Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    GEÇ GELEN BAHAR-1

    Paylaş

    tarık

    Mesaj Sayısı : 2
    Kayıt tarihi : 24/12/10

    GEÇ GELEN BAHAR-1

    Mesaj  tarık Bir C.tesi Ara. 25, 2010 1:54 pm

    Serap elma ağaçlarıyla dolu bahçenin içerisinde o zamana göre lüks sayılabilecek üç katlı, balkonları el işlemeleriyle süsülenmiş, pencerelerine çiçekli demir korkuluklar takılmış, on beş odalı, geriden geniş basamaklı merdivenleri olan bir evde dünyaya gözlerini açtı.Babası olan Hasan ‘ın Serap’tan başka dokuz çocuğu vardı.Son eşi olan Hamide evlendiğinde henüz on yedi yaşındaydı.Hasan daha evvel üç kez evlenmişti.İlk eşi Havva’dan Aslan,Hilmi,Ali ve Rahmi adında dört çocuğu olmuştu ancak bir müddet sonra Havva hastalandı ve öldü.Dört küçük çocukla kalan Hasan yeniden evlenmeye karar verdi ve Servinaz’la evlendi ondan da Makbule,Emine ve Recep adında üç çocuğu oldu.Servinaz’ında ömrü çok uzun olmadı.Dört küçük çocuğa annelik eder düşüncesiyle yapmış olduğu ikinci evlilikte uzun sürmedi Servinaz’da öldü.Bu kez bakılacak çocuk yedi olmuştu.Çevresindekiler ona yeniden evlenmesi gerektiği düşüncesini iyice benimsettiler.Hasan Rabia ile evlendi.Rabia hem yedi çocukla ilgileniyor onlara annelik ediyor hem de ev işleriyle ilgileniyordu.Rabia üvey çocuklarına isteyerek annelik ederken kendi çocuğuna annelik edeceğini farkedince çok mtlu oldu.Rabia’nın mutluluğu ancak dokuz ay sürdü ve oğlu Fevzi’yi doğururken öldü.
    Hasan artık üç eşi kaybetmenin üzüntüsü içerisindeydi.Her ne kadar ilk eşi Havva’nın çocukları bira büyüdüysede diğer çocuklarla ilgilenmiyorlardı.Hasan kardeşi Mehmet’in ısrarı üzerine son evliliğini yapmaya karar verdi ve on yedi yaşındaki Hamide ile evlendi.Hayri,Serap,Muzaffer,Rediye ve Serdar isimli beş çocuk daha dünyaya geldi.Evde Serap’tan başka on iki çocuk ve anne babası vardı.
    Serap’ın en güzel günleriydi o günler.Üvey ağbisi Aslan ve Hilmi on yedi on sekiz yaşlarındaydılar yani Serap’ın annesiyle aynı yaştaydılar.
    Serap bir sabah uyandı ve odasının camından dışarıya baktı.Elma ağaçları gelin gibi süslenmiş çiçeklerle,kuşlar birbirleriyle dans ediyorlardı.Babası aşağıda yelerli uzun ,upuzun kirpikli,ışıl ışıl kestane renkli tüylü atının üstünden Serap’a sesleniyordu.
    Serap,güzel kızım hadi gel seninle amcalara gidelim,amcanın eşi hastaymış.
    Serap’ın uykudan mahmur gözleri fal taşı gibi açıldı.Çünkü bu Serap’ın en sevdiği en eğlenceli şeydi.O zamanlarda Hasan köyde herkesin saygı duyduğu sözünün dinlendiği biriydi, köye bir şey yapılacağında gelir önce Hasan’a danışılırdı.Serap babasıyla beraber köyün içinde atla dolaşması bu yüzden ona büyük bir gurur verirdi.Serap:
    --Hemen geliyorum baba dedi ve apar topar basamakları atlayarak bahçeye koştu ve babasının önüne oturdu.
    Babasıyla birlikte büyük bir mutlulukla amcasını evine gittiler.Hasan yengesine doktor getirmek için Serap’la ilçeye gitti.Serap’ın keyfine değecek yoktu.
    Serap’ın mutlu günleri devam ediyordu.Babası her çarşıya gidişinde Serap’a hediyeler getiriyordu.Köyde komşular arasında kavga çıkmıştı,Hasan onları ayırmak için gitti.Bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyordu.Hasan kavgaya engel olmuştu ama iğneden ipliğe ıslanmıştı.Eve geldiğinde hastalandı.Hasan:
    --“Hamide be çok kötüyüm gün geçtikçe iyileşeceğime daha çok ilerliyor bu hastalık”diyor bir taraftan da ciğerleri parçalanmış gibi öksürüyordu.
    Hamide:
    --“Yok Hasan iyisin bak artık eskisi gibi ateşin yok”,dedi.
    Serap bir köşede üzgün üzgün duruyor hem de babasının ayak ucunda uyuyordu.Onun yanından hiç ayrılmıyordu.Zaten bir şey yapmak istese üvey ağbileri:
    --“Serap defol git cici babanın yanında otur bakalım o ölürse bu nazlı hallerin ne olacak gör bak o zaman hangi günler bekleyecek seni”dediler.
    Serap Allah’a dua ediyordu:
    --“Allah’ım ne olur iyileşsin ne olur,ben onu çok seviyorum ona bir şey olursa üvey ağabeylerim bana neler eder ,onlar beni hiç sevmiyorlar,zaten annemde onlarla yaş o da bizi koruyamaz.”diyordu.
    Hasan:
    --“Serap,güzel kızım üzülme bak ben iyileşiyorum”diyordu kendi de inanmıyordu dediğine.Eşi Hamide’ye seslendi:
    --“Hamide üstümü değiştirelim yeni gömleğimle yeni pantolonumu getir.Bir aynayla bir tarak ver saçımı düzeltelim,sakalımı keselim fazla vaktim kalmadı hissediyorum,köydekiler benim son halimi de düzgün görsün ölümde dinim gibi olsun dedi.”
    Serap’ın annesi gizli gizli ağlıyor ve eşinin son isteklerini yerine getiriyordu.
    Serap odanın köşesinde üzgün üzgün olanları seyrediyor bir taraftan da gelecek günlerin korkusunu hissediyordu.
    Hasan üstünü değiştirdi,sakal tıraşını oldu,saçlarını taradı aynaya baktı ve eşine aynayı uzattı.
    --“Bu vakte kadar hem benimle ilgilendin hem de on üç çocukla üstelik bir de bahçe işlerinde uğraştın,benim hakkım helal olsun sen de helal et “dedi ve eşini anlından öptü.
    Serap ağlayarak koştu ve babasının boynunu sarıldı.Babasına:
    --“Baba,babacım sen hiç ölme olur mu ben seni çok seviyorum bizi hiç bırakma ‘dedi.Babası:’Ben de seni çok seviyorum”dedi zorla.
    Babasının derin nefes aldığını fenalaştğını fark etti.Kısa zaman sonra babasının hiç kımıldamadığını gördü.
    --“Anneeee…Anneeee!”
    --“Anneee babama bir şey oldu bak, nefes almıyor artık’ dedi.Annesi Hasanı’ın yanına eğildi.Hasan Hasaaaan diye feryatla seslendi.
    Hasan’dan bir cevap yoktu artık.Çünkü ebedi aleme çoktan göçmüştü.
    Serap,şaşkın şaşkın bakıyor,ölümü tam kavrayamasa da artık babasını yanında olamayacağını anlayabiliyordu.Ağlayarak cama koştu.Evin avlusunuda oturan ağabeylerine seslendi:
    --“Ağbiiii,Aslan ağbiii,Fevzi ağbiii babam babam öldü”dedi.Üvey ağabeyleri hemen eve koştular.
    Serap,annesi,kardeşleri o kadar ağlıyorlardı ki sesleri köyün taa öte ucunda duyulutordu.Sesi duyan koşarak Hasan’ın evine geliyordu.
    Herkes vardı evlerinin bahçesinde,hatta Serap’ın hiç görmediği komşuları akrabaları bile.
    Hasan’ı evin geniş salonuna yere yatırmışlar üstüne çarşaf örtmüşlerdi.Serap başından hiç ayrılmıyordu.Baş ucuna oturmuş son kez babasını öpüyor, ona bakıyor yanağından süzülen yaşlarla babasıyla vedalaşıyordu.Serap o kadar üzgündü ki sanki sabah kalktığı o pırıl pırıl güneşin olduğu gün öğle vakti birden siyaha boyanmış kalbide o siyahla boyanmıştı.Artık onu babasız, korumasız günler bekliyordu.
    --“Allah’ım”diyordu,”Allah’ım keşke babamdan hiç ayrılmasaydım şimdi bizi kim koruyacak,canım kızım deyip beni kim sevecek,kim beni atıyla gezdirecek,kim bana hediyeler getirecek,kim,kim,kim… “diyorgözlerinden yaşlar akıyordu.
    Serap bunları düşünüp ağlarken içeriye akrabalarından bazı adamlar gelmişti.
    “Haydi artık,haydi artık Hasanı’ alıp yıkamamız lazım,e bilirsiniz ölüyü çok bekletmek iyi değildir”dediler.
    Serap’ın annesi,ağabeyleri,kardeşleri daha çok ağlamaya başladılar.Serdar daha bir yaşında olmasına rağmen Serap’a bakıyor onlarla beraber sanki babasını hiç hatırlayamayacağını bilir gibi ağlıyordu.
    Hasan’ı yıkayıp kefenlediler.Evin avlusunda cenaze namazını kıldılar.Sonra da Serap’ın yaşlı gözleriyle izlediği tabutu alıp mezarlığa gittiler.
    Serap,Hayri’yi,Muzaffer’i,Rediye’yi,Serdar’ı yanına aldı, acını onlarla paylaşmaya çalışıyordu.
    Üvey ağabeyleri mezarlıktan gelince Serap koşarak yanlarına gitti onlara sarılmak istedi.
    Hilmi ve Rahmi:
    --“Dolanma ayağımızın yanında git annenin yanına başımızın belası”dediler.
    Serap koşarak annesinin yanına gitti ve onun ayağına sarıldı.Annesi:
    Öylece sessice duruyor yanaklarından yaşlar süzülüyordu.Tek başına çaresiz kaldıklarını o da fark ediyordu.
    Serap için artık kötü günler başlamıştı.Babasıyla geçirdiği günler hep özlem orak kalacaktı.Ertesi sabah erkenden kapıdan bir bağırtı geldiğini duydu;
    “Serap,kalk,kalk ve kahvaltıyı hazırla,zaten annende ağıra gitti gelmedi ,daha yapılacak işler var,sen koyunları ormana götüreceksin,onlara ot biçeceksin”dedi Rahmi.
    Serap ağlamaktan zorla açılan gözlerle baktı.
    --“Ben mi ağbi,ama ben daha önce hiç öyle şeyler yapmadım ki “
    --“Sana yataktan kalk”dedim.”Çabuk dediklerimi yap,artık o günler eskide kaldı,baban artık yok,kim çekecek bizim kahrımızı”dedi.
    Serap çaresizce kalktı,hemen elini yüzünü yıkayıp mutfağa geçti küçük titreyen elleriyle ve Rahmi’den korkup hızlı hızlı çarpan küçük yüreğinin sesiyle bir şeyler hazırlamaya çalışıyordu.
    Üvey ağabeyleri hep Serap’ı,annesini ve kardeşlerini ezmeye çalışıyorlar onlara durmadan çalıştırmaya çalışıyorlardı.
    Serap,Hayri ağabeysinin çok zeki olduğunu düşünüyordu.-“Keşke keşke Hayri ağabeyim daha büyük olsaydı diyordu.O zaman bize sahip çıkar üvey kardeşlerimize bizi ezdirmezdi.”diyordu.Hayri gün geçtikçe bir taraftan sessizleşiyor bir taraftan da hırçınlaşıyordu.Çaresiz olmak onu hırçınlaştırıyordu.Muzaffer de hırçın bir çocuk olmuştu artık.Serap bunların nedeninin babasının ölmesi olduğunu biliyordu.
    Serap artık hep iş yapıyor, sebepsiz yere üvey ağabeylerinden dayak yiyordu.Annesi sürekli tarlada çalışıyor bir taraftan ahırda iş yapıyor bir taraftan mutfakta yemek yapıyordu.
    Serap sadece üvey ağabeyi Fevzi’yi seviyordu.Çünkü bir o dövmüyor, bir o hareket etmiyordu ona.
    Babasının ölümünden bir yıl sonra ağabeyi Aslan, Hilmi ve Rahmi evlenmişti.
    Serap yengelerinin onları seveceğini düşünüyordu ama hiç de öyle olmadı.Bir yıl sonra diğer mahalleden biriyle üvey ablası Emine, ve aynı mahalleden biriyle Makbule ablası evlenmişti.
    Evden iki kişi gitmiş eve 3 yengesi gelmişti.
    Serap sürekli çalışıyor akşam yemek bile yemeden uyuya kalıyordu.Serdar’ı o büyütüyordu.Hastalansa başında bekliyor, acıksa yemek yediriyordu bir taraftan.
    Hayri babasının ölümünden sonra okulu bırakmak zorunda kaldı.Çünkü ağabeylerinin yaptırdığı işlerden okula gitmeye fırsatı bile olmuyordu.Hayri gün geçtikçe hırçınlaşıyor üzüntüsünü artık içine atamıyordu.O kadar zekiydi ki artık zekasını bir yerlerde kullanmamak onun delirecek gibi yapıyordu.Hayvanlara bakarken iki ayda Kur’an-ın tamamını ezberlemişti, kendiliğinden matematik hesapları yapmaya çalışıyor, şiirler ezberliyordu.
    Serap okula giden çocuklara bakıyor onların okula gidişini ağabeylerinden gizli sanki suç izler gibi izliyordu.Kardeşi Muzaffer’in kitaplarına özlemle bakar yazdıklarını gizli gizli yazmaya çaılşırdı.Annesine:
    --“Anne,keşke keşke ben de okula gidebilsem,ben de okuma yazma öğrensem okusam,ya o yıldızlı şapkalı polislerden yada hakim,savcı olsam değil mi?”
    Annesi:
    --“Ah kızım ne yapayım,seni okula gönderirsem Serdar’a kim bakar,bana kim yardım eder yavrum.Baban olsaydı başımızda gönderirdik seni elbet,hatta kendi götürürdü okula ama yo işte,yok işte artık.Üveylerin içinde kaldım çırpınıyorum.Gece gündüz çalışıyorum,ev ,bahçe,ağır yapmadığım iş kalmadı ama bak hala bizi hor görüyorlar benim akıllı kızım,beni affet yavrum,elimden başka hiçbir şey gelmiyor dedi.Serap:
    --“Sen üzülme anneciğim yeter ki sana bir şey olmasın ben gitmem okula,yeter ki sen yanımda ol” dedi ağlayarak.
    Serap,Muzaffer’in ders yaparken yanında duruyor onun okuduğu herşeyi birkaç duymaya ezberliyordu.Muzaffer’den duyduklarını koyunları,inekleri otlatırken hep tekrarlıyordu.
    Örümcek ile İpek böceği
    İpek gibi bir örümcek,sormuştu ipek böceğine;
    --Bir tek oda örmek için uğraşırsın bin bir sene,gel lütfen bak bir bana,bir gecede bir duvar nasıl ördüm baştan sona.
    İpek böceği bakmış bir şöyle,söyler misin bakıp bana ördüğün bu acayip şey neye yarar bundan sonra!
    Serap böyle günlerini geçirirken Rediye büyüyor Serdar artık yürümeyi iyice öğrenip koşuyordu.Hayri ise gerilemeye başlıyordu.Hayri’nin zihni bulanmaya başlamıştı.Bir gün Serdar ağlıyor onu evin 3. katından aşağıya atmaya kalkmıştı.Hayri’nin yaptığı iş saymakla bitmiyor yediği dayakları söylemeye dili varmıyordu.Bu da gün geçtikçe onun dengesini bozmaya başlıyordu.Babasından sonra yedi yıl geçmiş Hayri on sekiz on dokuz yaşlarında uzun boylu köyün en yakışıklı delikanlısı olmuştu.Annesine en çok sahip olabilecek yaşa gelmiş ama gördüğü eziyetlerden dolayı delirmişti.
    Serap bu duruma çok üzülüyordu.Çünkü o tek kurtarıcı olarak Hayri ağabeyinin büyümesini görüyordu.Hem de onu çok seviyordu.Artık Serap’ın tutunduğu bir dal daha kırılmış elinde kalmıştı.
    Hamide hanım bahçelerinde tütün yetiştiriyor,onları topluyor,diziyor,kurutuyor,satıyordu.Parasının ise çok az bir kısmını alabiliyordu.Çünkü satmaya gidemiyor üvey oğlu Hilmi ve Receple satmaya gönderiyordu.Onlarda paraların çoğunu kendilerine ayırıyor hem Hamide hanıma yardım etmiyor hem de onların ihtiyaçlarını karşılamıyorlardı.
    Bir gece Hamide Hanım gaz lambasının ışığında tütün diziyordu.
    Serap,Muzaffer ve Rediye ile birlikte.Serdar açıktığından ağlayarak annesinin yanına gelirken tütün iğnesinin üstüne düştü ve iğne karnından sırtına kadar geçti.Hamide hanım Serdarı aldı üvey oğlu Aslanın yanına koştu:
    --“Aslan,Serdar’ın karnına paslı iğne saplandı bak,ne olacak şimdi,kalk onu doktora götürelim” dedi.Aslan;
    --“Onun için doktora mı gidilir”dedi ve iğneyi Serdar’ın karnından hiç acımadan çekti aldı.
    Serdar on beş gün boyunca hep ağladı.Hem o ağlıyor hem Serap hem de hamide hanım ,bir taraftan da hala tütünle uğraşıyordu.
    Yıllar sıkıntılarla,zorluklarla geçmiş ve Serap on yedi on sekiz yaşlarında genç bir kız olmuştu.Köydeki en güzel kız o olmuştu.Uzun boylu ,hafif esmer,zeytin gözlü,uzun siyah saçlı,alımlı bakışlı bir kız.Köyün bütün gençleri ona aşık olmuştu.Ama o hiçbirine bakmıyordu.Zaten bakmak istese de üvey ağabeylerinden göreceği eziyet onun gözlerini kapattırdı.Büyümesi onun yiyeceği dayakların son bulması anlamına gelmişti.Hele Rahmi ağabeyinden yediği dayakların haddi hesabı yoktu.Bir gün tarlaya mısır kazmaya gitmişlerdi.Mısır önceden ekilir sonra diplerinin otları alınır sonrada toprak kazılırdı.Serap sabahın erken saatinden öğleye kadar mısır kazmıştı.Ağabeyi Rahmi kendi karısını hiç düzgünce çalıştırmaz nereye gitse onu peşine götürürdü.O günde tarlaya gitmişti ama her yarım saatte bir karısı Emine ‘ye sen yorulmuşsundur git de gölgede dinlen diyordu.
    Ağabeyi Rahmi:
    --“Serap,hadi koş eve git yemek getir acıktık bak yengen ne kadar yoruldu”dedi.
    Serap bir yengesine bir kendine bir de çalışmaktan artık dermanı kalmayan ama hala güneşin altında çalışan annesine baktı.
    “Ne bakıyorsun kız,anlamadın mı, ne dediğimi,aklında mı geriledi ne, babamın işi işte sizi de bela olarak bıraktı gitti başımıza”dedi.
    Serap koşarak eve gitti.Yengesi Emine yemek yapacak tarlaya öyle gelecekti.O da bunun rahatlıyla mutfağa koştu.Bir de baktı ki tencereler bomboş.Yengesi hiç bir şey yapmamıştı.Elinden geldiği kadar çabuk hareket ederek yemeği yaptı ve tarlaya acele acele gitti.
    Yemekleri sepete koymuştu.Sepeti tek eliyle götürüyordu.Tarlaya vardığında ağabeyi Rahmi:
    --“Sen terbiyeden yoksunlaştın sepet böyle mi götürülür”dedi.Sepeti yere bıraktırdı.Başladı Serap’ı dövmeye.O kadar dövdü ki hem aç hem yorgun olan Serap’ın burnundan kanlar gelmeye başladı.Hamide hanımda elinden alamadı kızını.Yengesi Emine seslendi:
    --“Rahmi bırak artık yeter ölür mölür almayalım başımıza belayı”dedi.
    O gün Serap hem dayak yedi hem aç aç akşama kadar çalıştı.O hem annesine yardım etmeye çalışıyor hem Muzaffer’i ve Serdar’ı okutuyor hem de Rediye’ye ablalık ediyordu.
    Köyün gençlerinden Nami vardı,Serap’a aşıktı.Her seferinde Serap’ın evinin oralardan geçmek için bahane uyduruyordu.Onu nerede görse kendisini göstermek için uğraşıyordu.Biri Serap’ı istemeye gidecek, biri ona aşık diye duysa ağabeyinin tabancasını da yanına alır o gençlerin yolunu keserdi.Kimseyi yaklaştırmak istemiyordu Serap’a bunun için de elinden geleni yaıyordu.Ama hiç Serap’la konuşamıyordu.Kendinin değil ama üvey ağabeylerinden Serap’ın zarar görmesinden korkuyordu.Bir gün tarladan gelirken kağnının arkasına oturmuş Serap’ın evine doğru bakıyordu belki Serap’ı görürüm diye.
    --“Allah’ım şimdi balkona çıksa o güzel yüzünü bir görsem bir görsem de onun aşkıyla yanan şu kalbim biraz olsa ferahlasa,bir su serpilse şu yüreğime”diyordu.
    Birde baktı ki gözünün nuru balkona çıkmış çamaşır asıyordu.O kadar heyecanlanmıştı ki kağnının dikenlere çok yakın geçtiğini bile fark etmemiş.Dikenler Nami’nin yüzünü ,kollarını kan içinde bırakmıştı ama o yüreğinde açan güldü.
    Serap onun bu halini görünce ilk kez onun için bir şeyler hissetmiş gülmekten kendini alamamıştı.
    --“Şaşkın aşık, canının yandığını bile anlamadı”demişti.
    Rahmi kendinden başka kimseyi düşünmüyordu.Karısını da kendi gibi biri olarak seçmişti.Bir müddet sonra Aslan ve Hilmi’yle de anlaşamadılar ve onlara uzakta olan “Göl” olan tarlayı vererek;
    --“Artık sizin tarlanız ”Göl Tarlası”,bu ev çok kalabalık oldu burada kalmanızı istemiyorum,gidin tarlanızı ekin,biçin geçiminizi oradan sağlayın.İki kardeş bir olun bir ev yapın bu kadar zaman idare ettik hep burada haliniz yok ya”dedi.Aslan:
    --“Etme Rahmi çoluk çocuk nasıl gidelim biz şimdi.Rahmi:
    --“Olsun yapım işte bir ev burada tarla varsa orada da var.Burası artık benim zaten,başımda birde şu kadınla(Hamide Hanım) beş çocuk var.Bir de sizi çekemem.
    Serap,onca eziyete karşın yine de üzülmüştü Aslan ve Hilmi ağabeysi için.Orada evsiz ne yapacaklar diye.Kendisinin her gün çektiği eziyeti unutmuş gibi.
    Artık ev eskisine göre daha sakindi.Üvey ağabeyleri Hilmi ve Aslan uzaktaki tarlanın oraya oraya yerleşmişlerdi.Hem eşleri hem de yedi çocukları da orada olunca evin çok gürültülü hali bir nebze olsun azalmıştı.
    Serap gün geçtikçe güzelleşiyordu.Uzun boylu ,siyah saçlı ,esmer güzeli bir kız olmuştu.Elbiselerini işten artan kalan zaman bulabilirse o vakitlerde gizli gizli dikiyordu.Hepsi de kendine çok yakışıyordu.Üvey ablaları Makbule,Emine O’nun bu halini çok kıskanıyordu.Ağabeylerinin eziyetlerini bildikleri halde Serap’ı yapmadığı şeylerle suçluyorlardı.Serap’ın güzel giyinmeye çalışmasının sebebinin buluşup görüştüğü birilerinin olduğundan kaynaklandığını söylüyorlardı.Oysa ki Serap kendisine ilgi gösterenlere karışmayı bırakın böyle teklife yaklaşmıyordu bile.Yengesi Emine,Serap’ı sabah çınar dibinden su taşıyıp kahvaltıyı hazırladıktan sonra herkes uyurken elbise dikerken gördü ve
    --“Hayrola Serap? Sabah sabah tüm işlerin bitti de sıra elbise dikmeye mi geldi”dedi.
    Serap:
    --“Ama yenge ben kahvaltıyı hazırladım,su getirdim,koyunların ve ineklerin suyunu yemini verdim siz uyurken.Şimdi oturdum daha elbisemin başıma.Diğer elbisem eskidi ve yırtıldı ben de babamın bana ben küçükken aldığı kumaşla elbisemi dikiyorum”dedi.
    --“Sanki ben hiçbir şey yapmıyorum.Sayıyor bir de yaptıklarını.Olsun onunla uğraşacağına tarlaya gitseydin de çalışsaydın.Hııh babasının aldığı kumaşmış pek de değerli sanki ver bana da yerleri sileyim o kumaşla”dedi.
    Serap:
    --“Yenge o bana babamın hatırası,yer silinir mi hiç onunla”dedi.
    --“Ben onu senden almasını bilirim”dedi yengesi.Hele bir Rahmi’yi uyandırayım;
    --“Rahmiiiii, Rahmiiiii uyan uyan.Sen uyurken kardeşin de neler planlıyor bak bak da gör.Rahmi bağırtıyla uyanmanın verdiği gerginlikle;
    --“Ne var be? Uyutmuyorsunuz insanı bir.
    --Ne oldu?
    Emine:
    --Ne olacak Serap sabahın erken saatinde kalkmış milletle buluşmaya gitmek için yeni elbiseler dikmeye çalışıyor.Eeee sahipsiz olursa insan,anası analık yapmazsa böyle olur.Baksana anası da yok ortalıkta.
    Rahmi:
    --“Ne diyor kız bu,hem anan nerede senin?
    Serap:
    --“Vallahi yalan ağbi,elbisem eskidi yırtıldı diye yenisini dikmeye çalışıyorum,babamın aldığı kumaş hem bu,saklıyordum onu,işlerimi bitirdikten sonra annemden izin alıp dikiyordum.Yengem yer silmek için isteyince vermedim ondan böyle davranıyor.Annem bahçeye çalışmaya gitti erkenden”dedi.
    Rahmi:
    --“Ne yani yengen yalan mı söylüyor.Yeni kumaşla yerlerin silinmeyeceğini bilmiyor mu?Ne biçim insansın sen.Bir işe yaradığın da yok zaten.
    Rediye,Muzaffer ve Serdar bağırtılara uyanmışlardı.Anladılar hemen olup biteni yine Serap’a eziyet ediyorlardı.Üç çocukta çaresizce seslerini çıkarmadan ağlamaya başladılar.Muzaffer kardeşi Rediye’ye;
    --“Bak görürsün bir büyüyeyim onların hepsini de ben döveceğim.Onları öldüresim geliyor hep bize eziyet ediyorlar babam öldüğünden beri,sanki biz de onların kardeşi değilmişiz gibi.Bak görürsün bir büyüyeyim bir büyüyeyim sen o zaman gör.
    Rediye:
    --“Ama Muzaffer ağbi ablamız ne diyor:Seninle Serdar okuyacak okuyup doktor,öğretmen olacak ve bize öyle sahip çıkacak.Siz okuyun derslerinize çalışın gayret edin ki bizi ileride de ezemesinler.Hem annemizde onu istiyor.
    Muzaffer:
    --“Ama kardeşim ne yapayım bazen dayanamıyorum.Daha beşinci sınıftayım.Derslerimde çok iyi.Bu yıl sınavı kazanacağım ve yatılı okula gideceğim.Hem öğretmenlerim de bana çok güveniyor.Sizi de onları da mahcup etmeyeceğim söz veriyorum size.”
    Küçük Serdar’ın sesi hiç çıkmıyor sadece ağlıyordu daha birinci sınıfa gidiyordu.Rediye sanki çok büyükmüş gibi onlara teselli vermeye ablasından öğrendiği kadarıyla doğru yolu göstermeye çalışıyordu.Salondaki sesler ise daha çok artmaya başlamıştı.
    ---
    Emine yengesi olanlardan memnun bir şekilde kocasının Serap’a bağırmalarını dinliyordu.
    Serap:
    --“Ağbi sen beni kardeşin olarak görmüyor musun hiç? Neden benim sözlerimin hiç ehemmiyeti yok? Ne dediniz de yapmadım bu vakte kadar.Ama babam aldı bu kumaşı onu istemeyin benden.
    Rahmi:
    --“Amaaan ne halin varsa gör.Sizinle uğraşamam bu sabah işim var çarşıya gideceğim.Haaa uzatmadan benim kardeşim falan değilsiniz.Sizden de annenden de nefret ediyorum.Alıp sizi gidemedi başımdan.Hele bir yanlışını göreyim sen o zaman gör başına gelecekleri”dedi.
    --Emine’ye “Git kahvaltımı hazırla benim “dedi.
    Emine,Serap’ın hazırladığı sofra için;
    --Hazırladım Rahmi sen uyurken.
    Serap hem ağlıyor hem de elbisesinin son kumaşını dikiyordu. Bitirince de nereye saklayabilirim diye düşünüyordu. On dakika geçmeden elbisesinin dikişi bitmişti. Elbiseyi aldı ve yengesinin bulamayacağını düşündüğü babasının elbiselerinin içine sakladı. Babasının ceket ve yeleğine uzun uzun baktı, onları hem kokluyor hem de ağlıyordu.
    --Ahhhh babacığım, eğer sen hayatta olsaydın bunları hiçbiri olmazdı. Bir bilsen o mutluluk dolu evimizdeki günler nasıl zfiri karanlığa bıraktı yerini. Ama ben senin hep o akıllı hep o kocaman yürekli kızın olarak kalacağım. Ne olursa olsun anneme sahip çıkacak kardeşlerimi de okula göndereceğim. Sen yeter ki orada rahat ol babacığım.Yanında cennet melekleriyle cennet bahçelerinde dolaş,
    Burada yarım kalan güzel günlerimizi orada beraber yaşayacağız tek mutluluk duyduğum şey bu babacığım.
    Serap:
    ---“Yengem gelir şimdi ben hemen çıkayım bu odadan” diye geçirdi içinden.
    Evden çıkıp annesinin yanına bahçeye gitti.
    Hamide hanım:
    --Serap, ne oldu kızım, ağladın mı yine sen?
    --“ Yok anne, ne ağlaması” dedi Serap.
    --Hamide hanım, hayır kızım ben bilmez miyim hiç kızımı! Yine ne oldu anlat dedi.
    Serap olanları annesinin ısrarı üzerine anlattı.
    Annesi:
    --“ Ey Allah’ım sen onların bize zulmünü görüyorsun,ne olur bizi onların ellerinde kurtar” diye dua etti.Serap’a:
    -- “Geçecek kızım inşallah bu günler de geçecek ben senin hiçbir yanlışının olmayacağını biliyorum” dedi.
    Ertesi sabah Emine erkenden kalktı. Dün Serap’a kocasının yeterince kızmadığını düşündü.
    “Ama olsun bak şimdi ne yapacağım ben ona” dedi.
    Erkenden Serap’ın ayakkabılarını giyip çınar dibine suya gitti. Serap’ın ayakkabılarının orada çamurlara sürdü ve iyice çamur etti.Sonra doldurduğu kapları orada bıraktı, eve gelip sessizce yatağına yattı.
    Sabah herkesle beraber uyandı. Evin avlusuna indi aklından geçenleri yapabilmek için. Sonra hemen eve koştu kocasının yanına ve ona şöyle dedi:
    --“Gördün mü Rahmi, dün bana inanmadın ama bak bugün neler olmuş biz uyurken de haberimiz yok.
    Rahmi:
    --- Ne var, ne oldu yine? dedi.
    --Her yer kuru hava da güzel değil mi?
    Rahmi:
    --Evet
    --Dün suya kim gitti?
    --- Makbule
    Rahmi:
    --- Yani Serap gitmedi değil mi?
    --- Off be kadın ne demek istiyorsun açık açık söyle. Ne ahiret sualleri soruyorsun?.
    --Az evvel avluya indim tavuklara bakmaya. Serap’ın ayakkabıları çamur içindeydi. Serap dün gündüz bir yere gitmedi hem gitseydi de yerler kuru ayakkabıları çamur olmazdı. Demek gece dışarı çıkmış. Bu mevsimde bir çınar dibinde çamur olur ama dün suya da o gitmedi zaten. Gittim çınar dibine baktım orada bizim boş kablar duruyor, akşam bu kabların hepsi evdeydi, gerisini sen düşün artık!
    Rahmi:
    --Yaaa demek öyle, gece ne işi varmış oralarda bu kızın hem su kablarını da unutmuş gelmiş demek…
    ---- Seraaaaap Seraaaaap hemen gel buraya diye seslendi.
    Serap onlardan habersiz ağabeyinin yanına gitti.
    Serap:
    ---Efendim ağbi beni mi çağırdın?
    Rahmi:
    ----Ben dün ne dedim kız sana, neredeydin akşam, nereye gittin?
    Serap:
    ---Evdeydim ağbi ,Serdar’la uyuyordum.
    Rahmi:
    --- Yaaa demek öyle! O zaman dün temiz olan ayakkabıların bugün neden çamurlu?
    Serap:
    --- Yooo benim ayakkabılarım temiz.Hem ben onlar eskimesin diye ne zamandır terlikleri , Hayri’nin terliklerini giyiyorum dedi titreyerek.
    Rahmi:
    --- Bak şuna yine yalan söylüyor.Su kaplarını da çınar dibinde bırakmışsın. Ne işin vardı gece orada?
    Serap:
    ----Ağbi ben hiçbir yere gitmedim inan ki gitmedim ne olur inan artık bana.Akşam hep evdeydim inanmazsan anneme sor.
    Rahmi:
    --- Hadi yaaa annesine soracakmışım! Ne malum onun göndermediği.
    Serap:
    ---“Ağbi vallahi hiçbir yere gitmedim” dedi. Serap ağlayarak.
    Rahmi Serap’ı dövmeye başladı. Öyle vuruyordu ki vurduğu savunmasız kardeşi mi yoksa can düşmanı mı belli değildi.Dayanılacak gibi değildi.Serap avluya çıkmak için koşarak merdivenleri inmeye başladı.Rahmi ağabeyi de arkasından koşuyordu. Serap’ı yakalamak için ormana doğru koşmaya başladı. Koşuyor, koşuyordu bir taraftan da kanayan burnunu tutmaya çalışıyordu. Kimseler onun o halini görmesin istiyordu.Utanıyordu çünkü kim utanmazdı ki dayak yemekten! Hele haksız yere olanın acısı daha da büyük oluyordu.Çalı, diken aldırmadan yalın ayak koşuyordu ağabeyi de peşindeydi. Ormanda koşarken kuşlar da onlardan korkuyor çalılıklardan ağaçlara uçuşmaya başlıyorlardı. Serap o kadar hızlı koşmaya çalışıyordu ki çalılıktan havalanıp kaçan kuşları bile farkında olmadan ezmişti.Dönüp arkasına baktı canının derdindeyken birde kuşa üzülmüştü.Onu almak istedi ama Rahmi ağabeyi hala peşindeydi.Komşulardan Rasim amca Serap’ın kan içinde kalmış ayakları, kanayan burnunu ve korkmuş haliyle görünce şaşırdı.
    Rasim:
    ---“Kızım, kızım gel buraya ne oldu ,ne bu halin söyle “ dedi.
    Serap:
    ---“Duramam Rasim amca, ağabeyim Rahmi beni öldürecek yapmadığım bir şey için” dedi.
    Rasim:
    ----“Gel kızım sen benim yanıma, bir şey yapamaz, ben korurum seni”dedi.
    Serap, umutlu gözlerle Rasim amcasına baktı.
    ---“Gerçekten mi Rasim amca, korur musun beni?” dedi.
    Rasim:
    ---“Gel kızım korkma, tamam ne bu halin, ne hale gelmişsin” dedi.
    O sırada Rahmi, sinirli bir şekilde koşarak geldi.”Gel kız buraya soracağım ben sana bu yaptıklarını” dedi.
    Rasim:
    ----Rahmi günah değil mi bu yaptıkların? Ne bu yetimlere yaptığın eziyet, Müslüman değil misin sen?Hasan gibi bir babadan nasıl senin gibi bir zalim doğdu anlamadım gitti.
    Rahmi:
    ----Sen karışma Rasim amca, sana saygım sonsuz ama bu mesele başka.
    Rasim:
    --Eğer Serap’a dokunacak olursan karşında beni bulursun. O kadar da sabırlı değilim. Seni Serap’ın şu anki halinden daha beter ederim haberin olsun, bilirsin şakam da olmaz.
    Rahmi birden sakinleşmeye başladı, o da biliyordu Rasim amcanın şakası olmazdı.
    Bak bundan sonra yetimlere eziyet ettiğini duymayayım. “Alimden zalim, zalimden alim doğar” derlerdi de bu nasıl olur derdim. Sen göstermiş oldun.
    Serap:
    ----Vallahi ben bir şey yapmadım Rasim amca.Gece dışarıya filan da çıkmadım, hep Serdarın yanında,Muzaffer’in yanındaydım. Muzaffer bana kitap okuyordu ben onu dinliyordum sonra öylece uyuya kalmışız. İnanmazsan anneme sor hatta Fevzi ağabeyime sorun. Çünkü o gece boyunca evin önünde odun kesti, Ali ağabeyim de yanındaydı hem.
    Rasim amca Serap’ı yanına aldı. Rahmi’ye de eve gitmesini söyledi.Serap’ın yüzündeki kanları hem yıkadı hem de Serap’ın haline üzüntüsünden gözündeki yaşlara mani olamadı. Sonra Serap’ı alıp Serap’ları evine gitmek için yola koyuldu. Serap eve gitmeye korkuyordu, yaklaştıkça kalbinin çarpıntısı kulağına davul gibi vuruyordu.
    Rasim:
    ---- “Korkma kızım, ben varken kimse sana bir şey yapamaz “dedi.
    Eve vardılar. Rasim amca, Rahmi’yi,Fevzi’yi ve Ali’yi evin avlusuna çağırdı.”Sizinle bir şey konuşacağım” dedi. Fevzi,Ali siz tüm gece evin önündemiydiniz?
    Fevzi,Ali:
    ---“Evet, odun kesiyorduk “dediler.
    Rasim:
    ----Peki, gece Serap evden çıktı mı? Çınar dibi yoluna gitti mi?
    Yok ben görmedim dedi Fevzi, Ali sen gördün mü? Yooooo ben de görmedim. Peki sabah, sabah çıkan oldu mu evden?dedi Rahmi.
    Ben kimseyi görmedim dedi Ali.
    Fevzi’ye baktı Rahmi;ben de görmedim ama haaa bir dakika ya sabah ezandan sonra Emine yengem elinde su kablarıyla gitti acele acele sonrada hiç beklemeden geriye geldi koşarak. Geri geldiğinde elinde su kapları yoktu. Doldurmaya bıraktı diye düşündüm. Beni görüp korkmasın diye de sesimi çıkarmadım.O zaman Ali’yle odunları katlıyorduk.Ne oldu ki neden soruyorsunuz siz böyle.
    --- Hiiiiç , hiç dedi Rahmi.Biraz düşündü pişman olur gibi oldu yaptıklarına ama hemen sonra yüzü değişti amaaaaan dedi ne olacak ki o da yapmış olabilirdi diyerek eşini haklı çıkarmaya çalışıyordu mahcup olmamak için.
    Rasim:
    ---“Bak Rahmi yaptığın büyük bir zulümdür. Çocuğa uçan kuşu ezdirmişsin, kanlar içinde bırakmışsın bu yaptığını Allah yanına bırakmaz, bir gün , bir gün o çalıların içinde sen kalırsın koşamayıp, aciz aciz… Tekrar söylüyorum beni karşına almak istemiyorsan bir daha dövmeyeceksin yetimleri. Serap’la Hayri’nin yediği dayaklarla insan düşmanına zulmetmez” dedi ve köyün içine doğru üzgün üzgün gitti.
    Rahmi gerçeği öğrenmesine rağmen Serap’ı yanına alıp bir kez olsun sevip okşamadığı gibi karısına da bırakın kızmayı bir kelime bile etmedi.
    Serap hiç kimseye söylememesine rağmen burnuna darbe yediğinden burnunun şeklinin bozulacağını düşünüyor o gün hep üst kemiğinden sıkmış eğrilmesine izin vermemişti.Bacakları içinde otlardan kendine ilaç yapmış ve sürmüştü.Bunlar da daha çabuk iyileşmesini sağlamıştı.Bacaklarındaki çok derin dikenlerin parçaladığı yerlerin izlerinim gitmesi hayli vakit alacak gibiydi.
    Serap okuldan gelecek olan Muzaffer ve Serdar’ın yolunu gözlüyordu.Muzaffer’e derste yaptıkları her şeyi soruyor ve büyük bir dikkatle onu dinliyordu.Muzaffer’in okuduğu hikayeleri hep dinliyor du ve onları hemen ezberliyordu.Serdar hep bu hikayelerle uyuyordu.
    --“Abla abla yine anlat ne olur ben o zaman çok güzel uyuyorum rüyamda evdekileri değil senin anlattığın güzel şeyleri görüyorum”diyordu.
    Serap’da bir anne merhametiyle ona sarılıyor ve hikayeler anlatıyordu.
    Muzaffer o gün kısacık pantolonuyla eski önlüğü ve sırtında çantasıyla koşarak geliyordu.
    --- Ablaaaa ablaaaa öğretmenim bana ne dedi? Diyor nefes nefese kaldığından gerisini getiremiyordu.
    Serap:
    ----“Gel Muzaffer, otur hele bir yanıma kardeşim. Önce bir nefes alda ondan sonra söyle ne diyeceğini” dedi.Muzaffer dinlendikten sonra ; abla ben Ordu’da yatılı okul kazanmışım” dedi.
    ----Gerçekten mi?
    ----Vallahi abla, öğretmenim dedi.Seneye orada okuyacağım görürsün bak sonra da doktor olacağım dedi.
    Serap, bu kez sevinçten ağlıyordu. Hemen kalkıp annesinin yanına koştular.
    --- “Anneee anneee Muzaffer Ordu’da yatılı okul kazanmış” dedi Serap.
    Hamide hanım da sevinçten ağlamaya başladı. Onların gözleri bu zamana kadar hep kederden ağlamışken.
    Yavrum benim, canım evladım ne olursa olsun okutacağım seni, ablanı okutamadım ama sizi okutacağım dedi.
    Sevincinden gözlerinin içi gülüyordu. O arada Ali geldi. Ne o gülüp duruyorsunuz bir haber mi var? Serap hemen “Muzaffer Ordu’da yatılı okul kazanmış” dedi.
    ----- Ali : Yaa öylemi iyi iyi.Eee hangi parayla okuyacak orada Hamide hanım.
    Ben çalışır çabalar onu okuturum, zaten devletin okulu,devlet yatma yeri de ayarlıyormuş.
    Ali:
    ---Yok, elimizde para yok Rahmi ağabeyim de yardım ettirmez diye ne olacak dedim.
    Serap:
    ---- Muzaffer, Serdar ile Rediye nerede?
    ----“ Ben koşarak geldim onlar da yolda geliyorlardı” dedi.
    Yaz dönemi işlerde hızlıca geçmişti. Muzaffer’in okula başlama zamanı gelmişti. Serap’ın annesi oğlunu alıp Ordu’ya okula götürdü. Hem onun için seviniyor hem de küçücük çok uzakta yalnız ne yapar diye üzülüyordu.Biriktirdiği parasını Muzaffer’e verdi, okuldaki öğretmenlere Muzaffer’i emanet edip evine dönmek için otobüse bindi.
    Eve geldiğinde Serap, Serdar ve Rediye onu bekliyordu.
    Serdar:
    ---“Anne bende ağabeyim gibi okul kazanıp okuyacağım. Öğretmen olacağım hem de araba bile alacağım “dedi.
    Annesi:” İnşallah oğlum, inşallah” dedi.
    Serap’ın taliplileri haber gönderiyor ama o hiçbirini kabul etmiyordu. Annesine destek olup kardeşlerini okutacak evliliği ise çok ileriki zamanlarda yapacaktı.
    Nami, sürekli Serap’ın karşısına çıkmaya çalışıyordu. Buluşmak için Serap’ a haber gönderiyordu ama Serap hiçbirini kabul etmiyordu.
    Nami, Serap’a aşık olmuştu. O’nunla bir başkasını evleneceği fikri bile onu çileden çıkarıyordu. Ne olursa olsun Serap’la evlenmeliydi.Serap buluşma teklifini kabul etmiyordu ama Nami için de olumsuz başka bir şey de demiyordu.
    Serap’ta köyün bütün gençlerinin gözü vardı hatta komşu köyden bile ona aşık gençler vardı. Bu da Nami’yi çok tedirgin ediyordu.Çünkü bu gençlerin içinde Nami’den çok çok zengin olanlarda vardı, Nami’nin durumu ise çok iyi değildi. Nami geceleri uyumuyor hep Serap’ı düşünüyordu.Annesine, ablasına anlattı bu sevdasını. Nami’de daha dokuz yaşındayken babasını kaybetmişti. Onlarda yedi kardeşlerdi. Serap’ı istemeye gitmelerini istiyordu. Annesi Nazime ve ağabeyleri Lütfü,Seyfi Serap’ı istemeye gittiler. Ancak Serap’ı vermediler. Nami, hatrı sayılır kişileri gönderdiyse de Serap’ı bir türlü gönül rızası ile veren olmadı. Nami,olumsuzluklara rağmen Serap’tan asla vazgeçmeyi düşünmedi.Madem ki istedim vermediler ben de onu kaçırırım o zaman diye düşündü bir gece yatağında.O gece sabaha kadar uyku girmedi gözüne.
    Serap, Nami’nin kendisini istediğini, ağabeylerini vermediğini kendisine de aşık olduğunu biliyordu. Kaçırılabileceği aklına gelmemişti, kendince önlemler almaya çalışıyor hiç yalnız dolaşmıyordu.
    Bir gün Hilmi ağabeyinin karısı Serap’ı, annesini görümcesi Makbule’yi ve Emine’yi mısır kazmak için çağırmıştı.Serap gitmek istemedi yolda Nami onu kaçırır diye korkuyordu.Annesi de olunca yanında Makbule ablasının ısrarı üzerine de gitmeye karar verdi.O gün işleri öğleden hemen sonra bitti.Giderken inekleri de yanlarında götürmüşlerdi.Eve gidecekleri zamanda kağnı arabasıyla gideceklerdi.Ama birilerinin inekleri götürmesi gerekiyordu.Serap yalnız başına inekleri götürmek istemiyordu yengesinin ve ablasının yanında kalmak istiyordu.
    Annesi:”Serap kızım inekleri ben mi götüreyim yoksa sen mi götürürsün”dedi.
    Serap:”Anne ben tek gitmek istemiyorum.Emine ablamla Rediye inekleri götürse biz seninle Hilmi ağabeyimlere gitsek,sonra da eve kağnıyla dönsek olur mu?”dedi.
    Annesi:”Tamam o zaman,Rediye,Emine siz inekleri alında yavaş yavaş eve gidin biz Hilmi ağabeyinin evinin oradaki bahçeye gidiyorum”dedi.
    Rediye:”Tamam anne,biz gidiyoruz”dedi.Serap ablasının yanına koşup abla seni seviyorum dedi.Serap’ın ablası da ona sarılıp ben de seni çok seviyorum dedi.
    Hilmi’nin karısı Ayşe:”Hamide abla siz gidin de ben Serap’la bir şey konuşarak arkanızdan geliriz” dedi.
    Serap:”Yok beraber gidelim”dedi.
    Ayşe:”Kız ne olacak önümüzdeler hemen.
    Rahatsızım biraz da şurdan otlar alalım da bana ilaç yap diyecektim dedi.
    Serap:”Hasta olduğunu duyunca inandı.Yengemden kötülük gelmez herhalde diye düşünde ve yol kenarından ot toplamaya başladı.Tabii bu arada annesi epeyce ilerlemişti.Ot toplarken epey vaktin geçtiğini düşünen Serap yengesine;”yenge hadi geç kaldık bu kadar ot yeter.Hem annemgil çoktan gittiler bak hiç görünmüyorlar”dedi.
    --“Tamam o zaman hadi bizde gidelim” dedi Ayşe.Yolda ormanın orada geçerken birden yolda atlı yedi kişi belirdi,içlerinde tabi ki Nami’de vardı.
    Serap yengesinin ona bir oyun oynadığını anlamıştı.
    Nami:”Serap ben seni çok seviyorum.O kadar elçi gönderdim seni vermediler,kaç benimle”dedi.
    Serap:”Hayır Nami asla olmaz ben kimseyle kaçmam,evlenmek istemiyorum,kardeşlerime anneme bakıyorum onlarla ilgileniyorum”dedi.
    Nami:”O zaman sen bilirsin ben seni kimseye yar etmem.İsteğinle olmazsa zorla kaçırırım”dedi.İki kişi Serap’ın kollarından tuttu,ellerinde silah da vardı.Serap’ı kaçırıyorlardı.Ormanda ilerlediler Serap ellerinden birden kurtuldu ve koşmaya başladı.O kadar koşuyordu ki avcının elinden kaçan ceylan gibi.Ormanda çalı,diken hiçbirine aldırış bile etmiyordu.Hem koşuyor hem de arkasına bakıyordu.Nami’nin arkadaşları Serap korksun diye havaya ateş ediyorlardı.Ama Serap hiç korkmuyor koşuyor koşuyordu.Tarlaları ormanları geçiyordu,evine bir an önce ulaşmak istiyordu.Annesinin yanına gidemezdi.Çünkü oraya giderken daha kolay yakalanabilirdi.Bir taraftan da izini nasıl kaybettirebileceğini düşünüyordu.O kadar hızlı koşuyordu ki Nami ve arkadaşlarını epeyce geçmişti,arkasında görünmüyorlardı.Ama durmamalıydı çünkü ona yetişebilirlerdi.Sürekli olarak Rahmi ağbisinden kaçtığı için hızlı koşmayı öğrenmişti.Son ormanı ve fındık bahçesini geçip kendine daha kısa bir yol yaparak kendini eve atmıştı.Ağabeyleri evdeydi,hemen koşarak odasına girdi.Kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu.Rediye’gilden bile önce eve gelmişti.Nami’nin kendini kaçırmaya çalıştığını duyarlarsa onu yine dövebilirler,Nami’ye de zarar verebilirlerdi.O yüzden evdekilerin durumu anlamaması gerekiyordu.Hemen kan içinde kalan ayaklarını bacaklarını yıkadı,yırtılan elbisesini değiştirdi.Emine yengesi Serap’ın evde olduğunu fark etmişti.Odaya girdi:”Sen niye erken geldin”dedi.
    Serap:”Hastalandım biraz annem eve gönderdi beni”dedi.
    Ayşe evine varmıştı bu arada.
    Serap’ın annesi:”Serap nerede? Ayşe abla”dedi.
    Serap’ın kanı ağrıyormuş Rediye’lerle o da eve gitti dedi.
    “Neden oldu acaba? Tabi o kadar yoruluyor ağrıyacak bir yerleri…Keşke bana seslenseydiniz bende onunla eve giderdim. Bu akşamda burada kalınacakmış. Tüh keşke eve gitseydim!
    Ayşe:--- “Sıkma o kadar canını Hamide o çoktan eve varmıştır. Eve gidince yatar yarına hiçbir şeyi kalmaz. Ne kadar merak ettin sen de çocuk mu artık kocaman kız bakar kendine” dedi. Sanki Nami ile bir olupta ona oyun etmemiş gibi.
    Serap’ın annesinin iyice canı sıkılmış ama eve de tek başına gidemeyeceğinden yola da çıkamamıştı.
    ….
    Serap o kadar koşmuştu ki kalkıp yürüyecek hali bile kalmamıştı. Yengesi bir şeylerden şüphelenmişti ve durmadan Serap’a soru soruyordu, ağzından laf alabilmek için iyi davranıyordu.
    Serap bak ben senin yengenim. Bir şey olduysa bana anlat sana yardım ederim. Eskiden kötü zamanlarımız oldu ama şimdiden sonra iyi oluruz. Nami lafı duyuyordum köyden Serap’ kaçıracağım falan diyormuş yoksa öyle bir şey mi oldu.Bak kaç tane ağabeyin var öldürürler Nami’yi, hepsi de hapse girer böyle bir şey mi olsun istiyorsun. Belki de Muzaffer duyar o bile delilik eder aklını başına topla şimdi sen anlatmazsan yarın elden duyarız.Sen anlat bana şimdi ki bir yol çaresine bakalım.Serap yengesini dinliyor hiçbir şey demiyordu. Ama yengesi Nami dedikçe Serap’ın yüzü kızarıyordu.Nami ile kaçmamıştı ama ona zarar gelmesini de istemiyordu.O kadar eziyet etmesine rağmen Rahmi ağabeyinin bile hapse girmesini düşünmek istemiyordu.
    Yengesi:
    ---Serap, niye dalıp dalıp gidiyorsun bir şeyler var işte belli. bir şey olmuş ki sen böyle suskunsun.--- “Serap sana söylüyorum duymuyor musun? Serap susuyordu.Yengesine anlatıp anlatmamakta kararsız kalmıştı.Annesini beklemesi gerektiğini de düşünüyordu.Ama yengesi çok iyi davranıyor sana yardım etmek istiyorum neden anlamak istemiyorsun diyordu. Bu da Serap’ın kafasını karıştırıyordu.Yengesi; Serap kızım anlat hadi kimse duymadan bana”dedi.
    Serap:
    ---Şey yenge şey oldu.
    Yengesi:
    Ne oldu anlat ?
    Serap yengesinin bu kez onun yanında olduğunu düşündü ve olanları ona tek tek anlattı.Sonra tekrar yengesine;--- Bak benim bir suçum yok,Ayşe yengen onlarla birlik olmuş bana oyun oynadılar. Ama ben ellerinden kurtuldum. Ormanlardan, tarlalardan koşarak eve geldim. Kimseye deme olur mu?
    ---Ahh kızım ben kimseye demesemde Nami ve arkadaşları konuşmaz mı?Adın çıkar sonra köyde. İnsanlar neler konuşur neler! Sonra ne olur hiç düşündün mü?Kaç tane ağabeyin var. Onların çoluk çocuğu var. Rahmi, Ali, Fevzi Nami’yi sağ mı bırakırlar sanıyorsun?Senin yapacağın en akıllı şey Nami’nin evine gitmek. Sen hiç mi ağabeylerini, bizi, yengelerini,Nami’yi düşünmüyorsun, onlara hiç mi acımıyor musun?Ellerinden kaçmış gelmişsin ama yeterli değil işte bu olay madem ki olmuş artık üstü kapatılmaz.
    Serap:
    ----Ama yenge ben şimdi evlenmek istemiyorum ki.
    Yengesi:
    ---- Artık senin keyfine kalmamış Serap evlilik, anlattım sana. Sen gidersen Nami’nin peşine hiçbir sorun kalmaz. Kız kaçmış derler unuturlar gider. Barışırlar hemen sonra da.
    Serap:
    ----Yenge ben, ben böyle bir evlilik istemiyordum ki,kardeşlerim okullarını bitireceklerdi sonra düğünüm olacak, gelinlik giyecektim.
    Yengesi:
    ---Serap, kızım sen beni hiç anlamıyorsun hala hayallerdesin. Hem adın çıkarsa zaten seni de kimse almaz.
    ----Bilmiyorum önce annem eve gelsin yenge.
    ---- Annen eve gelene kadar çoktan haberler gelir olan olur. Beklemeye hiç vaktin yok.
    ----Ne yani şimdi mi gitmem gerekiyor.
    ----Evet şimdi gitmen gerekiyor. Ağabeylerin evin avlusunda onlar fark etmeden ben gönderirim seni. Komşuya bir şey almaya gitti derim.
    Serap çok üzülmüştü bu duruma hem hiç suçu yoktu hemde istemediği bir şeyi yapmak zorundaydı.Her ne kadar Rahmi ağabeyini sevmese de ona bir kötülük gelmesini istemiyordu. Fevzi ağabeyini seviyordu.Zaten o çok da kötü davranmıyordu ki ona.Bazen Rahmi’den korkusuna kızıyordu o kadar. Ali ile Recep de Fevzi kadar olmasa da iyilerdi. Ama onlarda Serap’ı bazen döverlerdi.Nami ölürse de üzülürüm o zaman dedi.O da beni sevdi diye mi ölsün.
    Kendi hayalleri geçti gözünün önünden, düğünü olup gelinlik giydiğini ne güzel olurdu böyle olsaydı diye iç geçirdi.Sonra hemen aklına Nami’nin cenazesi, ağabeylerinin hapse girişi, yengelerinin, çocukların üzülmesi gözünün önüne geldi.İkisinden birini seçmesi gerekiyordu.
    Sonunda yengesinin de ısrarıyla gitmeye karar verdi.Annesinin eve dönüşünü beklemeden. Camdan baktı Rediye ablasıyla geliyordu,hem ağlıyor hem de onları izliyordu. Sonra uzun uzuuun eve baktı sanki bakışlarıyla vedalaşıyordu sessiz sessiz .
    Serap, yengesinin yardımıyla evden çıktı. Yolda giderken aklından binbir türlü şeyler geçiyordu.Hem o kadar uğraşmıştı ellerinden kurtulmak için hem de şimdi kendi ayağı ile gidiyordu. O kadar gururlu olmasına rağmen yapacak hiçbir şeyi kalmayınca gururunu ayağının altına atıp gidiyordu.
    Evi, evdekileri hiçbir şeyi düşünmemeye kadar verip yola devam etti.Artık kendine yeni bir yol görünüyordu. Yengesine ise serapsız günler. Nami’lerin evi çok uzakta değildi zaten on dakika sonra onların evinin önünde buldu kendini,artık geriye dönüşte yoktu.Kapıyı Nami’nin kardeşi Mahmut açtı.Annesine seslendi:
    ---Anneeee, Serap abla gelmiş!!! İçeride ekmek yoğuran Nazime hanım hemen dışarıya fırladı ve
    ---“Ah yavrum, sen geldin demek, hoş geldin, sefalar getirdin!Gel yavrum gel içeri, durma öyle dışarıda” dedi.
    Serap, derin bir iç çektikten sonra içeriye girdi. Evleri Serap’ların evlerine göre eskiydi biraz.Ama olsun inşallah geçecek günler güzel olur diye düşündü.
    Nazime Hanım:
    ----Nasılsın yavrum, iyi misin? Nami’de arkadaşlarının yanına gitmişti gelir birazdan. Ne çok sevindim bir bilsen geldiğine ne çok. Artık benim kızımsın sen güzel yavrum.
    Nazime Hanım, Nami’nin Serap’ı kaçırmaya çalıştığını ama Serap’ın ellerinden kaçtığını biliyordu. Ama hiç bilmiyormuş gibi sözlerine devam ediyordu,
    --Ben seni o kadar istemeye geldim ama vermedi gitti ağabeylerin. Kaç gece uykusuz kaldı Nami seni başkaları alır, ondan uzaklaşırsın diye.
    Mahmut camdan bakıyordu o sırada!
    ---Heyy! Ağbim ,ağbim geliyor dedi ve kapıya fırladı.
    ---Ağbiii, ağbiii sana çok güzel bir haberim var hani sen Serap ablayı kaçıramamıştın ya onu ben kaçırıp sana getirdim.
    Nami:
    ---“ Yürü git velet senin de mi diline düştük?Nasıl olsa bir gün kaçırıp getireceğim onu bu eve bakalım o zaman nasıl alay edeceksin ” dedi.Mahmut’un şaka yaptığını düşünüyordu. İçeriye annesine seslenerek girdi,
    ----“Annee, çok acıktım ne yemeği ” dediğinde içeride oturan Serap’ı gördü.
    ---“Hayal görüyorum sanırım ” dedi.
    ---Serap, serap sen misin?
    ---Sen mi geldin? dedi. Şaşkın şaşkın sonrada gülmeye başladı hiç durmadan.
    ---“Anne Serap gelmiş baksana ” deyip ona sarıldı.
    Serap karşısında bu denli şaşkın kalan Nami’ye gülmeye başladı ama içi kan ağlıyordu.Çünkü hiçbir şey istediği gibi değildi ve olmayacaktı da.
    Nazime Hanım:
    ---“Yavrularım, sizin buradan gitmeniz gerekiyor. Rahmi’gil ile aramızı düzeltene kadar siz Çiftlik Köyündeki dayımın oğluna gidin. Arayı düzeltince ben size haber gönderirim” dedi.
    Yemekten sonra Serap, Nami ile beraber Çiftlik Köyüne gitmek için yola çıktılar.
    Sabah olmuştu. Hamide Hanım eve geldiğinde Serap’ı bulamadı. Rediye’ye sordu, evdekilere sordu kimse nerede olduğunu bilmiyordu. Çok meraklandı ağlamaya başladı.
    Emine gelin, Hamide Hanım’a
    ---“O gitti” dedi. Nami’ye kaçtı”
    Hamide Hanim
    ---“ Benim kızım asla kaçmaz” dedi. “Hele beni bırakıp hiç gitmez” dedi.
    Rediye, yengesinin ablasını gönderdiğini ona gizli gizli bir şeyler dediğini duymuştu. Ama o zaman bir anlam verememişti.
    --- “Anne yengem gönderdi ablamı ben gördüm” dedi.Hamide Hanım Emine geline çok kızmıştı.Hemen Nami’nin evine gitti ama Serap ve Nami oradan çoktan ayrılmışlardı.
    ---Nazime nereye gittiler?Serap nerede? dedi Hamide Hanım.
    ---Hamide abla bak sen büyüğümsün,çocuklar sevmişler birbirlerini, o kadar istedik vermedin onlarda beraber olup kaçmışlar. Bize düşen onların yuvasını yapmak, onları ayırmak değil dimi?
    ---“ Nazime benim kızım asla kaçmazdı.Beni bırakmazdı.Zaten siz isteyince sakın vermeyin beni demişti.Bu işte bir iş var ve ben senin anlatmanı bekliyorum” dedi.
    Nazime hanım olanları anlattı. Serap’ın önce eve kaçtığını ama yengesinin onu buraya gönderdiğini (ölümler olur sorumlusu sen olursun deyip korkutarak) istemeyerek de olsa kendi ayaklarıyla gelmek zorunda olduğunu tek tek anlattı.
    Hamide Hanım artık olan biteni anlamıştı.Yapacak hiçbir şeyi kalmamıştı artık. omzundaki yükü daha da ağırlaşarak evin yolunu tuttu.
    Eve vardığında Rahmi’nin, Ali’nin, Recep’in durumdan artık haberleri olmuş ve çok sinirlenmişlerdi. Rediye ile Serdar da ağlıyorlardı çünkü ablalarının gitmesi onları çok üzmüştü. Serap her zaman onlarla ilgileniyor, onları hep koruyordu. Bu yüzden bu durumdan en çok etkilenen onlardı.
    Nami ile Serap bir ay sonra köye evlerine döndüler.Artık annesi ve ağabeyleri de Serap’ı affetmişlerdi. Nazime Hanim Serap’ı çok seviyordu. Bu durum Nami’nin ağbisi Lütfü’nün karısı olan Hanife’yi çok rahatsız etmişti.Serap ondan küçüktü fakat çok güzeldi bu yüzden Hanife onu çok kıskanıyordu.
    Üç-dört ay geçmişti. Serap hamile olduğunu fark etti. Nami bunu öğrenince çok mutlu oldu. Serap ise hala eski günlerin acısını duyuyordu,Nami’ye de kendi ayağıyla gelmiş olmasını hala gururuna yediremiyordu. Serap hamile olmasına rağmen tarlada çalışmaya devam ediyordu. Evindeyken emine yengesi vardı onunla hep uğraşan burada da Nami’nin yengesi Hanife…Sürekli olarak Serap’ın açığını arıyor, Nami ile arası bozulsun istiyor,Kayınvalidesine aslı astarı olmayan şeyler anlatıp onu yanına çekmeye çalışıyordu. Serap ise hep sabrediyordu. Hanife yengesinin yüzünden Nami, Serap’a kızıp bağırabiliyordu artık.
    Bu durumu görünce Hanife:
    ---“ Erkek dediğin Nami gibi olur. Herkese nasıl davranacağını çok iyi biliyor” deyip Nami’yi yaptığının doğru olduğuna inandırıyordu.
    Dokuz ay böylece geçmiş ve bir kızı olmuştu Serap’ın çok mutlu olmuştu Serap,kızını görünce her şeyi unutmuştu.
    Hanife çocuğun kız olduğunu görünce Nami’nin yanına gitmiş;
    ---“Ben sana demiştim düzgün bir kadın olmaz diye bak gördün mü?Düzgün bir kadın olsaydı çocuğu erkek olurdu”deyip sözlerine eklemiş:
    ---“Millette Nami’nin kesin oğlu olur , böyle bir adamın kızı olacak değil ya diyorlardı bana. Senin yerinde olsam yanına bile gitmem onun” demişti.
    Nami’nin yengesinin sözleriyle kafası karışmıştı. O gün akşama kadar gerçekten serap’ın yanına gitmedi.
    Serap bebeğinin adına Nermin koydu. Nermin bembeyaz çok tatlı bir kız çoçuğuydu.
    Hanife kadın Nazime Hanımın bile kafasını karıştırmıştı. Nazime Hanım Nermin’i banyo yaptırmıştı odada bir leğenin içinde. Serap’a :
    ---“Eski bir örtü getir de bebeğı saralım” dedi.
    Serap:
    ---“Anne olur mu ben onun için tertemiz havlu çarşaf ayarladım,sen bunlara sar Nermin’i”dedi ve çarşafı uzattı.
    Nazime Hanım:
    ---“Hayır diyorum sana biz hep eski örtüye sararız çocuğu, dediğimi yap” dedi.
    Serap:
    ---“Olmaz anne, bebek mikrop kapar” dedi.
    Bunun üzerine Nazime Hanım, ayakta bebek elinde beklerken çok kızdı ve bebeği kucağından leğenin içine attı.Nermin birden leğene atılınca hıçkırıklarla ağlamaya başladı.
    Serap,Nermin’e bir şey oldu diye çok korktu. Hemen kucağına alıp elindeki temiz çarşafa sardı. Nermin bu olaydan sonra bir ay boyunca hep ağladı. Serap ınu doktora götürmek istedi ama hiç kimse onunla beraber gitmek istemedi.
    Nami, yengesinin olmadığı zamanlarda Serap’a çok iyi davranıyor,Nermin’le ilgileniyordu. Yengesi geldiği zaman ise birden büyülenmiş gibi değişiyordu. Yengesi sürekli Nami’yi çağırıyor Serap’ın yanında tek kalmasına müsaade etmiyor, hep ondan bir şeyler için yardım istiyordu.
    Serap, hem bebeği ile ilgileniyor hem ev işleri yapıyor hem de tarlaya gidiyordu.
    İki yıl geçmişti. Nermin artık yürüyor tam olmasa da konuşabiliyordu. Serdar, Rediye arada geliyor Nermin’le oynanıp geriye gidiyorlardı. Serap kendi evinde mutlu olamadığı gibi burada da mutlu olamamıştı. Nami onu seviyor ama yengesinin sözüne inandığından ona kötü davranıyordu.
    Serap’ın sürekli başı dönmeye başlamıştı. Yemek yiyemiyor, midesi bulanıyordu. Nazime Hanım ona:
    ---“Serap, sen hamilesin sanırım, kızım bu onun belirtileri” dedi.
    Serap ikinci çocuğa hamileydi. Nami bunu duyunca çok sevindi. “Bu kez oğlumuz olur değil mi?” diyordu.
    Serap:
    ----“Sağlıklı dünya ya gelsin de ister kız olsun ister erkek. Allah ne verirse şükrederim ben” diyordu.
    ----Haklısın ama, erkek adamın erkek çocuğu olur diyor hep yengem.
    Serap:
    ----“İkisi de bizim yavrumuz değil mi? Böyle konuşma Allah’ın gücüne gider” dedi.
    Günler,aylar hızlıca ilerledi ve Serap’ın sancıları başladı. Nami, hemen annesini çağırdı.
    ---“Anneeee, anne Serap hastalandı koş” dedi.
    Annesi hemen geldi.Serap yarım saat sonra çok tatlı, huri gibi bir kız daha dünyaya getirdi.
    Hanife kadın, Nazime Hanım ve Nami de bu duruma çok sevinemediler. Ama Serap çok sevindi.
    Nermin koşarak annesinin yanına geldi ve annesine sarılarak mutluluğunu paylaştı.
    Serap kızının adını Nevin koydu. Nevin öyle tatlı gülümsüyordu ki Serap’a neşe kaynağı oluyordu. Serap daha yirmi bir yaşında olmasına rağmen iki çocuğuna tecrubeli bir anne gibi davranıyordu.
    Kar yağmaya başlamıştı.Ev çok soğuktu, çocuklar üşüyordu. Serap’ın da midesinde ağrı olduğundan dışarı çıkamıyordu. Nami’ye “odun getir ormandan da sobayı yakalım üşüyoruz, ,zaten annende Hanife yengen de gelmez oldu”dedi.

      Forum Saati Salı Şub. 21, 2017 12:37 am