Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    SABRIN SONU- Zübeyr ÖZERDEN

    Paylaş

    1001110040

    Mesaj Sayısı : 1
    Kayıt tarihi : 15/12/10

    SABRIN SONU- Zübeyr ÖZERDEN

    Mesaj  1001110040 Bir Cuma Ara. 24, 2010 4:44 pm

    SABRIN SONU
    Gece vakti tuhaf bir sesle ve büyük bir korku ile uyandım. Ben daha ne olduğunu anlamaya çalışırken aniden çalan telefonun sesiyle irkildim. Salona gidene kadar annem çoktan telefonun başına geçmişti. Büyük bir merakla konuşmanın bitmesini bekledim. Birden annemin gözleri fal taşı gibi açıldı. Telefon ellerinden kayıp yere düştü. Annem olduğu yere yığılıverdi.
    Panikle ‘‘Ne oldu anne? Kimmiş? Ne dedi?’’ diye sordum. Annem cevap vermeyince, ne olduğunu anlamak için telefonu elime aldım, ‘‘Kimsiniz? Ne istiyorsunuz?’’ dedim. Karşıdaki bir bayan sesiydi. ‘‘Servet Beyin neyi oluyorsunuz?’’ dedi. Bende ‘‘Oğluyum’’ dedim. Babamın bir kaza geçirdiğini, şu anda hastaneye gittiklerini söyledi ve hastanenin adını verdikten sonra telefonu kapattı.
    Donup kaldım. Ne yapacağımı bilemedim. O anda hissettiğim tek şey ayaklarımın titremesi ve boğazımdaki o tuhaf acıydı. Anneme baktım durumu benden kötüydü. Hemen amcamlara haber verdim ve telaşla yola çıktık. Hastane köye çok uzaktı. Babam bu kadar mesafeye dayanabilecek miydi? Korkuyordum. Ben babasız kalamazdım. O benim her şeyimdi. Babasız nasıl yaşanırdı ki? Beynim saniyeler içinde milyonlarca olasılık üretiyordu. Annem sanki taş kesilmişti. Tek canlılık belirtisi, gözlerinden ardı ardına süzülen yaşlardı. Belki beraber geçen koskoca otuz beş yılı düşünüyordu. Belki de hayata sessizce isyan ediyordu. İçinde fırtınalar, kasırgalar kopuyor olmalıydı. Kafamı omzuna yasladım. Yollar bitmek tükenmek bilmiyordu. Babam ölemezdi, bunu bize yapamazdı. Bu akan gözyaşlarımızı görse üzülür, kahrolurdu.
    İçime birden bir umut ışığı doğdu, belki de babam değildi şu an ölümle pençeleşen. Karıştırmışlardı belki de… Belki bir Ormancı Servet daha vardı. Ailesi için gece gündüz demeden çalışan…

    Kafamı tırmalayan, dakikaları günler kadar uzun gelen bu düşüncelerle boğuşurken birden kendimi hastanenin önünde buldum. Annem koşarak kapıya doğru gitti. Bende hemen arkasından koştum. Hemen bulduk babamı, usulca yatıyordu yatakta. İçeriye girmek istedik ama hastabakıcılar bunu bekliyormuş gibi anında engel oldular bize.
    Aramızda pencereler vardı ve anlaşılan biz babama camın ardından bakmaya devam edecektik. Babam sanki çok yorulmuş da bir ağaca dayanmış dinleniyor gibiydi. Elimi uzatsam ona dokunacak kadar yakındım. Ama o beni duymuyor, görmüyordu. Yüzünde hafif bir gülümseme var gibiydi. Sanki anlamıştı geldiğimizi… Annem gözlerini kırpmadan bakıyordu. Birden konuşmaya başladı.
    ‘‘Servetim yapma bunu. Bu koca dünyada beni bir başıma bırakma. Nefesimsin beni nefessiz bırakma’’ diyordu.
    Odadaki doktorun biri kapıya doğru geldi. Biz de sanki kurulmuş oyuncaklar gibi doktorun yanına gittik. Ne olup bittiğini bir an önce anlamak istiyorduk. Tüm bunları açıklayan cümlelerin gelip bizi bulmasını istiyorduk. Doktor da mesleği gereği edindiği tecrübelerden anlamış olmalı ki istediğimiz cümleleri bize sıralamaya başladı.
    ‘‘Servet Beyi ormanda avlanan yaşlı bir amca getirdi bize. Kestiği bir ağaç üzerine devrilmiş. Kaburgalarında birçok kırık var. Akciğerleri hasar görmüş durumda. Kafatasının oksipital kısmından ciddi bir darbe almış. İç kanamasını kısmen durdurduk uzun bir süre komada kalabilir.’’
    Annem duvara yaslanarak ayakta duruyordu. ‘‘zorla da olsa yaşayacak değil mi doktor?’’ dedi. Doktor başını öne eğdi bir süre bekledi zihnindeki uygun cümleleri bulduktan sonra ‘‘ ben ve bütün arkadaşlarım elimizden gelen her şeyi yapıyoruz fakat hastanın hayati iç organları ciddi zararlar almış siz her şeye hazırlıklı olun’’ dedi ve hızla yanımızdan ayrıldı.

    Son cümlesini önemsiz bir şeymiş gibi ağzında kaydırarak, hızlıca söylemesine rağmen her harf beynime çivilenmiş gibi dehşete kapılmıştım. Annem çığlıklar atıyor, feryatlar koparıyordu. ‘‘HAAYIIRR yaşayacak, bırakmayacak’’ derken bayıldı. Hemşireler annemi bir odaya yatırdılar. Sakinleştirici iğne vurup uyumasını sağladılar. Hemşirelerden biri bana dönüp iğnenin etkisiyle annemin sabaha kadar uyuyacağını ve iğnenin annemi rahatlatacağını söyledi ama biliyordum ki annem uyusa da rahatlamayacaktı.
    Annem uyuyunca babamın yanına gittim bir an bile pencerenin önünden ayrılmadan bekledim. Belki uyanıp beni arardı gözleri, annemi sorardı… Ama sonsuzluk gibi gelen bir saat geçti. Sonra iki saat… Üç, dört, beş… Derken sabah oldu ama babamda hiçbir kıpırdanma hiçbir değişiklik yoktu. Gece sürekli doktorlar girip çıkmıştı odasına. Doktorların hepsi sanki üzülerek bakıyordu bana. Sordum hepsine tek tek babam nasıl diye hiçbir doktor bir kelime bile etmedi sadece başımı okşayıp geçtiler. Annemin yanına gittim uyanmıştı, yine gözlerinden sicim gibi yaşlar boşalıyordu. Boynuna sarıldım bende ağlamaya başladım. Ağladıkça rahatlamam gerekirken boğazımı yakan acı daha da keskinleşiyor hırsını alamıyormuş gibi içime işliyordu.
    O yoğun acının içerisinden çekip çıkardığım kelimeler, korkuyla ağzımdan dökülüverdi, ‘‘Babam ölmeyecek değil mi anne?’’ annem titrek ama kesin bir sesle yanıtladı ‘‘hayır! Şimdi dinleniyor uyanacak ve bu kapıdan hep birlikte çıkacağız. Eve gidince yine sıcacık tarhana çorbası yapacağım ve yine baban hızlı hızlı iki tabak içecek, geç kaldım Hatice diyecek, yalancıktan kızacak.’’ Annemin bu sözleri beni sevindirdi. Çünkü annem bu zamana kadar hiç yanılmamıştı. Şimdiye kadar hiç yalan söylememişti bana.
    Annemle kalkıp babamın yanına gittik bütün köy halkı babamın odasının önünde bekliyordu kendi aralarında ölür bu yaşamaz falan diye konuşuyorlardı. Hepsini duymazlıktan geldim. Bizi görünce hepsi sustu ve acıyan gözler üzerimize çevrildi. Hepsi teker teker geçmiş olsun deyip köye geri dönmek için yanımızdan ayrıldılar. Hemen hemen hepsini hayvanları vardı ve onlara bakmaları gerekiyordu. Vakit geçmek bilmiyor, beklemek acımıza acı katıyor canımızı daha çok yakıyordu.
    Zihnimde hep babamla olan anılarım film şeridi gibi akıyordu. O benim top arkadaşım, oyun arkadaşım, bazen de güreşte rakibimdi. Babam benim ikinci öğretmenimdi hatta ilk öğretmenimdi. Kapsamlı bir kütüphanemdi. Zorlandığım her anımda dayanağımdı. Bütün köy halkı babamı tanır ve takdir ederdi. Babam köyde çok sevilirdi. İçlerinden bir Cemal Ağa sevmezmiş babamı. Gençken hem babam hem de Cemal Ağa az koşmamış annemin peşinden, çok kez kavga etmişler bu sebepten ama hepsinde de hep babam haklı çıkarmış hep babam galip gelirmiş, zaten annemin gönlü de babamdaymış. Cemal Ağa zenginmiş ama parası pulu annemi kandırmaya yetmemiş. Acaba seviniyor mudur bu halimize?
    Babamın bu konunun açıldığı bir gün ‘‘Eğer olur da bir kızı seversen onun için mücadele et, sevdiğinden asla vazgeçme.’’ diye öğüt vermişti.
    Hadi be baba uyan artık yine öğüt ver bana şu an istediğim tek şey uyanman. Başka hiçbir şeyin anlamı yok benim için. Bu kâbus bitsin artık!
    Ben tam bu düşüncelere dalmış hastane banklarında otururken birden doktor yanıma gelip babamla görüşebileceğimizi söyledi. Görevlilerin verdiği önlüğü, maskeyi ve galoşu giydik. Annemle beraber babamın odasına girdik. Önce babamın yüzüne baktım uzun uzun. Yüzü bembeyazdı elleri buz kesmişti ne olduğunu anlayamadım dışarıdan doktor bizi izliyordu. Tekrar babama döndüm öpmek için ellerine sarıldım sonra da yanaklarından öptüm, boynuna sarıldım. Annem yine sessizdi sadece yüzünü babamın ellerini üzerine kapamış, hüngür hüngür ağlıyordu. Baba hadi dinlendiğin yeter artık aç gözlerini dedim. Anneminse ağzından sadece babamın adı çıkıyordu.
    Birden babamın bağlı olduğu cihazlardan tuhaf sesler gelmeye başladı. Anında bütün doktorlar odaya doluştu ve bizi apar topar dışarı çıkardılar. Bağırdım, ağladım, çıkmamak için direndim ama beni duyan olmadı. İçeriyi görebilmek için hemen pencereye koştum. Doktorlar seri ve hızlı hareket ediyorlardı. Ters giden bir şeyler vardı belliydi. Bu panik dalgasından sonra doktorlar bir anda durdular babama bir müddet baktıktan sonra çarşafı yüzünü kapatana kadar çektiler. O an dünya başıma yıkıldı. Her şey soyutlandı. Tüm sesler anlamını yitirip, uğultuya dönüştü. Doktorlar odadan çıktılar. İçlerinden bir tanesi bize yaklaşıp ‘‘Başımız sağ olsun’’ dedi. ‘‘Hayır, inanmıyorum size, hani iyi olacaktı?’’ diye bağırdım. Hepsi üzgün üzgün yere bakıyordu. Anneme döndüm ‘‘Sen de yalan söyledin bana’’ dedim. Hızla babamın yanına koştum. Çarşafı kaldırıp babamı sarstım. ‘‘Aç gözlerini baba! Beni bırakma babacığım. Hadi aç gözlerini lütfen… Söz veriyorum bir daha annemi de seni de üzmeyeceğim. Hani beni liseye gönderecektin, mezun olacaktım, üniversite okuyacaktım, benimle gurur duyacaktın hadi kalk baba KALK! Daha beni davullarla zurnalarla askere uğurlayacaktın baba.’’ diye haykırdım. Daha sonra dedem geldi yanıma beni zorla odadan çıkardı. Tekmeliyordum dedemi ‘‘bırak beni’’ diye ama ayırdı beni senden baba. Babacım acaba bundan sonraki hayatımız nasıl olacak? İçimize düşen bu ateş nasıl sönecek baba? Bulaşacak mıyız seninle bir daha? Yanan bu yerde bir daha fidanlar yeşerecek mi baba sensiz? Annem dayanabilecek mi o hassas, hasta kalbiyle… Hayata tutunabilecek mi bir daha? İnsanlar seni o tabutun içine koyana kadar öldüğüne inanmamıştım. Sen gittiğinden beri evimize kara bulutlar indi.
    Yarın yine okul var ama ben gitmek istemiyorum, sokaklara çıkmak istemiyorum. Gitmeyi istediğim tek yer mezarın. Bu gün yanımda sevdiğin çiçekleri getirdim, kırmızı karanfilleri ve gülleri. Eğer bunlar yeşerip çiçek açarsa senin hep yanımızda olduğunu bizi bırakmadığını düşüneceğim baba. Her gün seni ziyarete gelip yaşadıklarımızı anlatacağım. Şimdilik hoşça kal.

    ***

    Merhaba baba bugün senden ayrılalı bir hafta oldu. Merak etme baba okuluma devam ediyorum ama artık hiçbir şey eskisi gibi değil ama. Bugün sana 7 yemeği yaptılar baba. Bütün köy halkı geldi sanki hepsi yemek yemek için geldi. Hepsine üzülerek ve kızarak baktım. Biz senin acınla hayata tutunmaya çalışırken onlar karşımızda karın doyurma derdine düşüyor baba. Sen bana insanlar nasıl olursa olsun nasıl davranırlarsa davransın onları kötüleme daima saygılı ol demiştin ama olmuyor işte baba. Çok şaşırdığım bir olay daha oldu baba. Duyunca sen de çok sinir olacaksın. Akşam Cemal Ağa bize geldi. İnanabiliyor musun sözde o da çok üzülmüş, seni çok severmiş, siz çok iyi anlaşırmışsınız. Millete bunları anlattı durdu. Sanki biz kendini bilmiyormuşuz gibi. Yarın okulda sınıf başkanlığı seçimi var baba Cemal’in oğlu da aday oldu. Ben olmayı düşünmüyordum ama sırf ona inat ben de aday oldum. Baba inşallah yarın yanına başkan olarak geleceğim. Şimdilik hoşça kal… Yine ben geldim baba. Her okul çıkışı evden önceki adresim sensin baba. Sabah annem rahatsızlanmıştı baba. Dedemler doktora götüreceklerdi yalvardım beni de götürün diye ama okulum var diye gidemedim baba. Ama öğle arası geldim eve annemler de gelmiş, doktor rahatsızlığının stres ve üzüntüden daha da şiddetlendiğini eğer dikkat etmezse durumunun daha da ağırlaşacağını söylemiş. Ama annem yine aynı baba sadece düşünüyor öylesine bakınıyor etrafa boş gözlerle. Yemek yemiyor, ilaçlarını içmiyor. Tek düşündüğü biran önce senin yanına gelmek ama beni unutuyor arada. Eğer o da bırakırsa ne yaparım ben sensizliğe alışamadım daha. Annem seni toprakların altında görmemek için gelmiyor buraya baba. Sanki buraya gelirse sana ihanet etmiş gibi yokluğunu kabullenmiş gibi hissediyormuş baba. Ha unutmadan söyleyeyim baba seçimlerde sınıfın başkanı ben oldum. Artık Cemal’in oğlunu yöneteceğim baba, bütün intikamımı alacağım ondan ama mertçe senin öğrettiklerinle. Şimdilik gidiyorum baba, seni çok seviyorum bunu unutma baba. Günaydın babacığım ben geldim bugün okul yok akşama kadar yanındayım baba. Dün yine Cemal Ağa gelmiş evimize. Artık fazla gelen yok baba. Dedemi yanına almış bir köşede uzun uzun konuşuyorlardı dedemin yanına gittim ne konuştuklarını öğrenmek için ama hemen beni yanından uzaklaştırdı pis adam. Annem yavaş yavaş hayata tutunmaya başladı baba artık saçlarımı okşuyor. Baba sen gittin gideli bir kere bile öpmemişti beni. Anneme sordum. Cemal Ağa sürekli niye evimize geliyor diye. Annem bilmem dedi herhalde başsağlığı içindir dedi. Bugün ayrılığın 32. Günü baba. Ağaçlar yapraklarını döktüler. Kış iyiden iyiye geldi. Belki de yarın bir gün kar yağacak. Hatırlıyor musun seninle yaptığımız kardan adamları? Daha doğrusu hepsini sen yapıyordun ama olsun. Bir kerede kocaman ev yapmıştık seninle. Annem de hep kızardı Servet bari sen yapma çocuk musun sen, hasta olacaksınız içeri gelin diye bağırıyordu ama biz dinlemiyorduk onu. Sonra da ne haliniz varsa görün deyip içeri gidiyordu. Çocuklar gibi oynuyorduk yuvarlanıyorduk karların üzerinde ah babacığım. Derslerimi de merak etme çalışıyorum okulumu birincilikle bitireceğim inşallah her gün eve gelince tekrar ediyorum derslerimi Cemal’in oğlu da çalışmıyor baba yazılılardan kötü aldığında babası öğretmenlere para verip notunu yükselttiriyor. Ben inşallah bu adaletsizliklerin hepsini günün birinde bitireceğim baba. Bu arada köyümüze yeni bir aile geldi baba karşımızda ki boş ev vardı ya oraya gelmişler kızları var bir tane Gülsüm. O da bizimle aynı sınıfta çok çalışkan bir kız herhalde çünkü bütün derslerde parmak kaldırıyor, tahtaya kalkıyor ve sınıfta sadece benimle konuşuyor. Utanıyor herhalde. Annem ilk geldikleri gün yemeğe çağırmıştı. Beni de o yüzden tanıyor zaten, derslerimizi beraber yapıyoruz. Bir gün ben onlara gidiyorum. Bir gün de o bize geliyor. Babası çok seviyor beni sanki senmişsin gibi saçımı okşuyor. Anneme de kendi kızıymış gibi davranıyor. Dedemse şimdi Cemal Ağa’nın hizmetkârı oldu. Yanından ayrılmıyor. Bize de hiç uğramıyor. Bana da büyük bir nefretle bakıyor. Cemal Ağa’nın oğlunu benden çok seviyor. Gülsümün de bir ablası varmış. Çok güzel bir kızmış önceki mahallelerinde herkes onun peşinden koşarmış. Ama hiç birine yüz vermemiş o abla. İsmini hatırlamıyorum ama sanırım Güllü imiş adı. Sadece okuyup öğretmen olmak istiyormuş. Bunun içinde gece gündüz çalışıyormuş. Ama bir gün onu yatağında ölü bulmuşlar. Geriye bir tek not bırakmış. “Beni affedin baba ben size layık değilim size yakışan bir evlat olamadım.” Diye. Sonradan anlamışlar ki Güllü abla okulundan Murat diye bir çocuğa aşıkmış bunu da babasına ihanet olarak görmüş ve yaşamına son vermiş. Ama babasına söyleseymiş babası izin verir evlendirirmiş. Kızı için her şeyi yaparmış. Hacı amca da aynı bizim gibi olmuş. Aynı bizim seni kaybettiğimiz de olduğumuz gibi. Güllü ablanın acısı hem onu hem de Hatice teyzeyi yakmış ama acılarını kalplerine gömmüşler. Sonra Hatice teyze güzeller güzeli Gülsüme hamile kaldığını öğrenmiş. 9 ay boyunca sabırsızlıkla beklemişler Gülsüm’ ü. Daha doğmadan sevmişler Gülsüm’ ü. Doğduğunda ise dünyalar onların olmuş o yüzden Gülsüm’ e çok dikkat ediyor, gözleri gibi bakıyorlar Gülsüm’ e. Anemi de Güllü ablanın yerine koydular baba. Sürekli gözetiyorlar annemi. İnşallah başını ağrıtmamışımdır gidiyorum şimdilik.
    Günaydın baba dün kar yağdığı için gelemedim. Biliyorsun kar yağarken dışarıya çıkamıyoruz. Dedem geldi benimle hiç konuşmadı. Annemi diğer odaya çağırdı kapıyı kapattı. Bende girmek istedim ama içeriye almadı beni. Bende kapıdan dinledim onları. Duyduklarım karşısında sinir krizine girdim. Dedem anneme Cemal ağa ile evlenmesi gerektiğini yoksa bu kışı donarak geçireceğimizi bize ne odun ne de yemek vereceğini söylüyordu. Sanki karşısında ki kendi kızı değildi. Annem de sesini yükseltti dedeme ilk defa. “Hayırrr evlenmem ben onunlaaa” dedi. Servetimin toprağı kurumadı daha. Ona bunu yapamam aç kalırım üşürüm ama ben onunla evlenmem. Dedem anneme sanırım tokat attı. Ben ne diyorsam onu yapacaksın diye bağırdı. Sonra kapıya geldiğini hissedince diğer odaya kaçtım. Gittiğini görünce hemen yanına koştum. Annem ağlıyordu. Ne oldu dedim olayı bilmiyormuş gibi. Annem önce anlatmak istemedi ama ısrar edince söyledi. “ Cemal Ağa benimle evlenmek istiyormuş beni hala seviyormuş. Böyle sefalet içinde yaşamamı istemiyormuş. Gelsin evimin kalbimin sultanı olsun. Kraliçeler gibi yaşatayım onu demiş” Beni de kendi oğlundan ayırt etmezmiş. İkimizi de şehirdeki öğretmen okuluna gönderirmiş. Dedem kendini düşünmüyorsan şu çocuğu düşün demiş. Annem hayır deyince tokadı yapıştırmış. Anneme sen üzülme ben bakarım bize dedim ama nasıl olacaktı bilmiyorum bu kış her zamankinden daha soğuktu baba. Odunumuz az kalmıştı erzakımız da öyle. Annem kara kara düşünüyordu bitince ne yaparız diye. Ama bana belli etmemeye çalışıyordu. Ben yinede anlıyordum. Baba kış bitene kadar yanına gelemeyeceğim ama her gün defterimize yazacağım yaşadıklarımızı. Karlar eriyince sana anlatırken unutmamak için. Seni çok seviyorum babacığım unutma.
    Sabah yine erkenden uyandım. Kahvaltımı yapıp Gülsümlere gittim. Evden çıkarken babası nasılda boynuna sarılıp öpmüştü gözlerim doldu ama ağlamadım. Onlara imrenerek bakarken Hacı amca yanıma gelip bana da sarıldı ve beni de öptü. İçimdeki burukluk yerini sevince bıraktı büyük bir mutlulukla gittim okula. Sınıfta Gülsüm yanıma oturdu. Gülsüm bana her Ömer deyişinde Yaman sinirden adeta köpürüyor çıldırıyordu. Hissedebiliyordum bunu. Artık önümüzde lise vardı. Okulun bitmesine son on gün vardı. Bir taraftan seviniyordum bir taraftan da üzülüyordum. Üzülme sebebim arkadaşlarımdan ayrılmamdı. Sevinme nedenimde avukat olmama az kalmıştı. Sana verdiğim sözü yerine getirmeme az kalmıştı be baba. Sınıfın yarısı okumayı düşünmüyordu. Zaten babalarının durumu iyiydi. Daha doğrusu devam edecek olan Ahmet, ben ve Gülsümdü. Ahmet doktor olmak istiyordu. Doktor olduktan sonra gelip burada çalışmak istiyordu çünkü annesi çok hasta oluyordu. Ve sürekli kasabaya gitmeleri gerekiyordu doktora. O yüzden buraya gelip herkesi evinde tedavi etmek istiyordu. Küçük bir de sağlık ocağı yaptıracaktı. Gülsüm de ablasının yapamadığını yani yapmaya ömrünün yetmediği öğretmenliği okumak istiyordu. Sınıf öğretmeni olmaktı hayali. Belki burada yapardı öğretmenliğini. Beni zaten biliyorsun. Ama yinede söyleyeyim baba. Ben de avukat olacaktım. Ben hep iyilerin yanında yer alacağım kötüler artık kötü olamayacaklardı. Cemal Ağa ve onun gibilerin devirlerine son vereceğim baba. Ama baba artık buralarda durmayı düşünmüyorum annemi ve gülsüm’ ü de tabi benimle gelirse alıp onlarla beraber kimsenin bizi tanımadığı iyi kalpli içlerinde kötülüğe yer vermeyen insanların olduğu bir yere gideceğiz. Ama sakın bana küsme baba seni bırakacağım diye. Seni hiç unutmayacağım ki giderken seni de götüreceğim kalbimde. Hem işin gerçeği sık sık geleceğim buraya zaten. Bugün karnelerimizi almak için erkenden uyanıp okula gittik. Derslerimizin hepsi beşti. Gülsüm de bir tane dört vardı o da geç geldiği içindi okula. Ahmet’in derslerinin hepside beşti. Yamanında iki tane ikisi var diğer derslerinin hepsi bir. Karneyi eline almasıyla yırtması bir oldu sinirden ve okul böylece bitti baba. Keşke sende burada olup sevincimi benimle paylaşsaydın baba.
    Bu sabah geç uyandım koskoca yaz tatilini bitmesine sadece iki gün kalmıştı. Artık delikanlı olmuştum da liseye başlıyordum. Artık yeni sınıf arkadaşlarım ve artık yeni öğretmenlerim olacaktı. Bugün erkenden uyudum dinlenebilmek için. Sabah okula gidecektik. Hemen uyuyakalmışım. Sabah 7 de uyandım. Kahvaltı yaptım. Gülsüm’ ü almaya gittim. Gülsüm dışarı çıkınca gözlerimi alamadım ondan. Yeni okul kıyafetlerimiz nasılda yakışmıştı. Güzelliğine güzellik katmıştı Gülsüm’ ün. Bende fena sayılmazdım. Beyaz gömlek, lacivert pantolon, kravat . Ahmetler de buluşup servise bindik. Belki de hepimiz çok heyecanlıydık.Gülsüm çok korkuyorum ya öğretmenlerimiz kötü olursa ya arkadaşlarımız kötü olursa diye. Doğruyu söylemek gerekirse bende korkuyordum ama söylemedim. Okula geldik ilk hocalar ve arkadaşlarla tanıştık. Her şey yolundaydı eve geldim yine dedem gelmiş eve annem kara kara düşünmüş ama işin içinden çıkamamış bu arada yiyecek erzakımız, yakacak odunumuz da bitmişti. Annem beni de düşünüyordu. Eğitimimi tamamlayıp adam olmamı istiyordu ama bunun içinde para gerekiyordu. Kendide yavaştan yavaştan tekrar hastalanmaya başlamıştı. Bir taraftan sana ihanet etmekle istemiyordu derin derin düşünüyordu bu yüzden ben gelmeden önce Hatice Teyze ile de konuşmuş anlatmış ona olan bitenleri. Hatice teyze de bir evde erkek lazım Allah göstermesin sen ya da oğluna bir şey olursa kim bakacak? Tabi ki başındaki erkek demiş. Hem sen Servet oğluma ihanet etmezsin böyle. Bak hem o ne istiyordu? Ömer’in büyük adam olduğunu görmek. Nasip olmadı ama en azından bilsin bunun olduğunu Servet sizin böyle rezil yaşamanızı istemezdi. Dedem akşam yine geldi. Annem bu sefer kabul etti dedemin söylediklerini. Dedem koşarak, gülerek büyük bir sevinçle çıktı evden. Eminim Cemal Ağa’nın yanına gitmiştir. Mutlu haberi vermek için. Cumartesi düğün yapacaklardı. Düğünden kaçtım imam gelip nikahı kıyacaktı. Sadece düğünde ben ve hacı amcalar olacaktı bunları duyduktan sora moralim tam bozuldu ama odaya çekilip derslerimi yaptım ve o gün geldi annem bütün eşyalarını topladı benimkilerde topladı ve sora Cemal Ağanın evine gittik yanımızda dedem vardı. Annem evden çıkarken herkesle ayrı ayrı vedalaştı. Bende çok üzgündüm çünkü Gülsüm den ayrılıyordum burası çok uzak değildi ama yinede eski evimize göre uzaktı. Derken eve geldik. Kapıda Cemal Ağanın uşakları ve karısı karşıladı Yaman’ın annesini görünce sanki Yaman görmüş gibi oldu çok benziyordu. Cemal’in annesiyle içeri girdik Cemal Ağa uzanmış koltuğa kahvesini içiyordu. Bizi görünce ani bir hareketle kalktı yerinden yanımıza geldi. Önce anneme sırıtarak uzun uzun baktı, sonrada boynuna sarıldı. Annem de ise hiçbir hareket yoktu. Senin anlayacağın annem benim için kendini feda etti baba çok karsı çıktım direndim ama annem çoktan kararını vermişti beni dinlemedi bende Yaman’la aynı evin paylaşacak olmanın can sıkıntısıyla annemin yanında boş boş bekliyordum Yaman ve annesi nefretle bakıyorlardı bize
    Bana gösterdikleri odaya yerleştim oda öyle güzeldi ki bizim evimizden de güzeldi. Cemal Ağa şaşırmıştı. Yemekler de güzeldi ama sanki Yaman lokmalarımı sayıyordu. Yemeği yiyip tekrar odaya döndüm tam derslerime başlayacaktım ki Yaman çat kapı odaya girdi önce sessizce baktı suratıma. Sonra açtı ağzını yumdu gözünü pişman olacaksın o anan da sen de. Ben seni annem de anneni mahvedecek geldiğiniz gibi gideceksiniz dedi ve kapıyı çarpıp gitti. O gittikten sora düşünmeye başladım. Beni korkutan Yaman’ın sözleri değildi annem için şüphelendim ya anneme kötü davranırlarsa ya onu çok üzerlerse nasıl koruyacağım annemi bunlara karşı. Bu düşüncelerle uyuya kalmışım sabah annem uyandırdı. Kahvaltımı yapıp çıktım. Evleri uzak olmasına rağmen Gülsümler’ e gittim. Hacı amca yine yanına çağırdı beni öptü ve sordu halimi hatırımı yeni evimizi sordu alışmaya çalışıyoruz dedim. Gülsüm hazırlanınca çıktım. Gülsüm sanki vazgeçilmezimdi. Ona bakarken her şeyi unutuyordum o yeşil gözleri adeta cam gibi parlıyordu. Kendi kendimize soruyordum. Acaba ben onun için ne anlam taşıyordum? Ya o beni sevmiyorsa baba? Ne yaparım o zaman çıkışta her şeyi anlatacaktım ona ya o beni sevmiyorsa baba ne yaparım o zaman çıkışta kendi evimize geldim. Yatağıma uzandım anladım ki burası daha güzeldi akşam olmadan çıktım yeni evimize Cemal Ağ bağırıyordu. Gelsin ben ona hesabını sorarım diyordu. İçeri girdim hemen üzerime atladı. Önce hızlı bir tokat yedim, daha önce ne senden ne de annemden yemediğimi Cemal Ağadan yemiştim sonra bir daha vurdu sanırım sarhoştu ben bir şey yapmadım diye bağırıyordum ama gözü dönmüş bir kere annem üzerimden almaya çalışıyordu. Annem yine ayırmaya çalışırken annemi de itti. Annem yere düştü. Burnum kanıyordu. Dudağım da kanıyordu. Ama şu an acı hissetmiyordum. Annemi o halde görmek yakmıştı canımı sonra birden durdu. Cemal Ağa çok yorulmuştu herhalde. Yatmaya gitti. Annem hemen kalkıp yanıma geldi. Sarılıp öptü. Ömer’im oğlum çok yanıyor mu canın yavrum söyle diyordu. Hayır anne dedim. Beni kaldırdı ve odama götürdü. Pamuk ve su ile pansuman yaptı. Bütün vücudum ağrıyordu. Bu yaşıma kadar ilk defa dayak yemiştim. Gözlerimden usulca yaşlar akıyordu. Annem gitti belki yarım saat sonra Yaman geldi Yanıma. Baktı suratıma güldü. Canın çok acıyor mu kardeşim dedi aynı gülümseme ifadesiyle. Sonra ciddileşti birden inan bu başlangıç Ömer dedi. Meğer tuzak hazırlamış bana babasının cebinden parayı almış. Babası istediğinde ise Ömer alırken gördüm demiş. Sonrada tekrar bu bir başlangıç seni o kulübene geri göndereceğim dedi ve çıktı. Sabah ağrıyla uyandım. Ayakta duracak halim yoktu. Sanki vücudumun her yeri ağrıyordu. Aynaya baktım yüzümde morluklar vardı. Gülsüm sorarsa ne diyecektim ona. Gitmesem küsecekti bana. Hem okulda da soracaktı ne oldu diye. Üzerimi giyindim annem geldi yanıma yanaklarımı okşadı ve öptü. Kahvaltı yapmadan çıktım evden. Hızlı yürümeye çalışıyordum ama ağrılar izin vermiyordu. Tam Gülsümler’ in olduğu sokağa dönecektim ki Gülsüm karşıma çıktı.
    Gözleri büyüdü birden hemen kafamı yere eğdim. Bana acıyarak üzülerek baktığını hissettim canım daha çok yanmıştı.
    Ben sevdiğim kızın bana acıdığını düşünüyordum. Kafamı eliyle kaldırdı. Yerden onunda gözlerinden yaş akıyordu. Kafamı eliyle kaldırdı. Yerden onunda gözlerinden yaş akıyordu. Boynuma sarıldı. Neye uğradığımı şaşırdım. Sanki ağrılarım geçmişti. İlk defa bu kadar yakındı Gülsüm bana. Saçlarına dokundum ilk kez. Onun sıcaklığını, o mis gibi kokusunu doyasıya içime çektim. Sonra merak etme ben iyiyim dedim. Nasıl oldu kim yaptı bunu sana dedi. Boş ver arkadaşlarla atıştık biraz diye geçiştirdim. Pek inanmadı ama inanmış gibi göründü. Koluma girdi, servise kadar. Sanki annemmiş gibi davranıyordu bana. Sınıfa girene kadarda koluma girdi. Sınıfta herkes tek tek sordu hatta öğretmenlerim bile sordular. Onlara da aynı yalanı söyledim. Eve geldim. Yaman’ın annesi Müzeyyen Teyze anneme bağırıyordu, fark etmemişti geldiğimi. Anneme kocamı elimden aldın. Yuvamızı yıktın. Cemal senin yüzünden içip içip Yaman’la bana vurdu. Sen yoksun diye üstüme kuma geldin. Sen nasıl kadınsın kocan daha öleli bir sene bile olmadı. Pek meraklıymışsın Cemal’ime diye bağırıyordu.
    Sonra bende girdim içeri. Annem yine ağlıyordu. Biz geleli bir hafta olmuştu. Annem hep ağlıyordu. Huzurumuz ve mutluluğumuz yoktu baba. Sanki ateşim ortasında kalmış ağaçlar gibiydik. Evi otel olarak kullanıyordum. Geliyordum yatıyordum sabah okula. Anneme kızıyordum bazen keşke aç kalsaydık diye, neyse sadece ben üzüleyim de anneme dokunmasın. Anneme söyledim bugün kendi evimizde kalacaktım. Akşama kadar Gülsümle beraber ders çalıştık. Daha doğrusu o anlattı ben onu izledim. Gözlerimi alamıyordum gözlerinden. Hayranı olmuştum Gülsüm’ ün sanırım rahatsız olmuyordu bakışlarımdan arada o da bana bakıyordu. Akşam Gülsüm’ ü evine bıraktım geri döndüm. Ahmet geldi iki arkadaş dertleştik sabaha kadar. Bir ona anlattım olanları. Yaman’ı yaptığını, Cemal Ağanın yaptığını, Müzeyyen’in yaptıklarını. Ahmet dişini sık be Ömer dedi.
    Sen eğer böyle davranıyorsan annen daha çok üzülür dedi. Sonra senden bahsettik baba. Ahmet’in bile seninle ne kadar çok anısı varmış. Onunla bile top oynamışsın. Gerçi ben hep Ahmet’le birlikte oynardım. Saklambaç oynadıklarımı falan hatırladım. Bir burukluk hissettim. Gözlerim doldu. Sonra konu değişsin diye Ahmet sınıftaki Fadime’den bahsetti. Meğer ona aşıkmış oda benim gibi söyleyemiyor. Baktım Ahmet bana anlattı bende ona Gülsüm’ ü söyledim. Onu ne kadar çok sevdiğimi ona ilk gün aşık olduğumu anlattım. Ahmet biliyorum dedi. Şaşırdım. Nasıl yani dedim. Ahmet oğlum senin hareketlerinden belli zaten bütün sınıf biliyor senin Gülsüm’ ü sevdiğini dedi. Ahmet peki sence Gülsüm beni seviyor mudur dedim. Biraz duraksadı, sonra bence o da seni seviyor baksana dün senin için nasılda üzülmüştü.
    Ahmet acaba Gülsüm’ e söylesem mi onu sevdiğimi dedim. Ahmet sen bilirsin kardeşim ben arkandayım dedi. Baktık ki saat geç olmuş uyuduk. Hemen sabah eve uğramadan gittim okula. Eve bir geldim ki gördüklerim karşısında resmen dondum kaldım. Annem dayak yemiş. Ağzı yüzü yara morarmış, dudağı şişmiş oturuyordu öyle. Gittim yanına hiçbir şey diyemedim. Sadece neden dedim. Annem ağlayınca bende ağlamaya başladım. Cemal ağ içmediği sürece anneme gayet iyi davranıyor. Ama içince tıpkı vahşi bir hayvanmış gibi etrafa saldırıyor. Müzeyyen yüzünden dayak yemiş annem. Gittim yanına o sinirle Cemal’in hala içiyordu. Bardağını elinden aldım, duvara fırlattım. Benden beklemediği bir hareketti şaşırdı. Bardağın sesine Yaman da çıktı yukarı. Cemal ağa ayakta zor duruyordu. Ama vuracak kadar da ayaktaydı. Başladı bu sefer, ilk tekmeden başladı. Normalde tokat atıyordu ama tekme daha kötüymüş. Yorulunca bıraktı yine. Hemen aşağı inip eşyalarımı çantaya koydum. Annemin yanına gelip hadi kalk gidelim buradan dedim. Annem önce yok dedi ama beni de o halde görünce hiçbir eşyasına bile bakmadan kapıyı çarpıp çıktık. Yaman ve annesi arkamdan gülüyorlardı. O iğrenç sesleri beynime yerleşmişti. İleride bir şekilde Yaman’dan hesap soracaktım nede olsa. Eve doğru geldiğimizi gören hacı amca hemen evine çağırdı bizi. Gülsüm’ ün beni bu halde görmesini istemiyordum. Doğruyu öğrenecekti. İçerisi sıcacıktı. Hatice teyze annemin yaralarına krem sürdü. Yemek hazırladı. Mis gibi çorba içtik. 2 haftadan beri yediğim en güzel yemeklerdi bunlar. Gülsüm’ de olup bitenleri öğrenmek için yanımızdan ayrılmıyordu. Annem her şeyi tek tek anlatmaya başladı.
    Geçen gün Ömer’in suçu olmadığı halde dövdü. Ayırmaya çalıştım beni de itti yere düştüm. Biliyordum Ömer’im böyle bir şey yapmaz yapmamıştır da. Ben ayırmaya çalıştıkça hızını artırdı. Ömer nerdeyse bayılacaktı. Sonra anladım ki oğlu Yaman cebinden parayı almış. Müzeyyen’de Cemal’e Ömer cebini karıştırıyordu sonra cebinden para alıp cebine attı demiş. Garibim suçsuz yere dayak yedi. Bugünde bana saldırdı. Tam bilmiyorum ama bu işte de Müzeyyen’in bir parmağı vardır mutlaka.
    Hatice teyze kafasını yere eğdi sanırım suçluluk duymuştu. Çünkü anneme evlen kızım diye ısrar etmişti. Birden kapı çalındı. Hacı amca kapıyı açtı. Gelen dedemmiş, içeri girdi. Bir anneme baktı birde bana sizin ne işiniz var burada eve götürmeye geldim dedi. Annem sinirli sinirli baktı dedeme. Oysa dedemin umrun da değildik. Anlaşılan Cemal Ağa git getir şunları demiştir dedemde korkusundan koşa koşa gelmiştir. Ama gitmedik dedemle. Baktı annemi ikna edemedi pes etti ama giderken yarın yine geleceğim o zaman bu kapıdan üçümüz çıkıp gideceğiz dedi. Annem yaptıklarından pişmandı ama herkes kaderine razı oluyordu annemde bunlara dahildi. Oysa Cemal Ağa ne vaatler vermişti. Onu hiç üzmeyeceğini, sultanlar gibi yaşatacağını ve beni kendi oğlu gibi seveceğini söylemişti. Sabah kapı çalındı, gelen Cemal Ağamış. Elinde çiçekle gelmiş. Hacı amca içeri buyur etti. Cemal Ağa annemle yalnız konuşmak istediğini söyledi. Hatice teyzeler çıktılar ama ben kaldım. Özür diledi annemden. Annemin yüzündeki morlukları görünce utandı sanırım. Sessiz kaldı bir süre. Sonra benim yanıma geldi saçımı okşayıp alnımdan öptü. Nasılsın oğlum dedi. Şaşırdım, çok tuhaf geldi bu soru bana 2 gün önce beni döven adam şimdi bana oğlum demişti. Hiç bir şey demedim ve ellerinin altından usulca çektim kendimi. Onlar konuşmaya devam ederken bende dışarı çıktım. Gülsüm bahçede oturuyordu. Acaba bana kızgın mıydı. Eğer kızdıysa haklıydı. Yalan söyledim ona ama onun üzülmesini istemedim. Aklımda dolaşan bu cevapsız soruların yanıtlarını bulmak için çekine çekine de olsa Gülsüm’ün yanına gittim. ilk 5-10dk sessizce oturduk. Nasıl başlıyacağımı bilemiyordum. İnsan bazen sevdiklerinin üzülmemesi için yalan söylüyor sonunu düşünmeden. Ama hayat o kadar acımasız ki o yalanlarla bir gün gelip yüzleşiyor insan. Azap duyarsın belki. Sevdiğine hadi kurtar beni dersin. Ben başlamadan Gülsüm niye yalan söyledin dedi. Gözlerimin içine bakarak utandım kızardım cevap vermek istemedim ama baktım işler daha kötüye gidecek, başladım konuşmaya en başından işler Cemal Ağa çok kötü bir insan. İlk günden beri o, Yaman, annesi yapmadıklarını koymadılar. Yaman suçu işliyor annesi Cemal Ağa’ ya anlatıyor oda hesabı bana kesiyor. Biliyor musun ben şimdiye kadar bir tane bile tokat yememiştim. Ne babamdan ne annemden bu olanları daha kendim kabullenemedim ama bir şeyin farkına vardım. Hani Yaman okula bazen ağzı yüzü yara içinde geliyordu ya soranlara da bize posta koyanlara dersini verdik diyordu demek ki onu babası o hale getiriyormuş. Belki de beni o yüzden sevmiyor Yaman. Benim babamla olan bağımı kıskanıyormuş demek ki.
    Gülsüm dikkatlice baktı bana bende ona bakıyordum. Birden içimden ellerini tutmak geldi ve ellerini aldım ellerime ne kadarda sıcaktı elleri, yumuşacıktı teni. Kapı açıldı birden Cemal ağla birlikte annemde çıktı dışarı ellerinde çantalarla hadi gidiyoruz Ömer dedi. Annemin önüne geçtim gitmeyelim yine dayak yiyeceksin canın yanacak bu adam seni sevmiyor yine üzecek seni dedim. Annem yine kararlıydı. Hadi gidiyoruz dedi. İstemeye istemeye annemi yalnız bırakmamak için kabul ettim. Eve geldiğimizde yine ilk günkü gibi karşılandık. Tek fark Yaman ve annesi. Bu soğuk saatlerden sonra odama çekildim yine bu sefer Cemal Ağa geldi yanıma annemin gelmesine engel olmak istedim için yine önceki günler gibi dövdü. Bu sefer annem yoktu yanımda. Kapıyı kilitlemişti. Her bağırışımda annem kapının arkasından bağırıyordu. Onun arkasından Yaman’lar gülüyordu. benimle işi bitince kapıyı açtı ve annemi aldı içeri. Annem korkuyla bakıyordu gözlerime. Ama onun umrunda değildi önceden içince vahşileşiyordu. ama şimdi içmemişti. Annemin her ah çekişi kulağıma yerleşti. Cemal Ağa her düşündüğümde gördüğümde şu kısa ah hecesi gelecekti. O gün okula gidemedim. Artık tek düşüncem şu üniversite sınavlarını kazanıp buralardan gitmekti. Zaten Gülsüm de kazanırsa ailece gideceklerdi ben de annemi de alıp onlarla gideceğim. Hep beraber terk edecektik buraları. Geri döndüğümde şimdi benimle dalga geçen, gülen, küçümseyen insanlar saygı duyacaklardı. Ömer Bey diyeceklerdi bana.
    Bu yıl son sınıf olduğumuz için harıl harıl çalıştım. Gülsüm de çalıştı. Tabi dayak günleri çalışmam mümkün olmuyordu. Annemde yıpranmıştı artık. Heyecanla sınav gününü bekliyorduk. Benim anlamadığım konuları Ahmet onun anlamadıklarını ben ona anlatıyordum. Eğer bu günü saymazsam bir hafta kaldı sınava. Heyecandan uyuyamıyordum. Aynı zamanda korkuyordum. Eğer kazanamazsam bu ev annemle benim mezarım olacaktı. Annem de korkuyordu çünkü o benden daha çok istiyordu bunu. Ölmeden babama verdiği sözü yerine getirmek istiyordu. Sınav sabahı erkenden uyandım. Annemin ellerini öptüm ve Gülsüm’ ü almak için evlerine gittim. Hacı amca beni de öptükten sonra durağa doğru yürümeye başladık. Arkamızda annem Hatice teyze, hacı amca dua ediyorlardı. Ben evden çıkarken Yaman dalga geçerek yine bekleriz dedi. Sadece sırıttım Yaman’a dönüşüm o kadar güzel olacaktı ki Ahmet’te gelince gittik çok güzel geçti. Sorular çok kolaydı. Büyük bir rahatlıkla çıktım sınavdan. Çıkmadan ben kendimi kaptırmıştım mesleğime güle güle çıktım sınıftan. Baktım Gülsüm’ ünde yüzü gülüyordu. Biraz sonra Ahmet’te geldi. Üçümüzün de sınavı güzel geçmişti. Akşama kadar dolaştık, yemek yedik, çay içtik. Bu arada Ahmet’inki de geldi yanımıza onunki pek parlak değildi ama yinede güzel diyordu. Ahmet artık söylemişti aşkını meğer karşılıklıymış şimdi 2 sevgili el ele dolaşıyorlardı. Bende bundan esinlenerek tuttum Gülsüm’ ün ellerini ve seni seviyorum dedim. O hiçbir şey demedi başını omuzlarıma yasladı. Evet karşılıklıydı sevdiğim kızda beni seviyordu. Akşam olduğu için artık köye inmek için dolmuşa bindik. Eve gelince direk Gülsüm’ lere geçtim. Çünkü annem orada bekliyordu beni. Gittim koşa koşa boynuna atıldım annemin yavaş yavaş hazırlan inşallah yakında gidiyoruz dedim. Gülsüm de aynılarını söyledi. Annem sevincinden ağlıyordu. Sabah erkenden uyandım Gülsüm’ ün yanına geldim ve benimle mezarlığa gelir misin dedim. Kabul etti. Merhaba baba nasılsın seni çok özledim. Bak bu yanımdaki Gülsüm hani sana onu ilk geldiği günden beri nasıl sevdiğimi ona nasıl aşık olduğumu anlattığım kız işte bu baba. Evleneceğim kız bu işte. Gülsüme baktım yüzü kızarmıştı evlilik kelimesini duyunca. Baba sana verdiğim söze yerine getirmeme bir adım kaldı. Daha belli değil ama olsun. Neyse baba gidiyoruz şimdi hoşça kal. Bugün tercihleri yapıyoruz. Gülsüm sadece öğretmenlikleri yazdı. Ben avukatlığı yazdım. Ahmet’te öğretmenlikleri yazdı. Çünkü puanı tutmamıştı doktorluğu ama o bu mesleği de sevdiği için üzülmüyordu. Gülsüm ile bana İstanbul Ahmet’e Ankara çıktı. Sonuçların açıklandığı gün evde bayram havası vardı. Annem bütün acılarını unutmuştu. Bu anki mutluluğu kara bulutları yok etmese de dağıtmıştı. Bir hafta içinde gitmemiz gerekiyordu. Hemen eşyalar toplanmaya başlandı. Yaman ve annesi duyunca çok sinirlenmişti. Yaman boşuna heveslenme göndermeyeceğim seni dedi. Daha kurtulamazsınız ben daha intikamımı alacağım senden dedi. Annesi de anneme bakıyordu kötü kötü. Tabi bir anne oğlunun ya da kızının yaptıklarıyla, başardıklarıyla gurur duyar. Kendiside mutlu olur.
    Cemal Ağa duyunca bağırıp çağırdı. Hiçbir yere gitmeyeceğim burada kalıp Cemal Ağa’nın işlerinde ona yardım edecekmişim. Çiftlikteki atlarına bakacakmışım. Ben itiraz edince yine aynı şeyler yaşandı. O ayakta ben yerde köşeye büzülmüş yüzümü korumaya çalışıyordum. Yorulunca bıraktı gitti bu seferde Yaman geldi. Güldü bana kahkaha atarak ama nasılda kıskanıyordu beni yerimde olmak için neler vermezdi kim bilir. Ama bugünküler canımı çok yakmadı çünkü ben İstanbul’u, okulumuzu düşünüyordum. Hazırlıklar tamamlandı gizliden çıktık evden Gülsüm’ lere geldik. Ahmet’le de vedalaştıktan sonra yola çıktık. İnşallah her şey yoluna girer ve her şey güzel olur. İstanbul’a geldiğimiz ilk gün hacı amcanın arkadaşlarında kaldık. Diğer gün eve yerleşildi. Okulun ilk günleri çok zorlandım. Ben burayı da lise gibi sanmıştım. Kimse kimseye karışmıyor herkes de bir ağır başlılık var. Hepsi de pırıl pırıl mesleğinin sahibi olacak insanlar. Keşke Gülsüm’le aynı sınıfta olsaydık. Keşke o yine yanımda otursaydı. Ama her boş vaktimizi beraber değerlendiriyoruz.
    Kitaplarda avukatların işlerinde dikkat olacakları davranışların başında adaletli işine kişisel duygularını karıştırmadan yapmamız gerektiğini söylüyordu ama ben Yamanı ve Cemali unutmuyordum. Her geçen gün her geçen yıl daha da büyüyordu içimdeki bu intikam arzusu. Okulumu 4yılda bitirebilmek ve notlarımı yüksek tutmak için sürekli çalışıyordum. Okulumuz bitince Gülsüm’le Hatice teyzelerin karşısına geçip birbirimizi nasıl sevdiğimizi ne zamandan beri sevdiğimizi eğer izinleri de olursa hayatımızın geri kalanını beraber geçirmek istediğimizi söyleyecektik. Ahmet’ler de konuşuyorduk sürekli onlar konuşmuş anneleriyle ve nişanlanmışlar. Okul bitiminde de evleneceklermiş hemen. Artık darısı başıma inşallah.
    Köyden haberleri alıyordum Cemal Ağa artık köylüye çok kötü davranmıyormuş. Geçen yıl hasat zamanı yağmurdan dolayı ürünler çürümüş ve herkes Cemal Ağa’nın eline bakmaya başlamıştı. Tabi dedem Cemal ağanın yanında olduğu için o etkilenmemiş bu olaydan. Yaman’da aynı babası gibi olmuş onunda arası iyi değilmiş kimseyle yani ilkokulda nasılsa 21 yaşında da öyleymiş. Bu yıl okulun sonuydu. Artık annem de ben de rahat edebilecektik. Annem 4 yıl boyunca çalıştı benim rahat okuyabilmem için şimdi onun hakkını ödeyebilecektim. Akşam eve gelince annemi karşıma aldım ve Gülsüm konusunu açtım. Annem sessizce dinledi beni. Gülsüm’ ü çok sevdiğimi söyledim. Aşkımızın senin aşkınla babamın aşkından bir farkı yok anne eğer iznin olursa Gülsüm’le evlenmek istiyorum dedim. Annem hem gülüyordu hemde ağlıyordu. Boynuma sarıldı. Aferin sana Gülsüm. Doğru koş kaçırma onu dedi. Annemin bu düşünceleri çok sevindirmişti beni. Gülsüm’de konuşacaktı annesiyle. Sabaha kadar uyuyamadım. Gülsüm’den gelecek haberi bekledim. Sabah dersten önce konuştuk. Gülsüm’le annesi sıcak karşılamış. Severiz Ömer’i saygılı efendi bir çocuk demiş. Annesi de babasıyla konuşacakmış. Ancak akşam öğrenebileceğiz kararlarını. Kalbim küt küt atıyordu. Heycandan ve heycanla karışık korkular neyse ki hacı amcada olur demiş. Önümüzde hiçbir engel kalmadı artık. Sadece okullarımızın bitmesi kaldı. Günleri iple çekiyordum. Bu son bir ay geçmek bilmiyordu. Hacı amca önce okullarımızın bitmesini, hazırlıklarımızı ona göre yapmamızı söyledi. Bu akşam ellerinde bir demet çiçek ve birde çikolata paketiyle gittik Gülsüm’lere. Sanki hayatımda ilk defa gördüğüm insanların karşısına çıkıyormuşum gibi heyecanlandım. Ayaklarım titriyordu. İlk dakikalar kafamı kaldırıpta Hatice Teyzeler’in yüzüne bakamadım. Sonra Gülsün kahveleri getirdi ve annem mevzuya girdi kalbim yerinden fırlayacaktı sanki. Hacı Amca önce Gülsüm’e sonra bana baktı ve verdim gitti dedi. Yüzükleri çıkardım ve taktık parmaklarımıza. Okulumuzda bitmişti.Artık ben bir avukat Gülsüm’de sınıf öğretmeni olmuştu. Ahmet’te bizden önce evlendiler. Onlar Ankara’da kaldılar. Onlarınkinden bir ay sonrada bizim düğünümüz oldu. Köyden kimseyi çağırmadık. Buradan da okul arkadaşlarımız ve Gülsüm’lerin daha doğrusu Hacı Amca’nın dostları vardı. Hayatın en mutlu günüydü. Sonunda Gülsüm’üme kavuşmuştum. Artık şimdi zaman vaktinde edilen yeminlerin, söylenen sözlerin yerine getirilme zamanıydı. Annemi de yanımıza alıp üçümüz köye geri dönme kararı aldık. Köyde düzen aynıydı. Yine Cemal ağa kral, köylü ise köle konumundaydı.Evimizi ne kadar da çok özlemişim. Yatağımı, sedirleri, yerdeki eskiyen halımızı, çürüyen ocağımızı, kırık penceremizi.Eşyalarımızı yeniledik. Evi baştan aşağıya dizayn ettik. Evden sonra ilk işim, büro açmak oldu. Küçük ama şirindi. Kapısında Avukat Ömer Kervancıoğlu yazıyordu. Şimdi sırada Cemal Ağa’nın yaptıklarına dur deme zamanıydı.Kahvede buldum onu geçtim karşısına beni görünce donakaldı. Şimdi karşısında yıllar önceki küçük, çelimsiz Ömer yoktu. Kekeledi biraz toparlayamadı cümlelerini. Beklemeden lafa başladım. İlk gün yanıma gelenler oldu. Senin verdiğin yiyecekler için senet yaptığını ve geri alırken de bu miktarı iki katına çıkardığını duydum.Ya bu işlere bir son ver yada senin içeri girmen için elimden geleni yaparım dedim. Ciddi olduğumu anladı ve sustu sadece bakıyordu. Beklide gurur duyuyorlardı benimle. Çünkü pişmanlıkları geliyordu aklına. Kalkarken Cemal Ağa sadece üç gün verdim dördüncü gün geldiğimde eğer senetler hala elindeyse hukuksal işlemlere başlayacağımı be dava sonunda dışarıdaki hayata hasret kalacağını söyledim. O anki surat ifadesi aklımdan çıkmıyor. Oradan çıkışta Yamanla karşılaştım. Resmen sokak serserisi olmuş gündüz vaktinde sarhoştu. Üzülerek baktım ona kendini gençliğini ziyan ediyordu. Aptal aptal suratıma baktı aynı babası gibi. Şimdide sen acı çekeceksin o tokatların, tekmelerin hesabını birer birer ödeteceğim sana dedim. Hiçbir şey söylemedi sadece güldü ve gitti. Gülsüm’de buradaki okulda birinci sınıfları okutuyordu. Oda çok mutluydu. Çocukların gözündeki o istek o okuma öğrenme isteği onu daha da çok neşelendiriyordu. Annemde evde akşama kadar bizi bekliyordu.Gülsüm’ü kendi kızı gibi seviyordu. Gülsüm’de annemi kendi annesinden ayırt etmiyordu. Bugün Cemal Ağa’ya verdiğim zamanın son günüydü. Köylülerle konuştum hala bir değişiklik yoktu. Direk adliyeye gittim ve suç duyurusunda bulundum. Adliye çıkışı Cemal Ağa’nın yanına gittim ve onu mahkemeye verdiğimi söyledim. Şaşırdı benden böyle bir şey beklemiyordu sanırım. İki hafta sonra mahkemesi vardı. Dosyayı çok iddialı hazırladım. Hesaplarıma göre en az 10 yıl alırdı ve tahminlerim doğru çıktı. Şuan 45 yaşındaydı ve 55 yaşına kadar buralara hasret kalacaktı. Dört duvar arasına mahkum oldu. Mahkeme sonrası köylünün senetlerini dağıttım ve Cemal Ağa defteri burada kapandı. Şimdi sırada Yaman vardı. Yaman için nasıl bir şey yağacağım düşünürken dışarıda bir hareketlilik gördüm. Herkes yukarı kayalıklara doğru koşuyordu. Büyük bir merakla bende gittim Meğer Yaman orada arkadaşlarıyla içiyormuş. Yine birden ayağı taşa takılmış ve aşağıya düşmüş. Hemen hastaneye kaldırdılar Yaman’ı. Doktorlar pek parlak konuşmamışlar ilk müdahalede sonuçta değişmemiş Yaman’ın belinden aşağısı felç olmuş ve bir daha yürüyemeyecekmiş. Yaman’ın kaderide babasınınkine benzemişti. O da dört duvar odasına sıkışıp kaldı. Müzeyyene hiçbir şey yapmayacağım çünkü o artık oğluna bakmak zorunda.
    İşte baba yine karşındayım bu sefer Avukat Ömer Kervancıoğlu olarak. Bizi üzen kötülük yapan herkesin karşısında iyiliklerin ve iyilik yapanların yanında. Tıpkı senin bana öğrettiğin gibi. Şimdi rahat uyuyabilirsin babacığım.





      Forum Saati Salı Nis. 25, 2017 8:31 am