Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    YİTİRİLMİŞ HAYATLAR

    Paylaş

    1001110044

    Mesaj Sayısı : 2
    Kayıt tarihi : 08/12/10

    YİTİRİLMİŞ HAYATLAR

    Mesaj  1001110044 Bir Cuma Ara. 24, 2010 3:16 pm

    YİTİRİLMİŞ HAYATLAR
    Mahalle çok sakindi. Yapraklar solmaya başlamış ve teker teker yeryüzüne düşmeye başlamıştı.Artık sobaların kurulma vakti geldiği anlaşılıyordu.Sabahın bu sessiz vaktinde Teoman gene her zaman ki gibi garajda bisikletiyle uğraşıyordu.Bisikleti onun için çok şeyler ifade ediyordu.Bisikletiyle çok yarışlar kazanmış ve madalyalar almıştı.Bisikletine çok güveniyordu ve değer veriyordu.Şimdi önünde bu güne yaptığı yarışların en büyüğü diyebileceği “DÜNYA BİSİKLET YARIŞI” adlı çok geniş kapsamlı bir yarış vardı.Teoman bu yarışı önemsiyor ve onun için hazırlanıyordu. Teoman için bu bisiklet yarışı hayatındaki en büyük kariyer olacaktı. Yarış bir ay sonra ve Almanya daydı. Teoman derin düşüncelerle bisikletin dişlilerini yağlarken annesi Neriman Hanım'a soru soran sesi tanıdı. Bu ses komşunun kızı Zeynep'ten başka birisi değildi.
    ---Leyla Teyze... Teoman evde mi?
    ---Garajda kızım gene bisikletinin başında...
    Teoman hemen garaja çeki düzen verdi. Çalıştığı yerin tam karşısında duran kolona asılı duran Zeynep'in resmini görünmez bir yere sakladı. Teoman bu resmi bir gün Zeyneplere misafirliğe gittiklerinde Zeynep'in fotoğraflarının arasında gizlice almış ve çerçeveletmişti.
    --- Selam teo kolay gelsin.
    ---Sağ ol Zeynep. Hayırdır.
    ---Ne var ya (diye çıkıştı ). Öylesine yanına gelemez miyim?
    ---Üfff hemen kızma be bende öylesine sordum zaten.
    ---Tamam tamam bir şey demedik. Haberin var mı bizim evin karşısına yeni birileri taşınıyor?
    ---A o eve mi ben de o evi geçen niye temizlemeye gelen oldu diyordum. Hayırlısı bakalım...
    ---E teo hazırlık nasıl gidiyor.
    ---Şimdilik iyi ama çok heyecanlıyım. Bu yarış benim için çok önemli...
    ---Anlıyorum... Kolay gelsin o zaman.
    ---Nereye ya
    ---Annem çabuk gel demişti. Yeni komşuları akşam yemeğe çağıracağız.geç kalırsam kızar.
    ---Tamam... Görüşürüz.
    Zeynep gittikten sonra Teoman Zeynep'in resmini çıkardı. Derin bir iç geçirdi. Ona olan duygularını nasıl dile getireceğini bilmiyordu. Aynı mahallede büyümüşler, aynı okula gitmişlerdi. Kendi kendini azarlayarak bu işlerin sırası olmadığını mırıldandı. Önünde çok önemli bir yarış vardı ve ona konsantrasyon olmalıydı. Uzaklardan gelen bir ses bu düşüncelerden ayılmasına neden oldu.
    ---Teoman!!! Hadi oğlum gel bir şeyler ye.
    ---Geliyorum...
    Teoman resmi yeniden sakladıktan sonra eve doğru yöneldi. Annesinin hazırlamış olduğu nefis yemekleri yedikten sonra dışarı çıktı. Yeni komşular Teomangilin evin çaprazındaki eve taşınıyorlardı. Teoman dışarı çıktığı sırada yeni komşular evlerine kanepe taşıyorlardı. Teoman hiç düşünmeden gidip yardım etmek istedi. Bu arada yeni komşularıyla da tanışmayı planlıyordu. Kanepenin ucundan tuttu.
    ---”Yardım edebilir miyim” dedi.
    Bozuk bir Türkçeyle karşıdaki yanıt verdi.
    ---Çok teşekkür ederiz.
    ---Rica ederim. İsmim Teoman karşı çaprazınızda oturuyorum.
    ---Öylemi!!! Siz nasıl diyor komşuyuz o zaman.
    ---Evet komşuyuz.
    Teoman bozuk bir Türkçe ile karşılaşınca yeni komşularının yerli olmadıklarını anladı.
    ---Ha unutmadan ben Fernando (gözleriyle işaret ederek ) bu da babam Alex.
    Alex Bey tebessüm ederek;
    ---Merhaba genç adam.
    Teoman’ın şaşkınlığı biraz daha artmıştı. İki yabancı tanışmıştı çünkü. Kendi kendine sorarak bunlar hem Türkçe konuşuyorlar hem de Türkiye'ye yerleşiyorlar. Neden acaba diye soruyordu şaşkınlığını gizlemeye çalışarak.
    ---Bir şey sorabilir miyim? Tabi yanlış anlamazsanız.
    ---Tabi (diye gülümseyerek yanıt verdi Fernando)
    ---Şey Türkiye'ye neden yerleşiyorsunuz. Üstelik Fernando Türkçe konuşuyorsunuz.
    Fernando gülümsedi ve ellerindeki kanepeyi yavaşça yerleştirdiler. O sırada içeri 45-50 yaşlarında bir kadın girdi. Fernando kadının yanına yaklaştı ve yanağına öpücük kondurdu.
    --- “Annem” dedi.
    Annesine Teoman'ı göstererek;
    --- Anne bu karşı komşumuzun oğlu Teoman.
    Anne elini uzatarak;
    ---Merhaba genç adam ben Fernando'nun annesi Serpil. (dedi.
    Teoman'ın şaşkınlığı biraz daha arttı. Bazı şeyler yerine oturmaya başlamıştı ama daha aklına yatmayan şeyler vardı. Fernando bunu Teoman'ın suratın dan sezmiş gibi söze girdi.
    --- Gel Teoman biraz dışarı çıkalım. Sen bana çevreyi göster, ben de sana hikayenin geri kalanını anlatayım. Beraberce sokağa çıktılar. Fernando söze girdi.
    ---Bundan yıllar önce babam Türkiye'ye iş amacıyla gelmiş. İş esnasında fırsat bulup Türkiye deki bazı tarihi yerleri gezmeyide ihmal etmemiş tabi. Mevlana Türbesine gitmiş.
    Teoman hikayenin nasıl bağlanacağını merak edercesine Fenando'yu pür dikkat diniyordu. Fernando da biraz Türkçesi bozuk olduğu için yavaş yavaş anlatmaya devam etti.
    ---Türbeyi gezip artık ayrılma vakti gelmiş. Tam bahçenin dışına çıktığı zaman bir kadın çığlığı duymuş. Meğer kapkaççının birisi bir kadının çantasını kapkaç ediyor. Babam gençken biraz atletik yapıdaymış. Hırsızın peşine düşmüş ve yakalamış. Etkisiz hale getirmiş.
    Teoman hayretler içinde bunları dinlerken lafa girmiş.
    ---O çığlık atan kadın annendi herhalde.
    ---Yok anneannemdi. Annem annesinin yanından markete gitmek için ayrıldığı sırada bu olay gerçekleşmiş. İşte babam hırsızı etkisiz hale getirmiş ve polise teslim etmiş. Çantayıda anneannemin yanına getirmiş. O ara annem gelmiş olanları öğrenmiş. Babama teşekkür etmiş. Yalnız anneannem çok misafirperverdir. Babamı yemeğe davet etmiş. Gelmezsen hatırım kalır demiş. Babam o akşam anneannemgile yemeğe gitmiş. Annem hizmet felan etmiş. Yemeklerde pek ilgilenmiş babamla. Babamda annemi beğenmiş. Çanta vesilesiyle anneannemgillerle dost olmuş. Her yıl uğramaya başlamış. Bir gün anneme açılmış onu beğendiğini falan söylemiş. Hatta annemi istemiş. Anneannemgilde babamı tanıdıkları için annemi vermişler. Babam Müslüman olmuş. İşte öyle böyle derken annemi İngiltere'ye götürmüş. Çünkü babamın iş yeri orada. Annemle her yıl Türkiye'ye ziyarete gelmişler. Babam annemi çok sever. Anneme söz vermiş. Babam emekli olduğunda annemle beraber Türkiye'ye yerleşmeye. İşte o gün geldi ve buraya yerleştik. İşte tüm hikaye bu Teoman . (dedi Fernando ). Senin hikayeni dinleyelim.
    Teoman gülmüş.
    ---Benim hikayem biraz sıkıcı olabilir. Pek öyle adrenalinli bir ailem olmadı. Bizimkiler görücü usulüyle evlenmişler.
    Fernando hemen Teoman’ın lafını keserek sormuş.
    ---Görücü usulü ne demek.
    Teoman tekrar tebessüm etmiş.
    ---Görücü usulü erkeğin evlenme çağı geldiği zaman yakınlarının tavsiyesi üzerine bir ailenin kızına talip olunur işte buna denir.
    Fernando anlamış gibi yaptı. Teoman sözüne devam etti.
    ---İşte evlenmişler. Evin tek çocuğu benim. Öyle böyle yaşayıp gidiyoruz.
    Teoman Fernado’ya bisiklet maceralarını anlattı. Teomanın bisiklet macerası Fernandonun ilgisi çekmiş olmalı ki anlatılanları ilgiyle dinliyordu.
    ---İşte son bir yarış var. “DÜNYA BİSİKLET YARIŞI”
    ---Neden son yarış öğrenebilir miyim? (dedi)
    Teoman acı bir gülümseme yaptıktan sonra Fernando’nun yüzüne bakıp;
    ---Ailem hep okumamı istedi. Ama benim bisiklet merakımdan dolayı ikisini bir arada götüremedim. Yaşıtlarım şuan üniversitede. Aileme karşı bir suçluluk hissediyorum. Sanki onların emeklerine karşı haksızlık ettiğimi düşünüyorum. Bu son yarışa da girip üniversiteye gitmeyi planlıyorum.
    Fernando Teoman’a bakarak;
    ---Anlıyorum ne zaman bu yarış acaba.
    ---Bir ay sonra Almanya da.
    ---Bakalım. Umarım her istediğin olur.
    --- “Umarım” dedi.
    Teoman’ı Zeynep’in sesi irkiltti.
    ---Selam teo nasılsın. Bu kim?
    ---“Tanıştırayım bu Fernando mahallemize yeni taşındı. Bu da Zeynep Fernando sizin evin karşısındaki evin nazlı kızı.”diyerek gülümsedi.
    Fernando Zeynep’i baştan aşağı süzdükten sonra elini uzattı.
    ---Merhaba Zeynep tanıştığıma memnun oldum.
    ---Bende… Hoş geldin mahallemize Fernando.
    ---Annem bu akşam sizinkileri yemeğe çağırıyor. Ben gidip sizinkilere haber vereyim. Görüşürüz.
    Fernando;
    ---Akşam görüşürüz o zaman.
    Teoman;
    ---Görüşürüz.
    Teoman arkasına bakmadan giden Zeynep’e gözden kaybolana kadar baktı. Fernando Teoman’a Zeynep’i sordu. Teoman biraz Zeynep’ten bahsetti yüreği burkula burkula yüreği acıya acıya … Hatta ondan hoşlandığını bile Fernando’ya söylemişti. Fernando;
    ---İyi bir kız birbirinize de yakışıyorsunuz. Peki haberi var mı ondan hoşlandığından?
    ---Hayır, ona daha söylemedim. Nasıl söyleyeceğimi de bilmiyorum.
    ---Neden?
    ---Çünkü biz beraber büyüdük yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi ki hala öyle. Eminim bana o gözle bakmamıştır.
    ---Bilemezsin
    ---Neyi?
    ---sana nasıl baktığını gördüm. Söylemeden nasıl bir tepki vereceğini bilemezsin.
    ---Neyse belki ileride.
    ---Sen bilirsin. Teoman bana müsaade gideyim bizimkilerine yardım edeyim.
    ---Peki Fernando bir şey lazım olursa beni çağır.
    ---Çok teşekkürler Teoman. Görüşürüz.
    ---Rica ederim görüşürüz.
    Fernando eve gittikten sonra Teoman garajına geçti. Bisikletine uzunca baktı. Garajdaki koltuğuna uzandı(evde kullanmadıkları eşyaları garaja koyarlardı). Kendini yorgun hissediyordu. O ara gözleri yavaşça kapandı.
    ---Teoman… Teoman … Oğlum Teoman .
    Teoman gözleri kızarmış şekilde kendisine seslenilen yere doğru baktı. Babası Rıza Bey oğluna;
    ---Hadi oğlum Sergen Amcanlar akşam yemeğine çağırıyor.
    Rıza Bey ile Sergen Bey çok iyi anlaşan iki arkadaştı. Birbirlerine sürekli gidip gelen bu iki aile artık bir bütün olmuşlardı. Rıza Bey Sergen Beyin tavlada tek rakibi idi. Onları tavla oynarken izlemek Teoman ve Zeynep’in en hoşlarına giden şeylerden biriydi. Teoman’ın aklına Zeynep’in yeni komşuları da yemeğe çağırdığı aklına geldi. Demek aileler kaynaşma yolundaydı. Bu işe sevindi.
    ///
    Mahallenin çıkışında küçük bir evin bahçesinde rakı içip kendi kendine küfreden adam bahçenin kapısının açıldığını duydu ve gelenin kim olduğunu sarhoş kafayla da olsa hemen anlamıştı.
    ---Nerdesin lan it?
    ---Uf gene mi içtin ihtiyar yeter artık içme şu zıkkımı hem kendine zarar veriyorsun hem de bana.
    ---“Bana akıl mı veriyorsun lan” diye ayağa kalkar biraz sendeler ve yere düşer.
    ---“Ayakta bile duramıyorsun şu haline bak baba ne olur artık içme “ diye babasını yerden kaldırmadan odasına geçer.
    ---Musa... Musa… Gel lan buraya.
    Musa babasının bağırmalarına artık kulak asmıyordu. Babası çok değişmişti. Bunun tek suçlusu annesi idi. Devlet memuru olan Musa’nın babası emekli olduğunda bazı borçların altına girmişti. Bu borçlarını ödeyememişti. Aile zor ve sıkıntılı günler geçiriyordu. Bu durumda Musa’nın annesi evi terk etmişti. O gündür bu gündür Musa’nın annesinden haber alınamamıştı. Musa’nın babası da içkiye başlamış artık bambaşka bir adam olmuştu. Her gün içki içiyor ve bağırıp çağırıyordu. Musa da liseden sonra eğitim hayatında ilerlemek için bir çaba sarf etmemişti. Mahallenin karanlık adamlarına takılıyordu artık. Musa’nın artık tanıdığı ve idol aldığı tek kişi Çolak Selim idi. Musa yatağına uzandı. Gözlerini kapadı. Sabahın olasını bekleyecekti artık.
    ///
    Yeni komşular cana yakın insanlardı. Serpil Hanım Türkiye hasretini yeni komşularına kimi zaman ağlayarak kimi zaman derinlere dalarak kimi zaman da derin bir geçirerek anlatıyordu. Alex ile tanıştığı günü, yaşananları, evliliğe giden bu süreci yeni komşularıyla paylaşıyordu. Alex Bey de eşini tasdik ediyordu. Bazı yerler de gülüyor, bazı yerlerde dudak büküyordu. Ama gözlerinde hala ilk günkü aşkı durduğu belliydi. Çünkü Serpil Hanıma bakarken gözlerinin içi gülümsüyordu. Beraberce yemekler yenildikten sonra misafir odasına geçildi. Hanımlar aralarında kaynatmaya başlamışken Sergen Bey, Rıza Beye laf atar. Bu iki ezeli tavla rakibi masanın başına oturur. Alex Beyi de hakem tayin ederler. Teoman, Zeynep ve Fernando da bu zevkli ortama katılırlar. Gecenin sonun da Sergen Bey oyunu kazanır. Rıza Beyin koltuğunun altına tavla takımını yerleştirir.
    ---Rızacım çok geçmiş olsun başka bir gece inşallah.
    ---Çok şanslısın bu gece ama hep zar tutuyorsun.
    ---Hadi canım sende hep aynı bahane ile karşıma çıkma. Görüyorsun ya Alex Bey bizim Rıza gene çamur yaptı.
    Alex Bey;
    ---İyi oyun çıkardınız Rıza Bey ama bu gün Sergen Bey biraz daha şanslı idi.
    Rıza Bey;
    ---Hım evet Sergen hep kendi sahasında şanslıdır.
    Rıza Bey;
    ---Hadi hanım saat geç oldu biz kalkalım
    Rıza Beylerle beraber Alex Beylerde kalktılar ve onlarda müsaade istediler.gece herkes mutlu ayrılmıştı. Bir Teoman’ın kalbi biraz acımıştı. Çünkü Zeynep göz ucuyla Fernando’yu izlemişti gece boyunca. Teoman bunun farkına vardığı anda yüzü biraz buruşmuştu. İçini ferahlatmak için “yok canım sadece benim yanlış anlamamdan kaynaklanıyor” diyerek biraz kendini rahatlattıktan sonra yatağına uzandı. Zeynep’in simasını hayal ederek gözlerini kapadı. Ağzında her zamanki sözler döküldü.

    Zeynep bu güzellik var mı soyunda
    Elvan elvan güller biter bağında
    Arife gününde bayram ayında
    Zeynebim Zeynebim allı Zeynebim
    Beş köyün içinde şanlı Zeynebim

    Zeynebe yaptırdım altından tarak
    Tara zülüflerin bir yana bırak
    Zeynebe gidemem yollar pek ırak
    Zeynebim Zeynebim allı Zeynebim
    Beş köyün içinde şanlı Zeynebim

    Söğüdün yaprağı nârindir nârin
    İçerim yanıyor dışarım serin
    Zeynebi bu hafta ettiler gelin
    Zeynebim Zeynebim allı Zeynebim
    Beş köyün içinde şanlı Zeynebim

    Kangaldan aşağı Mamaşın köyü
    Derindir kuyusu serindir suyu
    Güzeller içinde Zeynebin huyu
    Zeynebim Zeynebim allı Zeynebim
    Beş köyün içinde şanlı Zeynebim

    ///
    Tık … Tık… Cama biri vuruyordu. Musa kafasını yarı uykulu bir şekilde cama yaklaştırdı. Camın karşısında kendine bakan kişiyi hemen tanıdı. Gelen Çolak Selim idi. Camı araladı.
    ---Selim abi hayırdır
    ---Hadi koçum gidiyoruz.
    ---Nereye abi.
    ---Gidince görürsün.
    Musa ayağa kalktı. Üstünü yatarken değiştirmediği için hazırdı. Sadece ceketini aldı. Evden çıkarken arada sızmış olan babasına baktı. İçinde bir acıma hissi hissetti. Gidip odasından bir battaniye getirip babasının üstüne örttü. Çolak Selimle beraber karanlık sokağa sessizce ilerlediler. Aralarında pek fazla bir konuşma geçmeden boş bir binanın önüne geldiler.
    ---Bak koçum içeride sakın saygıda kusur etme.
    ---İçeride ne var abi.
    ---Büyük patron var. Ona senden söz ettim. Aman koçum beni mahcup etme.
    İçinde bir acı hisseden Musa içeri girmekte tereddüt etti. Önden giden Çolak Selim;
    ---Hadi oğlum ne duruyorsun.
    ---Selim abi ben yapamayacağım.
    ---Ne demek yapamayacağım. Korkuyor musun? Korkma sakın sen beni dinle hadi gel.
    ---Abi hayır…
    ---Sana yürü dedim… Hadi.
    Eli mahkum bir şekilde içeri giren Musa etrafa dikkatlice baktı. Dışarıdan harabeye benzeyen bina içerisin de bambaşka bir dünya gibi duruyordu. Yavaşça ilerliyorlardı. Önlerine iri yarı bir adam çıktı. Gelenleri baştan aşağı süzdü. Onlardan tiksinmiş gibi bir surat ifadesi vardı yüzünde.
    ---“Yakup abının yanına geldik. Haberi vardı” dedi Çolak Selim.
    ---“Beni takip edin” dedi iri yarı adam.
    Onları süslü bir kapının yanına getirdi ve kapıyı çaldı. Kapıyı açıp “Efendim beklediğiniz misafirler geldi” dedi.
    ---Bırak gelsinler.
    Çolak Selim önde Musa arkada içeri girdiler.
    Yakup:
    ---Gel bakalım Çolak çocuk bu mu?
    ---Evet, abi cin gibidir. Böyle durduğuna bakma.
    Yakup:
    ---Bak evladım Çolak bahsetmiştir. Bu işlerde yamuk yapmanın cezası ölümdür.
    ---Biliyorum efendim.
    ---Aferin… Aferin sana böyle uslu olursan ve itaat edersen hem çok para kazanırsın hem de ileride en iyi adamım olursun.
    ---Çolak al götür bu çocuğu başına bir şey gelmesin. Ona işleri en iyi şekilde anlat. Tamam mı? Hadi toz olun…
    ---Tamam abi iyi günler.
    Çolak Selim Musa’ya göz işareti yaptı haydi gidiyoruz dercesine. Beraberce oradan çıktılar. Musa binayı şöyle baştan aşağı süzdü. Gecenin karanlığına doğru yürüdüler. Çolak Selim:
    ---Oğlum bana bak. Hayat acımasız tamam mı birileri yönetir birileri emir alır. Bizim safımızda belli. Hayat bize acımasız davrandı. Bizde ondan intikamımızı alacağız. Bu da çok güçlü olmakla mümkündür. Güçte paradır. Parada Yakup abi de ganiyle… O da bize yeter.
    Musa dalgın bir şekilde Çolak Selim’i dinliyordu. Musa öfkeliydi hayata karşı. Gözüne babasının hali geldi. Fakirlik geldi. Babasının borçları geldi. Yakup abisi geldi. Musa bunları düşünürken bir ses ile ayıldı.
    ---Anladın mı oğlum?
    ---Hı? Evet abi anladım.
    ---Tamam o zaman hadi sen eve git yarın gel ben sana daha da detay vereceğim.
    ---Olur abi iyi geceler.
    Ayrıldılar. Musa eve doğru ilerlerken Selim abisine hak vermişti. Dünya kötülerin dünyasıydı. Musa da en kötü olmaya karar vermişti. Bunun için elinden geleni yapacaktı. Üşüyen ellerini cebine koydu. Evinin yolunu tuttu.
    ///
    Teoman kahvaltısını yapıp bahçeye çıktı. Hava kapalıydı. Bulutlar çocuk gibiydi. Sanki biri emziğini alacak onlarda sessizce ağlayacak gibi duruyorlardı. Teoman derin bir nefes aldı. Şöyle bir etrafına bakındı. Gözü komşu kızının penceresine takıldı. Zeynep’i görebilme umuduyla bir süre pencereye baktı. Zeynep’i göremeyince yönünü garaja çevirdi. Bisikletini aldı. Her zaman antrenman yaptığı yola gitti. Son sürat bisikleti kullanıyordu. Kafasında Zeynep, yarış, ailesi, ailesinin isteği olan üniversite vardı. Bu düşüncelerle yolda ilerlemeye devam ediyordu.
    ///
    Musa dün yaşadıklarını düşündü yol boyunca. Yavaşça ilerlerken uzaktan Selim abisini görünce;
    ---Selim abi… Selim abi…
    ---O koçum geldin mi? Gel bakalım.
    ---Bak sana dünkü adamlardan dünkü işlerden bahsedeyim. Bak oğlum bu Yakup denilen adamın geçmişi çok karanlık benim bildiğim çok hapis yattığı. Bir de annesini kesmiş bu adam.
    ---Niye abi.
    ---Bilmiyorum. Boş ver oğlum bize ne tamam mı?
    Musa kafasını evet dercesine salladı. Çolak Selim sözüne devam etti.
    ---Şimdi oğlum adam mafya hem de çok büyük mafya her iş var. Uyuşturucu, gasp, mazot kaçakçılığı, silah kaçakçılığı, kara para vb… Aklına gelebilecek her türlü pis iş var bu adamda. Anladın mı?
    ---Evet abi.
    ---Senin yapacağın şey vakti geldi mi emir almak ve emirleri uygulamak olacak. Sakın bak seni uyarayım emirleri sorgulamak yok. Yoksa başlamadan bitersin.
    ---Sorun değil abi.
    Musa zaten meraklı bir çocuk değildi. Çolak Selim Musa’yı baştan aşağı süzdü. Bu çocuk ileride çok büyük bir adam olacağını düşündü. Zira Çolak Selim’e göre en büyük adam Yakup’tu.
    ///
    Eve geldiğinde baya bir terlemişti Teoman. Annesinin “üşüteceksin” ikazına “merak etme anneciğim bir şey olmaz” diye karşılık verdikten sonra hemen duşa girdi.Bir vakit duşta kalan Teoman çıktıktan sonra eve misafirlerin geldiğini gördü. Gelenler Fernando’nun annesi Serpil Hanım ile Zeynep’in annesi Neriman Hanım idi. Neriman Hanım Teoman’ı çok severdi. Kendi çocuğuymuş gibi her zaman şefkat gösterirdi. Teoman misafirlere selam verip hal hatır sorduktan sonra Neriman Hanım;
    ---Zeynep seni soruyordu çocuğum. Bir bak istersen bahçede oturuyordu.
    ---Tamam Neriman Teyze ben bir Zeynep’e bakayım. Görüşürüz.
    İki misafire de selam verdikten sonra bahçeye indi. Zeynep evlerinin yanındaki salıncakta oturmuş öylece yere bakıyordu. Dalgındı. Teoman yavaşça arkasından Zeynep’e yaklaştı ve onu birden sallamaya başladı. Zeynep birden arkasına döndü. Teoman’ı görünce gülümsedi.
    ---Korkuttun beni teo.
    Teoman sallamaya devam ederek cevap verdi.
    ---Neriman Teyze söyledi beni aramışsın.
    ---Evet teo ya tek sırdaşım olarak sen varsın.
    ---Hayırdır kötü bir şey yoktur umarım.
    ---Yok teo sadece kafam karışık.
    ---Neden ki?
    ---Bu yeni komşunun oğlu yok mu?
    ---Yoksa bir terbiyesizlik mi yaptı?
    ---Hayır teo o hiç bir şey yapmadı.
    ---Ne oldu o zaman.
    ---Ya teo bilemiyorum ama kafam çok karışık. Ondan etkilendim abi çocuk çok yakışıklı.
    Teoman birden durdu. Beyninden vurulmuşa dönmüştü. En yüksek dağın üzerindeki kar kütlesi üzerine yıkılmıştı sanki. Fırtınada alabora olan bir geminin kaptanı gibi hissetti kendini. Boğazına bir şey düğümlendi. Yutkunmak istedi ama ağzı kupkuru olmuştu. Afalladı ağacın gövdesine tutunmaya çalıştı ama beceremedi yere düştü. Eline batan dikenlere aldırmadan yerde öylece kalakaldı.
    ---Teo... Teo iyi misin? Dikkat etsene oğlum ya bak üstün pislendi.
    Teoman Zeynep'i duymuyordu artık. Bitkisel hayata girmiş gibiydi sanki. Zeynep Teoman'ı yerden kaldırmaya çalıştı.
    ---Teoman kendine gel. Alt tarafı ayağın kaydı düştün oğlum hey teo.
    Teoman biraz sendeleyerek Zeynep'in de yardımıyla yerden kalktı.
    ---İyiyim tamam. Merak etme tamam iyiyim.
    ---Ah be teo dikkat etsene.
    Biraz yüz yüze bakıştıktan sonra Zeynep Teoman'a sordu.
    ---Eee teo dediklerimi duydun mu?
    Teoman Zeynep'in ağzından en son duymak istediği şeyleri duymuştu. Ama duygularını ona sezdirmemeliydi.
    ---Valla bilmem ki Zeynep bir şey diyemeyeceğim.
    ---Var ya teo şu kardeşine bir iyilik yapsan olmaz mı?
    Kardeş lafı Teoman'ın canını iyice acıtmıştı. Ara sıra Zeynep'in ağzından bu kelimeyi duysada şimdiki kadar etkili olmamıştı. Kekeliyerek cevap verdi.
    ---Ne gi...gibi.
    ---Ya teo bir sorsana sevdiği biri var mı diye?
    Teoman'ın aklı başından gitmişti. Zeynep'i hiç başka biriyle hayal edemiyordu. Zaten onun için hayali bile kötüydü.
    --- “Olur” diyebildi güç bela.
    Soğuk soğuk terlemeye başladı. Zeynep Teoman'ın bu halini fark etmişti.
    ---Hasta mısın teo? Betin benzin atmış.
    ---Yok yok antreman yaptım ondandır.
    ---Hımm iyi bakalım beni dinlediğin için teşekkürler. Hadi bakalım teo haberleri bekliyorum.
    Teoman Zeynep'in arkasından gözden kaybolana kadar baktı. Bisikletiyle hızla giderken bir kayaya bodoslama çarptığını hissetti kendini. Yaşadığı bu iç fırtınadan Zeynep'in haberi yoktu. Zeynep Teoman'ı her zaman bir kardeş gibi görmüştü. Teoman bu gerçeği bilsede kabul etmiyordu.
    ///
    ---Yürü gidiyoruz Musa.
    ---Nereye abi
    ---Emir geldi yukarıdan uygulamaya gidiyoruz.
    Musa sessiz bir şekilde emire itaat ederek Çolak Selim'in arkasından ilerlemeye başladı. Az sonra bir kahvehanenin önünde durdular.
    ---Al şu silahı Musa.
    ---Abi bunu ne yapacağım.
    ---İçeri girdiğimizde Yakup abinin selamı var sende bu silahla adamın ayağına sıkacaksın.
    Musa şaşırmıştı ama güçlü olmak için bunlar gerekliydi. İçeri girdiler. Orta yaşta bir adam onları karşıladı. Çolak Selim adamı şöyle bir süzdü. Adama Yakup abinin selamını söyledi. Musaya göz işareti yaptı. Musa hiç gözünü kırpmadan adamın ayağına sıktı. Adam bacağını tutarak yere yığıldı.
    --- “Yakup abi bir daha hata yapacak olursan bu kurşunu kafana sıkacak anladın mı lan” dedi.
    Adama tekme atan Çolak Musa'ya göz işareti yaptı. Oradan hemen uzaklaştılar çünkü birazdan polis gelecekti. Musa hayatında ilkkez birini vurmuştu. Vicdanı hiç sızlamamıştı. Bu işi yaptığını hissetti. Çolak Selim Musa'nın sırtını sıvazladı.
    ---Aferin koçum aferin...
    ///
    Teoman kendini zar zor garaja attı. Eline yüzüne su çarptı ve kanepeye uzandı. Zeynep'in sözlerini düşünmeye başladı.
    ---Teoman... Teoman orda mısın?
    Teoman başını yattığı yerden kaldırdı. Gelen Fernando idi. Teoman şaşırmıştı ne diyeceğini bilemedi. Sadece el işareti yaptı.
    ---Merhaba Teoman nasılsın.
    ---İyiyim Fernando sen nasılsın.
    ---Sağ ol bende iyiyim. Biraz durgunsun. Hasta mısın?
    --- “Yok, yok biraz yorgunum o kadar” dedi Teoman.
    ---O zaman ben başka zaman geleyim olmaz mı?
    ---Sen bilirsin kusura bakma Fernando.
    ---Yok, Teoman ne kusuru sen dinlen senin için yapabileceğim bir şey olursa çekinme sakın
    --- “Teşekkürler” dedi Teoman.
    Fernando Teoman'a el işareti yaparak oradan uzaklaştı. Hiçbir şeyden haberi olmayan Fernando'ya uzun süre bakan Teoman bu çocuğa kızmamıştı. Çünkü o Teoman'ın Zeynep'i sevdiğini biliyordu. Onun hiçbir suçu yoktu. Teoman tekrar kanepeye uzandı. Çok derin hayallere dalarak düşünmeye başladı.
    ///
    Çolak Selim Musa ile beraber Yakup denilen adamın yanına geldiler. Musa bu binayı tanımıştı. Aynı yerlerden geçerek odaya vardılar. Yakup purosunu tüttürüyordu. İçeriye giren Musa'nın yanına yaklaştı.
    --- “Aferin çocuk gözüme girmeyi başardın. Şimdi gidip dinlen ve bu günün tadını çıkar” dedi. Adamına göz işareti yaptı. Çolak Selim ve Musa'yı arkasına alan bu adam onları başka bir odaya götürdü. Musa'ya bir zarf verdi.
    ---Yakup abinin bir hediyesi.
    Musa adamın suratına pis bir sırıtış yaptı. Paraları aldı. Oradan uzaklaştılar. Çolak Musa'ya yolda giderken;
    ---Göreceksin ileride çok paran olacak ve kocaman bir adam olacaksın.
    Musa elindeki paralara bakarak çok çeşit hayaller kurmaya başladı. Önce gidip kendine yeni elbiseler alacaktı. Babasınada yardım edecekti. Artık bambaşka bir Musa olacaktı. Para her şeyi değiştirirdi. Musa'yı da değiştirecekti. Musa hemen bir alışveriş mağazasına gitti. Üstüne bir çeki düzen verdi. Eve geçerken manava, bakkala, kasaba olan borçlarını ödedi. Eve bazı erzaklar aldı ve evin yolunu tuttu. Eve vardığında babası gene içki içmiş ve sızmıştı. Elindeki eşyaları bıraktıktan sonra babasının başucuna geldi. Babasının başını okşayarak bütün bunların geçeceğini içinden tekrarlıyordu. Bütün acıların geçeceğini düşünüyordu.
    ///
    Garajda bir süre düşünen Teoman yerinden doğruldu. Fernandoların evine doğru yöneldi. Kapıya geldiğinde önce bir duraksadı. Daha sonra zili çaldı. Kapıyı Alex Bey açmıştı.
    ---Teoman oğlum hoş geldin buyur içeri gir.
    ---Sağ ol amca ben Fernando'ya bakmıştım. Evde mi?
    ---Evde çocuğum ben hemen çağırayım.
    İçeri girip “Fernando” diye seslendi Alex Bey. Az sonra Fernando kapıda göründü.
    ---Teoman hoş geldin içeri gelsene.
    ---Yok, Fernando sen dışarı gel istersen.
    ---Olur, üstüme bir şey alayım geleyim.
    Bir vakit Fernando’yu bekleyen Teoman ayağıyla yerdeki taşlara vuruyordu. Fernando geldiğinde ise beraberce sokakta dolaşmaya başladılar.
    ---Fernando az evvel geldiğinde kusura bakma seninle ilgilenemedim.
    ---Önemli değil Teoman.
    ---Bana bir şey mi söyleyecektin acaba o zaman?
    ---Yok, canım sıkılmıştı da seninle biraz dolaşırız demiştim kendi kendime.
    ---Hım anlıyorum. Tabi sıkıldığın zaman yanıma gelebilirsin. Biliyor musun sen çok iyi bir çocuksun Fernando.
    ---Teşekkürler bu da nerden çıktı Teoman.
    ---Hiç öyle içimden geldi. Bir gün bana bir şey olacak olursa geride kalan sana güvenebileceğimi biliyorum.
    ---Teoman beni korkutuyorsun bu da nerden çıktı böyle.
    ---Bilmem öyle çıktı işte.
    Fernando Teoman’a bakarak bir tebessüm attı. İki arkadaş gece yarısına kadar dolaşmışlardı. Artık ayrılma vaktiydi. Vaktin nasıl böyle hızlı geçtiğine ikisi de şaşırmıştı.
    ---Hadi Teoman iyi akşamlar.
    ---İyi akşamlar Fernando.
    Böylece iki arkadaş evlerini yolunu tuttular.
    ///
    Musa uzaklardan gelen bir müzik sesiyle yatağından sıçradı. Pencereye doğru koştu. Mahallede arabası olan birkaç genç müziği son ses açmış gece yarısı öyle sarhoş bir şekilde dolaşıyorlardı. Musa uzaklaşan arabaya baktıktan sonra tekrar yatağına uzandı. Uykusu kaçan Musa yatakta bir o yöne bir bu yöne dönüp durdu. Çok zaman sonra göz kapakları direnmeyi bıraktı. Musa yavaşça gözlerini kapadı.
    ///
    25 gün sonra
    ///
    Teoman sabah uyandığında heyecanlı idi. Kalbi kırıktı belki ama hayatında önemli bir kariyer olacak olan bu yarışı önemsiyordu. Günlerdir bu yarış için çalışıyordu. Artık amacına ulaşmak için sadece üç gün kalmıştı. Üç gün sonra büyük yarış yapılacaktı. Üç gün önceden Almanya’ya gidecek hem biraz oraları gezecek hem de duruma alışacaktı. Hem yarış yerini görmekte işine gelecekti. Annesi Leyla Hanım oğlunun giysilerini hazırlamış. Ona biraz da yolluk koymak istemişti. Teoman buna karşı çıktı.
    ---Anne bu kadar eşyaya gerek yok sadece üç gün kalıp geri döneceğim. Hem bu yolluğa da gerek yok yolda acıkırsam bir şeyler atıştırırım.
    ---Olmaz oğlum sen annenin böreklerinin tadını hiçbir yerde bulamazsın.
    Teoman gülümsedi.
    ---Peki, anneciğim peki koy.
    Rıza Bey oğluna tavsiyeler veriyordu yavaşça evden çıkarlarken.
    ---Bak oğlum heyecan yapma sakın. Gereken hızı yap ama elin de fren de olsun. Hiçbir şey senin sağlığından önemli değil.
    ---Tamam baba merak etme bana güven.
    ---Güveniyorum oğlum hem de çok güveniyorum.
    Komşuları da Teoman’ı uğurlamaya geldiler. Hep beraber Teoman’a başarı dileklerinde bulundular.
    Sergen Bey Teoman’ı kucaklayarak;
    ---Hadi bakalım Teoman görelim seni sana çok güveniyoruz
    Teoman Sergen Amcasına teşekkür etti. Neriman Hanım da Teoman’a sarılarak;
    ---Aslan oğlum kendine dikkat et.
    Teoman Neriman Teyze’sinin elinden öperek “tamam” dedi. Alex Bey ve Serpil Hanım da Teoman’a başarı dileklerin de bulundular. Fernando Teoman’ın yanına geldi. Onun sırtını sıvazlarken;
    ---Teoman sen çok iyi bir arkadaşsın hatta artık benim dostumsun. Bundan sonra bende sana teo diyeceğim. Ben her zaman yanındayım. Unutma tüm sevdiklerinle beraber senin dönüşünü bekleyeceğim.
    ---Teşekkürler Fernando sen de benim dostumsun.
    Zeynep Teoman’a yaklaştı. Teoman Zeynep ile uzun zamandır konuşmuyordu. Daha doğrusu Zeynep ona Fernando’dan hoşlandığını söylediği zamandan beridir konuşmamıştı.
    ---Teo farkındayım benden uzaklaşıyorsun sana yanlış bir şey mi yaptım?
    Aslında yapmıştı Teoman’ın sevgisini görmemiş üstelik başka birinden hoşlanmıştı. Teoman bunları düşünürken Zeynep’e bakıyordu.
    ---Hayır, Zeynep yok öyle bir şey biliyorsun antrenman yapıyorum yarış için o yoğunlukta sen beni herhalde yanlış anladın.
    ---İyi o zaman şimdi moralim yerine geldi yarışmada senin için dua edeceğim. Başarılar.
    Artık evden ayrılma vaktiydi. Uçağı kaçırmamak için Rıza Bey oğluna;
    ---Hadi oğlum biz çıkalım.
    ---Tamam baba.
    Teoman arabada geride bıraktığı insanlara el salladı.
    ///
    Musa artık işin ehli olmuştu. Yakup abisinden aldığı emirleri yerine getiriyor ve iyi para kazanıyordu. Hiçbir şeyden çekinmiyordu artık. En güçlü olma yolundaydı. O bunu böyle düşünüyordu. Geçmişini artık düşünmüyordu. Babasına çok para gönderiyordu ama artık eve uğramıyordu. Ara sıra uzaktan babasını babasına bakıyordu ama yanına yaklaşmıyordu. Babası uzaktan gördüğü kadarıyla keyifli görüyordu. Yeniden evlenmiş yeni karısıyla Musa’nın gönderdiği paraları yiyorlardı. Musa da babasına bu mutluluğu çok görmüyordu. İkisi de halinden memnundular. Baba tekrar huzur bulmuş, Musa ise büyük adam olma yolunda idi. Hayat böyle olmasını istemiş Musa da hayatın istediği şeyi olmuştu.
    ///
    Teoman uçağa ilk kez biniyordu. Uçak havalanmıştı. Hostes yolculara uçarken yapılması gerekenleri anlatıyordu. Uçak bir süre ilerledikten sonra bir ses duyuldu.
    ---Sayın yolcularımız yardımcı pilotunuz konuşuyor uçağımızın sol kanat motorunda bir arıza meydana gelmiştir. Zorunlu olarak geri dönüş yapacağız.
    Teoman şaşırmıştı. Geri dönmek sözü biraz moralini bozmuştu. Bir vakit sonra uçak kalktığı yere geri dönmüştü. Teoman babasını aramayı düşündü bir an. Ama arayıp insanları telaşlandırmak istemedi. Uçaktaki yolcular arıza giderilene kadar hava alanının bekleme salonuna alınmışlardı. Bir süre buradan beklenildikten sonra bir görevli gelerek bekleyen yolculara;
    ---Sayın yolcularımız uçağımız tamir edilecek biliyorum hepiniz sabırsızlıkla bekliyorsunuz.
    Yolculardan biri görevlinin sözünü keserek söze girdi.
    ---Memur bey daha ne kadar beklememiz gerek yetişmem gereken bir toplantım var.
    ---Anlıyorum efendim ama yapacağımız çok fazla bir şey yok.
    Teoman söylenenleri dinliyordu şehrinden Almanya’ya giden sadece bir uçak olduğunu biliyordu. Görevli telsizle konuştu yolculara dönerek uçağın ciddi bir hasarı olduğunu söyledi. Almanya seferi iptal edilmişti. Üç gün boyunca Almanya’ya sefer olamayacaktı. Teoman çaresizlikle babasına telefon etti.
    ---Baba buraya gelmen gerek.
    ---Nereye oğlum sen uçakta değil misin?
    ---Hayır, uçak geri döndü baba.
    ---Neden oğlum.
    ---Arıza çıktı baba sefer iptal oldu.
    ---Tamam, kuzum bekle geliyorum.
    Teoman babasını beklerken bir oturağa oturdu. Morali bozuktu çünkü onun için çok önemli olan bir yarışmaya gidemeyecekti. Bir vakit sonra babası geldi beraber evlerinin yolunu tuttular. Tüm hayalleri boşa gitmişti. Tüm çabaları boşa gitmişti. Her şey boşa gitmişti. Teoman’ın gözleri dolmuştu ağlıyordu.
    ---Oğlum metin ol senin canın sağ olsun vardır bir hayır.
    Teoman babasının söylediklerini duymuyordu başka âlemler de idi çocuklar gibi ağlıyordu. Eve vardıklarında annesi onları karşıladı. Teoman annesine sarıldı ağlamaya devam etti. Gün kararmıştı artık. Teoman yatağında da ağlıyordu. Gözleri kızarmıştı ağlamaktan. Artık daha fazla dayanamadı bu halsizliğe. Gözleri yavaş yavaş kapandı. Sabah Fernando ile Zeynep yanına geldiler Teoman’a moral vermek için.
    ---Teo üzülme kardeşim ya senin canın sağ olsun
    ---Teşekkürler Zeynep.
    --- “Tabi teo üzülme” dedi Fernando belki böylesi daha iyidir.
    Teoman onlara çok teşekkür etti. Onlara diğer hayallerinden bahsetti. Ruh hali biraz değişmişti Teoman’ın. Gün mutlu bitti. Artık yeni hayallerin peşinde gitmesi gerektiğini düşünüyordu Teoman. Sabah olduğunda bir dershaneye gitti Teoman. Artık üniversiteye gitmeli böylece hem kendine bir meslek edinecek hem de ailesini mutlu edecekti. Çünkü ailesi de Teoman’ın okumasını çok istemişlerdi. Dershaneyle görüştü ve artık ÖSS ye çalışmak için bir ortamı olacaktı. Eve geldi dinlenmek için odasına çekildi.
    ///
    Musa'ya yeni bir görev daha verildi. Bu görev diğerlerinden farklıydı. Bu kez Musa'ya bir kızı kaçırmasını söylemişlerdi. Musa bu emre de itaat etti. Çolak ile beraber Yakup'un onlara verdiği Doğan marka arabayla mekânından ayrıldılar.
    ---Abi bu kız kim ki Yakup abi onu kaçırmak istetti.
    ---Musa sana dediğimi unuttun mu?
    ---Tamam abi affedersin.
    Musa'nın umurunda değildi aslında. O sadece ona verilen görevi yerine getirmeliydi. Adresi verilen yere gittiler. Etrafa şöyle bir göz attılar. Uzaktan bir kız sesi duydular.
    ---Neriman teyze... Leyla teyze...
    ---Efendim kızım.
    ---Annem seni çağırıyor.
    ---Tamam kızım geliyorum.
    Zeynep Leyla Hanım'ı çağırdıktan sonra bahçelerindeki salıngaca bindi. Ağır ağır sallanmaya başladı. Kendi kendine şarkı söylemeye başladığı bir anda bir kedi yavrusu sesi duydu. Sesin geldiği yere doğru baktı. Baktı ama bir şey göremedi. Sese doğru yavaş yavaş yaklaşmaya başladı.
    Karşı pencereden Zeynep'e bakan Teoman onun neye doğru yaklaştığını merak ediyordu. Zeynep sese yaklaşırken kediyi çağırıyordu.
    ---Gel pisi pisi...
    Musa yavaşça Zeynep'e yaklaştı. Zeynep kediyi gördü. Zavallıcık yere öylece uzanmış yatıyordu. Kediyi eline almak için eğilen Zeynep nefesinin kesildiğini hissetti. Musa Zeynep'in ağzına eter koklatmış ve Zeynep'i bayıltmıştı. Teoman olanları penceresinden izlerken hayretler içindeydi. Hemen sokağa fırladı. Musa ile Çolak kızı arabaya bindirmiş ve oradan uzaklaşıyordu. Teoman gücünün yettiğince bağırdı.
    ---Durunnn lannnn bırakın Zeynep'i...
    Aklına gelen ilk şeyi yaptı. Bisikletine koştu. Sesleri duyan Fernando dışarı çıkmıştı. Bisikletiyle giden Teoman'a bağırdı.
    ---Ne oldu Teoman.
    Teoman bisikletiyle ilerlerken Fernando'ya seslendi. Fernando Teoman'ın dediklerini anladığı anda içeri koştu. Babasına olanları anlattı. Hemen polisi aradılar. Bu sırada Teoman Doğan marka arabanın peşine düşmüştü bile. Garajda bisikletini alırken yanına bıçakta alan Teoman kan ter içinde kalmıştı. Kestirmeden arabanın önüne çıkan Teoman arabanın ön camına yerden aldığı taşı fırlattı. Ön camı tuzla buz olan araba durmak zorunda kaldı. Arabadan önce Çolak Selim indi.
    ---Ne oluyor lan sende kimsin.
    ---Bırakın lan kızı, yoksa…
    ---Yoksa ne lan.
    Teoman kendisine yaklaşan Çolak'a elinde tuttuğu bıçağı hiç gözünü kırpmadan kalbine sapladı. Yere yığılan Çolak bir öküz gibi böğürmeye başladı. Arabadan Musa indi.
    ---Ne yaptın lan sen?
    ---Bırakın dedim kızı.
    Musa çok sinirlenmişti. İdolü olan abisi şimdi yerde can çekişiyordu. Gözleri sinirden kıpkırmızı olan Teoman'a baktı. Üstüne atladı. Boğuşmaya başladılar. Bir süre boğuştuktan sonra ikisinin de yüzü tanınmayacak hale gelmişti. O arada Zeynep uyandı. Olanları görünce ağlamaya başladı. Yerde cansız yatan adamın cep telefonunu aldı ve polisi aradı. Musa Zeynep’in polisi aradığını görünce Çolak'a saplanmış olan bıçağı aldı ve Teoman'a sapladı. Zeynep bağırmaya başladı. Musa yere yığılan Teoman'a bir süre baktıktan sonra kaçtı. Zeynep hemen gidip Teoman'a sarıldı. Artık son saatlerini yaşayan Teoman Zeynep'in kollarında ölmekten memnun gibiydi. Yüzün de garip bir gülümseme oluştu.
    ---Teoman iyi olacaksın merak etme.
    ---Hayır Zeynep benim için artık yolun sonu.
    ---Öyle deme Teoman lütfen öyle konuşup kendini yorma birazdan ambulans gelir.
    Zeynep'in dediği gibi ambulans gelmişti. Ambulans ile beraber Teoman'ın anne ve babası Zeynep'in anne ve babası ve Fernando ile ailesi de gelmişti olay yerine. Teoman Fernando diye seslendi. Fernando Teoman'ın yanına geldi. O kargaşada “buradayım Teoman merak etme iyileşeceksin” diye teskin ediyordu. Teoman Fernando’nun kulağına bir şeyler fısıldadı.
    ---Zeynep sana emanet Fernando ben gidiciyim. Biliyor musun Zeynep senden hoşlanıyor onun sakın üzme.
    ---O nasıl bir laf Teoman Sen ölmeyeceksin ve inan bana Zeynep'le de birbirinize çok yakışacaksınız.
    ---Hayır, o beni hep kardeşi gibi gördü bundan sonrada öyle bilecek. Sana güveniyorum.
    Teoman bunları söyledikten sonra gözlerini ebediyen kapadı. Ailesi ve komşuları daha ambulansa bile binmeye vakti olmayan Teoman'ın arkasından bağırtılarla gözyaşı döktüler.
    ///
    1 yıl sonra
    ///
    Teoman'ın ölümünden sonra baba Rıza Bey'e inme indi. Sağ tarafı artık tutmuyordu. Aile her gün oğullarının resmine bakıp ağlıyorlardı. Fernando aşkı için ölen Teoman’a hayranlık duyuyordu. Artık Teoman olmayacaktı. Hayalleri olan bu genç adam artık olmayacaktı. Bunca sıkıntıya sebep veren Yakup işi beceremeyen Musa'ya ölüm cezası verdi. Bir çukurda kafasına sıktılar Musa'nın. Sergen Bey'e uzun zaman önce borç veren Yakup, borcunu ödeyemeyen bu adama kızını elinden alma cezası vermişti. Ama başaramamıştı. Zeynep bu yaşanan olaydan sonra kafayı bozdu. Ailesi tarafında hastaneye yatırılan Zeynep'i her gün ziyaret eden Fernando Teoman'a verdiği sözü tutmak istiyordu. Artık Hiçbir şey eskisi gibi değildi, zaman bu güzel mahalle insanlarına böyle bir oyun oynamıştı. Kim bilir belki zaman da böyle olmasını istememişti...

      Forum Saati Cuma Mayıs 26, 2017 11:15 am