Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    Yaşamın Kıyısındaki İnsanlar-Ömer Toksoy 2. KISIM

    Paylaş

    1001110053

    Mesaj Sayısı : 2
    Kayıt tarihi : 06/12/10

    Yaşamın Kıyısındaki İnsanlar-Ömer Toksoy 2. KISIM

    Mesaj  1001110053 Bir Cuma Ara. 24, 2010 2:22 pm

    5.KISIM
    Örgütte çözülmeler başlamıştı işin hakikatini anlayan gençlerden kaçabileni kaçıyordu kaçamayanları ise kaçmak için fırsat kolluyorlardı. Bunca yıl boş bir sevdanın peşinde koşmuşlardı ya da durup düşünmeye fırsat verilmeden koşturulmuşlardı.
    —Başkanım ne yapacağız örgüt her geçen gün çözülmektedir.
    —Bilemiyorum artık eskisi gibi gençleri kandıramıyoruz.
    —Galiba ben biliyorum son gücümüzle büyük bir eylem yaparsak taze bir kuvvet toplayabiliriz.
    —Olmaz zaten bu eylemler başımızı yaktı askere yaklaşamadıkça sivilleri vurduk artık halkında bize güveni kalmamıştır.
    —Başkanım bu sefer farklı olmalı İstanbul’un tam göbeğinde yaparsak bizim doğululara karşı değil de batılılara karşı olduğumuzu anlarlar. Böylece bazı safdil insanları çevremizde toplayabiliriz.
    —Belki haklısın ama merkezin onaylayacağını sanmıyorum.
    —Başkanım bırakın şu merkezi bu güne kadar onların dediklerini yaptık da ne oldu halimiz ortada.
    Örgüt içten içe kaynamaktaydı eski güçlerini kaybetmişti artık. Birbirinden kopuk birlikler halinde serseri serseri ortalıkta dolaşmaktaydı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başarılı operasyonlarıyla iyice zayıflatılmıştı. Geri kalan küçük bir topluluk büyük bir eylem planlamaktaydı fakat ne maddi kaynakları vardı ne de bu işi gerçekleştirecek adamları vardı. Örgüt İstanbul’daki bağlantılarını kullanarak para bulmaya çalışıyordu.
    —Başkanım para kaynağını nereden elde edeceğimizi buldum galiba.
    —Nereden?
    —Bizim arkadaş tek çocuğu bulunan bir zengin hakkında bilgi verdi.Bu zenginin çocuğunu kaçırırsak yüklü miktarda para kaldırabiliriz. Hem Bursa’da Şevket adında bir tefeci de yurt dışından temin edilmiş silahlar ve en önemlisi ağır patlayıcılar mevcuttur çok güvenli bir kaynaktan edindim bu bilgileri.
    Bir Salı sabahı Nazmi’nin evinde her zaman ki rutin günlerdendi. Kahvaltıyı yaptıktan sonra eşeyle vedalaşıp şirketin yolunu tutan nazım olacaklardan habersizce arabasına binip evden uzaklaştı. Ardından küçük çocuğu annesi okul öncesi eğitimi için her zaman ki gibi hazırladı. Şoförün arabasına emanet ederken alnından öptü ve nasihatte bulunarak yolcu etti. Şoför arabayı çalıştırdı ve her zaman ki yoldan ilerlemeye başladı. Araç kırmızı ışıkta bekliyordu. O sırada yaya geçidinden iki pardösülü adam geçmekteydi. İki adam aracın karşında durarak silahlarını çıkarır ve şoföre doğrulturlar. Aynı anda biri arka kapıyı açarak çocuğu kucaklar ve şoföre silahı var ise kullanmaması tavsiyesinde bulunur. Çocuğu ve arabayı alan örgüt üyeleri şoföre bunun bir rehin alma olduğunu. Çocuğun babasından fidye istediklerini belirtir.
    Olayı öğrenince şaşkınlığını gizleyemeyen Nazmi polislere güvenmez ve şoföre verilen irtibat telefonuyla haberleşerek fidye vermeyi kabul eder. O gece Nazım’ın ve eşinin gözüne uyku girmez. Ertesi gün Nazmi kasayı açar ve ne kadar nakit varda bir poşete koyar o sırada gözüne bir çanta ilişir bu çantada ki paranın kendine uğur getirdiğini belki yine uğur getirebileceğini düşünerek çantayı da poşete koyar ve örgüt elemanlarıyla görüşmeye korumalarıyla birlikte gider. Örgütün amacı bambaşka olduğundan çocuğu teslim eder ver parayı alarak uzaklaşır.
    Şevket’in telefonu çalmaya başlar. Şevket telefonu açınca pek şaşırmaz
    —Nerede kaldınız az kalsın elimdekileri Avrupa’ya gönderiyordum orada taliplisi çoktur.
    —Tamam, Şevket para hazır adamlarımız parayla yola çıtı hangi mekânda buluşacağını biliyorsun
    —Evet, biliyorum fakat dikkat et para eksik olmasın malum iş büyük.
    Her şey planlanmıştı Şevket terk edilmiş depoya gelecekti. Deponun her yerinde bizim adamlar saklanmış olacak ee o kadar parayı bir mahalle kabadayısına kaptıracak değildik ya. Her şey planlı kimse çatışmayı duymaz deponum yanında hurdacı var tam çatışma esnasında hurdacıya demir kestirerek sesi kamufle ederiz.
    Şevket adamları ve mühimmat ile deponun kapısına geldi, daha önce örgütle çok iş yapmamıştı örgüte pek güvenemiyordu bu sebeple bütün adamlarını yanında getirmişti.
    —Eee paralar nerede
    —Burada
    Poşeti açtıklarında gözlerine inanamıyordu fakat poşetin içinde ki çanta dikkatini çekmişti. Usulca çantayı açıverdi onunda içi para doluydu ama bilmiyordu ki bu paralarla daha önce de karşılaşmıştı. Kafasını kaldırınca gözlerinin önüne Salim geldi bir anlam verememişti derken sıcak bedeninin yere doğru süzülmesi esnasında arkasındaki adamları da teker teker yere yığılıverdiler temiz olmuştu, örgüt zayiat vermemişti ama, daha insanlığın sükût edip hayvan diye nitelendirmekten dahi içtinap edeceğimiz bir vahşete imzasını atmıştı. Bu büyük eylemim bir mukaddimesi idi. Cesetleri topladılar ortalığı temizleyip eylem gününe kadar bu olayın gizli kalması için arabaları ve cesetleri gizlice bir dağ evine çıkardılar.
    Murat inşaattaki o kazadan sonra işlerin büyümesine vesile olmuştu. Ustası kurumu şirkete dönüştürürken artık bir delikanlı olmaya başlayan Murat’ı da şirketin bir kısmına orta etmişti. Zamanla ustası yaşlanmıştı eşi vefat etmiş bu hayattaki tek tesellisi kızı kalmıştı. Bir gün Murat’ı bir kenara çekerek ona bu hayattaki en çok güvendiği insan olduğunu söylemiş ve ölmeden önce son isteğinin Murat’ın kızıyla evlenmesini istemekteydi. Murat ustasının bu isteğini kıramamış ve artık bir aile kurmanın iyi olacağı kanaatiyle kızıyla evlenmişti. Büyük bir üzüntüyle terk edip gittiği annesini ve kız kardeşini de evlendikten sonra yanına aldırdı. Babasının yaklaşık üç ay önce öldüğünü duydu. Bu habere çok üzülmüştü, fakat elden bir şey gelmiyordu. Bir an geçmiş günler aklına geldi. Nereden nereye? Bir zamanlar çaresizliği, acizliği, ailesinin zor durumunu gururuna yediremeyen ve bu yüzden gerideki her şeyi bırakıp İstanbul’a kaçan genç artık büyük bir şirketin sahibiydi.
    Artık Murat ev ve iş sahibi olan sorumlu bir insandı. Birkaç sene içerisinde ticareti genişletti. Bir gün aracıyla mühim bir görüşme için Taksim’e doğru gitmekteydi. Tam o esnada aracına biri çarpıp düştü ve arkasından polis sesleri;
    —Dur ellerini havaya kaldır!
    Buna rağmen adam sırtındaki ağır çantayla kalabalığa doğru koşmaya devam eder. Ardından ateş sesleri… Adam Murat’ın aracından ancak bir yirmi metre kadar gidebilmişti. Dehşetli bir patlama sesi, örgüt elemanı amacına ulaşamamıştı. Sadece kendi hayatına son vermişti. Herkes panik içerisinde kaçışmaktaydı ve ikinci bir patlama sesi bu sefer polislerin bulunduğu yerden geldi, bütün insanlar bir tedirginlik ve korku içerisindeydi. Her taraf toz dumana karışmıştı. İnsanlar ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Yerlerde onlarca yaralı insan vardı. Hepsi çığlık çığlığa yardım istiyorlardı. Bu esnada Murat arabasından inip yerde yatan insanlara doğru koşmaya başladı. Ağır yaralıları öncelikte tutarak elinden geldiğince yardım etmeye çalışıyordu. Çevreden gelen yardımsever vatandaşlar da Murat gibi ellerinden geldiğince yaralılarla ilgilenmeye çalışıyorlardı.
    Kısa zaman sonra birçok ambulans, polis arabası ve olay yeri inceleme aracı bu noktaya intikal etti. Yaralılar sedye yardımıyla hastanelere taşındı. Polis kargaşanın çıkmaması için çevrede geniş çaplı önlemler aldı. Zayiat büyüktü. Birçok ölü ve yaralı vardı
    Murat bu olayın şokunu üstünden atamamıştı. Yaklaşık üç saat önce farklı bir psikolojiyle çıktığı evinden, şimdi çok farklı bir psikolojiyle giriyordu. Eve geldiğinde kan lekeli takım elbisesini çıkartıp güzel bir duş aldı ve daha sonra olayın yorgunluğuyla da hemen uykuya daldı. Yaklaşık kırk beş dakika sonra karısının çığlıklarıyla uyandı. Banyoda kanlı elbiseleri gören karısı çok korkmuştu. Murat hemen ani bir refleksle yataktan çıkıp karısını yanına gitti. Daha sonra mevzuyu anlayınca, gerekli izahatı karısına yaptı. Daha sonra beraber oturma odasına geçerek, gündüz ki olayla ilgili haberleri izlediler. Bu olayın sonucunda üç tane polis şehit olmuş, iki tane sivil ölmüş ve on beş kişi hafif yaralanmıştı. Örgüt kısmen amacına ulaşmıştı.
    Örgütte sular durulmuyordu. Yaptıkları hadisenin bir maharet olduğu kanısıyla sevinç içindeydiler. Ancak hesaplayamadıkları nokta insanların bu olaya verecekleri tepkiydi. Umulanın aksine planları ters tepmişti bütün ülke doğu batı bir olarak bu olayı lanetliyor yurdun her tarafında teröre lanet gösterileri yapılıyordu. Örgütün umduğunun aksine dağdaki çözülmeler yavaşlamak bir yana o olaydan sonra daha da fazlalaştı. Zaten birbirinden habersiz birçok kola ayrılmış olan örgütün bu olayı gerçekleştiren koluna merkezinden de tepkiler yağmaktaydı. Bütün adamları hazırla:
    —Başkanım durumumuz ortada bu noktada ne yapacağız merkez dahi bizi azarladı korkarım sizi görevden alabilirler.
    —Yıllarca onların hamallığını yaptık vur dediler vurduk, gel dediler geldik, ama artık yeter bundan sonra tek başıma devam edeceğim. Madem hayatımı bu uğurda harcadım bu yoldan vazgeçmeyeceğim. Bütün adamları hazırla. İlk önce İstanbul’un uyuşturucu trafiğini ele geçirmeliyiz. Daha sonra yavaş yavaş Avrupa’ya doğru açılır iyice büyüyünce bu bir işten anlamaz adamları örgütten tasfiye edebiliriz. İlk işimiz merkezle bağları koparmak olmalı…
    Polis uzun zamandır bu işin peşindeydi bu pisliği kökünden halletmeliydi. Yıllar önce bu operasyon için gizli bir tim kurulmuştu. Bu tim ince eleyip sık dokunarak seçilmiş elemanlardan oluşmaktaydı. Artık ipin inceldiği yerden kopması lazımdı. Yıllar boyu Türkiye’de dönen uyuşturucu trafiği takip edilmiş, bu işle uğraşan kişiler birer birer tespit edilmişti. Polisin elinde bu kadar bilgi olmasına rağmen harekete geçmemişti. Amaçları bu işi kökten halletmekteydi. Eğer bu operasyon başarılı olursa Türkiye’nin neredeyse tamamına yakını ve Avrupa’nın dörtte biri bu pislikten kurtulacaktı.
    Polis merkezinde bütün hazırlıklar tamamdı. Artık harekete geçebilirlerdi ancak harekete geçmeleri için büyük bir pazarlığın fitilin başı olması gerekliydi. Eğer operason başarısız olursa polis teşkilatının itibarının korunması için medyaya bir yem lazımdı.
    Genç bir polis amirlerinin yanına sessizce gelmişti. Dışına işi gereği pek yansıtmasa da içi içini yiyordu.
    —Amirim müjde ağa büyük bir yem yanaştı, artık bütün balıkçı teknelerini ağlarını atmaya hazır olmasını söyleyebiliriz. Uyuşturucu çetesindeki sağlam elemanlarımızdan aldığımız bilgiye göre yarın gece büyük bir pazarlık pazarlık yaşanacak. Alıcı örgütün bir koluymuş. Araştırmalarımıza göre örgütün bu kolu geçen taksimdeki olayı gerçekleştirip meslektaşlarımızı görevi başında şehit eden kolu.
    Tüm herkes heyecan içindeydi uyuşturucu çetesinin lideri örgütün Bursa’nın ünlü tefecilerinden olan Şevket’e yaptıklarını bildiği için tüm önlemleri almıştı. Bu büyük pazarlık İran üzerinden gelen yüklü bir mal için yapılacaktı. Nihayet beklenen an gelmişti. Örgüt elemanları olay yerine sessizce sağdan soldan birçok arabayla intikal etti. Böyle yapmalarının sebebi dikkat çekmemekti. Örgüt elemanları sayıca fazlalaşınca çetenin elemanları korkmaya başladı tüm parmaklar tetiklerdeydi. Önce kısa bir selamlaşma yapıldı. Bu işleri çok uzun tutmazlardı. Örgütün elemanları çantalar dolusu paraları açtılar sonra çete elemanları da uyuşturucuları getirdiler örgütün elemanları uyuşturucuların kalitesini çete elemanları da paraların gerçeklik durumunu inceliyordu. Çete elemanlarından Tarık isminde biri paraları incelerken elli liralık bir banknotu eline aldı tam dikkatle paraya bakarken paranın kenarındaki küçük bir iz dikkatini çekti tam o sırada bir siren sesi…
    —Teslim olun.
    Her iki tarafta buna inanamıyordu çok büyük bir gizlilik içerisindeydi. Örgütün elebaşı başı bizi kandırdınız diyerek silahına davranır ve ateşe aniden iki gruptan silah sesleri yükseliyordu. Parayı incelemekte olan çete elemanı gayri ihtiyari bir refleksle sol elindeki parayı iyice kavradı ve sağ eliyle silahına davrandı. Kısa zaman içerisinde vurulan vurulur ölenler yaralılar… Sağlam kalanlar pusuya yattı. Çatışma devam etmekteydi. Her iki taraf birbirini yerken, polis iyice çemberi daralttı. Tarık durumun ne kadar vahim olduğunun farkına varmıştı. Soluna baktığında liderlerinin cansız cesedini görür. Üç yol vardı ya vurulacaktı, ya sonunda polisin yakaladıkları arasında yer alacaktı ya da kaçacaktı. Kararını verdi ve kaçmayı deneyecekti. Sürünerek kenardaki çalılıklara ulaştı. Hemen çalılıklara girip kaçmaya başladı. Arkasına bakmadan koşuyordu ve tüm hayallerinin bittiği bir ses:
    —Dur! Polis teslim ol.
    Böyle olmamalıydı hapse giremezdi. Hemen silahına davranarak sesin geldiği yöne ateş ederek kaçmaya devam etti. Ta ki silah eteşine karşılık ta gelmişti. Fakat ses uzun sürmedi. Polisi yaralamış olmalıydı, yaklaşık on dakika özgürlük aşkıyla koştu. Sonunda bir yola rast geldi önüne çıkan ilk arabayı silahla durdurdu. Arabayı tek kişi kullanıyordu. Polislere söyler korkusuyla adamı yan koltuğa iterek direksiyona geçti. Birkaç kilometre sonra adamı araçtan atarak yola devam etti. O sırada göğsünde bir acı hissetti birden eliyle tuttu, elini açtığında kan lekesini gördü, anladı ki yara almıştı. Olayın heyecanından yarayı o ana kadar hissetmemişti. Bir doktor bulmalıydı yaranın acısı giderek artıyordu. Fakat hastaneye gitse yakalanacağı muhakkaktı. Eskiden beri tanıdığı bir doktor arkadaşı vardı ona gitmeliydi. Aracı arkada arkadaşının evine doğru çevirerek yola devam etti.
    Murat yine bir gün işine gitmek için hazırlandı. Fakat aklından çıkmıyordu ne gündü ama çığlıklar yaralılar… Ne zaman aklına gelse donup kalıyordu insanlık bu kadar sukut edebilir miydi? Bunların amacı neydi? Kısa bir dünya hayatı için neler yapıyorlardı hem yaptıklarının da kime zararı vardı. Aniden arkasından bir ses geldi.
    —Murat koş bak. Geçen günkü olayın failleri yakalanmış.
    Murat baktığında gözlerine inanamıyordu. Manşetlerde asrın operasyonu diye geçiyordu. Tüm Türkiye’de uyuşturucu çeteleri kıskıvrak yakalanmıştı. Yıllar süren operasyon neticesini vermişti. Fakat bu sırada taksim katilleri de pazarlık sırasında yakalanmıştı olay gecesi onlarca ölü, onlarca sağ tutuklu ele geçirilmişti. Haberlerde anlatılana göre bu operasyon dünyada yapılan en büyük operasyonlardandı. İşler gittikçe büyüyordu ele geçirenlerin dış bağlantıları öğreniliyor, iş dünya çapında gittikçe ses getirmeye başlıyordu.
    Tarık doktor arkadaşının yanına ulaştığında yarası iyice ağırlaşmıştı, Arabadan inerken cebinden bir elli liralık banknot düştü fark etti ama umursamadı bile aceleyle arkadaşının kapısını çaldı. Arkadaşı uykusundan uyanıp kapıyı açtığında gözlerine inanamıyordu. Doktor olayı kısa zamanda anlamıştı, zaten hazırlıklıydı. Hemen özel muayenehanesine aldı Tarık bayılma noktasına gelmişti. Doktor kısa zamanda işine koyuldu. Her ne kadar arkadaşının yanlış işlerle uğraştığını bilse de bir vefa borcu olarak ona yardım etmeliydi. Nasılsa bir gün polis onu yakalar o zaman adalete hesap verir diye düşündü.
    Tarık gözlerini açtığı zaman gün ışıkları gözüne ilişmişti. Durumu iyiydi. Yanı başında arkadaşı uyuya kalmıştı. Onu uyandırmak istemedi. Zaten bir suçluya yardım yataklık ederek suça bulaştırmıştı. Üstünü giyip eşyalarını toplayarak hemen o evden ayrıldı. Araca doğru yönelirken yerden parayı fark etmez ve üstüne basarak geçer ve arabaya biner. Nereye gitmesini gerektiğini biliyordu. Günün birinde bunların olabileceğini fark etmiş ve sadece kendisinin bildiği bir ev satın almıştı, oraya gitmeliydi. Aracı çalıştırarak oradan sessizce uzaklaştı.
    Sabah vakitlerinde evinden aceleyle çıkan Kenan derse geç kalmıştı. Durağa doğru koşuyordu. Derken birden gözüne kaldırımdaki bir para ilişti. Bedava para bulduğu için çok sevinen Kenan, hiç düşünmeden parayı aldı ve minibüse doğru koşmaya devam etti. Minibüse ulaşınca hiç düşünmeden elindeki elli lirayı minibüs şoförüne uzattı. Minibüs şoförü her ne kadar bozuk para yok mu dese de, Kenan parayı şoföre verdi ve paranın üstünü cebine koyuyorken, bugün kızlara bu parayla bir şeyler ısmarlamalıyım diye düşünüyordu.
    Akşam vakti minibüs şoförü paraları saymaktaydı. Her zaman ki gibi bütün paraları cebine aldı ve bozukları minibüste bırakarak evine doğru yöneldi. Evine giderken akşam akşam bizim çocukları sevindireyim diye manava uğradı. Elini cebine atarak ilk çıkan elli liralık banknotu manava verdi. Biraz yürüdükten sonra mahalle gençlerinin kavgasına şahit oldu. Gençler arasında tanıdıkları da vardı. Hemen kavgayı yatıştırmak için elindeki poşetleri kenara koyarak ortaya atladı. Söz dinlemeyen gençlerden biri bıçak çıkardı ve derken olan oldu. Bıçak minibüs şoförünün karın boşluğuna denk geldi. Tüm mahalle, hatta deminki manav gürültüye doğru geldi. Gençleri ayırarak, ortalığı yatıştırdı. Artık geçti bir yaralı vardı hem de aralarına onları ayırmak için gelen biriydi.
    Yoğun geçen geceden sonra manav karakola ifade verdikten sonra yorgun bir şekilde evine geldi. Bütün aile tedirginlik içerisindeydi. Birkaç kendini bilmez genç bütün mahalleyi karıştırmıştı.
    Ertesi gün manav bankaya geldi ve bütün haftanın hâsılatını her Perşembe günü bankaya yatırmaktaydı. Parayı veznedara teslim etti ve sürur içinde bankadan ayrıldı.
    Aylar sonra bir şoför bankamatikten para çekmektedir. Paraların arasında üstünde hafif bir iz bulunan bir elli lira dikkatini çeker ama pek aldırmada parayı cüzdanına koyar. Bu adam, güvenlik görevlisi olarak Nazmi adında bir zenginin yanında çalışmaktaydı. Nazmi patronunu her gece gizli bir kumar haneye götürür ayrıca ona refakat ederek korumalığını da üstlenirdi. Nazmi son zamanlarda üst üste büyük paralar kaybetmekteydi.
    Bir gün yine arabayla giderken Nazmi şoföre içini döker;
    —Biliyor musun çoğu zaman intiharı düşünüyorum.
    —Ama nasıl olur efendim sizin aileniz var, işiniz var, paranız var.
    —Yok yok ailemi güvence altına aldım. Yıllar önce onlar adına bir şirket açtım. Ta ki benim bu kirli yüzüm açığa çıkarsa mağdur olmasınlar
    —Anlamadım efendim?
    —Bütün bu gördüğün mal mülk hepsi benim olmayan uğursuz bir para ile başladı ve vergi kaçakçılıkları ile devam etti. Kumar zamanında bana çok güldü ama şimdi de fazlasıyla ağlatıyor. Ayrıca vergi borçlarım açığa çıkarsa beni işim biter. Fakat tek sevdiğim nokta, ailem için kurduğum şirketin babamdan bana kalan arsaları satarak ele geçen parayı helalinden işleyerek oluşturmuş olmamdır. Bu güne kadar ailemi hep onun getirisiyle idare ettim. Şimdi köşeye sıkışmış bir fare gibiyim. Tek çıkış noktam kumardı ama kendimi kandırmaya gerek yok zaten bütün bunlar kumarın işiydi ah ah…
    Şoför şirketin kapısına geldi ve Nazmi arabadan indi. Yönetim kuruluyla önemli bir toplantısı vardır. Toplantı devam ederken Nazmi’nin beklediği kötü haber gelir. TMSF, Nazmi Beyin bütün şahsi varlıklarına el koyma kararı alır. Tüm herkes şok içerisindeydi. Ayrıca devleti dolandırmadan dolayı yüklü miktarda ceza kararı alınması muhakkaktı. Nazmi kimseye bir şey demeden odasına çekildi. Kumar borcu ve bunları hesaba katınca artık bu işin çığırından çıktığı anlaşılmaktaydı. Nazmi bunların olacağını biliyordu, belki de diğer dolandırıcılar gibi yurt dışına kaçabilirdi ama o bunu tercih etmedi. Belki de ailesi için bunu yapmamıştı. Gözlerini dikip duvara doğru bakarken aklına bu işin başlangıcı geldi. Kazım’ı düşünüyordu.
    Odanın dışından acı bir silah sesi duyuldu. Demek “dünya öyle bir meta değilki nizaa değsin. Çünkü fani ve geçici”.
    Şoförümüz Nazmi beyin dediklerinden çok etkilenmişti. Nazmi Bey’i iş yerine bırakınca aklına karısının dediklerini alma geldi. İlk önce bir yere gidip, karnını doyurması gerekiyordu. Biraz alış verişten sonra sade bir lokantaya uğradı, tam iştahla yeğini yemekteydi ki telefonu çaldı. Şirketten arıyorlardı. Nazmi Bey intihar etmişti. Buna inanamıyordu hemen elini cebine atarak iline gelen ilk parayı kavradı ve masanın üstüne atarak uzaklaştı. Masanın üstüne elli lira bıraktığını anlayan garson her ne kadar arkasından seslense de şoför aracına atladığı gibi oradan ayrıldı.
    Bu arada Murat ve oğlu yan masada oturmaktaydılar. Murat her ne kadar şirketler sahibi olmuş olsa da tevazuu terk etmez ve oğlunu da bu şekilde yetiştirmeyi amaçlamaktaydı. Yan masada yemek yerken aniden kalkıp çıkan şoförü hareket içinde seyretmişlerdir. Bu arada Murat garsona seslenir ve cebinden bütün bir yüz lira çıkarır. Garson ise hazır elinde bulunan elli liraya biraz para ekleyerek yemek hesabının üstünü verdi.
    Murat ve oğlu ikindi namazını yakındaki bir camide kılarlar. Çıkışında Murat’ın gözleri cami avlusunda dilenen küçük bir çocuğa ilişti. Bu çocuk Murat’ın küçüklüğüne çok benziyordu. Ona yardım etmek istedi ve hemen elini cebine attı. Fakat eline gelen paraya bakınca dona kaldı. Bu parayı hatırlıyordu. Bu paranın ağaçtan eline düştüğü anda saatlerce bu paraya bakmış hatta seri numarasını bile ezberlemişti. O küçük leke de hala durmaktaydı. Gözyaşlarını tutamadı. Ne oğlu ne de diğer çocuk bu duruma bir alam veremedi. Murat bir paraya bir de çocuğa bakıyordu. Çocuğun gözlerine bakarak biraz nasihat verdi ve bir kâğıda bir adres yazarak oraya gitmesini söyledi. Ayrıca elli lirayı eline sıkıştırarak gittiğin yerde bu sana lazım olacak sakın oraya gidene kadar bunu harcama dedi ve yaşlı gözlerle oğlunun elini tutarak oradan ayrıldı…

    SON...

      Forum Saati Salı Ocak 24, 2017 11:37 pm