Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    ÖLMEYİ BAŞARMAK-GÜLTEN ÇOŞKUN

    Paylaş

    1001110050

    Mesaj Sayısı : 1
    Kayıt tarihi : 23/12/10

    ÖLMEYİ BAŞARMAK-GÜLTEN ÇOŞKUN

    Mesaj  1001110050 Bir Perş. Ara. 23, 2010 4:20 pm

    ÖLMEYİ BAŞARMAK


    Yapabilirim.Sadece gözlerimi açmamalıyım.Açarsam vazgeçebilirim.Aylardır düşündüğüm ,durup durup vazgeçtiğim bu anıyı da tamamlamalıyım. Bu anının diğerlerinden tek güzel farkı bir daha hatırlayacak ve düşünecek zamanımın olmaması. Bu son anıyla her kötü şeyi ve bu anlamsız varlığımı ortadan kaldırabilirim.Tek yapmam gereken bir adım atmak.

    Yapabilirim.Yapmamam için ,vazgeçmem için aklıma tek güzel bir hatıra gelmiyor.

    Kalbimin hızlı hızlı çarpışı beni rahatsız ediyor. Bu durumdan hemen kurtulmalıyım.Tek yapmam gereken bir adım atıp on dokuz katlı bu binadan aşağı süzülmek .Ama korkuyorum. Hâlbuki merdivenleri çıkarken ne kadarda emindim. Kilomu ve yerçekimini hesaba katarsam bu kısa yolculuk 3.54 saniye sürecek .Korkum bu kısa yolculuğumun umduğumdan daha uzun ve daha acı verici olması.Hâlbuki bu üç buçuk saniye bugüne kadar yaşadıklarımdan daha fazla acı verici değil.Yapabilirim sadece gözlerimi açmamalıyım.

    Hayır, açıyorum.Her doğru işi tam yapamadığım gibi bunu da tam yapamayacağım. Karşımdaki yüksek binanın, tam sayamıyorum sanırım on sekizinci katında kıvırcık saçlı bir kadın var. Kırmızı ve yakalı bluzu ve bununla buradan bile beni rahatsız eden uyumsuz pembe bir eşofmanı var.Kalın kıvrımsız bedeni koltuğun üstüne serilmiş.Birden o ağır bedenini kıvrak bir hareketle kaldırdı ve odadan çıktı. Birden onu izlediğimi fark ettim. Kucağında bebeği ile odaya tekrar girdi. Bebeği kavrayışından ve bebeğe bakışından bebeğin annesi olduğu anlaşılıyor. Aklıma kendi annem geldi. Yüzünü tam olarak hatırlayamıyorum. Çok uzun zamandır fotoğraflarına bakmıyorum.Onun beni bırakıp gittiğinden beri tam on dört sene geçti.Acaba oda beni böle şefkatle sarar mıydı ya da bu binanın tepesinden inmem için bana sebep bulabilir miydi?Yok yok bide anne belasını çekemem.Zaten benim annem olsa olsa delinin biri olurdu.

    Vazgeçtim istemem ne yer ne yar

    Merdivenlerden çıkarken çıkınca çabucak atlamalıyım dedim. Yoksa yapamam. Yapamadım . Dilime bir dörtlük takıldı.

    Gençlik …Gelip geçti … Bir günlük süstü;
    Nefsim doyamamaktan dünyaya küstü.
    Eser darmadağın ,emek yüzüstü;
    Toplayın eşyalarımı, işim acele
    Ben gençliğim gelip geçmeden dünyaya küstüm

    Tam karşımdaki dairenin ışığı açıldı birden.Bakmak istemiyorum.Konsantrasyonumu sağlayıp bu işimi bitirmeliyim.Hareketlenme dikkatimi çekiyor.Bakacağım…Evin mutfağı burası.Elinde torbalarla bir çift girdi içeriye.Işığı kapatmadan torbaları bırakıp mutfaktan çıktılar.Mutfağın yanındaki odanın ışığı yandı.Sanırım burası onların yatak odası.Az sonra kadın üstünü değiştirip geldi.Arkasından sevgilisi mi,kocası mı bilmiyorum…Poşetten bir şeyler çıkarıp dolaba yerleştirmeye başladılar.

    Uyum içindeler.Adam torbadan yiyecekleri çıkarıp kadına uzatıyor.Kadın narin,beyaz ve güzel elleriyle yerleştiriyor paketleri.Bir şeyler konuşuyorlar.Belki gülüşüp duruyor da olabilirler. Kadın birden duruyor.Zarif bir hareketle dolabın kapısını kapatıp,iki elini beline koyuyor.Adama dönüp bir şeyler söylüyor.Onu sevdiği tavırlarından, gülüşünden,bakışından belli.Adam doğrulup ayağa kalkıyor.Bir serçeye dokunur gibi yavaşça kadını kollarının arasına alıyor.

    Birkaç dakika sarılarak durdular. Sanki onları birbirlerine bağlayan kollar değil de başka bir şeydi.Adamın ellerini kadının sırtında yavaş yavaş gezdirmesi ona ne kadar bağlı olduğunu ve onun ne kadar değerli olduğunu ,ona gelebilecek en ufak bir zararda kendi canının ne kadar yanacağını göstermeye yetiyor.

    Ayrılıyorlar.Sanırım yemek yapacaklar. Kadın yemek için ayırdığı domatesleri yıkamaya başlıyor.Adam alttaki dolaplardan birini açıp bir tava çıkarıyor ve ocağın üstüne koyuyor.Kadın biberleri ve yeşillikleri de yıkadıktan sonra onları doğramaya başlıyor. Mutfakta gidip gelişleri ,birbirleriyle uyumlu hareketleri bana dans eden iki insanı anımsattı.Çok büyük olmayan o mutfakta, iki estetik dansçı sanki çok uzun zamandır çalıştıkları dansı sergiliyor.Sanırım yemekleri pişti.Çok iyi göremiyorum ama yapılması kolay ve zaman almayan bir yemek bu .Ama masada oturuşları, tabakları masaya dizişleri onlara lüks bir lokantada sanki özel bir günü kutluyor havası veriyor.

    İki insanı birbirine bağlayan nedir?Suratlarındaki bu anlamsız tebessüm neyin belirtisi ? İki gün üst üste aynı yemeği yiyemezken iki insan birbirine bu kadar gün nasıl tahammül edebilir? İnsanlar birbirine neden güler? Neden birbirlerine kıymet verirler?Birbirleri için neden ağlarlar?Bunlar benim hiçbir zaman öğrenemeyeceğim duygular.

    Birden bu iki çiftin birkaç sene sonraki hali geldi gözümün önüne.

    Adam kapıyı çalıyor.Yavaş hareketlerle kadın kapıya yöneliyor.Heyecanını yitirmiş.Adam içeri girip selam vermeden kadına ne yemek yaptığını soruyor.Kadın sevimsiz yüz mimikleriyle adama cevap veriyor.Adam üstünü değiştirip çirkin pijaması ile mutfağın içinde dolaşıp, kadının yaptığı yemeklere göz atıyor.Masaya oturup anlamsız bir sessizlik ile yemeklerini yiyorlar.Birbirine sevgi ve şefkatle bakan gözler yok olmuş artık.

    Ne kadardır bu binanın tepesindeyim bilmiyorum.Ne buradan inip eve gidecek gücüm ne de bir adım atıp bu yersiz varlığıma son verecek cesaretim var. Ne yapacağım hakkında en ufak bir fikrim yok.Gözlerimden yaş değil de ruhum akıp gidiyor sanki.Ben ruhumu gözyaşlarımla yavaş, acı çekerek erittim.Bazen düşünüyorum, Allah beni yaratırken bana mı sordu?Bu dünyada olup olmamama neden o karar verdi?Ama bunun saçma sapan bir fikir olduğuna karar verdim. Onun bana herhangi bir soru sorması için ilk önce beni yaratması gerekiyor.Daha sonra da bu yarattığı varlığı o istemediği için ebediyen ortadan kaldırması saçma olurdu.Hayır onu suçlamam için daha iyi bir neden bulmalıyım.Belki bana daha iyi bir baba ya da daha uzun ömürlü bir anne verebilirdi.Sonra buda saçma geliyor.Acaba onun bana verdiklerini tam olarak değerlendirebildim mi? Acaba babam da benim için aynı şeyleri düşündü mü?Acaba o mu benim ben mi onun hayatını mahvettik?

    Kendimi toparlamalıyım.Burada kalma sürem planladığımdan uzun sürdü.Biri gelip beni iteklese bana ne büyük bir iyilik yapmış olur.Gözlerimi kapatmalıyım.Tekrar dikkatimi toparlamalıyım.

    Olmuyor karşıdaki dairede hareketlenme ilgimi çekiyor.Bu çiftin gelecekte ki hali gözümün önünden geçmeye devam ediyor.

    Saatlerce zahmet verilen, zaman harcanılan o çeşit çeşit yemekler iki domates birkaç biberle yapılan o basit yemeğin yerini tutamıyor artık.Adam yemeğini bitirip ayağa kalkıyor.Kadın da masayı toplamaya başlıyor. Kadın ekmek sepetini almaya uzanırken adam da kül tabağını almak istiyor. Birden çarpışıyorlar.Ahenkle, birbirleriyle uyum içinde hareket eden iki insan yok artık.Varlıkları birbirlerini rahatsız etmeye başlamış.Özenle toplanan saçların yerini dağınık bir atkuyruğu almış.Adamın güzel fiziğinin yerine geniş bir göbek, şefkatle kızın sırtını sıvazlayan ellerin yerini çalışmaktan nasır tutmuş eller almış. Bir zamanlar kocaman görünen o mutfak daralmış sanki.

    Bu iki insanı bu hale getiren zaman mı yoksa bu iki insan ellerindeki zamanı mı doğru kullanamamışlar. Olması gereken bu mu? Şimdiye kadar hep yanlış mı öğretmişler bize doğruları.

    Aklıma Selvin’le tanıştığımız gün geldi.İncecik kaşları ,soğuktan kıpkırmızı olmuş yanakları ,şaşkın tavırları…Kalbimin attığını ilk defa o gün hissetmiştim. Midemde gereksiz bir ağrı vardı.Gülüşüne inandığım tek insan …Kütüphaneyi sorduğunda ,hayatımda bu kelimeyi ilk defa duyuyormuş gibi olmam dün gibi aklımda.Yaşananlar ,konuşulanlar ,acı içinde geçen günler ,harcanan zamanlar şu an ne kadar da gereksiz göründü gözüme .Aşkın tek numarası,olmayan varlığına bizi inandırması.Bana getirdikleri, götürdüklerinin yanında bir hiç. İçini yavaş yavaş saran bir tümör gibi kurtuldum zannedersin, yeniden nükseder .İlk önce içini yer daha sonra görünmez yaralar açar vücudunda. Bulduğun teselliler, ağrı kesiciler gibi kısa sürelidir .Ne alıp götürür bu dünyadan ne de rahat verir.Aşk değil, insanlar aldatır insanı.Şimdiye kadar herkes anlatmaya çalıştı Âşık ile Mâşuk’u .Anlatamadıkları gibi birde insanların kafasını karıştırdılar.

    Selvin bana ;

    Bekle dedi gitti
    Ben beklemedim o da gelmedi
    Ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi.


    Ama şimdi ben ölmeliyim.bu dünyaya getirisi olmayan insanlar burayı işgal etmemeli ve yerini daha hayırlı insanlara bırakmalı.Aldanmaya zaman yok bu hayatta. Damarlarımda dolaşan kan beynimden geçtikten sonra kirleniyor.Kalbimin işlevlerini yapacak kadar dermanı yok .

    Sinirlendiğimi hissediyorum. Yapamayacağım sanırım. Sonucu kesin ,geri dönüşü olmayan bir yol bulmalıyım ölümüm için. Sanırım inmeliyim. Eve gidip hiçbir zaman bana yararı bulunmayan ilaçlarımı bu iş için kullanabilirim. Olmaz. O ilaçlar öldürmeyi bile beceremezler.Zaten hiç inanmadım onlara.Mercimek büyüklüğündeki bir ilaç tanesi insanın ruhunu nasıl temizleyebilir.İnsanlar ilaçlardan ya da doktorlardan böyle büyük bir işi nasıl bekler.Ruhum vücudumdan ayrı hareket ederken ilacın etkisini nasıl görebilirim .Tabi olan bir etkisi varsa.

    İneceğim .Kendimden daha fazla nefret etmek istemiyorum .İniyorum.Atlasaydım umarım daha az acı çekerdim.Beynimde dolaşan ,kalbimi rahatsız eden düşünceleri kendime bile ifade edemiyorum. Mutsuz olduğumda, aldandığımda kendimi hiç yalnız hissetmedim. Hayatımın tek iyi tarafı bu sanırım. Kitaplarım ve şairlerim hep yanımdaydı.Onlar anlattı benim kendime anlatamadıklarımı.


    Söylemek istesem gönlümdekini
    Dilime dolanan ısdırap olur.
    Yazsaydım ben derdimin bir tekini
    Ciltlere sığmayan bir kitap olur.
    Ah ne yaman çileli bir insanmışım
    Her sunulan zehri şifa sanmışım

    Ah ne aldanmışım
    Aldanan gönülde aşk serap olur

    Ayağımı yere bastığımda sanki ben betonun üstünde değilim de o benim üzerimde.Omzumda taşıdığım görünmez yükü bir dakika indirip dinlenmek için her şeyimi verebilirim.Adım attıkça bu betonun eriyip beni alacağını hissediyorum.Asansörü kullanamam.O küçük odada o kadar uzun süre duramam.Evime gitmeliyim.Yeni,sonucu kesin bir kurtuluş yolu bulmalıyım.Dizlerimin beni taşımaya niyeti yok.Yer çekimi her zaman olduğundan daha kuvvetli.Asansöre binemem ama bu merdivenleri inmeye mecalimde yok.Asansör beni yutmaya karar vermiş bir canavar gibi gözüktü gözüme.Biniyorum.Asansörler bana hep mezarları hatırlatır.Bu yolculuk çok uzadı.Arkamda bir ayna var.Bakmaya korkuyorum.Hâlbuki aynaları hep sevmişimdir.Aynalar bize bu dünyadaki varlığımızı kanıtlayan ender cisimlerden biri.Aynadaki halimi görmeye cesaretim yok.Neyse ki bitti.Bir an önce bu binadan dışarı çıkmalıyım.




    II




    Ayağımı dışarı atar atmaz pişman oldum.Sanki herkes dışarıda.Saati kaç olduğunu bilmiyorum.Yine bu karışık,saçma sapan dünyanın içine düştüm.Bütün insanların sanki acelesi var.

    Durun kalabalık,durun!
    Bu cadde çıkmaz sokak
    Haykırsam kollarımı makas gibi açarak
    Durun diyorum durun!
    Buyurun sizde durun.

    Sağa mı sola mı gitmem gerektiğine karar veremiyorum.Evimin nerede olduğunu hatırlamıyorum.Rüzgâr sağa doğru daha kuvvetli esiyor.Sağa dönüyorum.Rüzgâra kapılmak işte tam olarak bu.

    Ne bir hasret dinle ne bir ah işit
    Bir yaprak ol, esen rüzgârla git

    Kendimi bildiğimden beri iyi bir üniversite kazanmak için çalıştım. Kazandım. Yıllarca kazanmak için uğraştığım o okul beni kurtarsa ya şimdi.Gecemi gündüzüme katarak öğrendiğim İngilizce ile ifade etsem kendimi kurtulabilir miyim acaba bu ruh halinden.Acaba benim hayatım kaç bilinmeyenli denklem?Ruhum sonsuzdan gelip nereye gidiyor?İç acılarımı ölçmeye yeterli bir acı ölçer var mı acaba?Sıraların üstünde dirseklerimi çürütürken ruhumu da çürütmüşüm, fark etmemişim.

    Nereye gittiğimi bilemiyorum.İnsanlar gelip geçiyor yanımdan.Ağzımın kuruduğunu hissediyorum.Bir yere girip su almalıyım.Karşımdan çocuk arabasıyla bir çift geçiyor.Mutlu gibiler!Bebek birden ağlamaya başlıyor.Kadın telaşla arabayı durdurup bebeği kucağına alıyor.Sağa sola sallayınca bebek susuyor.Çekip durdursam şunları keşke! “Ne bu cesaretiniz?” desem. “Bunu ona yapmaya ne hakkınız var?Şimdi yanındasınız peki ya sonra desem.Bu karmaşık dünyaya bu çocuğu getirmek için ne kadar düşündünüz?Bu dünyaya gelmenin kolay gitmenin ne kadar zor olduğunu düşünmediniz mi?” desem.Ama anlamazlar.Anlasalar bile artık çok geç.

    Ağzımla birlikte içimde kurudu sanki.Adım başı bir iki tane olan,bütün şehri sarmış büfelerin birini bile göremiyorum.İleride büyük bir süpermarket var.Süpermarketleri her zaman kötü niyetli bulmuşumdur.Suratsız kasiyerler fırfır dönen ama kimseye yardımı dokunmasın diye özel bir çaba gösteren raf görevlileri,sürekli çalışanların hatalarını gözleyen takım elbiseli satış müdürleri…

    Marketin önünde büyük alışveriş arabaları var.Bence bu marketler ortadan kaldırılmalı.İnsanları birbirinden soğutan önemli etkenlerden biri bence büyük marketler.Eskiden bakkala girip önce Ahmet Amca’nın halini hatırını sorardık.Aldığımız sütün fiyatını öğrenmek için üstünde anlamsız, saçma sapan bir sürü yazı bulunan beyaz kâğıtlardan bize lazım olanı bulmaya çalışmazdık.Paramız olmadığında da ekmek alabilirdik.Babamın uzun ya da kısa sigara içtiğini Ahmet Amca bilirdi.Yanlış olanı istesek de o doğru sigarayı verirdi.Seçeneğimiz azdı,paramızda.Şimdi bu koca arabaları elimize verip onu tıka basa doldurmamızı istiyorlar.Almamız gerekenleri değil de satmak istediklerini ayrı reyonlarda gözümüze sokuyorlar.Zaten bu marketlerde alışveriş yapan insanların birbirinin yüzüne neden hiç bakmadıklarını anlayamadım.

    Girip girmemekte kararsız kaldım.Sanırım girmeliyim.Biraz daha yaklaştığımda içerideki kargaşayı görünce korktum.Hayır.Alışveriş için yarışan bu gözü dönmüş insanların arasına giremem.

    Başımda dayanılmaz bir ağrı var.Her adım attığımda bir balyozun kafama indiğini hissediyorum. Yön gösteren tabelalar bana hiçbir şey ifade etmiyor. Bu şehir sanki benim yaşadığım şehir değil.

    Karşıda sağda bir büfe var. Cebimde birkaç bozuk para olmalıydı. Satıcı adamla konuşmak istemiyorum. Aslında kimseyle konuşmak istemiyorum. Önünde sakız şekerleme dolu o küçük pencerenin önünde durup, suların konulduğu rafa baksam anlar mı acaba ? Hayır anlamaz. Konuşup derdimi anlatmaya çalıştığımda bile insanlar beni anlamazken, susup bakmamdan kimse bir şey anlamaz. İstemiyorum su bile istemiyorum.

    Vitrinlerin şatafatlı ışıkları gözümü alıyor. Bütün cansız mankenler giydirilip, süslenmiş. Hepsi bu uzun, bitmek bilmeyen geceye hazır. Kimisine takım elbise, kimisine gecelik, kimisine bakıp bakıp anlam veremediğim kıyafetler giydirilmiş. Sanki hepsi önlerindeki o camı kırıp çıkmak istiyor gibi.

    Solumda büyük bir park var.Biraz oturmalıyım.Çocuklar renkli kaydıraklardan bir bir kayıyor. Kimisi salıncakta uçar gibi sallanıyor. Hiç birinin yarından haberi yok.

    İnsanlardan uzak bir bank bulmalıyım. İleride bir tane görüyorum. Oraya kadar ayakta durabilir miyim bilmiyorum. Ruhum bedenimi taşımıyor artık. Birkaç adım gözümde büyüyor. Son bir gayretle oturuyorum. Nasıl da yorulmuşum.Buradan kalkıp eve nasıl gideceğimi bilmiyorum. Toparlanıp kalkmalıyım. İnsanlar parkı yavaş yavaş terk etmeye başladı. Anneler çocukların kollarından çekiştire çekiştire götürüyor. Gidin yalnız bırakın beni.

    Tepemde bulutlar toplanmaya başladı. Beni buradan alıp götürecek, teselli verip yanımda duracak tek bir arkadaşım bile yok. Yıllarca arkadaş değil, yalnızlık biriktirmişim yanımda. Bir dostum olsaydı böyle olmazdı belki. Yaşadıklarımı anlatırdım ona. Akıl verirdi belki bana. Koluma girip alıp götürürler belki beni buradan. “Neyin var ? Neler oldu ? Kim getirdi seni bu hale ?” derdi.Belki anlatırdım. Ama anlatmam.

    Neler çeker bu gönül söylesem şikâyet olur.

    Tanıdığım bütün arkadaşlarımın beni sevmeleri için ya da yanımda olmaları için bir sebepleri var. Onlardan pek büyük bir şey istemedim hiçbir zaman. Tek isteğim gerçek yüzlerini bana göstermemeleriydi. En iyi okullarda okumaları, en iyi arabalara binmeleri, kimsenin gidip görmediği yerleri görmeleri onlara sadece iyi bir kelime haznesi kazandırmış.

    Çünkü:

    İlim ve terbiye huyları değiştirmez.Sadece örter.

    Ama onlar örtmeyi bile beceremediler. Öğrendikleri her yeni şeyle kendilerinden bir şeyler kaybettiler.

    Yağmur çiselemeye başladı. Bir fırtına çıksa, kuvvetli bir yağmur alıp beni götürse denize. Fırtınayı beklememeliyim. Ben, gidip kendimi denize atmalıyım. Evet evet deniz kenarına gitmeliyim. Kendimi serin sulara bırakıp huzura kavuşmalıyım. Yol yine gözümde büyüdü. Hızlı yürümeye gücüm yok. Yıldızlar ağlamaya devam ediyor. Sorsam yıldızlara neden ağladıklarını cevap alır mıyım acaba ? Ama neden ağladıklarını söylemek isteselerdi, gözyaşlarını bulutlar yardımıyla saklamazlardı. Konuşsalar ne söylerlerdi acaba ? Belki de ben onlara birkaç kelime söylemeliyim.

    Her kelime gönlümde kan kırmızı bir şafak.
    Kafiyeli olmak için yaratılmış bülbülle
    Göz gözü görmez olmuş toz duman arkana bak.
    Alın yazın yarışmış sanki kutlu düldülle
    Bir ömür boyu yağdır kutlu yağmurlar gibi
    Meryem gibi boşandın dört bir yandan gönlüme.


    III




    Dalga seslerini duymaya başladım. Kalbim yine hızlı hızlı atmaya başladı. Bir bıçağım olsa söküp alsam şu kalbimi. Yıllardır bana yaptıklarının hesabını sorsam. Akıtsam kinimi denize, kanıyla…

    Atsam kendimi bu denize. Kaybetse beni. Cesedimi bile bulamasalar. Tuzlu su yok etse vücudumu. Ya da bulsunlar beni. Cebime birkaç not yazmalıyım. İçinde not olan cam bir şarap şişesi gibi sabah karaya vururum. Evet birkaç kişiye birkaç not yazmalıyım. Cüzdanımda birkaç kâğıt olmalı. İlkini anneme yazmalıyım.

    Andım yine seni her şey yâdımdan silindi.
    Hayalin gönlümün tepelerinde gezindi.
    Bir hayal olsa da afakanlarım dindi
    Andım yine seni her şey yâdımdan silindi.

    Annemi her şeye rağmen seviyorum.

    İkinci kâğıdı babama yazmalıyım. Yok, hayır! Sabah beni bulduklarında morarmış suratım ona yazacaklarımın özeti.

    İkinci kâğıdı Selvin’e yazmalıyım.

    Evden çıkar çıkmaz omuzda tabut,
    Sende eller gibi adımı unut,
    Kapımı birkaç gün için açık tut,
    Eşyam bakakalsın diye ardımdan.

    Öğrencilerime de bir şeyler bırakmalıyım. Onlara vermem gerekeni veremedim. Yapmaları, yapmamaları gerekenleri anlatamadım. Doktora tezimden ve ruhsal problemlerimden sıyrılıp bir öğretmen gibi davranamadım. Hiçbir sınıfa gülerek girmedim. Hiç birinin gözünün içine bakarak ders anlatmadım. Onların gözlerindeki yaşama sevinci hep korkuttu beni. Yapamayacaklarını bildiğim sınav sorularıyla hıncımı almaya çalıştım onlardan. Onlara hayatları boyunca akıllarında olup, onlara yol gösterecek bir cümle bırakamadım. Her zaman cüzdanımda taşıdığım, açıp açıp okuduğum ama hiçbir zaman uygulayamadığım bu uzun şiiri onlara bırakıyorum. Onlardan beni affetmelerini istemeye bile hakkım yok. Onların aklında suratsız, kendini beğenmiş, çok şey bilip hiç bir şey anlatamayan bir hoca olarak kalacağım.

    Eğer bütün etrafındakiler panik içine düştüğü zaman ve bunun sebebini senden bildikleri zaman sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen,

    Eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenebilir ve onların güvenmemesini de haklı görürsen,

    Eğer beklemesini bilir ve beklemekten yorulmazsan veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen ya da senden nefret edilir de sen kendini nefrete kaptırmazsan,

    Eğer hayal edebilir hayallerin esiri, düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen,

    Eğer zafer ve yenilgiyle karşılaşır ve bu iki hokkabaza da aynı şekilde davranabilirsen,

    Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilir ya da ömrünü verdiğin şeylerin başına yıkıldığını görüp eğilir kırık dökük aletlerle onu yapmaya çalışabilirsen,

    Eğer bütün kazancını bir yığın yapıp bir yazı tura atma rahatlığı içinde kaybetmeye tahammül edebilirsen ve kaybettikten sonra bir tek kelime etmezsen,

    Eğer kalp, sinir ve kasların eskidikten çok sonra bile işine yaramaya zorlayabilirsen ve kendine dayan diyen bir iradeden başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen,

    Eğer kalabalıklarla dolaşıp onurunu koruyabilir, krallarla dolaşıp halktan biri olabilirsen,

    Eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitemezse,

    Eğer aşırıya kaçmadan bütün insanları sevebilirsen,

    Eğer bir daha dönmeyecek olan şu dakikanı atmış saniyesini koşarak doldurabilirsen,

    Dünya altıyla ve üstüyle senindir ve onun ötesinde sen insan sayılırsın.

    Şu koca dünyayı terk ederken bile sadece iki not kâğıdı doldurabildim.Eğer bedenimi bulup bir mezar yaparlarsa gelip su dökecek bir yakınım bile yok.Belki babam gelir.Ele güne ayıp olmasın diye ama!

    Şu son dakikalarımda bile yaşamak için bir sebep arıyorum.İnsanoğlu var olmak için, yitip gitmemek için her şeyini verir. Bende bir insanım ama var olmayı hak etmeyen bir insan.

    Belki de doğduğum yere gitmeliydim.Belki beni seven birkaç akrabam olurdu.Küçükken birkaç kez babam beni oraya götürmüştü.Çok severdim orayı.Babaannemin komşusunun iki oğlu vardı.Ne zaman gitsem sokağa çıkmak için can atardım.Yürekten severdi o çocuklar beni.Hatta biri beğendiğim için bilyelerini bana vermişti.Kendisi de severdi o bilyeleri ama yinede vermişti bana.Çocuk olduğum halde şaşırmıştım buna.

    Küçük bir kasabaydı .Küçük bir caddesi,küçük de bir meydanı vardı.Sarı beyaza boyanmış kaldırımları,çiçek ve meyve ağaçlarıyla dolu bahçeleri vardı. Orada yaşasaydım keşke.Ufak bir evim ,ufak bir bahçem olurdu.İki oğlum olurdu belki.Bahçeden erik koparınca kulaklarını çekerdim.Bilemem ki belki iyi bir baba olurdum .Hayatın akışına kapılır yaşardım belki. Sokağa çıktığımda yüzüme gülen birkaç insanla karşılaşırdım .İşten gelince bir bardak çay içeceğim birkaç arkadaşım olurdu belki.

    Uçun kuşlar uçun doğduğum yere
    Şimdi dallarında mor sümbül vardır.
    Coşkun akar dereleri,
    İçimde oralı bir bülbül vardır.


    Ufak bir okulda çalışırdım .Bahçe kapısından girdiğimde öğrenciler koşup bacağıma sarılırdı.Belki her gün isyan edip ; harcanıp gittim buralarda derdim.Ama huzurlu yaşardım en azından .Akşam evimde beni bekleyen bir ailem olurdu.Akşamları beni bekleyen biri olmadı hiç .Akşamları değil gündüzleri de bir bekleyenim olmadı.

    Belki de bir kardeşim olmalıydı.Bu kadar yalnız kalmazdım o zaman, hayata bağlanmak için bir sebebim olurdu.Ama bu hayalleri kurmak için çok geç kaldım.Zamanımı doğru kullanmadım .Fırsatların değerini bilemedim.Her şey için çok geç kaldım.Hatta ölmek için bile çok geç kaldım.Bu kadar beklememeliydim.O binadan atmalıydım kendimi.Ama ben beceriksiz ,korkak,sünepe adamın biriyim.Ne o binadan atlamayı becerebildim ne de şimdi buradan atlamayı becerebiliyorum.

    Babam sen şu hayatta ders çalışmaktan başka hiçbir halta yaramazsın derdi. Kızardım o zaman.Şimdi hak veriyorum.Buradan da inip evime gitmeliyim.Ölmeye bile hakkım yok benim.Acı içinde yaşamaya mahkûmum ben.Gerçekten de ders çalışmaktan başka bildiğim hiçbir şey yok .

    Gitmeliyim.Burayı da terk etmeliyim.Kendi kendimin yüzüme bakmaya utanıyorum. Şuan kendimi karanlığın en dibinde hissediyorum. Bu karanlığın içinde kaybolmayı istiyorum. Bu gece bitsin, çok istiyorum.Sonu ne olursa olsun bitsin yeter ki.


    Sanma geçer bu karanlık
    Gecenin ardında yine gece var.


    Evime gitmek istiyorum. Eve gidip annemin fotoğraflarına bakmak istiyorum .Otuz yedi yaşımdayım ama beş yaşında bir çocuk gibi annemi istiyorum.


    Anne girdin düşüme
    Yorganın olsun duan,
    Mezarında üşüme!

    Anlamam anlatamam;
    Düşen düştü peşimize,
    Artık vadeler tamam…


    Evet, annemi istiyorum, düşsem ölsem gitsem annemin yanına. Gitmeliyim. Onun yanına gitmeliyim. Görmeliyim onu, mezarına gitmeliyim.Evet,evet mezarına gitmeliyim.

    Şuan nerde olduğunu bile bilmiyorum. Bir taksi çevirmeliyim.Sokaklar boşalmaya başlamış.Bir kaç insan var caddede.Caddeyi sis mi kaplamış ben mi bulanık görüyorum ayırt edemiyorum .Rüyada gibiyim .Rüya diyemem kâbus olmalı bu .

    Sokağın başında bir ışık belirdi .Umarım bir taksidir bu .Yaklaşıyor ama halen bu arabanın taksi mi ,normal araç mı olduğunu anlayamıyorum.Hayır gelen bir taksi değil .Zaten lazım olduğunda hiç olay yerinde bulunmazlar.

    Yön bulma becerimi tamamen kaybettim. Bu şehri daha önce hiç görmemiş gibiyim.Sarhoş gibiyim.

    Yağmur tamamen durdu.Bu gök inse üzerime ,kapatsa beni tamamen ,kaybetse bu benliğimi. “Allah’ım eğer beni duyuyorsan, eğer benden haberin varsa lütfen bana yardım et.”
    Yine yaptım. Kendimden nefret ediyorum. Zorlandığım her an kendimi ona sığınırken buluyorum. Düşüncelerimi zapt edemiyorum. Güçsüz olduğum da aklım benden izinsiz ve habersiz hep onun yanında alıyor soluğu. Hiç yardımını göremediğim halde her seferinde yardımı ondan istiyorum, istemeyerek de olsa.Allah’ım bana neden yardım etmediğini bilmiyorum .Tek bildiğim beni sevmediğin. İlk önce annesiz bıraktın beni.Daha sonra sorumsuz ,aylak bir baba elinde unuttun beni.Halbuki sınıfımızdaki Ali’den hiçbir farkım yoktu benim.Hatta fazlam vardı .Ödevlerimin hiçbirini aksatmazdım.Hem sınavlarda da ondan yüksek alırdım .Hiç yaramazlık da yapmazdım.Derste hiç konuşmazdım.Takdir aldığımda hiçbir zaman bir şey istemedim babamdan.Ama her şeye rağmen onun babası onu hep daha çok sevdi.Annesi sabah erken uyanıp hep kahvaltı hazırlanmış ona .Anlatırdı hep. “Annem bana zorla süt içiriyor.” derdi.Kızardı annesine.Ben de içimden ona kızardım.Annem olsaydı ben ona kahvaltısını hazırlardım diye düşünürdüm.Hem annem olsa hiç ağlamam ,hiç düşmem,gömleğimi hiç kirletmem derdim. Ama kimi insanlar şanslı doğar,şanslı büyür,şanslı ölür.Yıllar geçmesine rağmen Ali’den hala nefret ediyorum.Çocukluğumda güzel hiçbir şey yok .Annee! Ne olur biraz daha dursaydın.




    IV




    Çok şey istemiyorum.Sadece bir taksi istiyorum.Bir ışık daha belirdi.Umarım bu kez taksidir.Arabanın gelmesi için sabredemiyorum.Koşmaya mecalim olsa koşarım.Sanırım bu bir taksi.Evet .Lütfen boş olsun!Durdurmak için elimi kaldırmaya mecalim yok ama yapmalıyım.Duracak sanırım.Şoför siyah gür saçları olan,kirli sakallı bir adam.Çok uzun boylu değil sanırım.Bana bakışları tuhaf.Kim bilir nasıl görünüyorum.Durmakla durmamak arasında kaldı.Durdu nihayet.Arkaya oturmalıyım.O kadar yorgunum ki arabanın kapısını açarken zorlanıyorum.Şoför aynadan biraz korkulu biraz şaşkın yüz ifadesiyle bana bakıyor. İki gündür kimseyle konuşmadım. Şimdi gideceğim yeri söylemek zor geldi.Mezarlığa gideceğimi söylesem benden daha çok korkabilir.Ne yapmalıyım? Bilmiyorum.Şu durumda bile insanların hislerinin, beni neden bu kadar ilgilendirdiğini bilmiyorum.En iyisi onun sormasını bekleyeyim.Sanırım o da benden bekliyor.

    - Nereye gidiyoruz?

    - Mezarlığa.

    - Bu saatte mi?

    - Evet. Bu saatte.

    İnsanların vazifesi olmayan işler hakkında soru sormasından nefret ederim.Şoför arabayı kullanırken ara sıra da aynadan bana bakıyor. Tedirginliği yüzünden okunuyor.

    Yollar iyice boşalmış .Herkes evine çekilmiş .Nerde olduğumu bilmediğim için bu yolculuğun ne kadar süreceğini tahmin edemiyorum.Dışarıda iken üzerimden çıkan sıkıntı rüzgârla dağılıyordu sanki .Arabaya binince hepsi üzerime yığılmaya başladı, sanki sigara dumanı gibi.Arabanın içi çok sıcak.Terlemeye başladım.Belki de anneme gideceğim için heyecanlandım, ondan terliyorum.Terledikçe nefesim kesiliyor sanki.Camı açsam ne iyi olur.İçerde klima açık ama .Açarsam şoför yine konuşabilir.Kimseyle konuşacak durumda değilim.
    Adam bana bakışlarını sıklaştırdı sanırım bir şey söyleyecek.

    - Ağabeyciğim ne işle uğraşıyorsun?

    - Öğretmenim ben.

    - Hangi okulda?

    - Üniversitede.

    - Ooo..Benim oğlanda üniversite de okuyor.Belki tanırsın hocam.Ali Yüksekkaya

    - Yok tanımıyorum.

    - Ne öğretmenisiniz?

    - Felsefe,sosyoloji

    - Hocam ne güzel valla.Çok pişmanım okumadığıma.Bak gecenin bir yarısı sürünüyorum.Ne güzel öğretmen olmuşsun.Sabahın köründen beri direksiyon sallıyorum.

    Korktuğum başıma geldi.Ayakta durmaya mecalim yokken şimdi bir de muhabbet edeceğim.Aman ne güzel öğretmen olmuşum.Gel bana sor.Her akşam cehennem var yastığımda sanki.Sen direksiyon sallarken ben evde uyuyabiliyor muyum.Her gün gece olacak diye ödüm kopuyor.Odamın duvarları üstüme geliyor her gece. Uyumak için can çekişiyorum.Uyusam da kâbuslar yakamı bırakmıyor.Soğuk terlerle uyanıyorum.Bazen gördüğüm rüyaların etkisinden bir hafta kurtulamıyorum.Gel bana sor neler çekiyorum.

    - Bizim oğlan da matematik öğretmeni olacak Allah nasip ederse.Çok masrafı var.Geceleri çalışmazdım eskiden. Oğlan okula başlayınca geceleri de çıkmaya başladım.İti var kopuğu var .Kimseden korkmam da, bana bir şey olursa çocuklar açıkta kalır.Şu oğlanın bir öğretmen olduğunu görsem gözüm açık gitmez hiç olmazsa .Kızım da bu sene girecek sınava.Bakalım o ne yapacak?Okusunlar da ben çalışırım gece gündüz .Kızım doktor olsun çok istiyorum.Biz yapamadık onlar yapsın.

    - Olur umarım.

    Bir baba çocuklarının okumasını neden bu kadar ister ki.Neden onlar için hayatını gece gündüz çalışarak geçirir.Benim babam veli toplantılarına bile gelmezdi.Veli toplantılarını bırak mezuniyet törenime bile gelmedi.Ben hiç kahvaltı yapıp okula gitmedim.

    - Hocam sizde kaç çocuk var, ayıptır sorması.

    - Benim çocuğum yok.

    - Tabi hocam başkalarının çocuklarıyla ilgilenmekten çocuk yapmaya fırsatınız olmamıştır.

    - Ben evli değilim.

    - Anladım hocam.Sağlık olsun.Biz evlendikte ne oldu?

    Ne kadar anlamsız bir sohbet bu .Kendi sorup kendi cevaplıyor.Bir an önce şu yol bitse de bu bunaltıcı konuşmadan kurtulsam.

    - Hocam bu saatte ne işiniz var mezarlıkta?

    İşte beklenen soru. Sabahtan beri sormak istediği ama çekindiği soruyu sordu. Bütün bu konuşmaların sebebi muhabbeti koyulaştırıp bu soruyu sormaktı. Bu merak duygusu adamı delirtir. Öğrenince eline ne geçecek acaba?

    - Annemi ziyaret edeceğim.

    - Bu saatte?

    - Aklıma düştü .Çok uzun zamandır işlerin yoğunluğundan gelemiyorum.En iyisi uygun zamanı beklemeden gelmek.

    Acaba bu saatte buraya neden geldiğimi anlatsam anlar mısın? İntihar etmeyi çok istedim .Saatlerce bir binanın tepesinde cesaretimin gelmesini bekledim .Olmadı yapamadım, indim.Sonra kendimi denize atmaya karar verdim onu da yapamadım ;o kadar yalnız ve çaresizim ki tek umudum mezarında yatan annem.Delirmek üzereyim desem .Acaba ne der bana ?Belki de korkar indirir arabadan beni .Belki de teselli vermeye çalışır.Teselli etse de diyebileceği sınırlı cümleler var.

    - Hocam her şey gelir geçer.Biz neleri atlattık.İntihar çözüm mü?

    Veya

    - Sizin gibi aklı başında ,okumuş bir adamın yapacağı şeyler mi bunlar?Ölünce dertler biter mi sanki.Bunun birde öbür tarafı var.

    Veya

    - Hocam iyi düşünün.İntihar ederseniz sizi seven insanlar çok üzülür.

    Sanki sevenim varmış gibi! Diyebileceği hiçbir şey beni kendime getiremez.

    - Anladım hocam ama mezarlık bu saatte tehlikeli olur.İt kopuk takılır mezarlıklara bu saatte.

    Bana benden daha fazla kim zarar verebilir ki? Bana kim ne yapabilir ki? Bende olan neyi alabilirler ki?Ben kendime en büyük cezayım zaten.

    - Bekçisi vardır bir şey olmaz.

    - Siz bilirsiniz hocam.Ama yine de tekin olmaz oralar bu saatte.

    Cevap vermek istemiyorum.Zaten diyecek bir şeyde bulamıyorum.Zihnim o kadar karışık ki söyleyeceklerimi,diyeceklerimi unutuyorum.Düşünceler şimşek gibi çakıyor beynimde.Fırtına esmiş gibi bulandı.Çocukluğum, gençliğim,öğretmenliğim, annem, babam, kitaplarım,şiirlerim dolaşmış bir yumak gibi aklımda.Saçma sapan olaylar,düşünceler,şiirler akıp gidiyor sanki.İçimde bir canavar var.Yiyip bitirecek beni.


    Ya Rab, bu gece yılan mı yuttum?
    Şeytan mı yedim, peri mi tuttum?
    Zihnimdeki fikri belledim yar;
    Yazdıkça mürekkebi kuruttum;
    Her bir sözü kendime okuttum.
    Allah’a benim gözümde burhan…
    Bir şey diyecektim ah unuttum.


    İçimden birden gülmek geldi.Böyle bir durumda aklımdan bu şiirin geçmesi sinirimi bozdu.Bir gün intihar etmeden bu gidiş gelişler öldürecek beni.Böyle yersiz gülüp ağlamalarımdan çok bunalıyorum.Dünya üzerinde kaç insan kendinden sıkılır.

    İnsanlardan kaçmak kolay
    Kendinden kaçabilirsen

    Gülme halim iki dakikadan fazla sürmedi.Görünmeyen bir el yine yapıştı boğazıma.

    Kalbim yırtılıyor her nefesimde
    Kulağım ruhumun kanat sesinde

    - Hocam , hocammm!Dalıp gittiniz derinlere.Beni dinlediğinizi sanıyordum.

    - Affedersin . Çok yorgunum. Dalıp gitmişim öyle.

    - Olur, hocam olur öyle.Bizim gibi boş adamların aklı boş olur yalnız.Sizin dalmanız normal

    - Yok estağfurullah.

    Bu bitmek bilmeyen yolculuk ruhumu daralttı iyice .Bu beden bu ruha küçük.

    Acaba ne kadar kaldı yine sorsam mı? Adam susmuşken konuşmasam daha iyi olacak.Ama sormalıyım yoksa kusacağım bu ruhu bu bedenden ,dayanamıyorum.

    - Ne kadar var daha?

    - Bir on dakikası daha var hocam.

    On dakika mı?Koca bir on dakika nasıl geçer?Niye girdim bu arabaya?Yeryüzüne sığamazken bu küçük taksiye nasıl sığarım?Bir on dakika daha taşımalıyım bu ağırlığı üstümde.

    - Hocam,hocammm…

    İrkildim yine.

    - Buyurun

    - Sizinle gelmemi ister misiniz?

    - Yooooo.Gerek yok.Hiç zahmet etmeyin.

    - Ne zahmeti hocam.Olur mu öle şey.İçime sinmez sizi oraya tek yollamak.

    Bunu bana neden yapıyor acaba?Niye bana yardım etmek istiyor?Bana bir şey olsa ona ne ki?Acaba bunu o benden istese ben yapar mıydım?

    Yapmam herhalde gecenin bu saatinde kimse için o mezarlığa girmem.Yok adam yok, ben böyle iyiliklere alışkın değilim.Ruhum kabul edemez,ağır gelir bu iyilik ona. Anlamaz o böyle nezaketten.Kötülükten ,ayrılıktan , terk edilmekten,yalnızlıktan anlar o .Benim ruhum acıyla beslenmiş yıllardır.Alışmış o artık.

    - Yok, çok sağ olun.Ben giderim.Bana bir şey olmaz.

    Ah keşke olsa.Biri gelip bıçaklasa sırtımdan, iteklese bir uçurumdan.

    - Beklerim sizi dışarıda.Bu saatte taksi geçmez oralardan.Nasıl geri dönersiniz yoksa?

    - Yok, sağ olun dönerim ben.

    - Yok, hocam yok olmaz.Bırakamam sizi orda.

    Birden adamın bu ısrarı beni sinirlendirdi,terslemek geldi içimden.

    - Yok, gerçekten gerekmez

    - Olmaz hocam olmaz .Beklerim ben.

    - Uzun sürebilir.Beklemeyin siz.Hem daha ne kadar kaldı?

    - Sürsün hocam.İşim ne benim.Beklerim.Az kaldı bu yolun sonunda.

    Ne desem?Ne yapsam?Bu adamı nasıl gönderebilirim?

    Ne yapacağımı,ne zaman döneceğimi ben bile bilmiyorum.Hatta dönüp dönmeyeceğimi bile bilmiyorum.Ama cevap verecek durumda değilim.Ne yaparsa yapsın.

    - Tamam, sağ olun.

    Nefesimi tutup denize dalmış gibiyim.Ne kadardır bu suyun içindeyim bilmiyorum.Ama içimde ciğerimin şiştiğini hissediyorum. Patlamak üzereyim.Bir an önce bu arabadan inip nefes almalıyım.

    - Buyurun hocam geldik.

    - Sağ olun.Borcum ne kadar?

    - Hocam gidip,gelin siz sonra hesaplaşırız.

    Cevap verecek kadar duramam bu arabada.Çıkıp dışarıda cevap vermeliyim.

    Evet, nefes aldım biraz çıkınca.Taksimetreye bakmak aklıma gelmedi.Ne kadar da salağım.Gerçi baksam da okuyamam şimdi.

    - Yok, olmaz öyle şey .Siz söyleyin dönüşü ayrı veririm.

    - Yok, hocam yok.

    Bu durum beni iyice sıkmaya başladı.

    - Nasıl olur hocam.Ne yapacaksınız burada?

    - Tamam, neyse bekleyin.Ama çok gecikirsem beklemeyin gidin siz.

    - Tamam, hocam bekliyorum sizi burada.

    - Peki.

    Israr edecek durumda değilim.






    V




    Gerçekten çok karanlık burası .Yürümekte zorluk çekiyorum.Mezarları yavaş yavaş görmeye başladım.Annemin mezarı kim bilir nerede?Kalbimin atışları yine hızlandı.Sanki annemin mezarını değil de kendisini görecek gibiyim.Burada bir sürü mezar var.Nasıl bulacağım onu?

    - Anne ses ver ne olur!

    - Anne anne!

    - Anne yardım et.Lütfen!

    Daha hızlı dolaşmalıyım.bulmalıyım annemi…

    - Nergis,Eda,Ayşe,Ali,Mehmet,Ekrem,Leyla,Fatma,İhsan,Makbule, İbrahim,
    Elif,Meryem,Gönül,Sümeyra,Nihal,Ümit,Mustafa…

    Yok yok işte!

    - Anne anne…

    - Nereye gittin?

    - Hey! Durmayın siz de ses verin annemi bulun.Kalkın yattığınız yerden.Yardım edin.

    - Anne,anne…

    Gücüm kalmadı .Anne sen beni bırakıp gittin ama bak yine ben geldim.Eskiden rüyalarımda görürdüm seni.Şimdi rüyalarıma da girmez oldun.

    - Anne,anne…

    - Sana ihtiyacım var.

    - Hatice ,İsmail,Kemal,Burcu,Semra,Songül…

    - Evet,evet, buradasın.Anne buldum işte seni!

    - Oğlum,Rıza! Sen mi geldin?

    - Anne! Sen misin?

    - Evet,ben geldim oğlun Rıza.

    - Anne!

    - Anne!

    - Niye ses vermedin?

    - Niye buradayım demedin?

    - Artık yüzünü bile hatırlamıyorum.Aslında küsmüştüm sana.Gelmeyecektim yanına.Ama dayanamadım,geldim bak.

    - Anne,anne…

    - Lütfen ses ver bana!

    Hasta yatağındaki halini silmiştim aklımdan,kapatmıştım.Aklımda herkes gibi öldürmüştüm seni. Ağlamadan,acı çekmeden, sessizce, kıvranmadan aniden öldürmüştüm aklımda seni.

    Bak yine hatırladım anne.

    Doktorlar çocukluluğumu sorup duruyorlar.Hatırlamıyorum dedim hep.Anne nasıl hatırlamam? Nasıl unuturum?

    Ölmeden son dört gün önce göstermediler seni bana.Doktor babamla konuşurken duydum.Seni bana göstermeleri bende derin, tamir olmaz yaralar açarmış.Ama başaramadılar anne, yapamadılar; o derin, tamir olmaz yaralar ruhumu sardı.

    Kime bırakıp gittin beni?Kime güvendin?

    Hani en son, elmayı özlediğini söylemiştin.Elma vermişlerdi sana.Ben o günden beri elmadan nefret ediyorum.

    Bana ben yokken babamı üzme demiştin.Ben üzmedim onu,ama bana sana söz verdiği gibi davranmadı.

    Anne senin bana öldüğünü bile söylemediler.Bir kaç yıllığına hastalığın nedeniyle yurt dışına gitmeliymişsin.Bu yalanı yutacak kadar küçük değildim ben.

    Bana daha inandırıcı bir yalan bulmak için bile uğraşmadı.Sen ölünce bütün kıyafetlerini attı.Hani sevdiğin bir saç tokan vardı ya, onu sakladım anne.Bir de birkaç fotoğrafın var.Onları da eşyaların atılırken kimse fark etmeden almıştım.Bir de onları sakladım.

    Anne sana bir şey anlatacağım ama üzer miyim bilmiyorum.Bunu sana anlatmadım hiç üzülme diye.

    Hani senin bir arkadaşın vardı. Alt komşumuz Nevin Teyze.Sen gidince o bize daha sık gelip gitmeye başladı.Bana üzülmemem gerektiğini sen yokken benim yanımda olacağını söyledi.Ama merak etme inanmadım ben ona.Babam o kadına evin anahtarını verdi.Hani senin sevdiğin, boynundan çıkarmadığın kolyeni de ona verdi.Onun yalnız bir kadın olduğunu,bizim de kimsemiz olmadığını ve Nevin Teyze’nin bizim yanımızda kalması onun için de benim için de iyi olacağını söyledi.Nevin Teyze hastayken yattığın yatağı attı anne.Babama, benim bu yatağı her görüşte üzüldüğümü söyledi.

    Anne, babam bana önlük almayı unuttuğu için ilk gün önlüksüz gittim okula.Öğretmen “Bir daha böyle gelirsen evine geri yollatırım seni.” dedi.“Senin anan baban yok mu?” dedi.Sesimi çıkaramadım.

    - Anne !

    Babam beni bir hafta boyunca önlüksüz gönderdi okula.Öğretmenlerine söyle kendi işlerine baksın.Elbet alırız de dedi.

    Hani bizim karşı apartmanda yaşlı hasta bir komşumuz vardı.Çok zor kalktığı için kapısı açık dururdu hep.Bir hafta okula diye çıkıp onun yanına gittim.Öğretmen evine yollarım dedi. Ne yapsaydım?Son gün uyumuşum Rıza Amca’nın yanında, geç kalmışım eve.Nevin Teyze beni banyoya kapattı babam gelene kadar .Babam gelince benim ne kadar yaramaz olduğumu eve sürekli geç geldiğimi ,ona çok eziyet çektirdiğimi söyledi.Babam kulağımdan sürükleyip balkona kilitledi beni.

    - Anne ben sana ne yaptım?

    - Neden bırakıp gittin beni?

    - Beni de götürseydin giderken.

    Bir baba kış günü kaç saat bırakır çocuğunu dışarıda? Hatırlamıyorum ne kadar durduğumu?Sonra kulağımdan çekip tekrar içeri soktu beni.Haksızlık değil mi bu?Ben size ne yaptım?

    Nevin Teyze’nin olmadığı bir gün eve geldiğimde babamı bir kadınla senin yatağında uyurken gördüm.İş arkadaşıymış.Çok soru sormamam gerektiğini, bu konulara benim aklımın ermediğini söyledi.Babamın senin yatağında kaç kadınla uyuduğunu bilmiyorum.

    Nasıl bir baba seçtin bana?Nasıl bir gelecek hazırladın,anne?

    Yedi yaşından beri kendi yemeğimi kendim yapıyorum anne.Yıllar önce yanına geldiğimde bunu sana söylemiştim.Bak anne bu elimdeki iz yanık izi.Yumurta pişirirken yaktım.Bu parmağımı da ütüyle yaktım. Öğretmenim “Bir daha ütüsüz gömlekle gelirsen seni andımızı okurken rezil ederim.” dedi çünkü.Anne senelerce boyum ışığa yetmediği için tuvalete karanlıkta girdim.

    Vücudumdaki bir çok yara izi bana seni hatırlatıyor.Bunları sana daha önce hiç söylemedim anne.Nevin Teyze’nin üzerimde söndürdüğü sigaralar canımı hiç yakmadı.Hatta her bastığında daha çok sevindim.Çünkü bana her zarar verdiğinde komşuları görmesin diye halama gönderdi beni.Halamda sevmezdi ama bana hiç vurmadı.O yüzden halamı severim ben.

    Anne vasiyetimi yirmi üç yaşımda yazdım ben.Tek isteğim beni senin yanına gömmeleri.Kabul eder misin?

    Benim artık yaşamak için hiçbir sebebim kalmadı anne.Aslında kalmadı değil de, bu yaşıma kadar bir sebep bulamadım desem daha iyi olacak.Artık burada yanında kalmak istiyorum.Gidecek yerim yok anne.

    Sana Selvin’den hiç bahsetmedim.Ona da senden bahsetmedim.Sordu ama söylemedim.Gördüklerimi,duyduklarımı kimseye anlatmadım.Selvin sana çok benziyor anne .Senin gibi masum , cesur,hayat dolu ,sevecen biri.Ama ben onun hayatını da mahvettim. Tıpkı kendi hayatımı mahvettiğim gibi.Ona hiçbir şey veremedim acıdan başka. Anne Selvin bir doktor.İnsanlara yardım etmeye çalışıyor.Bana da yardım etmeye çalıştı ama içimdeki nefreti kimse alamaz.
    Ben kimseyi sevemem.Kimse de beni sevemez.Çünkü sevgi normal insanlar için.Benim gibiler hak etmiyor sevgiyi.

    Anne senin gibi iyi bir insan olamadım ben.Biliyorum kafanı şişirdim senin,ama anlatacak başka kimsem yok.

    Akıl ver bana ne olur.Ölmek istiyorum .Artık dayanamıyorum.İntihar edip yanına gelmemi istersen ses çıkarma, yok eğer etme bu acı içinde yaşamaya devam et dersen bana ses ver.

    Evet ses vermediğine göre benim gibi düşünüyorsun.

    Anne ben gitmeliyim.Seni üzdüysem özür dilerim.Yıllarca bunları içime atarak çöplüğe çevirdim kendimi.Biraz toprağından alıyorum.Zaten kısa zamanda geleceğim anne.

    Kalkmalıyım buradan.Sanki kazınmışım buraya. Annemin mezarının üstünde hiç ot yok.O da mutsuz herhalde.Bütün mezarlarda çiçekler var.Anneminki kara kuru toprak …

    Kalkamayacağım buradan sanırım.Başım dönüyor .Kalkmalıyım.Dizlerim beni yine taşımak istemiyor.Hiçbir organıma sözümü geçiremiyorum.Yürümek ,kendimi taşımak çok zor geliyor. Gelirken daha kolay gelmiştim.

    Aslında anneme anlatacak çok şey vardı.Onu daha fazla üzmeye hakkım yok.

    Annemle konuşunca rahatlayacağımı düşünmüştüm.Olmadı.Anladım ki tek çarem bu dünyayı terk etmem.Ama nasıl yapmalıyım.Belki eve gidip tüpü açabilirim kısa kesin bir yol bulmalıyım.Aklımı kaçırıyorum sanırım.En iyisi en klasik yöntemi uygulayıp kemerimle kendimi asmak.Evet en iyisi kendimi asmak.









    VI




    Nerden gelmiştim ben ? Bir ağaç vardı buralarda nereye gitti? Bütün mezarlar birbirine benziyor. Şuan yapmam gereken en son şeyi yaptım .Kayboldum.Nasıl çıkacağım buradan.Bu yol doğru yol değil sanırım.Ucu bucağı gözükmüyor.Dönmeliyim buradan.Çıkış buralarda değil.Sanki labirente düştüm.

    Bu kadının mezarını görmüştüm sanırım.Buradan dönmeliyim.Hayır burası da değil.Nasıl dolandım burada ben?Sola dönmeliyim beklide.Aman Allah’ım nasıl çıkacağım buradan .Yine soğuk soğuk terlemeye başladım.Nefes alamıyorum biri kurtarsın beni buradan. Biraz oturup soluklanmalıyım, düşünmeliyim nerden girdim buraya.Şu mezarı hatırlamıyorum bunu da hatırlamıyorum. Sanırım şunun yanından dönmeli,düz gitmeliyim.Evet hatırladım .Sanırım doğru gidiyorum.Evet sonunda buldum.

    Taksici bekliyor mu acaba beni?Salak değil ya bu kadar saat beklesin.Bana böyle bir iyiliği kim yapar ki o yapsın.

    Karşıda bir araba var ama taksi mi; yoksa değil mi ayırt edemiyorum. Sanırım caddenin karşısına park etmiş. Kimse kalmamış caddede. Sadece yük taşıyan kamyonlar geçiyor.

    Gözümün önü iyice karardı.Merdivenleri tam göremiyorum.Ayakta durmalıyım.Eve gidip yarım kalan işimi tamamlamalıyım.Korksam da korkmasam da yapacağım.

    Taksici beni görünce lambalarını yakıp söndürmeye başladı.Lambalar gözümü aldı iyice.Binip hemen gitmeliyim.Taksinin ışığı bu kadar kuvvetli olamaz.Taksinin ışığından başka bir ışık daha var sanki.Nerden geldiğimi anlamadım.Başım iyice dönmeye başladı.

    Hayal görüyorum sanırım.Kulağıma bir motor sesi geliyor .Taksici yaklaşıyor beni almak için.Hayır sanırım üzerime gelen taksi değil bir kamyon …

    - Hocam hocam iyi misiniz?Açın gözünüzü hocam dayanın lütfen.Allah’ım ne yapacağım ben.Hocam hocammmm!Beni duyuyor musunuz?

    Oldu oldu işte benim yapamadığımı bu kamyon yaptı.İlk defa bu kadar mutluyum.Yıllar sonra.

    - Şehir mezarlığının önüne bir ambulans gönderin lütfen.yaralı var.Lütfen çabuk olun lütfennn!.Çok kan kaybediyor ne olur çabuk olun.

    Bu taksi şoförünün sesi sanırım.Bırak isteme ambulans falan.Şuraya annemin yanına gömüver yeter.

    Konuşmak istiyorum ama yapamıyorum.Vücudum uyuştu tamamen.Bacaklarımı kıpırdatamıyorum.Aslında hiçbir yerimi kıpırdatamıyorum.Kıpırdayamıyorum ama yıllardır üzerimde taşıdığım ağırlığında üzerimden kalktığını hissediyorum.

    - Hocam lütfen dayanın.Ambülans gelmek üzeredir.Merak etmeyin kurtulacaksınız.Dayanın lütfen!

    Kurtulmak isteyen kim ? Beni kendimle bırak yeter.Git lütfen buradan.Huzur içinde ölmek istiyorum.

    - Anneciğim! Oldu işte geliyorum.

    Uzaktan sesler geliyor sanırım.Ambulans sesleri bunlar.Rahat bırakın beni.Hep tek yaşadım tek ölmek istiyorum.

    Etrafımda olanları anlamıyorum.Birkaç kişi dolaşıp duruyor etrafımda.Gözlerimi açıp bakmak istiyorum, yapamıyorum.Biri boğazıma dokunuyor sanırım.Nefes alıp almadığımı kontrol ediyorlar.Gidin başımdan yeterrrrr!

    Nefesim yine daralmaya başladı.Beni yerden kaldırdıklarını hissediyorum.Üşümeye başladım.

    Annemin hasta olmadan evvelki hali geldi gözümün önüne, okula ilk gittiğim gün, Nevin Teyze’nin beni banyoya kapattığı gün, annemin beni sevip sarıldığı günler,Selvin’le tanıştığım gün,babamı o kadınla yatakta gördüğüm gün,yaşamadığım yaşayamadığım günler geçiyor gözümün önünden.Ölüyorum sanırım…

    - Çıkarın solunum cihazını.Hastanın kalp atışı durdu.

    - Ölüm saati : 04:50




    SON

      Forum Saati Salı Nis. 25, 2017 8:36 am