Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    YETİM İSMAİL

    Paylaş

    01001060021

    Mesaj Sayısı : 1
    Kayıt tarihi : 12/12/10

    YETİM İSMAİL

    Mesaj  01001060021 Bir C.tesi Ara. 25, 2010 3:50 pm

    Yine bir sabah annemin yüzüme kondurduğu bir öpücükle yeni bir güne gözlerimi açmıştım. Annem babamı uyandırmamı ve daha sonra kahvaltıya gelmemizi söyledi. Hemen sıcacık yatağımdan kalktım yavaş yavaş pencereye doğru yaklaştım, perdeyi araladıktan sonra gözüme gelen güneş ışıkları gözlerimi açmama engel oluyordu. Daha sonra annemin:
     İsmail hadi oğlum çabuk ol patates kızarttım, soğumasın
    Diye seslenmesiyle hemen odadan çıktım, hızlıca lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadıktan sonra mutfaktan gelen kızartma kokusunu iyice içime çektim. Patates kızartması benim için kahvaltıda vazgeçemeyeceğim tek şeydi. Bir an önce patatesleri yemek için babamın yanıma gittim:
    - Babacığım uyan artık kahvaltı hazır seni bekliyoruz
    - Tamam oğlum sen gidebilirsin ben beş dakikaya hazır olurum.
    Koşarak mutfağa geldim ve kahvaltı masasına oturup şöyle bir göz gezdirdikten sonra peynir, bal, tereyağı, zeytin, reçel ve poğaçaların arasından benim için vazgeçilmez olan patatesleri önüme çektim ve yemeye başladım. Ben daha önce hiç yemek yememiş gibi patatesleri götürürken annem beni uyardı:
    - Oğlum biraz bekler misin? Babanda gelsin hep birlikte başlarız, biliyorsun babalar masaya oturmadan yemeğe başlamak doğru değildir.
    Annem doğru söylüyordu ve bende bunun bir saygısızlık olduğunu düşünerek çatalımı bıraktım ve babamı beklemeye başladım. Nihayet babam geldi ve kahvaltıyı yaptıktan sonra üzerimi değiştim, okul elbisemi giydikten sora evden çıktık. Hemen koşarak arabaya bindim babam ve annem de bindikten sonra, ben okuluma, annem ve babamda kendi işlerine gidiyordu. Annem bankada müşteri hizmetlerine bakıyordu, iyi bir işi vardı ve işini severek yapıyordu. Babam ise devlet su işlerinde çalışıyordu. Aramızda sohbet ederek ilerlerken kırmızı ışıkta durmuştuk, biraz ilerledikten sonra yeşil ışıkla beraber tam hareket etmiştik ki soldan gelen hızla gelen otomobil babamın olduğu kapıdan bizim arabaya çarptı… Sonrasını hatırlamıyordum, gözlerimi açtığımda hastanedeydim. Başımda bir hemşire vardı ve bana bakarak:
    - Nihayet! Kendinizi nasıl hissediyorsunuz küçük bey?
    Benimde ağzımdan zorlanarak “iyi” kelimesi çıkabilmişti. Derken içeri annem girdi, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu, ağlamaktan gözleri şişmiş ayakta duracak dermanı bile kalmamıştı. Yanıma geldi ve bana sarılarak “oğlum” diye ağlamaya devan ediyordu. anneme bakarak:
    - Niçin ağlıyorsun anneciğim? bak ben iyiyim işte ağlamana gerek yok .
    -iyisin yavrum, iyisin… Sen iyisin de…
    Dedi ve daha fazla ağlamaya başladı. Annemi hiç bu kadar ağlarken görmemiştim umarım kötü bir şey olmamıştır diye içimden dua ediyordum. Annem i bu kadar ağlatan şey ne olabilirdi yoksa düşündüğüm şey mi y di. Aklıma babam gelmişti ,ben ve annem iyiyizde babam nasıl olmuştu acaba?annem benim başımı okşarken :
    -anne söyle babam nasıl ?
    -Baban, baban kazada hayatını kaybetti, başımız sağ olsun…
    Dünyalar başıma yıkılmıştı. Sabah evden beraber çıktığım babam artık dünyaya veda etmişti. Bizi bırakıp ruhunu azraile teslim etmişti. Annem beni teselli etmeye çalışıyordu. Ölümün Allahın emri olduğunu, her insanın bir gün bu dünyadan göçüp gideceğini, söylüyordu. Geride kalanların ise cennet kapılarının açılması için gidenlere bol bol dua etmesi gerektiğinden bahsedip babamın cennete gitmesi için dua etmemi istiyordu. Artık duadan başka yapacak bir şey kalmamıştı….







































    Ağlayarak koşa koşa mezarlığa gidip babamın mezarının yanına geldim, mezar taşına sarılarak;
    - Babacığım neden yoksun yanımda artık, sen olmadığın için aşağılanıyorum, hor görülüyorum.
    Dedikten sonra oradan hızla uzaklaştım. Okulda arkadaşlarım enimle alay ediyor, senin baban yok diyip benimle oynamıyorlar, aralarına bile kabul etmiyorlardı. Kendi aralarında bana yetim İsmail diyorlardı. Artık okuldan ve arkadaşlarımdan iyice soğumuştum, bu konuyu annemle konuştuğumda onlardan uzak durmamı, kafama takmamamı söylüyordu. Ama bu durum beni iyice bunaltmıştı, kendimi onların yanında üstüme büyük bir ağırlık çökmüş gibi hissediyor ve bu durum artık gururuma dokunuyordu.
    Eve geldiğimde evde annemden hariç bir adam daha vardı. Beraber gülüşerek sohbet ediyorlardı. Annem :
    - Hoş geldin İsmail.
    - Hoş bulduk.
    Dedikten sonra ; doğru odama gittim. Bu adamın ne işi var diye aklımdan geçiriyordum ki, o sırada içeri girdi ve;
    - Neden böyle hüzünlüsün İsmail?
    - Hiç… Canım sıkkın biraz.
    - Söyle hadi! Canını sıkan şey ne?
    - Gelirken babamın mezarına gittim. Bir de içerdeki adamla seni görünce tuhaf oldum.
    - Mehmet Bey’imi diyorsun?
    - Evet. İçerdeki adamı bahsediyorum.
    - Mehmet Bey bizim bankada çalışıyor. İşe yeni başladı çok iyi bir insandır kendisi.
    - Evimizde ne işi var?
    - İşten çıkışta “İstersen seni eve kadar bırakayım.”dedi. Ben de olur dedim.
    - Sende onu içeri aldım öylemi.
    - İyi niyetinin karşılığında bir çay ikram etmek istedim.
    - İyi her önüne geleni çaya davet et o zaman.
    - Sen karışamazsın benim işime İsmail!
    - Tamam. Sen bilirsin şimdi beni yalnız bırakabilir misin anne?
    - Sen biraz dinlen, yat uyu, bu konuyu daha sonra konuşuruz.


    Annem çıktıktan sonra, yorganı kafama çekip ağlamaya başladım. Babamın yokluğunu bir kez daha içimde hissettim. Annem bana böyle bağırmazdı. Bir şey yapacağı zaman benimde fikrimi alırdı. Öylece uyuya kalmıştım…
    Sabah annem beni uyandırdı:
    - İsmail ben çıkıyorum kahvaltını hazırladım mutfakta yiyebilirsin.
    - Sen yedin mi?
    - Evet. İşe geç kalıyorum çıkmam lazım. Sende okuluna git. Bu aralar okulu ahsatıyorsun. Derslerin zayıf olursa üzülürüm.

    Annem kapıdan çıktıktan sonra,pencereyi açtım, dışarı baktığımda Mehmet Bey dışarıda arabanın içinde annemi bekliyordu. Annem de arabaya bindikten sonra gittiler. Onların bu samimiyeti benim pek hoşuma gitmiyordu. Bu adamın babamın yerini alacak olması gibi şeyler aklıma geliyor.
    Kahvaltımı yaptıktan sonra, okula doğru yol aldım. Aslında okula gitmek hiç içimden gelmiyordu. O gün okula gitmedim. Babamın mezarına gidip tüm bu olanları anlattım. Tüm bu günü burada geçirmiştim. Akşam olduğunda, babamla vedalaşıp eve geldiğimde, yine o adamı evde buldum. Annem güzel bir sofra hazırlamış ve beraber yemek yiyorlardı. Beni de yemeğe çağırdılar. Ama ben o adamla aynı masaya oturmak bile istemiyordum. Doğruca odama gittim. Bir süre sonra annem içeri girdi.
    - Oğlum biraz konuşabilir miyiz?
    - Hayır konuşmak istemiyorum.
    - Biraz dinle oğlum. Bu konu bizim için önemli. Mehmet Bey’e karşı neden böyle davranıyorsun? O çok iyi biridir. Senide çok sevdi.
    - Neden bunları bana anlatıyorsun anne?
    - Mehmet Bey benimle evlenmek istiyor.
    - Ben onun babamın yerini almasını istemiyorum.
    - Ama oğlum neden böyle yapıyorsun, bize sahip çıkacak birine ihtiyacımız var. Hayatı paylaşacağımız, bize kol kanat gerecek birinin olması lazım. Buna da en uygun olarak Mehmet Bey’i gördüm ve onunla evlenmeye karar verdim.

    Annemin sözleri beni şok etti. Böyle bir şeyi kabul edemezdim. Annem nasıl olurda bu adamı babamın yerine koyabilirdi. Annemin niyeti ciddiydi. Mehmet Bey, annemi her gün evden alıp akşamları da eve bırakıyordu. Aradan belirli bir zaman geçmişti. Annem ve Mehmet Bey artık evli bir çiftti. Onların evlenmesiyle benim mutsuz geçen günlerim başlamıştı…





































    Babamın ölümünden 5 sene geçmişti. 17 yaşına gelmiştim ve onca sene benim üzerimde hayatı anlamam için derin izler bırakmıştı. Hayatın zorlukları karşısında direnmeyi,babasız büyümenin insanı nasıl yıprattığının farkına varmıştım. Ama beni gerçekten seven, kendi evladıymış gibi kabullenen, zor zamanlarımda bana yardım eden ve destek çıkan Muhsin Amca’nın değeri benim için ifade edilemezdi. Muhsin Amca 50 yaşlarında,saçları hayatın verdiği zorluklar karşısında beyazlamış,kalın bıyıklı,omuzları geniş ve nur yüzlü bir insandır. Muhsin Amcayı çok severdim ve bana verdiği nasihatları dikkate alarak verdiğim sözleri yerine getirmeye çalışırdım. Muhsin Amca’nın 2 oğlu vardı. Hayri ve Osman…
    Hayri 20 yaşında esmer,uzun boylu,etine dolgun bir gençti. Babasının sözünden çıkmayan, babası gibi yardım etmeyi seven hayırlı bir evlattı. Osman ise 3 sene önce evlenmiş ve karısını da alıp başka bir şehre gitmişti. Muhsin Amca’nın bizim evin 100 metre kadar aşağısın da araba tamiri yapılan bir atölyesi vardı. Ufak tefek geçimini sağlıyordu. Hayri ile birlikte çalışıp kazançlarını çıkarıyorlardı. Ben ise ilk zamanlarım da onlara yardım ediyordum ve daha sonra okulu bıraktığım için onların yanında çıraklığa başlamıştım. İşi yavaş yavaş öğreniyordum. Muhsin Amca tamir yaparken ona tornavida,pense,vida gibi şeyleri uzatıyordum. İş bitince de hep birlikte oturup semaver çayı içip sohbet ediyorduk. Onlara o kadar alışmıştım ki; eve gitmek o adamla annemi aynı evde görmek istemiyordum. Daha çok Muhsin Amca’nın atölyesin de küçük bir oda da yatıyordum. Onca sene babasız büyümenin ardından artık annesiz büyümeye de alışıyordum. Seneler önce babamı kaybettikten sonra annemi de kaybetmiştim. Benim yeni ailem Muhsin Amca’nın ailesiydi. Kendi öz ailemi kaybedip, yeni bir ailenin yanın da hayata başlamak nasıl bir şey idi acaba…


      Forum Saati Paz Mart 26, 2017 11:02 am