Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    BİR MELEĞİN SENARYOSU: ÜÇ RÜYA , İKİ MOLA , BİR İSTANBUL!

    Paylaş

    01001100076

    Mesaj Sayısı : 1
    Kayıt tarihi : 19/12/10

    BİR MELEĞİN SENARYOSU: ÜÇ RÜYA , İKİ MOLA , BİR İSTANBUL!

    Mesaj  01001100076 Bir Cuma Ara. 24, 2010 12:27 pm

    BİR MELEĞİN SENARYOSU: ÜÇ RÜYA, İKİ MOLA, BİR İSTANBUL!




    Gökyüzünün hemen altında bir elek vardı sanki yağmur’ u elerdi. İnceldikçe damlacıklar daha bir etkili ıslardı beni, Halil’ i, Âdem’i, Nebi’yi ve Ervan’ı.
    Ervan; sıska, kayısı gibi çilleri olan, turuncu kafa bir çocuktu ilk
    tanıdığımda. Bizim mahalleye yeni taşınıyorlardı o zaman annesi, babası eşyaları taşıyor, o da iki tane bisikleti biri beyaz diğeri siyah kollarının altında tutuyor, etrafa deli gözlerle bakıyordu, kimse yaklaşmasın bisikletlerimin yanına der gibi. Ben içimden konuşmayı beceremiyor ama içimden kıskanıyordum bisikletlerini. Yeni biri geldiğinde mahallemize mutlaka dışlardık onu başlarda, lakaplar takar, kavga için sebepler arar, oyunlarımıza almazdık, ama sonra o da bize benzer; biz gibi ağzı bol küfürlü olur, haylazlaşır o zaman tadı kalmazdı onunla uğraşmanın ve içimize alırdık. Bana bile öyle yapmışlardı hatta, kağıt helva derlerdi bana başlarda, saçlarım ince telli ve fazla sarıydı, o yüzden hak etmişim meğer bu lakabı. Ervan’ a hiçbir lakap bulamadık, onunla hiç uğraşmadık sanki kutsanmış biri gibi hayran hayran baktık ona, hiç birimiz söylemiyorduk ama hepimiz bisikletlerinin rüyasına kapılıydık.

    Turacı Halil; Kısacık boylu, şişe dibi gözlüklü, simsiyah saçlı bir çocuktu. Tüm yazı turali oyunlarda turayı seçer, hepsinde de kazanırdı.Bir kere bile yazı demedi, ve bir kere bile yazı gelmedi oyunlarımızda. Babası Üfürükçü Hoca’ ydı Halil’ in bir büyümü yapıyordu yoksa? Hiçbir zaman soramadık ama ’’ Büyümü yapıyor lan baban?’’ diye. Saflığımızdan falan değildi ama soramayışımızın nedeni, aramızda en kısa boylu olmasına rağmen en güçlümüz oydu.hafiften korkuyorduk yani, yoksa herkes kendi içinde düşünüyordu bunu bundan eminim. Gerçi parayı hep o atıyordu, iki yüzü de tura olan bir parası mı vardı yoksa Halil’ in? Neyse artık olan oldu çocukluğumuz ve oyunlarımız geride kaldı.
    Badem Adem; orta boylu, rengi yeşil, şekli badem gözlü, aramızda en sessiz olanımızdı. İlgi çekici pek yanı yoktu.
    Ne biçim Nebi; Dev cüsseli, yüzü kıpkırmızı, ön dişleri seyrek, lakabını en hakedenimizdi. Halil ‘ den bile daha fazla. Ayrıca gazoz kapağı koleksiyon eriydi. Ne yapıyordu onca kapağı, bu ona nasıl bir haz veriyordu hala anlayabilmiş değilim.

    Nebi bizden iki yaş, Adem’ de bir yaş büyüktü. Peş peşe İstanbul’ da aynı üniversiteyi kazanıp gitmişlerdi. Adem’ le aynı yıl Halil’ lerde taşınmışlardı mahallemizden hatta eşya taşımalarında Ervan ile ben yardım ettik. Ve o gün çok şaşırdık, Taşıma işi bitip vedalaşma faslına geldiğinde Halil bize sarılıp hüngür hüngür ağladı. Aramızdaki en güçlü, en haylaz, en vurdumduymazımız, hiç beklenmedik bir şey yapıp bizi şaşırttı. Dahası hep o büyülü sandığımız parasını bize verdi. Size şans getirsin dedi. Bize mektup atacağını, cevabımızı bekleyeceğini söyledi ve gitti.
    Ervan ve ben kaldık bu mahallede büyürken, diğerleri çocukluklarını, oyunlarını bırakıp gittiler. Sokak onlarsız tatsızdı, belki de büyüyorduk, bu yaşlar için tatsızdı sokak, o yüzden bir gün Ervan’ larda bir gün bizdeydik. Tabi bu arada anneler babalar da gelip gidiyorlardı birbirlerine, Ervan’ ın babası Talat amca ile babam aynı yerde; Demir Yollarında devlete tabi memur olarak çalışıyorlardı. Talat amca; kaşları çatık, göbekli, uzun boylu, kel kafalı bir adamdı. Bazen çok komik, bazen de çok korkunç gelirdi bana. Babamın amiriydi. Oturmaya gittiğimizde onlara, babam hep iki büklüm otururdu. Aslında babam çok şakacı, konuşkan bir adamdı. Ama işte Talat amcanın karşısında dut yemiş bülbüle döner, susar, şaka bile yapamazdı. Arada bir tavla oynarlar, her seferinde yenilirdi babam. Halbuki oyunu izlerdik arada Ervan’la , Babam oyunu daha iyi oynuyor,sonlara doğru bilerek yanlış hamleler yapıyor, yeniliyordu. Talat amca pişkin pişkin gülüyor, _’’Valla yordun beni Ahmet’’ diyor, babamda; _’’ Aman estağfurullah amirim’’ diyip, zoraki gülüp, başını öne eğiyordu.
    Babamın bu durumu içten içe üzüyordu beni hep, Tabi annemi de. Eve her döndüğümüzde annem, _’’ Komşuluk ayrı, iş ayrı pısırık pısırık duruyosun anlamıyorum seni, rezil ediyosun bizi’’ diyor, babamda _’’ Adam amirim benim napsaydım, ensesinemi vursatdım?’’ diyor, Annem de haklı olarak;
    _’’ Ensesine vur demiyoruz canım, rahat ol yeter. En azından tavlada bir kere yen be adam’’ diyor, Ve bu tartışma uzayıp gidiyordu.
    Babam çok yakışıklı bir adamdı, Talat amca da haklı olarak aynadaki yüzünü, dışarıdan verilen tepkileri referans alıp komplekse giriyor, rütbesi sayesinde babamı ezmeye çalışıyor, egosunu tatmin etmek istiyordu. Bunlar benim yorumum değil, Ervan ‘ın yorumları. O da bu duruma üzülüyordu. Ve bana takma durum bu işte diyordu.
    Tüm bu misafirliklerden sıkıldığımız bir gün koşarak geldi Ervan,
    _ Yırttık oğlum, yırttıkk!’’ diye bağırıyordu.
    _ Ne oldu oğlum, anlatsana, neyi yırttık?
    _ Oğlum kazanmışız, İstanbul yolcusuyuz, ikimizde aynı yeri hemde aynı bölümü.
    Felsefeciyiz lan artık. İstanbul’ da iki filozof’’ Öyle şeyler hissettim ki o an anlatamam, öyle hayaller, öyle kalabalıklar geçti ki gözümün önünden mutluluktan ağlayabilirdim.
    Halil’ in yazdığı mektup geldi aklıma;


    Ervan ve Kağıt Helva Ridam’ a

    Beyler sizi çok özledim! Sormuştunuz ya mektup ta, o parayı neden bize verdin diye;İstanbul’ a taşınmadan bir gün önce bir dilek tutmuştum, tura gelirse kalıyoruz, yazı gelirse gidiyoruz demiştim. Tura geldi ve biz gittik. Benim turacı Halil’ liğim bitti o gün. O gün tutturamadım anlayacağınız. Yani büyülü falan değildi beyler o para, hepinizin böyle düşündüğünü biliyordum.O gün çok ağladım, hiç gitmek istemedim oradan, ben sizleri çok sevmişim anlayacağınız.Neyse biraz da buradan anlatayım, burası güzel, çok güzel hem de bir ara çıkın gelin lan, kalabalık bura hem kişi başına yüzlerce kız düşüyo lan. Düşünsenize bizim orada hepimiz bir kıza aşıktık. Burada o kıza bakmazsınız bile.Anlayacağınız sizde olsanız bura çok daha güzel. Nebi ile Adem’ in yanına gittim geçenlerde okullarına bir görseniz oğlum adam olmuşlarda beni tanımıyorlar lan artık, adamları ziyarete gittim yüzüme bile bakmadılar. Adam değillermiş anlayacağınız. Neyse , şimdi düşününce bile sinirlerim bozuldu. Ervan, burda senin bisikletlere bin basacak bisikletler var oğlum. Bekliyorum buraya geldiğinizde….
    Hoşçakalın!

    Güzel bir şehirdi İstanbul, şimdiye dek tanıdığım herkes aşkla bahsediyordu. Ervan omzumdan tuttu, sarsarak _’’ Heey, şoka mı girdin oğlum?’’ dedi.
    _’’ Yok abi,şaşırdım. Hiç beklemiyordum oğlum ben kazanacağımı’’
    _ ‘’ Bırak şimdi düşünmeyi, kazandık lan, bizimkiler deli olur sevinçten şimdi, yürü haber verelim’’
    Koşa koşa gittik eve, Ervan’ ın dediği gibi herkes çok sevindi. Hatta yarın gidip bir ev falan tutmayı, Ervan ile bizi bir an önce yerleştirrmeyi bile düşündüler. Ben de seviniyordum ama bir korku vardı benim içimde, sebebini bilmediğim. Bu korku içimi kemiriyor gittikçe büyüyen bir çığ halini alıyordu. Arada bir dalıp gidiyordum, Ervan;
    _ Ne oluyo Ridam’’ diyordu.
    _‘’Bilmiyorum, özleyeceğiz belkide burayı’’
    _’’ Oğlum özlersek çıkar geliriz, Fizana gitmiyoruz ya’’ diyordu. Öyle değildi işte, Çıkıp gelememek değildi korkum, geldiğimizde bulamamaktı buradaki hislerimizi, yaşadıklarımızı.

    Bir buçuk ay boyunca bu korkularla yaşadım, zayıfladım bile hatta, tam sekiz kilo verdim. Bu kadar korkuyorsan gitme diyordu içimdeki ses, ama işte bizimkiler mutluydu, özellikle babam, _’’ Üniversite okuyacak, amir olacak benim oğlum’’ diyordu Felsefe bölümünden mezun birinin nerede, hangi kurum da amir olacağını düşünüyordu babam hiç bilmiyordum. Hoş sadece onlar istediği için gitmiyordum, kendim de istiyordum da bunlar kendimle yaşadığım çatışmada öne sürdüğüm bahanelerimdi.

    Valizlerimiz hazırdı. Annem, _’’ pamuk şekerim, sıkı giyinin üstünüzü, okulun ve evin yolundan başka yollara çıkmayın emi oğlum’’ diye şiirsel bir tembihte bulunuyor, babam _’’ Aslan oğlum benim, amir oğlum ‘’diye sırtımı sıvazlıyordu.

    _ ‘’ Bitti mi vedalaşmanız Ahmet, hava soğuk bak, bindirelim otobüslerine bir an önce yerleşsin çocuklar ‘’ diyordu Talat amca kaşlarını çatarak,
    _’’ Doğru amirim, hadi hadi binin siz beş dakika var otobüsün kalkmasına’’ deyip bindirdiler bizi otobüse.

    Resmen küf kokuyordu otobüs, koltukları da daracıktı, uyuyarak gitmek imkansızdı . Otobüsün camında ki buharı sildik elimizle, son birer el salladık ve çıktık yola.
    _ Ervan ev nasıl lan? Keşke bende gelseydim o zaman sizle, merak ettim bak’’
    _ ‘’ E o zaman yüz kere dedik sana, biz oturacağız oğlum o evde Ahmet amca oturmayacak sen gel onun yerine diye anlamadın ki’’
    _ ‘’ Ya ne bileyim boşver şimdi de, nasıl, anlatsana’’
    _ ‘’ Ev normal iki odalı,şirin güzel, ama İstanbul daha güzel’’
    _ ‘’ Hadi ya nasıl bir yer, neyi güzel yani, en güzeli neyi’’
    _’’ Ya oğlum ne biçim adamsın lan,bundan sonra orada yaşayacağız. Günlerdir hiçbir şey sormuyosun, şimdi dır dır dır, otomatiğe bağladın ha’’
    _ ‘’İyi lan sormuyorum hiçbir şey ‘’
    _ ‘’ Uyuyalım oğlum, bitmez bak yoksa bu yol tam on dört saat karar ver bak’’ dedi. Ve kapadı gözlerini. On dört saat deyince yine bir sızladı içim ve Ervan’ ı rahat bırakmaya karar verdim. Şöyle etrafa bir baktım, herkes uyku pozisyonunu almış, gözlerini kapatmış, uyumaya çalışıyordu. Tanrım neler oluyor dedim içimden, Daha beş dakika oldu yola çıkalı, herkes ne kadar uykusuzmuş meğer? Yo hayır bir de rahat olsa koltuklar, kokular,…

    Benden başka bir şöfor uyanıktı, muavin bile uyuyordu, en arkadaki koltukta. Çıt çıkmıyordu otobüste, hafiften kar yağmaya başlamıştı. Bu sessizlik, yollarda hafif hafif beliren bu beyazlık benimde uykumu getiriyordu. Rahat bir ölüm gibi yavaş yavaş kapanıyordu gözlerim , bu daracık koltuklar kuş tüğünden yataklara dönüşüyor, bir rüya uykumu bölüşüyordu.
    Rüyamda Halil, Ben ve Ervan bir kadının peşinden koşuyoruz, kadın öyle güzel öyle güzel ki, sanki dünyadaki bütün güzellikler onda toplanmış. Öyle sarı saçlı, mavi gözlü, uzun boylu gibi değil, fiziksel hiç bi özelliğini hatırlayamıyorum zaten sadece çok güzel olduğunu biliyorum. Kadın beyaz bir bisikletin üstünde,yavaş yavaş pedalları çeviriyor, yani çok yavaş gidiyor, biz koşuyoruz arkasından ama buna rağmen yetişemiyoruz. Sonra bir ara duruyor kadın, sadece biriniz gelsin diye bağırıyor, biz hangimizin gideceğine karar veremiyoruz. Sonunda küçükken yaptığımız gibi yazı tura atmaya karar veriyoruz,
    _ Eee oğlum üç kişiyiz nasıl olacak’’ diye atlıyorum ortaya ben. Önce Halil’ le benim aramda, sonrada kazananla senin aranda atarız diyor Ervan. Tamam diyoruz , anlaşıyoruz.
    _’’ Yazı mı, tura mı’’ diyor Halil,
    _ ‘’ Yazı lan, yazı anasını satayım’’ diyor Ervan, ve yazı geliyor.
    _ Yorulmuştum oğlum ben zaten, koşun eşşek gibi’’ diyor Halil, bozuldu ama belli etmiyor. Ervan, parayı sımsıkı tutuyor, bana öyle kötü bakıyor ki ama sanki düşmanıymışım gibi.
    _ Yazı mı tura mı, Ridam!’’ diye bağırıyor.
    _’’ Yazı lan, bence de yazı anasını satayım’’ Tam atacakken parayı havaya;
    _ ‘’ Halil atsın, sen niye atıyosun’’ diye tutuyorum elini.
    _’’ Lan güven miyomusun bana, ben atsam ne olacak’’
    _’’ Hayır abi, Halil atsın’’
    _’’ Lan ne biçim adammışsın sen
    _’’ Hayır abi Halil….’’
    _’’ Eeee susun lan, tamam ver Ervan ben atacağım’’diye kapıyor Ervan’ın elinden parayı Halil,
    _’’ Yazı mı demiştin Ridam’’
    _’’ Evet yazı’’ diyorum. Halil atıyor parayı havaya ve inanılmaz bir şey oluyor o an, Para havada asılı kalıyor resmen, yere düşmüyor. Biz şaşkın şaşkın bakakalıyoruz havada asılı duran paraya. Öyle saatlerce duruyoruz. Sonra bir ara başımızı indirip yere birde bakıyoruz, kimse yok Ervan’ la benden başka. Az ileride ki kızda, Halil’ de yok.

    _ Kalk oğlum, kalk’’.
    _ ‘’ Neredeler Ervan, nerdeler?’’
    _ Kim nerede oğlum, kafayımı yedin, bak bakayım bana terlemişsin sen, kabus mu gördün yoksa?’’
    _ ‘’ Off oğlum çok garip bir rüyaydı, ne oldu geldik mi?’’
    _’’ Yok lan ne gelmesi, daha ilk mola bu yolun yarısı bile değil, Hadi kalk elimizi yüzümüzü yıkayalım, birer çay, sigara içeriz’’
    _ ‘’ İyi hadi öyleyse’’
    _ ‘’ Ulan Ridam, uyunmaz burada diyordun, rüya bile görmüşsün alem adamsın ha.’’
    _Herkes uyuyordu oğlum napayım’’?
    _’’ Tamam lan uzatma, gel şurada bir çay içelim’’ Yaşlı garsona dönerek,
    _’’ Dayıcım iki çay alabilir miyiz?’’
    _’’ Hemen abim, iki çay çek genç abilere’’ Çayları beklerken, gördüğüm rüyayı anlatmayı düşünüyordum.
    _ Buz gibi hava lan, hayallerini bile durdurur, dondurur adamın bu soğuk’’ dedi Ervan.
    _ ‘’ Lan okula başlamadan filozof oldun ha’’ dedim hüzünlü gülerek,
    _ ‘’ Niye lan doğru değil mi, bu soğukta nasıl hayal kursun adam?’’
    _ ‘’ Çaylarınız abim, tavşan kanı’’ diyerek genç bir çocuk getirdi, masaya bıraktı çaylarımızı.
    _’’ Sağolasın abicim’’ dedi Ervan.
    _’’ Ooo çayda güzelmiş, içini bir hoş ediyor insanın.’’ Dedim.
    _’’ Vallaha lan, hiç böyle bir çay içmemiştim şimdiye kadar, ya da hiç bu kadar zevk almamıştım çay içerken.
    _’’ İstanbul yolcusu kalmasın hadi abicim, hadi ablacım’’ diye bağırıyordu çığırtkan,
    _’’ Hadi çek bir yudum daha da binelim, burada,hayallerimiz donar sonra’’ dedim, hafiften alay ederek.
    _’’ Sen geç dalganı, Ridam Efendi, uyuyup kalmada yine’’
    _ ‘’ Yok oğlum, ben aldım uykumu, gidene kadar uyuyamam artık.’’Yolculara bakıyordum da hiç birini görmemiştim daha önce, Halbuki herkes birbirini tanır bizim kasabada, kimdi bunlar diye içimden söyleniyordum. Koltuklarımıza yerleştik Ervan’la, hiç konuşmadan dışarıyı seyrediyorduk, karlı tepeleri…
    Yine o his yerleşiyordu bana; Rahat bir ölüm gibi gözlerini kapama hissi.Yavaş yavaş kapandı gözlerim ve bir rüya ile baş başa kaldım yine;

    Bizim kasabadayız, babam o kadar yaşlanmış ki anlatamam; saçları dökülmüş, dişleri çürümüş, sakalları uzamış, bir de yırtık pırtık bir palto giymiş bağırıyor.
    _’’ Oğlum amir olamadı,amir olamadı oğlummm!’’ diye.
    _’’ Baba nasıl bu hale geldin, ne oldu sana’’ diyorum. Nefretle bakıyor yüzüme,
    _’’ Git, defol git! Rezil ettin beni,kendime bile yalancı çıkardın, senin gibi oğlum yok benim’’ diyor. Öyle şaşırıyorum ki ağlıyorum.
    _’’ Hadi eve gidelim baba, annem merak etmiştir bak’’ diye tutuyorum kolundan, Gözleri büyüyor, daha da hiddetlenerek bağırıyor.
    _’’ Defol, Talat’ ın koynundaki kadına hala anne mi diyosun, sana bin kat daha yazıklar olsun. Hiç biriniz yoksunuz artık benim için.’’ Diye. Beynimden vurulmuşa dönüyorum o an, etrafa bakıyorum ne görüyüm bir de, Talat amca ve annem kol kola girmişler, gülerek, hatta kahkaha atarak bize bakıyorlar.
    _’’Anneeee’’ diye bağıramıyorum bile, soramıyorum neler oldu diye.Öyle acı çekiyorum ki derimde ki her gözeneğe acı dolu iğneler batırılıyor sanki. Sonra birden sesler gelmeye başlıyor, bütün kasabalı, çoluk çocuk demeden toplanmış, ellerinde taşlarla bizi taşlamaya geliyorlar.
    _ ‘’ Baba kaç, kaç baba!’’ diye bağırıyorum bende. Babam sırtına alıyor beni ve kaçıyoruz. Öyle hızlı koşuyor ki babam, bedeninin her yanı kalp olmuş atıyor sanki,
    _’’Baba indir beni, ben koşabilirim,yoruldun sen’’ diyorum,
    _’’ Sus! Konuşma arkaya bak, geliyorlar mı’’ diyor. Dönüyorum arkaya bakıyorum,
    _’’ Kimse yok! Yoklar baba, yoklar kurtuldukk!’’ diye bağırmamla, babamın beni yere atması bir oluyor. Her yerimin kırıldığını hissediyorum o an, ağlıyorum. Kırıkların verdiği acıdan değil ama, babam bana bir tokat bile atmamıştır bu güne dek, ama şimdi yere fırlatıyor beni, acımadan, hiddetle hem de.
    _’’Git şimdi, git!’’ diyor. Ve kasabaya doğru koşmaya başlıyor.
    _’’Baba gitmeee’’ diye bağırıyor, kalkıp onu engellemeye çalışıyorum ama her kemiğim kırılmış, kalkamıyorum.Hiç bir yerimi oynatamıyorum. Yerde öylece yatıyorum. Sadece başımı hareket ettirebiliyorum. Ölüm üşümesi gibi bir titreme geliyor ,kırıklarım kaynıyor sanki, iyileşir gibi oluyorum, birden bastıran kar üstümü örttükçe. Kar bir alçı gibi sarıyor kırıklarımı, belki de uyuşturuyor beni, ağrılarım diniyor. Arada bir başımı kaldırıp, sağa sola silkeliyorum ki karın altında kalıp ölmeyeyim. Hoş bu şekilde, hareketsiz, donarak öleceğim zaten ama boğulmadan, uyuşarak, uykuda ölmeyi tercih ediyorum.
    _’’ Ölmeye hazırım’’ diyorum sesim kısık bir şekilde, gözlerimi açmaya uğraşmaktan vazgeçiyorum, tam teslim oluyorum, bir koku geliyor burnuma. Büyük bir yangının duman kokusu gibi. Gözlerimi açıp bakmak istiyorum ama açamıyorum. Sanki bir mıknatıs yukarı çekiyor bedenimi, bütün kırıklarım iyileşiyor ve ayağa kalkıyorum. Gözlerim kapalı ama biliyorum, kasabayı yakıyor babam.
    _’’ Babaaa…’’
    Kendi sesimi bastıran, ani bir fren sesiyle uyandım,
    _’’ Ne oldu oğlum, yine mi rüya gördün? İyi değilsin lan sen. Dedi Ervan.
    _’’ Ne oluyor kardeşim, ödümüzü mü patlatacaksınız’’ diye elini kaldırarak kükredi şoför,
    _ Yok yok kabus görmüşte arkadaş’’ diye sesini incelterek yatıştırdı şoförü, Ervan.
    _’’ Gitsin yatağında görsün rüyasını kardeşim, can taşıyoruz burada’’ diye hala söyleniyordu adam. Nasıl bir mantıktı bu adamın ki anlamaya çalışmadım bile. Özür dilemek için yanıma, arkama döndüm kimse uyanmamıştı bile. Ervan’ a döndüm
    _’’ Ben iyi değilim, İstanbul korkuttu her halde beni, durmadan kabus görüyorum’’
    _ ‘’ Offf Ridam! Fazla uzattın bu İstanbul işini. Lan gelir gideriz. Sanki savaşa gidiyoruz, Hava soğuk, hasta oluyorsun belki de’’ Montumun yakalarından tutup,
    _ ‘’Ört şu döşünü bağrını!’’
    _ ‘’ Ooof, sana offf yani, çocuk muamelesi yapma bana!’’
    _’’ Çocuksun oğlum, resmen çocuksun. Sıkılmıyormuyduk lan orada, hep sızlanmıyor muyduk, Nebiçim Nebi’ den, Adem’ den neyimiz eksik diye, al işte gidiyoruz İstanbul’ a ne oldu şimdi?’’
    _’’ Oğlum anlamıyorsun, elimde değil. İsteyerek mi yapıyorum sanıyorsun? Garip bir his var içimde.’’
    _’’ Dön o zaman geri dön’’ diye öfkeyle, ama sessiz sessiz bağırarak üzerime geldi Ervan.
    _’’ Sayın yolcular ikinci molamızı veriyoruz, değerli eşyalarınızı yanınıza alınız. Sorumluluk sizindir’’ diye nezaketten uzak bir anons yaptı muavin. O an göz göze geldik Ervan’la, sinirlerimiz yatıştı, gülecek gibi olduk, sustuk.
    _’’ Molamız yirmi dakikadır sayın yolcular, geç kalanı beklemiyoruz’’ deyince artık tutamadık kendimizi ve bastık kahkahayı Ervan’la.
    _’’ Ridam, vallaha muavine dua et, çileden çıkarmıştın beni’’
    _’’ Vallaha beni de gevşetti, rahatlattı bu adam’’
    _’’ Sen hiç rüya falan görmüyor musun lan?’’
    _’’ Başladık yine, görmüyorum oğlum. Muavini getirin bana ,Allah’ ım muavini istiyorum ne olur’’ diye ellerini havaya açıp hafiften gülerek sızlandı Ervan, ve yine bastık kahkahayı.
    _ ‘’Tamam lan, sordum öylesine. Kapadım ağzımı’’
    _’’ Ahh, gerçekten bir yapabilsen bunu.’’ Büyük bir dilek diler gibi söylendi kendi kendine.
    _’’ Şuna bak lan, bu sarkıtlar bir düşse adamın başına, direk öldürür ha’’ dedi, çatının altlarında ki buz tutmuş sarkıtları göstererek.
    _ Girmesek mi lan, iki çay içip dinleneceğiz diye hayatımıza mola veririz valla’’ dedim.
    _’’ Bana diyordun ama, sen de az felsefi laflar etmiyorsun ha’’ dedi Ervan, alaylı alaylı gülerek.
    _ ‘’ Ben içmeyeceğim abi çay’’ dedim.
    _’’ Niye lan? Harbi tırstın mı yoksa?’’
    _’’ Abartmaaa, istemiyor canım’’
    _’’ E tamam oğlum, sen içmezsen içme ben içeceğim’’
    _’’ Tamam sen gir iç ben bekliyorum’’
    _’’ İyi misin lan sen, soğuğu görmüyorsun her halde, gir otur.
    _’’ Gelmiyorum abi gelmiyorummm!!’’ diye bağırdım.
    _’’ Ne oluyor lan sana? İyice kafayı yedin ha. Ne halin varsa gör lan’’ dedi ve hafiften hırpalayarak beni girdi içeri.
    Etrafa baktım, buzlanmış tepeler, Türkçede ki siz gibi çoğul sis, örtünmüş bir kadın gibi itaatkardı doğa.
    _ ‘’ Boyun eğmek, boyun eğmek’’ diye söylendim kendi kendime. Kadere boyun eğmeli insan diye düşündüm o an. Bu doğa bunu düşündürdü bana, bir ressamın resminden herkes farklı mesajlar çıkarır ya, ben bu resimden bu mesajı çıkardım.
    _’’Otobüs kalkıyoorr, duyduk duymadık demeyiiiin!’’ sesiyle çıktım resmin içinden, arkamı döndüm Ervan tam dinlenme salonunun kapısından çıkıyordu göz göze geldik, çevirdi başını ve hızlıca yürüdü otobüse doğru. Muavinin anonsu bile güldürmediyse bunu iyi küsmüş bana dedim içimden ve otobüse doğru yürüdüm bende. Tam binecekken düşüyordum bir de
    _’’ Ridam, Ridam kardeşimm! ‘’ diye fırladı yerinden Ervan,
    _’’ Ne oldu korktun mu bana bir şey olacak diye?’’ dedim gülerek. Umarsamaz gibi görünerek,
    _’’ Ne korkacağım oğlum, kim olsa üzülürdüm.’’
    _’’ Tamam oğlum ya bu seferde sen uzatıyorsun bak.Hava almak istedim,’’
    _’’ Aldın mı bari havanı, kendine geldin mi?’’
    _’’ Geldim, geldim. Merak etme.’’ Sırtımı sıvazladı, mutlu olduğunu belli edercesine güldü. Otobüsün kapısından sarkarak seslendi muavin;
    _’’İstanbul’ a yolcu kalmasınnnn, sorumluluk sizindirrr.’’
    _’’ Ne çeşit bir adam bu lan’’ dedim, kendimi tutamayarak güldüm yine
    _’’ Biri öğretmiş buna ya, kesin öğretmişler şöyle de böyle de diye. Yazık lan.’’ Diye güldü Ervan’ da acıyarak. Bir iç güdü gibi; Bebeğin süt saati gibi mesela, böyle bir şey yaşıyordum bu otobüste. Her moladan sonra uyku gözüme bir felç gibi iniyordu.
    _’’ Ben uyuyorum Ervan.’’
    _’’ Tamam.’’ Dedi. Gözlerimi yumdum, mırıldanıyordu Ervan;
    _’’ Hem rüya görmekten korkuyor, hem de uyuyor durmadan Allah Allah.’’ Dedi iç çekerek. Dönüp bir şeyler diyecektim ama uyku o kadar çullanmıştı ki üstüme, altından kalkamadım. Çarşı pazar gibiydi bu otobüs, rüyasız uyku alamadım yine.

    Gökyüzüne bakıyorum… Yüzümü görmüyorum ama,mimiklerimden hissediyorum, gözlerim fal taşı gibi, yerinden fırlayacak gibi. Ağzım açık, tüylerim diken tarlası gibi…
    Ne bulut var havada, ne güneş, ne ay, ne yıldız, ne gecenin rengi nede gök mavisi. Gökyüzü bildiğimiz gökyüzü değil. Bir insan yüzü, ama tamamı değil sadece dudakları. Evet evet gökyüzü bir dudak, konuşmasına daha başlamamış bir dudak. Merakla beklediğim bir sözcük yuvası…
    Öylece kalakalıyor bir şey demesini bekliyorum, hem korkarak hem de umutlanarak. O kadar çok bekliyorum ki, belki günler, belki de aylarca bunu sayamıyorum ama, dedim ya gökyüzü bildiğimiz gökyüzü gibi değil güneşi, ayı takip edemiyor, geceyi gündüzü sayamıyorum.
    _’’ Çok yoruldum, çokkk’’ diyorum ağlamaklı bir sesle, yalvarır gibi. Bir güç, aklımı almış belki de oturmayı bile düşünmüyorum. Bir heykel gibi durup kalmışken titreme görüyorum dudaklarda;
    _ ‘’ Ridam!’’ diyor dudaklar, tok bir sesle ‘’ Ridam!’’
    _’’ Evet, evet söyle’’ diyorum.
    _’’ Kaybolabilirsin gittiğin yerde’’
    _’’ Nerede kaybolabilirim?’’
    _’’ Ervan’ ın pedalları var, daha ilk taşındıklarında mahallenize, kıskandığınız pedalları demi?’’
    _ ‘’ Evet, çocuktum ben o zaman benim yoktu bisikletim o yüzden, kötü niyetli bir kıskançlık değildi ama.’’
    _’’ Halil’ in parası var, ya da büyüsü size göre. Senin neyin var Ridam?’’
    _ ‘’ Ne alakası var? Ne anlama geliyor bu söylediklerin hiç bir şey anlamıyorum!’’ Sinirleniyordum bu anlamsız, saçma sorulara. Ama bir yandan da düşünüyordum hakikaten benim neyim vardı?
    _’’ Vardır mutlaka bir şeyim, hiç düşünmedim ama vardır.’’
    _’’ Bir kadını sevseniz mesela, üçünüz aynı kadını; Ervan, sen, Halil, kimi seçer sence kadın?’’
    _’’ Ooofff, nasıl saçma bir soru bu, ne bileyim belki beni, belki de onlardan birini,’’
    _’’ Öyle değil işte Ridam, kızma, sinirlenme. Seni seçmez.’’ İlk defa başımı indiriyorum o ana kadar, başımı yana çevirip, bu cevaba gülmek için.
    _’’ Nedenmiş o?’’
    _’’Çünkü hiçbir şeyin yok senin.’’
    _’’ Aşkın pedalla, bisikletle, parayla ne ilgisi var komiksin’’
    _’’ O kadar sığ düşünüyorsun ki Ridam, işte tam da bu yüzden diyorum sana hiçbir şeyin yok diye. Bahsettiğim pedal; yol, para ise şans, Ervan ve Halil için. Sahip oldukları küçümsenecek şeyler değil!’’
    _’’ Bir kadın şanssız yada gidecek yolları olmayan birine aşık olamaz mı diyorsun yani? Ayrıca aşk’ mı her şey hayatta, varsın olmasın!’’
    _’’ Bu aşk olacak Ridam! ‘’
    _’’Aman be!’’ diye elimi savuruyor,
    _’’ Seni dinlemiyorum artık’’ diyorum. O an gitmek istiyorum ordan, bana haksızlık yapıldığını, bunları duymak için mi bu kadar beklediğimi düşünüyorum.
    _’’ Biliyorum kızıyorsun. Tamam boş ver aşkı, varsın olmasın. Birde şunu düşün Ridam.’’
    _’’ Düşünmek te istemiyorum, duymak ta istemiyorum saçmalıklarını.’’ Diyor, kulaklarımı tıkıyorum.
    _’’ Bu hiçbir işe yaramaz, boş yere tıkama kulaklarını.’’
    _’’ Yeteeer.. Ne istiyorsun benden, nee??’’ diye bağırıyorum. Bakıyorum dudaktan gökyüzüne, tebessüm görüyorum. Direnmenin anlamsız olduğunu anlayıp, dinlemek için teslim oluyorum. Kızgın kızgın bakarak.
    _ ‘’Babanı düşün, Talat’ ı düşün, hep ezik duruyor demi baban Talat’ın yanında?’’
    _’’ Şimdi de sıra babama mı geldi? Onunda mı hiçbir şeyi yok? Onun genlerini almışım bende, o yüzden belki de benim hiçbir şeyim yok hı?’’
    _’’ Öyle bir şey demedim daha.’’
    _’’ Ha diyeceksin yani, daha sırası gelmedi diyorsun?’’
    _’’ Dinle Ridam, dinle; Sen yoksun şimdi onların yanında, Talat’ ı biliyorsun, daha geçen yıl sekreteri ile adı çıktı. Babanın yakışıklılığını kıskandığını da biliyorsun. Yada öyle düşünüyorsun bunu biliyorum.’’
    _’’ Eee’’
    _’’ Annenin, babanın bu durumundan -Talat’ın yanında hep ezik- durmasından- nefret ettiğini, hatta bir gün üst komşunuz Leyla hanımla konuşurken, Leyla hanımın;
    _’’Talat Bey’ de ne çirkin adam, bir de karısını aldatıyor yazık güzelim kadına’’ deyip, annenin de;
    _’’ Yok be karizmatik adam, ağırlığı var, herkes önünde iki büklüm oluyor’’ dediğini de biliyorsun.
    _’’ Konu nereye gelecek çok merak ediyorum?’’ İyice öfkeleniyorum
    _’’ Düşündüğün yere gelecek.’’
    _’’ Neymiş düşündüğüm çok merak ediyorum?’’
    _’’ Senin yokluğunda, babanın kendine güvensizliği tak etse annenin canına, bu kadar yoksunluğun içinde Talat’ la göz göze gelse?’’
    _’’ Yeteeeer, abarttın artık yeter.’’
    _’’ Yangınlar çıkarabilir, her yeri yakabilir baban.’’
    _’’Yeteer yeter artık ne olur, ne yapmamı istiyorsun peki, ne derdin?’’ diye ağlıyorum. İlk defa bu gücü buluyorum kendim de ve yere yığılıyorum. Belki de ilk defa bu kadar güçsüzleşiyorum.
    _’’ İyi bir insansın Ridam.’’
    _’’ Bu ne demek şimdi ya, iyi bir insanım da o yüzden mi acı çektiriyorsun bana? O yüzden mi acı acı şeyler söylüyorsun?’’
    _’’İnsanların kaderini etkileyebilecek derecede iyi bir insansın.’’
    _’’ Ya ne diyorsun sen, ne olur açık konuş’’ diye yalvarıyorum. Burnumdan bir sıvı geliyor, elim burnumda ayağa kalkıyorum yeniden, annemin kokusu geliyor, burnumdan akanı avucuma alıp bakıyorum, bembeyaz süt.
    _’’ Bak, annemden emdiğim süt burnumdan geldi.’’ Diyor ve gülmeye başlıyorum. Öyle bir gülme ki bu çatlayacağım sanıyorum. Gülmenin en şiddetli anında birden ağlama hissi geliyor, çatlayacak gibi ağlıyorum bu seferde. Bu iki duyguyu öyle yoğun yaşıyorum ki, kan yerine geçiyor, kalp yerine, benim olan her şeyin önüne…
    _’’ Dönmelisin Ridam, dönmelisin. Kasabanıza dönmelisin. Annenin, babanın ve kendi kaderini değiştirebilmek için. İstanbul’a varmamalısın.’’
    _’’ Tek yapmam gereken bu mu ,saydığın cehennemi yaşamamam için?’’
    _’’ Tek yapman gereken bu’’
    _’’ Tamam, tamam! Her şeyi biliyorsun madem, zaten çok gitmek istemediğimi de biliyorsun. En başından söyleseydin ya bunu.’’ Diye kızıyorum.
    _’’ Unutma Ridam, Şehre varmamalısın.’’

    _’’Durrr! Durdur şunu’’ diye uyandım. Sırılsıklam ter içindeydim.
    _’’ Yine mi lan yine mi rüya gördün, atacaklar sonunda bizi otobüsten’’ dedi Ervan.Etrafıma baktım, hiçbir seste uyanmayan yolcular bu sefer uyanmış hortlak görmüş gibi bana bakıyorlardı.
    _’’ Hemşerim manyakmısın sen?’’ diye bağırdı şoför. Otobüsü durdurup indirmesini falan bekliyordum ama hırsla gaza yüklendi.
    _’’ Ne kadar kaldı İstanbul’a? Ervan sana diyorum ne kadar kaldı İstanbul’a’’ diye bağırdım.
    _’’ Az kaldı sabret, az kaldı’’ dedi dişlerini sıkarak. O an bir korku yerleşti içime, otobüste ki hiç kimse normal tepkiler vermiyordu. Yolcuların hiç biri konuşmadan boş ve koca gözleri ile bana bakıyor, Şoför gaza basıyor, muavin sinsi sinsi gülüyor, Ervan dişlerini sıkıyordu.
    _’’ İnmek istiyorum ben’’ dedim, şoföre bağırarak.
    _’’Otur şuraya.’’ Diye yakamdan tutup oturttu beni Ervan.
    _’’İstanbul göründüüü’’ diye bağırdı muavin. Biliyordum artık, bu otobüsteki herkes sözleşmiş beni götürmeye çalışıyorlardı şehre. Fırladım yerimden otobüsün ön tarafına doğru koşmaya başladım.Tüm gücümle atladım. Arkamdan koştuysa da yetişemedi Ervan. Otobüsün koca ön camını kırıp yere düştüm.Koca otobüs üzerimden geçti ama hiçbir şey olmadı bana.Hemen ayağa kalktım arkasından baktım otobüsün tüm yolcular, Ervan hatta şoför de dahil yüzlerini otobüsün arka camına yapıştırmış bana bakıyorlardı üzgün üzgün. O kadar çok korkuttu ki bu görüntü beni anlatamam.Yolun karşı tarafına geçip beklemeye başladım Kasabaya giden otobüsü. Neyin rüya, neyin gerçek olduğunu anlayamıyor, çıldıracak gibi oluyordu.Şimdi otobüsten atlayıp, altında ezilip ölmediğime göre rüyadayım diyordum kendime.
    _’’ Sakin ol, sakin ol. Biraz sonra uyanacaksın ve Ervan sana kızacak, yine mi rüya gördün lan diye.’’ Bir korna sesi ile irkildim.
    _’’ Kasaba yamı gideceksin?’’
    _’’ Evet, evet ‘’ dedim heyecanla atladım otobüse.
    _’’ Hoş geldin Ridam.’’ Dedi güler yüzlü şoför. Öyle güzel gülüyordu ki serinlik, mutluluk veriyordu bana.
    _’’ Hoş bulduk .’’ dedim gülerek. Öyle huzur doluydu ki bu otobüs, tüm yolcular uyanık, hepsinin yüzünde insanın içini ısıtan bir gülümseme vardı. Herkes bana yer göstermek için yarışıyordu neredeyse.
    _’’ Ridam burası rahat’’ gel buraya otur.
    _’’ Ridam burası cam kenarı, dışarıyı izleye izleye gidersin, sıkılmazsın.’’ Her yolcu rahatlığımın telaşındaydı neredeyse. Koltukları o kadar geniş, kokusu o kadar güzeldi ki mışıl mışıl uyumak için ideal bir ortamdı ama hiç uykum gelmiyordu. Cam kenarına oturdum, diğer yolculara teşekkür ederek. Dışarı seyretmeye başladım.Öyle güzeldi ki dışarısı, camı açmayı istedim, cam açıldı. Şaşırdım bu duruma, olmasını istediğim şey hemen oluvermişti çünkü, Bu bir tesadüf mü acaba diye düşünürken aynı anda mis gibi kokular almayı hayal ediyordum ki; mis gibi kokular geldi burnuma, bir parfüm şişesi dökülmüş gibiydi hava.
    _’’ Mola ne zaman?’’ dedim önümde oturan sarı saçlı küçük kız çocuğa.
    _’’ Mola ‘ mı, mola yok’’ dedi tüm otobüs hep bir ağızdan, sevimli sevimli gülerek. Bu otobüs öyle bir otobüstü ki mutluluğun korosuydu sanki.
    _’’ Nasıl yani, mola yok mu hiç’’ dedim.
    _’’ Yok’’ dediler. Bu yok diyen koro sözleşmiş gibi mutsuzluk duyacağım sözcüğü hep bir ağızdan söyledikten sonra birde solo söylediler. On dördü de hem de.
    _’’ Yok!’’_’’ Yok!’’_’’ Yok!’’_’’ Yok!’’_’’ Yok!’’ _’’ Yok!’’_’’ Yok!’’_’’ Yok! _’’ Yok!’’_’’ Yok_’’ Yok!’ _’’ Yok!’’_’’ Yok!’’ _’’Yok’’
    Mutluydum artık. Bir kelime molasız mutlu ediyordu beni uzun zamandan sonra ilk defa.
    _’’ Ne zaman kasabada oluruz?’’ dedim, şoföre dönerek. Yine bir koro olup;
    _ ‘’ Kasabadayız Ridam’’ dediler. Camdan dışarıya baktım, gerçektende gelmiştik kasabaya. Aniden seslendim şoföre;
    _’’ Duuur!’’ Hiç tepki vermeden durdu ve indirdi beni aşağı. Her yer o kadar güzeldi ki; hiç görmediğim çiçekler; havada uçan balonlar, dönme dolaplar, küçük güzel bebekler, güzel kadınlar, güzel adamlar, her şeyin güzeli toplanmıştı sanki. Sevincim, boğazıma yutkunamama hissiyle yerleşti o an.
    _’’ Su’’ diye geçirdim içimden, hiç içmediğim sular akmaya başladı boğazımdan. Koşmaya başladım, deli gibi koşmaya…
    Küçükken doyana kadar kağıt helva yemeyi isterdim, bir türlü yiyemezdim ama, dalga geçecekler diye.
    _’’ Ne o lan kendini mi yiyorsun Ridam?’’ der şimdi görürse Halil, aman yemeyiveriyim diye erteledim hep damağımda ki o hayali tadı. Şimdi doyana kadar yemeyi istiyordum. Ve
    damağımın her yerinde kağıt helva tadı, tükrük gibi üredikçe ürüyordu. Oda neydi? Bir köpek ürüyordu şimdi de. Hep Korktuğum bu ses, korkutmuyordu şimdi beni, hatta bir köpeği seviyordum. İnanamıyordum kendime, meğer ne güzelmiş bu koca köpeği sevmesi. Az ilerimde renk renk bisiklet, Ervan’ ın bisikletleri yanında halt etmiş. Hepsine bindim bisikletlerin, her rengine… Annem ve babam nasıl mutlulardı. Hemen yanlarına gittim. Birbirlerine sarılmışlar, aşkla bakıyorlar, saçlarını okşuyorlar birbirlerinin.
    _’’ Vay vay vay, ben yokken ne kadar da sevgi dolu olmuşsunuz’’ dedim. Çok mutlu görünüyorlardı, ama beni duyamıyorlardı. Gökyüzü, birden dudağa döndü yine. Şaşırmadım bu kez, sadece neler olduğunu sordum.
    _’’Neler oluyor anlat?’’ dedim. Ve başladı anlatmaya;

    _’’Ridam! Hatırlıyormusun Ervan’la misket oynuyordunuz, daha dokuz yaşındaydın sen, Ervan misketini atmış, ama hiç birini vuramamıştı. Uçurumun kenarındaydınız. Ervan attığı misketin peşinden koşuyordu, tam düşecekken uçurumdan sen yetişip tutmuştun onu. İşte o an aşık oldum ben sana.
    _’’ Eee, bütün bu yaşadıklarımla bunun ne alakası var?’’
    _’’ Ben hep yanındaydım senin Ridam, o günden beri hep yanındaydım.’’
    _’’Peki kimsin sen?’’
    _’’ Ridam, Ervan ‘la yola çıktığınızda, otobüsünüz kaza yaptı. Ve öldün sen’’
    _’’Ya saçmalamayı bırak ne olur? Yine başlama.’’ Dedim bağırarak.
    _’’Sus ve dinle!’’
    _’’ Dinliyorum tamam anlat.’’
    _’’ Dünyayı biliyorsun, insanlar günahları ya da sevaplarının çokluğuyla giderler cennet yada cehenneme. Her insanın bir meleği olur bunu da biliyorsun. Sen öldüğün anda yanındaydım ben, ölmene engel olamazdım bu Tanrı’ nın işiydi çünkü, ama bir şeyi yapabilirdim.’’
    _’’ Neyi yapabilirdin neyiiiii!’’
    _’’ O an çok korktum Ridam, ya cehenneme gönderirse Tanrı seni diye. Bir dilek dilemek için çıktım huzuruna ve şöyle dedim.’’

    Tanrım! Ben RİDAM’ a aşık oldum. Hep görmek istiyorum onu. Benden ayırma onu!
    _’’ Duama yanıt geldi, ama çok riskliydi. Üç kez rüyana girip, ikna etmeye çalışacaktım seni. İkna edebilirsem rüyalarında kasabaya dönmeni cennete gidecektin. Ve ben seni sonsuza kadar görecektim.’’
    _’’ Nasıl yani, rüya değil miydi onlar?’’
    _’’ Hayır, yola çıktığınızda daha ilk molayı vermeden öldün sen.’’
    _’’Bir ölüyü iknaydı benim sınavım, İstanbul yolu köpründü senin.’’
    _’’ Aşık olduğun için öldürdün beni yani, bencilliğin yüzünden öyle mi?’’
    _’’ Hayır Ridam, sen ölmüştün zaten, ben cennete gidebilmen için Tanrı’ dan dilendim. O da ikimize de bir şans verdi.’’
    _’’ İkimizde kazandık öyleyse?’’ dedim. O an anladım, burasının cennet olduğunu. Ve bu meleğin aşkına aşık oldum, derin bir mutluluk sardı ruhumu ve ağladım.’’ Gökyüzü eğildi, dudaktan gökyüzü eğildi ve öptü beni!
    SON








      Forum Saati Paz Kas. 19, 2017 10:33 am