Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    SON ŞARKI_1

    Paylaş

    1001060019

    Mesaj Sayısı : 2
    Kayıt tarihi : 22/12/10

    SON ŞARKI_1

    Mesaj  1001060019 Bir C.tesi Ara. 25, 2010 3:15 pm

    Yağmurlu bir Samsun sabahı...Camıma vuran yağmur damlaları, etraftaki o mis gibi toprak kokusunu içime çekerek uyandım.Tam kavuştum derken tekrar ayrılıyor olmak, bu güzel köyümü ,annemi,babamı,tüm sevdiklerimi geride bırakmak beni çok zorluyordu.Diğer yanda yıllardır hayalini kurduğum öğrencilerime kavuşma özlemi… Birbiri ardınca beynimi kurcalayan bu düşünceleri şimdilik bir kenara bırakıp bütün ailemin toplandığı salona indim. Benim için toplanmıştılar. Bursa’ya gitmeden önce son bir kez beraber kahvaltı sofrasına oturduk.Annemin ve babamın yüzünde hep o bildiğim gururlu ama bir o kadar da üzgün ifade vardı.Bu kez annem daha çok üzgündü.Her ne kadar bana belli etmek istemese de gözlerindeki nem her şeyi anlatıyordu.Yanına oturdum:
    -Yapma böyle anne ne olur beni de kendini de daha fazla üzme. Senin kızının öğretmen olmasıyla gurur duyman lazım.
    Annem ise ağlamaklı gözlerle bana bakarak:
    -Zaten dört yıl ayrı kaldık birbirimizden.Okulu bitirince burada görev yapıp yanımda kalırsın, beni yalnız bırakmazsın diye düşünmüştüm.Şimdi tekrar gidiyorsun hem de daha uzağa.
    -Yalnız değilsin ki anne, babam var, abim var.Hem tatillerde ve yazın yine yanında olacağım. Üzülme artık. Dedim.
    Annem tavrını değiştirmeyen bir edayla yaşlı gözlerini üzerimde gezdirerek “Beni anne olunca anlayacaksın o zaman anlayacaksın benim içimin niye bu kadar yandığını.”dedi. Bana ihtiyacı olan o pırıl pırıl çocukları düşündükçe annemi ikna etmek, onun da rızasını alabilmek için daha da çok çabalıyorum.Gözlerinde samimiyet olan,sevgi dolu öğrencilerim olacağını , beni en az onun kadar seveceklerini anlatarak bir nebze olsun annemi rahatlatmak istiyordum. Uzun uğraşlar sonunda annemi ikna etmiştim artık içim biraz daha rahattı. Artık sorumluluklarım artmıştı.Sürekli öğrencilerime ders vereceğim zamanları düşünüyordum.İki mevsimi bir arada yaşıyordum.Bir yanda ilkbahar da açan çiçekler gibi olan öğrencilerime kavuşurken , bir yandan da adete hazin bir sonbahar rüzgarıyla ailemden ayrılıyordum.Bu duygulara dalıp gitmişken yeğenimin sesiyle irkildim.
    -Teyze sen ne zaman benim öğretmenim olacaksın?
    Zor da olsa gülümsedim.Şaşkınlıktan cevap veremedim önce.Tedirgin ve meraklı gözlerle bana bakıyordu.
    _Sen okula gitmeyi ne kadar da çok istiyorsun öyle çok bilmiş.
    Sorusuna verebilecek cevabım olmadığı için geçiştirmeye çalışmıştım.Yeğenimin sorusundan sonra herkes susmuştu.Kahvaltı sofrasına derin bir sessizlik hakim olmuştu.Uzun süren sessizliği komşularımız bozmuştu.Beni uğurlamak için gelmişlerdi.Annemi biraz rahatlatmaya çalışıyorlardı ama annemin tavrı bir türlü değişmiyordu.Aramıza daha çok mesafe girecek olmasına kabullenemiyordu.
    Otobüsün kalkış saati yaklaştıkça heyecanım daha da artıyordu.Zaten hazır olan valizlerimi son kez kontrol ettim.Öğrencilik hayatımın olmazsa olmazı annemin turşuları, reçelleri her zamanki gibi valizimin çoğunu doldurmuştu.İçi rahat etmiyordu bana yemek için bir şeyler vermeden.Misafirler gittikten sonra vakit geçirmeyi çok sevdiğim, kalabalıktan kaçıp uzaklaşmak istediğimde sığındığım yere gitmeye karar verdim.Köyün biraz yukarısında fındık ağaçlarının arasından geçip çıktığım yüksekçe taşlık bir tepe…Burada oturup kendimi dinlemek bana her zaman güç vermiştir .Daha ilkokuldayken buraya gelip kendime söz vermiştim öğretmen olacağıma dair.Şimdi bu sözümü tuttuğumu söylemek için gidiyordum.Bu benim için inanılması zor bir olaydı.






    Yağmur sonrası ıslanmış topraktan yürüyerek, fındık ağaçlarının arasından büyük bir keyifle geçerek “saklı limanıma” ulaştım.Özlemişim burayı…Ne kadar zaman öyle oturduğumu bilmiyordum.Ani ama tanıdık bir sesle irkildim:
    -Burada olduğunu tahmin etmiştim beni beklemeden nasıl gelirsin saklı limanımıza ?
    Gözlerime inanamıyordum.Gelen ilkokulu ve liseyi beraber okuduğum , mahalleden can dostum Merve idi.Saklı liman dediğimiz bu yeri ikimiz keşfetmiştik.O sene okula yeni başlamıştık.Annemler fındık toplarken biz de Merve ile el ele tutuşup gezmeye başlamıştık.Yukarı çıktıkça manzara daha da güzelleşiyordu.En son yorulup bu kayaya oturmuştuk.O günden beri buraya beraber gelip gitmeye başlamıştık.Annelerimiz burayı bilmediği için saklı liman demiştik .
    Merve liseyi bitirdikten sonra okumadı.Daha doğrusu babamın tüm ikna çabalarına rağmen, Merve’nin babası izin vermedi ona.İkimiz de çok üzülmüştük ama bir işe yaramamıştı.Ben üniversiteye başladığımda Merve babasının münasip gördüğü biriyle evlenip İstanbul’a taşınmıştı yani mecbur kalmıştı.Bıraksalar evlenmezdi eminim ama yapabileceği bir şey yoktu.Durum böyle olunca araya ister istemez mesafe girmişti.Telefonla konuşuyorduk ama eskisi gibi olmuyordu.Hasretle boynuna sarılmıştım:
    -Hoş geldin Merve.İnanamıyorum bu gerçekten sen misin?Çok özledim seni .
    Kayaya oturup konuştuk, dertleştik.Sanki ayrı kaldığımız senelerin acısını çıkarır gibi yaşadıklarımızı bir bir anlatıyorduk birbirimize. Anne olmak yaramıştı can dostuma. Güzelleşmiş tabi biraz da kilo almıştı.Benim gideceğimi duyunca gelmiş.Eve gitmiş , evdekiler dolaşmak için çıktığımı söyleyince burada olduğumu tahmin etmiş.Burada saatler geçirmek isterdik ama benim fazla vaktim yoktu, arabaya yetişmem gerekiyordu.Aynı eskiden yaptığımız gibi kol kola girip,şarkı söyleyerek yürümeye başlamıştık.Yağmur yağıyordu , sırılsıklam ıslanmıştık.Eve girince Merve’nin kızı bile halimize gülmüştü.Üstümü değiştirip hazırlanmaya başlamıştım.Artık gitme vakti gelmişti.Az önceki neşeli halimizden kimsede eser kalmamıştı.Ayrılığın hüznü hepimizi kaplamıştı.Annemin adeta bulutlar gibi dolu olan gözleri son valizimin de araba koyulmasıyla sağanak gibi yağmaya başlamıştı.Sadece annem değil herkes ağlıyordu.Birkaç kişinin terminale gelmesini istemiştim.Annem, babam ve Merve’yle evden ayrılmadan önce abim, ablam ve benim için belki de en zoru olan yeğenlerimler vedalaştım .Ne kadar kötü bir durum ilk adımlarını attıklarında, ilk kelimelerini söylediklerinde de yanlarında olamamıştım.Ve öyle görünüyor ki okula başladıklarında da yanlarında olamayacaktım.Hepsini defalarca öpüp kokladım.En çok onları özleyeceğim galiba. Söz vermiştim kendime ağlamayacaktım.Beni bekleyen öğrencilerim ve yeni bir hayatım vardı.Hem benim onlara, hem de onların bana ihtiyacı vardı.Adeta kaçarcasına evin avlusundan uzaklaşıp arabaya bindim.Dönüp arkama bile bakmadım.Kim bilir belki de geriye dönüp bakarsam gidememekten korktum.Derin bir sessizlik daha…Terminale yaklaştıkça annemin gözlerinden akan yaşlar artıyordu.Bense bir an önce terminale varmak istiyordum.Artık annemin gözyaşlarını görmeye dayanamıyordum.Babam anneme oranla daha sakin gibi görünüyordu.
    Terminalden daha önce defalarca yolculuk yapmıştım ama ilk defa böyle karmaşık duygular içerisindeydim.Bir yanım ailemin hasretini düşündükçe buz tutuyor, diğer yarım ise öğrencilerimi düşündükçe ilkbahardaymış gibi çiçekler açıyordu.Her şey tamamdı artık.Son beş dakika kalmıştı.Ve o bilindik ses “Bursa yolcusu kalmasın.”…






    Vedalaşma zamanı gelmişti. Günlerdir düşünmeye bile cesaret edemediğim vakit gelip çatmıştı.Artık kaçış yoktu.Annemle göz göze geldik.Hemen gözlerimi kaçırdım ondan sanki suçluymuşum gibi.Önce Merve’yle vedalaştım.Annem ve babam arasında kararsız kaldıktan sonra annemle vedalaşmayı sona bıraktım ya da cesaretim olmadığı için kaçınılmaz sonu biraz daha erteledim.Önce elini öptüm babamın sonra ıslanan yanaklarını.Sonra sıkıca sarıldım boynuna.Küçükken uyumadan önce sıkı sıkı sarılırdım, uyuyana kadar da bırakmazdım babamı.Yine öyle olsa yine bırakmasam hiç…
    Zor olsa da sıra annemdeydi.Kendime verdiğim sözü hala tutuyordum, ağlamıyordum, ağlamayacaktım.Elini öpmek istedim , sarıldı bana.Hiçbir şey söyleyemedi.Ama hıçkırıklarını duymak yetti de arttı bana.Günlerdir içime akıttığım gözyaşlarıma artık hakim olamıyordum. Dayanamadım, sözümü tutamadım.İkimiz de öylece ağlıyorduk, birbirimize sarılıp kalmıştık. Kimse ayırmasın bizi ,araya tekrar yollar girmesin, hiç bitmesin bu an diye düşünürken muavinden tekrar gelen “Bursa yolcusu kalmasın!” sesi…Artık gitmem gerekiyordu.Kim bilir bir daha ne zaman görecektim annemi.Ömrüm hep birilerini özlemekle geçecekti.Anneme sadece hakkını helal et diyebildim.Ani bir hareketle annemin şefkat dolu kollarından sıyrılıp, arkama bile bakmadan arabaya bindim. Kapılar kapandı.Ağlamak istemiyordum ama gözyaşlarıma hakim olamıyordum.Annem ve babamdan gitgide uzaklaşıyordum.arkama bakmıyordum.Yine insanı kahreden o yalnızlıkla baş başa idim.
    Ne kadar dalgın olduğumu araba mola verince anladım.Tam iki buçuk saat olmuştu Samsun’dan çıkalı.Biraz temiz hava almanın iyi geleceğini düşünerek dışarı çıktım.Telefonu elime aldım ama annemin ağlayan sesini duymak istemiyordum.Kendimi daha toparlayamamıştım.Telefonu yerine koydum.Kafede oturup çay içtikten sonra cesaretimi toplayıp evi aradım.Dua ediyordum telefonu annemin açmaması için.Nitekim telefonu n ucundaki babamdı.Sesi hala kötü geliyordu. Kendine dikkat et diyordu canım babam.Annemi sordum, uyuyormuş!Annem bu saatlerde asla uyumazdı bilmezmiyim belli onun da benimle konuşmaya cesareti yoktu.Hem sesini duymadığım benim için iyi olmuştu.
    Yeniden beni öğretmenlik hayatıma ve öğrencilerime götüren arabadaydım. Yanımda genç bir kız oturuyordu.Siyah saçlı, uzun boylu, zayıf, güzel bir kızdı.
    -Yanlış anlamazsanız tanışalım mı artık.Uzun bir yolculuk bizi bekliyor böyle susarsak bitmez bu yol di mi?
    -Olur tanışalım.Haklısın bence de bitmez bu yol başka türlü.
    -Benim adım Sinem.Yaklaşık üç saattir yan yana oturuyoruz ama tek bir kelime bile etmedik.Belli sizin bir sıkıntınız var.Saatlerdir dalgın dalgın yolu seyrediyorsunuz.
    Gülümsedim. Her ne kadar üzgün olsam da gözlerinin içinde bana pozitif enerji veren bir şeyler vardı.Aynı onun sıcak tavrı gibi cevap vermeye çalıştım.
    -Benim adım da Ezgi.Tanıştığıma memnun oldum.
    Kısa bir suskunluktan sonra birbirimize bakıp gülümsedik.Anlam veremediğim bir sıcaklık vardı bu kızda.Kimdi, mesleği neydi, okuyor muydu, çalıyor muydu, evli olmadığı her halinden belliydi.Çok merak ediyordum.Normalde tanımadığım insanlarla konuşmayı sevmem ama bu kızda farklı bir durum vardı sanki.Bir anda çok ısınmıştım ona.Koyu bir sohbete dalmıştık.
    -Bursa’da mı oturuyorsun.Dedim









    -Hayır, aslında sayılır.Ben Uludağ Üniversitesinde rehberlik ve psikolojik danışma okuyorum. Abim Bursa’da doktor.Kazanınca abimin yanına yerleştim.Yazın da gidiyorum Bursa’ya.Yani bir ayağım da orda.Sürekli gidip gelmek zorundayım.Aslında okulun başlamasına daha zaman var ama abim acilde çalıştığı için çok yoğun evle ilgilenemiyor.Ben de okul başlamadan önce eve çeki düzen vermek için gidiyorum.
    İnanamıyordum.O kadar hızlı, o kadar güzel anlatıyordu ki lafını bölmek istemedim.Bir ara mesleğimi sordu.Ben de teker teker anlattım.Atandığım okul evlerine yakınmış.Komşu sayılırız dedi.
    Saat geç olmuştu.Arabada hemen hemen herkes uyumuştu.Sadece biz konuşuyorduk.O kadar hoş muhabbetli biriydi ki zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım bile.Rahatlamıştım.İçimdeki sıkıntı biraz hafiflemişti.Neşem yerine gelmişti.Araba tekrar mola vermişti.Saat geç olduğu için annemi aramadım.Bursa’da evinde kalacağım arkadaşım Dilek’i aradım.Beni karşılayacaktı.Tahminen kaç gibi orda olacağımı söyledim.
    Dilek’le üniversiteyi beraber okuduk.Tam dört yıl tabiri caizse yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmemişti.Hem aynı sınıfta, hem de yurtta aynı odadaydık.Okul yıllarında hayalini kurduğumuz gibi aynı şehirde görev yapacaktık.Bir de aynı evde kalacaktık tekrardan.Çalışacağımız okullar da birbirine çok uzak değilmiş.
    Sinem’le tekrardan derin bir muhabbete dalmıştık.İlginç bir şekilde konuştukça rahatlıyordum. Samsun’lu değilmiş, Samsun’a teyzesinin yanına gelmiş.Ama abisi yoğun olduğu için Bursa’ya gitmek zorunda kalmış. Üç kardeşlermiş .Sözlerinden hiç eksik olmayan abisi dışında bir tane daha ablası varmış.Ablası evliymiş bir tane kızı varmış ayrıca sınıf öğretmeniymiş.Mersin de görev yapıyormuş.Babası emekli mühendismiş.Annesinden bahsetmedi.Sordum, annesi biraz hastaymış.Konuşurken bir anda yüzü düşmüştü.Belli anlatmak istemediği bir şeyler vardı.Özel bir sebep olabileceğini düşünerek üstelemedim.
    Gözüm yol kenarındaki tabelaların birine gitmişti; Bursa yazıyordu.Bir anda o kadar çok heyecanlanmıştım ki kalbim yerinden çıkacak sanmıştım.Okula ,öğrencilerime yaklaşıyordum.Uğruna çok şeylerden vazgeçtiğim mesleğime bir adım kalmıştı.Ama aklım hep annem, babam ve yeğenlerimdeydi.Onları eskisi kadar sık göremeyecektim.Üniversite hayatımda sürekli Samsun’a giderdim.Hafta sonları, iki haftada bir giderdim.Artık öyle bir imkanım yoktu,Hem yakın olsa bile eskisi kadar sık gidemezdim.Çünkü benim öğrencilerim, sorumluluklarım vardı.Tüm bu düşünceler arasında uykuya dalmışım.Sinem’in sesiyle uyandım.Terminale çok az kalmıştı.Uzun, yorucu ama keyifli bir yolculuktan sonra sabahın erken saatlerinde Bursa’daydık nihayet.Terminalde pek kimse yoktu.Hem Dilek ,hem de Sinem’in abisi daha gelmemişti.Sinem’in abisi biraz geç kalabilirmiş.Dilek de fazla sürmeden gelecekmiş.Biraz bekledikten sonra kafeye geçip kahvaltı yapmaya karar vermiştik.Annemi arayıp sağ salim geldiğimi haber verdim.Bu kez annemle konuşmaya cesaret edebilmiştim.Uykusunu daha fazla bölmek istemediğim için telefonu kapattım.Sonrasında Sinem’le tekrar muhabbete başlamıştık.Aradan bir saat geçmişti nerdeyse ama ne gelen vardı ne giden.Sinem’le birbirimize şakalar yapmaya başlamıştık , bizi unuttular, istemiyorlar diye.Dilek’i tekrar aradım , dolmuş bulamadığı için geç kalmış birazdan orda olurum dedi.Sinem’in abisi de yeni çıkabilmiş işten. O da yoldaymış.Kısacası unutulmuştuk.Birer tane daha çay söyledik.Tam bu sırada Dilek geldi.Bir sene olmuştu yüz yüze görüşmeyeli.Biraz özlem giderdikten sonra Dilek’le Sinem’i tanıştırdım.Dilek bana kim bu der gibi bakıyordu.Evde anlatırım dedim sessizce.





    Aradan yarım saat daha geçmişti.Sinem’in abisi hala gelmemişti.Onu yalnız bırakıp gitmek de olmazdı.Mecburen bekliyorduk , gerçi bu durumdan kimsenin şikayeti yoktu.Çünkü koyu bir sohbete dalmıştık.Dilek de sevmişti Sinem’i galiba.Sinem ani bir hareketle yerinden fırladı.Karşıdan gelen uzun boylu, esmer , genç birine sarıldı.Yol boyunca dinlediğim “abi” karşımdaydı sonunda.Çok yorgun ve bitkin bir hali vardı.Bir an üzüldüm onun için kötü görünüyordu.Sinem abisini yanımıza getirerek tanıştırdı .Adı Murat’ mış.Pardon Murat Sezgin’miş.Konuşma tarzı çok farklıydı, ukala birine benziyordu.Sanki bizden rahatsız olmuş gibi bir hali vardı.Dilek’e artık kalkalım nasılsa Sinem’in ablası geldi dedim.Tam taksi çağıracakken Sinem :
    -Gerek yok taksi çağırmayın, bizim arabayla bırakalım sizi.
    Duraksadım.Dilek’le birbirimize baktık.O da kararsızdı benim gibi.Murat Beyden de herhangi bir tepki yoktu biraz da bu yüzden istemiyordum.Sinem’e
    -Zahmet etmeyin biz taksiyle gideriz.
    Beklemediğim bir anda Murat Bey bize :
    -Rica ederim.Bu saatte taksi bulmanız zor olur.Hem yolumuzun üstü.Biz bırakalım sizi eve.
    Şaşırmıştım.Yorgun, sert, ukala tavırlarının altında hoş bir ses tonu varmış.Dilek’le tekrar göz göze gelmiştik.Kararsız kalmıştık, sonuçta Sinem’i de Murat Beyi de tanımıyorduk.Hem Murat Beyden pek haz etmemiştim.Dilek’le birbirimize bakarken Murat Bey bizi şaşırtarak valizlerden bir tanesini arabaya doğru taşımaya başlamıştı.Giderken de:
    -Beklemeye vaktim yok.Gidelim artık.
    Sinirlenmiştim, acelesi olabilirdi ama bize öyle söylemesi gerekmiyordu.Daha kibar bir tavır ve uslüpla söyleyebilirdi.İçimden söylene söylene sayın ukala Murat Beyin ardından ,Dilek’le beraber arabaya gittik.Bu arada Sinem
    -Normalde böyle biri değildir.Nöbetten çıktığı için yorgun ve uykusuz ayrıca eve gidip dinlendikten sonra akşam önemli bir yemeğe yetişecek.Kusura bakmayın tanıyınca seversiniz ağabeyimi.
    Gülüp geçtim.İçimden:
    -Tanımama gerek yok ki nasıl olsa bir daha görmeyeceğim ağabeyini diye geçirmiştim.Murat Bey abranın içinden seslenerek:
    -Hadi Sinem gidelim artık.Muhabbetinize arabada devam edersiniz .
    Aman Allah’ım ne kaba birisiydi.Kendimi zor tutuyordum.Arabaya bindik, keyfim kaçmıştı.Murat Bey Sinem’in aksine çok itici biriydi.Pek konuşmadım arabada Sinem durumu anlamıştı.Zaten çok uzun sürmemişti yolculuğumuz.Dilek’in tarifiyle evi bulmuştuk.Yolda Sinem bana telefon numarasını vermişti, ben de ona vermiştim.Daha sonra da görüşmek istiyorduk.Murat Beye içimden gelmeyerek de olsa teşekkür ettim ve valizlerimi almak için arabadan indim.Sinem’de bize yardım etmek için inmişti arabadan.Murat Beyin kibarlığı bir yere kadardı, arabadan inmemişti.Bir de Sinem’e acele etmesi için uyarıda bulunmuştu.İki kardeşin karakteri bu kadar zıt nasıl olabilirdi anlamamıştım.İleriki zamanda görüşmek üzere Sinem’le vedalaştık.Sonunda Murat Bey gitmişti.Bir daha görüşmeyeceğimize çok emindim. İlk şoku atlattıktan sonra yeni mahalleme baktım.Daha önce Dilek internetten fotoğraflarını atmıştı ama böyle canlı daha güzeldi.Yeni apartmanımız beş katlıydı.Önünde küçük bir bahçesi vardı.Dışarıdan güzel görünüyordu.Dilek’le beraber valizleri içeri taşıdık.Şansımdan mı yoksa şanssızlığımdan mı bilemiyorum ama asansör bozulmuş.O koca valizleri üç kat çıkarmıştık.Bir yandan valizleri taşıyoruz, diğer yandan da halimize gülüyorduk.Tasıdık bitti ama biz de bitmiştik, kollarımız sızlıyordu.





    İçeri girdik Biraz dinlendikten sonra Dilek’le beraber evi gezdik.Ev tahmin ettiğimden daha güzeldi.Tam bize göreydi.Salonu ne büyük ne küçüktü, mutfak hemen salonun yanında kutu gibiydi.Sıra benim kalacağım odaya gelmişti.Duvar rengi krem olan küçük sayılmayacak bir odaydı.Önünde apartmanın giriş tarafına bakan balkon vardı.En çok balkon olmasına sevinmiştim.Dilek ben gelmeden önce odadaki birkaç eşyayı da başka öğrencilere vermişti, oda istediğim gibi bomboştu.Nasıl olsa bir daha tayinim çıkana kadar burada kalacaktım.Bu yüzden kendime yeni eşyalar almak istiyordum.Eşyalarımı alana kadar birkaç gün salondaki kanepede yatmam gerekecekti.Yeni evimi gezdikten sonra salona geçip oturduk.Biraz konuştuktan sonra Dilek Sinem’i sordu bana.Daha önceden tanıdığımı sanmış.Anlattığımda çok şaşırdı.
    -Sen çabuk kaynaşan biri değilsin şaşırttın beni Ezgi.
    Söz dönüp dolaşıp Murat Bey’e ve onun ukala tavırlarına gelmişti.Dilek:
    -Hiç sevmedim şu Murat Beyi.Garip birine benziyor.Ama yorgun olduğu için öyleymiş Sinem’ göre.
    -Bence alakası bile yok.Yorgun olmakla, ukala olmak , insanlara tepeden bakmak başka şeyler.Beyfendi doktor ya olacak o kadar.Dilek kapatalım bu konuyu bugün sinirlerim yeterince bozuldu zaten.
    Murat Beyi ve tavırlarını hatırlamak bile istemiyordum.Bir an sessizlik olmuştu. O kadar soğuk biriydi ki ,adının geçtiği ortam bile soğumuştu.Dilek’le bir daha o kişi hakkında konuşmama kararı almıştık.Hem gerildiğim hem de yol yorgunu olduğum için başım ağırıyordu.Yatıp dinlensem iyi olacaktı.Ama önce annemi aramak istiyordum.Telefonumu bakındım, etrafta göremeyince Dilek’e sordum.Görmemişti.Daha önemlisi çantam ortada yoktu.Evde her tarafı aramıştık , hatta bahçede unutmuş olabilirim diye bahçeye bile bakmıştık ama yoktu.Nerde unutmuş olabileceğimi düşünüyordum.Terminalde unutmuş olamazdım çünkü arabada Sinem’in numarasını telefonuma kaydetmiştim.Olamaz çantamı galiba Murat Beyin arabasında unutmuştum.Ne yapsak diye düşünürken telefonumu aramak aklıma geldi, belki açardı Sinem veya Murat Bey.Çalıyordu ama kimse açmıyordu.Ne yapacaktım şimdi bütün param, kimliğim,kartlarım, telefonum çantamdaydı.Durmadan arıyordum ama faydasız.Büyük bir ihtimalle Sinem çantamın arabada olduğunu fark etmemişti.Eğer fark etseydi getirirdi çantamı.Üstelik telefonumun fazla şarjı da yoktu.Her an kapanabilirdi.Sinem’i de arayamıyordum.Numarası telefonumda kalmıştı.Aradan epey zaman geçmişti.Bu arada Dilek’in telefonundan annemi arayıp haber verdikten sonra biraz uyuyup dinlenmiştim.Uyandığımda aklım hala çantamdaydı.Dilek yemek hazırlamıştı.Yemek yerken bir daha şansımı denemek için tekrar aradım, çalıyordu.Umudumu kesmiştim , kimse açmıyordu.Tam kapatacakken açılmıştı telefonum.Cevap veren erkek sesiydi.Tahminen Murat Beydi telefonu açan.
    -Alo.
    Başka bir şey söylememe gerek kalmadan:
    -Ben Murat Sezgin.Telefonun sahibi Ezgi hanım çantasını unutmuş.Arabada buldum, siz kimsiniz?
    -Murat Bey ben Ezgi.Rahatsız ettim kusura bakmayın.Dalgınlığıma gelmiş, çantamı arabada unutmuşum.Siz bana bir yer söyleyin ben gelip alayım çantamı sizden.
    -Ezgi hanım şu anda önemli ve erteleyemeyeceğim bir yemeğe gidiyorum, geç kalmak istemiyorum.İşim bitince ben sizi ararım, gelip alırsınız çantanızı.Galiba telefonun sarjı bitiyor.






    Murat Bey cümlesini tamamlayamadan telefon kapanmıştı.Dilek’e bakakalmıştım.Soru yağmuruna tutmuştu beni Dilek.Bense şaşkınlıktan donakalmıştım.Hangisine daha çok şaşırmam gerektiğine karar veremiyordum.Çantamı Murat Beyin arabasında unuttuğuma mı, telefonumun şarjının bitip kapandığına mı, yoksa Murat Beyle tekrar görüşmek zorunda kalacağıma mı karar veremiyordum.Dilek ısrarla soruyordu:
    -Murat Bey miydi açan, niye kapattın ne oldu?
    -Tamam dur anlatacağım.Tahmin ettiğimiz gibi çantamı Murat Bey’in arabasında unutmuşum.Önemli bir yemeğe yetişmesi gerekiyormuş. Geç kalmak istemiyormuş, işi bitice çantamı ne zaman ve nerde alabileceğimi söyleyemedi.Çünkü telefonun şarjı bitti.
    -İnanamıyorum Ezgi! Şaka mı yapıyorsun? Ne olacak şimdi.
    -Bilmiyorum.İnşallah akıl eder de çantayı eve getirir.
    Birbirimize bakıp gülmeye başlamıştık.Sabahtan beri aksiliklerin peşimizi bırakmamasına anlam veremiyorduk.Murat Beyi bir daha görmeyeceğime o kadar emindim ki.Henüz yirmi dört saat olmadan tekrar görmek zorunda kalacaktım.Akşam olmuştu.Dilek’le beraber film izliyorduk.Dilek:
    -Sence sevgilisi var mıdır?
    -Anlamadım kimin?
    -Kimin olacak Murat Beyin tabiî ki de .
    -İnanmıyorum sana.Niye sordun böyle bir şey ki?
    -Önemli bir yemeğe yetişmesi gerekiyordu ya belki de sevgilisi vardır.
    -Boşver Dilek bize ne ister olsun, ister olmasın bizi ilgilendirmez.Hem bence yoktur, o sevgilisini de tersler.
    -Belki de romantik biridir.Nerden biliyorsun?
    -Sanmıyorum değildir.Tamam ya konuşmayalım.Zaten çantamı getirmedi.Sence getirir mi bu saatten sonra geç oldu biraz.
    -Dert etme artık.En azından çantan emin ellerde onu biliyoruz.Bir şekilde alırız çantayı.İstersen annenleri ara benim telefonumdan.Kahve ister misin?
    -Olabilir.
    Dilek mutfağa gittikten sonra zil çaldı.Kapıyı açtım.Bir de ne göreyim Murat Bey,elinde de benim çantam.Sabah ki görüntüsünün aksine gayet şık, bakımlıydı.Önemli bir yerden geldiği belli oluyordu, çok şık bir takım elbise giymişti, içine de beyaz gömlek.Bense ev haliyle, üstümde basit bir eşofmanla,sacım başım dağınık gayet paspal bir şekilde açmıştım kapıyı.Onun şıklığı ve bakımlılığı karşısında kendi halimden utanmıştım.Sessizlik olunca Dilek yanıma geldi:
    -Kimmiş gelen Ezgi?
    -Murat Bey geldi.Hoş geldiniz Murat Bey.Kusura bakmayın buraya kadar yordum sizi Eğer telefonun şarjı bitmeseydi ben gelip alacaktım.
    Cümlelerimi toparlayamıyordum.Beklemediğim bir anda onu karşımda görünce şaşırmıştım.Murat Bey gayet kibar bir ses tonuyla :
    -Önemli değil Ezgi Hanım.Siz eğer çantanızı tekrar unutursanız ben yine kapı teslim yaparım.Sizin yorulmanıza hiç gerek yok.
    Kibar bir uslüpla yine yapmıştı yapacağını.Sinirlenmiştim.Tam cevabını verecekken Dilek durumu anlayıp araya girdi:






    -Çok şakacısınız Murat Bey.Çantayı getirdiğiniz için çok teşekkür ederim size.Ayrıca rahatsız ettiğimiz için kusura bakmayın.
    Dilek koluma vurarak teşekkür etmem için uyarıyordu beni.Ben de istemeyerek teşekkür ettim.Asansöre doğru yönelince evin kapısını sertçe kapattım.Tabiri caizse sinirden kendimi yiyordum. Kendime kızıyordum niye unutmuştum ki çantamı onun arabasında.Suçlu bendim Murat Beye fırsat vermiştim.Bu arada telefonumu şarja taktım.Aradan biraz zaman geçmiş, sakinleşmiştim.Dilek’le durum değerlendirmesi yaparken telefonum çalmıştı.Arayan Sinem ‘di.Açmak istemiyordum.Murat Beye o kadar çok sinirlenmiştim ki Sinem ‘e ters bir söz söylemekten korkmuştum.Dilek:
    -Açsan iyi olur bence merak etmiştir.
    Bunun üzerine telefonu açtım.Konuştuk Sinem’le.Murat Bey eve yeni gitmiş.Benim çantamı arabada unuttuğumu,kısaca olanları anlatmış.Tabi bana söylediğini anlatmamıştır.Haberi yokmuş çantamı arabada unuttuğumdan eğer fark etseydim ben getirirdim dedi.Ters bir durum olup olmadığını sorunca olmadı sayılır dedim.Murat Bey doktor arkadaşlarıyla yemek yemiş, benim çantamı getirmek için erken kalkmış yemekten.Ne büyük fedakarlık!
    Annem aradı.Çantamı bulup bulmadığımı merak etmiş.Ben de olanları uzun uzun anlattım.Bursa’ya gelişimi ,Sinem’i, Murat Beyi, çantamı unutmamı ve sonrasını birer birer anlattım.Ne yaptığını sordum anneme.
    -Hiçbir şey yapmadım.Boş boş oturdum
    Morali hala bozuktu ses tonundan belli oluyordu.
    -Ağlamadın di mi annem?
    Cevap vermemişti.
    -Yapma anne ne olur.Ağlama.
    İkimiz de susmuştuk.Konuyu dağıtmak için evimden yarın eşya alacağımdan bahsettim anneme.Annem ise bana
    -Sen de anne ol, senin de kızın uzaklara gitsin o zaman sen de ağlamazdın di mi? Kendini benim yerime koy kızım.Ağlama deme bana.Zaten seninle gelmeme izin vermedin, bir yerleş en kısa zamanda geleceğiz babanla beraber.İtiraz edemezsin bu sefer.
    -Seni anlıyorum annem ben de üzülüyorum senden ayrıldığıma ama mecburuz.Tamam yerleşince gelirsiniz dedim.
    Dilek annemle konuştuklarımıza kulak misafiri olmuştu.Anneme niye öyle söylediğimi sorunca Bursa’ya atanmamın onu çok etkilediğini, Samsun’da görev yapmamı istediğini, son ana kadar rızasının olmadığını anlattım.O böyle yaptıkça moralim daha da çok bozuluyor deyince bana:
    -Üzülme benim annem de ilk başlarda aynıydı.Zaman geçtikçe alışır Ayşe teyze de eminim.Hatırlasana üniversitede ikinci sene annenler getirmişti seni yurda, seni bırakıp dönerken ne kadar çok üzülmüştü.Ama daha sonra alışmıştı.Sen de üzülme artık ilk defa mı ayrı kalıyoruz ailemizden.Hem sen öğretmensin.Henüz tanışmamış olsan da öğrencilerin var hatırlatırım.Topla kendini artık, öğrenciler üzgün öğretmen sevmezler.Bugün uzun ve yorucu bir gündü.Hem sen yol yorgunusun, yat iyice dinlen.Yarın çok işimiz var gidip odana eşya alacağız.Hadi Allah rahatlık versin.
    -Sana da canım.






    Bursa’daki ilk gecem.Sokak lambasının aydınlattığı salonda yatıyordum mecburen.İyi ki Dilek buradaydı yoksa benim için her şey daha zor olurdu.Epey yorucu bir gün geçirmiştim.Başımı yastığa koyar koymaz uykuya dalmışım.
    Sabah telefonumun sesiyle uyanmıştım.Daha doğrusu neredeyse öğlen olacaktı.Arayan ağabeyimdi.Yeğenim beni rüyasında görmüş halamla konuşmak istiyorum diye tutturmuş.Rüyasında ağlıyormuşum, üzülüyormuşum onlardan uzakta olduğum için.Çocuk psikolojik olarak etkilenmişti tabi herkes o kadar çok ağlamıştı ki yanında.Yeğenimi teselli edebilmek için:
    -Üzülmedim halacığım buraya geldiğim için, hem babaannen söylerdi ya ,rüyanda ağladığın zaman mutlu olursun diye.Şimdi ben de öğretmenliğe başladığım için sevindim.Sen o yüzden beni rüyanda gördün.Tamam mı halacığım daha ağlamayacaksın di mi ?
    -Tamam hala bir daha ağlamayacağım.
    Canım benim, ikna edene kadar akla karayı seçtim, çok etkilenmiş belli.Ağlayarak uyanmış sabah.Bu saate kadar aramamışlar uyuyorum diye.
    Telefonu kapattıktan sonra Dilek geldi.
    -Günaydın uykucu.Akşam oldu neredeyse.Nasıl bitecek bu kadar iş bugün.Çayı demledim, kahvaltıyı hazırladım, ekmekler de taze hadi kalk bakalım.
    -Sana da günaydın.Ne zaman kalktın sen.Tek başına hazırlamasaydın keşke beni kaldırsaydın.
    -Ben erken kalktım.Yanına geldim.Çok güzel uyuyordun uyandırmak istemedim o yüzden.Hazırladım işte ne olacak.Bir an önce kahvaltı yapıp çıkalım.Senin odanı artık boş görmek istemiyorum.Moralin niye bozuk senin yine ? Ne konuştuk biz akşam.
    -Sorma ağabeyimin kızı beni rüyasında görmüş, ağlayarak uyanmış beni aradılar.İkna ettim onu.Moralimi bozdu.
    -Olacak böyle şeyler.Zamanla herkes alışır, yeğenlerin de alışacak eminim.
    Kalkıp yatağımı topladım.Mutfağın balkonunda güzel ve keyifli bir kahvaltı yaptık.Mutfağı topladıktan sonra hazırlanıp çıktık Dilek’le beraber.Önce mobilya satan dükkanları birer birer gezdik.Kaç dükkana girip fiyat sorduğumuz hatırlanmayacak kadar çoktu.Her şey çok pahalıydı.Eğer hepsini alırsam maaşım bana yetmeyebilirdi.Artık devlet memuruydum ve idare etmeyi öğrenmem gerekiyordu.Dükkanlar arasında gezinirken Dilek’in bir öğrencisinin velisine rastladık.Durumu anlatınca yakınlarda ucuz mobilyalar satan bir çarşının olduğunu söyledi.Adresi alıp mobilya çarşısına gittik.Gerçekten de söylediği kadar vardı.Mobilyalar hem çok güzel hem de diğer mağazalara oranla ucuzdu.Uzun süre mobilya şetçikten ve pazarlığımızı da yaptıktan sonra odamın eşyaları tamam sayılırdı.Çalışma masam, kitaplığım,dolabım,yatağım, komidinim,halım ve olmazsa olmazım boy aynam..Genelde beyaz tonlar hakimdi hepsine.Odamın ferah olmasını istiyordum.Mobilyaları aldıktan sonra merkeze geçip odamın rengine uygun tül siparişi verdik.Odamın tek eksiği kalmıştı ; boya.Gereken malzemeleri aldık.ben boyayacaktım odamı.Babam ,günün birinde lazım olur diye boya yapmasını ve küçük tamirat işlerini öğretmişti bana.Gerçekten de işime yarayacaktı.Dilek şaşırmıştı boyayı benim yapacağımı duyunca.
    Sabahtan beri geziyoruz çok açıkmış ve yorulmuştum.Dilek’in tavsiyesiyle güzel İskender yapan yere gitmiştik.Dediği kadar varmış bu kadar güzelini,lezzetlisini daha önce hiç yememiştim.Yedikçe yiyordum.Dilek halime bakıp gülüyordu:
    -Ben de ilk defa yediğimde aynı tepkiyi vermiştim.Aslında burada keşfedilecek, gezilecek daha çok yer vardı.Sen yerleş, düzenini kur gezeriz beraber.





    1001060019

    Mesaj Sayısı : 2
    Kayıt tarihi : 22/12/10

    Geri: SON ŞARKI_1

    Mesaj  1001060019 Bir C.tesi Ara. 25, 2010 3:16 pm

    Sonunda eve gelmiştik.Yürümekten ayaklarımız şişmişti.Odamı boyayıp temizlemek istiyordum ama çok yorgundum.O yüzden temizlik ve boya işini yarına bırakmıştım.Anlaşılan birkaç akşam daha salonda kalmaya devam edecektim.Akşam olmuştu, biraz dinlenip kendimize gelmiştik.Mutfağın balkonuna çıkmıştım, ılık bir rüzgar esiyordu.Üniversitedeyken yurdun balkonunda oturur, çay demler dertleşirdik.Dilek’e seslendim.
    -Bak aklıma ne geldi.Hava çok güzel eskiden olduğu gibi dertleşelim mi biraz ne dersin?
    -Tabi ki de.Geçen sene böyle havalarda hep aklıma gelirdin.Keşke burada olsa da balkonda otursak diye.Ben hemen çayı demleyeyim.Hem cips de var.Aynen eskiden olduğu gibi…
    Ben de bu arada annemleri aradım Bugün neler yaptığım anlattım tek tek.İçi rahatlasın istiyordum.Her aradığımda sesi biraz daha iyi geliyordu sanki.Ya da öyle olmasını istediğim için öyle inanıyordum.Misafir varmış evde , çok uzun konuşmamıştık.
    Balkona geçtik Dilek’le.Ilık rüzgar, tanıdık ,hafif bir müzik.Özellikle üniversite son sınıftayken çok dinlemiştim bu müziği.Her zaman ki gibi beni alıp uzaklara götürmüştü.Adeta o kötü günlerimi, hatta yıllarımı tekrar yaşıyordum.Dilek durumu anlamış gibi müziği kapatmıştı.
    -Kusura bakma Ezgi.Bilerek açmadım, rast gele bir müzik seçtim.Çok dinlediğimiz için silmemiştim bilgisayardan şansa o çıktı.
    -Önemli değil canım.Kapatmana gerek yok unuttum gitti.Zaten bu şarkı bana artık bir şey hatırlatmıyor.
    Yalan söylemeyi bile beceremiyordum.Dilek’de farkındaydı kısa süre sessizlik olmuştu.Dilek:
    -Hiç haber aldın mı ondan?
    -Kimden?
    -Bilmemezlikten gelme Ezgi, ikimiz de biliyoruz kimden bahsettiğimizi.
    -Hayır.Merak etmiyorum, hem evlenmiştir şimdiye kadar.
    -Evlenmemiş.
    Şaşırmıştım merak ediyordum ama sormadım niye evlenmediğini.Gökhan’la üniversitede tanışmıştık.Senelerimiz beraber geçmişti.Ailelerimiz tanışmış, sözlenmiştik.Ama üniversitenin son döneminde ayrılmıştık.Artık seni sevmiyorum demişti bana gözlerimin içine bakarak.Ben de ona mezuniyet hediyesi olarak yüzüğünü ve bana verdiği sözü geri vermiştim ona.Yani onu özgür bırakmıştım.O şarkı da Gökhan’la sözlü olduğumuz dönemde beraber dinlediğimiz şarkıydı.Eski günlerimi hatırlamak moralimi bozmuştu.Çok acı çekmiştim onun yüzünden.Artık adını bile duymak istemiyordum.Dilek konuyu değiştirmek için:
    -Yarın odayı boyayabileceğine emin misin?
    -Boyarım tabiî ki de.Eskiden babamla çok boya yapardık.İstersen sen de bana yardım edersin.Dilek rica ediyorum bir daha onun adını anma bana.İsmini bile duymak istemiyorum.
    -Tamam.Geç oldu artık yatalım.Yarın çok işimiz var.İyi geceler.
    -Sana da iyi geceler.
    Dilek odasına gitmişti.Bense salona vuran sokak lambasının ışığında derin düşüncelere dalmıştım.Gökhan’la geçirdiğimiz güzel günler geliyordu aklıma her ne kadar hatırlamak itemesem de.Ne zaman onunla ilgili bir anımı hatırlasam hemen ardından gözlerimin içine bakıp seni sevmiyorum deyişini geliyordu aklıma.Bana önce yazı yaşatmış, sonra beni umarsızca buz gibi bir kışın ortasına bırakmıştı.Hala aklıma geldiği zaman içim yanıyor, kelimeler boğazıma düğümleniyordu.Onu sevmediğime emindim peki neden içimi sızlatıyordu.Uyuduğumda saatin kaç olduğunu bilmiyordum.






    Sabah yine Dilek’in sesiyle uyanmıştım:
    -Biz ayrı kalalı sen bayağı uykucu olmuşsun.Yurtta her sabah erkenden kalkar beni uyandırırdın şimdi tam tersi oldu.Kalk uykucu yoksa odan bitmeyecek, salonda uyumaya devam etmek zorunda kalacaksın.
    -Senin niye uyuyamadığını tahmin ediyorum aslında.
    -Boşver dilek hadi kahvaltıyı hazırlayalım.
    Kahvaltıyı yapıp hemen işe koyulduk. Bugün bitirmemiz gereken çok işimiz vardı. Odam boş camdan içeri giren güneş ışığıyla daha güzel görünüyordu.Boya malzemelerini hazırlayıp boya yapmaya başladım. Bu arada Dilek’e de öğretmeye çalışıyordum. Daha boya fırçasını eline alır almaz üstünü boyamıştı bile. Gülmekten karımıza ağrılar girmişti. Böyle giderse iş bitmezdi bugün. Boya fırçasını aldım elime biraz zor olsa da akşama doğru bitmişti. Bir odayı bir günde zor boyamıştım, ama çok keyifli bir gün geçirmiştik. Boya biraz kuruduktan sonra camları ve balkonu temizlemiştik. Artık her şey tamamdı sadece mobilyaların gelmesi kalmıştı. Oturup biraz dinlenmiştik ki mobilyalar geldi. Montaj ve yerleştirme işi bittikten sonra odamda adeta bahar açmıştı. Bu akşam odamda yatmak istiyordum. Geç saatlere kadar uğraşmıştık ama bitmişti. Yorgunluğumuza da değmişti. Her akşam olduğu gibi annemi aradım. Gün içinde yaptıklarımızı anlatmıştım. Annemin sesinde hala bir kırgınlık vardı. Ben alışmıştım ama annem hala kabullenememişti. Sürekli bahçeyle uğraşıyormuş. Ben bilirim onu eve giderse boş kalacak, boş kalırsa daha da üzülecekti. Bu akşam fazla dertleşememiştik annemle, saat geç olmuştu. Bu gece odamda uyuyacaktım, evin bu derecede güzel olmasına sevinmiş, evi daha bir benimsemiştim.
    Bu sabah odamın camına vuran güneşin o parlak ışıltısıyla uyanmıştım. Güneşin ilk ışıkları odama vuruyordu. Kalkıp güzel bir kahvaltı hazırladım. Bugün benim için önemli bir gündü ,atandığım okulu görmeye gidecektim. İçimde bambaşka bir heyecan vardı, elim ayağıma dolaşıyor ne giyeceğime bir türlü karar veremiyordum. Dilek’ten yardım istedim. Giydiğim her şeye kusur buluyordum kendimce. Bu çok ciddi oldu, bu yakışmadı deyip yatağın üzerine fırlatıyordum. Halimi gören Dilek gülmekten kendini alamıyordu.
    -Gülme ne olur, hiçbir tanesi yakışmıyor işte.
    -Kıyamam. Senin halini görünce geçen sene ki halim geldi aklıma. Bende aynı senin gibiydim ,giydiklerimi beğenmiyordum. Alırsın merak etme, ilk günler böyle olman gayet normal. Daha dur bu bir şey mi ilk ders anlatacağın günü gör, ben heyecandan uyuyamamıştım.
    -Daha okula giderken bu kadar heyecanlanıyorsam o günü düşünemiyorum bile.
    Zar zor ne giyeceğime karar vermiştim. Dilek’te okuluna gidecekti bugün evden beraber çıktık. Onun okulu yakın olduğu için yürüyecekti. Bense dolmuşla gidecektim. Durağa geleli on beş dakika olmuştu ama dolmuş bir türlü gelmiyordu. Durakta bekleyen orta yaşlı bir amcaya sordum.
    -Şimdi okul zamanı olmadığı için çok dolmuş geçmez buradan biraz daha bekle gelir kızım.
    Amcanın sözleri biraz rahatlatmıştı beni. Zaten var olan heyecanım dolmuşun geç gelmesiyle daha da artmıştı. Sonunda gelmişti dolmuş. Geçte olsa okula varmıştım. İlk bakışta hayal kırıklığına uğramıştım. Okul üç katlı, küçük ve eski sayılabilecek bir binaydı. Bahçesi bakımsızdı. Okulun gıcırdayan kapısını araladım ve korkak adımlarla içeri girdim, üst kata çıktım. Kimse yoktu, müdürün odasını buldum, kapıyı vurarak içeri girdim. Bir kez daha şaşırmıştım okul müdürü kemal bey en fazla otuzlu yaşlardaydı. Kendimi tanıttım ismimi söyleyince:
    -Hatırladım siz yeni atanmış olmalısınız bu okula, hoş geldiniz Ezgi hanım.
    Yeni atanmış olmalı . Gayet kibar bir müdürdü, anlaşılan bu sene güzel geçecekti.





    Okulda başka kimse yokmuş birkaç hizmetli dışında. Okulu dolaşmak istiyordum. Kemal bey’e:
    -Müsadenizle ben okulu gezip tanımak istiyorum.
    Tam odadan çıkmıştım ki
    -Bende size eşlik edeyim, ilk gününüzde yalnız kalmayın.
    Sıcakkanlı birine benziyordu.
    Okulu gezmeye başladık. Sınıflar yeni boyanıyordu, sıralar eski ve değiştirilmeye ihtiyacı vardı. Kemal bey durumu anlamış olmalı ki bana açıklama yapma gereği duydu.
    -Aslında bu sene hemen alt sokakta yapılan binamıza geçmek istiyorduk ama imkanlar el vermeyince okulun bitimi gecikti. Bizde sınıflar daha bakımlı görünsün diye boya yaptırıyoruz. Bir aksilik çıkmazsa ikinci dönem eğitim öğretimimize yeni binamızda devam edeceğiz.
    İçim biraz rahatlamıştı. İkinci sınıflarda öğretmen eksikliği olduğu için bana vereceklermiş. Yirmi beş küçük öğrenci… Duruma göre daha da artabilirmiş. Düşündükçe daha da artıyordu heyecanım. Bir sürü minik öğrenci, benim öğrettiklerimle hayata hazırlanmaya başlayacaktı. Onlar benim için ilk olacaktı onlarla başlayacaktım yıllardır düşlediğim okul hayatına.
    Öğretmenler odasına gelmiştik. Tam düşündüğüm gibiydi. Eski sayılabilecek masalar, sandalyeler ve dolaplar… Müdür bey dolabımın anahtarını verdi. Elim titriyordu belli etmemeye çalışıyordum. Kemal bey:
    -Bu dolabın sahibi olan hoca hanım evlendi başka bir yere atandı.
    Tam bu sırada telefonum çaldı ve gitmesi gerektiğini, iki gün sonra saat on gibi toplantı olduğunu, gelmem gerektiğini söyleyip gitti. İyi bir insana benziyordu. Müdür bey gittikten sonra sınıfları gezmeye devam ettim. Sınıfların çok eksiği vardı. Okulun yeni binasının bir alt sokakta olduğunu söylemişti Kemal bey. Merak etmiştim. Okuldan ayrılıp yeni binayı aramaya başladım. Biraz yürüdükten sonra bahçesinde hala birilerinin çalıştığı beş katlı, büyük bir bina karşıma çıkmıştı. Dışarıdan çok görkemli görünüyordu. İçeri girmemiştim. Bir sonraki dönem bu binaya geçebilmek temennisiyle durağa geldim, dolmuş beklemeye başladım. Çok beklemeden dolmuş geldi, bindim evin aşağısındaki sokakta indim. Eve doğru yürürken gözüm parkta oynayan çocuklara takıldı. İçlerinden biri benim öğrencim olabilirdi. Artık mahallede gördüğüm her çocuğa öğrencim gözüyle bakmaya başlamıştım. Sabırsızlanıyordum, bir an önce minik öğrencilerimle tanışmak istiyordum.
    Aradan yaklaşık üç hafta geçmişti. Üç hafta boyunca çeşitli seminerlere katılmıştım. Yorucu ama eğlenceli geçen seminerlerin sonuncusu bugündü Akşam biraz fazla oturmuştuk Dilek’le. Bu yüzden sabah geç uyanmıştık. Seminere geç kalmak üzereydim. Evden aceleyle çıkmıştım. Her zaman ki gibi dolmuşu beklemeye başladım ama gelmiyordu. Taksi durağı da uzaktı.Oraya kadar yürüsem daha çok geç kalacaktım.Tam bu sıra da Murat Bey arabasıyla durağın oradan geçiyordu.Bu ara çok karşılaşıyorduk.Artık bu karşılaşmaların tesadüf olduğuna inanmıyordum.Yanımda durmuştu.Beni şaşırtmıştı Murat Bey:
    -Günaydın Ezgi Hanım.Nasılsınız?
    -İyiyim.Siz nasılsınız?
    -Ben de iyiyim.Okula mı gideceksiniz?
    -Evet.
    -Ben de o tarafa gidiyorum. İsterseniz bırakayım sizi.Hem dolmuşun saati geçti epey zaman daha gelmez.




    Geç kalmak istemiyordum ama Murat Beyin arabasına da binmek istemiyordum.Daha önceki durumu tekrar yaşamak istemiyordum.
    -Teşekkürler Murat Bey. Yeterince rahatsız etmiştik sizi daha önce.Tekrar rahatsızlık vermek istemem size.
    Bir anda yüzü düşmüştü. Sözlerimden rahatsız olduğu çok belli oluyordu.Biraz durduktan sonra :
    -Sizde öyle bir izlenim bıraktıysam özür dilerim .Kesinlikle beni rahatsız etmediniz.Gelin götüreyim sizi daha fazla geç kalmayın.
    Ses tonu değişmiş, morali bozulmuştu. Söylediklerime pişman olmuştum.Arabaya bindim.Yolda hiç konuşmamıştı Murat Bey, öylece yola bakıyordu.Bir ara dönüp bana baktı ama hiç bir şey söylemedi.Okulun önüne gelmiştik.
    -Teşekkür ederim Murat Bey.
    -Önemli değil. Ezgi hanım.
    Vicdan azabı duyuyordum, insanları kırmayı sevmiyordum karşımda Murat Bey bile olsa.Gerçi doğruları söylemiştim ama…Dayanamadım.
    -Galiba kırdım sizi Murat Bey.Kötü bir amacım yoktu gerçekten.
    -Yok kırılmadım. Hem haklısınız o akşam kötü davranmıştım size.Gerçekten özür dilerim beni yanlış tanımanızı istemem.Size kendimi affettirmek istiyorum.
    -Gerek yok Murat Bey. Hem benim gitmem gerek, geç kaldım. Yine görüşürüz, iyi günler.
    Cevap vermesini beklemeden arabadan indim.Okulun kapısından içeri girdim.Neden bilmiyorum ama arkama dönüp baktım.Murat Bey arabadan inmiş bana doğru bakıyordu.Çok utanmıştım.Neden bakıyordu ki bana? Aklımda bir sürü soru işareti vardı.Son toplantı da bitmişti eve gelmiştim.Kapının önündeydim,Dilek evde yoktu ve ben anahtarımı almayı unutmuştum sabah çıkarken.Dilek’i aradım işi biraz daha sürecekmiş.Ne yapsam diye düşünürken evin yakınındaki parkta oturmak geldi aklıma.Boş bir banka oturdum.Sağa sola koşturan çocukları izliyordum.Cıvıl cıvıldılar, onlara baktıkça içimde adeta çiçekler açıyordu.Oyunlar oynamalarını büyük bir keyifle izliyordum.Ama bu keyifli halim çok uzun sürmedi.Çocuklardan bir tanesi düşmüş başını yere çarpmıştı.Hemen yanına koştum.Etrafına toplana çocukları uzaklaştırdım önce.Çocuk kendinden geçmişti. Başı kanıyordu.Diğer çocuklara annesine haber vermelerini söyledim.Annesi, babası yokmuş, babaannesiyle kalıyormuş babaannesi de hastaymış.Durumu öğrenince babaannesini beklemeden çocuğu hastaneye götürdüm.Bekleyemezdim çünkü başı kanıyordu.Acile gitmiştik.Murat Bey beni görünce yanıma geldi.
    -Hayırdır Ezgi Hanım bir sorun mu var?
    -Parkta çocuklar oynarken bir tanesi düştü, başı kanıyordu ben de alıp getirdim, içeri aldılar.
    -Tamam siz bekleyin ben ilgilenirim onla şimdi.
    Murat Bey içeri gireli yaklaşık bir saat olmuştu. Çok merak ediyordum, endişeleniyordum. Acaba kötü bir şey mi olmuştu. Hemşireye sormak için yerimden kalkmıştım ki, kapı açıldı ve Murat Bey geldi.
    -Çocuğun durumu nasıl, iyi mi?
    -Yarası derindi ve büyüktü, dikiş attık.Film çektik her hangi bir sorun yokmuş gibi görünüyor ama her ihtimale karşı bu akşam burada kalması gerekiyor.Bu arada kayıt yaptırmanız gerek yatış işlemleri için çocuğun ismi ne?
    -Çocuğun ismini bilmiyorum ki.
    -Nasıl yani siz getirmediniz mi?





    -Parkta oturuyordum, düşünce getirdim.Yaşlı bir babaannesi bekleyemedim getirdim hemen.Çocuklarla haber gönderdim babaannesine.
    -İyi yapmışınız da ne yapsak şimdi?
    -Ben beklerim başında birileri gelene kadar.
    Murat Beyle çocuğun yanına gittik.Kolunda serum vardı, başı sargılıydı.Rengi solmuştu sanki.Etkilenmiştim çocuğun bu halinden.Daha bir saat önce koşup oynuyordu ama şimdi…
    Murat Bey bana bakıp :
    -Üzülmeyin iyi olacak.Çocuklar çabuk toparlar kendini, birkaç güne bir şeyi kalmaz.
    Tam cevap verecekken kapıdan içeri genç sayılabilecek bir kadın endişeyle girdi
    -Elif bu! Ne olmuş, durumu nasıl?Babaannesi hasta gelemedi ben komşusuyum .
    Murat Bey:
    -Durumu iyi fakat bu akşam gözlem altında kalması gerekiyor.
    -Eve götürsem olmaz mı doktor bey? Babaannesi hasta, benim de eşim şehir dışında, çocukları bırakabileceğim kimse yok. Elif burada yalnız da kalamaz.
    -Eve götürmeniz tehlikeli olabilir. Bu gece burada kalması gerekiyor.
    -Ben kalabilirim. Dedim.
    Murat Bey anlam veremediğim bakışlarla bana bakıyordu.Garipsemiştim.Hemşire gelip Murat Beyi çağırdı ve gittiler.Kadınla yalnız kalmıştık.Çocuk yani Elif kendinden habersiz öylece uyuyordu. Kadın biraz da çekinerek kim olduğumu sordu.Önce kendimi tanıttım sonra kimseyi beklemeden çocuğu neden getirdiğimi anlattım.Öğretmen olduğumu söyleyince kadının yüzündeki endişe azalmıştı.Elif’in anne ve babasının boşandığını, babasının yurt dışında olduğunu, annesinin de evlendiğini, Elif’e babaannesinden başka bakacak kimsenin olmadığını ağlamaklı gözlerle anlatmıştı bana.Bir yandan kadını dinliyor, bir yandan da çocuğa bakıyordum.Bu cılız ,solgun çehreli çocuk kim bilir ne kadar sıkıntılar yaşamıştı bu güne kadar.Kadın Elif için:
    -Analı, babalı yetim.Babaannesi de hasta ne kadar dayanır bilemiyorum.Garibim ortada kalacak, kimse sahip çıkmıyor şu çocuğa.
    Gözlerimden akan yaşlara hakim olamıyordum.İçim parçalanmıştı.Bir insan kendi evladını, canını bırakıp nasıl başka birine veya başka bir yere giderdi aklım ve kalbim almıyordu.Bu vicdansızlık değil de ne?Hep televizyonlardan görmüştüm böyle şeyleri.İlk defa böyle yakınımda oluyordu.Çok etkilenmiştim.
    Elif’in bu sene okula başlaması gerekiyormuş ama maddi imkansızlıklar nedeniyle babaannesi yazdıramamış.Kadının ve Elif’in evinin adresini aldım yarın kendim götüreceğim evine.Hava kararmak üzereydi.Dilek merak etmiş aramıştı beni.Tabi bu yoğunlukta ona haber vermeyi unutmuştum.Olanı biteni anlatıp, bu gece hastanede kalacağımı söyledim.Gelmek istedi ama gelmesini istememiştim.Ben yeterince üzülmüştüm onun da üzülmesini istemiyordum.Bu arada Elif uyanmıştı.Ağlamaya başlar diye düşünüyordum.Ama düşüncemin aksine gayet sakindi.
    -Bana ne oldu, Niye buradayım, siz kimsiniz?
    Bütün sorularına anlaşılır bir dille cevap vermiştim.Daha sonra kendimi tanıttım.Öğretmen olduğumu öğrenince:
    -Ben okula gidemeyeceğim bu sene çünkü bizim paramız yok.Siz bana okumayı öğretebilir misiniz?
    Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.Söyledikleri içimi acıtıyordu.Cevap verememiştim.Gayet ciddi bir ifadeyle:
    -Babaannemin haberi var mı? Ona haber verebilir misiniz? Merak eder beni, üzülür sonra.




    Bir kez daha şaşırtmıştı beni. Şu durumunda bile babaannesini düşünüyordu. Yedi yaşında anne ve babasından ilgi görmemiş bir çocuk …Sanki büyüyüp bütün yaşadıklarını hazmedip sonra küçülüp bu yaşa gelmiş gibi bir edası vardı.
    -Sen merak etme canım.Biz babaannene haber verdik.O gelemediği için ben kalacağım yanında bu akşam.Sen yat dinlen merak etme.
    Elif yeniden uykuya dalmıştı.O solgun yüzüne bakıp ağlıyordum kendime hakim olamıyordum.Küçücük çocuk bu yaşta neler yaşamıştı.Camın kenarında ağlarken Murat Bey aniden odadan içeri girdi.Beni ağlarken görünce şaşırmıştı.
    -İyi misiniz Ezgi hanım? Bir sorun mu var?
    - Yok Murat Bey önemli bir şey yok.
    - Biraz dışarı çıkalım mı Ezgi Hanım? Açık hava iyi gelir size.
    Murat Beyle hastanenin bahçesine inmiştik. Boş bankların bir tanesine oturduk. Elif’le ilgili her şeyi anlatmıştım. Tabi anlatırken duygularıma hakim olamamıştım. Ağlaya ağlaya anlatmıştım. Murat Bey de etkilenmişti Elif’in yaşadıklarından. Bana dönüp:
    -Ağlama artık ne olur! Bir şeyler yaparız. Yardım ederiz onlara. Üzülme artık.
    Bir saate yakın Murat Beyle konuşmuştuk. O kadar mantıklı çözüm yolları buluyordu ki. Beni teselli ediyordu.Eğer Murat Beyi çağırmasalar daha da konuşacaktık ama acilde çok hasta varmış.O da gitmek istemiyordu her halinden belliydi.Murat Bey gittikten sonra ben de Elif’in yanına çıkmıştım.Odaya girdikten kısa bir zaman sonra uyandı.Karnı açıkmıştır diye düşündüm, kantine gidip yemek aldım ona.Ben de yememiştim ama iştahım yoktu.Yemeğini yedikten sonra hemen uyuya kalmıştı.ben de fırsattan istifade annemi aradım.Elif’i anlattım ona.Annem de çok üzülmüştü.Fazla konuşmadım annemle.Telefonu kapadıktan sonra odadaki küçük kanepede uyuya kalmışım.İrkilerek uyanmıştım.Murat Bey karşımda , elinde polar türünden bir battaniye…İkimiz de birbirimize bakıyorduk.İlk şaşkınlığımızı üstümüzden attıktan sonra Murat Bey:
    -Elif’i kontrol etmeye geldiğimde, sizin uyuduğunuzu gördüm. Hastane gece soğuk olur genelde bu yüzden battaniye getirdim size.
    -Teşekkür ederim Murat Bey.
    Dilim tutulmuştu sanki cevap veremedim bile.Murat Bey de ben de utanmıştık.
    -Neyse benim gitmem gerek size iyi geceler.
    Koşarcasına odadan çıkmıştı.Sabahtan beri yaşananları yerli yerine koyunca…Yok, hayır olamaz…Bu kadar soru işaretleriyle uyumak çok zor olmuştu.Sabah Elif’i Murat abisiyle konuşurken buldum.Daha doğrusu onların sesine uyanmıştım.Gözlerimi açtığımda yine karşımda Murat Bey vardı.Elif’le konuştuktan sonra beni dışarı çağırdı.Konuşurken yüzüme bakmaya çekiniyordu sanki:
    -Ezgi Hanım, Elif’in durumu iyi, son bir kez daha film çekmemiz gerekiyor, kontrol için.Film çektirdikten sonra beraber götürürüz Elif’i evine tabi istersiniz.Ben de bir şeyler yapmak istiyorum onun için.
    - Tamam Murat Bey.Ben film çektireyim.Siz de müsait olunca gideriz.
    -Siz Elif’i hazırlayın ben götürürüm film çektirmeye.
    Dünden sonra yaşadıklarıma inanamıyordum.Murat Beye bakış açım tamamıyla değişmişti. Çok yanlış tanımışım onu.Odaya girip Elif’i hazırladım.Fazla sürmeden Murat Bey gelmişti.Önlüğünü çıkarmıştı, nöbeti bitmişti anlaşılan.Yani bizim için burada kalıyordu.Elif’in elinden tutup film için götürüyordu onu ben de arkalarından gidiyordum.Elif çok mutluydu.Murat Bey de…





    Taburcu olmuştu Elif.Yine Murat abisinin eline tutarak arabaya gidiyordu.Elif’in tarifiyle evine gelmiştik.Daha evin dışını görür görmez içerideki manzarayı tahmin etmiştim.İki katlı bir binanın en alt katı.İki gözlü, pencerelerinde demir olan, rutubetli bir ev…Elif’i arabadan indirdim.Murat Bey de geliyordu.Elinde bir poşet vardı.O poşeti bana uzattı.
    -Bunlar Elif’in ilaçları.Siz verirseniz daha iyi olur bence.
    Murat Bey beni şaşırtmaya devam ediyordu.Meğer ne kadar ince ruhlu birisiymiş.İlaçlar benim aklıma gelmemişti.Elif Murat abisiyle beraber eve gidiyordu.Elif çok sevmişti Murat Beyi.Zile basınca Murat Bey kenara çekilip bana yol verdi.Uzun süre sonra kapıyı yüzü solmuş yaşlı bir bayan açtı.Elif’in babaannesiydi belli.Gerçekten kötü görünüyordu. Yaşadıklarının ağırlığını taşıyamayan omuzları çökmüştü.Elif babaannesinin boynuna sarıldı hemen.Yaşlı kadın torunuyla hasret giderdikten sonra bizi içeri davet etti.Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.Elif’in ne kadar zor bir hayat yaşadığını bu odadan anlamak mümkündü.Oturdukları,uyudukları odaya giderken küçük bir yer görmüştüm.Orası mutfaklarıymış.Tabi mutfak denilirse.Eski, küçük, kenarı kırık bir mutfak tezgahı, birkaç eski tencere, kaşık, bardak, bir de tüp vardı.Mutfağa geçtim.Doğru dürüst yemeklik bir şey yoktu.Dayanamamıştım, gözlerimden akan yaşlar içimin ne kadar çok acıdığını gösteriyordu. Murat Bey beni tekrar ağlarken görmüştü.Onun da gözleri dolmuştu.Ve beni çok şaşırtan belki de bundan sonraki hayatımızı etkileyecek bir söz söylemişti:
    -Senin gözyaşlarını görmeye dayanamıyorum ne olur ağlama Ezgi!Sen ağladıkça benim için yanıyor.
    Şok olmuştum.Şüphelerim doğru çıkmıştı.çok utanmıştım.gözyaşlarımı sildim ve içeri gittim. Elif’le ve babaannesiyle vedalaştıktan sonra evden ayrıldım.Murat Beyde arkamdan gelmişti .
    -Ezgi biraz konuşalım mı?
    Onunla konuşmaya cesaretim yoktu.
    -Şu anda başka işlerim var Elif için alış veriş yapmam lazım daha sonra konuşalım lütfen.
    -Tamam ama ben de geleceğim alış verişe.
    Gelmesini istemiyordum çünkü utanıyordum ondan.O yanımdayken rahat olamıyordum.Ama dün akşam gelirsin demiştim.Mecburen tamam dedim ve beraber alış verişe çıktık.Önce markete gitmiştik Murat Beyle.Mutfak için bir sürü yemeklik malzeme almıştık onlara.Murat Bey çok yardımcı olmuştu bana.Markette işimiz bittikten sonra Elif’e kıyafet almak için başka bir yere gidiyorduk.Arabada hiç konuşmuyorduk.Murat Bey çok güzel bir müzik açmıştı.Saz eşliğinde söylenen bir türkü:
    Son şarkıyı çal kemancı
    Gelmeyecek o yalancı
    Ömrüm ona feda olsun
    Asilce bir veda olsun
    Bu hasretin süresi yok
    Bir gün sona eresi yok
    Derinden etkilemişti beni bu türkü.Radyoda rastgele çıkmıştı ama ilk defa dinliyordum.Fazla sürmeden Elif’e kıyafet alacağımız mağazaya gelmiştik.Murat Bey bana :
    -Buradan sonrası senin işin. Malum kıyafet konusunda asla sizin kadar tecrübeli olamayız erkekler olarak.
    -Yorulmaktan kaçtığınız için bana bırakıyor olmayasınız Murat Bey?
    İkimiz de gülüyorduk.En sonunda Elif’in kıyafetlerini beraber seçmeye karar vermiştik.Çok eğlenmiştik alış veriş yaparken.Arada birbirimizin kaçamak bakışlarını da yakalıyorduk.





    Elif’in babaannesine de yeni bir şeyler aldıktan sonra evlerine gitmiştik.Bu arada Murat Beyin çok yorulduğunu fark etmiştim.Gece de nöbet tutmuştu.Sabaha kadar uyumamış, bir de saatlerdir benimle Elif için alış veriş yapıyordu.Gözlerinin şiştiğini fark ettim, üzülmüştüm. Arabadan inmeden önce Murat Beye:
    -Eğer isterseniz siz eve gidin.Zaten sabaha kadar uyumamıştınız, bir de alış verişe geldiniz.İyice yoruldunuz.
    -Hiç önemli değil emin ol.Elif için bir şeyler yapmak bütün yorgunluğumu aldı.Hem poşetleri bıraktıktan sonra beraber döneriz istersen.
    -Yok ben hemen dönemem çünkü yemek yapmak istiyorum onlara.
    Gözlerimin içine bakarak:
    -Ne kadar iyi bir insansın sen.İnsanların kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmedikleri şu zamanda senin gibi insanlara rastlamak çok zor emin ol.
    Utancımdan yerin dibine girmiştim.Çok rahatsız olurdum. Böyle durumlara pek alışkın değildim.Konuyu değiştirmek için:
    -Poşetleri taşımaya başlasak iyi olacak bence.
    Dedim ve arabadan inmek için kapıyı açtım.Murat Beyse:
    -Ezgi ne zaman konuşacağız? Ne olur bir şey söyle.
    -Hadi inelim artık.
    Dedim ve arabadan inip elime birkaç poşet alıp Elif’in evine doğru yürüdüm.Murat Bey de arkamdan geliyordu.Kaçıyordum çünkü benle ne konuşacağını tahmin ediyordum.Ne kadar ertelesem o kadar iyi benim için.Eve girmiştik.Elif elimizdeki poşetleri görünce sevinmişti. Kıyafetlerini tek tek deniyordu.Hepsi birbirinden güzel olmuştu ona.Murat Bey gittikten sonra akşam olana kadar ordaydım.Elif’e ve babaannesine çeşitle yemekler yapıp bırakmıştım.Eve geldiğimde hava iyice kararmıştı.Dilek kapıyı açar açmaz sorularına başlamıştı:
    -Nerdesin sen iki gündür? Yüzünü gören cennetlik.Anlatmaya hemen başlamazsan kötü olacak.
    -Tamam kızma anlatacağım hepsini uzun uzun, ama önce bir duş alıp kendime gelmem lazım.
    - Sadece yarım saatin var.
    Duş alıp gelmiştim.Dilek büyük bir merakla, biraz da sinirle beni bekliyordu.Salondan içeri girer girmez Dilek:
    -Anlat bakalım nerelerdeydin? Ne yaptın? Bu saate kadar niye geciktin?
    İki gün boyunca neler olduğunu anlattım Dilek’e, Elif’i anlattım. Ama Murat Beyle ilgili olanları anlatmamıştım. Anlatmak istemiyordum belki de , ben de bilmiyordum.Ya da Murat Beye bir şeyler hissetmekten korkuyordum.Elif’e yaptığımız alış verişi anlatırken çoğul konuşunca Dilek :
    -Kim vardı ki yanında yalnız değil miydin sen?
    Şimdi köşeye sıkışmıştım.Bir an duraksayınca Dilek :
    -Ne saklıyorsun benden?
    -Yok bir şey ne saklayacağım.
    -Ben anlamaz mıyım seni söyle bakalım ne oldu?
    -Tamam anlatıyorum.Ama sıkı dur.Birazdan çok şaşıracaksın.
    -Eee hadi anlat.
    -Yanımda Murat Bey vardı.Hem de bütün gün.
    -Nasıl yani niye yanındaydı ki?
    -Anlatacağım ama lafımı kesme susarsam bir daha anlatmak için cesaret bulamayabilirim çünkü.




    Önce gündüz okula giderken olanları anlattım. Parkta olanları, Elif’i hastaneye götürüşümü, O kadının anlattıklarının beni ne kadar çok etkilediğini anlattım.Murat Beyin beni ilk ağlarken gördüğünde verdiği tepkiyi, bahçede konuştuklarımızı, gece üstümü örtmesini, Elif’in evinde ban söylediklerini anlattım.Ben anlattıkça Dilek daha da çok şaşırıyordu.Bitirdikten sonra Dilek:
    -Ne yani şimdi Murat Bey seni mi seviyor?
    Sevmek sözcüğünü duyunca kalbim acımıştı.Ben bu güne kadar Gökhan’dan başka kimsenin isminin yanına aşk ve sevgi sözcüklerini koymamıştım.Bir anda susmuştum.Acaba ondan başkasını sevebilir miydim gerçekten? Ya o da beni bırakıp giderse tekrar ne yapardım o zaman? Bir anda bütün ihtimaller aklıma gelmişti. Sevmek ve mutlu olmak dışında.Dalıp gittiğimi gören Dilek:
    -Ezgi iyi misin? Dalıp gittin bir an.
    -İyiyim yok bir şey.
    -Ben anlayamadım şimdi siz konuştunuz mu Murat Beyle?
    -Yok daha konuşmadık Murat’la! Yani Murat Beyle.
    -Niye konuşmadınız ki ? Sen mi istemedin?
    -Ben istemedim.
    -Neden peki? Acaba ne söyleyecekti sana?
    -Bilmiyorum.Galiba duyacaklarımdan korktum.
    -Ne korkması.Neden korkacaksın ki?
    -Bilmiyorum Dilek.Cesaretim yok anlasana.Tekrar aynı şeyleri yaşamak istemiyorum.O günlere dönmek istemiyorum.
    Sinirlerim bozulmuştu.Kendime hakim olamadım ve ağlamaya başladım.Uyumak istiyordum.Dilek’e
    -Ben uyusam iyi olacak.Çok yorgunum.
    -Ezgi konuşalım açılırsın biraz sanki içeri gidince uyuyabilecek misin?
    -Şimdi konuşmak istemiyorum.Yarın konuşuruz.
    -Tamam sen bilirsin ama anlatmak istersen ben buradayım unutma canım.
    Odama gitmiştim, biraz sakinleştikten sonra balkona çıktım.Gökhan’ı düşünmek istemiyordum artık.Onun yüzünden kimseye güvenemiyordum.Müzik dinlemek istiyordum, güzel bir şarkı açtım kendime:
    Bir gün çıkıp gel o uzak yollardan
    Benim can yaramı sarmak için
    Çünkü bir nefes ki aşk sana benzer
    Gökte parlayan ay sahte
    İncinen söz çölde,ışıldayan su sana benzer
    Gökhan gelmeyecekti artık.O bensiz mutluydu ben de mutlu olmayı hak ediyordum.O gece sabaha kadar uyumadım.Balkonda güneşin usulca etrafı aydınlatışını izliyordum.Bu günden sonra geçmişte yaşamaya son verecektim.Murat Beyi düşünüyordum.Kendimi,Duygularımı sorguluyordum acaba olabilir miydi?Tam bu düşünceler içerisindeyken telefonum çaldı.Arayan tanımadığım bir numaraydı.Tedirgin olmuştum kimdi acaba?Çalan müziği kapatmayı unutup telefonu açtım:
    -Efendim.
    -Ezgi,ben Murat.Bu saatte arayıp, rahatsız etmek istemezdim.Ama bütün gece gözüme uyku girmedi.Sözümü kesmeden beni dinle lütfen.
    İnanamıyordum o da uyuyamamıştı. Çok heyecanlanmıştım.Ne söyleyeceğini tahmin ediyordum ama yine de merak ediyordum.





    -Aslında sana bunları yüz yüze söylemek isterdim ama beni istemezsin, red edersin diye telefondan söylemeye karar verdim.Niye bu saatte diye sorma ben de bilmiyorum. Uyuyamadım, evinin önünü geldim ,seni de balkonda dalgın dalgın otururken görünce bir anda aramaya kara verdim.Aslında seni terminalde ilk görünce bir şeyler hissetmeye başlamıştım.Arabada çantanı görünce çok sevinmiştim çünkü seni tekrar görebilecektim.Sen seminerlere giderken hep ben seni n ardındaydım.Her sabah karşılaşmamızın sebebi de bu.Bu kadar kısa zamanda nasıl oldu bilmiyorum ama ben seni gerçekten seviyorum…
    Uzun süren bir sessizlik olmuştu.Doğru söylüyordu arabanın içinde oturmuş öylece bana bakıyordu.Uykusuzluğu yüzüne yansımıştı sanki.Şimdiye kadar her şey tamamdı.Ama ben ne cevap verecektim ona.
    -Benim sevgime karşılık verecek misin Ezgi ?
    -Murat Bey ne söyleyeceğimi bilemiyorum.Bana biraz zaman verin.Düşünmem gerekiyor.
    -Tamam ama bana Murat Bey deme artık.Araya daha çok mesafe koyma.
    -Tamam.Görüşürüz sonra.
    -Görüşürüz Ezgi.
    Telefonu kapatmıştık.Ama hala gitmemişti öylece orada duruyordu.Gün iyice açmıştı bu arada.İçeri girdim. Dilek’i uyandırıp olanı biteni anlattım. Bu arada Murat da gitmişti.Çok uykum gelmişti öylece kanepede uyuya kalmışım.Uyandığımda neredeyse akşam olmuştu.Masanın üzerinde kocaman bir buket gül vardı.Murat göndermiş.Teşekkür etmek için aradım onu.O da uyuyormuş meğerse.Fazla konuşmadık uykusunu daha çok bölmek istemiyordum.
    ******

    Bugün pazartesi günüydü yani büyük gün gelmişti.Elim ayağım birbirine dolanıyordu. Heyecandan doğru dürüst uyuyamamıştım.Her sabah olduğu gibi Murat aramıştı yine.Bugün okula gideceğimi unutmuştu galiba, hiçbir şey söylememişti bana.Moralim bozulmuştu.Bu günün benim için başka bir önemi daha vardı.Murat’ a cevabımı söyleyecektim.Zor da olsa ne giyeceğime karar vermiştim.Üniversiteden sonra ilk defa saçlarımı bu kadar güzel yapmıştım, hafifte makyaj .Hazırdım artık.Dilek’e sarılıp dua etmesini istedim ondan hem okul için hem de Murat için.Geç kalmak istemiyordum.Acele ederek apartmanın kapısını açtım.Bir de ne göreyim Murat…Elinde çiçekler beni bekliyordu.Çok şık görünüyordu.Bu güne özel hazırlanmıştı belli.
    -Unuttum sandın değil mi?Senin için bu kadar önemli bir günde yanında olmayacağımı mı sandın?
    -Gerçekten unuttun sandım.
    -Hadi gidelim yoksa okula daha ilk günden geç kalacaksın.
    -Tamam gidelim.
    Yol boyunca muhabbet etmiştik Murat’la.Belki de hata yapacaktım Murat’a tamam demekle çünkü böyle çok iyi anlaşıyorduk.Ama sevmeye başlamıştım onu.Gözüm hep onu arıyordu etrafımda.Yol çabuk bitmişti.Hemen gelmiştik okula.Murat:
    -Hadi bakalım minik öğrencilerin seni bekler öğretmen hanım.
    -Söyleme daha çok heyecanlanıyorum.Zaten yeterince heyecanlıyım.
    -Tamam.Heyecanlanacak bir şey yok .Altı üstü ilk defa derse gireceksin.
    -Dalga geçme.
    -Şaka yaptım.
    -Bu akşam nöbete gidecek misin?





    -Yok gitmeyeceğim.Niye sordun ki?
    -Hiç aklıma geldi.Başka bir işin var mı?
    -Yok galiba.Niye soruyorsun Ezgi?
    -Neyse ben geç kalmayayım derse.Görüşürüz sonra.
    -İyi şanslar Ezgi.Seni sevdiğimi unutma.Hala cevabını bekliyorum.
    Gülümsedim .İçimden ben de seni seviyorum galiba dedim ama yüzüne söyleyecek cesaretim yoktu.Heyecandan ayaklarım titriyordu.Okulun bahçesi cıvıl cıvıl çocuklarla doluydu.Sağa sola koşturuyordular.Gözüm Elif’i aradı.Yoksa gelmemiş miydi?Öğretmenler odasına çıktım. Çok heyecanlıydım. Diğer öğretmen arkadaşlarla da tanıştık.Camdan bakıyordum ama Elif’i göremiyordum.Endişelenmeye başlamıştım.Bütün eksiklerini tamamlamıştık, kaydını yaptırmıştık.Neredeyse ders başlayacaktı.Bahçeye indim tekrar Elif’in komşusunu arayacaktım ki Elif’in geldiğini gördüm.İçim rahatlamıştı.Onu da diğer çocukların yanına gönderdim.Tören bitmişti.Fazla zaman geçmeden sınıfıma çıktım.Öğrencilerimle tanışmıştım tek tek.Hepsini sevmiştim.Geçen sene öğretmenleri evlenip gitmiş.Çocuklar çok üzülmüş.Umarım beni de severler.Öğle arasında Murat aramıştı.Akşam yemeğe çıkalım mı diyordu.Anlamış mıydı acaba.Kabahat bende sabah o kadar ısrarla sordum ki anlamıştır. Okuldaki ilk günüm çok güzel geçmişti.Öğrencilerimle kaynaşmıştık.İlk gün daha çok oyun oynamıştık çocuklarla.Hepimiz çok eğlenmiştik.Okuldan çıktıktan sonra hemen eve geçtim.Beni kapıda Dilek karşılamıştı:
    -Hoş geldin nasıl geçti ilk günün?
    -Çok güzel geçti.Çocukların hepsi çok tatlı.Dilek benim hazırlanmam lazım.
    -Söyledin mi Murat Beye ?
    -Yok ama anladı galiba kendi aradı beni.Yemeğe davet etti.Sadece bir buçuk saatim var.Ben ne giyeceğim Dilek ? Yardım et bana lütfen.
    -Tamam dur hallederiz.Senin siyah bir elbisen vardı.Bence onu giy.Saçlarını da yaparız.
    -Çok abartılı olmaz di mi?
    -Yok olmaz.Şık bir yere götürür seni her halde.
    -İyi o zaman hazırlanayım.Yoksa yetişemem.
    -Yetişirsin hem beklesin biraz.
    Hazırdım sonunda. Murat aradı ben aşağıdayım bekliyorum diye.Heyecandan elim ayağım titriyordu.Apartmanın kapısından çıktım.Murat bakakalmışı.Ben de ona bakıyordum.Çok yakışıklıydı.İyi ki böyle giyinmiştim.Yoksa yanında paspal kalacaktım.Yanına gittim.Gözlerini benden alamıyordu:
    -Hoş geldin Ezgi .
    Arabaya binmiştik.Murat müzik açmıştı .Aradığı akşam benim dinlediğim şarkıyı açmıştı.
    Bir gün çıkıp gel uzak yollardan
    Benim can yaramı sarmak için
    Çünkü bir nefes ki aşk sana benzer
    Gökte parlayan ay sahte
    İncinen söz çölde,ışıldayan su sana benzer.
    -Çok güzelsin Ezgi.
    -Teşekkür ederim.
    -Bu şarkıyı hatırladın mı?
    -Hatırladım tabiî ki.O akşam bu şarkıyı dinlerken aramıştın.


    -Unutmamışsın.Seni çok sevdiğim bir yere götüreceğim bu akşam.Fazla uzak sayılmaz.Gidelim mi?
    -Olur gidelim.
    Yol boyunca o şarkıyı dinlemiştik.Çok güzel bir yere gelmiştik.Üst kata çıkmıştık.Kimse yoktu.Yine o müzik çalıyordu.Belli önceden ayarlamıştı burayı.Siparişleri almak için garson gelmişti.Murat beni çok şaşırtmıştı beni.İçki içecekti.Ben almak istemedim.Rahatsız olmuştum.Garson gittikten sonra Murat’a
    -Neden içki söyledin ki giderken araba kullanacaksın.
    -Fazla içmeyeceğim.Belki bir kadeh.
    Tüm neşem kaçmıştı.Benim ailemde kimse içmezdi.Murat’ında içmesini istemiyordum.Murat anlamıştı benim rahatsız olduğumu.Garson içkiyi getirince :
    -İçki yerine başka bir şey getirin siz bana.
    Sevinmiştim.Demek ki benim düşüncelerime önem veriyordu.Öğrencilerimi, ilk günümün nasıl geçtiğini sordu.Nasıl oldu anlamadım ama konu bize geldi.Sorusunu tekrarladı ve :
    -Artık bir cevap vermeni istiyorum Ezgi.
    -Tamam diyorum.
    -Ne? Nasıl yani ? Tamam di mi ?
    -Evet
    Çok sevindiği her halinden belliydi.Beni dansa kaldırmıştı.Ben dans etmeyi çok iyi bilmiyordum ama onunla gayet iyi dans etmiştik.Çok güzel bir gece geçirmiştik.Evin önüne gelmiştik.Ayrılmak istemiyorduk birbirimizden.Saat geç olmuştu,yarın Murat’ın nöbeti vardı.Gitmek zorundaydı.Vedalaştık tam arabadan inerken elimi tuttu:
    -Seni çok seviyorum Ezgi.İyi ki benimlesin.
    Hiçbir şey söylemeden eve çıktım.Sanki mutluluktan uçuyordum.Dilek’e bütün olanları anlattım.Bulutların üstünde gibiydim.Gece eve gittiğinde de aradı.Bir saate yakın konuşmuştuk ama sanki daha yeni aramış gibiydi.Sabah yine onun sesiyle uyanmıştım.Nöbete erken gitmesi gerektiği için beni okula bırakamayacakmış.Diğer arkadaşının annesi hasta olduğu için izin almış.Bu yüzden yarın sabaha kadar çalışacakmış.Evden çıkınca gözüm Murat’ı aradı.Her sabah o bırakamazdı ki okula, alışmam gerek anlaşılan. Bugün Murat sadece bir kez arayabilmişti.Çok hasta varmış.Akşam fırsatı olursa arayacakmış.Eve gelmiştim.Dilek’le muhabbet ediyorduk ama aklım Murat’taydı.Aramamıştı daha doğrusu arayamamıştı.Günlerimiz böyle geçiyordu.Murat çalışmadığı zamanlarda genelde beraber geziyorduk, dolaşıyorduk.Murat’la çok iyi anlaşıyorduk.Bu yaz ailesiyle tanıştıracakmış beni. Sinem benim çalıştığım okula staj için gelmişti. Artık Murat’ı her gün görüyordum.
    ********
    Mükemmel bir sene geçirmiştik Murat’la.Ama bugün okullar kapanıyordu.Ve ben anneme söz verdiğim için Samsun’a gitmek zorundaydım.Murat’ı burada bırakıp Samsun’a gitmek beni çok üzüyordu.Ondan geçici bir süre için olsa da ayrı kalma fikrine dayanamıyordum.Sabah hiç istemeyerek uyandım.Kahvaltımı yaptım, istemeyerek de olsa evden çıktım.Murat bu sabah nöbetteydi yani gelemeyecekti.Ama bana sürpriz yapmıştı ve yine kapıda beni bekliyordu.Sevinçle boynuna sarıldım.Yine beraber okula gelmiştik.Murat :
    -Bu akşam yemeğe çıkalım mı Ezgi?
    -Tamam.Nereye gideceğiz? Ona göre giyineyim.
    -Özel bir yemek olacak sadece bunu bilsen yeter.
    -Merak ediyorum.Söyleyemez misin?
    -Hayır.Akşam görürsün.
    -Ama…
    -Hadi öğrencilerin karne bekliyor. Daha fazla bekletme onları.Akşam da beni bekletme ama.



    Öğrencilerime karnelerini vermiştim, hepsi gitmişti.Bir öğretmen olarak ilk yaz tatilim başlamak üzereydi.Okulda ki öğretmen arkadaşlarla ve Kemal Beyle vedalaştıktan sonra eve gidip akşam yemeği için hazırlanmaya başladım.Murat’la beraber aldığımız krem rengi elbisemi giymiştim.Çok sevmişti onu ama daha önce giyecek fırsatım olmamıştı.Saçlarımı da onun sevdiği gibi yapmıştım.Yani bu gece Murat’a göre hazırlanmıştım.Özel bir yemek olacaksa, onun sevdiği gibi olmak istiyordum.Tam zamanında gelmişti.Zaten ben de hazırdım onu görür görmez aşağıya indim.Çok şık giyinmişti.Arabaya bindik.Yine o şarkıyı açmıştı Murat.Farklı bir heyecan vardı halinde.Eli ayağı birbirine dolanıyordu.Yol boyunca pek konuşmamıştı.Sadece bir an önce yemek yiyeceğimiz yere gitmek istiyordu.Arabayı çok hızlı kullanıyordu.Rahatsız olmuştum, korkmuştum bu halinden.
    -Murat biraz yavaş olur musun? Bir yere mi yetişiyoruz?
    -Yok canım.Nereye yetişeceğiz, biraz acıktım o yüzden acele ediyorum.
    Pek inanmamıştım söylediklerine.Bu akşam bir farklılık vardı.Giydiğim elbiseyi bile fark etmemişti.İlk defa böyle olmuştu.Sonunda gelmiştik.Daha önce de gelmiştik buraya.İlk buluştuğumuz yerdi burası.Murat da ki garip hal hala devam ediyordu.İçeri girdik.Yine o şarkı çalıyordu.Üst kata çıktık.Çok güzel bir masa ayırtmıştı Murat.Siparişleri verdikten sonra Murat dönüp garsonun gelip gelmediğine bakıyordu sürekli.Murat’a:
    -İyi misin bu akşam.Gerdin beni, niye bu kadar gerginsin?
    -Yok gergin değilim.Sana öyle gelmiştir Ezgim.
    Garson gelmişti sonunda.Siparişleri bırakıp gittikten sonra bir anda büyük ışıkları kapattılar. Romantik bir ortam olmuştu.Bizim şarkımız çalmaya başlamıştı tekrar.Murat yerinden kalktı ve yanıma geldi.Cebinden güzel bir kutu çıkardı ve :
    -Bir ömrü benimle paylaşmak ister misin Ezgim?
    Duygulanmıştım.Neredeyse ağlayacaktım.Bir anda ağzımdan çıkıverdi:
    -Evet, evet, evet.
    Murat’la birbirimize sarılıp kalmıştık.Çok mutluydum.Akşamdan beri garip halinin sebebi belli olmuştu.Meğerse heyecandan öyle davranıyormuş.Her güzel şeyin bir sonu vardır.Bu gecenin de bir sonu vardı.Ama ben bitsin istemiyordum.Murat’la sahile gitmiştik.Bu gece hiç bitmesin, bu güzellik son bulmasın diye deniz kenarında oturup güneşin doğuşunu beraber izlemiştik.Omzuna yaslanmıştım.Ömür boyu böyle kalabilirdim ama Murat’ın işe gitmesi gerekiyordu.İstemeyerek de olsa ayrılıyorduk ama bir farkla ; parmağımda Murat’ın yüzüğü vardı.Sabahın erken saatlerinde eve gitmiştim.Üstümü değiştirip uyudum.Uyandığımda dün gece yaşadıklarımın rüya olmaması için dua ediyordum.Ama rüya değildi yüzük parmağımdaydı.Dilek evde değildi.Fazla sürmeden geldi.Yüzü çok kötü görünüyordu.Ne olduğunu sorduğumda :
    -Elif’in babaannesi ölmüş.
    İnanamıyordum olduğum yerde kalmıştım.Hemen yanına gittim Elif’in.Korkudan titriyordu.Evden uzaklaştırdım onu.Üç gün olmuştu Elif’in babaannesi öleli.Elif yanımda kalıyordu.Daha yeni yeni atlatıyordu şoku.Kahvaltı yararken zil çaldı.Çocuk esirgeme kurumunda Elif’i almaya gelmişlerdi.Vermek istemiyordum ama mecburdum.Ağlaya ağlaya götürdüler Elif’i ve ben hiçbir şey yapamadım.Çaresizce izledim onu alıp götürmelerini.Elif gittikten sonra Murat’ı aradım.Araştırdı yapabileceğimiz hiçbir şey yoktu çünkü herhangi bir akrabalık bağı yoktu aramızda.Uzun bir süre kendime gelememiştim.Samsun’a gelmiştim zor da olsa.Murat izin alınca yanıma gelecek, onu ailemle tanıştıracaktım.

    Çok heyecanlıyım bugün Murat annemle tanışmaya gelecek.

    ************************


    Ezgi günlüğüne en son benim Samsun’a ailesiyle tanışmaya gittiğim günü yazmıştı.Ne kadar da mutluyduk.O günlerin bizim için kaçınılmaz sonun başlangıcı olduğunu bilmiyorduk henüz.O gün Ezgi beni karşılamaya gelmişti terminale.Yanında da abisi vardı.Gerilmiştim bir anda abisini görünce.Abisinin adı Fatih’miş.Beni çok sevmediği her halinden belliydi.Sanki zorla gelmişti buraya.Zaten Ezgi’nin neden abisiyle beraber geldiğini anlayamamıştım.İlk önce Samsun merkezdeki evlerine gitmiştik.Annesiyle, babasıyla kısacası evdeki herkesle tanışmıştım.Ertesi gün köydeki eve çıkmıştık.Çok sıkıcı geçiyordu günlerimiz Ezgi’yle bir kere bile yalnız kalamamıştık.Kaç gündür iki yabancı gibiydik.En sonunda Ezgi’ye durumu anlattım ve sıkıldığımı söyledim.Aslında Ezgi’nin de yapabileceği bir şey yoktu.Bir kaç gün daha böyle geçmişti.İki gün sonra İstanbul’a gidecektim.Ama Ezgi’yi de götürüp annemlerle tanıştırmak istiyordum.Ezgi’ye söyleyince beraber gitmemizin imkansız olduğunu ancak ben gittikten sonra başak bir nedenle gelebileceğini söyledi.Anlam veremiyordum Ezgi’nim ailesine.İstemeyerek de olsa kabul etmiştim Ezgi’yi daha fazla zor durumda bırakmak istemiyordum.Ezgi’yle abisinin konuşmalarına istemeyerek de olsa kulak misafiri olmuştum. Ezgi’ye benim yüzümden kızıyordu. Tahammül edemiyordum bu duruma.Ezgi benim yüzümden ailesiyle çatışıyordu.Ezgi’yi dışarıya çağırdım.Abisiyle konuştuklarını duyduğumu, zaten geldiğim günden beri ona ne kadar yüklendiklerini anladığımı , bugün gideceğimi söyledim.Çok üzülmüştü Ezgi.Ailesiyle vedalaştık , bu kez abisi evde olmadığı için Ezgi’yle beraber merkeze inmiştik.Günlerdir ilk defa yalnız kalmıştık Ezgi’yle.Akşam uçağına yer ayırtmıştım.Yalnız gitmek istemiyordum ama Ezgi’nin benimle gelmesi imkansız görünüyordu.Ezgi’yle konuşurken ağlamaya başlamıştı.Ailesi beni istemiyordu.Böyle olacağını tahmin etmiştim abisinin Ezgi’ye söylediklerini duyunca.Ezgi’yi bu durumda yalnız bırakıp gidemezdim.Biletimi üç gün sonraya ayırtmıştım ama tek başıma olmayacaktım. Ezgi’yi de alıp götürecektim buradan.Aradan üç gün geçmişti.Ezgi Elif’i bahane ederek Bursa’ya gitmesi gerektiğini söylemişti ailesine.Sadece bir haftamız vardı.Akşam saatlerinde İstanbul’a inmiştik.Beklemediğim bir gelişme olmuştu.Ablam benden habersiz İstanbul’a gelmişti.Ablamla Ezgi’nin bir arada olması beni korkuttuğu için Ezgi’yi otele bıraktım.Ablamla Ezgi’nin bir araya gelmesi bu sevginin sonu olabilirdi.Nitekim de öyle olacaktı.
    Ezgi’yle çok güzel vakit geçiriyorduk. Ezgi İstanbul ‘a ilk defa gelmişti.Aklıma gelen, gitmeyi sevdiğim her yere götürüyordum onu.Sadece annemlerin yanına götürmemiştim. Ezgi durumu anlamıştı bana her gün ne zaman annemle tanışacağını soruyordu.Sadece üç gün erteleyebilmiştim kaçınılmaz sonu.Sabah Ezgi’yi alıp annemle tanışmaya götürdüm. Ablamı ikna edememiştim, Ezgi’yle tanışmak istiyordu. Ezgi çok güzel olmuştu bu gün bakmaya bile kıyamıyordum ona.Abamın ya da annemin onu kırmaması için elimden geleni yapacaktım. Özellikle ablamı Ezgi’yle yalnız bırakmamalıydım. İlk başlarda her şey gayet güzel gidiyordu.Ama kapı çalmış Sinem’le Aslı içeriye gelmişti..Aslı kapıdan içeri girer girmez “Baba” diyerek boynuma sarıldı.Bir an Ezgi’yle göz göze gelmiştik.Ne yapacaktım şimdi Ezgi her şeyi öğrenecekti.Herkes susmuş kimse konuşmuyordu.Sinem Ezgi’yi görünce şaşırmış ve Ezgi’ye dönerek
    -Hoş geldin.Geleceğinden haberim yoktu.
    Ezgi susmuştu. Bana dönerek:
    -Kim bu çocuk Murat?
    -Her şeyi açıklayacağım sana Ezgi.Gel dışarı çıkalım.
    Evet suçluydum.En başında anlatmalıydım olanları Ezgi’ye.Aslı benim kızımdı ama ablam bakıyordu ona.Kimse bilmiyordu bunu.Annem Ezgi’ye :




    -Kim olacak Murat’ın kızı o.Üniversitedeyken yine bir kızı getirmişti tanıştırmaya aynı senin gibi.Ama bir sene sonra kızı bırakmıştı. Meğerse kız hamileymiş. Aslı doğduktan sonra biz baktık ona, biz büyüttük.
    Annemi susturmuştum zor da olsa Ezgi’nin gözlerinden aşağı yaşlar akıyordu.Bana bakıp:
    -Doğru mu söyledikleri Murat?
    -Beni dinlemelisin Ezgi.
    -Yalan olduğunu söyle Murat.
    Tam bu sırada annem.
    -Doğru tabiî ki de.Murat her sene birilerini getirir tanıştırmak için sen de onlar gibisin hiçbir farkın yok.
    Olaylar benim kontrolümden çıkmıştı.Ezgi başka hiçbir şey söylemeden evden çıkmıştı.Her ne kadar annem engel olmaya çalışsa da ardından giymiştim Ezgi’nin ama yetişememiştim.Otele gitmiştim oradan da ayrılmıştı.Telefonunu da kapatmıştı.Çıldırmak üzereydim.Samsun’a, Bursa’ya gitmiştim ama orada yoktu.Hiçbir yerde bulamamıştım onu.Aramadığım hiçbir yer kalmamıştı yoktu…Bulamadım onu.Okullar başladığında günlerce okulun önünde bekledim yoktu.Evden de taşınmıştılar.Kısacası hayatımın anlamını kaybetmiştim.Böyle bir ömür geçmezdi.Kendimi öldürmeyi denedim ama yapamamıştım.Benim bir kızım vardı.Yıllardır annemle ve ablamla görüşmüyordum.Kızımı da yanıma almıştım.İstanbul’a taşınmış, cerrah olmuştum.
    Aradan yıllar geçmesine rağmen Ezgi’den hiç haber alamamıştım ta ki o gün gelene kadar.Trafik kazası olmuştu.Durumu kötü olan birini getirmiştiler.Beyin kanaması geçiriyordu.Yanına gittim, yüzü tanıdık gelmişti bir an.Bakakalmıştım yüzüne Ezgi’ye ne kadar çok benziyordu yoksa o muydu.Bu sıra da hastane polisi gelmiş hastanın ismini okumuştu.Ezgi Dinç.Ellerim titriyordu, ağlamaya başlamıştım. Onu kurtarmam gerekiyordu.Diğer beyin cerrahı arkadaşlarımla ameliyata girmiştik.Kaç saat ameliyatta kaldığımı, buna nasıl cesaret ettiğimi hatırlamıyorum bile.
    Ezgi ameliyattan çıkalı tam bir hafta olmuştu bugün. Tam bir haftadır onun yanı başında gözlerini açmasını bekliyorum. Hastane polisinden çantasındaki günlüğü kaçırıp okuyordum.Ne kadar da güzel anlatmıştı yaşadıklarımızı en son da benim Samsun’a gideceğim günü yazmıştı.Evet onun eksik bıraktığı yerleri ben tamamlamıştım.Uyanacaksın biliyorum uyanacaksın.Artık kavuşma imkanımız olmasa bile uyanacaksın eminim.Günlerdir ona bizim şarkımızı dinletiyorum.Belki işe yarar diye:
    Bir gün çıkıp gel uzak yollardan
    Benim can yaramı sarmak için
    Çünkü bir nefes ki aşk sana benzer.
    Gökte parlayan ay sahte
    İncinen söz çölde, ışıldayan su sana benzer.
    Aklıma gelen her yöntemi deniyordum.Dün akşamdan beri uyutmak için ilaç vermiyorduk ama Ezgi hala uyanmamıştı.Uyanmama ihtimalini düşünmek bile istemiyordum.Onu bir daha kaybetmeye dayanamazdım.
    İlaç vermeyi bırakalı iki gün olmuştu.Ezgi hala uyanmamıştı.Eğer bu akşama kadar uyanmazsa…Yok, hayır uyanacaktı.Kavuşamasak bile yaşayacaktı, bir yerlerde nefes aldığını ,sağ olduğunu bilmeliydim yoksa dayanamazdım. Yanında öylece oturmuştum, solgun yüzüne bakıyordum.Artık umudum bitmek üzereydi.
    Doğru mu görüyordum.Elini kıpırdatmıştı.Biliyordum Ezgi’nin beni bırakıp gitmeyeceğini. Yeniden doğmuş gibi olmuştum Ezgi’nin gözlerini görünce.Bütün kontrollerini yapmıştık hiçbir sorun yoktu artık.Ama vücudu hala yorgun olduğu için uyuyordu.



    Ezgi’nin annesi, babası, Dilek kısacası herkes dışarıdaydı.İlk başlarda kimse benim Ezgi’yle ilgilenmemi istememişti.Ama ben bırakmadım onu.Yoğun bakımın kapısının önünde herkes ağzımdan çıkacak iyi bir söz bekliyordu.Ve müjdeli haberi onlara da verdim.Herkes çok mutluydu.Ama beni başka şeylerin üzüntüsü sarmıştı.Ezgi iyileşmişti yani gidecekti.Kim bilir belki bir daha göremeyeceğim onu.Ömrüm boyunca tek aşık olduğum kişi…Aşk bir tek ona benziyordu başka hiçbir ismin yanına aşk sözcüğü yakışmamıştı ve ömrüm boyunca da kimseye yakışmayacaktı.Her ne kadar evli de olsam Ezgi’den başkasına asla aşık olmadım ve olmayacağım da.
    Ezgi çok iyiydi.Yoğun bakımdan çıkmış, odaya almıştık onu.Beni görmek istemediği için yanına gitmemiştim.Sadece gece o uyurken gizlice yanına gidiyordum.Yarın taburcu olacaktı.Gidecekti bir daha göremeyecektim.Gizlice odasına girdim.Günlüğünü baş ucuna bıraktım.En son uyandığı günü yazmıştım ona bir de :

    Bir gün çıkıp gel uzak yollardan
    Benim can yaramı sarmak için
    Çünkü bir nefes ki aşk sana benzer
    Gökte parlayan ay sahte
    İncinen söz çölde, ışıldayan su sana benzer.


    Günlüğü bıraktıktan sonra hastaneden ayrılmıştım belki de kaçmıştım. Öğleden sonra geldiğimde gitmişti Ezgi.Masamın üstünde bir not vardı.Bu onun el yazısıydı nerde olsam tanırdım.

    Gitti artık unuttu mu?
    Senelerce avuttu mu?
    Bu hasretin süresi yok,
    Bir gün sona eresi yok
    Son şarkıyı çal kemancı,
    Gelmeyecek o yalancı
    Ömrüm ona feda olsun
    Asilce bir veda olsun…

    Son şarkıyla bitmişti bizim hikayemiz. Ezgi’yi bir daha göremeyecektim.Ama sağ olduğunu ,başkaları için de olsa kalbinin attığını biliyordum.Bu da benim için en güzel hediye olmuştu.

    *******************************

      Forum Saati Paz Mart 26, 2017 11:10 am