Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    Güz Misafiri

    Paylaş

    1001030044

    Mesaj Sayısı : 3
    Kayıt tarihi : 24/12/10

    Güz Misafiri

    Mesaj  1001030044 Bir Cuma Ara. 24, 2010 9:48 pm

    düşüncelerden çıkıp konuyu değiştirmek için yemekten sonra dışarı çıkma fikrini attım ortaya. Bizimkiler de kabul edince hazırlanmak üzere yukarı çıktık.
    Dışarı çıktığımızda bahçede yavru bir köpek görmüştük. Titriyordu, sanki korkmuş gibiydi. Öyle çaresiz gözlere bakıyordu ki misafirimiz hemen onu kucağına aldı. Bu köpek de annesini kaybetmişti belli ki. Hemen içeri girip bir tasın içinde süt getirdim. Sütü içişinden epeydir aç olduğu anlaşılıyordu. Köpeği sevdikten sonra onu bahçe dışına çıkarıp akşam gezintimize devam ettik. Eve geri döndüğümüzde köpek yine bahçedeydi. Ona süt verdiğimiz için belli ki bu evi benimsemişti. Pek ayrılacağa da benzemiyordu. Misafirimiz, köpeği çok sevmişti. Babamlar onun bu sevgisini görmezden gelerek köpeği evden uzaklaştıramazlardı da. Bizimle kalmasına müsaade ettiler.
    Bir gün sonra babası gelecek ve onu evine götürecekti, ama onun evi burasıydı. Bu fazlasıyla hüzün veriyordu herkese. Biraz daha kalmasını söylediğimde onun için planlar yapıldığını söyleyip benim bu ciddi dileğimi komik bulmuşlardı. O da gitmek istemediğini söylemiyordu ki. Onun bu konudaki sessizliği bizden hoşnut olmadığını düşündürüyordu bana. Akşam yemeğinden sonra ertesi günkü yolculuk için eşyalarını toplamamız gerektiğini hatırlattı annem. Yukarı çıkıp eşyaları toplamaya başladık.
    Giysilerini valize yerleştirirken bir defter buldum. Defter eski püskü bir şeydi. Ona bunun ne olduğunu sorduğumda, annesine ait olduğunu gözleri dolarak söyledi. Annesinin günlüğüymüş bu defter. Daha doğrusu bazı günlerini yazdığı bir anı defteri… Bir türlü okumaya cesaret edememiş ama. Defteri okumak için müsaade istediğimde biraz duraksadı. İçimden okumamı istedi, duymak istemiyordu. Defteri açtım. Öyle heyecanlıydım ki sanki yüzyıllardır yer altında duran bir sandığı açıyormuşum gibi meraklıydım da aynı zamanda. Defteri açtım. Karıştırmaya başladım. Huyumdur aldığım kitapların son sayfalarını okurum ilk önce. Son sayfasını açtığımda, kızına yazdığı notu gördüm. Ona annesinin onun için yazmış oludu bu sayfayı okuyabileceğimi söyledim. Önce “hayır” dese de daha sonra merakına yenik düşüp benden o sayfayı okumamı istedi.
    “Kızım, biriciğim, çiçeğim. Dünyaya geldiğinden beri sana sarılan bir kucağı kaybetmek elbette hiç kolay olmayacak, biliyorum. Büyüyeceksin. Alışacaksın, bunu da biliyorum. Eğer kendini fazlasıyla üzersen ben daha çok üzüleceğim buna. Canım kızım, kumrum. Seni çok seviyorum. Tüm kalbimle mutlu olmanı istiyorum. Bu defteri sana vermesini söyleyeceğim babana. İyi sakla. Çünkü her sayfasında sen varsın. İkimiz varız. Ne zaman beni özlersen, oku. Anneni unutma.”
    Okuduklarımı bitirdiğimde ağlıyordu. Öyle çok ağlıyordu ki, sanki uzun zamandır görmediği annesiyle kucaklaşmış gibiydi. Sevinçten ağlıyor olabilir miydi? Nasıl sevinebilsin ki? Yanına gittim. Ağlamaması gerektiğini söyledim ama birkaç dakika geçmeden ben de ağlamaya başladım. çünkü gidiyordu.
    Annem odaya girip de ikimizi de ağlar vaziyette görünce şaşırmadı. Bizi güldürmek için espriler yaptı. Güldük. İnsan yanağında gözyaşları varken gülebilen bir varlık. Ne tuhafız. Anneme defterden bahsettiğimde okumak istedi. Okudu. Onun da gözleri doldu. Ama güçlü durmak zorundaydı bizim yanımızda. Anneydi çünkü. Anneler en kötü durumdaki harabeler gibi olsalar bile çocuklarının gözünde her zaman güçlü kalelerdir çünkü. Eşyaları topladık. Herkes odasına gitti.
    Sabah olup da kahvaltıya indiğimizde herkesin yüzünde yapmacık bir gülümseme vardı. Babası çoktan gelmişti. Herkes kahvaltı masasındaydı. Sohbet ettik. Gülüştük. Gitme vakti geldiğinde eşyaları indirmek için yukarı çıktık. Eşyaları bahçedeki arabaya götürdük. Sıra vedalaşma faslındaydı. Önce babamla vedalaşıp teşekkür etti. Sonra anneme sarılıp, çok şanslı olduğunu söyledi. Bana sarıldığındaysa hiçbir şey söylemedi. Oysa bu eve geldiğinde konuştuğu ilk kişi bendim. Şimdi gidiyor ve konuşmadığı tek kişi ben mi olacaktım? Bunu bilerek mi yapıyordu anlamadım. O kadar üzüntülüydüm ki o sırada buna bir mana vermeye de çalışmamıştım. Arabaya bindi. Ağlamaya başladığımı görünce kapıyı açıp “Ağlama” dedi.
    Ama onu duymamış gibi ağlamaya devam ettim. Sonra ellerini yüzüne kapadı ve hıçkırarak ağlamaya başladı. O kadar güçlü bir ağlamaydı ki bu hepimiz yeniden hasta olacak diye endişeye kapılmıştık. Ellerini yüzünden çektiğinde hıçkırıyordu. Kıpkırmızıydı yanakları ve gözleri. Bu yüze bakan onun içindeki fırtınaları anlamakta güçlük çekmiyordu. Öyle bir acıydı ki bu öyle gerçek bir şeydi ki karşıdakine de geçiyordu. Ben içeri girdim, henüz gitmemişlerdi. Penceren bakıyordum. Arabaya bindiler ve gittiler. Tüm kalbimle bu güz misafirinin gideceği yerlere ilkbaharı getireceğine inanıyordum.


    Tuğçe OKUMUŞ
    Fen Bilgisi Öğretmenliği / 1-B
    1001030044


      Forum Saati Ptsi Kas. 20, 2017 3:35 am