Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    ONURLU SEVDA

    Paylaş

    001001060020

    Mesaj Sayısı : 2
    Kayıt tarihi : 13/12/10

    ONURLU SEVDA

    Mesaj  001001060020 Bir C.tesi Ara. 25, 2010 3:11 pm

    Bembeyaz bu şehri karartan bir yalnızlık çöktü.Ölüm kelimesi dört harften oluşan basit bir kelime değilmiş meğer.Başa gelince anlarmış insan ölümün yıkıcı tarafını.Oysa her şey ne kadar da güzeldi,tüm cümleler onun sesinden anlamlıydı.Şimdi bana bıraktığı tek emanetle ama yine onun için yaşamalıyım.Her şey üniversite yıllarında başlamıştı.Bir gün karşıdan gelen o telefon başlayacak güzel günlerin sinyaliydi aslında.Nem tutan beyaz renkteki tavanın çatlaklarına farkında olmadan dalmışken birden bir telefon sesiyle irkildim.Arayan Onur’du ve sesi titrekti.Bir süre ses gelmedi.Tam telefonu kapatacakken varlığını hissettim.
    -Alo,Sevda.
    Şaşırmıştım ve bir anda doğrularak.
    -Efendim,dedim.
    -Kusura bakma bu saatte rahatsız etmek istemezdim ama artık dayanacak gücümde sabrımda kalmadı.Lütfen sözümü kesmeden beni dinle.Yoksa içimdeki bu sesi bir daha dinleyemeyebilirim.
    -Peki seni dinliyorum Onur.
    -Tam dört yıldır aynı sınıftayız ve hep bir şekilde senin tarafından farkında olmayı bekledim.Sana günaydın demeye bile zorlanırken şu an söylediklerim bir çılgınlık benim için ama sen beni arkadaşın olarak görsen de ben seni gönlümün en baş köşesinde dört yıldır bir yük olarak değil baş tacı olarak taşıyorum.Cevabını öğrenmek için değil sadece duygularımı öğrenmen içindi bu telefon.Çünkü kötü bir cevap geleceğini bildiğim halde bunu duymaya cesaretim yok.Lütfen beni affet.
    Şaşkınlığım bir kat daha artmıştı.Nasıl cevap vereceğimi bilmiyordum çünkü bir insanı kırmak istediğim en son şeydi.
    -Onur duygularına saygım var.Cevap vermeyeceğim seninde dediğin gibi zaten biliyorsun cevabımı.Asıl sen beni affet bu kadar güzel sözler karşısında benim söyleyecek tek güzel sözüm yok.İyi akşamlar.
    -İyi akşamlar ,dedi incinmiş bir sesle.
    Nedenini bilmiyordum ama o gün hiç uyumamıştım.Uykumu kaçıran duyduğum sözler miydi yoksa bir insanı kırmış olmam mı?Beynimi kemiren bu düşüncelerle sabahı etmiştim.Okula gitmek için yola koyulmuştum ama yol bitmek bilmiyordu.Yolların uzunluğundan değil kafamda uçuşan sorulardandı yolların bitmeyişi.Sınıf kapısına gelmiştim.O kapının ardında Onur’un olduğunu bilmek beni birisini kırmada kaynaklanan bir utanca sokuyordu.Nihayet o kapının arkasındaydım ama ne onun bana bakacak cesareti vardı ne de benim ona bakacak cesaretim.O günün akşamı kitap sayfalarını kurcalarken gözüme bir kağıt ilişti.İçinde bir şiir vardı altında ise şu isim Onur.
    Sen yoksun diye ağlarım her gece
    İsmin gelir aklıma ilk önce
    Sonra hayalin girer gözlerime
    Gözerimi kapamaya korkar oldum sayende
    Ya benden gidersen diye…
    Korkuyorum ama bilmem ki niye
    Sen hiç benim olmadın ki zaten
    Hep bir başkasıydım gözünde
    Kıymetlin olmadım gönlünde.
    Bu kadar kör müydüm kime kızmalıydım şimdi bu kadar güzel bir şekilde sevilmek kim istemezdi ki ama yinede kafam karışıktı.Ertesi gün okula ayrı bir utançla gitmiştim.Çünkü kimse beni sevgisiyle bu kadar utandırmamıştı.en yakın arkadaşım olan Ebru’yu bahçede gördüm.Elinde bir sigara vardı ve sigaranın son dumanını tüttürüyordu.Sanki çareyi onda arar gibi elinden aldım ve son dumanı içime çektim.Sonra ayağımla söndürdüm.Kafamı kaldırdığımda ise karşımda Onur vardı.Sanki sigarayı niye içtiğimi anlamıştı.Utandım.O günün akşamında yine bir not görme ümidiyle kitabı kurcaladım.Bir not vardı.Bu sefer şunlar yazıyordu:
    Geçen gördüm seni
    Elinde sigaran
    Gönlünde gizli sevdan
    Bir yabancı gibi geçtin yanından
    Kalbin tek benim için çarpsın
    O güzel gözlerin bir bana baksın
    İstedim o an.
    Ben bunları düşünürken
    Sen dumanı biten sigaranı
    Ayaklarının altında söndürüverdin
    Sanki o sönen sigaran değil
    BENDİM…
    Onur’un sevgisine olan hayranlığım daha da artmıştı.Ondan gelen notlara öyle alışmıştım ki
    ertesi günü heyecanla bekler olmuştum.Bir gün daha geçmişti.Bana bir yıl gibi gelse de sabahı etmiştim.Yemek yerken,dolmuşa binerken,sınıfa doğru yürürken tek düşüncem vardı Onur.Sınıfta ona dalmış bir halde yakaladım kendimi.Galiba o aşk denilen illete bende yakalanıyordum.O akşam yine bir not vardı.Bu sefer bendeki heyecan daha da artmıştı.Sanki not geleceğinden emin gibi sayfaları kurcalamıştım.bu sefer bir mektuptu.
    “Hayat ne tuhaf.Ben seviyorum sen sevmiyorsun.Her gittiğin yeri ve durduğun köşeyi biliyorum sen karşındaki beni bile göremiyorsun.Seni görmediğim her dakika seni özlüyorum sen yokluğumu bile hissetmiyorsun.Birbirimize çarptığımızda pardon deyip geçiyorsun ben ise saniyelikte olsa sana dokunmanın heyecanını yaşıyorum.Senin için ben bir yabancıyken sen benim her şeyim oluyorsun.Şimdi buna ister aptallık de ister aşk.Yeter ki karşında mum misali eriyen ama dağ gibi büyüyen yüreğimi gör.Ben senden ateş böceği olmanı istemiyorum sadece bana bir kereliğine de olsa bülbülün güle baktığı gibi bakmanı istiyorum.”
    Gözyaşlarım nemlendirmişti kağıdı.Bende bir cesaretle kalemi aldım ve yazmaya başladım.Kalbimden şu sözler döküldü:
    “Bülbülün kanadı kırıldı ve hayatta kalmak için çırpınırken biri ona sıcacık kalbini açtı.Eğer izin verirse o kalbin sahibi, bülbül o kapıdan içeri girip yaralarını sarmak istiyor.İzin var mı o kapı açık mı hâlâ ? ”
    Ertesi gün bir hırsız gibi Onur’un yokluğunda koyuverdim.Ona yazdığım itiraf cümlelerini...O günün akşamı gözüm telefondaydı.Sanki telefon dilsizdi.Her şey susmuş, kalbimin çarpıntısını dinliyordu.Yedi, sekiz, dokuz…Zaman geçmek bilmiyordu.Tam saat on buçukta kapının zili evin sessizliğini bozmuştu.İsteksizce kapıya doğruldum.Kapının arkasında bir çift göz bana gülerek bakıyordu. “Bu kalp sana hiç kapanmadı ki açılsın.” dedi sessizce.Onur’un boynuna atıldım, kalbimde bir hafiflik hissetmiştim.Çünkü kalbimin bir yarısı artık Onur’daydı.Giresun artık başkaydı gözümde bana.Kalbi, düşünceleri ve hayatıyla güzel bir insanı tanıma fırsatı vermişti.O gecenin sabahı erkenden uyandım.Gerçekle rüya arasında afallamıştım.Dün akşamın rüya olmasından korkuyordum.Ev arkadaşım Ebru, güzel bir kahvaltı hazırlamıştı.Sofrada zeytin, peynir, salatalık, domates, reçel vardı.Ufak bir ekmek arasına domates ve peynir koyup aceleyle hazırlanmaya gittim.Okula gitmek için sabırsızlanıyordum.Dolabın kapağını açtım, kıyafetlerimi karıştırmaya başladım.İlk önce açık renk bir kot üzerine kirli beyaz bir kazak giydim.İçime sinmemişti.Çıkarttım, siyah elbisemi giydim ama bir türlü karar veremiyordum.Gözüme açık mavi elbisem ilişti.Aldım ve denedim.Karar vermiştim, mavi elbisemi giyecektim.Saçlarımı bukle bukle yaptım ve elbisenin altına uzun çizmelerimi giydim.Artık hazırdım.Koşar adımlarla evden çıktım.Asansörde kapı komşumuz Ayşe Teyze’yi gördüm.”Günaydın” dedim.Ayşe Teyze gülümseyerek, “Günaydın kızım.” dedi ve ekledi; sende bugün bir değişiklik var, gözlerinin içi gülüyor.Kızarmıştım.Sanki her şeyi biliyor gibi geldi.Gülümseyerek, “Teşekkür ederim Ayşe Teyzeciğim, benim gitmem gerek.” dedim.Kaçar adımlarla uzaklaştım.Durağa gittim ama otobüs bir türlü gelmek bilmiyordu.On beş dakika bekledikten sonra nihayet dolmuş gelmişti.Artık okuldaydım.Bahçede Onur’u gördüm, beni bekliyordu.Birlikte sınıfa doğru yürüdük.Üç saatlik Psikoloji dersinden sonra dışarı çıktık ve kafede oturduk.Gittiğimiz kafe çok şirindi.Duvarlar ahşaptı ve eski zamanlara ait süslerle yerde kırmızı renkte minderler vardı.Cam kenarına oturduk.Pencereden kayalara çarpan dalgaları izlemek çok güzeldi.Ama manzaraların en güzeli karşımdaydı.Onur’un gözlerinde boğulmak gibisi yoktu.Sabah geçmek bilmeyen zaman şimdi de çabuk geçiyordu.Bu aralar zamanla aramız bozuk gibiydi.Üç saatlik beraberlikten sonra ev gitme zamanı gelmişti.Tokalaşıp ayrılıp.Günler böyle sürüp gitti.Her şey çok güzeldi.Ta ki Mehmet gelene kadar Mehmet bir zamanlar okulun gözde öğrencilerindendi.Uzun boylu, yeşil gözlü, buğday tenli aynı zamanda da esprili ve çalışkan biriydi.İki yıllık bir beraberlikten sonra sözlenmiştik.Herkesin gözü üzerimizdeydi.Onla bir sözlü değil, arkadaş, dost hem de iki aşıktık.Her zaman nazar değmesinden korkardım.Bu sefer korkularımda haklı çıktım.Mehmet yüksek lisans için İngiltere’ye gitmeye karar verdi.Düşüncelerini paylaşmak için beni okulun bahçesine çağırdı.Duyacaklarımdan habersiz bir şekilde tatlı bir telaşla çağırdığı yere gittim.Çok durgun görünüyordu.Sebebini sormaya cesaretim bile yoktu.Gidiyorum kelimesinden sonra sanki ben de gitmiştim oradan.Sadece onun karşısında benim suretim vardı.O konuştukça açılan yara daha da büyüyordu.Gözlerine bakamıyordum.Tam karşımda duran meşe ağacına dalıp kalmıştım.O uzun gövdesiyle hayata karşı nasılda dik ve sağlam duruyordu.Onun yerinde olmak istedim bir an.Mehmet sözlerini tamamlayınca ona dönerek;”Peki ben ne olacağım?” dedim.Verecek bir cevabı yoktu.Sadece sustu.”Anladım.” diyerek yürümeye başladım.Hemen ilerdeki banka kendimi zor attım.bacaklarım tutmaz olmuştu sanki.Ben ne yapacaktım?Bunu hak etmiş miydim?Tüm sorular ve sözler bir yana tek bir gerçek vardı o da artık biz diye bir şey kalmamış olmasıydı.Birçok çözüm yolu vardı ama o en kolayını seçmişti.Ona çok kızgındım.Aradan tam bir buçuk yıl geçmişti ve okula araştırma görevlisi olarak gelmişti.Onunla okulun merdivenlerinde karşılaştık.Üzerinde koyu renkte koyu renk bir pantolonla yeşil bir kazak vardı.Yeşil gözlerini daha da ortaya çıkarmıştı.Bakışları hiç değişmemişti.Onu görünce afalladım.Elimi kolumu nereye koyacağımı şaşırmıştım.Hiç konuşmadan yanından geçtim.Arkamdan seslendi ve,”Bir selamı da çok mu görüyorsun?” dedi.Döndüm ve,” biz bir daha merhaba dememek üzere birbirimize elveda dedik.Aradan geçen bir buçuk yıl unutturmuş sana.”dedim.”Belki haklısın seni yolun ortasında bıraktım ama bir selamı da ha etmiyor muyum?”diye cevapladı.”Sen bendeki haklarını kaybedeli çok oldu” diyerek merdivenleri ikişer üçer indim ve kendimi bahçeye attım.Gözlerimde isyan ediyordu yaşananlara…
    Kelebeğin ömrü kadar bile değilmiş mutluluk
    Ne avucunda tutabilirsin
    Ne de hissedebilirsin iliklerine kadar
    Sadece yaklaşabilirsin bir adım mesafe kadar
    Umutsuzluk, üzüntü, keder bir de yanına sabır koydun mu
    Tüm hayatını anlatmaya dört kelime yeter
    Tüm isyanlar, bastırılmış duygular
    Bir damla gözyaşında saklıdır
    Her gözyaşı dilden dökülen cümledir aslında
    Hani vardır ya
    Dilimin ucunda dersin
    Ama hep uçta kalır cümleler
    Dilin değil de gözlerin devreye girer….
    Bir zamanlar gözlerinde, sözlerinde huzur bulduğun insanın şimdi gölgesinden bile kaçmak hayatın diğer yüzü olmalı.Hayatın bana göstermediği kaç yüzü vardı acaba?Son zamanlarda iyice Onur’dan uzaklaşmıştım.Aslında o da hissediyordu ama beni kırmamak için susuyordu.Kendime kızıyordum ama düşünmeye ihtiyacım vardı.Ya beni yolun ortasında bırakıp giden sonra hiçbir şey olmamış gibi “Ben geldim.” Diyen birini seçecektim ya da aşkın en masum haliyle beni bensiz de sevebilen Onur’u.Bu sorunun cevabını yüreğime sormalıydım.Onda saklanan isim bu sorunun cevabıydı.Yüreğim bana ‘Onur’ diyordu.Aklımla yüreğimin yaptığı savaşı yüreğim kazanmıştı.Hayat bize şıklar sunar sen seçersin birini kendinden emin.Gözünden kaçan bir detay hayatını alabora ediverir.Bütün doğruların yanlışlarındır aslında.Benim yanlışım hayattaki tek doğrumu da götürmek üzereydi.Tam her şey çözüme kavuşmuşken Mehmet’in maziyi hatırlatma çabaları her şeyi tekrar alabora etti.Mehmet benim yalnız kaldığım anı fırsat bilerek benle konuşmaya geldi.Onur’u fakültenin çıkışında beklerken karşımda Mehmet belirdi.Her ne kadar ben ona gitmesini söylesem de o konuşmakta kararlıydı.
    -Mazimizin hatrına dinle beni,kendi elimle harabe ettiğim kalbini onarmak istiyorum.Lüten bir şans ver.
    Omzumu tuttu.Ben uzaklaşmaya çalıştıkça o ısrarla kaçmamı engelliyordu.Onu itekledim.ve artık gitmesi gerektiğini söyledim.Tam o sırada Onur geldi.Bir sorun çıkmasından korkuyordum.Onur’un elinden tuttum ve, “hadi gidelim lütfen” dedim.Mehmet öfkeli bakışlarını bir ok gibi bize fırlatıyordu.Oklar bir noktaya isabet etmeden Onur’u alıp oradan uzaklaştık.Sessizdik ikimizde sadece yürüyorduk.O sessizliği bir anda bozdum.
    -Özür dilerim…
    Cümlemi tamamlayamadan beni susturdu.
    -Bugün çok güzel olsun istiyorum.Tadımız daha fazla kaçmasın.Ben seni seviyorum ama en önemlisi sana güveniyorum.
    Benim yarım bıraktığım cümleyi o tamamlamıştı.Yarım saat yürüdük.Daha sonra ilerde balık tutan insanlar gördük.”Hadi biz deneyelim mi ne dersin?” dedi.Hemen emanet bir olta bulduk.İki saatin sonunda sadece iki balık tutabilmiştik.Galiba ikimizde bu konuda beceriksizdik.O günümüz Onur’un istediği gibi çok güzeldi.Aradan üç ay geçmişti ve sınav haftası gelmiş çatmıştı.İkimizin birlikte okulda geçireceği son haftaydı.Her güzel şeyin bir sonu var derler ya bende yolun daha en başından sonları düşünmeye başlamıştım.Kitabın sonu, yolculuğun sonu ya da bir filmin sonu gibi heyecanlandırmak yerine korkutuyordu bizim sonumuzu düşünmek.Dört sene bitmişti artık mezuniyetimizi kutluyorduk.Mezuniyet günü yeşil bir elbise giymiştim.Onur ise koyu renk bir kotun üzerine siyah bir ceket giymişti.O gün hiç beklenmedik bir olay olmuştu.Onur’la dans ederken kalbini tutarak yere yığıldı.Korkmuştum.Ne olduğunu anlayamadan ışıklar kesildi.Benim sevdiğim müzik çaldı ve Onur gülerek gözlerini açtı.Şunları söyledi gözlerime bakarak:
    -Kalbim şu an bir makineye bağlı çalışıyor ve o makinenin fişi senin elinde.Eğer kalbimin çarpmasını istiyorsan o fişten hiç elini çekmemen gerekiyor.Bir ömür benle yaşayıp yaşam sebebim olur musun?Benimle evlenir misin?
    -Evet deli çocuk seninle evlenirim…
    Her şey güzeldi ama bu hayatın toz pembe tarafıydı.Ben evin tek çocuğuydum.Evin hiç büyümeyen küçük nazlı kızıydım.Bu durumu aileme açmak ve onların küçük kızlarının artık büyüdüğünü kabullenmeleri zor olacağa benziyordu.Annem televizyonda en sevdiği diziyi seyretmeye dalmıştı,babam ise elindeki gazetenin spor sayfalarını kurcalıyordu.Karşılarına geçtim.Konuşmaya nerden ve nasıl başlayacağımı bilmiyordum.
    -Anneciğim,babacığım biraz konuşabilir miyiz?
    Ama yaptıkları işe öyle dalmışlardı ki beni duymuyorlardı.Cümlemi tekrarladım.Önemli bir şey olduğunu anlamışlardı.
    -Seni dinliyoruz kızım,dedi babam.
    -Şey…Aslında…diyerek kekelemeye başladım.Babam durumu anlamıştı.
    -İsmi ne? Dedi daha ben bir şey anlatmadan.
    -Kimin babacığım?
    -Evlenmek istediğin oğlanın?
    Kızarmıştım.Utangaç bir ses tonuyla cevap verdim.
    -Onur…Aynı sınıftayız ve yaklaşık iki yıldır görüşüyoruz.Bu aceleyle alınmış bir karar değil inanın.Onu yeterince tanıdığımı düşünüyorum ve onun gibi birini tanıdığım için kendimi şanslı hissediyorum.Sizin için bu zor bir durum biliyorum benim içinde kolay bir şey değil bu durumu anlayacağınızı düşünüyorum.
    Babam,anneme dönerek tebessüm etti ve şöyle cevap verdi:
    -Senin düşünmeden bir karar vermeyeceğini biliyorum kızım.Şunu unutma ki asla birini tam anlamıyla tanıyamazsın.Umuyorum ki düşüncelerinde yanılmıyorsundur.Madem onu tanıdığın için şanslı hissediyorsun kendini, biz de bu şansa nail olalım.
    Ailelerimiz tanışmak için bir gün belirlemişti.Perşembe akşamı Onur ve ailesi bize gelecekti.Heyecanımın yanında bir de endişelerim vardı.Ailelerimizin anlaşamaması düşüncesi Onur’la beni korutuyordu.Onur üç kardeşti.İki kız kardeşi vardı.Babasını dokuz yaşındayken bir trafik kazasında kaybetmişti.Bu yüzden kardeşlerine babalık yapıyordu.Onur’daki bu olgunluk belki de hayatın sillesini daha o yaşlarda yemesinden kaynaklanıyordu.Yaşıtlarının elleri sapan, misket tutarken, onun elleri çekiç tutuyordu.Amcasının yanında marangozluk yapıyor aynı zamanda okula gidiyordu.Onun hayatı benimkinin aksine daha güç geçmişti.Tanışmaya annesi ve amcasıyla gelmişti.Korktuğumuz olmadı ve ailelerimiz çok iyi anlaştı.Küçük bir nişan töreni düzenledik.Onur’la planlarımız arasında bir psikolojik danışma bürosu açmak vardı.Hayallerimize bir adım daha yaklaşmak için bir daire bulmamız gerekiyordu.Bir gün Onur’la sözleşip dışarı çıktık ve daire aramaya koyulduk.Birinci daire çok ufaktı, ikincisinin fiyatı da bizim bütçemize uymuyordu.Üçüncüsünün de yerini beğenmedik derken, bir türlü uygun bir daire bulamadık.Çok yorulmuştuk.Biraz dinlenmek için bir kafeye oturduk.İkimiz de sütlü birer kahve istedik.Daha sonra koyu bir sohbete koyulduk.Ben iki çocuk olsun, dedim; o, üç çocuk istedi.Ben evin duvarları beyaz ve turuncu olsun dedim; o, kırmızı ve beyaz olsun, dedi.Tatlı tatlı atıştık.Bunların sadece hayalde kalacağını nerden bilebilirdik.Konuşurken başımı sağa çevirdim.Tam o sırada dikkatimi Kiralık daire yazısı çekti.Onur’un kolundan tuttum.
    -Hadi kalk, gidiyoruz.
    -Nereye ?
    -Soru sorma, gel hadi.
    Koşa koşa dairenin önüne gittik.Yazıyı işaret ederek daireyi gösterdim.
    -Buraya ne dersin ?
    -Hemen sahibiyle konuşalım, derim.
    Bir çocuğun yeni bir oyuncak aldığında duyduğu sevinci ve heyecanı duyuyordum.İlanın üzerindeki telefon numarasını çevirdik.Sahibiyle şartları konuştuk.Biraz pazarlıktan sonra anlaşmaya varmıştık.Artık o dükkan bizimdi.Dükkanımız hazırdı ama içi eksikti.İlk önce duvarların rengini değiştirmekle başladık işe.Duvarların mor olmasına karar vermiştik.Ama mor rengin nevrotik duyguları açığa çıkarttığını, insanları bilinçaltında korkuttuğu tespit edilen bir renk olduğunu öğrendikten sonra mor yerine yeşili tercih ettik.Çünkü yeşil neşe ve sükûneti ifade ediyormuş.İnsana güven veren bir renkmiş.Duvarlar yeşildi, koltuklarımız siyah deriydi.Dükkanımızın her bir detayıyla tek tek ilgilenmiştik.İki haftalık hazırlıktan sonra danışmanlık büromuz hazırdı.En önemli şeyi tabelayı unutmuştuk.Onur bir tabela yaptırmak için gitti.Yakın bir arkadaşına yaptırmıştı.Siyah bir zemin üzerine altın sarısı renginde yazılmıştı yazılar.O yazıyı görmek bile beni heyecanlandırmıştı.”Aile Danışmanı Onur & Sevda IŞIK “.İşimiz hazırdı, düğünümüze ise iki ay kalmıştı.Onur’un evi vardı.Ama evin iç dekorasyonunu daha yapmamıştık.Evin her köşesinde bizim emeğimiz olsun istiyorduk.Bu yüzden her bir ayrıntıyla kendimiz ilgilendik.Bir odasını hayalimdeki gibi bembeyaz yapmıştım.Bir diğer odayı ise rengarenk yaptık.Her bir kapının ardında başka hayatlar, başka yaşamlar var olduğu izlenimini veriyordu.Televizyonun tam karşısına Onur kendi aldığı özel bir koltuk koydu.Hevesle hazırlamıştık bu evi,bu evde yaşlanacak, bu evde çocuklarımızı büyütecektik.Ben onun huysuz ve yaşlı belası olacaktım.Asıl bunların hayalde kalacağı fikri bize hayal gibi gelirdi.Çünkü biz birlikte yaşlanacak ve ölecektik.Aradan iki ay geçmişti.Düğünümüze bir hafta vardı.Gelinlik seçmek için alışverişe gittik.Bir türlü beğenemiyordum,en mükemmelini bulma isteği seçimlerimde beni hep zorlamıştır hayatta.Nihayet gelinlik bulmuştum.Hafif kabarık, uzun duvaklı ve uçlara doğru inci işlemesi olan sade bir gelinlikti.Saçlarımı dağınık bırakmıştım.Bir yandan ailemi bırakmanın hüznü bir yandan diğer yarıma kavuşmanın huzuru vardı.Düğünün ardından tam bir hafta geçmişti.Danışmanlık büromuz artık işler hale gelmişti.Psikolojik Danışmanlık için ilk olarak on sekiz yaşında bir kız geldi.İsmi Elif’ti.Üniversiteye hazırlanıyordu.Anksiyete bozukluğu vardı.sınav kelimesinin duymak bile onu heyecanlandırmaya yetiyordu.Günümüz gençleri çoğunda b sorun mevcut.Çocuklarını bir at gibi gören ailelerden kaynaklanıyordu bu sorunlar.Elif içine kapanık bir kızdı.Onunla iletişime geçmek beni zorlayacağa benziyordu.Birkaç görüşmeden sonra yavaş yavaş konuşmaya başlamıştı.Ailesinin büyük beklentileri Elif’i bu hale getirmişti.Elif’in ailesi hep üst tabaka insanlardan oluşuyordu.Annesi mimar, babası doktordu.Elif’in yaşıtındaki kuzenleri hep en iyi üniversitede okuyordu.Ailesi de ‘sen de onlar gibi olmalısın’ diyerek farkında olmadan ona zarar veriyorlardı.Ya beceremezsem ya beklentilere cevap veremesem düşüncesi onu daha da yıpratmıştı.Elif’le yaptığımız son seanstan sonra dersleri bir zorunluluk ,sınavı ise hayatın odak noktası olarak görmekten vazgeçti.Ailesi üzerinde Elif’inki kadar büyük etkisi olmadı bu seansların.Onların düşünceleri aynıydı ama ufakta olsa baskılarında bir azalma olmuştu.Elif’le görüşmemize devam ediyorduk.Bir gün bana başka bir nedenle geldi.Birine aşık olmuştu.Aşık olduğu kişi okumuyordu ve yabancı uyrukluydu.Adı Alex’ti.Alex kötü alışkanlıkları olan Elif’in aksine hareketli bir gençti.Uzun boylu, sarı saçlı, mavi gözlü ve yapılıydı.Elif çok mutlu görünüyordu.Bana unları bir danışman değil de ablasıymışım gibi anlatıyordu.Bende onu kendi kardeşim gibi sevmiştim.Bu yüzden ona zarar gelmesinden korkuyordum.Ondan uzak dur desem ters etki yapacak ona daha çok bağlanacaktı,tamam her şeyi oluruna bırak desem bu işin oluru yoktu.Onur’a Elif’ten bahsettim.Bu konu hakkında uzun uzun konuştuk ama bir çıkar yol bulamadık.O günün akşamı Onur’la eve gittik.Birlikte yemek yaptık.Menüde mantarlı tavuk sote, pilav, salata vardı.Özenerek güzel bir sofra hazırladık.Yemek yedikten sonra dışarı çıktık ve sahilde biraz yürüdük.Ertesi gün Elif son olarak seansa gelmişti.Sınava iki gün vardı.Artık kendine güvenmeyen Elif yoktu tam tersine sınavı küçümseyen ve başaracağına inanan bir Elif vardı karşımda.Yarım saatlik kısa bir görüşmeden sonra yanımdan ayrıldı.Elbette tek hastam Elif değildi ama o sanki benim olmayan kardeşim gibiydi.Ona karşı ayrı bir hassasiyetim vardı.Sınavdan çıktıktan sonra Elif beni aradı.
    -Sınavım çok iyi geçti.Bunu size borçluyum.Hukuk fakültesi hayalde kalmayacak gibi görünüyor.Çok çok teşekkür ederim.
    -Bunu ben değil sen başardın.Eğer sen kendine inanmasaydın başaramazdın.Çok sevindim sınavının iyi geçmesine canım.Umarım her şey gönlünce olur.
    -Kendine iyi bak.
    -Sende…
    Bir insana bile faydamın dokunmuş olması bana büyük bir haz veriyordu.İşler son zamanlarda daha da yoğunlaşmıştı.Onur’un hastaları benim hastalarım derken zaman hızlıca akıp gidiyordu.Annem ve babam onlara zaman ayırmadığımızdan yakınıyordu.Onların gönlünü almak için Onur’la annemlere akşam yemeğine gittik.Sevdiğimiz yemekleri hazırlamıştı annem.Sofradan kalktıktan sonra ben annemle mutfağa geçtim.Bulaşıkları yıkamaya yardım ettikten sonra kahve yaptık.Onur’la babam ise karşılıklı tavla oynuyorlardı.Keyfimiz yerindeydi.Gece annemlerde kaldık.Ertesi gün işe gitmek için yine erkenden kalktık.Güzel bir kahvaltıdan sonra yola koyulduk.İşe gittiğimizde bizi Elif’in ailesi kapıda bekliyordu.Annesi:
    -Günaydın Sevda Hanım.Sizinle önemli bir konuda konuşmam gerekiyor.
    -Günaydın tabi böyle içeri buyurun.
    İçeri girdik.Telaşlı görünüyordu.
    -Sizi dinliyorum İkbal Hanım.
    -Geçenlerde Elif’in odasını topluyordum.Bir hap dikkatimi çekti.İlk önce ne olduğunu anlamamıştım.Biraz araştırdıktan sonra uyuşturucu hapları olduğunu anladım.Elif’le konuştum ama kabullenmek istemedi.Biraz sıkıştırdıktan sonra itiraf etti.Yaklaşık 2 aydır kullanıyormuş.Ne yapacağımı bilemedim ve hemen size koştum.
    -Bu durumda benim yapabileceğim bir şey yok.Bir doktordan yardım almalısınız.Ben yine de Elif’le konuşmayı denerim.
    -Eğer doktora gidersek herkes ne der.Hemen dedikodu çıkarırlar kızları bağımlı oldu diye.Bunu göze alamam.
    -Kızınızın sağlığının daha önemli olması gerekir bu durumda.
    Çok sinirlenmiştim.Bir anne için kızının sağlığından önemli ne olabilirdi ki.Bu düşünce çok bencilceydi.Onları bir türlü ikna edememiştim Elif’i doktora götürmeleri konusunda.Son görüşmemizden sonra bir daha haber alamadım.Bir başka şizofren bir hastam daha vardı.
    Yirmi beş yaşında bir delikanlıydı.Farklı halüsinasyonlar görüyordu ve paranoit denilen bir durumu vardı.Herkesten şüpheleniyor ve onların onu zehirleyebileceğini düşünüyordu.Onu terapi için babası getirmişti.
    -Hoş geldiniz, dedim.
    Tedirgin bakışlarla bana bakıyordu.Ürkekti.
    -Gel otur Ali.
    -Gelecekler birazdan buraya hemen kaçmalıyız.Helikopterler birazdan buraya iniş yaparlar.Tarayacaklar bizi.Elizabeth’i öldürdüler şimdi sıra bende.
    -Sakin ol Ali kimse gelmeyecek.Elizabeth kim?
    -Elizabeth benim karımdı.Bir gün şatomuzdaydık ve bir anda helikopterler içinden siyah maskeli adamlar indi.Ben kaçtım ama Elizabeth güzel karım orda kaldı kanlar içinde yerde yatıyordu.Kurtaramadım.
    -Anlıyorum seni Ali üzüldüm.
    Onu daha da korkutmak istemedim.Sakinleştirmeye çalışıyordum.Bir saatlik konuşmadan sonra babası Ali’yi alıp götürdü.Bir dahaki seansımız iki hafta sonraydı.Yoğun bir iş gününden sonra Onur’la eve gittik.İkimizde çok yorgunduk ve evde yemek yoktu.
    -Onur ben hemen bir şeyler hazırlarım.Dolapta bir şeyler olacaktı sanırım atıştırmak için.
    -Sevdam bu akşam dışarı da yiyelim.Kendini hiç yorma.
    -Ne gerek var ben hazırlarım yarım saate bir şeyler.
    -Hadi dedim.Bu gün değişlik yapalım.Evlendiğimiz günden beri baş başa bir şeyler yapmaya fırsatımız olmadı pek.Bu günü tembellik günü ilan ediyorum.
    -Tamam ben hemen hazırlanıyorum.
    -Sizi bekliyorum hanımefendi.
    İkimizde gülüyorduk.Hazırlandım ve arabaya bindik.Nereye gittiğimizi bilmiyordum.Benim için önemli olan nereye gittiğim değil kimle gittiğimdi zaten.Fazla lüks değildi gittiğimiz yer ama insana huzur veren bir yapısı vardı.Deniz kokusunu içine doyasıya çekebileceğin,sıcak ve temiz bir yerdi.Balık ve salata istedik.Tatlı olarak da muhallebili kadayıf tatlısını tercih ettik.Onur’la göz gözeydik.Sohbet etmeye başladık.
    -Senden bir çocuğumun olmasını çok isterim Sevdam.Düşünsene senin gibi gülen, senin gibi bakan, saçları senin ki gibi simsiyah, gözlerine baktığında derya da boğulurcasına kapıldığın,kahkahasında huzur bulduğun.
    -Ve de senin gibi inatçı… diyerek kahkahayı patlattım.Saat çok geç olmuştu.Yemek yedikten sonra kalktık.Eve gittik.İçimde garip bir his vardı.Onur’un da dikkatini çekmişti.
    -Neyin var?
    -İçimde kötü bir his var derler ya o misal bendeki.Birazdan geçer boşver.
    -Emin misin Sevdam?
    -Evet.Tadımızı kaçırmayalım şimdi.
    Sabah olmuştu.Bu sabah kahvaltıyı Onur hazırlamıştı.Müthiş bir kahvaltı beni bekliyordu.Kahvaltı masasına oturdum.Tam kahvaltıyı yapacakken kapı çaldı.Gelen kapıcıydı ve gazeteleri getirmişti.Gazeteye göz gezdirirken gördüğüm şey karşısında yıkılmıştım.Olduğum yere çömelip kaldım.Onur ne olduğunu anlamamıştı.Gazeteyi elimden aldı ve yazıyı sesli bir şekilde okudu.”HUKUK FAKÜLTESİNİ KAZANAN E.S UYUŞTURUCU KURBANI OLDU.”Elif’ten bahsediyordu.Annesinin egoları yüzünden Elif ölmüştü.O çok istediği hukuk fakültesine gidemeden gencecik bir hayat daha yitip gitmişti.Engelleyemediğim için kendime kızıyordum.Onur beni sakinleştirmekle uğraşıyordu.Zavallı Elif arkadaş kurbanı olmuştu.Bile bile yanlışa doğru sürüklendi.O gün hiç evden dışarı çıkmadım,kendimi inzivaya çekmiştim.Onur beni yalnız bırakmadı hiç.O günün ertesi işe girmek için hazırlandık ve işe gittik.Ben kafamı bir türlü toplayamıyordum.Onur öğleyin arası işim var diyerek çıktı.Tekrar geldiğinde eli boş değildi.
    -Elindekiler ne?
    -Bilet.
    -Nereye gidiyorsun?
    -Gitmiyorum, gidiyoruz.
    Şaşkındım.
    -Nereye gidiyoruz peki?
    -Kapadokya.Her zaman merak ederdin.İkimizin birlikte geçireceği ilk tatil olacak bu yüzden çok heyecanlıyım.
    -Ben de…
    Hemen eve gidip valizleri hazırladık.Saat dört gibi yola çıktık.Suskundum yolculuk boyunca.Onur beni neşelendirmek için elide geleni yapıyordu ama boşunaydı tüm çabaları.Aklım hala Elif’in ölümündeydi.Kapadokya’ya nihayet varmıştık.Kapadokya o büyüleyici manzarasıyla bizi kucaklıyordu.Hemen bir otel bulduk ve yerleştik.Otel odası yeterince büyüktü.Yatağın siyah deriden bir başlığı vardı, duvarlar şampanya rengiydi, yetmiş iki ekran bir televizyon ve televizyonun tam karşısında ahşaptan yapılmış kırmızı minderli koltuklar vardı.Odanın bir penceresi denize bakıyordu.Onur beni memnun etmek için elinden geleni yapıyordu.Onun bu çabalarının farkındaydım elbette ama hiçbir şey bana Elif’i unutturmaya yetmiyordu.Ne olursa olsun Onur’u da mutsuz etmeye hakkım yoktu.Bende artık bu matemli yanımı bir kenara koymaya karar vermiştim.
    -Beğendin mi burayı?
    -Evet çok güzel bir yer burası.İnsana huzur veren bir yanı var.
    -Beğenmene sevindim Sevdam.
    -Hadi biraz da dışarıyı keşfedelim.
    -Biraz bir şeyler yedikten sonra çıkarız.
    -Haklısın yemek yemedik daha.
    Otelin lobisinde yemeklerimizi yedikten sonra Kapadokya’nın o büyüleyici sokaklarını gezmeye başladık.Daha sonra peri bacalarını görmeye gittik.Ürgüp gerçekten görülmeye değer bir yerdi.Bir saat kadar yürüdük.Benim yorgunluktan mı bilinmez gücüm azalmıştı.Daha Ürgüp’ün tadına varamadan otele dönmek zorunda kaldık.Çok yorulmuştum yatağa öylece uzandım.Onur da yanıma kıvrılıp uyudu.Uyanınca yemeklerimizi yedik ve son son Kapadokya’yı dolaşmaya çıktık.Ertesi gün dönme vakti gelmişti.Tekrar İstanbul’a dönmek için yola çıktık.Aksilikler peşimizi bırakmıyordu.Issız bir yola girmiştik.Aniden güm diye bir ses geldi.Ne olduğunu anlayamamıştık.Arabayı durdurduk ve arabadan indik.Yoldaki cam parçaları tekerleğin lastiğini patlatmıştı.
    -Şimdi ne yapacağız?
    -Yedek lastiğimiz var canım sen merak etme.Ben hemen hallederim.
    -Tedbiri hiçbir zaman elde bırakmıyorsun desene diyerek güldüm.
    Bir türlü lastiği takamıyorduk.Issız bir yer olduğu için başka arabalar geçmiyordu.Yardım için araba bekledik ama gelmek bilmiyordu.Nihayet bir araba gelmişti.Arabanın içinde yaşlı bir hanım, şoför makamında da yaşlı hanımın oğlu vardı.Rize’den geliyorlardı.Genç adam arabayı durdurdu ve arabadan indi.
    -Bir sorun mu var beyefendi?
    -Lastik patladı ama bir türlü takmayı beceremiyorum.Zahmet olmasa yardım edebilir misiniz?
    -Tabi ne zahmeti.
    Hemen kollarını sıvadı ve Onur’a yardım etmeye başladı.Arabanın içindeki yaşlı hanım arabadan indi.Yanıma yanaştı.
    -Selamun aleyküm kızım.Nereye gideysunuz?
    -Aleyküm selam teyzecim.İstanbul’a gidiyorduk ama aksilik bu ya lastik patladı.
    -Anladum kizum.Allah bir vesileyle bizi gönderdi demek ki.Hallederler birazdan siz de yolunuza hayirlisiyle gidersinuz.
    Lastikleri takmışlardı.Onur teşekkür etti.
    -Çok teşekkür ederim yardımlarınız için yolunuz açık olsun.
    -Rica ederiz sizinde yolunuz açık olsun.
    Nihayet eve varmıştık.Uzun yolun verdiği sersemlik vardı ikimizde de.Kapı çaldı.Annem ve babam gelmişti.İki günlük seyahat bile onların bizi özlemesine yetmişti.Yemek getirmişti annem.Elinde Onur’un sevdiği zeytinyağlı sarma birde patatesli börek vardı.Bir yandan y emeklerimizi yerken bir yandan da gezip gördüğümüz yerleri anlatıyorduk.Ertesi gün işe gittiğimizde şizofren hastam olan Ali’yi babası getirmişti.Tam seansa başlayacakken içeri Onur girdi.Ne olduğunu anlayamamıştık Ali birden sinirlendi.Çıldırmış gibiydi.Masamın üzerinde duran cam çerçeveyi yere attı.Her taraf cam kırıklarıyla doluydu.
    -Elizabeth’i öldüren işte bu adamdı.Beni de öldürmeye geldi.
    -Sakin ol Ali benim eşim sana bir şey yapmayacak.
    Tüm sözlerime rağmen bir türlü sakinleşmiyordu.Onur hemen dışarı çıktı.O da şaşkındı.Galiba Ali’nin hayalindeki kötü karakteri Onur sanmıştı.Sakinleştikten sonra babasıyla gittiler.Şizofren insanlar saldırgan olabiliyor hatta gördüğü halüsinasyonlar nedeniyle saldırganlıklar ileri boyutlara ulaşıp öldürmeye kadar gidebiliyor.O gün işin verdiği stres yüzünden çok yorulmuştum ve kendimi iyi hissetmiyordum.Eve dinlemeye gidecektim.Onur’a haber verip çıktım.O kendi hastalarıyla meşgul olduğu için benimle gelemedi.Eve gittim paltomu çıkartıp kapının yanında duran sandalyeye attım.Kendimi o kadar bitkin hissediyordum ki odaya gidemeden salondaki koltuğa kıvrıldım.Acıkmıştım, mutfağa gittim.Yemek yoktu.Tekrar koltuğa kıvrılıp uyudum.Öyle dalmıştım ki kapı sesini bile duymadım.Neyse ki Onur’un yedek bir anahtarı vardı ve kapıda kalmaktan kurtuldu.Odadan bir battaniye aldı ve üzerime örttü.Bir saat uyuduktan sonra uyandım.Onur başımda bekliyordu.
    -Sonunda uyandın uykucu.
    -Geçmişim kendimden.Ne kadardır uyuyorum?
    -Yaklaşık bir saattir uyuyorsun tabi benden öncesini bilmiyorum.
    -Yemek yapamadım evde de bir şey yok.
    -Yorgun olduğunu bildiğim için dışarıdan bir şeyler aldım.
    -Çok iyi yapmışsın canım.Peki menümüzde bugün ne var?
    Gülerek cevap verdi.
    -Pizza aldım geçen canın çekmişti ya.
    -Mis gibi de kokuyor.Ben içerden tabakları getireyim hemen.
    Yemeklerimizi yedik.Benim durumum da bir değişiklik olmamıştı.Onur’un ısrarları ile doktora gittik.Doktor tahlil istemişti.Tahlilleri yaptırdım ancak tahlilleri yarın alabilecektim.Onur’la tekrar eve gittik.Ertesi gün ben tahlilleri almak için hastaneye,Onur da işe gidecekti.Kahvaltıya oturduk.İştahım yoktu bu yüzden sadece şekersiz bir çay içtim.İçimde bir tuhaflık vardı.Hastalıktandır deyip geçiştirdim.Onur kapıdan çıkarken ona sıkıca sarıldım.Onu sevdiğimi söyledim ve gözlerinin içine son kez baktım.Hiç bırakmak istemedim.Sanki her şeyi önceden sezer gibiydim.Onur gittikten sonra sofrayı kaldırdım ve hazırlanıp doktora gittim.Biraz erken gitmiştim.Yarım saat bekledikten sonra doktorun kapısını çaldım ve odasına girdim.Tahlilleri doktora gösterdim.
    -Sorun nedir doktor bey?
    -Çok ufak bir sorun var yaklaşık olarak fasulye tanesi büyüklüğünde.
    Doktor gülüyordu ama ben hiç bir şey anlamamıştım.
    -Ne demek istiyorsunuz?
    -Hamilesiniz Sevda Hanım.
    Ayağım yerden kesilmişti adeta.Mutluluktan ne yapacağımı bilmiyordum.Elime telefonu aldım, tam Onur’u arayacakken vazgeçtim.Bunu yüz yüze söylemeliydim.Hemen bir taksiye atladım.İş yerinin önünde bir kalabalık vardı.Ne olduğunu anlamak için kalabalığa doğru yanaştım.
    -Yazık oldu.
    -Gencecik çocuktu.
    -Sorma kardeş daha yeni evlenmişti.
    Duyduğum bu konuşmalardan bir mana çıkartmıştım.Yine de aklıma gelen şeyin doğru olma olasılığını bile düşünmek istemiyordum.İçeri girdiğimde Onur yerde yatıyordu.Hemen Onur’un yattığı yere çöktüm.Onur’un başını kollarımın arasına aldım.
    -Onur sakın beni bırakıp gitme.Onur beni duyuyor musun?Konuş benimle lütfen.
    Gözlerini son kez bana çevirdi.Özür dilerim, der gibi baktı ve kollarımın arasında son nefesini verdi.Gözlerimi açtığımda hastanedeydim.Tüm bunların bir rüya olduğunu ümit ederek Onur’u sordum.
    -Onur nerde?
    Kimsenin verecek cevabı yoktu.Herkes acıyan gözlerle bana bakıyordu. Evet tüm bunlar bir rüya değildi gerçeğin ta kendisiydi.Hiçbir gerçek canımı bu kadar yakmamıştı. Kendimi yere attım ve annemin bacaklarına sarılarak haykırdım.
    -Ne olur bana gerçek olmadığını söyle.Onur ölmedi değil mi bu bir şaka?
    Annem cevap veremedi ağlıyordu.Babam beni yerden kaldırdı.
    -Gerçek olmamasını çok isterdim kızım ama elden bir şey gelmez.
    -Kim yaptı Onur’uma kim kıydı?
    -Ali...Senin hastanmış galiba.
    - Ali mi?
    Ali, Onur işyerinde tek başınayken gelmiş.Onur onu görünce şaşırmış ama panik olmaması için sakin bir şekilde Ali’yi içeri çağırmış..Kimsenin olmamasını fırsat bilip Onur’a yaklaşmış ve elinin altında sakladığı bıçağı çıkartmış. Sanki her şeyi planlamıştı.Zavallı Onur’um karşı koymaya bile zamanı olmadan bıçağı göğsünün tam ortasına yedi. Hayalindeki karısının katili sandığı için Onur’uma kıymıştı. Hayat bu kadar basitti işte bir anda her şeyini kaybedebilir hatta tüm duygularını bir insanla birlikte gömebilirsin.Onur benim neşem, ümidim, sevdamdı.Şimdi her güzel düşüncem onunla birlikte göç edip gitti bu diyardan.Sözünü her zaman tutardı ama ilk defa bana verdiği sözü tutmamıştı.Birlikte yaşlanacağız, demişti.Çocuğunun olacağını bile duyamadan Azrail’e ruhunu teslim etmişti.Israrla Onur’u görmek istiyordum.
    -Onur’u görmek istiyorum.Beni ona götürün.
    -Kızım harap ettin kendini..Bırak da Onur rahat uyusun yerinde.
    -Onur’u görmek istiyorum.Bari bunu çok görmeyin bana son kez onu uğurlamama izin verin.Ona söylemem gereken son bir şey var.
    Her ne kadar yok deseler de ısrarlarıma dayanamadılar.Beni Onur’a götürdüler.O soğuk bedeniyle öylece yatıyordu.Yanına yanaştım, ellerim titriyordu.Gülen gözlerle bana bakmasına öyle alışmıştım ki sanki derin bir uykudaymış ve gözlerini açacakmış gibi geldi.Eğildim ve gözlerine bir öpücük kondurdum.Hala bir ümit taşıyordum belki nefes alıyordur diye baktım ama yok almıyordu işte.Ölüm ona hiç yakışmamıştı.
    -Yalnız kalırım diye sakın korkma.Biliyorum sen hep beni düşürsün yine aklın bende kalır ama senden kalan bir parçan var yanımda.Sen ebediyet uykunda rahat uyu.
    Hiç ölmemiş ve karşımdaymış gibi konuşuyordum.Annem şaşkınlıkla beni izliyordu.Artık dayanamadı ve beni alıp oradan uzaklaştırdı.Son kez kafamı çevirdim, ellerimi salladım ve veda ettim.Artık tek başınaydım.İlk önce eve gittim.En az Onur’un bedeni kadar soğuk geliyordu çünkü evimizi ev yapan onun varlığıydı.Onun en sevdiği köşeye oturdum.Bakışlarımı bir noktaya yöneltmiştim.Duygularım donmuştu onun yokluğunda.Karlı bir kış sabahında giysisiz kalmıştım adeta.Onur’un ölümünden iki gün sonra onun öldüğü yere, hayallerimizle donattığımız iş yerimize gittim.Konuşmalarımızı anımsadım.O zamanlar ne kadar da mutluyduk.Masanın üzerinde duran çerçevedeki resmimize baktım.Birlikte çektirdiğimiz son resimdi.Gözlerimden istemsizce akan yaşlar yanaklarımdan süzülürken sanki yüreğimde bir yere zehir gibi akıyordu.Bir saat tek başıma oturduktan sonra kalktım ve ilk önce tabelayı söktüm.Daha sonra içinden özel bir kaç eşya aldım.Kapıyı bir daha açmamak üzere kapadım.Hatıralarımızla dolu o yerde kalmak beni daha çok üzecekti. Onur’un yokluğunu hatırlatan her şeyden kaçmak istiyordum.Bu yüzden bir devlet okulunda görev yapmaya karar vermiştim.Onur’un ölümünden iki ay sonra KPSS’ye girdim.Geçer puan almıştım.Mardin’in Midyat ilçesine öğretmen olarak atanmıştım.Annem ve babam gitmemi istemiyorlardı.Gideceğim için bana gücenmişlerdi.
    -Gitmen şart değil.Torunumuzu birlikte büyütürüz.
    -Beni anlamıyorsunuz.Sorun para ya da torununuza bakıp bakmamanız değil.Ben burada kaldığım sürece hep bir şeyler bana Onur’u hatırlatacak.Ben aslında kendimden, anılarımdan kaçıyorum.
    -Kendinden kaçarken bizi de terk ediyorsun aslında.Nasıl dayanacağız senin yokluğuna bunu hiç düşündün mü?
    -Ben Onur’un yokluğuna dayanabiliyorum üstelik onu bir daha hiç göremeyeceğimi bildiğim halde.Tatillerde gelirim bende.
    -Sen bilirsin.
    Kırılmıştı babam.Bu ayrılığı beklemiyordu..Belki onlara verdiğim cevaplar bencilceydi ama her şeye kızgındım.Sanki Onur’un ölümünden herkesi suçluyordum kendimi dahi.Babamla konuştuktan sonra bavulumu toplamak için eve gittim.Kapıdan içeri girdim ve odaya doğru yürüdüm.Dolabın üstündeki bavulu aldım.Eşyaları ayırarak bavula yerleştirirken Onur’un kazağını buldum.Kokusunu içine çektim.Hala Onur kokuyordu.Annem eşyalarını yardıma muhtaç insanlara dağıtmıştı ama bu kazak gözünden kaçmıştı.Bavulumu toplamayı bıraktım ve kazağı giydim.Yatağa uzandım.İçim geçmiş uyumuşum.Rüyamda Onur’u gördüm.Üzerinde beyaz bir gömlek vardı ve gülüyordu.
    -Sakın ağlama.Ben burada iyiyim.Sana verdiğim sözü tutamadığım için affet beni.
    Kollarımı uzattım sıkı sıkı sarıldım.Bir anda kucaklarım boş kalmıştı.Onur diye seslendim ama yoktu.Yataktan fırladım.Etrafıma baktım Onur’u arıyordum.Sonra bir rüya olduğunu fark ettim.Hemen doğruldum ve bavulu toplamaya devam ettim.Bir yandan gözlerimden akan yaşlara engel olamıyordum.Hemen bir bilet ayırttım.Üç gün sonra yolculuk vakti gelmişti.Annem ve babam beni uğurlamaya gelmişlerdi.Kırgın ve mutsuz oldukları yüzlerinden okunuyordu.Arabaya bindim.Arkama bakmaya cesaretim yoktu ama son kez döndüm ve el salladım.Annem ağlıyordu.Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra nihayet Mardin’deydim.Bir ilköğretim de görev yapacaktım.İşe kalacak bir yer bulmakla başlamalıydım.Bir öğretmenevine yerleştim.İlk önce yemek yedim daha sonra üzerimi değiştirip etrafı incelemeye çıktım.Evler oldukça eskiydi ama çok büyük ve büyüleyici konaklarda yok değildi.Görev yapacağım okulu çok merak ediyordum.Merakımı gidermek için elimdeki adresi sorarak okulu buldum.Okul bir köy yerindeydi ve çok eski görüyordu.Tek katlıydı, dışı mavi renge boyanmıştı ama duvarlar dökülmek üzereydi.Öğrencilerin eğitimi için hiç de uygun bir ortam yoktu.Beş gün sonra okulun birinci dönemi başlamıştı.İlk defa bir okulda görev yapacağım için heyecanlıydım.İlk olarak müdür odasına gittim.Müdür Bey beni öğretmenlerle tanışmam için öğretmen odasına götürdü.Öğretmenler odasında bir soba vardı.Odanın hemen ortasında yuvarlak bir masa, masanın etrafında ise beyaz plastik sandalyeler bulunuyordu.İlk olarak öğretmenlerle tanıştım.Üç tane öğretmen vardı okulda.Birinci öğretmenin adı Ümit’ti.Ümit, yirmi sekiz yaşında ve bekardı.Balıkesir’den gelmişti ve edebiyat öğretmeniydi.İkinci öğretmen Hayri Beydi.Ellili yaşlarda, iki çocuk babasıydı.Biraz sert mizaçlıydı.Tabi o sert bakışlarının altında nasıl bir insanın gizlendiği bilinmezdi.Bir diğer öğretmen ise Alev Hanımdı.Alev Hanım, kırk yaşında ve bekar bir hanımdı.İçeri girdim, biraz tedirgindim.
    -Merhaba.Ben Sevda.
    Hayri Bey hemen olduğu yerden doğruldu ama Alev Hanım pek oralı olmamıştı.
    -Merhaba Sevda.Ben Hayri Üstün.Matematik öğretmeniyim.Aslen Mardinliyim ama Bursa’dan geldim.
    -Memnun oldum Hayri Bey.Bende İstanbul’dan geldim.Rehberlik ve psikolojik danışman olarak.
    -Hoş geldiniz tekrardan.Umarım bu okulda güzel şeyler yaparız.
    -Umarım.
    Alev Hanım benle hiç konuşmamıştı.Buna bir mana verememiştim.Beni sevmemesi için bir neden yoktu çünkü beni henüz tanımıyordu.Hayri Beyle tanıştıktan sonra odadan içeri Ümit girdi.Ümit, yakışıklı biriydi.Siyah ve çekik gözleri, uzun boyu ve de gamzeleriyle her genç kızın aşık olabileceği biriydi.
    -Siz yeni gelen öğretmen olmalısınız.
    -Evet.
    -Hoşgeldiniz öğretmen hanım.Ben burada yaklaşık iki yıldır edebiyat öğretmeniyim.İsmim Ümit.
    -Bende Sevda.Psikolojik danışmanlık ve rehberlik öğretmeni olarak geldim.
    -Memnun oldum.
    -Bende Ümit Bey.
    Okul başlamıştı başlamasına ama henüz öğretmen kadrosu tam değildi.Bir İngilizce öğretmenimiz yoktu.Müdür Bey yeni bir öğretmen gelene kadar İngilizce derslerine benim girmemi rica etmişti.Bende bu ricasını kıramadım.Çok yoğun bir şekilde çalışıyordum.Aslında çalışmakla bazı gerçeklerden kaçacakmışım gibi geliyordu.Ama Onur’u unutamıyordum.Uyumak bile onu unutmama yetmiyordu çünkü her gün rüyamda Onur’u görüyordum.Bana her seferinde ağlama, diyordu. Okula gitmek için yola çıktım.Köyün o çamurlu yollarından yürüyerek yarım saate okula varmıştım.Okulun kapısında Alev Hanımla karşılaştık.
    -Günaydın Alev Hanım.
    İsteksiz bir şekilde cevap verdi.
    -Günaydın.
    Hala bir sebep bulamıyordum böyle davranmasına.Okuldan içeri girdim ve derse girmek için sınıfa doğru yürüdüm.Alev Hanım bir öğrenciyi azarlıyor hatta azarlamakla kalmıyor öğrencinin omzundan tutup onu sarsıyordu.Hemen olaya müdahale etmek için yanına gittim.
    -Sorun nedir Alev Hanım?
    -Sizi ilgilendirmez.Bu öğrenciyle aramdaki bir mesele.
    -Elbette aranızda ama bu size öğrenciye bu şekilde davranmanızı gerektirmez.
    -Öğrencilere nasıl davranmam gerektiğini sizden öğrenecek değilim Sevda Hanım.Lütfen bizi yalnız bırakır mısınız.
    Bir şey yapamadım.Oradan uzaklaştım.Bir insan nasıl olurda kendinden daha güçsüz diye bir çocuğa böyle davranır.Aklım almıyordu.Suçu her ne olursa olsun o bir çocuktu.Alev Hanım bunu göz ardı etmişti ya da etmek istemişti.Bu olay üstüne derse girdim.Konuyu anlatmaya başladım.Tahtaya kalkması için bir öğrenciyi kaldırdım.
    -Şeyma bu soruyu tahtada çözer misin?
    -Öğretmenim ben bu alıştırmayı yapamadım.
    Kalkmak istemiyordu.Israrlarıma devam ettim.
    -Şeyma ben yardım edeceğim sana.Yanlış yapman önemli değil.
    Yüzü kızarmıştı.Utangaç bir tavırla tahtaya çıktı.İlk önce soruyu yapamayacağından dolayı utandığını düşündüm ama soruyu doğru çözmüştü.Biraz dikkatli baktıktan sonra ayakkabılarının yırtık olduğunu gördüm.Evet ayakkabılarının yırtık olmasından dolayı utanıyordu.Benim onun karşısındaki mahcubiyetimi anlatmaya ise kelime yoktu.Teşekkür ettim ve yerine oturmasını söyledim.O minik yüreği ne kadar da hassastı.Sanki dünyanın tüm yıkını o ufak omuzlarında taşır gibiydi.Hayat tek şehirlerdeki o lüks yaşamlardan oluşmuyordu.Dersten çıktıktan sonra Alev hocanın azarladığı öğrenci yanıma geldi.
    -Girebilir miyim öğretmenim?
    -Tabi girebilirsin.
    -Adın nedir?
    -Dilan öğretmenim.
    -Seni dinliyorum Dilan.
    -Az önce beni koruduğunuz için teşekkür ederim.Bugüne kadar bana böyle sahip çıkan biri pek olmadı.
    -Rica ederim Dilancığım.Aslında ne olduğunu pek bilmiyorum ama ne olursa olsun bir insanın başka bir insana zarar vermeye hakkı yok diye düşünüyorum.
    -Ödevimi yapamadığım için kızdı bana Alev öğretmenim.İkinci kez yapamadığım için çok sinirlendi.
    -Peki ödevlerini yapamaman için bir sebep var mıydı?
    -Öğretmenim babam ben altı yaşındayken ölmüş.Annemde geçen sene hastalandı.Bu yüzden ufak kardeşime ben bakıyorum.Annem evde el işi yapıyor.Bende onları pazar yerinde satıyorum.Kardeşim Suat bir haftadır hasta yatıyor bende sabaha kadar başında bekliyorum.
    Gözlerim dolu doluydu.Bu kadar küçük yaşta hem anne olmuş, hem baba.Yani çocuktan başka her sıfatı vardı.
    -Annenle tanışmaya bir gün size gelebilir miyim Dilancığım
    -Tabi öğretmenim.Annemde çok sevinecektir.
    Odadan çıkan sanki dokuz yaşındaki bir çocuk değil otuz yaşındaki bir kadındı.Duruşunda, bakışında, konuşmasında bile bir olgunluk vardı.O gün ders çıkışı bir dükkana gittim.Onur’la bankada bir miktar paramız vardı.Ev almak için biriktiriyorduk.O paranın bir kısmıyla çocuklar için ayakkabı, mont ve okul eşyası aldım.Onur da burada olsaydı hiç düşünmeden bunu yapardı emindim.Ertesi gün okuldaki öğrencilerin hepsine aldığım hediyeleri dağıttım.Onlara Onur adında birinin bunları hediye olarak gönderdiğini söyledim.Çocukların birinin yüzünü güldürmek bile bana yetiyordu.Mahcubiyetleri yanında mutlulukları da vardı.Mutluluğun tablosu karşımda belirdi o an.O tablonun içinde Onur’un da katkısı vardı.
    O gün Dilan ile birlikte yaşadığı yere gittik.Kapıdan içeri girdim.Yerler betondu ve duvarlar rutubetten dökülmek üzereydi.Dilan bana büyük bir coşkuyla yolu gösteriyordu.Salonda köşe de bir kahverengi bir minder, minderin hemen yanında ise bir sehpa vardı.Annesi minderin üzerine oturmuş elindeki oyayla uğraşıyordu.Beni görünce hemen oturduğu yerden kalktı.
    -Hoşgeldiniz hoca hanım.
    -Hoşbuldum teşekkür ederim.
    -Kızım geleceğinizi söyledi ama bugün geleceğinizi bilmiyordum.Kusura bakmayın hazırlık yapamadım.
    -Rica ederim.Bir çayınızı içsem yeter.
    Kadın utanmıştı ama benim utancım daha fazlaydı.Çünkü evlerinde çay yoktu.
    -Çayımız bugün bitmiş isterseniz Dilan’ı hemen gönderip köşedeki bakkaldan aldırayım.
    -Zaten midem kötü bu aralar bir bardak su alsam yeter bana.
    Dilan hemen bir bardak su getirmişti.Suyu içtim ve Dilan’ın annesi Selma Hanımla sohbet etmeye başladık.
    -Eşinizi kaybetmişsiniz başınız sağolsun.
    -Sağolun hoca hanım.Eşim tır şoförüydü.Üç yıl önce Suriye’ye mal taşırken teröristler önünü kesmiş.Arabadan indirmişler ve kaçmasına fırsat kalmadan kurşuna dizmişler.
    -Tekrar başınız sağolsun çok üzüldüm.
    -Bende eşimin ölümünden bir yıl sonra rahatsızlandım.İlk zamanlar iki gün evlere temizliğe gidiyordum.Diğer kalan günlerde ise bir iş yerinde yemekhanede aşçılık yapıyordum.Kendime üzüldüğümden anlatmıyorum yanlış anlamayın.Ben şu sübyanlara acıyorum.Zavallı Dilan’ım evin tüm yükünü tek başına taşıyor.
    -Siz üzülmeyin Selma Hanım ben elimden geldiğince size yardımcı olmaya çalışacağım.
    -Sağolun hoca hanım.Herkes sizin gibi olsa keşke.Bize sahip çıkmak yerine fırsat kollayıp bu durumumuzdan faydalanmaya çalışanlar var.
    Biz konuşurken içeri küçük Suat girdi.Zeytin gibi gözleri, minnacık elleri, ayaklarıyla her şeyden öyle habersizdi ki.Suat’ı kucağıma alıp biraz oynattıktan sonra kalktım ve eve gittim.Bütün gece uyuyamamıştım.Ben sadece bir ailenin kötü durumuna şahit olmuştum ama böyle zor şartlarda yaşam mücadelesi veren binlerce kişi vardı.Ertesi sabah okula gittiğimde okulda Ümit’le karşılaştım.Öğrencilere yaptığım yardımdan dolayı bana teşekkür etmeye gelmiş.Biraz ayaküstü sohbetten sonra ders için sınıflara gittik.Tam o esnada Alev Hanım köşede bizi izliyordu.Tuhaf bakışlarla bizi süzdü.Dört aylık hamileydim ve karnım iyice belirginleşmeye başlıyordu.Bir öğrencim bana gül getirmişti.Minnacık yüreğinden kopan güllerdi onlar.Kendi bahçelerinde yetiştirdiği gülleri getirmişti.Elimdeki güllerle sınıftan çıkarken Ümit bana bir şey sormak için durdurttu.Ayaküstü konuştuktan sonra ben odama geçtim.Aradan üç gün geçmişti.Okulda koridorda gezinirken iki öğrencimin konuşmalarına kulak misafiri oldum.
    -Biliyor musun Ümit hoca, Sevda hocaya gül almış.
    -Kim söyledi?
    -Geçen Alev öğretmen, Hayri öğretmene anlatırken duydum.
    -Yakışıyorlar ama.
    -Evet yakışıyorlar.
    Duyduklarım karşısında çılgına dönmüştüm.Nasıl olurda böyle çirkin bir iftira atabilirlerdi.Hemen hesap sormak için Alev hocanın yanına gittim.
    -Duyduklarım doğru mu?Hayri Bey’e Ümit ile aramda bir şey olduğunu mu söylediniz?
    -Doğru değil mi?Her fırsatta berabersiniz.
    -Tabiki de doğru değil.Bunu nasıl düşünebilirsiniz.Üstelik doğru olup olmadığını bana sorma zahmetinde bile bulunmadan bu şekilde beni yargılamanız çok yanlış.
    Öfkemi püskürdükten sonra tekrar odama gittim ama bir türlü sakinleşemiyordum.İnsanlar ne kadar da acımasızdı.Tam o sırada Dilan odama geldi.Çok sinirli olduğum için ona çıkmasını söyledim.Sinirim geçince ona öyle davrandığım için pişman olmuştum.Dilan’ı buldum ve konuşmak istediği şeyin ne olduğunu sordum.Çekinerek kardeşinin hastalandığını ve doktora götüremediklerini söyledi.Hemen Suat’ı doktora götürmek için evin yolunu tuttuk.Eve vardığımızda Suat ateşler içinde yanıyordu.Derhal alıp onu hastaneye götürdük.Küçük Suat artık iyiydi.Suat’ı eve bıraktıktan sonra tekrar okula gittim.Ümit olanları duymuştu.Bundan dolayı çok mahcuptu.Benimle konuşmaya geldi.
    -Çok üzgünüm Sevda.Böyle olmasını istemezdim.İnan olanlardan dolayı bende çok zor durumda kaldım.En çok da senin adına üzüldüm.
    -Senin bir suçun yok bu olayda, bunu biliyorum.İçin rahat olsun.Asıl suç insanları bu kadar kolay karalayabilen kalbi yosun bağlamış insanların.
    O gün eve giderken içimde bir huzursuzluk vardı.Daha önce böyle bir iftirayla karşı karşıya gelmemiştim.Eve varmıştım düşünceler içinde.Kapıyı açmak için anahtarı çantamdan çıkardım ama anahtarla bir türlü açamıyordum.Elim titriyordu.En sonunda açmıştım kapıyı.Kapıda girdiğim dakika telefon çaldı. Arayan annemdi.Annemin araması bana biraz teselli vermişti.Yarım saatlik konuşmadan sonra telefonu kapadım.Sonra kafamı çevirip etrafıma baktığımda çok yalnız olduğumu hissettim.Yaşlar gözümden istemsizce akıyordu.Sonra Onur’un şiirlerinden oluşan defteri elime aldım.Sayfaları karıştırırken bir şiir dikkatimi çekti.
    Yalnızlık bir oda içinde tek kalmak mıdır?
    Ya da isteyince dayanacak bir omuz bulamamak mı?
    Tanımı yoktur aslında,
    Yalnızlığı yaşamadan adını yalnızlık koymak ne kadar da saçma
    Milyonlarca çarpan kalpten biride senin için çarpıyorsa
    Binlerce gözden birinde senin için yaş varsa
    Yüzlerce sesten biri sana hatırını soruyorsa
    Sen yalnızlığı tatmamışsın arkadaş
    Üzüleceğine yalnızım diye
    Dön de bir daha bak çevrene
    Sıkı sıkıya sarıl sevdiğine
    Ve bir dua gönder
    Gerçekten yalnızlığı bilenlere.
    Gözlerimden yaşları sildim ve Onur’un da dediği gibi sıkı sıkıya sarılmalıydım sevdiklerime.Şu an bedenen yanımda olmasalar da ruhen hep benimleydiler.Aradan iki hafta geçmişti.Okuldaydım.Ümit odama geldi ve benle konuşmak istediğini söyledi.
    -Biraz konuşabilir miyiz Sevda?
    -Tabi buyur.
    -Yok burada değil.Müsaitsen dışarıda bir yerde oturabilir miyiz?
    -Önemli bir sorun yok değil mi?
    -Yok sadece sana anlatmak istediğim bir şeyler var.
    -Tamam çıkalım hadi.
    Üzerime montumu aldıktan sonra çıktık.Bir çay bahçesine oturduk.Ümit elindeki anahtarlıkla oynuyordu.Bir türlü konuşmaya başlayamadı.
    -Seni dinliyorum Ümit.
    -Aslında zor bir konuşma olduğu için lafa başlamaya korkuyordum.
    -Açıkçası beni meraklandırdın.Nedir seni bu kadar tedirgin eden mevzu?
    -Aslında bizim hakkımızda çıkan dedikoduların bir gerçeklik payı var.
    -Nasıl yani?
    -Sana sadece bir meslektaş gözüyle bakmıyorum.Aslında…
    Konuşmanın devamını tahmin etmiştim.Konuşmasına daha fazla izin vermedim.
    -Ümit bu konuşmanın nereye gideceğini tahmin ediyorum.Ama senin bilmediğin şeyler var sen konuşmanı tamamlamadan ben söyleyeceklerimi söyleyeyim.Ben eşimi kaybettim ve şu anda ondan bir parça taşıyorum.
    -Bunları ben bilmiyordum ama bunları bilmek benim düşüncelerimi değiştirmedi.
    -Ben hala eşimi seviyorum ve onu severken başka birine ümit vermek ona haksızlık olur.
    -Bırak da Sevdanın ümidi ben olayım.
    -Ben ümidimi yitireli çok oldu.
    Bu konuşmanın ardından bir hafta geçmişti.Karnım daha da belirginleşmişti.Hamile olduğum artık anlaşılıyordu.Bir gün okula gittiğimde herkes tuhaf bakışlarla beni süzüyordu.Ne olduğunu anlayamamıştım.Alev Hanım müdürle hararetli bir şekilde konuşuyordu.Müdür Bey beni odasına çağırdı.
    -Duyduklarım doğru mu Sevda Hanım?
    -Duyduğunuz şey nedir?
    -Ümit Beyden hamile olduğunuz söylentileri geziniyor.Bunların öğrencilere kötü örnek olacağı göz ardı edilmez bir gerçek.
    -Sizin söylediklerinizi kulaklarınız duyuyor mu?Bu nasıl bir ithamdır.Hamile olduğum doğru ama Ümit Beyden değil ölen eşimden.Eşimi yakın bir tarihte kaybettim.
    Müdür utanmıştı.Özür diledi.Ben ağlayarak odadan çıktım.İnsanlar ne kadar da acımasızdı.Hemen Alev öğretmeni hesap sormak için buldum.Bir sigara yakmış bankların birinde oturuyordu.Bir yandan da o ateş kızılı saçları rüzgarda uçuşuyordu.Yanına yanaştım, çok öfkeliydim.
    -Bu kadar çirkin bir iftirayı bana atmanıza sebep olan şeyi gerçekten çok merak ediyorum.
    -Neden bahsediyordun sen?
    -Adım gibi eminim ki şu anda neden bahsettiğimi gayet iyi biliyorsunuz.Böyle bir iftirayı atan biri bu dediğimi anlamamış olmaz.Siz çok zeki bir insansınız Alev Hanım.Bu demek istediğimi gayet iyi biliyorsunuz.
    Susuyordu.Bıyık altından güler gibiydi.Bakışlarında bir alay vardı.
    -Madem anlamadınız ben anlatayım.Benim Ümit Beyden hamile olduğum dedikodusunu sizin çıkarttığınızı biliyorum.
    -Dedikodu ise bu karnındakinin babası kim?
    -Hiç benim evli olabileceğim düşüncesini aklınızdan geçirmediniz mi peki?
    -Sen evli değilsin ki.
    -Evliydim ama.Eşimi kaybedeli çok olmadı.Karnımdaki o masumun babası da ölen eşim.
    Onun da bir utanma duygusunun olduğunu o an anlamıştım.Utandı ve başını öne eğdi.Bu olayların üzerinden tam üç ay geçmişti.Evde tek başıma oturuyordum bir anda sancılarım artmıştı.Galiba doğum vakti gelmişti.Ne yapacağımı bilemedim, çok korkuyordum.Hemen Ümit’i aradım.Ümit hemen beni hastaneye yetiştirmişti.Onur’umun bana bıraktığı emanet nihayet kucağımdaydı.Bu bir mucize olmalıydı.Kucağımda bir mucizeyi kucaklıyordum.Ağladım.Adını Onur koydum.Babasının ismini taşıyacaktı.Benim küçük Onur’um o küçük gözleriyle nasıl da bakıyordu.Hayatı tanımaya çalışır gibiydi.Annem ve babam haberi alınca hemen geldiler.Küçük Onur’umun odasını hazırlarken büyük bir heyecan içindeydim.Hiç yorulduğumda bu kadar mutlu olmamıştım.Onur’la zaman çok hızlı akıyordu.Onur’un doğumdan tam üç sene geçmişti.Bir yandan da Dilan ve Suat’a yardımlarımı sürdürüyordum.Suat, Onur’u kıskanıyordu.Artık onu sevmeyeceğimi düşünüyordu.Bir gün Onur’a onun bakacağını söyleyerek ona emanet ettim.Yemeğini yediriyor, düşmemesi için elinden tutup gezdiriyordu.Ağabeylik yapıyordu.Onu sahiplenmişti.Artık onu kıskanmak yerine koruma içgüdüsüyle yaklaşıyordu.Onur babası olmayan bir çocuktu.Bu yüzden bazı zorluklarla karşılaşıyordu.Özellikle akranları tarafından bazı kötü muamelelere maruz kalıyordu.Bir gün sokakta oynarken Onur’u dışlamışlar.Onur oyuna girmek istemiş bu seferde onu itekleyip gitmesi gerektiğini söylemişler.Onur ağlayarak eve geldi.
    -Oğlum neden ağlıyorsun?
    -Beni oyuna almadılar anneciğim.
    Hemen onu kucakladım ve öptüm.
    -Sende Suat ağabeyinle oynarsın olmaz mı?
    -Olur olur.Suat ağabeyim nerde?
    -Bilmiyorum oğlum.İstersen seni ona götüreyim ne dersin?
    -Tamam anneciğim hemen üzerimi giydir.
    Çocukları mutlu etmek çok kolaydı.Onlar ufak şeylerle mutlu olmayı bilen aynı zamanda ufak şeylerden incinen yapıdaydılar.Hemen Onur’un üzerini değiştirip onu Suat’a götürdüm.Suat açmıştı kapıyı.Bizi görünce gözleri parladı.Hemen içeri buyur etti.
    -Hoşgeldin Sevda abla.
    -Hoşbuldum canım.Onur seninle oynamak istedi.Bende aldım getirdim.
    -Gel bakalım Onur.
    İçeri girdim.Selma Hanım içerde oturuyordu.Dilan da annesinin yaptığı oyaları satmak için pazar yerine gitmişti.Onur ile Suat oynarken bir anda Suat bir hışımla dışarı çıktı.Vücudu küçük bir çocuk gibi görünse de yüzündeki ifade büyük bir adamın mimiklerine benziyordu.Meraklanmıştık annesi ve ben.
    -Oğlum nereye gidiyorsun?
    -Hemen geleceğim anne.
    Doğru düzgün cevap bile vermeden ayakkabılarını giydiği gibi fırladı.Yarım saat sonra döndüğünde ise yüzünde bir morluk vardı.Korktuk hemen dolaptan bir buz alıp şişin üzerine koyduk.
    -Suat ne oldu sana?Kim yaptı bunu?
    -Onur’u oyuna almayan çocuklar.
    -Sen nerden biliyorsun.
    -Onur anlattı.Bende derslerini vermek için gittim.
    Hayretler içindeydim.O ufak Suat oğluma ağabeylik yapıyordu.Gözlerim doldu.
    -Biliyorum Onur’u çok seviyorsun ama kavgayla hiçbir şeyi çözemezsin.Eğer hayatındaki her zorlukla bu şekilde başa çıkmaya çalışırsan hep kaybeden taraf sen olursun.Dövüşü kazansan bile.
    Dikkatle beni dinliyordu.Tamam der gibi kafasını salladı.Oradan ayrıldıktan yolda Ümit ile karşılaştık.Ümit yaşadığımız o kötü olaydan sonra bana zarar gelmemesi için tayinini başka bir okula aldırmıştı.
    -Merhaba Sevda.
    -Merhaba Ümit.
    -Görüşmeyeli nasılsın?
    -İyiyim teşekkür ederim.Peki sen yeni yaşamında mutlu musun?
    -Benim yaşamımda bir değişiklik olmadı sadece hayatımdan bazı şeyler eksildi.Oğlun çok büyümüş.
    Onur beni eteğimde çekiştiriyordu.
    -Anneciğim hadi gidelim.
    Ümit Onur’un başını okşadı ve yanağına bir buse kondurdu.
    -Senin adın ne bakalım?
    -Onur.
    -Benim adımda Ümit küçük bey.Tanıştığıma memnun oldum.
    -Bende.
    Ümit gülümsedi.Daha sonra ikimizde yolumuza devam ettik.Henüz evlenmemişti ne tuhaf.Onun sevgisine karşılık veremezdim çünkü bu Onur’uma haksızlık olurdu.Benim kalbimde iki Onur olacaktı ebediyete kadar.Bir başkasına yer vermek en başta kendime ihanet olurdu.Ümit ile vedalaştıktan sonra eve varmıştım.Onur’a yemek hazırladım.Birlikte yemek yedik.Zaman Onur’la çok çabuk geçiyordu.O benim tüm acılarımı neşeye, ümitsizliklerimi ümide çevirmişti.Onur’un okula başlama yaşı gelmişti.Onu mavi önlükler içinde görmek beni çok heyecanlandırmıştı.Suat abisi onunla hep ilgileniyordu.Okulda onu tek bırakmıyordu.Sanki iki kardeş gibiydiler.Biri düştüğünde diğerinin de canı acıyor, biri sevindiğinde diğeri de aynı sevinci paylaşıyordu.İkisinin de çocukluklarıyla delikanlılık zamanları arasında ki süreyi anlayamamıştım.Ya zaman çok hızlıydı ya da biz zamanı fark edemiyorduk.İkisi de kocaman adam olmuştu adeta.Suat siyah çekik gözleri ve uzun boyuyla çok göz alıcı bir delikanlı olmuştu.Onur ise tıpkı babasına benziyordu.Bazen onu babası zannediyordum. Hiç ölmemiş ve karşımdaymış gibi.Bir gün Onur geldi ve bana bir kıza aşık olduğunu söyledi.Benim küçük oğlum ilk defa aşık olmuştu.Sınıfındaki bir arkadaşını seviyordu.Kızın adı Ceylan’dı.
    -Anne, her gün onu görmek istiyorum.Her gördüğümde elim ayağım dolanıyor birbirine ve sesim hiç çıkmayacakmış gibi tutulup kalıyorum.Sence bunun adı nedir?
    -Aşk oğlum aşk bunun adı.
    -Ben aşık mıyım şimdi.
    Gülüyordu.
    -Peki ne yapmalıyım şimdi?
    -Gir ona sevdiğini söyle ve açık açık anlat hissettiklerini.
    -Hemen söyleyeceğim anne.Umarım olumlu olur cevabı.
    -Umarım oğlum.
    Zıplaya zıplaya yerinden kalktı ve sevdiği kıza gitti.Kıyafet seçemiyordu.Bütün dolabı alabora etmişti.Gençliğin verdiği tatlı heyecanlar olmalıydı.Onur hazırlanıp çıktıktan sonra Suat geldi.Benimle konuşmak istediği bir şey varmış.Utanıyordu.
    -Sevda abla seninle bir şey konuşmam gerekiyor.
    -Seni dinliyorum Suat.
    -Şey aslında ben…Ben birine aşık oldum.
    -Sende mi Suat? Dedim gülerek.
    -Başka kim aşık ki?
    -Boşver seni dinliyorum.
    -Ben alt sınıflardan bir kıza aşığım ama bir türlü ona açılmıyorum.
    -Adı neymiş bu şanslı kızın.
    -Ceylan.Onur’un sınıfında aslında.
    Şaşkınlığımı gizleyemiyordum.Onur ve Suat aynı kıza aşık olmuşlardı.Bu çok fena bir durumdu.Ne söyleyeceğimi bilemedim.
    -Ne oldu Sevda abla.Neden şaşırdın ki bu kadar?
    -Yok şaşırmadım canım.
    Biz tam konuşurken Onur geldi.Çok mutlu görünüyordu.Suat’ı görünce ona selam verdi.Büyük heyecanla bize olanları anlatmaya başladı. Onur’un mutluluğu artarken Suat’ın yüzündeki heyecan yerini kedere bırakıyordu.Tam ben Onur diye çıkıştığımda Suat beni susturdu.Onur’a döndü,
    -Çok mutlu oldum Onur.
    -Sağol Suat ağabey.
    Suat her zamanki gibi ağabeyliğini yapıyordu.Onur için kendi aşkından vazgeçmişti.Suat, omuzlarını silkerek kalktı.Konuşmaya gücü yoktu.Sesi t

    001001060020

    Mesaj Sayısı : 2
    Kayıt tarihi : 13/12/10

    ONURLU SEVDA-2

    Mesaj  001001060020 Bir C.tesi Ara. 25, 2010 3:20 pm

    .Sesi titrek bir şekildeydi.
    -İyi akşamlar dedi.
    Onur ondaki tuhaflığı fark etmişti.
    -Anne Suat ağabeyimin nesi var?
    -Biraz rahatsızmış oğlum
    Bu olay üzerinden tam bir ay geçmişti.Onur’la evde oturup televizyon izlerken bir anda Selma Hanım kapıyı çaldı.Çok korkmuştu ve nefes nefese kalmıştı.
    -Selma Hanım dur sakin ol neyin var?
    -Eve eli silahlı adamlar geldi.Suat da evdeydi.Suat’ı zorla alıp götürdüler.Bir şey yapamadım.
    -Gel içeri de güzelce bir anlat.
    Suat’ı kaçırmışlardı.Kim olduğunu, Suat gibi mülayim bir çocuktan kimin ne isteyeceğini bilmiyorduk.Hemen jandarmaya gittik.Jandarma tüm aramalarına rağmen bir iz bulamadı.Suat’ı kim kaçırmış olabilirdi aklım almıyordu.Bir ay geçmişti Suat’ın kaçırdığı günden bu yana.Onur çok mutsuzdu.Suat’ın kaçırılması onu çok etkilemişti.Bakışları artık değişmişti.Her şeye bakışlarla bakıyordu.Hiçbir şey onu mutlu etmeye yetmiyordu.Sevdiği kız Ceylan onu teselli etmek için bir dakika bile yanından ayrılmıyordu..Dilan hala kardeşinin bir gün geleceği ümidiyle yaşıyordu.Dilan okulu bitirmişti ve sosyal bilgiler öğretmenliği yapıyordu Aradan geçen yıllar hiçbirimize Suat’ı unutturmamıştı.Aksine her an onla yaşıyor gibiydik.En kötüsü de belirsizlikti.Ne yaşadığından haberimiz vardı ne de öldüğünden.Onur bu geçen zaman içinde liseyi bitirmişti ve üniversiteye hazırlanıyordu.Üniversiteye giriş sınavına girmişti ve sonucunu bekliyordu.Sınav sonuçları açıklanacağı gün ikimizde çok heyecanlıydık.Sınav sonucuna baktığımızda ikimizde sarılıp ağladık.Çünkü Onur Hukuk fakültesini kazanmıştı.Her zaman avukat olmak istediğini söylerdi ve hayallerine bir adım daha yaklaşmıştı.Bu bir anne için tarif edilmez bir mutluluktu.Sevincimizin yanında üzüntümüzde hakimdi.Onur ile Suat’ın istekleri diğer konularda olduğu gibi iş konusunda da aynıydı.Suat da hukuk fakültesini istiyordu ama olmadı.Onur Hukuk fakültesini başarıyla bitirmişti.Diplomasını aldığı gibi Suat’ın annesinin elini öpmeye Mardin’e gitti.Selma Hanım Onur’u görünce gözyaşlarına hakim olamadı.Onda Suat’ı görüyordu.Suat’ın yokluğu hepimizde derin yaralar açmıştı.Bu acının tarifi imkansızdı.Onur avukatlık yapmadan önce askere gitmek istiyordu.
    -Anneciğim, diplomamı aldım.Artık vatana olan borcumu ödememin zamanı geldi.
    -Askere mi gidiyorsun oğlum?
    -Evet anneciğim.Geçen askerlik şubesinden çağırdılar.
    -Yine ayrılık vakti geldi.
    -Bu ayrılık güzel bir ayrılık ama.
    -Haklısın oğlum.Ne yapalım vatan için buna da katlanacağız.
    Onur’a askerlik şubesinden yazı gelmişti.Hakkari de görev yapacaktı.Duyduğum zaman yıkılmıştım.Onur çok sakin ve mutluydu benim aksime.Vatanın her yeri aynı benim için diyordu.Ayrılık vakti gelip çatmıştı.Onur gitmek için hazırlanıyordu.Ona belli etmek istemediğim için gizlice ağlıyordum.Bavulunu topladı ve arabaya binmek için yola çıktı.Son kez bana sıkıca sarıldı ve arabaya bindi.Sonra arabadan tekrar indi ve bir daha sıkı sıkı sarıldı.
    -Hakkını helal et anneciğim.
    -Helal olsun oğlum.
    İkimizin de gözleri ıslaktı.Onur Hakkari’ye varınca beni aradı.Beni aradıktan bir saat sonra da karakola teslim oldu.Ev artık boş geliyordu.Evi dolduran Onur’un kahkahası yoktu artık.Her fırsatta Onur beni arıyordu.Bir ay, iki ay, üç ay, dört ay…Derken aradan beş ay geçmişti.Onur’un gelmesini dört gözle bekliyordum.En son telefonla konuşmamızda bana iki hafta sonra geleceğini söylemişti.Televizyon karşısında uyuyakalmışken kapı sesiyle irkildim.Hemen kapıyı açmak için yerimden kalktım.Kapıyı açmamla kapamam bir olmuştu.Çünkü gelen Onur’du.Gözlerime inanamadım.Rüya sanmıştım.Tekrar açtım kapıyı.Rüya değilmiş gelen benim Onur’ummuş.Sarıldım doyasıya.Onur tek gelmemişti yanında bir arkadaşı vardı.İçeriye buyur ettim.
    -Hoş geldin oğlum.
    -Anne tanıdın mı arkadaşı?
    Tanıdık gelmiyordu.
    -İyi bak anne.
    Dikkatlice baktığımda bakışlarından tanıdım.O Suat idi.
    -Suat sen misin?
    -Evet benim Sevda Abla.
    Duyduklarıma inanamıyordum.Suat karşımdaydı.Sarıldık, ikimizde ağlıyorduk.
    -Sen nerelerdeydin?Sana oldu?
    -En baştan beri anlatayım.Beni teröristler kaçırmıştı.Ellerinden kaçmayı denedim ama beni yakaladılar.Her fırsatta kaçmaya çalıştım ama onların ellerine düştükten sonra kaçmak imkansız.Orda insanlık kelimesinden eser kalmamış.Lugatlarından merhameti çıkartmışlar.Eğitime aldılar bizi.İşkenceler gördük.Benim direttiğimi ve bir askeri öldüremeyeceğimi anladıkları için kamplarında yemek yaptırıyorlardı.
    -Peki nasıl kaçmayı başardın ellerinden?
    -Biri yardımıma koştu ve beni kurtardı.Her günkü gibi yemek yapmak için patates ve soğan soyuyorduk.Kampta bir izdiham oldu bir anda.Daha sonra silah sesleri duyuldu.Korkmuştum ne olduğunu anlayamadım.Hemen bende kenarda duran silahı aldım elime ve köşeye saklandım.Diğer yanımda da başka bir terörist vardı.İçeri bir asker girdi.Sonra o asker arkasını döndü.Tanımıştım onu.Onur’du o asker.Onur’la bu şekilde karşılaşmak canımı çok yakmıştı .Daha doğrusu utandırmıştı.Sonra yanımdakinin Onur’a silahını doğrulttuğunu gördüm.Bende silahımı ona doğrultup ateş ettim.Onur ilk önce benim olduğumu anlayamadı aynı sizin gibi.Daha sonra ben Suat’ım, dedim.Kucaklaştık.Beni o cehennemden kurtardı ve buraya getirdi.
    Her ikisini de iki yanımdaydı.Hayatın hep acı yüzüyle karılaşmıştım ve ilk defa hayatın iyilik ve mutlulukla dolu bu yüzüne merhaba demiştim.Harabeye dönen hayatımın bir köşesine mutluluğun tablosunu asmıştım.

      Forum Saati Paz Kas. 19, 2017 10:30 am