Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    HAYATTAN KISA BİR KESİT

    Paylaş

    1001060005

    Mesaj Sayısı : 2
    Kayıt tarihi : 22/12/10

    HAYATTAN KISA BİR KESİT

    Mesaj  1001060005 Bir C.tesi Ara. 25, 2010 11:06 am

    HAYATTAN KISA BİR KESİT

    Lise son sınıfta mayıs-haziran aylarıydı. Bir umutla hazırlanmıştım sınava.(yalnız çokta verimli bir çalışma değil) Beden eğitimi öğretmenliğine gidecek puanı alacağımdan emindim. Ama yine de çalışmak gerektiğini biliyordum. Daha önceleri pek ders çalışma alışkanlığım olmadığı için sadece sayfalara göz gezdirmekle yetiniyordum. Sınav 16.06.2006’da yapılacaktı ben ise sınava Yeni Serhat Koleji’nde girecektim. Ben her zaman olduğu gibi ortalıkta sınav falan yokmuş gibi davranıyordum. O bilinçle sınava hazırlanıyordum. O bilinçten kısaca bahsetmek gerekir ise; televizyonun karşısına geçer, kitabımı açıp ders çalışıyor gibi yaparak ailemi kandırdığımı sanırdım ama kendimden başkasını kandırmıyordum aslında. Tabi o zamanlar bizim genç akıllarımızın büyüklerden daha iyi çalıştığını sandığımız için böyle düşünmemiz normal olsa gerekir.

    Günler bir birini kovalayıp sınav günü gelmişti. Beni yavaş yavaş tatlı bir heyecan sarmaya başlamıştı. Ama bunu kimseye belli etmemeye çalışıyordum. Doktorların tavsiyelerinden uzak ve bütçemizin bizlere sunmuş olduğu imkânlar çerçevesinde olan kahvaltımı yapıp yola koyulmuştum. Sınav yerine dolmuşla gidecektim ve dolmuşa bineceğim yerle bizim ev arasında yaklaşık on dakikalık bir mesafe vardı. İşte o on dakika bana bu sefer her zaman ki on dakikadan daha fazla mı yoksa daha kısa bir zaman olarak mı geçti hâlâ hatırım da bir çelişki var. Çünkü durağa varana kadar aklımdan o kadar şey geçmişti ki onları anlatmaya kalksam bir günümden fazla zamanımı alırdı.Bütün bunlar aklımdan o on dakikalık süre zarfında nasıl geçmişti?

    Dolmuşu beklemek bir ölüm, bir işkence halini almaya başlamıştı ki dolmuş ufukta göründü.Benim kalbim her zamankinden daha hızlı atmaya başlamıştı ve dolmuşun bana doğru geldiği her saniye benim kalbim yerinden çıkacak gibiydi.Herhalde o an karşımdan babam gelse tanıyamazdım heyecanımdan. Dolmuş bana iyice yaklaşmıştı ki, benim pekte samimi olmadığım İbrahim adında bir arkadaşım geldi. Ayak üstü biraz sohbetten sonra “nereye gidiyorsun?” diye sordu, ben heyecanımı hala yenememiştim. Titrek ve kısık bir sesle zar zor da olsa “sınava” diye karşılık verebildim. “Nerede gireceksin?” diye sorduğunda da bir kez yutkundum, heyecandan boğazım kupkuru olmuştu. Başka Serhat Kolej’i olmadığından biz kendi aramızda Serhat Koleji’nde diyorduk. İbrahim’in sorusuna da Serhat Koleji’nde dedim. Ama nasıl bir deyiş ki hiç sormayın. İbrahim bana dönerek gel o zaman birlikte gidelim bende gezmiş olurum dedi. Ben sadece başımı sallayarak evet anlamına gelen işareti verdim. Motosikletle gelmişti,”atla gidelim” dedi. İbrahim’in arkasına binerek yola koyulduk.

    Sınav yerine tam zamanında gelmiştim. Bizim geldiğimizde içeriye alım başlamıştı diğerleri gibi bekleme ihtiyacı duymadım. İbrahim’e teşekkür ederek yanımdan ayrıldı. İbrahim sağır ve dilsiz olduğu için onun sınav gibi derdi yoktu, bol bol geziyordu. İbrahim’i gönderdikten sonra içeri yöneldim ve sınav kapısında gözlerimi kapatıp bütün bildiğim duaları okuyarak girdim. İçeride bir uğultu vardı , sebebini anlayamıyordum.Neden bu kadar uğultu olduğunu da anlayamıyordum. Biraz durakladıktan sonra hangi salonda girmem gerekiyorsa oraya yöneldim. Daha önceden gelip sınav yerimi kontrol ettiğim için salonumu bulmakta zorluk çekmedim.

    Nihayet zaman gelmişti soruları dağıtmaya başlamışlardı.Ben biraz da olsa heyecanımı yenmiş, sakinleşmiştim. Kitapçığımı verdiler, ben sorulara bir göz gezdirdim. Aklımdan tamam bu iş bekle beni beden eğitimi öğretmenliği ben geliyorum demiştim.

    Sınavın başlamasıyla bitmesi bir olmuştu.Galiba nasıl geçtiği kadarı aklımda kalmamış ama içimde bir sevinç oluşmuştu sınavdan sonra.

    Sınavdan sonra bir gün dinlendikten sonra babamın işyerine yeniden döndüm. Artık bu lanet yerden kurtulmak bir daha buraya dönmek bile istemiyordum. Beni artık buralar boğmaya başlamıştı. Ama zamanla babamın durumunu gördükçe ona acımaya başladım ve neredeyse okumaktan vazgeçecektim. Babamın iş yapmış olduğu esnaflardan bir tanesi iflas etmiş ve borçlarını bize ödeyememiş. Ödeyememesinin üstüne birde kefillikleri babamın üzerine kalmıştı.

    Babam zor günler geçiriyordu ve bu olaylara ben tanıklık ediyordum. Bu sıkıntıların ortasında benim sınav sonuçları açıklanmıştı. Açıklandığında fırsat bulup da gidip bakamamıştım. Akşam eve gelir gelmez baktım. Babamın o durumunu gördükten sonra zaten pek okuma isteğim kalmamıştı. Ama yine de meraktan bakmak istedim. Baktığımda ise 193 puan almıştım bu puan beni istemiş olduğum bölüme gitmeme yetiyordu. Çok sevinmiştim bu sonucu aileme söylemek istiyordum ama babam çok yorgundu. Gelir gelmez yatmıştı. İçimde buruk bir sevinç vardı. Babamın beni de okutabileceğinden şüphe ile bakıyordum. O gece bunları düşünmekle geçirdim ya okutamam derse ne yapacaktım? Okuturum derse nereye gidecektim?Bunlar aklımda çatışıp durdular. Sabah benim de erken kalkıp işyerini açmam gerekiyordu.

    Sabah kalktığımda babam benden önce gitmiş işyerini açmıştı. Bende biraz geç gittim. İş yerine vardığımda babam her sabah yaptığı gibi gazetesini okuyordu. Bende gelip karşısına oturdum konuyu açmak istiyordum ama bir türlü açamıyordum.Gazete okuması bittiğinde bana dönerek “sınavı ne yapmışsın” dedi. Bende ”193 puan almışım baba” dedim, “neresi gelir o puana” diye sorduğunda bir anda heyecanlandım ve beden eğitimi öğretmenliği geliyor baba dedim. “Başka hangi bölüm geliyor” dediğinde “bilmiyorum klavuza bakmak gerekiyor” yanıtını verdim. Babam bir an öne eğdi başını, biraz düşündükten sonra bana dönerek “oğlum durumumu görüyorsun ablan, ağabeyin ve 3 kardeşin de okuyor, ben seni nasıl okutayım” dedi. Bunu ne kadar tahmin etsem de yine de üzülmemek elde değildi. O gün neredeyse hiçbir kelime dahi etmedik babamla.Mümkün olduğunca babamın bulunduğu ortamdan kaçtım. Bir müddet bu babamla olan soğuk savaşım devam etti. Daha sonra durumumuz gittikçe daha kötüye gidiyordu. Hem babamla aram hem de maddi olarak…

    Hem babamın bana üniversite için vermiş olduğu cevap olsun, hem de maddi durumumuzdaki kötüye gidişat olsun benim üzerimde stres oluşturmaya başlamıştı. Köye gidip hem stres atmaya hem de biraz amcamlara yardım etmeye karar verdim. Bu arada da kafamda çalışma planları yapmaya başlamıştım. Uzun bir süre bu düşüncelerimle sınırlı kaldı, pek cesaret edemedim dışarıda çalışmaya. Dışarı hakkında çevremden duyduklarımdan dolayı hep çekinirdim. Daha sonra tüm cesaretimi toplayıp orta okuldan lise son sınıfa kadar arkadaşım olan tolga’yı aramaya karar verdim. Tolga her yaz Antalya da otellere çalışmaya giderdi. Sürekli onunla telefonda konuşurdum ve her konuşmamda yanıma gel der dururdu. Nitekim Tolga’yı aradıktan, hal hatır sohbetten sonra asıl mevzua girdim. Çok sevindi. “Kimseyi burada tanımıyorum her yaz geldiğimde farklı elemanlar çalışıyor sonunda yanıma tanıdık birisi gelecek” diye sevindi. Ama önce patronlara söyleyeyim de dedi. Ben hemen aileme söyledim onlarda fazla direnmediler zaten borç içinde yüzdüğümüz için. Benim telefon görüşmem biter bitmez de Tolga aradı.”Kardeş ben konuştum gelsin dediler” dedi. Ben ertesi gün kadirliye indim,oradan hemen bir Antalya Serik bileti aldım ve akşama yolculuk başlıyordu.

    Gece heyecanlı ve yorucu bir yolculuğun ardından Antalya’ya ulaşmıştım. Direk otobüs firmaları oraya gitmediğinden ilçelere hareket eden dolmuşlarla gitmek zorunda kalmıştım. zorlu bir Serik dolmuşu arayışı içinden sonra nihayetinde bulmuş ve içine geçip oturmuştum. Kalkmasını beklerken de beni bir heyecan sarmıştı dolmuş hemen hareket edemedi genellikle bu tür dolmuşlar içerisinde oturacak yer kalmadan hareket etmiyorlar. Aradan on- on beş dakika geçtikten sonra dolmuş doldu ve hareket etti.Bende ufaktan ufaktan heyecan duyguları kıpırdanmaya başlamıştı.

    Sonra gideceğim yer hakkında küçük ama farklı hayaller canlandırmaya başlamıştım. Tolga’nın da anlattıkları doğrultusunda kafamda bir şeyler çiziyordum. Tabi bu hayalleri çizerken ister istemez farkında olmadan yüz ifademe yansırmış.Ben bunu fark ettiğimde etrafımdaki birkaç çift gözün üzerimde olduğunu fark ettim. O an bende bir utanma duygusunun gereği olsa yüzüm kızarmaya başlamıştı. Bir müddet sonra her şey normalleşti ama ben hala tedirgindim çünkü etrafımdakilerin hala bana baktığını sanıyordum. Sanki beni görenler etrafındakilere kulaktan kulağa oynar gibi beni anlatmışlar, herkes bana bakıyormuş gibi geliyordu.

    Bu sıkıntılar içinde bir- bir buçuk saat sonra çalışmak için gittiğim otelin yakınlarında indim ve hemen Tolga’yı aradım.Aradan bir beş dakika geçti geçmedi Tolga ufukta göründü. Yanıma geldiğinde bir hasret giderdik bir birimize sıkı sıkı sarılmanın ardında bir kafe bulup birer çay içip sohbet ettik. Bir yandan da Tolga bana otelde neler yaparsam uygun karşılanacak, neler yaparsam yadırganacak onları anlatıyordu. Sonra Tolga ayağa kalkıp” artık otele dönsek iyi olacak” dedi. Birlikte otelin yolunu tuttuk otele girdiğimizde Tolga beni resepsiyona götürdü.”Sen burada bekle ben geliyorum” dedi.Biraz beklemenin ardından Tolga tekrar geldi ve “müdür seni bekliyor” dedi.Ben “ne müdürü” diye bir ufak bir tepkinin ardından uslu bir çocuk gibi “tamam” dedim. Müdürün kapısını çalıp içeri girdiğimizde kısa boylu, elli atmış yaşlarında hafif bir kilo problemi yaşayan kır saçlı birisiyle karşılaştım. Müdür bana dönüp “hoş geldin, adın ne kaç yaşındasın askere gittin mi” gibi soruların ardından “Tamam Tolgayla git malzemeni versin bu gün dinlen sabah işe başlarsın” dedi. Benim ağzımdan dizilerden öğrendiğim ve genellikle üst makamda olan kişilere olan hitap kelimesini ağzımdan “tamam efendim” kelimesini çıkarta bildim.

    Sonra Tolga’nın arkasına takılıp kıyafetleri almak için ilerledik.Otelin bodrum katına geldiğimizde orada iki tane Gürcistan uyruklu yabancılarla karşılaştım.Şuanda isimleri aklıma gelmiyor.Ben Olga ve Anna demek istiyorum. Olga genç, oldukça düzgün bir fiziğe sahip ve her erkeğin gönlünü çelebilecek bir güzelliğe sahipti. Anna ise biraz Olga’ya oranla daha yıpranmış bir fiziğe sahipti. Olga benim kıyafetleri verdikten sonra Tolga’nın arkasına takılıp beni kalacağım yere götürdü. Yolda gelene kadar olga’yı düşündüm. Tolga’ya da onunla ilgili sorular soruyordum.Sonra Tolga bana dönüp ”o aşçının yardımcısıyla çıkıyor istersen sana başka bir kız bakalım” deyince ben bir an durakladım ve “yok ben sadece güzel ve alımlı olduğu için merak ettim” dedim. O da bana dönerek “merak etme daha bunlar başlangıç otelde kalanları görmedin” diyince ben daha da meraklanmaya başladım. “Hele bir yarın olsun o zaman ne demek istediğimi de anlarsın sen bu gün bir dinlen de” dedi. Ben bir süre meraklı gözlerle Tolgaya baktıktan sonra etrafı tanımaya, nasıl bir yer olduğunu anlamaya çalışıyordum.

    Bir beş dakikalık yürüyüş ardından kalacağımız yere gelmiştik. Kalacağımız yer otelin bodrum katında yaklaşık on iki kişilik bir yerdi.Ranzalar çift katlıydı tolga bana boş olan üst ranzalardan birini göstererek “burada kalırsın” köşedeki yeri göstererek de “şurada da ben kalıyorum” dedi.” Sen şimdi uyu dinlen akşam sohbet ederiz benim gitmem gerekiyor artık” dedi ve beni kalacağım yerde yalnız bıraktı gitti.

    Kalacağım yer kışın sular altında kaldığı için aşırı derecede rutubetli ve çok kötü kokan bir yerdi. Ama insan öyle bir varlık ki bir müddet sonra o kötü kokulardan eser kalmıyor çünkü kokulara aşina oluyoruz ve koku alma organımız duyarsızlaşıyor. Nitekim bende de öyle oldu ve bir müddet sonra da bu kötü kokuları duymaz oldum. Odanın içerisini biraz gezdikten sonra yol yorgunu olduğum için uyku bastırdı ve bir an önce uymak istedim ve yatağımın çarşaflarını falan yatağıma serdikten sonra yattım.

    Benim bazı sevmediğim özelliklerimden birisi de yabancı bir yerde kalacağım zaman kesinlikle oraya alışana kadar uyku girmez gözüme. Yatağa yattığımda da nitekim öyle oldu ve bir zaman uyuyamadım. Ama uyku o kadar bastırdı ki dayanamayıp bir müddet sonra uyudum.

    Uyandığımda vakit baya bir ilerlemiş, otelde çalışan bazı arkadaşlar gelmişlerdi.O kadar yorulduklarından yüzleri soluk soluk hayatlarından bezmiş, kafalarını kaldıracak güçleri yoktu sanki. Uyandığımı fark eden arkadaşlardan bazıları “hoş geldin kardeş” diye bildiler zorlukla. Tek banyo olduğu için banyoda diğer arkadaşlarının çıkmalarını bekliyorlardı.Banyodan çıkan arkadaşlar ise hiç sağa sola bakmadan direk yatağına gidip uzanıyorlardı. Bir an onları öyle görünce benim işimin de zor mu olacağını düşündüm. Ama kendimi çalışmak zorunda hissettiğim için de her ne kadar işim ağır olursa olsun ben buraya çalışmaya geldim her ne iş olursa yapmaya hazırım, gibi cümleler geçiyordu aklımın bir köşesinden. Ben için için her ne iş olsa yaparım desem de içimde onların görüntüleri bende azda olsa bir ürperti oluşturmaya yetti.
    Akşam Tolga ile otelin bulunduğu kasabayı biraz gezelim dedik. Onun da orada edinmiş olduğu bir arkadaşını alıp yol boyu yapalım dedik. Çıktık yola yanımıza da Tolganın arkadaşı biraz çerez falan aldı. Uzun bir yol boyuna çıktık.İşte Tolga anlattı ben dinledim. Tolga anlatırken arada arkadaşı da söze giriyor bir şeyler söylüyordu. Ben bir müddet sonra artık söylediklerini duymaz oldum ve söylediklerine aldırış etmez oldum.Bunu fark eden Tolga ve arkadaşı konuyu değiştirdi. Sonra konu döndü dolaştı kız mevzusuna geldi. Bana burada ağırlıklı olarak Rus kızlarının geldiğini ve onların mükemmel bir güzelliğe sahip olduğunu söylediler. Ben zaten yarının gelmesini dört gözle ve heyecanla bekliyordum. Bunların bu sözlerinden sonra benim içimde ki heyecan biraz daha büyüdü. Onlar anlatırken ben artık hayal etmeye başladım. Herhalde baya bir hayal etmiş olmalıyım ki Tolga ve arkadaşının kulağımın dibinde bas bas bağırdığını duydum. Sonra “hayırdır niye bağırıyorsun” diye söylendiğimde arkadaşlara bana baya bir gülmüşlerdi. Daha sonra bu olayı benim aleyhimde bir süre kullanmışlardı.

    Uzun bir yürüyüşün ardından kalacağımız yere gelmiştik.İçeri girdiğimizde yoğun bir koku ve hiç de iç açıcı cinsten değildi. Tolga’nın arkadaşı “artık yatalım yoksa sabah erken kalkamayız” dedi. Tolga da ona onay verdikten sonra yataklarımıza geçtik.Ama benim gözüme bir türlü uyku girmiyordu. Bir müddet yatağın içinde kıvrandıktan sonra uyuya kaldım.

    Zaten saatlerimizi ayarladığımız için sabah bizi uyandırdı. Çalar saatler kalkar kalkmaz ben bir heyecanla üzerimi giyindim ve Tolga ve arkadaşını beklemeye koyuldum. Tolga kalkıp hazırlanana kadar bir süre geçti.Günaydınlaşmanın ardından bana “sen baya hızlısın ama bu kadar hızlı olmasan iyi olur burada ne kadar çalışırsan değil ne kadar süre çalıştığına bakarlar” dedi. İlk başlarda Tolga’nın ne demek istediğini anlamamıştım ama zaman bana o konuda da yardımcı oldu.

    Sabah shemuz diye bir arkadaşla tanıştık. Çocuk Mardinliydi.Bana “sen yeni misin? Daha önce hiçbir otel veya lokantada falan çalıştın mı” diye sordu. Bende daha önce böyle bir deneyimim olmadığını söyledim. “Tamam” diyerek “sen benimle gel” dedi diğer arkadaşlara “siz devam edin” komutunu verdikten sonra biz bir masanın başına geçtik. Bana otelin kurallarından bahsetti. Sonra kendinin oranın şefi olduğunu ve kendi ne derse o onun yapılacağını anlattıktan sonra bana işin ne gibi bir inceliği olduğunu göstermeye başladı. Çatalları şu şekilde dizeceksin kaşığı şuraya, bardak ve peçeteler buraya masanın üzerini temizlerken nasıl elimdeki malzemeleri kullanacağımdan bahsettikten sonra tabakların nasıl taşınması ve nasıl tutacağımı gösterdi. Sonra da benim yapmamı istedi ben ilk önce gösterdiklerin yaptıktan sonra ufak bir eksiklik yaptım bir iş ama hatırlamıyorum daha doğrusu kulağıma gelen o muazzam gürültüden dolayı hatırlayamıyorum herhalde. Az önce melek gibi davranan insan insanlıktan çıkmış sanki hayvana muamele eder gibi davranmaya başladı.O an içimde acı bir his oluştu. Ağlamak istedim ama ağlayamadım. Biraz daha azarladıktan sonra “diğer arkadaşlarının yanına git” dedi. Ve bir ağız dolusu hakaret daha ettikten sonra diğerlerinin yanına gittim. Onlar bana boş ver kardeş yeni gelen herkese bunu yaptığını ve zamanla bu davranışının geçeceğini söyleyerek beni teselli etmeye çalışıyorlardı. Ama ben onları neredeyse duyamıyordum onları.Bir müddet bu şekil kaldıktan sonra düzeldim ve kendi kendime mecbursun ölsen de kalsan da bu işi yapmaktan başka bir işimin olmadığını düşündüm ve devam ettim.

    bir müddet acemilik çektikten sonra işe elim alışmaya başlamıştı. Zamanla işte hız kazanmaya başladım ve işleri daha hızlı yapmaya başlamıştım. Zaten hayatımın büyük bir kısmı spor yapmakla geçtiği için hız sorunum yoktu. Aradan kısa bir süre sonra işte göze batmaya başlamıştım çünkü işler ben olduğumda daha hızlı yürümeye başlamıştı. Sabah 7’de başlayıp 12’de bırakmamız gerekiyordu ama ben diğer arkadaşlarımın aksine 2-3 saat daha fazla çalışıyordum çünkü kendi kendime hırs yapmıştım. O gün bana etmiş olduğu hakaretlerin hepsini asılsız çıkartıp aklımca şefe ders verecektim. Bu yüzden de çok çalışmam gerekiyor deyip çalıştıkça çalışıyordum.Gece vardiyalarında da kalarak yaklaşık 14-15 saat çalışıyordum. Normali 11 saatti işin. Müdür her geldiğinde beni karşısında görmeye başlamıştı her gelişinde “aferin sana” der biraz öğüt verirdi.

    Sonra, zaman arkadaşlar arasında sorun olamaya başladı. Sorun oldukça ben bir şey yapmıyor işime bakıyordum.Onlar daha da kıskanıyor ama ben sadece işime odaklanıyordum. Sonra arkamdan iş çevirmeye başladılar ama ben yine de bir şey yapmadan ne için gelmişsem oraya onun amacını yapmaya özen gösteriyordum. Ve yerine de getirdiğime inanıyorum. İşte öne çıkmam beni müşteriler arasına girmeme de sebep olmuştu. Müdürün gözüne girdiğim için bana kimse bir şey demez olmuştu.Bunu fırsat bilip müşterilerle yakınlaşmaya başladım. Ama bu yakınlaşmam daha çok espirili yaklaşımlardı.

    Rusça farklı ve eğlenceli bir dil olduğu için bir de otelimizde sadece Rusya’dan gelen müşteriler olduğu için benimde dikkatimi çekti ve Rusça öğrenmeye başladım. Öğrendiğim kelimeleri de uygulamalı olarak gelen müşteriler üzerinde deniyordum. Bu deneme de telaffuz eksiklikleri yaptığım için onlar da bana gülüyordu. Hem konuşuyor hem de küçük espirilerle eğlendirmeye çalışıyordum. Bu hem müşterilerin hem de otel personelinin hoşuna gidiyordu. Böylelikle bana daha rahat hareket etme imkanı doğuyordu.Ben de bu imkanı en üst seviyelere kadar çok iyi kullanıyordum. Espiriler falan derken ben Rus bir müşterimizden hoşlanmaya başladım. Sonra buna karşı ilgim biraz daha arttı. Kendimi ona daha yakın hissetmeye başladım ama bir yandan da otel yönetmeliği aklımdan çıkmıyordu. Çünkü böyle bir şey yapmam otelden kovulmamla sonuçlanacaktı. Bu risk ve heyecanla bir olunca ben ne yapacağımı şaşırmıştım.Aşkı ilk orada böyle duygularla tanıdım, sonra ben tam bir dil bilmediğim için bilen birsi aracılığıyla onunla konuşmaya karar verdim. Konuşturacağım kişi ise müdür yardımcısı Cemil abiydi. Cemil abi diğer yöneticilerin aksine bizlerle arası bulunan bu tür durumlarda daha önceki arkadaşlara yardım etmiş birisi idi.

    Cemil abi bir gün bara geldi oturdu otel küçük bir yer olduğu için barı lokantası bir arada oluyordu. Ben de o gün Kristina kazak bir kız ama Rusça’yı çok iyi konuşan bir kız.O gelmemişti ben de onun yanında duruyordum ve bu sayede bardaki bütün içki isimlerini öğrenmiştim.Bir müşteri gelip içki istese verebilecek durumdaydım. Neyse Cemil abi sabah biraz erken saatte gelip bara oturdu biraz dertli göründüğü için hemen sordum:

    - Hayırdır cemil abi neyin var?
    - Yok bir şeyim Mehmet.
    - Abi durgun görünüyorsun?
    - Olur o ara sıra, dedi.

    Aradan biraz vakit geçmişti ki cemil abi ile şöyle bir diyalog daha yaşadım;

    - Mehmet bana oradan votka versene?
    - Abi bir şartla veririm.
    - Neymiş lan o şarttın?
    - Abi ne olduğunu anlatacaksın.
    - Tamam sen ver, dedi.

    Sonra anlatmaya başladı. Bir yandan da içiyordu. İçtikçe heyecanlanıyor bir yandan da anlatıyordu. Uzun uzun anlattı. Sabah sabah sarhoş olana kadar. Aslında müdür dahi otelin içkisini içemezdi.Cemil abi benim karşımda o votkaları yudumlamıştı, ben buna şahitlik etmiştim. Cemil abi artık ayakta duramaz olmuştu onu odasına götürüp yatırdım. Ve geri geldi geldiğimde ise barda müdür müşteriye içki servisi yapıyordu. Beni gördüğünde hal ve hareketlerinden bana kızdığı anlaşılıyordu. Ama bana sakince “nereye gittin Mehmet” diye sordu bende “cemil abi biraz rahatsızmış ağrı kesiciyle su istedi onu götürmüştüm” dedim. “Tamam diğer arkadaşların nerede” dedi bende “yemeğe gittiler efendim” diye yanıtladım. “Tamam onlar gelsin sen gidersin” dedi ve gitti. O gün sakin bir gün olarak geçti. Cemil abiyi bütün gün başka bir yerde görmedim herhalde hiç dışarı çıkmadan bütün gün uyumuş olmalı. Cemil abinin olayı o da aşık olmuş ama onun sevdiğinin nişanlısı varmış ve ertesi gün gidecekmiş. Bir türlüde çıkış yolu bulamıyormuş. Cemil abi nin derdinden benim derde sıra gelmedi.Birsey söyleyemedim cemil abiye ama bir açığını yakalamıştım yapmaktan başka çaresi yoktu. Tabi bunu direk olarak söylersem bana büyük düşmanlık beslemeye başlaya bilirdi. Bunu en iyisi iyi bir şekilde ona söylemek gerekiyordu. Ertesi gün cemil abi ortalığa çıkmıştı, biraz üzgündü ama neşeli bir anını yakalaya bilirdim. Sabah otelde klasikleşen işler yapıldı. Akşam üstü cemil abi biraz da olsa üzüntüsünü atmıştı. Yavaşça yanıma gelerek dün bir pot kırıp kırmadığını sordu. Bende fırsat bu fırsat dedim girdim. “Olaya kırmadın ama biraz geç kalsaydım seni odaya götürmeye büyük bir pot kırılmış olacaktı” dedim. “Nasıl ne oldu ki”dedi. Bende hemen seni odana götürdüm geri geldiğimde müdür müşteriye içki veriyordu dedim. Önce biraz endişelendi sonra aklına ben gelmiş olacağım ki heyecanlı bir şekilde bana “sen ne söyledin ya bir şey söylemedin inşallah söylediysen yandım birazdan gelir”. Kendi kendine endişeleniyordu. Cemil abinin kolundan tutarak abi dur bir sakin ol yok öyle bir şey söylemedim deyince bir oh çekti. Sonra ne söyledin ya dedi. Bende biraz rahatsız olduğunu ve sana ağrı kesici ilaçla su götürmekten geldiğimi söyleyince tamam dedi çekti gitti, dedim cemil abi rahatlamıştı. Fırsatını buldum heyecanlı bir şekilde “cemil abi senden bir şey isteyebilir miyim ancak benim derdimden sen anlarsın” dedim. Oda iyiliğin karşılığı olarak bana bir yakınlık gösterdi ve “ayıp ediyorsun Mehmet lafı mı olur söyle” dedi bende “abi bir kız var” dedim. Hemen arkadaşça tepkisini koydu “ooo “ diye “ee anlat bakalım kimmiş bu kız” dedi “Yalnız otelden” dedim “ne olmuş oteldense” dedi. “Abi yönetmelik” dedim “haa o mesele boş ver sen onu ben hallederim orasını” dedi. Ben biraz daha heyecanlandım. “Sen kağıt üzerin merak etme ben hallederim orasını” dedi. “Abi asıl sorun dil sorunu” dedim. “Tamam sen asıl mevzua gel benden ne istiyorsun” dedi.”abi kızla konuşmanı rica ediyordum bunu benim için yapabilir misin ?” dedim. Oda gıcıklık olsun ya “bir düşünmem lazım” demesin mi! Ben neredeyse küt oraya yıkılacaktım. Benim halimi gören cemil abi “dur lan şaka yaptım” dedi. “Tamam ne zaman konuşayım” dedi. “Abi ne zaman istiyorsan ama bana diyorsan hemen de konuşa bilirsin” dedim. “Tamam konuşalım o zaman” dedi. Ben durumu anlatmaya başladım olduğu gibi tüm her şeyi hiç atlamadan.Cemil abi büyük bir sabırlılıkla beni dinliyordu. Benim anlatmam bittikten sonra durdu biraz düşündü “Tamam senin için yapacağım normalde yapmam yasak biliyorsun bu işler falan” dedi. Ben sevincimden havalara uçacaktım. “Ama bu olayı kimse duymasın biliyorsun zaten yasak bir de duyulursa ikimizin de başı belaya girer bak” dedi. “Zaten millet senin ve benim en ufak açık vermemizi beklerken onların eline bir koz vermeyelim” dedi. “Biliyorum abi zaten bende her şeyin farkındayım” dedim. Sonra oturup biraz sohbet ettik ondan sonra ayrıldık.

    Ertesi gün olmuştu bende bir sevinç vardı ama buna anlam veremiyordum bir türlü.İçim kıpır kıpırdı her zaman işe başladığımdan daha farklı başlamıştım işe. İçimde bitmek tükenmek bilmeyen bir enerji vardı, beni gören bu sevincin kaynağını soruyor ama bende bilmediğim için kimseye bir şey söyleyemiyordum. Tüm işler bitmiş müşteriler sabah kahvaltılarını yapmış herkes tatilini yapıyorken cemil abi göründü.Yeni uyandığı her halinden belli oluyordu. Uykundan yürümekte güçlük çekiyordu. Adımlarını atınca sanki düşecekmiş gibi oluyordu. Güneşten gözlerini kısıyor bir yandan da gözlerini ovalıyordu. Kahvaltı yapmamıştı yemek haneye inip bir şeyler yemeye yönelmişti. Ama bir an durdu bana baktı sonra tekrar yemek haneye geçti. Ben bu bakışların arkasına düşüncelere daldım. Acabalar Kafamda soru işaretleri oluşturmaya başlamıştı. Sabahki neşemden bir anda eser kalmadı. Artık cemil abinin yemek haneden çıkmasını beklemeye başladım bir an önce çıksın neden bana öyle baktığını sormak için.Cemil abinin yarım saatlik yemeği bana ne kadar uzun bir müddet geldi bilmiyorum. Ben bu düşünceler içinde yüzerken cemil abi yanımda durmuş beni izliyordu.O kadar düşünceye dalmışım ki cemil abinin geldiğini fark edememişim. Sonra cemil abi bana dönerek:
    - Hayırdır Mehmet seni bu kadar düşündüren ne?
    - Hiç abi öyle dalmışım belirli bir nedeni yok.
    - Nasıl yok bari yalan söyleme, geldim yanına oturdum senden tık yok geldiğimi bile fark etmedin.
    - Bilmem abi dalmışım işte.
    - Şu senin kız düşündürüyor olmasın seni.

    Gülümseyerek döndüm cemil abiye baktım aklımdan onun hakkında bir takım sorular geçiriyordum. Cemil abi birden ciddileşti ve:

    - Mehmet sen erkek adamsın sonuçta metanetli olman gerekiyor.
    - Ne oldu abi hayırdır.
    - Kızla konuştum
    - Eee ne oldu abi anlat ne dedi. Söylesene çatlatma insanı.
    - Dur sakin ol bu kadar heyecanlanma
    - Neden abi kötü bir tablo mu var yoksa?
    - Kız seni bir heyecan olarak görüyormuş seninle bir ilişki falan da düşünmüyormuş, zaten kendisi Rusya’da nişanlıymış. Ama istersen akşamları onu dışarı çıkarta bilirmişsin.

    Ben şaşkınlıklar içinde “gerek yok” diye bildim. Cemil abi beni teselli etmek için “boş ver Mehmet geçer bunlara kafa yorma bunlar zaten hep böyle ruslar hep tek gecelik ilişkilere bakar” dedi. Ben biraz rahatladım “abi bunların hepsi mi böyle yoksa arada bir sevende çıkıyor mu?” Cemil abi durdu düşündü “yok bunların hepsi böyle” dedi ben “tamam o zaman boş vereyim bende” dedim. Silkindim ve işlerime devam kararı aldım.Cemil abi bu davranışıma şaşırmıştı. Bir çöküşten bir anda toparlanma süreci olmadan neşeli bir şekilde geri dönmek herkes yapamaz ama böyle olması gerkiyor. Üzüldüğünüz şey üzülmekle geri gelmiyor ise üzülmenizin kendinizi yormaktan başka bir işe yaramadığını durup düşünmek gerekiyor.

    Ertesi gün benim için yeni bir başlangıç olarak iyi bir fırsat olabilirdi. Bunun için sevdadan üzerime düşen yorgunluğu bir kenara atıp yeniden başlamalıydım. Bu konuda hem Tolga hem de cemil abi bana yardım ediyorlardı. Aradan Birkaç gün geçmişti ki bende sevdadan eser kalmamıştı. Eski günlerime dönmüştüm eskisi gibi neşeli espiriler yapan kişiliğime kavuşmuştum. ben bunlara tekrar kavuşmuştum ama artık güz ayı girmeye başlamış havalar yavaş yavaş soğumaya başlamıştı. Otel müşterisi giderek azalmaya başlamıştı. Benim içimde buruk hüzünler tekrar canlanmaya başlamıştı ben çalışırken günlerin nasıl geçtiğini bilemez olmuştum.İşe kendimi o kadar kaptırmışım ki günleri sayamamışım, aylık günümüz gelmiş geçmiş ben onu dahi fark edememiştim.

    Aradan fazla zaman geçmemişti ki otel iyice sessizleşmiş kimse kalmamıştı. Bizde otel olarak artık oteli kapatmak için hazırlıklara başlamıştık. Sahilden şezlongları toplamaya başlamış, yemek hanede gereksiz eşyaları kaldırmaya, kullanılmayan havuzları boşaltmaya başlamıştık. Bir haftaya kalmadı oteli kapattık müdür bey bizleri toplayıp bir konuşma yaptı. Hepimiz o konuşmada duygulu anlar yaşamıştık. Ne de olsa iyi kötü bir zaman geçirmiştik. Daha sonra bizleri hak edişleri hesaplayıp bizlere dağıttı. Bana ise hak edişimden daha az bir miktar vermişti.Ben şaşırdım çünkü herkesten daha fazla çalışan bendim ve bana hak edişimden daha az bir para vermiştim. Sesimi çıkartamadım bizler yetişme olarak kimseye karşı bizim hakkımız da olsa sesimizi çıkartmamaya alışmıştık. Çalışanlar olarak bazı arkadaşlarla benimde numaramı aldı ama ben içimden müdür bey hakkında hiçte iyi şeyler düşünmüyordum.aklımdan bundan sonra çağırsa da gelmem diye geçiriyordum. Biz hak edişlerimizi aldıktan sonra ayrıldık ama benim içim içime sığmıyordu. Bunu bir şekilde atmam gerekiyordu. Bir müddet sessiz kaldıktan sonra sessiz bir ortama gitmek geldi içimden sonra Tolga’ya buralarda sessiz bir ortam biliyor musun? Diye sordum oda gel tam istediğin gibi bir yer biliyorum galiba dedi ve birlikte oraya yöneldik. Biraz yürüdükten sonra sahilde kayalık bir yere geldik. “Tolga kardeş beni biraz yalnız bırakır mısın” dedim.o da “tabi ben şurada oturuyorum o zaman” dedi. Teşekkür ettikten sonra oda bir köşeye çekilip kız arkadaşını arayıp sohbet etmeye koyuldu. Ben biraz geçmişe döndüm, çalıştığım zaman dilimini düşündüm ve nerede yanlış yaptığımı aramaya başladım. Düşündüm düşündüm ama bir türlü bulamıyordum.Sonra kendimle sesli bir şekilde konuşmaya başladım “nerede Allah’ım nerede yanlış yaptım” diyordum. Sonra otel için ne kadar çalıştığımı hesapladım şu gün şunu yaptım bu gün şunu yaptım peki bunların karşılığı bu mu diyordum kendi kendime. Sonra bu düşünceler yerini peki bu otelde çalışırken ne öğrendim bana bu otel ne kazandırdı diye düşünmeye başladım. Sonra sıraladım:

    1- değişik bir ortama girdiğimde ilk olarak tutunacak birisini bulmam gerekiyor.
    2-ortamına güven duygusu aşılaman gerekiyor yoksa seni ezmeye çalışabilirler.
    3-dürüstlük ve öz verili çalışmayla oyunları bozabilirsin
    4-üst rütbedeki bazı kişilerle samimiyet kurarsan işlerin kolaylaşıyor.
    5- hayata dair yalnız bırakılmayı öğrendim
    6- aşk duygusunu bastırmayı onun vemiş olduğu toz pembeliğe kapılmamam gerektiğini.
    7- en azından bir otele girdiğimde garsonluğa barmenliğe yabancı olmamayı ani bir işin alt yapısını
    8- ne kadar çok çalışırsan çalış yine de diğerleri gibi hak ediş alacağını ve fazla çalışmanın yarar sağlamadığını.

    Bunları sıraladım aklımdan ve kendime hakim olamadım ve bir müddet gözlerim denize giden akarsu misali boşaldı. Yüzüme göz yaşımın sıcaklığı vurdukça içimden daha fazla ağlamak geliyordu. Bu duygularım bir müddet devam etti sonra sakinleşti. İçimden sanki büyük bir şey göz yaşlarımla birlikte içimde bastıramadığım duygular denize akıp gitmişti. O büyük su kütlesi ucu bucağı görünmeyen deniz benim sıkıntılarımı da alıp içine hapsetmişti. Tolgaya dönerekten “hadi tolga gidelim artık” dedim nasıl oldun falan gibi sorular sordu. “Boş ver geçmişte kaldı artık geleceğe bakmak lazım” dedim ve yolumuza devam ettik.

    Akşam memlekete gitmek için terminale gittik. Zorlu bir bilet arayışından sonra bilet bulabildik. Ve hareket saatini beklemeye başladık. Antalya’nın yılan gibi kıvrılan yollarından geçtikten sonra memleketi görmüştük ve içimde bir özlem duygusu vardı ve o manzaradan sonra yerini heyecan dolu duygulara bıraktı yerini. ilk defa bu kadar evimden ayrı kalmıştım.

    Nihayet eve gelmiştim. Annem her zaman ki gibi duygusallığı tutmuş bana dolu dolu sarılmıştı. Sabah erken gelmiştik, ben yol yorgunu olduğum için biraz uyuma ihtiyacı duydum ve öğleye kadar uyudum. Sonra kalkıp babamın yanına gittim. Babamın yanına vardığımda ellerini başına dayamış kafası aşağıda düşünüyordu. Selam verip içeri girdim. Varıp ellerini öptüm. Hal hatır sorduk birbirimize, sonra ben kazanmış olduğum parayı çıkartıp vermiştim babama.”Bu ne oğul” dedi babam şaşırmıştı. Benden bu davranışı bekliyor muydu bilmiyorum ama şaşırmıştı. Ben de “baba bunca sene bizlere baktın yedin içirdin artık büyüdük senin dinlenmen gerekiyor” dedim. “Belki sıkıntılarını giderecek kadar değil ama biraz yardımı olur herhalde” dedim. Daha sonra “baba bana ihtiyacın yoksa ben eve gidip biraz dinleneceğim” dedim ve ayrıldım.
    Ertesi gün kaldığımız yerden devam ediyorduk. Ben iş yerinde eski konuma geri gelmiştim ama bu şekilde gitmeyeceğini biliyordum. Turizm sektörü yazın canlı olan bir sektör olduğu için kışın iş bulamazdım. Babam da sürekli oğlum şu kaynak işini öğren varsa para orada var deyip dururdu. Ama ben pek yanaşmazdım. Orada çalışan arkadaşlara baktığım da hepsi canından bezmiş vaziyette geziyorlardı. Kaynakta çalışan hangi arkadaşıma sormuşsam “aklın varsa kardeş başka bir iş bul kendine” diyordu. Aradan yaklaşık bir buçuk ay falan geçmişti. Babamla eski günlere dönmüştüm artık tekrar. Zaten kışın iş yerinde bizde de iş olmazdı ve ödemeler falan oluyordu. Bunları ödemekte güçlük çekiyordu. Bende bunu biliyordum ama elimden bir şey gelmiyordu. Ama bir yandan da yine babamın yanından kaçma yolları arıyordum. Tabi ki bunu babamın hissetmesini istemiyordum.

    Arayışlarım sonuç vermişti. Hemen iş yerinin arka tarafında çalışan kendilerinin de iş yeri olan bir arkadaş vardı benim için o abi değerindeydi. İsmi Mustafa'ydı. Ben sürekli ona takılırdım “Mustafa abi hadi gidelim seninle buralardan” falan diye. Aslında onunda içinde buralardan gitme isteği vardı ama bir türlü gerçekleştiremiyordu bu isteğini.

    Bir gün canına bir şey tak demiş olacak ki yanıma geldi.”Mehmet benimle çalışmaya gitmek istiyor musun?”Diye sordu ben durur muyum “tabi abi ayıp ediyorsun” dedim. Bana şartlarını sıraladı:

    1- çalışırken ben ne dersem onu yapacaksın.
    2- yanımdan ben bir yere göndermedikçe Ya da izin vermedikçe Hiçbir yere gitmeyeceksin.
    3- usta benim çırak sensin ve bu çizgiyi koruyacaksın.
    .........

    isteklerini sıraladıktan sonra “peki tamam bunların hepsini kabul ediyorum” dedim. “İsteklerin ve şartların bittiyse Birkaç şeyde ben söyleye bilir miyim” dedim. “Tabi buyur” etti. Bende sıralamaya başladım:

    1- bana işi en inçe ayrıntısına kadar öğreteceksin.
    2- sana işin hakkında merak ettiklerimi ve şunu neden böyle yapmadın da böyle yaptın gibi sorular yönelttiğimde bana ayrıntılı bir şekilde anlatacaksın.
    3- fikirlerime açık olacaksın beni susturup bir köşe oturtmayacaksın.
    4- ve beni nereye gidersen oraya götüreceksin.
    .........

    Bende isteklerimi bu şekilde sıraladım. Mustafa abi biraz şaşırmış görünüyordu “Mehmetsenin gibi istekli bir çırağım olacağı için gerçekten sevindim” dedi. “Bende Mustafa abi senin gibi bir ustayı nerede bulacaktım ki zaten” dedim. Telefon numaramı aldı. “ben seni bugün Ya da yarın haberdar ederim” dedi gitti.

    Ertesi gün olmuştu.Ben Mustafa abiden haber bekliyordum ama beklediğim haber gelmiyordu. Yine işyerinde beklerken telefonum çaldı arayan Mustafa abiydi hemen açtım.

     Efendim Mustafa abi.
     Mehmet yarın hazırlan akşama gidiyoruz.
     Bu kadar çabuk mu Mustafa abi?
     Bir sakıncası mı var?
     Yok da şaşırdım yani.
     Neyse sen hazırlan Ali amcaya falan haber ver ama başka kimse bilmesin tamam mı?
     Tamam mustafa abi görüşürüz.
     Görüşürüz.

    Ben bir anda heyecanlandım. Bir yandan da sevindim. Akşam eve gittiğimde hemen çantamı hazırlamaya başladım annem gelip “ne oldu oğlum niye hazırlanıyorsun” diye sordu. Ben de “çalışmaya gidiyorum anne” dedim.Annem şaşırdı” oğlum ortalıkta bir şey yoktu bu nereden çıktı şimdi” dedi. “Anne çalışmam gerekiyor işte yoksa burada babamın yanında işler hiç de iyi gitmiyor hem de burada kazandığımız para zaten bizim. Dışarıdan farklı bir para girişi olması lazım” dedim. “onun için benim çalışmam lazım” dedim. “Sen bilirsin oğlum o zaman” dedi. Akşam yemekten sonra konuyu babamla konuşacaktım ama benim kafamda gitmemek için hiçbir neden kalmamıştı.Kafama da kesinlikle gitmek kelimesini yerleştirmiştim. Yemekten sonra babamla konuşmak için konuyu açtım.

    - Kiminle gidiyorsun?
    - Mustafa abiyle
    - Kabul etti mi?
    - Evet kabul etti.
    - Nereye gideceksiniz?
    - İstanbul’a gideceğiz
    - Ne işine gidiyorsunuz?
    - Ben bilmiyorum ben sadece Mustafa ağabeyin yanında ona çıraklık yapacağım.
    - Tamam oğlum sen bilirsin

    Babam Mustafa abiye güvendiği için bir şey söylemedi. Mustafa ağabeyi küçüklüğünden beri tanıdığı için bana da fazla bir şey söylemedi.

    Ertesi gün bavulu aldım çıktım yola. Mustafa abi ile buluşup öyle gidecektik. Mustafa abi saat:20 İstanbul arabasına bilet almış. Mustafa abi ile kadirli üçgen parkta oturup sohbet etmeye koyulduk.Artık ne yapacağımızdan neler yapmayacağımızdan nasıl bir yol izleyeceğimizden bahsediyorduk. Mustafa abi biraz içine kapanık ve birde her ne söylenirse evet diyen birisi hiç hayır diyemez. Benim de ondan aşağı kalır yanım olmadığı için iyi anlaşacağıma inanıyordum. Mustafa abi tüm konuşmaların da bir ezilmişlik vardı. Bende sürekli büyüklerimin yanında oturup kalktığım için onun ne çektiğini diğer büyüklerinin anlattıklarıyla karşılaştırarak anlayabiliyordum. Onlar geçmişte yaşadıkları olayları hem acısıyla hem tatlısıyla anlatırlardı. Onlar hep bana yardımcı olmuştur yaşamımda ve hayata bakış açımda. Mustafa abi de baya bir zorluklarla karşılaşmış ama bu zorlukları içine atarak çözmeye çalışmış anlaşılan. Mustafa abi bana da bir yönden öğüt veriyordu.

    Otobüsün hareket saati yaklaşmıştı. Biz de otobüse doğru yöneldik. Artık hava iyice kararmıştı. Gece kendini hissettiriyordu, artık otobüsü beklerken eski birkaç arkadaşla karşılaştık. Hal hatır sorduk birbirimize.Onlar sınavı kazanıp gitmişlerdi.

    Üniversitelere yüksek üniversiteler olmasa da kendi yaşıtlarının bir yerlerde okuduğunu duymak insanın içinde hem mutluluk oluşturuyor hem de hüzün ikisi bir arada oluşuyordu. Bende de o duygular hakim olmaya başlamıştı. İçimde buruk bir sevinç oluşmuştu. Ama kendimi sen çalışmak zorundasın diye teselli etmeye çalışıyordum. Ama bir yandan da kendimi sorguluyordum. Bu sorgulama ne kadar sağlıklı olabilirdi bilmiyordum.

    Hareket saati gelmişti. Artık otobüs kalkıyordu içimde yine farklı duygular bir arada canlanıyordu.

    Artık yolculuğa ve yeni bir hayata başlamıştım. Arkama artık bir çizgi çekmem gerekiyordu. Gece zorlu bir yolculuğun ardından 14 saatlik yolculuğumuz sona ermişti. İstanbul'a girmişti artık. Yanında çalışacağımız Emre abi bizi İstanbul'un Anadolu yakasından alacaktı. Nihayet İstanbul'un Anadolu yakasındaki terminale giriş yapmıştık. Emre abi bizi telefonla yönlendirerek bulmuştu.

    Emre abi, Kahramanmaraş'ın Andırın ilçesinin Kabağaç köyünden gelmişti.Bizim memlekete yakın bir yerdi orası. 1,65 boylarında kahverengi gözlere sahip ve birazda saçları uzun biriydi. Her zaman saçlarını yanına tarayan bir gençti.

    Emrah abi bizi arabasına bindirip kalacağımız yere götürdü. Ev tek katlı müstakil bir evdi. Evin içinde 2 ranza 2 de yatak vardı. Yatağın birinde Emrah abi diğerinde ise Hakan adında bir çalışan vardı. Bizim geleceğimiz daha önceden bildirildiği için bizlere 1 tane ranza ayarlanmıştı.Ben yine üst ranzaya çıktım. Mustafa abi ise alt ranzaya yerleşmişti. Emrah abi biz yerleştikten sonra karşımıza geçip işle ve daha önce böyle bir işte deneyimimiz olup olmadığını sordu. Benim olmadığı için ben ilk defa dışarıda çalışıyorum dedim. Bana yemek yapmasını bilip bilmediğimi sordu.Bende iyi kötü bildiğimi söyledim.O zaman seni biraz erken bırakırım sen aşçımız olursun dedi.Ben de bana uyar dedim. Sonra Mustafa abiye dönerekten “sen ne iş yaparsın” dedi. Oda yaklaşık 14 yıldan beri kaynak ustalığı yaptığını ama daha önce böyle bir işte çalışmadığını dolayısıyla bu iş tecrübesinin yeni olacağını söyledi.” Tamam siz bu gün dinlenin yarın işe başlarız” dedi ve ayrıldı.

    Mustafa abi ve ben yerleşmiştik. Birden kapı çalındı. Mustafa abi korkarak ayağa fırladı.Ben anlayamadım neden böyle bir tepki verdiğini ama sonra sorduğumda “benim huyum bu beni dürterek uyandırmayın” dedi. Kapıyı çalan baki adında birsiydi. Mustafa abinin çocukluk arkadaşıymış.Birbirlerine doya doya sarıldılar.Sonra oturup koyu bir muhabbette başlamışlardı ben onları rahatsız etmemek için hiç kalkmadım uyur numarası yapıyordum. Ama konuşmalarından bakiye karşı bende bek olumlu şeyler oluşmadı. Isınamadım bir türlü bakiye. Mustafa abi ile bakinin sohbeti baya sarmış olacak ki kahkahalar havada uçuşuyordu.

    Akşam olmuştu artık çalışanlar eve dönüyordu gelenler çok sıcak kanlı insanlardı hepsi hoş geldiniz deyip hal hatır soruyorlardı. Ben sevindim iyi bir ortama düştüğüm için. Yaşça büyük olan bir abi mutfağa geçip bize bir şeyler hazırladı. Hep birlikte oturduk yemeğe bir aileyi andıran bir görüntü vardı ortada.

    Sabah olmuştu, kalktık yine arkadaşlardan birisi sabah kahvaltısını hazırlamıştı. Sabah herkesi tek tek kaldırdılar ve yemeğe oturduk. Yemeğin ardından emrah bana dönerek “Mehmet sen perşembe günü nöbetçisin, mustafa sen ise cumartesi nöbetçisin” .Ben bir şey anlayamadım ve şaşkın şaşkın emraha bakıyordum. Oda benim bilmediğimi anlamış olacak ki “bu bulaşık ve sabaha kahvaltı sırası o günlerde sen hazırlayacaksın sabah kahvaltısını anladın mı?” Dedi . “Tamam anladım.” Dedim. Sonra bulaşık sırası bulunan arkadaş sofrayı toplayıp bulaşığı yıkadıktan sonra geldi ve hep birlikte yola koyulduk. Çalıştığımız yere fazla uzak olmadığı için yürüyerek gidiyorduk iş yerine işyeri mercededesin sultan beylideki ofisiydi. Yenileme çalışmasına girmiş binanın iç dekarasyonu baştan aşağı tekrar yapılıyordu.

    Bizi emrah alıp bir yere götürdü. Orada kaynak işini yapacak malzemeler vardı. Onları gösterdikten sonra ben malzemeleri ayarlamaya başladım. Emrah ise Mustafa abiye işi nasıl yapacağını anlatıyordu. Emrah bir ara Mustafa abiyi alıp bir yere götürdü. Mustafa abi “hadi bakalım memmet gidiyoruz” dedi. “Nereye gidiyoruz mustafa abi” diye sorduktan sonra “sen alabildiğin malzemeleri al beni takip et” dedi. Bende hemen hemen bütün malzemeleri sırtlanıp Mustafa abinin arkasına takıldım binanı 7. katına kadar çıktık sonra “işte burayı yapacağız. Sen malzemeleri buraya aç” dedi. Sonra “ben emrahın yanına gidip geliyorum” dedi. Ben de malzemeleri açıp beklemeye koyuldum. Yaklaşık bir yarım saatin arkasından Mustafa abi ve emrah birlikte geldiler. Aralarında bir şeyler konuşuyorlardı ama ben olaya bir türlü giremiyordum çükü söylediklerinden Hiçbir şey anlamıyordum. Bir konuyla ilgili terimleri bilmezsek o konuyla ilgili hiçbir şey öğrenemiyor insan.

    Mustafa abi ile emrahin konuşmaları bittikten sonra işe başlaya bildik.Ben mustafa abi ne yapıyorsa pür dikkat onu izliyordum. İlk başlarda ben işe yabancı kalıyordum mustafa abiye “abi bana bir şeyler öğrette böyle oturmayım” dedim. Oda “bana gel o zaman şu spirali kullanmasın öğreteyim sana” dedi. “yalnız bu öyle oyuncağa benzer bir şey değil bunu kullanırken çok dikkatli olacaksın bunu kullanamayıp ölen çok insan var ona göre” dedi. “Tamam abi sen merak etme” dedim. “bak bunu sıkı sıkı kavrayacaksın.” Dedi üstüne basa basa. “tamam abi sen merak etme yaparım ben” dedim. Mustafa abinin korkusu daha önce kendi başına gelmiş bir olaydan ötürü küçükken spirali iyi kullanamamış ve elinden kaçırmış ve elinin üstünü kestirmiş. O yüzden hala kullanırken korkarak kullanmakta. İlk elime alıp kullanmaya başladığımda mustafa abi şaşırmıştı. Çünkü sanki daha önce kullanmış gibi kullanıyordum.

    Mustafa abi artık spirali bana devretmişti. Böyle yaparak kendine de rahatlamıştı çünkü; bana öğretmese kendi sürekli kullanmak zorunda kalacaktı. Ben artık spirale her şeyi kesiyordum. 8Mm inşaat demiri, 20x40, 40x40, 40x60, profilleri kesmeye başlamıştım. Mustafa abinin tek beğenmediği yanı spirali tam olarak düz tutamayışımdı. Oda elbet zamanla olurdu. Sonuçta ilk defa elime böyle bir Makine alıyordum.

    Günler bir birini kovalayarak geçiyor, ben her yeni gün daha farklı şeyler öğreniyordum. mustafa abi benden fazlasıyla memnun kalmıştı işler tıkırına binmiş. Gayet uyumlu usta-çırak ilişkisi içerisinde gidiyorduk. Bizi görenler hep imreniyordu. Çünkü; inşaat içerisinde çırağın büyük bir önemi varmış. Elbet bunu girdiğim ilk günlerde fark edemedim ama sonradan tüm gerçekler ortaya çıkmaya başlamıştı.

    Zamanla mustafa abi bana ölçü vermeden kendim ölçüleri almaya başlamıştım. daha iş başlayalı bir ay bile olmamıştı ama işe baya alışmıştım. Gören arkadaşlar benim bu kadar hızlı nasıl öğrendiğimi sorduklarında sadece onlara işimi yapıyorum diyordum.

    Ben ne amaçlı bir işe başlamışsam onun gerektirdiği gibi davranmaya gayret göstermeye çalışıyorum. Bir insan bir işe ne amaçlı girdiğini unutmamalı. Okula da, Dershaneye de, Üniversiteye de, inşaatta da, vb. Nerde olursa olsun nereye giderse gitsin bu bilinci asla kaybetmemesi gerekiyor. Çünkü; bir işe başladığınızda aklınızda bir şeyler var ise işinize odaklanmanıza engel oluyor ve buda sizi başarısızlığa sürüklüyor. Arkadaşlarıma baktığımda ustalarını izlemek yerine kendi aralarında sohbet ediyorlar işi öğrenmeye çalışmıyorlar. ben ise ustamın her hareketine dikkat ediyordum ne yaparsa aklımdan yaptığı her harekete cevaplar arıyordum. Cevap bulamadığım sorular olursa hemen soruyordum. Buda bana yardımcı oluyordu. İşi daha hızlı kavramamı sağlıyordu.

    Aradan uzun bir zaman geçmişti benim aklımda bu işle ilgili farklı planlamalar oluşmaya başlamıştı. İşi sevmeye başlamıştım. Her gün heyecanla kalkmaya başlamıştım. akşam olduğunda yarın olsa da tekrar işe başlasam diye içimden geçirmeye başlıyordum. Bu heyecanım yine arkadaşlar arasında kıskançlıklar oluşturmaya başlıyordu. Bunun farkındaydım ama ne yapabilirdim ki. benim hoşuma gidiyordu. İşimin yanında aşçılık da yapıyordum. Arkadaşlar yaptığım yemekleri hiç de kötü bulmuyorlardı. Onlar da farklı yemekler söyleyerek farklı yemekler yapmamı sağlıyorlardı. Günden güne yaptığım işler bana bir şeyler kazandırıyordu. farklı şeyler öğreniyordum. Her geçen gün bir şeyler öğrenmek insana mutluluk veriyor.

    Kitap okumak da böyle bir şey olsa gerek ama ben daha kitap dünyasının içerisine girmeyi başaramadım. Okuduğum her kitap bana sıkıcı geliyordu ve yarıda kesip atıyordum. Ama bunun zararını ileriki dönemlerimde ve hala görmekteyim. Kendini ifade etmeni karşıdakini daha iyi anlamanı bir şeyleri karşındakine nasıl aktaracağını daha kurgulu ve düzgün bir şekilde anlatmanı sağlıyor. Ben bunu şimdi dahi karşımdakilerle konuşurken yaşamaktayım.

    Ben de mustafa abi de işe alışmıştık ve emrah bizleri farklı yerlere çalışmaya götürüyordu, bu da bizlere değişiklik oluyordu. Sürekli bir yerde çalışmak ister istemez insanlarda sıkılganlıklara neden oluyordu. Emrahın böyle yapması da bizlerde olumlu etki oluşturuyordu. Hem de istanbul'un gezmedik yerini bırakmıyorduk. Her farklı yere gittiğimizde farklı tecrübelere sahip oluyorduk.

    Bizler çalışma ücretlerini daha emrah'la konuşmamıştık bile. Bir ara evde sohbet ederken konu ücretlerden açıldı. Biz de “emrah bizim ücretler ne olacak” diye sorduk. Şimdilik mustafa sen 30 alırsın Mehmet sende 17,50 alırsın” dedi. Normalde kaynakla uğraşanların yevmiyeleri daha farklı oluyordu.

    Çünkü; diğerlerine göre bizim yaptığımız iş aynı değildi bizim işimiz diğer arkadaşlarsa oranla daha ağır ve zahmetli bir işti. Üstelik kaynak yaparakt bazı organlarımızın zarar görmesine sebebiyet veriyorduk. Özellikle gözlerimizin çünkü; iki demiri birbirine bağlamaya yarayan elektrot çubuğu kimyasal madde içermekte ve iki demiri birbirine kaynatırken oluşan dumanları içimize çekiyorduk. Buda içimizdeki organların tahribatına neden oluyordu. Üstelik elektrottan çıkan dumanlar gözlerimize geliyor uzun bir zaman aynı ortamda bulunmamız sonucunda ise gözlerimizi kaynak alıyor ve tüm gece boyunca aglamak zorunda kalıyoruz. Sabahlara kadar ağlamamız da bizlerin gözlerimizdeki bazı yerlerine tahribatına neden oluyor buda ileriki yaşlarımızda gözlerimizde görme ile problemlere yol açmakta. Kaynak almasının diğer bir kötü yanı ise gözlerinizi gece boyunca kırpamamanız alıyor. Her kırpışınızda gözlerinizin içerisine sanki bir şeyler var ve bu şeyler sizin gözlerinizi sanki iğneliyormuş gibi batmakta.Allah işkence olarak kimseye bu belayı vermesin!. Elbet gözlerinizin bu kadar acı çekmesini önleyecek ilaçlar var ama kaynak alması kendini hemen gösteren bir illet olmadığı için ilk etapta bunu fark etmeniz biraz zaman alıyor ve hemen gidip de eczaneden ilaç alamıyorsun. Gece ortaya çıktığı için ne kadar inlersen inle kimsenin umurunda olmuyor üstelik seni susturmak için kes şu sesini seni mi dinleyeceğiz gece boyunca ve daha aşağı hakaretlerde söylenebiliyor.

    İnşaat ortamında öyle bir şey ki yanındaki adam isterse ölsün kimsenin umurunda olmuyor. Sana yardım etmek yerine seni izlemeyi tercih ediyorlar. Bir gün istinye park denilen bir yerde çalışıyorduk. Cam takanlardan bir tane işçi emniyet kemerinin boşanması sonucu yaklaşık 7-8 metre yükseklikten aşağıya yürüyen merdivenlerden aşağıya düştü. Bunu gören etrafındaki işçiler ona yardım etmek yerine etrafına toplanıp öldü mü yoksa yaşıyor mu diye bakıyorlar kimse yardım elini uzatmıyorlard.ı ister istemez bende bu ortamlara daha yeni girdiğim için ne yapacağım konusunda kararsız kaldım. Maalesef bende izlemekle yetine bildim. Ama üzüldüğüm bir noktada hemen yanı başımızda farklı işte çalışan iki arkadaş düşen adam üzerine bahiste bulundular öldü mü yoksa yaşıyor mu? Diye.

    Bizim arkadaşlar bana kıskanç gözlerle bakıyorlardı. kaynak usta ücretleri farklı olurdu ama çırak ücretleri aynı oluyordu. Benim gibi çırak olan arkadaşlar 15 alıyorlardı ama bana emrah 17,5 vermişti buda onlar arasında kıskançlığa neden olmuştu. İlk defa burada fazla çalışmamın karşılığını veriyordu. Aslında bu bir psikolojik bir harekette söylenebilir. ücretini diğerlerinden farklı vererekten bana değer verdiğini göstermeye çalışıyor, böylelikle yanından ayrılmaması için ona psikolojik olarak etkilemeye çalışıyordu yani bu bir anlamda benim yanımda çalışanların hakkını ben yemem benim yanımdan ayrılmayın mesajı olarak da değerlendirilebilir. Nitekim de öyle oldu benim aklımdan “bu benim hakkımı veriyor ben buradan bir daha ayrılmam” diye fikirler geçmeye başlamıştı. Bu ara emrah benimle özel olarak ilgilenmeye başlamış. benim çalışmalarımı izlemeye başlamıştı. Boş vakitlerde bizim yanımıza gelip bizim çalışmalarımızı izliyordu. Ama biz de diğerlerinden farklıydık aklımızda Hiçbir zaman işten kaytarmak gibi bir düşünce geçirmiyorduk. yanımıza birisi geldiğinde o bizlere seslenmezse onu fark etmiyorduk ,işimize odaklı çalışıyorduk. Bu yüzden de dikkatleri üzerimize çekiyorduk.
    Aslında inşaatta fazla temiz kalpli olmaya yer yoktu. Ama mustafa abinin ve benim yetiştiğimiz ortamlarda herkes böyle olduğu için bizlerinde yetişme tarzı böyle oldu. Aklımızdan Hiçbir zaman kimseye karşı ve işe karşıda art niyet hiçbir zaman taşıyamıyorduk.


      Forum Saati Paz Kas. 19, 2017 10:30 am