Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    GEÇ GELEN BAHAR-2

    Paylaş

    tarık

    Mesaj Sayısı : 2
    Kayıt tarihi : 24/12/10

    GEÇ GELEN BAHAR-2

    Mesaj  tarık Bir C.tesi Ara. 25, 2010 1:56 pm

    Nami:
    ----“İyi tamam ben oduna gideyim de odun getireyim” dedi ve evden çıktı.
    Serap, saatlerce evde bekledi ama Nami gelmedi. Beş-altı saat geçmişti ama Nami hala daha yoktu! Serap çocukları bırakıp merakla dışarıya çıktı. Nami’yi merak etmişti. Orman yoluna doğru yürümeye başladı. Baktı ki omzunda biraz odunla Nami’yi karşıdan gelirken gördü.
    ---Nami, bugünden beri hazırladığın odun bu mu. Neredesin merak ettim seni?
    --- Geliyorum işte.
    --- Nereye gittin sen?
    ---Ben,hiiiç. Hanife yengem odun istedi de önce ona odun götürdüm,ağabeyim evde yokmuşda.
    ---Nami, evlerinin balkonu odun dolu ya onların. Ben iki çocukla evde donuyorum senin yaptığın vicdansızlığa bak.
    ---“Akşama odun yetmez, sen önce bana getir” dedi. Ben de ona daha önce odun taşıdım.
    ---Nami, senin hiç evlat , eş sevgin yok mu?Biz soğuk evde yakacak beklerken, onların akşam yakacakları odunu mu taşıdın?Yazıklar olsun sana!!!! Git omzundaki odunu da onlara götür.Ben çocuklarımı ısıtmak için yakacak bir şeyler bulurum. Bu hasta halimle.
    Serap ormana gitti ve sırtına yüklediği odunlarla eve geldi.Küçücük Nermin ise evde Nevin’e ablalık yapmaya çalışmış ama korktuğu için bir taraftan da ağlıyordu.
    Serap hayatını düşünmek istemiyordu.Çünkü düşündükçe midesindeki ağrılar dayanılmayacak derecede şiddetleniyordu.
    Hanife kadın Nami’ye:
    --“Erkek adam akşama kadar evde mi durur,kahveye gider arkadaşlarıyla oturur.Sana ben mi öğreteceğim bunları Nami.Eeee karın kadın olmayınca bana düşüyor tabii”
    Nami,yengesinin bu sözlerini Serap’a haksızlık olarak düşünüyor ama hemen sonra nedense kafasının karışmasına engel olamıyordu.
    Serap evin hem erkeği hem de kadını olmaya başlamıştı.Komşularının Mustafa adında oğlu vardı,henüz on iki yaşındaydı.Nermin ve Nevin’le oyun oynamak için arada bir Serap’lara gelirdi.Serap onu çocukların yanında bırakır ormandan odun getirir tarlaya gider çalışırdı.
    Nami,yengesini dinlemiş artık kahvehaneden gelmez olmuştu.Bir gün Serap Nami’ye :
    --“Nami,bu gün sen ormandan odun getir olur mu?”dedi.
    --“Tamam getiririm”dedi ve evden çıktı.
    Serap,Nami’yi evde bekliyordu.Bir taraftan da değirmende un yapabilmek için mısır taneliyordu.Zaten o yüzden ormana gitmemişti.Akşam olmuştu Nami hala evin yolunu bulamamıştı.Vakit epeyce ilerlemişti,Serap endişelenmeye başladı.İçindeki korkular zaman geçtikçe artıyordu.Dışarıda kar vardı.Serap çocukları Mustafa’ya bıraktı ve Nami’yi aramak için ormana doğru ilerlemeye başladı.
    --“Namiiii, Namiiii “diye seslendi orman inliyor ama sesine karşılık veren yoktu.İyice gece olmuştu.Tek başına ormanda Nami’yi aramaya devam ediyordu.İleride bir yerde karartı gördü,Nami’ye bir şey oldu sandı koşarak gitti baktı ki yıkık bir ağacın gövdesi derin bir iç çekti.Ormanda olmadığını anladı ve Lütfü ağbisinin evine bakmaya karar verdi.Eve hiç seslenmeden ayakkabılara baktı.Dışarıda hiç erkek ayakkabısı yoktu.Demek ki burada değil diye düşündü.Nereye gitmiş olabilir diye düşünürken acaba kahvehaneye mi gitti ki diye düşündü.Yok biz evde beklerken oraya gider mi? Dedi kendi kendine.Ama yinede oraya bakmaya karar verdi.
    Kahvehane evden epey uzaktı,gece de olmuştu.Bu yüzden eve uğradı ve av tüfeğini yanına aldı.Karanlıkta kahvehaneye doğru yol aldı.Yirmi dakika sonra kahvehanenin önüne vardı.İçeride Nami’nin gülme sesini duydu ve o an kan beynine şıçradı.Kahvehanenin kapısına bir tekme attı ve kapı açılmasıyla duvara çarptı.Kimseden çıt çıkmıyor herkes elinde tüfeğiyle gelen Serap’a bakıyordu.Serap oradakilere:
    --“Ne bakıyorsunuz hiç mi görmediniz beni”dedi.Nami’ye yaklaştı yanındaki boş sandalyeye tekme atıp onu devirdi,hala kimseden ses çıkmıyordu.Serap:
    --“Nami,ben seni gündüz öğle vakti nereye gönderdim?”
    Nami:
    ---Şeeeeyyyy
    ---Ney,ney Nami,sende hiç mi vicdan yok hadi o yok Allah korkusu da mı kalmadı.Ben evde çocuklarla odun bekleyeyim sen burada sıcacık yerde arkadaşlarınla çay iç eğlen senin gibi babaya bu yakışır zaten yazıklar olsun,yazıklar.Delikanlılık insanlık mı bu söyle.Gece gece bütün ormanı gezdim bulduğum yere bak!!!
    Kalk hemen o sandalyeden kalk! Diye bağırdı Serap.Nami hiç sesini hiç çıkarmadan kalktı.
    Serap:--“Düş şimdi önüme yürü eve gidiyoruz “dedi.Nami önde Serap arkada hiç konuşmadan eve doğru yürümeye başladılar.Eve yaklaşınca Serap tüfeğin namlusunu Nami’ye uzattı ve bir daha seni orada görürsem herkesin içinde vururum dedi.
    Nami herkesin içerisinde karısı tarafından bu şekilde kahvehaneden çıkartılınca bir daha da kahvehaneye uğrayamadı.Her ne kadar Serap’a kızdıysa da onun haklılığı karşısında ona hiçbir şey söyleyemedi.Bütün köy aylarca bu olayı konuştu.Kadınlar arasında da Serap tam bir kahraman,Nami ise tam bir kılıbık olmuştu.
    Nami artık evde geçiriyordu vaktini.Serap’ın istediklerini yerine getiriyordu.Çünkü Serap eski Serap değildi.Nami Serap’tan gerçekten çekinmeye başlamıştı.
    Nami’nin annesi geç askere gitsin diye küçük yazdırmıştı.Yaşı gelmesine rağmen o yüzden askere çağırılmamıştı. Serap üçüncü çocuğa hamile olduğunu fark edip mutluluğunu yaşarken, Nami’nin askere gideceğini öğrendi.Tam Nami’yle düzgün bir hayat yaşamaya başlamışken bu askerlik Serap’ı çok üzmüştü. İki çocuk ve hamile haliyle iyice yalnız kalması anlamına geliyordu bu… Ama vatan borcuydu Nami’nin geriye kalması zaten olmazdı. Bunu düşündü ve kendini topladı.
    Bir hafta sonra vakit geldi ve Serap Nami’yi askerlik görevi için Ankara Polatlı’ya gönderecekti.Nami askere gitmeyi istiyor ancak Serap’tan, çocuklardan ayrılmaktan dolayı çok üzülüyordu. Hele Serap’a yaptığı haksızlıklar aklına gelince göz yaşlarını tutamıyordu. Serap’la vedalaştıktan sonra annesinin yanına gitti onunla vedalaştı, çocukları da öptükten sonra sadece;
    ---“Allah’aısmarladık, ben vatan borcumu öder inşallah sağ salim dönerim merak etmeyin tama mı? Diyebildi sadece.Kimseye göstermediğini sandığı göz yaşlarını sildi ve arabaya bindi.
    Nazime Hanım, artık Serap’ın yanına dönmüştü. Mahmut’ ta Seyfi ağabeyinin yanından köye gelmişti. Serap hem çocuklarla ilgileniyor hem de onların ihtiyaçlarını karşılamak için bahçede çalışıyordu. Hanife kadın gidip gelip kayınvalidesine Serap’ı kötülüyordu. Zira zehrini yeniden akıtmak için bulduğu fırsatı hiç kaçırmıyordu. Kayınvalidesine:
    ----Anne beni neden ayrı eve çıkardın da Serap sizinle kalıyor?
    ---Nereye gitsin kızım, iki çocuklu ve hamile haliyle tabiî ki burada duracak o oğlumun emaneti bana.
    ---Olsun benim de var çocuklarım. Üst bahçeye yapsın Lütfü, iki odalı bir yer, orada dursun.Hem Mahmut ,Kahraman var evde.Çocuklar daha küçük ama olsun o da evini, barkını bilsin canım.
    Serap’ın kayınvalidesi Nazim’e hanım önceleri bu fikre hiç sıcak bakmadı.”Olmaz öyle şey kocası asker” dediyse de gelinin ısrarı ve ona kötü davranması üzerine bu fikri kabul etti.
    Serap bu duruma çok üzülmüştü.Çocukları çok küçüktü havalar soğuktu.Ayrı bit evde tek başına ne yapardı.Kardeşleri gelse kim vardı ki gelecek olan,Muzaffer Ordu’da yatılı okuldaydı;Serdar Samsun’da yatılı okuldaydı.Rediye’de bir hafta sonra aynı köyden olan Raif ile evlenecekti.Annesi yine üvey evlatlarının içinde uğraşıyordu.Eğer evden ayrılırsa onu bir daha eve de almazlardı da zaten.Hayri ise iyice delirmişti.Ondan da bir fayda yoktu.Zaten yediği dayaklardan delirmemesi içten değildi.Serap:”Bu hayat bana hiç gülmeyecek mi “dedi.
    Nami askerden fotoğraf ve mektup yollamıştı.Serap resme bakınca çok mutlu olmuştu.Nami bağlama da öğrendiğini ve çok rahat olduğunu yazmıştı mektubunda.Bağlama çalarken ki resmini yollamayı da ihmal etmemişti zaten.
    Hanife kadın mektubu Serap’ın elinde görünce dalga geçmeye başlamıştı.Serap o kadar istemesine rağmen okula gidememişti o yüzden mektubu Mustafa’ya okutuyordu.Mustafa Serap’ı çok seviyordu.Serap’a:
    --Serap abla seni görünce aklıma melekler geliyor,Hanife yengeyi görünce de aklıma ninemin anlattığı cadılar geliyor.O çok çirkin sen güzelsin ya o seni çok kıskanıyor,sana kötü davranıyor.Ama sen üzülme senin için yukarı ev yapsalar bile ben gelir yanında dururum,seni herkesten korurum,sana ormandan odun da getiririm tamam mı? Abla.Yeterki sen üzülme melek ablam benim!
    ---Ah Mustafa bir sensin buralarda iyi davranan ne kadar iyi çocuksun sen.Rabbim bahtını açık eder inşallah,hiç kötü gün yüzü görme sen hemi,şu kalbi taşlaşmışların yanında kalbinin ışığı nerede olursan ol parlıyor inan bana.
    Hanife kadın sonunda dediğini yaptırmıştı.Kocası Lütfü iki odalı dışı kerpiçten içi tahtadan bir ev yapmaya başlamıştı.Zaten çok büyük olmadığından iki üç hafta içerisinde arkadaşlarının yardımıyla evi bitirmişti.
    Hanife kadın kayınvalidesinin yanına gelip:
    --Anne ev bitti,eee Serap ne zaman taşınıyor yukarı.Taşınsın bugün yarın sende taraf çıkıp durma şuna.Bana bakmazsın bu kadar,ben senin içinde çalışayım sen Serap hanıma yedir yok öyle yağma.Ya o gider hemen yerleşir ya da banim yanıma bile yaklaşamazsın artık.
    Nazime hanım Serap’ı sevmesine rağmen gelini Hanife’den çok çekiniyordu.O yüzden dediklerini kabul etti.Serap’a:
    ---Serap sen yarın taşınırsın,Mahmut’ta senin yanında kalır korkmazsın tamam mı? Dedi.Serap:
    ---Sanki ne eşyam var çocukları alır giderim ben bugün.Mahmut’u da istemem.O kadar düşünüyor olsan Nami askerdeyken beni iki çocuğumla evden atmazdın dedi.
    Nazime hanım içi kan ağladı ama bir kelime bile edemedi.”Yok yavrum sen yanımda kal bile diyemedi.
    Ertesi gün Mustafa erkenden evin önüne geldi.Serap’a bir sedir vermişlerdi birkaç kilim falan filan.Mustafa:
    ---“Abla ben yerleştiririm onları”.Bak evin çok güzel olacak üzülme tamam mı.(Oysa ki evin sadece bir odasının döşemeleri gelişi güzel çakılmış diğer yerler hep açıktı.Ne doğru düzgün mutfağı ne banyosu ne de tuvaleti vardı.).Serap azda olsa eşyaları evine yerleştirdi.Komşulardan olayı duyan Nazime hanımı Lütfü ve karısını kınadılar Serap!a kap kaçak getirdiler.Kimisi eskide olsa perde,örtü,soba ve boru getirdiler.Mustafa melek ablasının evini düzeltmek için elinden geleni yapıyordu.
    Herkes gitmiş evde Mustafa ile Serap ve çocuklar kalmıştı.Serap iç çekiyor etrafa bakıyordu.Evin tahtadan düzgün durmayan kapısı vardı.Serap’a hiç güvenli gelmemişti zaten.Ev değil de baraka demek daha doğru olurdu.Tahtanın altından içeriye soğuk rüzgar geliyor kilimleri kaldırıyordu.Serap bunları düşünürken Nermin annesine:
    --Anne biz artık burada mı kalacağız?Neden bizi buraya attılar ama o ev daha sıcaktı.Babam askerde diye mi diye yaptılar?Ben artık onları hiç sevmiyorum zaten sana da hep kötü davranıyorlar deyim sessizce ağlamaya başladı.Serap hiçbir şey diyemeden bu ezik haline daha fazla dayanamayıp ağladı ağladı ağladı.Mustafa hemen Nermin’i kucağına alıp:
    ---Olur mu hiç Nermin neden üzülüyorsun bak artık bu ev sizin onlardan kurtuldunuz.Hem ben sizin için odun da getiririm sobanızı da yakarım.Ağlamayın yeter ki siz.Tamam mı tatlı kızlar öyle ağlamaz hem dedi.Canım ağbicim benim,iyi ki sen varsın.Anne üzülme bak Mustafa ağbim bizim yanımızda.
    Nevin daha küçük olduğundan konuşamıyor camdan bakıyordu.
    --Anne,nine dedi.Biri geliyor herhalde deyip ayağa kalktı camdan baktı Serap ve gülümsedi.
    ---Annem geliyor Mustafa,elinde de inek getiriyor dedi.Serap annesinin yanına koştu:
    ---Hoş geldin anne! Bu inek kimin.
    ---Hoş bulduk yavrum bu ineği sağıp sütünü çocuklara içiririsin.Keşke durumum daha iyi olsaydı da başka şeylerde verseydim sana ama ne yapayım işte durumumu biliyorsun.
    ---Canım annem benim çok sağol nasıl sevindim bilemezsin beni bu soğukta çocuklarımla yanlarında barındıramadılar.Derme çatma ev diye yaptıkları şu barakaya attılar.
    ---Üzülme sen arada gelip ben sana bakaram hemi kızım.Bizim başımız sıkıntıdan kurtulmadı ki zaten hiç.Sana iyi bit haberim var,Muzaffer Erzurum’da okuyacak artık doktorluğu kazanmış.
    ---Neee! Çok sevindim anne.Ne zaman gidiyormuş Ordu’dan oraya.Buralara da uğrar mı acaba,keşke mutluluğunu paylaşsaydım da öyle gitseydi.
    ---Gitmiş bile yavrum dün benden para istedi kayıt için parası yetmemiş.Yaz boyunca çalıştı oralarda ama kaç para kazanabilirdi ki.On koyunum vardı ya hani onları mecburen Hilmi ve Recep’le satmaya gönderdim.Koyun çok ucuzdu dediler bana beş koyun parası verdiler.Bende onu Rasim amcanla Muzaffer’e gönderdim.
    ---Allah onları ıslah etsin şu durumda yetim hakkı da yiyorlar ya ne diyeyim Rabbimden bulsunlar.Hadi gelsene eve çıkalım.
    ---Bakayım evine ama ineğe evin altında yer yapmak lazım ,onu da yapalım dedi Hamide hanım.Eve çıktılar torunlarıyla oynayıp kızıyla dersleştikten sonra Mustafa’nın da yardımıyla tahtalardan evin altına inek için yer yaptılar ve ineği oraya bağladılar.Nermin gidip gelip ineği sevip okşuyordu.Hamide hanım:
    ---Kızım ben gideyim artık evde işlerim var Hayri’ye de bakmam lazım.Gözlerine bir şey oldu ağırıyor.
    -Tamam anne çok sağol yine gel olur mu varlığından dayanma gücü alıyorum.
    ---Gelirim yavrum gelirim hadi kal sağlıcakla.Biz böyle mi durumlar atlattık sen metanetli ol hiç direncin kırılmasın yavrum.
    Serap evin önüne bahçe yapmış kendine çocuklarına yetecek kadar sebze dikmişti.Mustafa her gün ona dediği gibi ona yardıma geliyordu.Serap’ın her geçen gün karnı da büyüyordu.Köyde bir Yakup dede vardı.Serap yalnız olduğundan onun için ormandan odun getirir, her gün yetecek kadar keser evininin odununu sonra götürürdü.Mustafa ile Yakup dede Serap’ın can yoldaşı olmuşlardı.Başka kimden hayır gelirdi zaten.Hanife kadın Serap’a iftira atmaya kalkıyordu.Hatta hamile haliyle getirdiği su bidonlarını bile deviriyordu.
    Serap’ın artık günleri dolmuştu.sancıları başladı.Evde de kimse yoktu.Serap sancıları arttıkça bağırıyor Nermin ile Nevin korkup ağlıyorlardı.Epeyce bu şekilde vakit geçtikten sonra Serap tek başına doğum yapmıştı.Allah ona öyle bir güç vermişti ki o an kalkıp bebeğinin banyosunu bile yaptırmıştı.Serap’ın bir kızı daha olmuştu.Nermin’le Nevin bebeğin yanına geldiler,bebeği seviyorlardı.Çocukların da karnı açtı.Serap bir de onlara çorba yapmıştı.Sonra Mustafa geldi.
    ---Ablaaa bebek doğdu mu?Senin çocukların da senin gibi güzel oluyor.Hani nerde,kadınlar gitti mi?
    ---Kimse yok ki Mustafa tekim ben.Yalnız doğum yaptım dedi Serap.
    ---Serap abla kim banyo yaptırdı bebeği o zaman?
    ---Ben yıkadım Mustafa.
    ---Yaaa?Adı ne bu küçük meleğin?
    ---Ne koyalım adını?Nermin be Nevin’e uyumlu olsun.
    ---Hııııımmmm… Nuran olsun mu abla?
    ---Tamam onun adı da Nuran olsun.Nur yüzlü yavrum benim.
    Serap çocuklar uyurken ineğin yemini suyunu veriyor onu sağıyordu.Çocuklar uyanana kadar taş pınardan su getiriyor,bahçede yapılacak işleri yapıyordu.Sonra eve gelip sütü pişiriyor yine annesinin verdiği tavukların yumurtalarını pişirip çocuklarına hazırlıyordu.
    Serap Mustafa’ya mektup yazdırdı ona bir kızının daha olduğu haberini verdi.Köyde olanlardan bahsetti.Kendisini ayrı eve gönderdiklerini,ona hiç bakmadıklarının sözünü bile etmedi.Biz çok iyiyiz merak etmesin diye yaz dedi.
    Nami haberi alınca çok sevindi.”Yine oğlum olmamış yine olsun Serap iyi kızlarım iyi ya ona çok şükür”diye yazmıştı.Uzakta olunca doğruları düşünebiliyordu.
    Nami’nin askerliği sonunda bitmiş.Ankara’da başlayan askerliği Aydın’da sona ermişti.Memlekete dönmesine iki gün kalmıştı.Çok heyecanlıydı.Sonunda iki günde geçmiş eve gelmek için otobüse binmişti.Serap Nami’nin gelmesine iki gün var biliyordu çünkü Nami mektubunda öyle demişti.
    Nami sonunda köye varmıştı.Kimseye seslenmeden evin avlusunda şöyle bir durdu ve etrafa bakındı.
    ---Allah Allah bu evde kimin burada kim kalıyormuş dedi kendi kendine.Karısının ve çocuklarının orada olmadığını bilmeden.
    Sessizce eve girdi.Annesinin sesi ağırdan geliyordu.Serap’ı çocukları aradı evde bulamadı.Odasına girdi yatağı orada yoktu.Beşikte yoktu.çocuklara ait hiçbir eşya yoktu.Çok korktu önce,sonra koşarak ağıra gitti.
    ---Anneeee ,anneeeee! Dedi.
    ---Yavrum ,oğlum sen mi geldin,hoş geldin dedi Nazime hanım.
    ---Hoş bulduk da anne Serap,çocuklar nerede? Evde bulamadım
    --- Sorma oğlum sen gidince ben seninle durmam dedi.Biz de oraya ona ev yapmaya çalıştık dedi eliyle göstererek.
    Nami şaşkın bir vaziyette eve koştu.Evde çocuklar ve Mustafa vardı.Nermin:
    ---“Baba sen mi geldin”dedi.Koştu sarıldı babasına.Nami çocuklara sarıldı öpüp kokladı yavrularını sonra Mustafa ile görüştü.
    ---Serap nerede Mustafa?
    ---Odun getirmeye gitti gelir şimdi Nami ağbi ne yapsın attılar onu buraya sen gittikten sonra.Mektupta sana yazacaktım ama yazdırmadı Serap ablam.”Canı sıkılmasın uzaklarda”dedi.
    ---Nasıl yani annem öyle demedi.Serap oturmam ben sizinle deyince annemler yapmışlar burayı.
    ---Olur mu hiç Nami ağbi ben hep yanındaydım onun ne kadar çok üzüldü ağladı bir bilsen hem bütün köy biliyor gerçeği inanmazsan omlara sor.
    ---Ah Serap’ım şu hayatta bende güldüremedim seni deyim ağlamaya başladı Nami.
    Nevin yine camdan bakıyordu.
    ---Annem geliyor dedi babasına.
    ---Anneee , anneeee babam geldiii dedi.
    Serap elindeki odunları koşarak merdivenin dibine getirip attı ve bir taraftan üstünü silkeleyip bir taraftan yazmasını düzeltmeye çalışıyordu.Nami’de dışarı çıkmıştı.Birbirlerine özlemle sarıldılar.
    Serap çok özledim seni.Ne çok sıkıntı çekmişsin yine Mustafa anlattı.Çilekeş karıcım benim affet beni bunca zaman yaptıklarım için.Bak bundan sonra nasıl bir eş olacağım sana.
    Serap Nami’nin tutamayacağı sözlerş verdiğini biliyordu.Ama yine de o sözleri duymak onu çok mutlu etmişti.
    Nami askerden geldikten sonraki yıl içerisinde gerçekten çok iyiydi Serap’a karşı.Askerlik onu epeyce düzeltmişti.Ama gelin görün ki Hanife yengesi onun bu halinden hiç memnun değildi.Sürekli Serap’ı kötülemeye devam ediyordu.Nasılsa kaynanası da onun safındaydı artık.
    Bir yıl geçmiş Nami’nin kardeşleri Mahmut ve Kahraman’da evlenmişti.Serap Mahmut’un karısı Zekiye’den bir zarar gelmeyeceğini tahmin etmiş ama Kahraman’ın karısı Nokta’nın Hanife’ye benzediğini görür görmez ne olduğunu anlamıştı.
    Serap’a annesi güzel bir haber daha getirmişti.Kardeşi Serdar öğretmen olacaktı,Üniversite kazanmıştı.Muzaffer hem çalışıp hem de doktor olacağı günü bekliyordu.Bunları düşünmek Serap için mutluluk kaynağıydı.Hayatında ki en güzel olan iki şeyden biriydi.Çünkü kardeşlerinin doktor ve öğretmen olacak olmaları.Diğeri de şüphesiz çocuklarının varlığıydı.
    Serap; Nermin ,Nevin ve Nuran’dan sonra dördüncü çocuğuna hamileydi.Nami bu duruma çok sevinmişti.Serap’ın eski durumu hiç değişmiyordu.Fakirlik eziklik hep onunlaydı.Evdeki üvey ağabeylerinin yerini burada eltileri Hanife ve Nokta almışlardı.Serap’ın arkasından konuşmak onunla Nami’nin arasını açmaktı sanki tek görevleri.Nokta Nami evin önünden geçerken çağırdı.
    ---Nami ağbi,Serap’ın oğlan doğuracak hali yok.Sana başka birini bulalım olur mu.Nasıl kızlar var benim tanıdığım ayarlarım sana birini ağbi dedi.
    Nami bu sözleri hep duyuyordu zaten ondan.Bir şey demeden gilüp geçti evlerinin önünden.
    Nami’nin iyi tavırları zamanla değişmeye başladı.Serap hamileliğini yine sıkıntı içerisinde geçirdi.Sayılı günler yine çabuk geçti ve Serap’ın doğum sancıları başladı.Rasim amcanın karısı Asiye hanımın yardımıyla Serap bir bebek daha dünyaya getirdi.Serap’ın bir kızı daha olmuştu.Zeytin gözlü bir kızı.Kız olunca eltileri,kayınvalidesi bırakıp gidiyorlardı zaten.İsmini yine tek başına koyacaktı Serap,bu sefer Nami’yle beraber koydular adını.Dördüncü kızlarının adı Neriman oldu.Neriman gün geçtikçe büyüyor çok afacan bir kız oluyordu.Daha küçük olmasına rağmen konuşacak gibi bakıyordu insanlara.Hatta bir gün Muzaffer çocukları ziyarete geldiğinde Neriman’ın ona bakışını görünce kendisi ile konuşacak zannedip korkup kaçmıştı.Muzaffer yıllardır köye gelmemişti.Artık dayanamamış köyün yolunu tutmuştu.İki günlüğüne de olsa annesini kardeşlerini görmek istiyordu.
    Muzaffer yılların hasretini iki günde yok etmek istiyordu.Annesine sarılıyor kardeşlerinin yanına gidiyordu.Serap’ın Muzaffer’in geldiğinden hiç haberim yoktu.Muzaffer ilkokula giderken öğrendiği örümcek ile ipek böceğini anlatıyordu kızlarına,Nasrettin hoca hikayelerini.Muzaffer bunları duyunca çok şaşırmıştı.
    ---Serap abla sen hala mı unutmadın bunları diyerek ablasına sarıldı.Serap şaşırıp kalmıştı Muzaffer’i görünce şaşkın şaşkın sarıldı kardeşine.
    ---Hoş geldin kardeşim dedi.Sonra uzun uzadıya birbirleriyle dertleştiler.Lütfü artık tarlaları kardeşler arasında bölmüştü.En az yer Nami’ye verilmişti.Serap itiraz ettiyse de kimse yeniden bölme taraftarı olmadı.Serap sonucu değiştiremeyeceğini anlayınca tarlalarıyla ilgilenmenin daha doğru olacağını düşündü.O yıl tarlalara fındık ve meyve fidanları diktiler.Nami ile Serap bir kısmına buğday ektiler mısır ektiler un yapabilmek için.Serap çocuklarına bakmaya bile kıyamıyordu.Onları elinden geldiği kadar fakirlik içinde de olsa iyi yetiştirmeye çalışıyordu.Dört kızının varlığına şükrederken Allah Serap’a beşinci çocuğa şükretme fırsatı verdi.Serap beşinci çocuğa hamileydi.Günler geçmişti.Nami Samsun’a pazara meyve satmaya gitmişti.Hep Perşembe’den giderler Cumartesi gece vakti gelirlerdi.Nami’nin Samsunda olduğu bir hafta Serap hastalandı.Çocuklar korkmasın diye de onları annesine gönderdi.Mustafa ne olduğunu anladığı için annesine haber verdi.Annesi Hatice hanım hemen Serap’ın yanına gitti.Cumartesi gecesi Serap’ın bir oğlu oldu.Nami pazardan eve gelince bir bebek ağlama sesi duyduğunu sandı.Serap,bebek sesimi var? evde dedi.Gel bak sana ne göstereceğim dedi Serap.Nami bebeği görünce çok sevindi.
    ---Oyyy benim tatlı kızım,bir tanem diyerek sevmeye başladı bebeği.Serap:
    ---“Nami o kızımız değil oğlumuz”dedi.Nami bu duruma çok sevindi.Yakup dede Nami ile Serap’ı ziyarete geldi.Bebeği görünce:
    ---“Allah hepsini analı babalı büyütsün uzun ömürler versin”dedi.
    ---“İsmini koydunuz mu çocuğun” diye sordu.Serap:
    ---Yok dede koymadık.Nami önceden oğlumuz olursa Mehmet koyalım demişti.Öyle değil mi Nami?
    --- Öyleydi dede ama sen istersen bir isim daha koyalım.Yakup dede:
    ---“Uzun yaşasın,ömrü uzun olsun diye adı Mehmet Yaşar olsun”dedi.
    Sabah Nermin,Nevin,Nuran ve Mustafa’nın kucağında Neriman geldi.Nermin:
    ---“Anne bu bebek kimin”dedi.Serap:
    ---“Kızım onu baban Samsun’dan getirdi.Sepetin içine koyup getirmiş annesi babana vermiş”dedi.
    Nevin hemen bebeğe yaklaşıp:
    --- Bu bebek bizim mi artık?Yazık neden vermiş annesi onu tanımadığı birine?İnsan çocuğunu hiç verir mi hiç başkasına? Anne sen bizi hiç kimseye vermezsin değil mi?
    ---Tabi ki vermem yavrum.Ben size şaka yaptım,o sizin kardeşiniz,akşam siz annemlerdeyken dünyaya geldi.
    ---Kardeşimizmiş ablaaa!...dedi. Nuran , Mehmet Yaşarın yanına yaklaşarak.
    Çocuklar kendi kardeşleri olduğunu duyunca, bir iç çekerek sevindiler Mehmet Yaşar için. Onu sevmeye ve öpmeye başladılar.
    Mehmet Yaşar üç yaşına girmişti. Serap’ın çektiği sıkıntılar artık bedeninde sonuçlarını ortaya çıkarmaya başlamıştı. Serap, sürekli öksürüyor, nefes alamıyor ve geceleri hiç rahat uyuyamıyordu.
    Gün geçtikçe öksürüğü artmaya başlamıştı. Çocuklar annelerinin başına bir şey gelmesinden çok korkuyorlardı.
    Serap iyice kötü olmuştu, artık öksürürken ağzından kan geliyordu. İyice zayıflamış artık hiçbir şey yiyemez duruma gelmişti. Çocuklara bakmaya bile gücü kalmamıştı.
    Nami, Serap’ı doktora götürdü. Doktor,Serap’ın verem olduğunu ve hastanede tedavi görmesi gerektiğini söyledi. Serap’ı hastaneye yatırdılar. Bir ay boyunca hastanede kaldıktan sonra Serap nihayet çocuklarına kavuştu. Çocuklar özlemle annelerine sarıldılar. Anneanneleri ve teyzesi onlara bakmaya çalışmışlar ama hiç biri annelerinin yerini tutmamıştı.
    Serap hastanede kalmasına rağmen tamamen iyileşememişti. Kendini toparlamasının uzun zaman alacağını biliyordu. Küçüklüğünden bu yana çekmiş olduğu tüm sıkıntılar onun bedeninde tamiri zor yaralar açtı.
    Hanife kadınla Nokta’nın, serap’ı kötülemek için yeni bir koz geçmişti artık ellerine. Hastalığından sonra Serap için “pis veremli şey” diyorlardı. Serap onlara aldırış etmemeye çalışıyor ve:
    ----“Allah, size bir gün bu yaptıklarınızın hesabını sorar” diyordu.
    Nokta, Nami için kızlar bulmaya devam ediyordu.
    ---“Ağbi kaç kez dedim sana bu kadından sana hayır olmaz diye. Ne yapacaksın şimdi hastalıklı kadını sen? Tarlaya gidemez, çocuklara bakamaz ve evi idare edemez” diyordu.
    Serap bunların hepsinin farkındaydı. Nami’nin kardeşleri ,eşleri, annesi ne zaman bir araya gelseler Serap’la alay ediyorlardı.
    Serap’ın bitmeyen çilesi devam ediyor, eltilerinin davranışlarından dolayı sinirleri iyice bozuluyordu. Zayıflamıştı ama onları yanındayken hep daha dinç durmaya çalışıyordu. Bir gün evde yine su bitmişti,taş pınara su almaya gitti.Kaplarını su ile doldurmuştu.Son kabını suyun içinden alıyordu. O sırada Hanife kadın da gelmişti. Serap’a laf atmaya başladı.
    ----“Vah vaah bu zayıf halinle sen bu suları nasıl götüreceksin? Dur birazını dökeyim de rahat taşı” dedi ve suyun birinibiraz döküp suların içine çamur attı.Serap çok sinirlenmişti.
    ----Sen ne yaptığını sanıyorsun?
    ----“Ne yapmışım ben sana yardım ediyorum” deyip gülmeye başladı.
    Serap büyük bir hışımla tokat attı ve onu güzelce dövdü. Hanife kadın hem ağlıyor hem de oradan kaçıyordu.
    Serap suları alıp eve geldi. Olanları Nami’ye anlattı.
    Nami:
    ----“Ne diyeyim ki ben size, sizde hiç anlaşamadınız geldiğinden bu yana” dedi.
    ---Ben miyim suçlu şimdi?Geldiğimden beri bana rahat yüzümü gösterdi sanki.Sanki olayları bilmiyorsun, sen askerdeyken attılar beni buraya. Sen de böyle konuşuyor bana hak vermiyorsun ya helal olsun sana,başka diyecek sözüm yok artık.
    Geçen günler Serap’a mutluluk getireceği yerde yeni sıkıntılar getiriyordu. Serap’ın sürekli mide ağrıları vardı. O kadar çileden sonra bunlar da doğaldı zaten.
    Serap’ın ağrıları çok artmıştı. Yatakta bile yatamıyor, kendini yerlere atıp kıvranıyordu. Çocuklar annelerinin bu halinden dolayı çok üzülüyorlardı. O’nu kaybetmekten çok korkuyorlardı. Anneleri verem olunca hastanede geçirdiği iki ay bile onlara bir ömür gelmişti.
    Serap yine dayanamadığı bir ağrı ile kıvranıyordu.
    ----“Allah’ım güç ver, şifa ver artık dayanamıyorum” diye ağlıyor, feryat ediyordu. Çocukları yanına toplanıyor:
    ----“Anneciğim,anneciğimmmm ne olur iyi ol,önceki kadar bizleri yalnız bırakma, anne şimdi geçecek biraz dayan” diyerek annelerine teselli vermeye çalışıyorlardı.
    Serap’ın annesi kızının hasta olduğunu öğrenince onlara gelmişti.
    Hamide Hanım:
    ---Ne biçim insansınız siz?Öldürecek misiniz kızımı?Neden doktora götürmüyorsunuz?
    Nami:
    ----Ne olacak mide ağrısından dediydim,nerden bileydim bu kadar kötü duruma geleceğini?
    Hamide Hanım:
    ----Git çabuk bir araba bul da doktora götürelim Serap’ı.
    Nami, komşu köyden bir araba bulup geldi. Serap’ı arabaya bindirip götürdüler. Çocuklar annelerinin arkasından çok ağladılar. Nermin ile Nevin’e yine ablalık yapma görevi düşmüştü, o küçücük halleriyle.Kardeşlerini teselli etmeye çalışıyorlardı.
    ----Ağlamayın, ağlarsanız annemiz daha çok üzülür. Hatırlamıyor musunuz annemiz yine doktora gitmişti de sonra iyileşip gelmişti. Nuran hemen gözlerini daha da açıp
    --- “Yine mi çok gün orada kalacak yani?”
    ---“Yok ablacığım bu sefer çabuk gelecek, hemen iyileşecek” dedi.
    Serap artıkhastanedeydi.Serap’ın doktoru Nami’ye çok kızmıştı.
    ----Bu zamana kadar bekler mi hiç insan? Dağ başında mı kalıyorsunuz siz? Az daha öldürecekmişsiniz kadıncağızı. Serap Hanımı hemen ameliyata almamız lazım. Ameliyatı arkadaşım yapacak, umarım sonuç iyi olur!! Nami şaşkınlıkla:
    ---Ameliyat mı!!! Öldürecek miymişiz!!!
    Hamide Hanım çocuğunun halini düşünüyor içi kan ağlıyordu. Evladının bir an evvel iyileşmesi için dua ediyordu.
    Serap’ı ameliyata alalı üç saat geçmişti ama kimseden bir haber alamıyorlardı. Nami , yine yaptıklarından, tutamadığı sözlerinden dolayı pişmanlık duyuyor ağlıyordu.Hamide Hanım, ameliyat kapısının önünde Nami’yle öylece konuşmadan gözlerinden yaşlar akarak bekliyordu. Birden kapı açıldı,doktor dışarıya çıktı. Nami hemen:
    ---Doktor bey, eşim, serap nasıl?İyi değil mi? Doktorun yüzünde bir hüzün vardı. Önce bir şey diyemedi sonra:
    ---“Maalesef!!! Başınız sağ olsun beyefendi. Elimizden geleni yaptık ama eşinizi kurtaramadık. Metin olun!!” diyerek elini Nami’nin omzuna vurup gitti.
    Nami’nin de Hamide Hanımım da sanki dünyaları başlarına yıkılmıştı. Hamide Hanım:
    ---“Ah benim gün görmeyen yavrum” diye ağlıyordu. Nami’yi ise kimse tutamıyordu. Hep benim yüzümdeeeeeeen, benim yüzümdeeeeeeeeeeenn. Sahip çıkamadım dünyalar güzelime,Serap’ıma!!! Ben sensiz ne yaparım şimdi.?Niye uydum ki ellerin sözüne. Niyeeeeeeeeee?
    Nami hemşirenin yanına gitti. Eşim ,Serap’ım nerede, nereye bıraktınız onu?
    ----Morga götürdü arkadaşlar.
    ----Benim O’nu görmem lazım.
    ---- “Olmaz şimdi beyefendi” dedi.
    Nami koşarak morgun kapısının önüne gitti.Serap neredeyse yarım saattir morgdaydı. Nami onu görmek istiyordu. Morg görevlisi orada yoktu. Baktı ama serap’ı orada bulamadı. O sırada görevli geldi.
    ---Kardeşim yarım saat kadar önce eşimi buraya getirmişler, adı Serap, bana onu göster, inanamıyorum ben onun öldüğüne.
    ----Başın sağ olsun kardeş!!!Takdiri ilkahi. Kendini alıştırırsan iti olur.Olanla ölene çare yok, derler büyükler.Dediğin cesedi hatırladım. Yirmi dakika oldu geleli. Şurada bak.
    Nami Allah’a dua ediyordu:
    --Allah’ım ne olur onu bağışla!!!
    Görevli Serap’ın yüzünü açtı.
    ---Kardeş, bacım bu mu?
    ---“Evet, evet” dedi.Nami Serap’a sarıldı. Elini tuttu. Birden aklına nabzına bakmak geldi. O da nesiydi!!! Serap’ın nabzı atıyordu.
    ---“Yaşıyor,yaşıyor, Serap yaşıyor!!!! Koş kardeş koş doktoru çağır” dedi.
    Doktor: “Hasta yakınının yanılmasıdır, ama neyse ben yine de gidip bakayım da teselli veririm adama” dedi.Doktor geldi. Nami’ye acıyan gözlerle baktıktan sonra Serap’ın nabzına baktı. Şaşırdı!! Birden hemen kalp atışına baktı.Hasta yaşıyordu.
    ---Beyefendi, eşin yaşıyor.
    ---Demiştim size ölmedi O, bırakmadı beni ölmedi.
    Serap’ı hemen yoğun bakım ünitesine aldılar. Nami koşarak Hamide Hanımın yanına gitti.
    ---Anneeeeeeeee,anneee Serap ölmemiş anne yaşıyor!!!
    ----Böyle şeyin şakası olur mu oğlum? Ah yavrum keşke gerçek olsa.
    ----Anne gerçekten diyorum, Serap ölmemiş morgdan yoğun bakıma çıkardılar. Gel bak da kendi gözlerinle gör istersen!!!!!
    Hamide Hanım büyük bir sevinçle içeriye koştu.Serap’ı gerçekten yaşıyor görünce sevinçten bayıldı. Serap’ ı ameliyat eden doktor Nami’nin yanına geldi:
    ----“Nami bey, ben hayatımın en büyük hatasını yaptım. Ölmemiş bir insanı öldü sanıp morga gönderdim.Siz bakmasaydınız şu an morgda ölmüş olacaktı. Ne olu size yalvarıyorum beni şikayet etmeyin!!! Ameliyat bitmişti ama kalbi durmuştu, kalbı çalıştırmaya çalıştım olmadı. Nasıl olduysa bilmiyorum!! Belki de morgun soğukluğundan kalbi sonradan çalışmış. Eğer siz beni şikayet ederseniz beni doktorluktan atarlar. Çoluk çocuğum var. Lütfen bu aramızda kalsın. Serap Hanımın hastane masraflarının tümünü öderim. Lütfen size yalvarıyorum”
    ----Ya ben morga gitmeseydim o zaman ne olacaktı? Başkalarına da yaparsanız aynısını, o zaman ne olacak? Ben sizden şikayetçiyim.
    ----Nami bey, yalvarıyorum size , ne isterseniz isteyin benden razıyım. Ama affedin beni. Sizin sayenizde de olsa bakın eşiniz yaşıyor.Annemin, babamın bakımı, eşimin, çocuklarımın bakımı hepsi bana bağlı.Siz benden şikayetçi olursanız eğer hiç tereddütsüz atarlar beni.Allah size eşinizi bağışladı, sizde bana işimi bağışlayın ne olur?
    Bu kadar yalvarmanın üzerine Nami birden yumuşamaya başladı. Serap’ın yaşıyor olmasaydı, önemli olan diye düşündü. Doktorun eşi, çocukları aklına geldi.
    ----Tamam, sizi şikayet etmeyeceğim.Ama sakın başka bir hastanıza bunu yapmayın.
    ----Allah sizden razı olsun. Bir daha böyle bir yanlış yapar mıyım hiç. Çok teşekkür ederim gerçekten çok teşekkür ederim.
    Nami, yaptığının yanlış olduğunu biliyordu.serap’ın yaşıyor olmasından başka hiçbir şey düşünmüyordu.
    İki gün sonra Serap kendine gelmişti. Morga girdiğini hatırlamıyordu elbette ki. Doktor onunla o kadar ilgileniyordu ki diğer hastalar, hastaların yakınları bu duruma şaşırıp kalıyordu. Serap’ın karnında çok şiddetli bir ağrısı vardı.Doktorlar; zaten ölüyor diye düşünüp bağırsaklarını düzgünce yerleştirmemişlerdi. Çünkü; sancıları ara ara şiddetle vuruyordu.Kendisini inceleyen doktor, yeniden ameliyat gerekli ancak bünyenizin bunu kaldırabileceğini düşünmüyorum” diyordu.
    O gece Serap hastanedekilerin çığlıklarıyla uyandı. Her yer duman içindeydi. Hastanede yangın çıkmıştı, kimse yakınını kurtarmaya gelmiyordu. Serap:
    ---“Buradan hemen çıkmam lazım, ama kalkamıyorum” dedi.
    Kendini yataktan aşağıya attı.Yatağı epeyce yüksekti.Önce yerden kalkamayacağını düşündü.Bütün gücünü topladı ve hastaneden dışarıya çıkmak için koşmaya başladı.
    Ameliyat yarası acıyor ama o aldırış etmiyordu,aklına çocukları geliyordu.Çocukları onun en büyük güç kaynağıydı.
    Yangın kontrol altına alınmıştı.Hastalar diğer binanın yatakhanesine alındı.Serap’ın ameliyat yeri çok acımıştı.Doktor servisi gezmeye başladı.Serap’a baktı,hemen hemşireyi çağırdı;
    ---Hemşire hanım hemen hastanın pansumanını yenile yarası açılmış.
    Hemşire doktorun dediğini yaptı.Serap ilaçların etkisiyle uyuyakaldı.
    Yangın olayından sonra üç gün geçmişti.Doktor Serap’ın yanına gelip;
    ---Serap hanım iki gün sonra sizi yeniden ameliyat edeceğim bağırsaklarınızı düzgün yerleştirememişiz sanırım ağrının nedeni bu.
    ---Doktor bey,benim yangın günü koştuğumdan bu yana hiç ağrım yok.
    ---Nasıl yani?
    ---O gün önce yataktan yere attım kendimi sonrada can haliyle koştum dışarıya.O sırada kendiliğinden yerleşti demekki.
    ---Serap hanım Allah sizi ne çok seviyor. Korktuğun yangın sizi ameliyattan kurtardı. Hele daha önceki olayınız! Korkmaya başladım ben sizden…
    Doktor da Serap’ta gülüyordu.
    Serap içinden:
    ---“Çektiğim onca acının karşılığının olacağını biliyordum”dedi.
    Serap on beş gün daha hastanede kaldı.Sonra taburcu oldu.Nami ile Hamide hanım onu almak için geldiler.
    Çocuklar dört gözle annelerinin gelmesini bekliyorlardı.Beş çift göz öylece yola bakıyordu.Neriman hariç diğerleri camda beklemekten yorulmuş yatakta oynuyorlardı.Neriman karşıdan babasını,annesini gördü.Annesini gelmeyecek sanıp birden gözleri doldu.Sonra baktı ki annesi,babasının arkasından Rediye teyzesiyle geliyordu.
    ---Heeeeyy ablaaaa! Annem geliyor,anneeeeeem! Gülerek koşmaya başladı.Tabi diğer kardeşler de onun arkasından dışarıya fırladılar.En geride sadece Mehmet Yaşar kalmıştı.O da “anne anne”diyor, küçük adımlarıyla yalpalayarak koşmaya çalışıyordu.
    Serap çocuklarını görünce ağlamaya başladı.Hasretle kızlarını kucakladı.
    ---Rabbim bizi bir daha bizi hiç ayırmasın!
    Çocuklar hep bir ağızdan;
    ---“Amiiiiin! Amiiin anne” dediler.
    Serap sonra arkadan düşe kalka gelen Mehmet Yaşar’ı gördü.Koştu ve ona sımsıkı sarıldı.Çocuklarının hiçbirinin keyfine değecek yoktu.Bu onların en sevinçli günleriydi.Fakirlik bile onların boynunu anasızlık gibi bükememişti çünkü.
    Aradan dört yıl geçmişti.Serap’ın fakirlik durumundan hiçbir şey değişmemişti.Çocuklar epeyce büyümüş Nermin,Nevin,Nuran,Neriman ve Mehmet Yaşar okula başlamışlardı.Gerçi Mehmet Yaşar daha altı yaşına yeni girmişti ama birinci sınıfa gitmeye çoktandır olan hevesiyle başlamıştı.Mahallenin kızları Mehmet Yaşar’dan çok korkarlardı.Çünkü Mehmet Yaşar onları evin önündeki yoldan geçirmez,onları taşlardı.Kızlar evlerine giderken önce sağa sola bakınır,Mehmet Yaşar’ı görmeyince hızlıca koşup geçerlerdi.Hele birde yakalanmışlarsa taşları yer öyle geçerlerdi.
    Fakirlik Serap’ın yakasını hiç bırakmamışken hayat ona beş çocuk büyütme fırsatını da vermişti.Serap yıllar sonra yeniden hamile olduğunu fark etti.Buna sevindi ama ruhunun sevinçle karşıladığı bu müjdeye bedeninin dayanıp dayanamayacağını bilmiyordu.
    Nami’de Serap gibi çocukları çok seviyordu.Beş çocuğunun olması onu çok mutlu ediyordu.Önceleri kız evladı istemiyor gibi davranmıştı ama aslında ayrım yapmayan bir ruhu vardı.Bu düşünceyi ona Hanife yengesi,Nokta ve annesi aşılamışlardı.Serap’ın yeniden bir bebek müjdesi vermesi Nami’yi sevinçten havalara uçurdu.Sonra Nami birden hüzünlendi.
    ---Neyin var Nami,hamile olduğuma sevindin sanmıştım.
    ---Sevindim tabi sevinmem mi hiç? Senin sağlığın için endişelendim.Benim için en önemli şey sensin.
    ---Bir şey olmaz Allah’ın izniyle,yedi ay sonra o da olur aramızda.
    ---İnşallah Serap’ım inşallah.
    Günler geçiyor Serap’ın hamileliği sona yaklaşıyordu.Ancak Serap’ın her geçen gün ayakları,vücudu şişiyordu.Bu normal değildi.Yedi aylık hamileydi.O incecik Serap şişmiş kocaman olmuştu.Nami bu durumdan endişelenmiş,yolunda gitmeyen bir şey olduğunu sezmişti.Serap’ı doktora götürdü.
    ---Bakın Serap hanım; hamilelik sizin için büyük bir risk.Bu bebeği kesinlikle doğuramazsınız.Hamileliğinize hemen son vermemiz gerekiyor yoksa yüzde doksan dokuz sizi kaybederiz.
    ---Hayır,ben bebeğimi öldürmenize izin veremem.Ben onu doğuracağım.
    ---Siz beni anlamdınız herhalde Serap hanım.Bu bebeğin dünyaya gelmesine izin vermek sizin ölmeniz anlamına gelir.
    ---Sizi gayet iyi anlıyorum.Ne olursa olsun,isterse de öleyim ama ben bu bebeği aldırmam.
    ---Peki evdeki beş çocuğunuza da mı acımıyorsun?
    ---Ben bu çocuğu doğuracağım.Son sözümde budur.Nami, bebek fikrine sevinmişti ancak Serap’ı kaybetmeyi göze alamazdı.O yüzden;
    ---Ne olur inat etme, bizim için sen önemlisin yine var çocuklarımız.
    ---Nami,bana kimse ısrar etmesin.Ben bu çocuğu doğuracağım.Uğraşmanız nafile.Nami,Serap’ı fikrinden vazgeçiremeyeceğini anlamıştı.Annesi kardeşleri onu ikna eder nasılsa diye düşünerek Serap’ı eve getirdi.
    Eve geldiklerinde Hamide hanım çocukların yanındaydı.Serap’la Nami’yle konuştu.Olan biteni iyice dinledi.Serap’ı ikna etmeye çalıştı ama başaramadı.
    Hamide Hanım Mustafa’nın yanına gitti.Erzurum’da doktor olan oğlu Muzaffer’e ve Gaziantep’te öğretmen oğlu Serdar’a mektup yazdırdı.Serap’ı ikna edemediğini durumun çok ciddi olduğunu ve hemen gelmeleri gerektiğini söylemişti.
    Bir hafta geçmişti.Muzaffer ve Serdar ablasının yanına geldiler uzun uzun konuştular ikna etmeye çalıştılar.
    Muzaffer:
    ---“Bak abla bu bebeği muhakkak aldırman gerekiyor.İnsan kendi kendini öldürür mü hiç? Yazık değil mi bu beş çocuğa sana bir şey olacak diye içleri titriyor küçük bir kuş gibi.Nasılsa var yine çocuğun onlarla ilgilenir onları seversin.Neden inat ediyorsun ki anlamıyorum? Bir bebek için senden vazgeçmemizi nasıl istersin?
    ---Benim kararım kesin Muzaffer.Ben ölsem bile bu çocuk boşuna kimse kendini yormasın.
    Kimse Serap’ı ikna edememişti.Doğum sancıları başlamış Nami Rediye’yi de alıp doktora gitmişti.Ebe;
    ---Bu daha dört beş aylık şimdi doğum sancısı mı olur.
    Rediye;
    ---Ne dört beş aylığı kendi bilmez mi ne zamandır hamile olduğunu,çocuk doğacak sen ne konuşuyorsun?
    ---O kadar sen biliyorsan sen doğurt.Bunun doğurmasına daha çok var alın eve götürün.
    Rediye ve Nami ebeye ne kadar ısrar ettiyse de ebe bir türlü Serap’ın doğum vaktinin geldiğine inanmadı.
    O arada Serap’ın sancıları kesilmişti.Başka ebe de doktor da olmayınca mecburen köye geriye döndüler.Ertesi sabah Serap’ın sancıları yeniden başladı.Artık hastaneye götürmeye vakit kalmamıştı.Köydeki kadınların ebesi (köyün ebesi) ebe Emine’nin de yardımıyla bebek doğdu.Serap bebeğin ağlama sesini duydu.Bütün kadınlar bebeğin güzelliğini görünce şaşırıyorlardı.Bebek o kadar güzeldi ki yeni doğmasına rağmen bembeyazdı ve yumuk yumuk elleri,kolları ve ayakları vardı.Emine ebe bebeği Serap’ın kucağına verecekti.Ama Serap kendinde değildi.Seslendi seslendi ama Serap’tan ses gelmiyordu.Serap’a bir şeyler olmuştu.Oradakiler;
    ---Eyvaaaahh öldü mü yoksa dediler.
    Mehmet Yaşar elindekini kadının üstüne atıp;
    ---Benim annem ölmedi,ölmez, pis cadı kadın dedi ve ablasının yanına koşup ağlamaya başladı.Serap hiç iyi değildi.Yarım saat geçmiş halen kendine gelememişti.Çok kan kaybetmiş ve hala kaybediyordu.Bütün köy erkek kadın evin önüne gelmişlerdi.İki köy ileride birinin arabası vardı.Kimi Serap’ı doktora götürebilmek için onu alamaya gitmiş kimisi de birilerinden borç para bulmaya.Nami’de Serap’ı sarsmadan yola indirebilmek için arkadaşlarıyla annesinin evinin önüne sal yapmaya gitti.
    Nami ve arkadaşları hemen bir sal yaptılar içine battaniye,yorgan serdiler.Serap’ı sala yatırıp omuzlarında arabanın yanına götürdüler.Kamyonetin kasasını sal ile koydular.Serap’ı hemen hastaneye götürmek için elinden gelenleri yaptılar.
    Hastanede Serap’ı hemen yoğun bakıma aldılar.Çok kan kaybettiği için acil kan bulmaları gerekiyordu.Serap’ın kanı ise az bulunan O(Rh-) kan gurubuydu.Aradılar ama hastanede kimsede bulamadılar.Sonra Nami’nin aklına Serdar’ın kan grubunun Serap’la aynı olduğu geldi.Serdar’da olanlardan habersiz Gaziantep’e dönmek için Çarşamba’da otobüs bekliyordu.Nami arkadaşlarını Serdar’ın yanına gönderdi.Yarım saat sonra Serdar gelmişti ve hemen kan verdi.
    Nami ve Hamide Hanım bu durumu da sağlıkla atlatmak için dua ediyorlardı.Sonunda dilekleri olmuştu.Yirmi gün sonra Serap hastaneden çıktı ve sağ sağlim evine döndü.
    Küçük bebeğin ise daha adı bile yoktu.Köyden Dürsiye gelin onu emzirmiş süt annesi olmuştu.Böylece bebek aç kalıp ölmekten kurtulmuştu.
    Serap onu ilk kez kucağına aldı.Onu öpüp kokladı.
    ---Meleğin benim iyi ki seni aldırmamışım.Bak ikimizde hayattayız çok şükür.Nami,Rediye ve çocuklar;
    ---Bebeğin adı ne olacak dediler.
    ---Bebeğin adı deyip düşündü ve;
    ---Onun adı Gülden olsun,o Hanife kadınla Nokta,kayınvalidem beni sevmedikleri halde bana “GÜL” demiş olsunlar dedi.Serap bu ismi daha önce hiç duymamıştı.Sadece bu vakte kadar kendi hakkında hiç iyi bir şey demeyen insanların kendine “GÜL” demesi için bu ismi koymuştu.Nami, Rediye ve çocuklar Serap’ın bu açıklamasına çok gülmüşlerdi.Nami;
    ---“Benim akıllı karıcığım,nasılda kendini sevmeyenlere bile kendine iltifat ettirecek yolu bulur” deyip Serap’ın anlından öptü.
    Aradan beş yıl geçmişti.Çocuklar daha da büyümüştü.Nermin,Nevin liseye Nuran ortaokula Neriman ve Mehmet Yaşar ise ilkokula gidiyorlardı.Gülden de büyümüş beş yaşına girmişti.Gün geçtikçe daha da güzelleşmiş köyün en tatlı en şirin kızı olmuştu.Çok akıllıydı.O yıl ne yapıp etmiş beş yaşında birinci sınıfa başlamış hatta sınıfın birincisi olmuştu.Muzaffer bazen tatil için köye geldiğinde ablasına;
    ---Abla o kadar uğraştık, bebeğini aldır dedik aldırmadın.Canından geçtin ondan geçmedin.Çok şükür şimdi ikinizde sağlıklısınız ama bizi çok korkutmuştun.Sen yoksa bu kızın bu kadar güzel bu kadar akıllı mı olacağının haberini almıştın da kimsenin dediğini dinlemiyordun?
    ---Ama ben haklı çıktım Muzaffer bak.İnsan nasıl kıyardı bu ceylana.
    Gülden uzaktan dayısını dinliyor ağbisine;
    ---Ağbi dayım beni mi istemedi. Neden öyle diyor?
    ---“Yok ağbicim öyle değil annem hastalanınca öyle demişti.Sen o zaman doğmamıştın ki daha.” Deyip çocukça bir açıklama yaptı.”Gülden dayım seni çok seviyor inanmazsan kendine sor”.
    Gülden omuzlarını yukarı çekip;
    ---Bana ne işte sormam.İster sevsin ister sevmesin,annemde babamda kardeşlerimde beni çok seviyor işte.
    --------
    Aradan kocaman bir beş yıl daha geçmişti.Serap ve Nami’nin çocukları büyümüş en küçüğü beşinci sınıfa gidiyordu.Durumları düzelmeye başlamıştı.Kocaman yeni iki katlı bir ev başlatmışlardı.
    İki yıl içinde evi yaptılar ve yeni evlerine geçtiler. Köyde Liseyi bitiren tek çocuk olarak Serap’ın kızları Nermin ve Nevin vardı. Tüm çocukları gibi onlarda annesinin güzelliğini almışlardı. Köyün hem en güzel hem de akıllı kızlarıydılar. Nermin’e köyün İmamı olan Hasan bey aşık oldu. Epey uğraştıktan sonra Nermin’i ikna etti. Nermin ile Hasan bey evlendi. Köyün tüm gençleri Nevin’e aşık oldu. İbrahim’de Nevin’in gönlünü çelmeyi başarmış ve onunla evlenmişti.Nuran da liseyi bitirdi ona aşık olan Ömer’le epeyce mücadele ettikten sonra annesinin ikna olması sonucu mutlu bir evlilik yaptı.Neriman ise okuma hevesi olan bir karaktere sahipti. O da işletme fakültesini bitirdi. Şimdi kariyer sahibi taliplerini bekliyor.Mehmet Yaşar ise Ziraat Yüksek Mühendisi olup Bafra’da göreve başladı. En küçükleri olan Gülden ise öğretmen olup Çankırı’da görev yapmaktadır.
    Serap, çocuklarını düşündükçe mutlu oluyor ve gurur duyuyordu. Nami ile artık eskisi gibi huzursuzlukları kalmadı. Nami, kardeşleri içerisinde durumu en iyi ve en mutlusu oldu.
    Eski fakirlik günleri geride kaldı. Köydekiler Nami’ye “KÜÇÜK AĞA” lakabını taktılar. Boyu biraz kısa olduğundan dolayı “AĞA”” yerine “KÜÇÜK AĞA” diyorlardı.
    Günler böylece geçiyor, Serap artık bu günlerine şükrediyordu. Kendine eziyet eden insanların haline baktı ve onların hiç ilerlemediklerini gördü. Geçmiş günlerini sürekli sonra çocuklarına içi sızlaya sızlaya o kötü günleri anlatıyordu.
    Serap üvey ağabeyi olan Recep’in çok hasta olduğunun duydu. Hastaneye yanına gitti. Recep çok ağırlaşmıştı. Kanserdi ve çok ilerlemişti. Recep, Serap’a
    ----Kardeşim sen bizi affet, onca yıl size hep eziyet ettik yetim kardeşimize, analığımıza sahip çıkacağımıza hor gördük. Hakkınızı helal edin ne olur!!!!
    ---Ben helal ederim de ağbi bilmem Allah razı olur mu?
    Nami:
    ----Recep ağbi, Allah’ da affeder inşallah. Sen üzme kendini, sen iyileşmene bak!
    ----Yok Nami yok, bu hastalıktan iyileşemeyeceğim yolum yakın biliyorum artık ben. Serap’ı razı et beni öte dünyada hakta koymasın, hakkını helal etsin olur mu?
    ----Tama ağbi sen iyi ol yeter ki, hakkım helal olsun!
    Serap’la Nami karda eve dönmüşlerdi.Aradan bir hafta geçmişti ki Recep’in ölüm haberi geldi.
    Serap üvey ağabeyi için çok ağlamıştı. Ona bazen kötü davranmıştı ama kimse Rahmi ağabeyi kadar olmamıştı. O yıl içerisinde Ali ve Aslan ağabeyleri de kanserden öldü. Serap’a yapılanların bir kısmı dünyada ödeniyordu böylece.
    Bir yıl sonra Serap’ın Nermin’den Tarık adında bir torunu,Nevinden de Elvan adında bir torunu daha oldu. Serap artık kırk yaşında anneanne olmanın mutluluğunu yaşıyordu.
    Serap çocuklarına olduğu gibi torunlarına da Muzaffer’in ilkokula giderken öğrendiği örümcek ile ipek böceğini, kıskanç keçiyi, Nasrettin Hoca hikayelerini anlatıyordu.
    Aradan altı yıl geçti. Serap’ın artık iki değil beş torunu vardı.
    Nermin’in Tarık’tan başka Büşra;Nevin’in ise Elvan’dan başka Emrullah ile Rıdvan doğdu.
    Rahmi ağabeyi de artık yetmiş yaşına gelmişti. Serap artık onunla konuşuyordu. Rahmi de artık Serap’a iyi davranıyordu. Sanki geçmişte o kadar zulmü yapan o değilmiş gibi. Serap o kadar iyi kalpliydi ki yine de onun iyiliğini istiyordu, başına kötü bir şey gelsin diye asla istemiyordu. Ancak yüreği bir türlü hakkını helal etmesine izin vermiyordu. Rasim amcasının sözleri aklına geliyordu. Serap’ın, ormanda ki çalılıkta yemiş olduğu dayaklar, nasıl unutulurdu ki bu olaylar.
    Yaz mevsimi gelmişti.Serap’ın evi sevdiği insanlarla; kardeşleri, eşleri, kendi çocukları ve torunlarıyla doluydu. Birden kapı çaldı.Rahmi’nin kızı Mergübe ve Sema gelmişlerdi;
    ----Hala babam yok,babam ölmüş dediler.
    ----Yavrum bir durun sakin olun ne ölmesi.
    ---Hala babam yok, bugün gündüz vaktinden beri bak gece oldu.Haber geldi, ormanın orada çalılıkların içinde bulmuşlar. Babam orada ölmüş hala, babam ölmüş.
    ----Yok yavrum yalandır ben gidiyorum şimdi sana sağ haberini getireceğim bak.
    ----Hala boşuna gitme, ben biliyorum çocuklar oradan aradılar. Jandarma, savcı gelmiş. Babam çalılıkların içinde tek başına ölmüş.
    Sema ve ablası çok üzüldüler. Serap, Nami ve Serdar hemen arabayla dedikleri yere bakmaya gittiler. Haber ne yazık ki doğruydu.Rahmi gerçekten çalılıkların içinde ölmüştü. Gün boyunca başı yerde kaldığından da yüzü simsiyah olmuştu.Doktor kalp krizi geçirmiş diye rapor tuttu. Zaten kalp hastasıydı.
    Serap bu denli ölüme çok üzülmüştü. Yeğenlerinin, yengesinin ağlamasını, üzülmesini istemiyordu çünkü o gerçekten çok temiz ve merhametli bir yüreğe sahipti.
    ----Keşke, çok iyi olsaydı ağbimde şimdi arkasından anacağım güzel anılarım olsaydı, değil mi Nami?
    ----Öyle Serap. Ama olsun sen çok iyi bir insansın Allah senin bu iyi yüreğin sayesinde bana şu anki durumumu verdi zaten buna eminim.Sen ağbine hakkını helal et yine de azap çekmesinin sana ne yararı olur ki?
    ----Nami ben zaten hakkımım helal ettim etmesine de ben razı olsam da Allah razı olur mu sanırsın yapılan bunca eziyete? Yine de cennette olsun isterim. Yaptıklarından bu dünyada elbet bir gün de zaten pişman olmuştur.
    ----İyi kalpli sultanım benim. Eskiden bende çok çektirdim sana. Başkalarına uydum seni ezdim. Senin güzelliğini kıskandım ezdim. Bu güzellik benim deyip gurur duyacağıma ne yanlışlıklar yaptım. Hala çok güzel bir kadınsın, altı çocuk annesi olmana rağmen, o kadar sıkıntı çekmene, çektiğin sıkıntılardan dolayı o kadar hasta olmana karşın eski alımında çalımından değişen hiçbir şey yok. Bunca eziyetler bile söndüremedi gözündeki parıltıyı, yüzündeki merhameti, gülümsemeyi!!!
    ----İltifat mı bunlar?
    ----Hayır karıcığım olur mu hepsi gerçek, hem de sadece benim gözümde değil herkesin gözünde gerçek.Ve ben Allah’ın bu mucizesine yani sana artık nasıl davranacağımı çok iyi biliyorum. Sen benim en büyük gururum ve mutluluk kaynağımsın.
    Sen de benim evimin direği, gönlümün padişahı, çocuklarımın babasısın. İyi ki seninleyim. Belki cahil zamanlarımız oldu, birbirimize kötü davrandığımız günlerimiz de...Ama şimdi hepsi geçti,gençlikti bitti. Artık altmış iki yaşındayız ve bundan sonra gelen günlerin kıymetini bilme zamanı efendi…
    ----Ben seni anlatsam anlatsam bitiremem ki! Belki yılları geriye getiremem ama bundan sonrası için huzur var, mutluluk var içimde SENİ ÇOK SEVİYORUM GÖNLÜMÜN SULTANI.
    Nami ile Serap konuşuyorlar, bir taraftan da birbirlerinin gözlerine bakıp iltifatlar yağdırıyorlardı. Çocukların onları odanın kapısından izlediklerini gördüklerinde gülmeye başladılar. Büyük bir kahkaha koptu evden.Zira artık gülme zamanı idi….
    SON
    Sadiye ÖZDEMİR’in Hayatından Esinlenerek Yazılmıştır.Olaylar Ve Kişiler Tamamen Gerçektir.
    ANNEANNEM İÇİN
    TARIK KIYAK
    ARALIK 2010


      Forum Saati Cuma Mayıs 26, 2017 11:16 am