Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    HAYATTAN KISA BİR KESİT-2

    Paylaş

    1001060005

    Mesaj Sayısı : 2
    Kayıt tarihi : 22/12/10

    HAYATTAN KISA BİR KESİT-2

    Mesaj  1001060005 Bir C.tesi Ara. 25, 2010 11:11 am


    Yaklaşık bir aydan bu yana çalışıyorduk ve hak edişlere daha hiç el sürmemiştik. Mustafa abi ile ben giderken almayı planlıyorduk.Bayram da yaklaştığı için memleket hazırlığı başlıyordu. Bizlerde hafif bir heyecan oluşmaya başlamıştı. Bayram dolayısıyla bilet kalmaya bilirdi.Biz de buna istinaden bilet ayırtmayı düşünüyorduk. Bunu emraha bir şekilde açacaktık ama ikimizde para konusunda her zaman pasif kalmışızdır. Daha doğrusu ikimizde içine kapanık olduğumuz için bir para isteme olayını dahi gerçekleştiremiyorduk bir türlü. Bir şekilde kendimizi topladık ve istemeye karar vermiştik. Nihayet ben konuyu emraha açtım. Oda eğer bilet için para istiyorsanız ben gideceğim ben sizleri götürebilirim dedi. Biz de memnuniyetle kabul ettik. Bilet fiyatları 45 tl olmasına karşın emrah bizleri 50 tl ye götürecek olmuştu. Otobusler bizleri adana ya kadar götürüyordu emrah ise bizleri memleketimize kadirliye ve hatta evimize kadar bırakacak olmuştu.

    Hareket etmemize bir gün kalmıştı.artık biz topluca “bugün çalışmayalım” dedik emraha ama emrah biraz inatlaştı çıkacaksınız işe diye ama biz işçiler olarak karar almıştık o gün kesinlikle işe falan çıkmayacaktık. Bir müddet emrah inatlaşsa da yapacak fazla bir şeyi yoktu. Nihayetinde hepimiz yevmiye usulü çalıştığımız için çalıştığımız günün parasını verir çalışmadığımız günün parasını vermek zorunda değildi. Biz de bunları söyledik ve sonunda işe çıkmadık İstanbul’u biraz olsun gezmek bizim de hakkımız olduğunu düşünüyorduk. Biraz cep harçlığı aldıktan sonra İstanbul’un pazarı denilen yere gittik. biraz alış veriş yaptık istanbul’a geldiğimizden beri ne para alıp gezmiştik ne de alışveriş yapmıştık. ben kendime ve evdekilere birkaç parça hediyelik eşya aldıktan sonra akşama doğru eve geçtik. O gün çok yorulmuştum çünkü istanbul’u gezmekle bitirememiştik. Bir nedeni de memlekete gittiğimizde istanbul’a dönüş planımızın olmayışıydı. Çünkü; işe yeni başladığımızdan doğru dürüst piyasa araştırması yapamamıştık.bu yüzden de yevmiye fiyatlarına itirazda bulunamamıştık. Biraz işle ilgili piyasa araştırmasından sonra antalya’da yevmiye fiyatlarının daha iyi olduğunu ve üstelik çalışma şartlarının orada şimdiki çalışmış olduğumuz yerden daha iyi olduğunu öğrenmiştik. Bu yüzden istanbul’un altını üstüne getirip gezmediğimiz yer kalmamıştı neredeyse ama istanbul bir günde gezilecek yer değildi.

    Akşam eve geldiğimizde yorgunluktan bayılacaktık neredeyse. Çalışırken tüm binayı gezerdim, o kadar kat inip çıkardım ama o kadar yorulmazken istanbulu gezmek beni yormuştu. Ama ben hiç de şikayetçi değildim çünkü çok mutluydum. Yeni yerler öğrenmiştim. En azından istanbulda kaybolmayacak kadar öğrenmiştim. Sabah erken kalkmalıydık. Bu yüzdende erken yatmamız gerekiyordu. Zaten kimsenin ayakta durur hali de yoktu. Emrah da evde yoktu. benim bir şeyler hazırlamam gerekiyordu ama benim hiç de dermanım yoktu. Ama yine de kimsenin ağzına laf vermemek için kalkıp bir şeyler hazırladım. güzel olup olmadığına hiç dikkat edemiyordum çünkü bir an önce bitirip uyumak istiyordum. Nihayetinde yemeği bitirip yatma vakti gelmişti ki. Bir ses “Mehmet bulaşık sırası sende” diye kulağıma ilişti. Benim kan beynime sıçramıştı. onca zaman gönüllü olarak yemekleri ben yapmıştım ama kimse bana yardım bile etmiyordu. ne olurdu sanki birisi de şimdilik benim yerime yıkasa? Yok olmaz sıra kimdeyse onda. ben sırası gelip de yıkamayan arkadaşlara söylemeye başlamıştım. “Savaş kardeş şu bulaşıkları yıka bu gecelik ne olur.” Cevap; olmaz kardeş benim sıram dündü ben dün yıkadım sıra sende sen yıkayacaksın. Halbu ki ben kendinin yerine defalarca bulaşığını yıkamıştım. Beyefendi kız arkadaşıyla konuşur ben yemek yapacağımdır. Ama kap kacak hepsi bulaşık içinde varıp söylerdim savaş bulaşık sırası sende kardeş bu seferlik benim yerime yıka bende senin yerine yıkarım der geçiştirirdi. Ben de safım ya vur bir tekme. Sonra “kadir kardeş şu bulaşığı benim yerime yıkayıver ben bu gün çok yorgunum” kadir kardeş “valla bende yorgunum uyacağım,” der. Halbuki yalan tüm gün boyunca yatmıştır. Yattığı gözlerinden belli oluyordu. yatmaktan gözleri şiş şiş olmuştu. “Hakan abi sen bir seferlik olsun yıkayamaz mısın? “”Kardeş kusura bakma herkes görevini yerine getirecek ben sıramda yaptım o görevi” dedi. Zaten mustafa abiye soylemek bile ayıp olur bütün gün boyunca zaten birlikte gezdik. o da benim gibi yorgundu bir de insan hiç ustasına yumuş buyurur mu? Elbette buyurmaz. Ben de buyurmadım ha birde baki abi var zaten ondan geldiğimden beri bir şey istemedim şimdide isteyecek değilim. yani bir de ona gıcık oluyorum.ricada mı bulunayım?. İstemeyerek de olsa ranzamdan aşağıya inip bulaşıkları zorlada yıkadım içeriden bir ses daha yükseldi. “Mehmet oradan bir çay koy” zaten sinirlerim hat safada çatacak yer arıyorum. Bir hırsla mutfaktan içeri geçtim. “kim çay istiyor” hakan abi baki mustafa abi istiyorlardı. birde kadir var, kadire biraz ters ters baktıktan sonra yapacak bir şey yok koydum. Çay isteyenlerin içerisinde mustafa abim olmasa volkan gibi bir patlama gerçekleştirecektim ama neyse dedim son gün tatsızlık çıksın istemedim. içime atarak tıpış tıpış gidip çayı da koydum. yalnız içimde sinir dinmiş değildi. Hala vardı içimde bir sinir. Çayı koyup geldikten sonra “kusura bakmayın çayı içen bulaşığını da” yıkar dedim. Ve ranzama çıkıp yattım. Kadir oradan “o niye öyle oluyormuş” diye cevap attı. “Ben boşalacağım ya sen ne diyorsun” diye çıkıştım ben öyle çıkışınca hakan abi “tamam mehmet sen yat biz yıkarız” dedi. Tatsızlık çıksın oda istemiyordu ve yorgun olduğumu biliyordu. Kadir, hakan abiye dönerekten “o neden öyle oluyor” dedi. Hakan abi “lan sende hiç utanma yok mu çocuk geldiğinden beri hepinizin sırasına da bulaşık yıkadı yemeğinizi de yaptı şu son gün çocuğun bir isteğini dahi yerine getirmediniz siz nasıl bir arkadaşsınız ? şu evin içerisinde kardeşçe yaşamaya çalışıyoruz. ne vardı yapsanız?” diye yanıtladı. kadir sesini çıkartmadan yattı tekrar. Hakan abiye her zaman saygı duymuşumdur. Bulaşıkları benim yerime yıka dediğinde yıkamamasına hiç bozulmaya hakkım yoktu. zaten çünkü hakan abi her zaman kendi sırası geldiğinde bulaşıklarını yıkardı hiç aksatmamıştı. Sonra hakan abi ile göz göze geldik bana gözlerini kırptı bende teşekkür ederim anlamında selam verdikten sonra yattım.

    Sabah erkenden herkes kalkmıştı. benim ise her tarafım ağrıyordu, zar zor kalktım. kahvaltı hazırdı elimi yüzümü yıkadıktan sonra yemeğe oturduk. Kahvaltıyı yaptıktan sonra eşyalarımı toplamaya başladım. zaten fazla eşyam olmadığı için diğerleri gibi akşamdan toplama ihtiyacım yoktu. Birkaç parça eşyam vardı. onları toplayı verdim. Zaten iş elbiselerini götürmeyecektim hem de emrahın şüphelenmemesi gerekiyordu. bu yüzdende onları yanıma almadım. mustafa abimde almadı. Baki de almayın dedi zaten.

    Çantaları yerleştirdikten sonra arabaya bindik araba arkası kapalı bir mitsubişh idi arkaya bir 6-7 kişi binmiştik. İstanbuldan çıkmak baya bir süremizi almıştı. arkada biz yayıla yayıla gidiyorduk. Emrahı bir marketin önünde durdurup yaklaşık 1 kg kadarda çekirdek almıştık. Çinte çinte gidiyorduk. Artık çekirdek çintmekten dudaklarımız yara bağlayacaktı ki bitirebildik çekirdeği. sonra ne yapalım ne yapalım derken arkadaşın oyun kağıtları yanındaymış arkadaşlar başladılar batak atmaya ben batağı o zamanlar bilmediğim için gerilerden izlemekle yetiniyordum. Uzun bir müddet oynayınca ondan da sıkıldılar. Tekrar ne yapalım deken savaş sazını eline aldı başladı kendi havalarından söylemeye. ilk olarak yanlış hatırlamıyorsam da “cerit kızını” söylemişti .
    Bir ayna alsam aynına
    Bir gece girsem koynuna
    Yıldız vebalin boynuma
    ...
    Şu Maraş'ın bağları
    Bağları bahçaları
    Binbir çiçek kokuyor
    Pınarbaşı bağları
    ....

    Yüce dağdan indirdiler
    Cansız ata bindirdiler
    Orta pınar vetan imiş
    Guru yere yatırdılar
    ....

    Sonra da karışık söyledi ama beni en çok etkileyen ise yeşil ördeği söylediğinde etkiledi. aslında kadirli ile andırın maraş yöresi nereyse aynıdır ama ben fazla etkilenmedim savaşın söylemesinden ama yeşil ördeği çok güzel söyledi ve her satırı aklımda kaldı.

    Yeşil Ördek Gibi Daldım Göllere
    Sen Düşürdün Beni Dilden Dillere
    Başım Alıp Gidem Gurbet Ellere
    Ne Sen Beni Unut Ne De Ben Seni

    Sevdiğim Cemalim Güneşim Mahım
    Seni Seven Aşık Çeker Ezvahın
    Getir El Basayım Kelamullahın
    Ne Sen Beni Unut Ne De Ben Seni

    Gel Seninle Bir Ahduman Kuralım
    Bağlanalım Bir Karara Varalım
    Verdiğimiz Sözde Hemen Duralım
    Ne Sen Beni Unut Ne De Ben Seni

    savaşın söylemesiyle bu türkü benim sürekli dinlediğim türküler arasında yerini aldı. Ama anlaşılan sadece ben etkilenmemiştim arabadaki herkes etkilenmişti. arabanın içerisindeki mutlu atmosfer bir anda hüzne yerini bıraktı. Zaten savaş da kapanışı bu türküyle bitirdi. O türküden sonra kimse bir biriyle tek kelime dahi etmedi. herhalde bir kelime konuşsa arabanın içindeki herkes ağlamaya başlayacaktı. Ben de bir müddet sessiz kaldım. daha sonra ben uyumuştum. Uyandığımda ise adana’yı geçmiştik, kadirli 10 km yazan tabelayı görmüştüm. anlaşılan baya bir uyumuşum. 10-15 dakikaya kadirliye giriş yapıyorduk. bizim ev kadirlinin hemen girişinde olduğu için ilk beni bıraktılar .eve kadar gelmesinin gerek olmadığını zaten anayolun kenarında olduğunu söyledim Emrah’a. aslında asıl maksadım bizim evi öğrenip de beni almaya gelmesini istemediğimdendi.

    Nihayet bizim eve ayrılan yere geldiğimizde ben burada ineyim dedim. arabanın içindekilerle vedalaştıktan sonra çantamı alıp arabadan indim Emrah da inmişti. bana yöneldi “bayramdan sonra geliyor musun Mehmet?” Diye sordu ben durumu çaktırmamak için “ailemle konuşalım tekrar gönderirlerse gelirim neden olmasın” dedim. Bana hak edişimi sordu. Ben de 350 tl dedim bana çıkarttı 200 tl verdi. Şuanda üzerimde başka para yok şirket gönderdiğinde ben sana telefon eder gelir alırsın benden dedi. bende itiraz edemedim zaten tamam dedim ve gitti. Ben yavaş yavaş evin yolunu tutmuştum.
    Evdekilere haber vermemiştim beni karşılarında görünce şaşırdılar. önce kardeşlerim boynuma atladılar sonra annemin gidip ellerini öptükten sonra hasret gidermeye başladık. Annem yine “vay oğlum canım oğlum” demeye başlamıştı.” Anne ben biraz uyuyacağım” dedim “tamam sen yat daha yemek yapmadım. Bir şey ister misin “gibi soruları geçtikten sonra ben yatmaya gittim annem akşama bir şeyler hazırlamaya koyuldu.

    Tatlı bir uykunun ardından uyandım. Karnım zil çalıyordu annemin o güzel yemeklerinin kokusu evin dört bir yanını sarmıştı.benim zaten zil çalan karnım bu kokuları alınca daha iyi bir bastırmaya başlamıştı. beni kalkıp lavaboya geçtim elimi yüzümü yıkadıktan sonra mutfağa annemin yanına gittim ne yaptın anne dedim . Yaptım işte oğlum bir şeyler ne isterdin dedi fark etmez anne şu anda ne olsa yerim dedim. Ama annem benim dolmayı sevdiğimi bildiği için dolma yapmış. Yanına da bir ayran yapmış. Ben babamı falan beklemeden oturdum sofraya. abim ve ablam 2. ögretim okudukları için onlar yemeklerini yiyip çıkmışlar. Bir yemek yemeyen annemle babam kalmış bir de ben vardım. ama ben dayanamadım yemeğe tek başıma oturdum. Ben uyandıktan yarım saat sonra falan da babam geldi. zaten babam salona girdiğinde ben yemeği yiyip oturmuştum kanepeye. beni görünce “hayırdır oğul hiç sözde yoktu geleceğin falan nereden çıktın sen” diye sordu. ben de “bizim usta bu tarafa geliyormuş onunla geleyim” dedim. Bu arada ellerini öptüm. “bahtiyar olasın çocukların senin gibi yiğit ola” gibi övgüler aldıktan sonra babam sofraya oturdu. Bir müddet sesiz kaldıktan sonra:

     ustan nereli?
     Andırının bir köyünden
     kimlerden oradan
     kabağaçlı
     nasıl iyi birisi mi?
     Bilmem iyi birine benziyor genç 24-25 yaşlarında
     ücretleri nasıl veriyor
     valla baba bana diğer arkadaşlar dan fazla verdi orasını biliyorum
     nasıl çalışıyorsunuz? Çalışma saatleri var mı?
     Yok baba çalışma saatleri yok sabah gidip akşam karalık çökünce geri geliyoruz.
     Neyse oğlum hayırlısı olsun
     he baba hayırlısı olsun yalnız geri onun yanına dönmeyi düşünmüyorum antalyada başka adamların yanına gideceğiz mustafa abiyle
     paranın hepsini aldın mı peki?
     Yok almadım baba ama baki sağlam çocuktur verir dedi.
     Baki kim?
     Şu senin dükkanın arkasındaki veli abi ile kadir abinin kardeşi.
     Tamam hatırladım o çucuğu, iyi oğlum sen bilirsin.

    Babam yemeğini yemeye devam etti. Bir süre suskunluk sardı evi. Ben kalkıp diğer odaya geçtim bilgisayar vardı evde. Abim ve ablam bilgisayar programcılığı okudukları için babam bağlatmıştı.ben akşam bilader gelene kadar bilgisayarın başın da internete arkadaşlarla konuştum.

    Abim nihayetin de gecenin bir yarısı eve gelmişti. Beni gördüğünde bir sarıldık bir birimize neredeyse birbirimizin belini kopartacaktık. Uzun bir müddet sohbet ettik dertleştik. Aslında bu o kadar ayrı kalmamıştık ama ayrı kaldıkça birbirimizin değerini anlamış olacağız ki bu kadar sohbet etme ihtiyacı duymuşuz. Benim uyku iyice bastırmıştı beni abi ben artık yatıyorum bir şey diyor musun? Dedim. Yok tosun sen yat benim bilgisayarda az işim var yine konuşuruz hadi Allah rahatlık versin. İyi geceler. Dedim ve ayrıldım yanından.

    Sabah benim kardeşlerin gürültüsüne uyandım. Kardeşlerim uyanır uyanmaz televizyonun başına geçer nerede bir çizgi Film var ise onu açarlardı. Bu günde öyle yapmışlardı kardeşime canım şu televizyonu bu gün izlemeyin ben biraz yatmak istiyorum desem de onlara fayda etmiyordu. İstemesem de onlara kızmak durumunda kaldım. Ve dışarı kaçtılar onlardan sonrada ben uyuyamadım bir müddet sonra ben de kalkıp kahvaltı yaptıktan sonra babamın yanına bir uğramaya gittim.

    Bayram öncesi olduğu için işler biraz iyiydi. Ve işyerinde birkaç tane müşteri vardı ben geldiğimde babam oğlum şu gelen müşterilere bir bakıver dedi ben de gelenlere buyrun nasıl yardımcı olabilirim gibi ifadelerle ağırladıktan sonra müşterileri gönderdim. Müşterilerin hepsi gittikten sonra babamla oturup biraz daha
    sohbet ettik. Bu yalınız akşamki sohbeti devamı niteliğinde idi. Çıkardım emrahın vermiş olduğu 200tl nin 100 tl sini babama geri verdim dedi yok oğlum al bunu zaten geri gidecekmişsin cep harçlığı yaparsın dedi. Ben de yok baba bende var zaten o yeter dedim. Tamam oğlum o zaman dedi.

    Çarşıya çıktım hem bira farklılık olsun hem de arkadaşları göreyim diye zaten kadirli küçük bir yer iki tane ana caddesin den başka bir şeyi yok ve gelen bütün üniversite öğrencileri o cadde bulabilirsin.bir kaç defa yürümen yeterli birde zamanı tuttura bilirsen kadirlide tanımış olduğun bütün arkadaşlarını bulabilirsin. Ben de o caddede dolaşmaya başladım. Tek tek arkadaşlarla sohbet etmeye başladık. Zaten bir arkadaşımı yakaladığımda biraz ayak üstü orada sohbet ediyorduk Birkaç arkadaşı yakaladığımda ondan sonra çığ gibi büyüdük gelen gelene oldu. Neredeyse görmediğim bütün arkadaşlarımı orada görmüştüm. Akşama kadar çarşıda gezdim akrabaların yanına uğramadım ama teyze oğlunun yanına uğramam gerekirdi. Telefon ettim kuzen ben çarşıdayım sen nerdesin diye Allahtan o da çarşıdaymış hemen geldi. Ayak üstü biraz sohbetten sonra kendi arkadaşlarını yanına geçtik biraz da onlarla sohbet ettikten sonra kuzenle ayrıldık.

    Yol da murat diye bir arkadaşla karşılaştık onun evi de bizim o tarafta idi ve onunla ne zaman çarşıda karşılaşsak hep eve yürüyerek gelirdik bu sefer de öyle yaptık. Biraz çekirdek aldık. Çitleyerek geliyorduk arkadaşta benim gibi çalışmaya gitmiş ama onun nedeni farklı idi o okumak istememiş ben ise maddi olanaksızlık yüzünden okuyamamıştım. O otel işine gitmiş ve sezon kapandığı için geri gelmiş şimdi başka bir iş için uğraşıyormuş.

    Uzun bir yürüyüşün ardından eve gelebilmiştim. Tam yemeğe vaktinde gelmiştim. Bu gün aile fertlerinin sekizide evde idi uzun bir aradan sonra ilk defa aile bireylerinin hepsi bir arada yemek yiyecektik. Geniş bir sofra sermişlerdi annemler ben de gelince aile fertleriyle birlikte yemeğe oturduk. Güzel bir yemek olmuştu ilk defa yediğim yemekten bir tat almıştım. Çünkü her şeyimle kafam rahattı tam anlamıyla.

    Sabah bayramdı ama bizim eve bayram erken gelmişti. Herkes mutlu görünüyordu. En azından ben öyle görüyordum. Annem güzel bir çay demlemiş hep birlikte sohbet içerisinde birbirimizin dertlerini sorunlarını dinliyorduk. Bu ara zaman baya bir geç olmuştu ama kimse halinden şikayetçi değildi. Ama bizlerin sabah erkenden kalkıp sabah namazı ile bayram namazına gitmemiz gerekiyordu. Bunun için de bir an önce yatmamız gerekiyordu.

    Bu bayramda koyun kesecektik ablam ve kız kardeşim keçi etini sevmiyorlardı o yüzden artık kurban bayramında babam keçi kesmekten vazgeçmişti.

    Sabah erkenden kalkmıştık. Sabah namazını kıldıktan sonra ben yukarı camiye abim ise aşağıdaki camiye gitmiştik. Bayram namazının ardından eve geldik evdeki annem babam abim ablam ve kardeşlerimle bayramlaştıktan sonra sabah kahvaltısına oturduk kahvaltının ardından sıra kurbanlığı kesmeye gelmişti. Ben abim ve babam bir olup kurbanlığı yatırdık ve tekbirler eşliğinde Allaha olan ibadetimizi yerine getirmiştik sıra geride kalan hayvanın yüzülüp etini yemeye gelmişti. Koyunun ayaklarından bir müddet yüzdükten sonra koyunu asıp yüzmeye koyulduk babam yüzme işine pek karışmazdı annem daha iyi yüzdüğü için ona bırakırdı yüzme işini. Annemde bizlere öğretmeye çalışıyordu. Abimin de öğrenmeye pek niyeti yoktu ama ben yeni bilgilere açık birsi olduğum için fazla merak ederdim bu tür işleri o yüzden ben daha severek yapardım zaten abim biraz yüzdükten sonra kaçar geri kalan yerlerini annemle birlikte ben yapardım şimdiye kadarda zaten bir içi organlarını ayırt edemiyorum.

    Nihayet yüzme ve parçalama işi bittikten sonra artık kebaplık yerleri kalmıştı. Annem ve kardeşlerim onları da yaptıktan sonra öğleye doğru kebap töreni başlamıştı yine mangalın başında ben vardım ve hep ben olmuşumdur. Yemek faslından sonra teyzemlere geçmiştik. Bizim kuzenlerin büyük bir kısmı bu bayramda toplanma kararı almıştık. Yaklaşık 30 kadar uzun bir araya gelmiştik küçüklerde dahil olmak üzere. Bu bayramı güzel duygularla ve sağ salim geçirdik.

    Telefonum çalmıştı mustafa abim arıyordu nereye gideceğimize dair beni bilgilendirecekti. Açtığımda “Mehmet hazır mısın?” dedi. “Abi senden haber bekliyordum ben” dedim. “tamam o zaman yarın akşam antalyaya gidiyoruz” dedi. “Abi ne işine” gidiyoruz dedim.” Aynı iş devam edeceğiz” dedi. “Tamam abi sen nereye ben oraya “dedim. “Tamam yarın çarşıda buluşur birlikte gideriz” dedi.

    Bayramdan bir hafta geçmişti. Allahtan bir hafta geçmişti yoksa bilet falan bulamazdık. Yine antalya yollarına düşmüştüm Allah bana yardım etsin. O yollardan geçmek bana zaten işkence gibi gelmişti yine bu yollardan geçmek bana öyle geliyordu. Gece biraz uyuyabilmiştim.

    Sabah olduğunda Antalya’ya gelmiştik. Bizi Antalya’dan alıp çalışmak için Antalya’nın serik ilçesine getireceklerdi. Biz otobüsten inmeden yeni patronlarımıza haber edecektik Antalya’ya gelmeden Mustafa abi ben uyurken arayıp geldiğimizi haber etmiş. Antalya terminaline geldiğimizde yeni patronlar bizleri orada bekliyorlardı. Bizler indiğimizde bizi alıp kalacağımız bir yere götürdüler güzel bir yerdi. Ama patronlar bu gün burada dinlenin yarın sabah erkenden gideceğiz orada yerleşirsiniz dediler.

    Sabah erkenden dedikleri saatte geldiler ve bizleri çalışmak için Antalya’nın serik ilçesinde bir otele götürdüler orada sıra sıra çadırlar vardı içinde insan doluydu. Bir müddet ben onları izledim bizim kalacağımız yere geldiğinde diğer çalışan arkadaşlar hemen karşıladılar patronu (yalaka tayfası) bizi ise baki karşıladı. Hoş beş sohbetin ardından çadır sorumlusuna bunlar bundan sonra bizlerle birlikte çalışacaklar yerlerini hazırlayın eşyalarını koyup hemen başlasınlar işe dedi.

    Şirketin 3 tane patronu vardı. Asıl patronun ismi fatih idi ikinci patronun ismi ise sinandı ama neredeyse bütün işleri sinzn abi yapıyordu. Fatih abiyi pek bir iş yaparken görmüyordum. Ama o işleri alıp bizlere verdiği için asıl patronu biz o biliyorduk. Üçüncü olara ise ali abi vardı ki o her zaman başımızda idi usta başı gibi aslında bunların üçü de kardeşti.

    Biz mustafa abi ile birlikte içeri geçip ayrı ayrı ranzalara geçtik. Yataklarımız yoktu çadırdan sorumlu olan murat şimdi işe gideceğiz üzeriniz değişin hadi gidelim dedi biz bir hızla üzerimizi değişip hemen hareket edilecek yere gidecektik ki sinin abi bize siz benimle gelin bende gidiyorum zaten dedi.

    Bir beş ya da on dakikalık bir araba yolculuğundan sonra çalışacağımız yere gelmiştik. Çalışacağımız yerin ismi aktaydı. Aslında ismi su şehri idi ama inşaat şirketi aktay olduğu için biz oraya aktay diyorduk yapacağımız yer yaklasık 300-400 yatak kapasitesine sahip bir oteldi. O kadar büyük bir otelin içine ilk defa giriyordum. Yaklaşık altı aydan bu yana burada çalışıyormuş diğer çalışanlar. Onlara da hak vermek lazım çünkü bina iki blok halinde birisi denize paralel yapılmış diğeri ise denize dik bir şekilde yapılmıştı. Hemen arka tarafında düblex ve triblex villalar vardı. Villanın önünden bir havuz gidiyordu o havuzun sonunu ben yüzerek geçebileceğime inanmıyorum.

    Ben oteli ağzım açık izlerken bir sesin beni çağırdığını duydum ilk etapta bana yabancı gelse de sonradan çıkarttım bu ses benim yeni patronum sinan abi idi onunla çok iyi anlaşmıştık. Mustafa abim bana mehmet diye çağırırdı. Ama sinan abi bana memoş demişti bu isim onun ağzına alışık olduğu için bana da öyle hitap etmek istemişti bende sesimi çıkartmadığım için ismim bundan sonra hep memoş olarak kaldı.

    Sinan abi bana neler yapmam gerektiğini anlatıyordu. Bana bir takım malzeme verdi ve bana bunların hiç birini kaybetmeyeceksin yoksa yevmiyenden keserim dedi. Bende tamam yalnız bir şartla dedim. Nedir o şartın söyle bakalım malzememi sen istesen dahi kimseye vermem ona göre dedim gülümseyerek tamamlan sen öyle istiyorsan dedi.

    Malzemeleri alıp mustafa ve sinan abinin peşine takıldım. Bizi ilk olarak villalarda bir yere götürdüler ben malzemeleri açarken sinan abi mustafa abiye nereleri yapacağını tarif ediyordu. Ben hazırlığımı bitirdikten sonra beklemeye başlamıştım ki sinan abi damladı ne yapıyorsun burda dedi mustafa abiyi bekliyorum dedim. Malzemeleri taşısana dedi ne malzemesi deyince güldü ne ile iş yapacaksın dedi benim jeton anca düşebildi tamam tamam anladım malzemeler nerede abi dedim bana yerini tarif etti. Bende tarif tarafa doğru gidiyordum. Her halde bir 100-150 metre kadar vardı malzemeyle çalışacağımız yer biraz aradıktan sonra malzemenin yerini bulmuştum. Kanım hızlı akıyor ya o sıralar 5-6 profili birden yüklenip götürüyordum. Kalın ve gür bir ses:

     duuuuur
     hayırdır neden duracakmışım.
     Olum sen ne yapıyosun ilk günden belini mi sakatlayacaksın?
     Abi Bir şey olmaz .
     Yok çabuk yarısını geri indir.
     Yok abi ya bir şey olmaz vallaha olmaz.
     İndir dedim lan sana çabuk indir

    ne kadar ısrar etmişsem de bir türlü hepsini götürmeme Müsaade etmedi ali abi zorlada olsa indirtti sırtımdakileri ve yarı yarı o yolu bi rdaha gitmek zorunda bıraktı. Mesafe uzak olduğu için yaklaşık yarım saat oyalanmışımdır herhalde geldiğimde mustafa abi sinir küpü olmuştu. Memmet sen nerdesin diye çıkıştı abi malzemeleri getirmeye gitmiştim malzemeler yarım saatte mi taşınıyor diye azarladı. Ben sesimi çıkartmadan mustafa abinin sinirinin geçmesini bekliyordum. Mustafa abi bir volkan gibi ilk önce bir patlar sonra sakinleşir durulurdu. Sinirliyken bir türlü düşünemez sürekli bağırırdı. Sen Bir şey söyledikçe daha da celallenirdi ama siniri geçince meleğe döner seni anlardı bende o anının gelmesini bekliyordum aradan biraz zaman geçtikten sonra durumu anlatmaya başladım ve bana hak verdi.

    Mustafa abiyle antalyada ilk günümüz iyi başlamasa da biz ayrılmaz ikiliydik mustafa abiye abi derdim çünkü bana abilik yapıyordu bana gözü gibi bakıp kolluyordu. Beni kimseye ezdirmiyordu. Bu yüzdende ne söylese ne derse onu hep hoş karşılıyordum.

    Saat beşi gösteriyordu ki herkes toplanmış bizi bekliyordu. Biz ise halen çalışıyorduk ancak bir arkadaş gelip bizi uyarana kadar çalışmaya devam ediyorduk arkadaşın biri siz burada kalmaya niyetlisiniz galiba dedi. Neden ne oldu ki dedik saat beş farkında değil misiniz? siz ne olmuş ki beşse beş dedik çocuğa anlaşılan size buranın şartlarını söyleyen olmamış burada sabah saat 8 de geliniz akşam beşte gidilir dedik biz şaşırmıştık inşaatta memuriyet sistemi vardı biz çocukla dalgamı geçiyorsun sen bizimle dedik ben dışarıya çıkıp baktığımda kimsecikler yoktu mustafa abi doğru söylüyor dışarıda kimse kalmamış dedim mustafa abi çocuk gibi sevindi hadi memmet hadi sen daha malzemeleri toplamadın mı yoksa dedi. Bir hızla malzemeleri topladım ve malzeme deposuna koyduktan sonra şirketin arabasına binip kaldığımız yere gittik. Geldiğimizde iki tane süngerden yatak iki tanede battaniye vardı bizler yatakları yaparken diğer arkadaşlar yemeklerini yiyip gelmişlerdi. Bizim başımızda baki vardı biz buraların yabancısı olduğumuz için bize yol göstermek adına bizi bekliyordu nihayetinde yataklarımızı düzenlemiştik. Üzerimizi değişip yemek haneye gittik. Yemekleri oldukça iyiydi. Profesyonel aşçılar yemek yapmaktaydılar. Yemeklerimizi de yedikten sonra bizi duş almak için duş kabinlerine götürmüştü baki. Orada ki duş yerleri de güzeldi tek sorunumuz alışveriş yapacak yerimiz biraz uzakta olması idi. Onun haricinde her şey normaldi.

    ertesi gün pazardı işe çıkılmıyordu. O yüzden kaldığımız yerdeki arkadaşlar doyasıya eğleniyordu bu eğlencenin içinde de bin bir türlüsü vardı bir kısmı mesafe uzak olsa da biraz ileride bar falan vardı oralara takılmaya gitti kimisi biralar içkiler almış geldiler odada içmeye başladılar kimisi kahve var oraya gitti kimisi de çadırda kalıp sohbet etmeyi tercih etti ben ise biraz yalnız takılmak istedim ve bu yüzden çadırların arka tarafındaki ormana yakın bir koruluk alanı vardı onların arasında kayboldum.

    Bir süre dinlendikten sonra çadıra döndüm çadır ahalisinin yarısı dönmüş yarısı dönmemişti. Bana bir yandan uyku bastırıyor diğer yandan ise içerde içtikleri için uyumak istemiyordum çünkü; sarhoşların ne yapacağı belli olmuyordu. O yüzden kendimi güvende hissetmediğim içinde uyuyamıyordum bir türlü. Ama yatağıma uzanmıştım. Bir süre kendime hakim oldum ama fazla dayanamadım ve uydum.

    Sabah olduğunda çadırın içerisinde ölü sessizliği vardı kimseden çıt bile çıkmıyor herkes uyuyordu. Sabah erkenleri uyanmaya alıştığım için uyuyamadım ben kalkıp üzerimi değiştim kahvaltımı yaptım. Biraz yol boyu yapma fikri bir anda yattı. Zaman zaten geçmek bilmiyordu bende bu zamanı, hem gezerek hem de etrafı tanımaya çalışaraktan geçirmek istemiştim. Uzun uzun yürüdüm etrafa güzel oteller yapmışlar her birinde uçsuz bucaksız görünen golf sahaları yapmışlar. Tama bu golf sahalarını geçerken kenarda bir yere de kilise yapmayı ihmal etmemişler dışarıdan oldukça güzel görünüyordu. İlk etap ta ben kilise olduğunu fark edememiştim ama merakımı gidermek için etraftan geçen birisine bunun ne olduğunu sorduğumda bana garip garip bakmıştı. Bu kilise dedi. Bende kilise olduğunu oradan öğrenmiş oldum. İleride parklar vardı. Oraya doğru yönelmiştim. Şu yabancı ülkelerden gelen insanlar sağlıklı yaşamayı ne kadar çok seviyorlar. Sabahın erken saatlerinde bir çok turist spor yapmak için kendini dışarıya atmışlardı. Yolun iki yakasındaki kaldırımlar spor yapan turistlerle doluydu. Hepside eşleriyle birlikte çıkmış spor yapıyorlardı hiç yalnız gezen turistlere rastlamadım parka gelmiştim. Benimde onlardan kalır yanım kalmamıştı. Uzun bir süreden beri bende yürüyordum. Dinlenmek için parkta bir müddet oturdum bu ara kafamda bir sürü soru işaretleri oluşmaya başlamıştı hem kaldığım yer için hem geleceğim için hem de burada beni nasıl bir hayatın beklediği konusunda bir süre bunları düşündüm ama baktım ki bana bir faydası olmuyor beni yoruyordu sonra kendi kendime küçük masume hayaller kurmaya başladım. Saatte ilerlemeye başladığı için bizimkiler de beni merak etmesinler diye.

    Çadıra geldiğimde herkes kalkmıştı. Saat 12'ye geliyordu. Benim karnım zil çalmaya başlamıştı. Yiyecek bir şeyler aradım ama bulamadım. Yemek hane öğlen yemek çıkarmıyormuş. Ende kantinden bir şeyler almaya gittim. Kantinde de ekmek türü bir şeyler yokmuş. Bisküvit türü bir şeyler yedim bende ama akşama kadar o beni nasıl idare edecekti ki bir şeyler yemek istiyordum. Ama bulamıyordum sonunda çadırdan arkadaşlar hem fikir olup birazda para topladıktan sonra şirketin arabasıyla bir şeyler almaya karar verdiler.

    Giden arkadaşları beklemek bu kadar uzun olmasa gerekti ama gelmiyorlardı. Artık bizim çadırdan küfürlü sözler yükselmeye başlamıştı ki, araba sesi duyuldu gelenler bizimkiler olmalıydı. Çünkü; bu bölgede kalanların hiç birinin taşıtı bizim taşıt kadar ses çıkarmıyordu. Gelişini bizim yol sapağından dönünce fark edebilirsiniz. İçeridekilerden bazı arkadaşlar sinirlerine pek hakim olamıyorlardı. Ben içimden buralarda bol dövüş kavga izleyeceğim anlaşılan diyordum. Beni de içlerine çekmezlerse iyi olur diye geçiriyordum. Ben kavgaya değil çalışmaya geldim diyordum kendi kendime.

    Gelen arkadaşlar peynir ekmek zeytin domates ne buldularsa alıp getirmişlerdi. Yaklaşık 50 tane tüm ekmek almışlardı ben bunlar bu kadar ekmeği ne yapacaklar derken herkes birer ekmek aldı eline ortalıkta ekmek falan kalmamıştı. Giden arkadaşlar benden tecrübeli oldukları için kimin ne kadar yiyebileceğini tahmin etmiş olmalıydı. Burada da yeni bir şey öğrendim inşaat işçisini asla düşünmeyeceksin Hiçbir zaman doymuyor çünkü. Önüne ne kadar koyarsan koy hepsini yiyor. Yemese bile bir taraflarına sıkıştırıyor. Karnı doysa gözü gözü doysa karnı doymuyordu. Ama neticede herkes doymuştu. Kimsenin şikayeti kalmamıştı. O kadar yemek malzemesinde ekmek kırıntılarından başka bir şey kalmamıştı. Herkes artan malzemeyi zulalarına almışlardı. Çadırda kalan arkadaşlar akşam için konuşurlarken kulak misafiri olmuştum konuşmalarında:

     akşam bir sağlam alem yapalım bu sefer
     tamam olur ne alalım.
     2 tane 70'lik alsak
     yetmez olum
     kim içecek o kadar rakıyı
     içilir olum sen varsın, ben varım, salih var, hamza var, tuluk ahmet var, hasan var.
     adamlar zaten birer yudum alsalar şenin birisi biter.
     Haklısın.
     Tamam o zaman 3 tane alalım.
     Tamam olur dur ben adamları çağırayım para toplayıp da gidip alalım.
     Heeaa sabuya söyle o zaman sazı hazırlasın birde şimdiden çığ yumurtasını o içsin akşam patlatır bize bir kaç dize
     tamam olur söyleri biraz sonra.

    anlaşılan akşam yine bana uyku yok demiştim. İçimden. Saatler birbirini kovalamış akşam için arkadaşların hazırlıkları bitmişti. Bir sofra kurmuşlardı ki tam içkici sofrasıydı yanına çerez falan da almışlar seyircileri düşünerekten. Tuluk ahmet dedikleri arkadaş daha önceden kahvelerde ve biranelerde çalıştığı için bütün işleri biliyordu bu sofra hazırlama işi de ona düşmüştü oda esleğinin hakkını fazlasıyla vermişti. Öğrendim ki bu sadece bizim haftalara falan özel değilmiş bunu sürekli yaparlarmış bu arkadaşlar. Çadır sorumlusu olmasa bunu her gece tekrar ederlermiş ama çadır sorumlusu bunlara engel oluyormuş.

    Arkadaşların ziyafeti başlamıştı. Türküyü söyleyende içen arkadaşlarda her şeyin hakkını veriyorlardı. Türküyü söyleyen arkadaş fazla içmiyordu daha doğrusu bizim arkadaşlar fazla içirmiyorlardı. Senin sesin falan bozulur diye gerçekten ama bazı sanatçılara taş çıkartacak cinsten söylüyordu. Yeri geliyordu sazı resmen ağlatıyordu. Söylediği türkülerden aklımda Birkaç tane kalmış.


    Evlerinin önü yoldur
    Yoldan geçen karakoldur
    Gurban olam sarı gelin
    Gel testini bizden doldur

    Al Fadimem bal Fadimem
    Yanakları gül Fadimem
    Uyan uyan sabah oldu
    Namazını gıl Fadime
    ....

    Ağlama yar ağlama
    Mavi yazma bağlama
    Mavi yazma tez solar
    Ciğerimi dağlama

    Bugün ayın üçüdür
    Girme bostan içidir
    Dudakların bal kaymak
    Dilin badem içidir
    ....

    Zeynep bu güzellik var mı soyunda
    Elvan elvan güller biter bağında
    Arife gününde bayram ayında

    Zeynep'im Zeynep'im allı Zeynep'im
    Beş köyün içinde şanlı Zeynep'im
    .....

    her hafta bir türkü şöleni içinde geçmeye başlamıştı alan halinden memnun satan hailinden memnun olmuş bir şekilde yaklaşık altı ayımızı geçirdik buralarda. Ama yiğidi öldür hakkını ver diye de boşuna dememişler arkadaşlar içkiciydi kumarcılar ama has adamlardı hiç birbirlerini ekmek yedikleri kapıya işediklerini görmedim.



    Hayat göster bakalım daha ne göstereceksin bana ben buradayım.



      Forum Saati Paz Kas. 19, 2017 10:31 am