Fakat yanılırlar çünkü annesi de Ali’nin bu haline üzülmektedir, çaresini bulmak için hekimlere giderler. Ali deki bu tavrı ailesi onun hasta olduğunu düşünür. Ama yanılırlar çünkü Ali hiçbir rahatsızlığından yakınmamakta ve hekimler de Ali’nin hasta olmadığını ve başka bir şeyin olduğunu söyler. Çoban Ali artık fazla yiyemez içemez olur. tamaraya şiirler yazıp şarkı söylemeye başlar. Aşkından deli divane olan çoban Ali kavalını daha da ustaca çalmaya başlar. Aşkın verdiği üzüntüyle hiçbir şey onu ilgilendirmez. Hayvanları aldığı gibi her gün aynı yere tamarayla buluşacakları en yakın yere kadar gelir. Hayvanları öylece salar gölü yüzerek tamaranın yanına geçer.
    Ali’nin her gün geldiği tamaraya en yakın olduğu yerde hayvanları salması ve hayvanların iyi otlatılmadığından köylüler şikâyetçi olurlar. Bu durumu artık ailesine söyleyip ya Ali’nin düzeltilmesinden ona yardımcı olup bu sıkıntının üstesinden gelirler, ya da bundan sonra Ali’ye güvenilmediği için hayvanlarını ona teslim etmeyeceklerini söylerler.
    Köylülerden bir grup insan tarlaya giderken başıboş hayvanlar, onların dikkatini çekmiştir. Köylüler gelip bakmış ki Ali ortalıkta yok. Hayvanların ise başıboş bırakıldığını görmüşlerdir. Bunlar Ali’nin başına bir şey gelmiş diye düşünürler. Ali’yi bulmak için aramaya başlarlar. Ali diye bağırıp çağırmasına rağmen herhangi bir cevap alamamışlar. Bir grup insan Ali’yi kaç saat aramalarına rağmen herhangi bir şey bulmamış. Meğerse yine Ali tamaranın yanına gitmiş. Fakat Ali bu insanların kendisini aramalarından habersizdir. Ali’nin uzaktan geldiğini gören Bekir arkadaşlarını çağırarak Ali’nin geldiğini söylemiştir. Ali geldikten sonra Ali’ye nereye gittiğini sormuşlar. Ali ise ne diyeceğini bilmez olmuş. Bu kadar âli’yi arayan bu insanlar Ali den cevap vermesini özellikle istemişler.
    Ali, üstüne gelen bu insanlara tatmin edici bir cevap vermesini Ali den isteyen bu gurup Ali’yi zor durumda bırakır. Ali kurtulamayacağını düşündüğü için cevap vermek zorunda kalmıştır. Ali bu olup bitenleri ve onlara sevdiği kızı anlatır.
    Sonra âşık olduğunu söyler. Onlar artık Ali de ki bu değişimin farkına varmışlar. Olayı köydeki insanlara anlatırlar. Artık herkes Ali de ki bu değişim sebebini biliyordur.
    Ailesi Ali’nin daha önce neden bu durumu ailesine anlatmadığı için kızsa da elinden bir şey gelmez ve bu durumu kabullenir. Sıra bu iki insanın nasıl evlendirileceği çünkü Ali ailesine bu kızın ailesinin Hıristiyan olduğunu söylemiştir. Hıristiyan olan bu ailenin kızı Ali’ye vermeyeceklerini bilirler ve bunların nasıl evlendireceklerini düşünmeye başlarlar. Bu olay herkes tarafından duyulur. Ali tamarayla görüştüğünde bu olayın herkes tarafından bilindiğini ve ailesinin tamarayı isteyeceğini söylemiştir.
    Tamara sevinir ve bu durumu artık babasına söylemesi gerektiğini düşünmüştür. Eve döndükten sonra babasına bu mevzuyu açar. tamara Ali adında bir sevdiğinin olduğunu ve ailesinin gelip beni senden isteyeceğini babasına anlatmıştır. Buna hiddetle karşı çıkan babası şimdiye kadar kızının çekmiş olduğu sıkıntılardan kızını üzmeyen babası bu olaya karşı çıkmıştır. Çünkü Ali bir Müslüman ailesinin çocuğu ve ikisinin bu evlilikten mesut olamayacağını kızına söyler. Kızını bu durumdan vazgeçirmeye çalışır. Evlense dahi bu çocukla uyuşamayacağını kızına anlatır. Onlar da ki gelenek ve göreneklerin farklı olan bu insanlarla bir arada yaşamaması gerektiğini anlatmıştır. Kızın buna itiraz etmesine rağmen kızını dinlemeyen baş keşiş kesinlikle bu işe karşı çıkmaktadır. Bu arada baş keşişi ziyaret eden mark adında bir dostunun çocuğu babasının zengin olması ve aynı zamanda Hıristiyan bir aileden olması baş keşişin aklına değişik düşünceler getirterek kendi kızını markla evlendirmek için planlar yapmaya başlar. Buna göre markı evinde uzun bir süre misafir kalması için ikna edecek mark onların yanında kalınca da bu süre zarfında mark’a kızla ilgilenmesi söyleyecektir. Baş keşişin sözünü dinleyip bu işi yaparsa mark kızı kendisine âşık ettirirse onunla evlendireceğine ikna edecektir. Mark kaldığı bu süre zarfında kızın güzelliğine hayran olur kızı yavaş yavaş sevmeye başlar ve kıza âşık olur. Baş keşiş markos marktaki bu değişimin farkına varır mark’ın bu tavrındaki değişikliğinden de hoşlanmıştır. Bundan sonra düşüneceği tek şey onları birbirleriyle evlendirmek ve böylece kızının da o çocukla evlenmesine mani olacaktır. tamara bu olan bitenlerden çok acı çekiyordu. Çünkü şimdiye kadar yaşamadığı böyle karmaşa bir yaşamla iç içe girmesi onun hayatında birçok şeyi götürmüştür. tamara eskisi gibi Ali ile artık görüşememekte ve babasının onu eve hapsetmesiyle Ali ile fazla görüşme imkânı olmaz. Ali bu görüşememenin sebebini iyice merak edip tamara hakkında kötü düşünmeye başlar. Ali üzgündür. Ailesinin zaten tek erkek evladı olması ve ailesinin Ali’yi bu derece sevmesi, Ali’nin bu üzgün haline acıyorlardır.
    Aile artık Ali’nin bu durumdan kurtulması için el birliği yapıp kızı istemeye giderler. Zaten maddiyattı iyi olmayan Ali’nin ailesi Tahir efendinin ayağının kırık olmasıyla da kendilerini sıkıntıya sokarak elinde var olanlarla bu çocuğu evlendirmeyi düşünmüşlerdir. Fakat yanılmışlardır. Çünkü Ali’nin ailesi kız istemek için tamara ve ailesinin beraber kaldığı adaya giderler. Gidip baş keşişle konuşup ikisinin evlenmesi gerektiğini ve ikisinin bu acıya bir son bulmasını isterler. Fakat Hıristiyan baş keşiş buna şiddetle karşı çıkmaktadır. Baş keşişe göre bu iki sevenlerin birbirleriyle evlenmesi imkânsızdır. Çünkü baş keşiş kızın Müslüman birisiyle evlenmesine karşı çıkmaktadır. Kızını mark gibi asil ve zengin biriyle evlenmesini istemiştir. Kız eğer markla evlenecek olursa hem zengin ve rahat yaşar. Hem de aynı dine mensup birisiyle evlendireceğinden çok mutlu olacağını düşünmüştür. Ali’nin ailesi zaten çekinerek gittiği bu adaya baş keşişin de söylediği şeylerden de anlamış ve bu işin netice vermemesi aileyi zor durumda bırakır.
    Ali bu olumsuzluklar karşısında yıkılır. Fakat elden bir şey gelmez. Sabretmesi gerektiğini düşünür. Ali için acılar yeni başlamıştır. Her gün kızla görüştüğü yerin yakınına gelerek belki kızda buraya gelir düşüncesiyle burada geç vakte kadar durur. Geç vakitlere kadar öylece durup düşünür. Ali için artık dünya yaşanılmazdır. Gördüğü her şeyde tamaranın resmini görür gibi olur. Aşkından deli divane dolaşır. Baş keşiş bu olan bitenlerden sonra kızını bir an önce markla evlendirmek için Tamara ve markı birbirleriyle görüştürecek ortamlar yapar. Tamara mark’a yüz vermemekte. Mark ise kızın bu hali bir gün son bulacağı ümidiyle Ali den ayrılacağı günü sabırsızlıkla başlar. Tamaranın Ali’yi zamanla unutacağı ümidiyle tamaranın üstüne fazla gitmeyerek bu durumu zamana bırakır.
    Bir gün baş keşiş Ali’nin her gün karşıda oturup öylece beklediğini görür. Ali’nin bu durumunu gören baş keşiş bir an önce kızını markla evlendirmek ve bu durumdan hem kızını hem de kendini kurtarmak için mark’a artık onların evlenmesi gerektiğin ancak mark’ın ailesini de çağırması ve beraber karar vermesi gerektiğin söylemiştir. Mark babasına bir mektup gönderir. Gönderdiği mektupta şunlar yazılıdır:
    SEVGİLİ ANNECİĞİM VE BABACIĞIM
    Ben bugün en yakın dostumuz olan ve aynı zamanda babamın da sevip saydığı, herkesin saygı gösterdiği baş keşiş markosun yanındayım. Beni soracak olursanız ben çok iyiyim ellerinizden öper saygılarımı dilerim sizin durumunuz nasıl umarım ki hiçbir sıkıntınız yoktur. Benim bu mektubu göndermemin nedeni hem siz değerli ailemin durumunu sormak hem de bu değerli dostumuz olan baş keşiş markosun bulunduğu bu adaya sizleri davet ederek burada baş keşişin kızını bana isteyip evlenmemiz için gönderiyorum. Saygılarımla deyip en kısa zamanda buraya gelmeniz dileğiyle. sizi çok seven çocuğunuz mark.
    Mektubu ailesine gönderen mark baş keşişe en yakın zamanda ailesinin buraya geleceğini söyler bu haberle sevinen baş keşiş markos kızını en yakın zamanda verip bu dertten kurtulacağı ümidiyle sevinir. Bu gelişmeler yaşanırken artık dayanamayan Ali tamaradan Haber almak için gizlice adaya gelmeye başlar. Adada saatlerce tamarayı arayıp duran Ali kimsenin kendisini görmeyeceği bir şekilde saklar ve uzaktan bunları izler. Tamaranın nerde olduğunu öğrenmek ve sakin olunan bir zamanda gizlice tamaranın bulunduğu yere gitmeyi düşünür. Nihayet bir odada tamaranın kaldığını görür odanın yanına yaklaşarak cama küçük bir taş atar cama gelen bu taşla irkilen tamara cama gelen bu taşın kimin attığına bakan tamara camdan Ali’yi görünce sevincinden uçar gibi olur. Alinin kendisini çağırdığını gören Tamara aliye biran önce kavuşabilmek için kapının sesine bile aldırış etmeyerek fırlar gibi kendini alinin kucağına atar. Ayrılmanın vermiş olduğu özlemle birbirine sıkıca sarılan bu sevgililer dert yanıp dururlar.
    Tamara üzgün meraklı bakışlarla Ali’yi baştan aşağı bir süzer. Ondan sonra Ali’ye babasını onu markla evlendireceği ve bu evlendirme işini kısa zamanda yapmak isteyen baş keşiş mark’a ailesine bir mektup yazmasını söyleyerek ailesini buraya çağırması gerektiğini söylemiştir. Markta bu iş için ailesine mektup yazdığını onların ise kısa bir zaman sonra buraya geleceğini söylemiştir. Tamaranın Ali’yi görmesiyle hiç kimseye aldırış etmemesiyle kapıyı hızlıca vurup çarpması ve bu sesten irkilen baş keşiş sesin geldiği yere doğru yönelir. Tamaranın olduğu yere gelen baş keşiş tamaranın Ali ile konuştuğunu görür. Gördüğü bu manzarayı onlara belli ettirmeden doğruca markın bulunduğu odaya doğru gider. Markı kaldırarak gördüğü bu manzaraya tahammül etmeyeceğini söyler.
    Markı kışkırtan baş keşiş markos markı da alarak direk bu sevgililerin olduğu yere gelirler. Bir anda etrafında baş keşiş ve markı gören bu sevgililer bunların iyi niyetle gelmediğini anlarlar. tamara Ali’ye kaçmasını söyler fakat kaçtığında da tamaranın başı derde gireceğinden korkan Ali tamaranın demesine rağmen kaçmaz. Baş keşiş ve mark Ali’nin üzerine yürüyüp beraberce Ali’yi bir güzel dövmeye başlarlar. Ali’nin dövülmesine dayanamayan tamara babasına Ali’yi bırakmaları için yalvarır tamaranın bu yalvarışına aldırış etmezler tamara babasının kendisini dinlememesi üzerine araya girer araya giren tamara da bu kavgada nasibini alır çünkü babasını dinlemeyen bu kıza babası şiddetli bir tokat yapıştırır bu tokatın şiddetiyle kendinden geçen tamara ancak sabaha uyanabilmiştir. Tamara bayıldıktan sonra da iyice Ali’yi döven bu insanlar Ali’yi beraberce evin yanından uzaklaştırarak bir çalının yanına bırakırlar bu dayaktan üç-dört saat sonra kendine gelen Ali yüzünün kanlar içinde kalmasından dolayı vaktinin geç olmasından da Ali göle inip elini yüzünü kalan kanlardan temizlemeye başlar. Yüzündeki kanı temizleyen Ali uygun bir yer arar ve orda gecesini geçirmeye başlar bu halinde bile tamaranın yüzüne yemiş olduğu tokatı düşünen Ali bunlar aklına geldikçe kahroluyordu insanların bu zalimce tavırlarına anlam vermeye çalışıyor fakat bir türlü bu işin içinden çıkamıyordu.
    Ali’nin bu gece evine gidememesi ailesinin Ali’ye bir şey olduğu düşüncesi onları uyutamıyordu. Bu gece ailesi için geçmek bilmiyordu. Ali’nin bu çıkmaz durumunu ailesi düşündükçe Ali’nin bu haline acıyorlar. Ailesi bu çocuğun başına bir şeyler geleceğinden endişe ederler. Ali de eve bu gece gelemeyince Ali’yi merak eden ailesi iyice endişelenir. O gece Ali’nin eve gitmemesiyle ailenin Ali hakkında ki korku ve endişelerinden dolayı ailesinin gözüne uyku girmez. Elinde bir şey gelmeyen bu aile sabahı beklemek zorunda kalır. Sabahın ilk ışıklarıyla Ali’yi bulmak için evden çıkarlar. Yolda buldukları her kişiye Ali’yi dün görüp görmediğini sormuşlar. Ama Ali’yi dün gören kimsenin olmayışı aileyi daha da endişelendiriyordu. Aile Ali den kimsenin bilgisinin olmamasından dolayı akıllarına ilk iş olarak Ali’nin bu adaya gidebileceğini düşünmüşler. Zamanın biraz geçmesiyle aile yakın akrabalarından birkaç kişiyi alarak Ali’yi adada bulmaya giderler. Zaten onlarda Ali’nin bu kız için adaya gideceğini düşünmüşler. Bunu düşünen ailesi Ali’yi bulmak için adaya doğru giderler. Adaya geçtikten sonra ilk iş olarak baş keşişin evine giderler. Kapıyı çalarlar kapıya gelen baş keşiş gelenlerin Ali’nin ailesi olduğu görmesi üzerine baş keşiş yüzünün rengi değişerek gelen bu insanlardan sıkılmaya başlar.
    Her ne kadar hoşnut olmasa da kapıya gelen bu insanların ne soracağını bekler? Âlinin ailesi âlinin bu gece eve gelmediğini burada olup olmadığını veya görüp görmediğini sorarlar. Âli’yi ne burada olduğunu ne de Âliyi gördüğünü onlara burnunun ucuyla onlara söyler. Baş keşişin bu tavırlarına pek de anlam veremeyen dayı cabbar baş keşişe saldırmamak için kendini zor tutar. Üzgün bir halde Ali’nin annesi ve dayısı cabbar geldiğini geç gören tamara: Ali’nin ailesine Ali’nin durumunu anlatmak için onlara pencereden gizlice onlara seslenir. Ali den haber soran tamara ailesinin eve dönmediğini ve Ali’yi aramak için buraya geldiğini söyleyen Ali’nin annesi makbule hanımına, tamara Ali’nin dün buraya geldiğini belli bir süre görüştükten sonra Ali’yi gören babası ve sevgili olacak markın çok Ali’yi dövdüklerini ve buna karşı çıkması üzerine babasının tokatıyla bayıldığını ve ondan sonra da Ali’den haberdar olmadığını ve Ali’nin durumunu merak ettiğini söylemiştir.
    Anne Makbule Hanım bunları duyduktan sonra kardeşi cabbarla direk baş keşişin yanına gidip Ali’ye niçin bunu yaptıklarını hesabını sormaya giderler. Bunların Ali’ye yaptıklarının onların yanında kalmayacağını öfkeyle bağırıp onlara kızmıştır.
    Bunların bu davranışlarına kızan ilk önce onlara kendi çocuklarına sahip çıkması ve buralara bir daha gelmemesi gerektiğini söylemiştir. Eğer buraya bir daha gelirse onu öldüreceğini söylemesi üzerine baş keşişin bu hareketlerine dayanamayan cabbar fırladığı gibi baş keşişe bir kafa atar cabbarın baş kesişişin yüzüne vurduğu kafa etkisiyle baş keşişin burnu kırılır burnunun kırılmasıyla cabbarı baş keşişin üzerinde kaldırdıktan sonra baş keşiş bunları burada kovar. Çaresiz olan anne makbule ve kardeş cabbar Ali’yi aramak için oradan ayrılırlar. Ali’ye seslenen annesi ve cabbar Ali Ali diye seslenirler. Ali bulunduğu bu yerden bir sesin geldiğini ve o sesin olduğu tarafa dönerek bu gelen sesin annesinin sesi olduğunu fark edince de hemen toparlanmaya çalışır. Annesi doğru gitmeye çalışır. Ali annesinin ve dayısının olduğu yere gidip onlarla görüşür. Evladına anne sevgisiyle yaklaşan anne Ali’ye sarılıp Ali’yi koklar durur. Bu görüşmelerden sonra annesi Ali’nin yüzündeki yaralara bakar içi yanar gibi olur. Ali’nin yüzündeki bu yaraların sebebini bildikleri halde Ali’ye bunun sebebini sormuşlardır. Ali ise tamaranın hatırı için baş keşiş ve mark’ın kendisini dövdüklerini söylemez. Çünkü Ali’nin ailesi ve akrabaları birlik olup bu dayağın hesabını onlara sormak için baş keşiş makrosun başına bir şeyler getireceği endişesinden dolayı ailesine anlatmamaya çalşır. Fakat önceden makbule hanımın tamarayla görüştüğünü ve kızı kendisine babası ve sevgili olduğunu söylediği mark adında birisinin, seni çok dövdüklerini tamaradan duyduklarını söyler. Ali bu durumdan çekindiği için ailesine söylemek istemediği bu olayı ailesinin duymuş olmasından dolayı başına gelenleri onlara olduğu gibi anlatır. Buna daha da öfkelenen Ali’nin dayısı cabbar bunun hesabının sorulması gerektiğini düşünür. Fakat Ali’nin tamaraya olan sevgisinden dolayı tamaranın hatırı için bu olayları fazla büyütmemesi gerektiğini dayısına anlatmak için elinden geleni yapar ve Ali’nin bu içten davranışı neticesinden cabbar Ali’nin dediklerini yapmaya çalışır. Bu olan bitene anlam veremeyen Ali’nin ailesi artık Ali’nin bu dertten kurtulması için bir araya gelip birbirleriyle istişare etmesi gerektiği fikrini söylemişler. Bunun içinde en kısa zamanda toplanırlar. Bu istişare kararı alındıktan sonra aile bireyleri toplanır. Değişik görüşlerin öne sürüldüğü bu istişareden kimisi tamaranın ailesine baskı yaparak kızın kaçırılması fikrini savunsa da buna pek sıcak bakmamışlardır. Kimisi de bu olayların zamanla yatışacağı fikrini savunur. Bu kararların neticesiz kalması üzerine aile biraz daha da düşünerek Ali’nin başka birisiyle evlenmesi gerektiği konusunda hem fikir olurlar.
    Nihayetinde böyle bir karar alındıktan sonra Ali’ye en güzel kızlardan birini istenilmesi için Ali’ye kız bakarlar. Ali ailesinin bu tutumuna karşı şiddetle karşı çıkmasına rağmen kimse Ali’ye aldırış etmez. Bunlar kendi bildiklerini yapıp kız arama işine devam ederek Ali’ye yakışacak derdini Ali’ye unutturacak bir kız ararlar. Fakat Ali bunların bu anlamsız tutumlarına önem vermeyerek ailesinin takındığı bu tavırdan dolayı aileden uzaklaşarak tamarayla görüştüğü yere gelerek orada dinlemeye başlar.
    Ali doğayla adeta haşir neşir olur. Doğada gördüğü her şeye anlam vermeye başlar sanki bu şeyler Ali ile konuşur âli’nin derdini dinler gibi olur. Ali derdini şiirlerle şarkılara anlatmaya başlar. Ali’nin hayatının böyle devam etmesi Ali’nin durumundan habersiz olan tamaranın Ali’nin ne hale girmiş olduğunu düşünerek merak edip durur. Bu merak tamaranın yemekten ve içmekten hepten kesilmesine sebep olur. Yiyip içemeyen tamara ayağa kalkmaz bir hal alır. Markosun ailesi de oğluna kız istemek için markosun göndermiş olduğu mektup sonucunda bu adaya kısa zamanda gelip kızın babasından mark için baş keşiş markostan kızını isterler.
    Zaten böyle bir isteğini olduğunu söyleyen baş keşiş düğünlerini ne zaman yapması gerektiğini ve onun zamanını da belirleyerek bu işi bitmesini ister. Böylece tamaranın babasının soktuğu bu duruma babası kurtulur düşüncesi vardır. Nihayetinde bu görüşmelerden sonra düğün tarihinin ne zaman olduğu kararlaştırır. Ve düğünün yapılması için hazırlıklara başlanılır. Bu hazırlıkların başlaması üzerine tamara bu durumu iyice düşündükçe kahrolmasına yetiyordu.
    Ali’nin ailesi de artık Ali’ye yan köylerin birinde aziz adında olan imamın Belkıs adında bir kızı varmış. Bu kızın adı bel kızdır. Belkıs babasının imam olmasından dolayı iyi bir din eğitimi almış o dönemin şartlarına göre, her insanın gıpta ile baktığı nadir insanlardandır. Aynı zamanda çok güzel olan bu kız babasından aldığı eğitimle büyüklerine asla karşı gelmez ailesinin emirlerine de büyük bir titizlikle itaat eder. Ali’nin ailesi bu terbiyeyle büyümüş olan bu kızı Ali’ye istemek için imamın yanına gelerek Ali’nin bu durumunu imama anlatırlar: Buna göre kızı imamdan istemek için buraya geldiğini imama söylerler. Onların bu söylemiş olduğu şeyde düşünmek için ve bu konu üzerinde görüşmek için Ali’nin ailesini evine davet eder. Eve gelen bu aile Ali’nin bu durumunu bir daha anlattıktan sonra buraya Ali’yi bu kızı unutmasına sebep olmak için Ali’yi başka bir kızla evlendirmeye çalışırlar. Bu işi görüşmek için buraya gelen aile Allahın emriyle peygamberin kavliyle kızı imamın ailesinden isterler. İmam aziz ve ailesi Ali’nin başına gelenlere üzülmüştür. Ama kızına bu kadar emek sarf eden bu aile bir gencin çekmiş olduğu bir aşk hikâyesinden dolayı kızını heba etmeyeceğini düşünmüş ve karar vermeden de bu konuyu ailece danıştıktan sonra kararı onlara söyleyeceğini söyler. Ali’nin bu olaylardan kurtulmasını onlarda ister ama bu kızını vereceği manasına gelmez. Bir ara kızını bu çocukla evlenmesine müsaade edeceğini söylemiş. Fakat imam azizi endişelendiren bir durum vardır. Bu durumu Ali’nin ailesine eğer kızını Ali’ye verirse Ali’nin kızına karşı ilgisiz kalmasından korktuğunu dile getirmişlerdir. Ve bu durumda kızın hayatının mahvolmasıyla sonuçlanacağını aileye anlatırlar. Eğer böyle bir durum yaşanacaksa kızını en başından vermeme taraftarıdır. Çünkü Ali’nin durumunu bilen imam aziz Ali’nin bu durumuna üzülür fakat kızını da bu uğurda feda etmemesi gerektiğini dile getirir.
    Onlara biraz düşündükten sonra olumlu veya olumsuz durumdan onları haberdar edeceğini söyler. İmamın böyle söylemesi üzerine eve geri dönerler.
    İmam aziz sadece kendisi karar vermemesi gerektiğini düşünmesi üzerine eşine danışır. İmam eşinin fikrini de alarak kızın verilip verilmemesi gerektiği üzerine biraz konuşurlar. Kızın annesi bu işe taraftar olmadığını dile getirir. Eğer kızı verirse Ali’nin onu mutlu etmeyeceği kaygısı vardır annesinin. Hoca ise kızı verme taraftarıdır. İmam eşine şöyle der: Ali’nin şimdilik bir sevdiğinin olduğunu söyler. İlk başlarda ama Ali kızını ilk başlarda mutlu etmese de kısa süre sonra sevdiğini unutup Belkıs’ı sevecek diye düşünür çünkü imamı bu düşünceye sevk eden şey Ali’nin ailesinin kızı Ali’ye isteme konusunda ki ısrarıydı istişareden beri kararlaştıkları kız bulma konusunda birçok kızın bulunmasına rağmen bu kızlar içinde en güzel kız imamın kızıdır. Ancak Ali’yi tamaradan ayıracak olan kızın çok güzel olması gerekiyor aranan bu vasıfların tümü imamın kızında mevcut olmasındaydı. Ali’nin ailesi kızı Ali’ye vermeleri için çok ısrar ederler. Ve bunu hanımın ada anlatmaya çalışır. Ve konuşmalardan sonra imam aziz karısını da ikna ettikten sonra kızın Ali’ye verilmesi kararlaştırılır. Ve bu karalarını Ali’nin ailesine bildirirler. Sıra bu ikisinin nişanını nasıl takacağına gelir zaten maddi durumunun iyi olmaması bu aileyi düşündürmekte ve el birliğiyle bu işin üstesinden gelmeye çalışacaklar. Sonra Kızı istemeye gelen Ali’nin ailesine, imam aziz ve ailesi Ali hakkındaki tereddütlerini de anlatırlar. Böyle bir şeyin olmayacağını ve Ali’nin zamanla bu olayı atlatacağını söyleyen Ali’nin ailesi imam ve karısının endişelerini azda olsa yumuşatır. İmam aziz ve ailesi kararlaştırır ve kızını Ali’ye vereceğini söyler. Böylece Ali evlendirilecek ve bu olaydan da kurtulacaktır. Ali ailesinin bu isteme işine karşı çıkmasına rağmen aile büyükleri gençlerin ne zaman evlendireceğini karalaştırırlar. Ali ailesinin bu haline aldırış etmeyerek tamarayı göre bilmek için her gün tamarayla görüştüğü yere gider. Tamarayı göre bilmek için yemesini ve içmesini unutan Ali adeta deli divane olur. Ali doğru dürüst eve uğramaz olmuştur. Geceleri gölün soğuk sularına rağmen yüzerek karşıya geçen Ali gece herkesin uyumasından sonra tamaranın bulunduğu odanın penceresine gelir. Ve cama ufak bir taş atarak tamarayı cama çağırır. Pencerenin önünde Ali’yi gören Tamara görüşmek için Ali’nin yanına aldıkları dersten sonra gizlice iner. Kimsenin haberi olmadan görüşen bu sevgililer uzun zamandır ayrılığın vermiş olduğu acıdan dolayı saatlerce birbirine sımsıkıca hiç ayrılmayacaklarmış gibi sarılırlar. Bu sarılmadan sonra günün ilk ışıklarına yakın bir zamanda kimsenin bunları görmemesi için Tamara gizlice eve döner Ali ise kimseye görünmeden oradan uzaklaşmaya başlar.
    Güneşin doğuşundan sonra kalkan aile fertleri herkesin her gün uyandığı bu saatte tamaranın yatmış olması biraz onlara garip gelir. Kızına bakmak için kızın odasına yönelen baş keşiş tamaranın yattığını görmesiyle tamaraya kıyamayıp onu uyandırmadan tekrar uğraştığı işlerine döner. Sevgililer kimsenin haberi olmadan belirlenen bir saate kadar birbirleriyle görüştükten sonra ayrılığın vermiş olduğu acıya da dayanarak birbirlerinden zaman gelmeyene kadar bir saniye bile ayrılmazlar. Bu görüşmelerden sonra âşık olan bu sevgililer kimseye görünmeden tekrardan görüşmeye çalışırlar. Bu buluşmalar ikisini birbirlerine daha da sıkıca bağlanmalarına neden olmuştur. Birbirlerine kavuşmak için ikisinin kafalarında şekillendirdiği fikirler bulunurken bunları da hiç kimseye belli ettirmeden birbiriyle kavuşmak için istiyorlardı.
    Bu görüşmelerden dolayı azda olsa hasret gideren bu sevgililer bu görüşmelerini kimseye belli ettirmemek için yalancıktan sanki birbirilerini unuttuğu görüntüsü verirler. Yapılan bu plan işe yaramıştı ama aynı zamanda bu sevgililerin başına da dert açmıştı çünkü birbirinden ayrıldığı sanılan bu sevgililerin evlenmelerine de kapı aralanıyordu. Bunu sezen Ali ailesine gece tamarayla görüştüklerini anlatır bu anlatmalardan sonra Ali’nin ailesi nişan işini biraz erteleyerek işin sonunu beklemeye bakmışlar. Fakat Ali’nin ailesinin bu tavrına anlam veremeyen imam aziz ve ailesi bu işin olmayacağını görür gibi olur ve bu şüphelerini de Ali’nin ailesine bildirmeye karar verir. Ali’nin ailesi ise maddiyatı bahane ederek bu işi biraz ertelerler. Tamara ise Ali kadar rahat değildir çünkü söylemesi durumunda başlarına iş alacağını biliyordu. Hiç kimsenin haberi olmadığı gibi markosun da haberi olmamıştı. Bu uzun ayrılığın sonucu olarak tamaranın Ali’yi unuttuğu kanısına vardıklarını sanırlar. Bu unutkanlığa sevinen mark tamarayla evlenme yönünde umutlanır iyice. Aynı zamanda baş keşişte markos bu sevginin bittiği fikrine kapılır. Herkesin bu aşk bitti kanısına varışı iki sevgilinin daha rahat buluşmasına ortam sağlar. Tamara babasını ve mark kandırarak onların yüzlerine sahte gülücükler atar. Aynı zamanda Ali de kendi ailesinin dışında çevresindeki insanlara sahte gülücükler atar. Bu iki sevgilinin oynadığı bu ayrılık oyunu görüntüsü herkesi bir parçada olsa mutlu ediyordu. Kızlarının akıbetinden korkan imam aziz ve ailesinin de bu ayrılık görüntüsü veren ali’ye onlarda inanmıştı. Bu yumuşak havadan umutlanan aileler kafalarındaki fikirleri hayata geçirmek için ellerinden geleni yapamaya başlarlar.
    Ali’nin ailesi bu gizli olup bitenlerden haberi olmasına rağmen milleti şüphelendirmemek için sözde nişan hazırlıklarına başlar gibi bir görünüm verirler. Ve ilk adım olarak nişan hazırlıkları başlatılmıştır. Her iki taraf çocuklarının mutluluğu için nişan hazırlıklarına başlarlar. Bu hazırlıkların faaliyete geçmesi tamara ve Ali’yi azda olsa rahatsız ediyordu. Ama buna hiç aldırış bile etmezler. Çünkü Bu iki aşığın kafasındaki kavuşma planları canlanmaya başlamıştı onlarda sanki bunu hissetmişti. Bu olayların tamara ve Ali’ye verdiği huzursuzluktan dolayı iki sevgilinin paniklenmesine sebep olur. Ali tamara ile buluştuğunu çevresindeki insanlara da bu olayları durdurmak için olayları olduğu şekilde anlatır. Ali’nin bu anlattıklarından sonra bunları duyan etraftaki insanlar olayı büyüdükçe büyütmüş bunu duyan imam aziz kızının rencide olmadan Ali’nin ailesine bir haber yollar zaten kızını verdikten sonra Ali deki bu değişime inanacakları düşüncesiyle vermişlerdi. Nişanlamasına yakın bir zamanda Ali’nin ailesinin bahane ederek erteledikleri bu nişan işinden sonra Ali’nin gece geç tamarayla görüştüğü iddiaları bardağı taşıracak son damla olup kızını Ali’ye vermeyeceğinin haberini gönderirler. Böylece Ali için düşünülen şey olmadığı için Ali buna sevinir fakat ailesi bu olup bitenler karşısında şaşırıp kalmıştır. Artık Ali kendi halkında olan bu insanların hiç kimseden gizlemeyerek tamaranın ailesine belli ettirmeden tamarayla görüşmeye devam eder. Ali tamaraya nişan işinin bozulduğunu ve nişan yapılmadan imam aziz ve ailesinin nişan işini bozduğunu anlatır. Artık Ali rahattır. Ali’nin ailesi ise bundan sonraki işlerde Ali’nin hareketlerine göre yapacağını söyler ve Ali’yi bu konuda rahat bırakırlar. Ama tamara Ali kadar şanslı değildir çünkü uzun zamandır buraya gelen mark’ın ailesi yaşanan bu durumlara seyirci kalıp sadece olayın nereye varacağını beklemişler.
    Hatta bir ara bu nişan işinden vazgeçeceğini dile getiren mark’ ailesine mark karşı çıkmıştır ailesi nişanı kısa süreliğine de olsa askıya A
    alma kararı almıştır. Mark bu askıya alınan nişanın sebebiylede tamaranın da gönlünü kazanmaya çalışacaktır. Mark Tamara için yaptığı her çabanın sonuçsuz kalmasıyla tamarayla evlenme hayalleri bir hayal olmaktan öteye geçemiyor düşüncesiyle artık tamaranın üzerine fazla gitmez baba baş keşiş kızını Ali’ye vermemekte kararlıdır. Bu iş için elinden geleni yapan baş keşiş sınırları iyice zorlamaya başlar. Tamara ve Ali görüşürken babasının bu tutumunu Ali’ye anlatır. Ali bu sevinçli olayla tamarayla evlenme düşüncelerine daha da inanarak eğer baş keşiş fazla diretirse tamarayla anlaşıp tamarayı kaçırmayı düşünmektedir. Baş keşiş mark taaki bu değişimin farkında, belli ki artık bu sevenler hakkında ki düşüncelerini tek başına yürütecektir. Bu sevgililerin ne iş yaptıklarını öğrenmek için kimseye belli ettirmeden kızını takibe alır. Bir gün onların ses fısıltılarını duyan baş keşiş gizlice bunları dinlemeye koyulur. Ali’nin geldiğini bildiği halde sesler çıkarak tamaranın odasına yönelen baş keşiş vaktinin geç olmasıyla birilerinin geldiğini anlayan bu sevgililer sesleri duyar duymaz Ali saklanmaya başlar. Baş keşiş geldikten sonra tamaranın odasına gider ve kapıyı açtığında tamaranın daha yatmadığını görmüş ve bunun sebebini tamaraya sorduğunda ise Tamara biraz rahatsız olduğunu, bundan dolayı da yatmadığını babasına anlatır baba baş keşiş buna inandığı görüntüsünü vererek kızına peki deyip çıkmıştır. Çünkü şimdiye ne kadar kızını zorlamışsa da bir şey çıkmadığını anlayan baş keşiş bu olayı kökten çözmek için kafasında bazı planlar yapmaya başlar. Ve bu olayı kimseye belli ettirmeden nasıl bitirebilirim planlarını yapar. Bu plana göre bunları takibe alıp bunların ne iş yaptığını kestirip bunları suçüstü yakalayarak bu konuda kesin çözüm bulmaktır ve nihayetinde aradığı bu fırsat eline geçmiştir. İki sevgilinin tekrar buluşacaklarını anlar ve gizlice kızını sürekli takip eder. Bir gece tamaranın kendisini kontrole geldiğini gören baş keşiş uyur numarası yaparak tamarayı kandırmayı başarır. Tamara büyük bir sevinçle gölün kenarına doğru hızlı ve büyük bir heyecanla koşmaya başlar. Baş keşişin kendisini takip ettiğinin farkında olmayan Tamara Ali’ye kavuşmanın dalgınlığıyla arkasına bakmadan göle doğru yol alır. Ali ise yine tamaranın işaretini aldıktan sonra gölün soğuk sularına aldırmayarak göle kendini bırakıverir. Ve karşıya zorlada olsa geçmeyi tekrar başarır. Ve birbirlerini gören bu iki sevgili bütün kötülükleri ve zorlukları arkada bırakarak birbirlerine doyasıya sarılırlar. Ali adeta tamaranın o mis kokusunu tüm ciğerlerine yerleştirirmiş gibi içine çekiyordu. Tamara ise hayatta tutunduğu tek dal Ali’ymiş gibi sımsıkı bir şekilde hiç bırakmamacasına sevdiğine sarılır. Bu iki sevgiliyi aşka susarcasına gören baş keşiş işin ciddiyetini çok iyi anlar. Daha ciddi düşünmeye başlar. Kafasındaki fikirleri daha da büyütmesi gerektiğini fark eder. Baş keşişin bakışlarından habersiz birbirleri ile konuşmaya dalan bu iki âşık seslerinin tonlarını tam iyi dengelemediklerinden baş keşişin duymasına neden olur. Ve ikisinin kaçış planları ve bu kaçışın nasıl, ne zaman olacağını duyan baş keşiş oradan sessizce ayrılır.
    Baş keşişin kafasından geçen sinsisizliklerden habersiz kaçmanın ayrıntılarını konuşan Tamara ve Ali hayatı geride bırakıp o anın tadını çıkartıyorlardı. Baş keşiş bu olayın üstesinden tek başına gelmeyeceğini anlayınca son bir defa markla el birliği yaparak Tamara ve Ali’yi ayırmak ister. Markın fikrini de alan baş keşiş ortak bir fikirle bunları ayırmaya çalışıyor.
    Eğer ikisini ayırırlarsa tüm mal varlığının tapusunu da marka teklif eder. Ama markın tek düşüncesi tamaradır. Ona kovuşma hırsıyla olayları kafasında tasarlar. Ve planın hatasız işlemesi için saatlerce düşünür. Bu planları yaparken de tamarayı kendisinden nefret ettirmekten çekinir. Çekincesi onu hissi ve haklı olarak tedirgin eder. Planın eksisiz bir şekilde işlemesi için baş keşişle saatlerce konuşurlar. Mark ve baş keşiş sonunda ne yapacaklarına kara verirler.
    Tamara yapılan planlardan habersiz bir şekilde eve gizlice girmeye çalışır. Ve sessizce odasına geçer. Kalbi adeta yerinden fırlayacak gibi çarpıyordu sanki. Kaçış fikrinin heyecanı adeta her yanını sarmıştı. Daha kaçmayı başarmadan mutluluk portresini kafasında canlandırıyordu. İstediği tek bir şey vardı tamaranın o sevdiği uğrunda ölümü göze aldığı Ali’siydi. Tamara adada bu kavuşma heyecanını yaşarken Ali de karşı tarafta yatağına uzanmış büyük bir heyecanla kavuşma portresini beynine empoze ediyordu. Tamara ve Ali aşkın kör olan gözüyle hayat baktıklarından hayatın kötü yanlarını göremiyorlardı. Düşündüklerini sadece görüyorlardı. Ama bakmadıkları noktada mark ve baş keşiş emelleri doğrultularında sinsice sonsuza dek ayrılık planları yapıyorlardı. Ve tekrar günün ilk ışıkları tamaranın penceresine vuruyordu Ali’nin ise güneşin ilk ışıkları Ali’nin uyanmasına yetiyordu. Bugün güneş bir başka parlıyordu bu iki âşık için adeta. Ve tekrar akşam karanlığı çökmesiyle birlikte Ali tamaranın işaretini bekler. Tamara kimseye çaktırmadığını zannederek evden ayrılır. Mark ise gizlice tamarayı takip eder. Ve tamaranın nasıl işaret verdiğini görür. Olabildiğince yaklaşmaya çalışıyordu. Konuşmaları iyi duya bilmek için. Ali işareti alır almaz soğukluğunu hiç fark etmediği gölün sularına kendini bırakır. Ve sonunda yine baş başalar bu iki âşık. Tamara ve Ali hasret giderdikten sonra kaçma planlarını iyice anlamaya çalışırlar. Onlarda hatsız bir şekilde kavuşmak için plan yaparken mark tüm ayrıntıları en ince ayrıntısına kadar dinliyordu. Mark istediğini almıştı fazlasıyla. Ve oradan büyük bir hazla baş keşişin yanına koşar.
    Ve planı nasıl yapacaklarını iyice sonuca vardırır. Ali ve tamara o kıyıda son buluşmalarıymışçasına o anın unutulmaz olduğunu konuşurlar. İkisi için son kaçıştı bu buluşma. Bu günden sonra artık sonsuza dek birlikte olmanın hayallerini kurarak gökyüzünün tüm güzelliklerini seyrediyorlardı.
    Ali ve tamara baş başa iken her şey onlar için güzelleşiyordu sanki. Adeta içlerindeki bu sonsuz sevgi her şeye farklı bir güzellik görünümü veriyordu. Ve ayrılma saati gelmiştir Ali karşıya hazırlıklarını yapmak için hızlıca geçer. Tamara evde olan bütün olanlardan habersiz eve gizlice girmeye çalışıyor. İkisi için aileleri ve büyüdüğü yerle son saatlerdi. Saatler geçmek bilmezken güneş ilk ışığıyla karanlığı dağıtır. Bu Ali ve tamara için unutulmayacak bir gündü. Bugün sonsuza dek kavuşma günüydü çünkü. Ali tüm sevdiklerine son kez de olsa görmek için dolaşmaya çıkar. Ali’nin içini hem bir mutluluk hem de bir ayrılık hüznü kaplıyordu. Akşamın ilk saatleri ile Ali paçaları sıvamaya koyulur. Ve kimseye görünmeden kıyının kenarına yaklaşır. Tamaradan son bir işaret bekler sessizce. Tamara mark ve baş keşişin planlarından habersiz hazırlıklarını yapar. Ve baş keşişin yatma saatini bekler. O saat geldiğinde kapıya doğru adımlarını atar ve kapının kolunu hafifçe indirir ama kapı baş keşiş tarafından kilitlendiğinden dışarı çıkamaz. Ve kapıyı zorlarken kapının arkasından baş keşişin o ayrılık esintisi gelir. Boşuna uğraşma o kapıyı açamazsın ve bu odadan çıkamazsın kelimeleri baş keşişin dilinden dökülür. Mark ise işareti vermek için tamaranın her zaman bulunduğu noktaya gelir. Ve işareti aynı anlaşıldığı gibi verir. Ali işareti görür görmez yerinden fırlar. Havanın fırtınalı olmasına hiç aldırış etmeden gölün sularına kendini salıverir. Ali suyun hırçınlığıyla boğuşurken birde mark ve baş keşiş de Ali’nin kıyıya çıkmasını engelliyordu. Markos Ali’yi kıyıya çıkarmamak için elinden geleni yapıyordu. Ali suların onu bir o yana bir bu yana savurmasıyla savaşırken gücüde tükenmeye başlıyordu. Markos adeta hava ve suyla anlaşırcasına Ali’yle savaşıyordu. Tamara ise Ali’nin ne halde olduğundan habersiz odadan çıkmak için çabalıyordu. Ve sonunda pencereden çıkıp kaçmayı başaran tamara Ali’sine doğru hızlı adımlarla koşuyordu. Ve göle tam yetiştim derken şu kelime büyük bir haykırışla adeta tüm dünyayı sarmış gibiydi. Bu Ali’nin haykırışıydı. Tamara Ali’nin sesini duyduktan sonra daha hızlı bir şekilde koşmaya başladı ama artık çok geçti. Ve Ali’nin ağzından haykırılan son kelime yine TAMARA’ydı. Bu Ali’nin ağzından çıkan son kelimeydi. Ali’nin cansız bedenini gölün hırçın sularında gören tamara Ali’sine kavuşmak için hiç tereddüt etmeden gölün hırçın sularına kendini atar. Ve Ali’ye doğru yüzmeye çalışan tamara o dillere destan güzelliğini gölün hırçın sularına teslim ederek hayatına son verir. Tamaranında boğulmasıyla eşinden sonra kızını da kaybetmesiyle baş keşiş için dayanılmaz bir hayat başlar. Baş keşişin gözleri önünde kendini gölün azgın sularına atan tamara, suların onu yutmasıyla elinden bir şey gelmeyen baş keşiş kendini hep suçlu bulmasına sebep olacaktır. tamaraya engel olamadığı için ve kızının dalgalarla boğuşup gözünün önünde can vermesi baş keşiş için çok zor bir durumdur.
    Baş keşiş, markın yardım etmesiyle kızının cansız bedenini bu sudan çıkarır. çıkardıktan sonra bile aliye olan kininden, alinin cesedini sular arasında bırakarak markın yardımıyla kızını alıp eşinin mezarının olduğu yere götürüp kızını da mezara gömer.
    Ali boğulduğundan bu yana ortalıkta görünmeyince, kimsenin de âlinin boğulmasından görünmemesi ailesinin adaya gitmesine neden olacaktır. Adaya gittikten sonra doğruca baş keşişin bulunduğu yere giden âlinin ailesi, ailenin kapıya gelip kapıyı çalmasıyla kapıyı açan baş keşiş kızının ölümüne sebep olan çocuğun ailesine saldırır. Baş keşişin kapıyı açar vap karşısında alinin başına bir şey geldiğini de anlar ve doğruca tamaranın boğulduğu bu yere gelirler. aliyi bir-iki saat aradıktan sonra alinin cansız bedenine kayalıkların olduğu yerde rastlarlar. Âlinin çoktandır öldüğünü cansız halinden anlayan aile fertleri âliyi alıp götürürler. Âliyi götürdükten sonra mezara gömdükten sonra bu sevgililerin ölmesine sebep olan baş keşişe lanet okurlar. Bu acıya daha fazla dayanamayan makbule hanım doğrucaa adaya gidip bu sevgililerin bu haline sebep olan baş keşişe makbule hanım saldırır. Hıncını baş keşişten almak isteyen bu ailede kargaşa çıkmaya başlar. Bu olup bitenlere fazla karışmayan mark ve ailesi uygun bir zaman arayarak kendi memleketine dönerler.
    Artık elinden bir şey gelmeyen aileler bu duruma alışmak zorunda kalırlar.ve bir tarihin aşkla başlayan serüvenine iki sevgilinin aynı yerde ve birbirine yakın bir zamanda aynı kaderi yaşamalarıyla tarihin kaçınılmaz sayfaları arasına girerler. Bügün bile bu aşk dillerde konuşulmaktadır.



    Akdamar
    İki koy bir derinlik, akdamarda.
    Bir menzil oluk akar, hemen yanı başında.
    Urartudan kalma iz okunur duvarında.
    Akdamar bir memleket tarihine şahittir.

    Göl kıyısı bir sebil, başında leş kargalar.
    Her bakışta bir mana, okunur kubbesinde.
    Dört yanında çift ayna ışık tutar zamana.
    Akdamar bir tarihin büyüttüğü.

    Bakmayın öyle garip, sefilce bakışına.
    Yanaştıkça bir kartal, duruşunu andırır.
    Gün ışığı camından kıvrım şeklinde iner.
    Akdamar,akdamar.....





      Forum Saati Paz Ekim 22, 2017 8:52 pm