Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    nereye gidiyotum

    Paylaş

    1001060012

    Mesaj Sayısı : 1
    Kayıt tarihi : 04/11/10
    Yaş : 25
    Nerden : osmaniye

    nereye gidiyotum

    Mesaj  1001060012 Bir C.tesi Ara. 25, 2010 6:18 pm

    NEREYE GİDİYORUM
    1.bölüm
    Artık yola çıkma zamanıydı, ben bu zamanları ta Giresun yolculuklarından hatırlarım, ilk evden ayrılışım Giresun’u kazanmam ile başladı. O ilk gittiğim günkü gibi muavin bağırıyordu “aşağıda yolcu kalmasın!”. Bense çoktan yerimi almıştım, anlım camda, ağlaşan insanları seyrediyorum.O zamanlar benim evden ilk uzak kalışımdı, taa Giresun’a okumaya gitmiştim.Çok şevmiştim oraları sonraları belki ama o ilk yılım zehir olmuştu bana.Aslında Giresunun kötülünden degildi benim mutsuzluğum evimden ayrılıyodum,sevdiklerimden hemde ilk kez… İçim buruktu napacaktım oralarda ben psikolojik danışmanlık okuyacaktım ama kendi kendime diyodum hep “kendi sorunların içinde boguluyosun millete ne faydam olur”. Ama yine de Gurbet dediğimiz nedir ki? Vatandan ayrı kalmak mı? Sevdiklerimizden, eşimizden, dostlarımızdan uzaklarda, bilmediğimiz diyarlarda, bilip de bilmenin ötesinde, anlayıp, biz olamadığımız denizler ötesi topraklarda olmak mı? Evet. Gurbet buydu ben gurbete giderken yakınlarımı istememiştim otogarda, şimdi iyi ki de gelmemişler diyorum, sonra araba yavaş yavaş hareket ediyor kalabalığın arasında yolcu otobüsü, yakasını kurtardığı an hızlanıyor çığlık çığlık kaçıyor o ağlaşanlardan . Bırakın beni, götüreyim içimdekileri bilinmezliklere der gibi, işte o zaman arabaların ruhu olduğunu düşünüyorum, dursa otobüs yavaşlasa, belki arkada kalanlar göndermeyecek içinde gidenleri ve o otobüsler hiç çıkamayacak yolcuklara, gidemeyecek o karanlıklarda, galiba karanlıkta yürürken yalnız kalmak istediği en son şey olduğu için alıp götürüyordu insanları. Önce Antep sonra Maraş araba kıvrıla kıvrıla gidiyor, giderken bir sessizlik; nedendir bilinmez ,otobüs de sessiz oluyor. Bir müddet sonra sessizlik azalıyor yerine yolcuların mırıltıları alıyor. Galiba insanoğlunun alışmışlığı, insanoğlu her şeye alışıyor, hani unutma nimeti varya onun sayesinde galiba, hiç unutma nimeti olur mu demeyin, unutma nimeti olmasa ne olurdu bi düşünsenize. Güneş, yolculuğumuz henüz bitmeden battı. Beklemedi yani bizleri. Demek ki daha önemli işleri vardı. Beklemeden giderken, yavaş yavaş ışık huzmelerini de ardından götürüvermişti ki yolda arabanının ışıkları ve sen, ha bir de yolun bazen uzayan bazen kesilen çizgileri karanlıkta yürümek bu olsa gerek sen ve yol bir de bilemediğin geleceğin, öyle değil mi insan yaşarken geleceğini görebilir mi? Bilir mi başına gelecekleri? Ben de böyle çıktım yola başıma gelecekleri bilmeden. Kıvrılan yolda geçen bir gece, bazen arabanın sarsıntısıyla bölünen uykular, gözler yarım, yolunda hatırı vardı hani. Yorgunluktu hatırın dillenişi, biraz dinlenmekti istediği. Gözler yarım, gözler yatakta. Beden arzuluyordu uykuyu. İzin vermek gerekti dinlenebilsin diye. Değil mi ki onunda hakkıydı, vermeliydi o zaman verildiği gibi Sezar’ın hakkı Sezar’a. Uyku küçük ölüm… Ama ihtiyaç. Olmazsa olmazlarından hayatın. Daha önümüzde günler vardı çalışılacak. Çalışmak gerekti, hak etmek için rahatı. Vermek gerekti bedene istediği ve hakkı olanı. Cimri olmamak gerekti. Bir yandan da düşünüyordum.
    İnsan yolculukta nasıl uyur onu da bilmem ama herhalde unutma nimeti olsa gerek, yolculuk boyunca birçok yerde mola verdik, molalarda ise geride kalanlara sürekli bilgi veriyordum belki, belki de sessizce beni unutmayın diyordum kim bilir .

    Gökyüzü ağarmaya başladı Şarkışla’yı-Aşık Veysel’i- geride bıraktık. Şimdi daha iyi anlıyorum Veysel’i, gözlerini nasıl kaybettiğini, neden tedavi olamadığını, imkansızlığın ne demek olduğunu,ben bugün bu kadar karamsarken Veysel nerde görürdü umudu? Toprak evlerden, yol kenarlarında gördüğüm tek tük ağaçlardan uzaklaşmaya başladık. Yollar geniş,uzun otobüs hızla kayıp gidiyor. Yola bakınca diyorum ki bu yolun sonu medeniyet,dağları görünce değiştiriyorum fikrimi, içimi sıkıntı kaplıyor. Birazdan varırız Erzincan’a. Depremden sonra kurmuşlar çok yeni ve güzelmiş Erzincan. Gittikçe uzuyor yollar, dağlar yükseliyor. Çok uzaklarda sıkıntılı bir leylek, ne götürecek acaba yavrusuna, ne işi vardı eylül ayında buralarda bizim oralara gitse çok şey bulurdu. Nereye gidiyorum? İyi mi yapıyorum, kötü mü,hayır mı şer mi,nasıl bir yer burası. Kuş uçmaz kervan geçmez dedikleri yer burası olmalıydı. Gökyüzü bu kadar yakın mıydı yere, benim doğduğum yerlerde de vardı dağlar ama bir düzlüğe veya bir ovaya ulaşması zor değildi, saatlerdir gidiyoruz sadece dağlar ve gökyüzü hastalar nasıl yetişir hastaneye burada, insanlar nerden alır yiyeceklerini, nasıl güvende hissederler buralarda kendilerini,kır çiçeklerinden başka ne yetişir bu bozkırda, kardan başka kim konaklar aylarca. 2010 yılında Anadolu’nun doğusu bu kadar kötü olamazdı; cep telefonu, bari internet var, hem gidecek daha yolum var, her yer dağ ve gökyüzünden ibaret değil ya. Saat kaç oldu acaba? Tüh cep telefonu çekmiyor! İlk molada arasam bizimkileri, bu duygularla aramayayım, ama en azından konuşur rahatlarım. Bir ben olsam peşimden gelecek ailem; eşim, çocuğum onları da sürükleyecektim ardımdan. Hakkını helal et diyorum içimden, kurulu bir düzenden bilmediğim bir şehre giderken şehrin fotoğraflarını gösterirken …….’’Burası gelse ne şanslıyız. Baksana tam Karadeniz, ama çıkar mı burası bize, bir çıksa Allah derim. Biz de neleri konuşuyoruz daha mülakat var. Ama Allah’ın izniyle geçerim ben onu.’’ ‘’Kısmet! Yaparsın sen demişti …..sana güveniyorum bu güne kadar yapmak isteyip de yapamadığın bir şey olmadı. Bunu da geçersin, ama bu şehre verirler mi bizi hem de zorunlu hizmet için,ilk atamada gidebilir miyiz sence?’’ Basbayağı gidiyorum, zoru başardım. “ Yola devam edecekler ayrılmasın!” anonsla irkildim, beş dakika hava alsam iyi olacak. İnen yolcuların hızlı adımlarla büzülerek koşturmalarına bakılırsa hava iyice soğumuş, ceketimi de alayım.Telefonumda oğlum ,kalbimde eşim ve oğlum sizi özlüyorum.Arayım da rahatlayım. Daha ben sormadan Emine:
    _ Nasılsın, nasıl gidiyor yolculuk ,güzel mi yollar ?
    _Ben iyiyim, siz nasılsınız; Efe nasıl, beni soruyor mu?
    _ İyiyiz biz Efe de iyi .’’
    _Emine hakkını helal ,et sizi nereye sürüklemişim ben
    _Helal olsun canım, neden öyle dedin?
    _Senin de Efe’nin de hakkına girdim galiba.Buralar sadece gökyüzü ve dağ daha çok var Gümüşhane’ye .Çok kızacaksın biliyorum ,ne desen haklısın.
    Yok canın neden kızayım, derken sesi ilk açtığındaki gibi heyecanlı ve sevinçli değil.Belki bu yarışa girerken verdiği desteğe de pişman, aslında o uzun zamandır pişman, onunla nişanlanırken verdiğim sözü bozdum Adana’da otururuz seni istemediğin bir şey olmaz dediğimde bana çok güvenmişti . Bundan sonra ben ona esir olacaktım hep haklı çıkacak bir şeylerim vardı onu memleketinde, ona yüklenmek çok kolaydı, neticede fedakarlık yapan bendim .Kaldı ki’ seni bir tek ben çekerim diyerek’ daha çok baskı kurmak; hayır baskı değildi bu takdir edilme, daha çok değer isteme arzusuydu. Benim ki sevdiği elmayı yere çalmak mıydı,üste çıkmak mı,yetiştiğim kültürü idame ettirmek miydi bilmiyorum, bulmuştum kendime hazır bir av, dilediğim telden çalıyordum gerçi o da eskisi gibi değil artık; benden sonra bana da hayata da gözünü açtı. ‘’Otobüsünüzün hareket saati gelmiştir!’’ anonsu beni kendime getirdi. Otobüse binerken hatıralar da peşimden geliyordu.Onu tanıyalı 9 yıl oldu, ilk tanıdığım zamanların üstüne koca bir 9 yıl; geçmişin muhasebesini yapmak ne zormuş ,aslında yol değil bu kadar zor gelen ana ocağından şimdi çıkıyordu gurbete .Nasıl olurdu söz vermiştim Giresun sokaklarında onunla yürürken, ona hayatı benimle devam etmesi için iknaya çalışırken ,gerçi sonra ben yine bir manevra ile kıvırıp ne senin ne benim istediğim olur demiştim.Öyle ya durumu bir şekilde kurtarmalıydım .O zamanlar daha uysaldı ben açmışım gözünü hep öyle söyler.Ne desem sesini çıkarmaz razı gelirdi.Zaman ve yaşananlar ikimizi de arsız etmişti beklide, benim sıktım sıyrılmıştı ;onunsa bitmeyen sabrı tükenmişti. Bu yüzden artık hiçbir şakama tahammül edemiyor.Sıkıntı, keder, sabır az kaldı derken, bende çok şey tükendi, onda dibine vurdu.Kim kimi daha çok yıpratmıştı.Biz mi zamanı öldürdük, zaman mı bizi yedi .Birinin bir sözü vardı.’’ Uyumak sıkıntıları unutmanın en kısa yoluymuş” Biz ne zaman dara düştüysek kendi içimizde hep uyumayı seçtik .O beni hiç anlamadı .Ben de onu hiç dinlememişim, hep kendi düşüncelerime göre algılamışım . İnsan duyduğundan başkasını anlar mıydı ki …Bende bunu hiç anlamadım .Sahi ne kim yıpratmıştı bizi; biz mi ,çevremizdekiler mi, onların başına gelenler mi, benim ailemden uzak olmam mı, yoksa onun memleketinde olmak mı? ‘’ Çay yada meyve suyu !ne alırsınız? ‘’ Hıı …çay’’ Biz güçlü olmayı böyle mi öğrenecektik,yoksa kader miydi olanlar,Ya akılsızca, pervasızca davranışları mıydı yakınlarımızın ,acaba
    ikimizi birbirimize karşı kullanacak kozları mı, kim yada kimin tarafı daha haklı,olan kime oldu, ne hatıraları kurtarabildik ne geleceği.Neyi kurtardık birbirimize olan sevgimizi mi, öfkemizi mi ?Geçmişte kalır mıydı kavgalar, öfkeler, hırçınlıklar. Benim bastırılmayan öfkem, onu sonsuz suskunluğu ,tüm sorunlar biter mi acaba ? Ne çok yıprandık, hala taze kalan bir şeyler var mı acaba içimizde, onu ilk tanıdığım zamanlardan ne kaldı geriye ,bir şey dışında (sevgi)her şeyi tükettik galiba, her şeyi yeniden kurmaya yeni bir şehirde,sil baştan, ah yollar ne uzun, ne zifiri yollar gökyüzü, yıldızlar, dağlar çok uzaklarda tek tük görünen ışıklar ‘Befendi, beyefendi çayınız ‘’saat sekiz olmuş .İçim sıkıldı ,sabah olsa da rahatlasam birazcık insanın kendiyle muhasebesi daha çok yoruyor adamı.Her şey daha güzel olacak biliyorum .Dünyada seni bir ben çekerim derim hep oda bana aynı cevabı verir .Seni de sadece ben çekerim .Biz çekeriz birbirimizi ya biliyorum. O birilerinin derdini kendi derdi saymaktan kurtulacak. Biz üçümüz olursak sorunlar da biter en büyük korkusu gurbet! İşte orda işim zor, ben onu da hallederim bir şekilde .Rabbim veremeyeceğim şeylerle imtihan etmesin beni. Pek çok zaman geçti ama bir anlıkmış meğer her şey Gün akşamlıdır devletlüm, dün doğduk, yarın öleceğiz” diyen Çelebi misali.Karakolun ışıkları yanıyordu yol üzerinde, askerler nöbette .Ne mübarek ne muhterem insanlarsınız kardeş diyordum.Allaha emanet olun .İşiniz zor .Hiç bir hazırlığımız da yok şu dağ başında gidersek, Allah korusun .Rabbim ömür verirse bundan sonrasını kurtarmak nasip etsin .Girdiğimiz işte bizi utandırmasın
    _Oturabilir miyim,biri var mı oturan?
    _Aa tabi kimse yok buyrun, oturun. Bir an dalmışım .
    _Nereye?’’
    _Gümüşhane
    _ Siz… Ben de oraya gidiyorum.
    _Ya oralı mısınız .Evet Gümüşhaneluyum. Siz…
    _ Yooo ben görev gereği. yeni atandım.
    _ Nerden geliyorsunuz?
    _Osmaniye’den.
    _ ’İçinden mi?
    _ Evet.
    _ Benim de bir arkadaşım varda oralarda ondan sordum.
    _Hmmm… Nasıl bir yer Gümüşhane?
    Hakkında fazla bir bilgim yok da seversiniz umarım küçük güzel bir şehir İhtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz ,insanı ahlaklı,hırlısı hırsızı olmayan ,herkesin birbirini tanıdığı muhafazakar bir şehir .
    _İklimi nasıldır?
    _ 3-4 yıla kadar kışları oldukça soğuk yazın da olabildiğine serindi yani kışlar çetin geçerdi ama eskisi gibi değil artık ılık geçiyor artık kış mevsimi yazın rahat edersiniz ama yayla gibidir gerçi size göre zaten yayla da .Ama bizim de kendimize göre yaylalarımız vardır ondan söylüyorum bol bol böğürtlen,kuşburnu yersiniz ,en önemlisi pestil ve kömesi meşhurdur.
    _Nedir o köme ?
    Dut pekmezi bal ve fındıktan yapılır çok lezzetli ve besleyicidir.Başka yerde yediklerinize benzemez .
    _Nasıl yani?
    _(Gülerek) Gidince görürsünüz.
    _Nufusu ne kadar?
    _Kırk bine yakın küçük bir yer küçüktür ama pek çok Karadeniz ili gibi pek çok da göç vermiştir .Göçün önüne geçemedik. Çoğu sizin gibi memur.Siz ne iş yapıyorsunuz?
    _ Ben müfettişlik yapıyorum.
    _Zor oluyor mu bu iş?
    _(Güldüm) .Bilmiyorum ilk görev yerim.Siz ne işle meşgulsunüz?
    _Tıbbı müessifim ben.Sürekli yer değiştirdiğimiz için bir yerde kalmak zor.Aslında Türkiye’deki pek çok insan gibi ben de kendi işimi yapmıyorum.Asıl işim Fizik Öğretmenliği .Ama puanım atanmama yetmeyince bu işi buldum .Şimdilik iyi gidiyor daha birkaç ay oldu ama sevdim bu işi .Sizin de başınızı şişirdim .
    _Yo estafurullah.
    _Siz uyuyordunuz galiba? .
    -Yooo dalmışım bir an .Neyse iyi yolculuklar size
    _ Size de.Birazcık rahatladım sanki ama gene de bunların bazılarını daha önce de duymuştum .Galiba görmedikçe içim rahat etmeyecek.Neyse biraz şekerlesem ama yok yola baksam yada şoföre yakın oturup konuşa konuşa mı gitsem Gözümden uyku akıyor ama uyuyamıyorum .Yollaar iyice zor gelmeye başladı bir yolda ilk kez çıkıyorsanız ve bilmiyorsanız hep çok uzun gelir oysa aynı yolu dönerken giderken çok uzun gelmişti hiç de o kadar uzun değilmiş dersiniz bazende kafanız çok şeyle meşgulse ve istemiyorsanız bir kararsızlık varsa üstünüzde o da çok uzatır yolları üstüne benim her an bir şey olur mu acaba yolda diye düşünmelerim açmakta zorlandığım göz kapağım yolu görme merakım kafam da bir ağırlık oluşmaya başladı .Hem yol dediğin nedirki onun için de çok yol gitmiştim Osmaniye-Giresun-Samsun üçgeninde gitgel yapmıştım askere gitmeden önce ah o zaman kabul etseydi evlenmeyi belkide bu kadar yorulmayacaktık ege büyümüş olacaktı.Ben askerde o kadar kafa . Öyle çok uğraştım ikna etmek için bir türlü evet demedi .Bir kötüye kul olursun kıymetini bilmez dedim senin kıymetini en iyi ben bilirim dedim olmadı kendimi anlattım beklentilerimi söyledim gene olmadı Beni tanımıyormuş memeleketim uzakmış evlilik bir karpuza benzer iyisini bulduğunu düşünür alırsın eve gelip kesmedikçe içini bilemezsin yapabileceğin en iyi şey hangisini seçeceğine doğru karar vermektir.Gurbet gurbet insanın içindedir yoksa gurbet diye bir şey mi olur derken ben de inanmıyordum aslında. Ama onu bir şekilde ikna etmem gerekiyordu ne diller döktüm ne yollar denedim ikna olmadı erkeğiz ya hayır da pek koydu içime o yolun ortasında bırakıp dönmüşüm onu akşam hala her aklına geldiğinde bencillik örneği olarak verir cevabı ne olusun olsun bir bayan sokak ortasında hem de zifiri karanlıkta öylece bırakılıp gidilmez diye
    haklıydı ama bir erkeğin gururundan daha büyük ne olurdu hayır karşısında öyle alışmıştık çocukluktan oğlan çocuğu o baskıya gelmez karşı gelme ağabeyindir.Akşam vakti sokağa erkek adam çıkar yemek bütün törenlerde önce erkeklere konur kadın erkek eşitliğinin tartışılmasına da izin vermeyiz kadınların karşımız da konuşmasına da önemli bir sorun varsa babam bizimle konuşur.Erkek çocuk baskıya gelmez söylediği dinlenir .Dünya nasılda bizim hakimiyetimize adanmış bir anda ,öyle sağlam imparatorluklar kurmuşuz ki yıkılması imkansız. Hayırlar gururumuzu incitir.Yollar vadilere daldı ben geçmişe Ama ordan alacağım güçle yeni başlangçlarım ,çıkardığım derslerle büyük ve sağlam adımlarım olacak. İzzet-i ikram kürke diyenlere buyrun kürk diyeceğim .Bencillerin ve çıkarcı insanların arasında ben de ben merkezli olmayı öğrendim Dünyanın düzeni ne zaman değişti acaba bu kadar ne zaman gelenekler kuruldu.Para, itibar, mevki ,ben duygusu hangi yüzyılda hangi ihtilallerle girdi acaba aramıza .Fiziki yapımız ve ömrümüz gibi o da törpülenerek bu hale mi geldi .’’Fani dünya “sözüyle aldık sazı elimize ama sözler türküde kaldı.Topraktan geldik sonra ona sırtımızı döndük yüzümüzün hep ona baktığını unuttuk.’’Dağların zirveleri,etekleri böyle olmaz kışın ‘’efendim ‘’’’çok kar yağar buralara, dedi.Kışları sert geçer.Gümüşhane de öyle midir?Bu sorunun cevabı beni korkutuyor.evetse bulduk yine bir kavga konusu Bilge ile Artık soğuk iklimdi sıcak yerden getirdin diye başlar.Gümüşhane buralar kadar karlı ve soğuk olmaz.hıı Pahalı bir şehir midir?Evet biraz öyle ,çünkü dağların arasında dar bir vadiye sıkışmıştır ve karadenizin geneli gibi ekilebilir alan pek kısıtlıdır. Oysa Osmaniye gariban insanın memleketiydi .Her şey çok ucuzdu, hayat şartları kolaydı. Sağlık ,ulaşım ayaklarımızın altındaydı.Efe’nin istemediğimiz kadar, gönüllü bakıcısı vardı.Yedi yılda özümsemiştim oraları ,öğrencilerimi evimi,arkadaşlarımı ,hayatı.Gerçi ben yine de o kadar dert etmiyorum asıl dert edecek kişi o Şimdi çıkıyor gelin olarak o evden …Aslında önce benim gelmem iyi oldu onunla birlikte gelseydik günlerce ağlamanın ardından saatlerce süren ağlamalar ama ben evimi ailemi kardeşlerimi … diye başlayan cümlelerle devam eden yinelenen ağlamalar sonra bitkinliği yeniden destek arayışı teslimiyeti geçmişe dönüp sen beni bu kadar uzağa götürmeyecektin diyen kızgın çaresiz ağlamalar Yedi yılın sonunda son muhasebem ve onun bitmeyecek ağlamaları kim bilir belki de benim ona yaptıkları çıkaracak bir savaşçı meydana gelecek bunlardan. ama yok o benim olduğum her yerde mutlu olur , bir şekilde oyalarım ben onu . Tüm kendini beğenmişliğin üzerinde dedi sanki bana şu anda.Madem geldik dünyaya matem tutacak zaman yok ilerlemek çözüm üretmek hayatı sürdürmek,kısa ömre neler sığdırılırsa güzellik iyilik sevgi, vefa, sadakat, kariyer, öteki dünya için ne yatırım yapabilirsek zorlamak lazım kendimizi. Dışarıya bakıyorum camdan sanki yıldız yağmış gökyüzüne,tek tük ışıklar yanıyor bazı yerlerde… İçim geçmiş ..nerdeyiz acaba hava aydınlanmış.Yanımdaki arkadaş hala uyuyor.Yerimden kımıldayamıyorum kolumun üzerine yatmışım.Hala dağlar bu sefer neyse ki gökyüzünün aydınlığı da var.Galiba burası Doğu Anadolu Dağlarının zirvesi.Çünkü çevremde gördüğüm her şey ayaklarımızın altında .Buradan biri seslense kaç kilometre uzaklara gider kim bilir .Gümüşhane bu dağların arkası mı etekleri mi sonu mu daha da zirvesi mi Bir vatandaş olarak içimdeki endişe bilgilerimin üstünü örtüyor .Karamsarlaştırıyor Oy dağlar oy. Bir şeyin sonunu görememek .Ne zaman bitecek bu gizem.
    -Bakar mısınız! Gümüşhane ‘ye ne kadar kaldı.(Kendine kimbilir kaç bin kez aynı soru soruluyor ve o aynı cevapları veriyordu )
    - Bir buçuk iki saat sonra ordayız. Kaç yolcunun hikayesi
    ve Gümüşhane’deyim artık...


    2.bölüm
    Üzerimdeki karamsarlık gitmiş yeni bir geleceğe doğru ümitlerim artamaya başlamıştı. Yeni insanlar yeni yüzler yeni hayatlar beni bekliyordu. Bi an durdum düşündüm ilk haftalar da ne yapayım. Sonra kendi kendime biraz dinlenirim dedim. Biraz sıkıntılarımdan arınırım kendimi işime hazırlarım diye düşündüm bir an sonra elimde valizler beni bekleyen blinmezliğe yürüdüm. Zaten her yürüyüş bilinmezlik değil mi? Karamsarlığımın geçmesinde beklide güneşin doğması etkili olmaktaydı. Sonra bir taksi çevirdim aslında pazarlık yapardım ama bu defa pazarlık yapmadım belkide bi daha taksiye binmem belki de işyerine geç kalmamak için. Eğer geç kalırsam işlerim uzayabilir, öyle ya son gün gelmiştim göreve başlamaya, şimdi düşünüyorumda niye son gün başlamıştım göreve, sanırım bu göreve hazır değilim bu yeni duruma kendimi hazır hissetmiyordum. Ha bir de geride bırktıklarım onlardan ne kadar geç ayrılsam kardı benim için. Bundan dolayıdır sanırım son gün göreve başlamam, çok isteseydim önceden gelirdim. Yaşlı bir taksiciydi beni alıp götüren, bi daha hiç görmeyeceğim adını bile hatırlamayacağım, ne garip insan hayatından geçen ne kadar fazla insan oluyor da, hala yalnızım diyor. Tanıdıklarını saydığında bir defter yaprağını doldurmuyor.
    Biraz ilerledik taksi Anayoldan içeriye, şehir merkezine doğru yöneldi, şimdi kalabalığın içinden geçiyorduk, galiba buydu kalabalık içersindeki yalnızlık, araba sonra bir dönmeçten de döndü ve önümüzde büyük bir rampa, bu rampa benim hayatıma benziyordu galiba dik ama çıkılmaz değil, bir anda irkildim araba o yokuşun üzerinde kaldı yaşlı amca birden cengaverleşti bağırmaya başladı , öyle ya araba kalırsa bi daha arabayı kaldıramazdı, taksicinin hiç arabası kalırımı? Yol açıldı yavaş yavaş çıkmaya başladık aratık kısa yolculuğum bitiyor, seri tanışma fasılları başlayacaktı, araba durdu, şoför olduğundan fazla ücret istedi, öyle ya artık üst bir meslek sahibi olmuştuk artık eskisi gibi bir iki milyonunun kavgasını yapmak bana yakışmazdı, neyse dedim ücretini verdim ve valizimi alarak müdürlüğün merdivenlerinden çıkmaya başladım yine tanımadığım yüzler, tanımadığım kişiler belki de ileride çok samimi olacağım insanlar olacaktı, kim bilir? devam ettim ilerlemeye iki yol çıktı karşıma galiba yani çalışma odam alt kattaydı, alt katta doğru yöneldim, aslında alt kat sayılmazdı eğimli arazi olduğu için birinci kat zemin gibi kabul ediyordu. Artık gelmiştim görevi başlatacak yetkiliyi arıyordum, beklediğim gibi çıkmadı kimse yoktu ortalarda sonradan öğrendim ki teftiş için başka bölgeler gitmişlerdi. Sonra sakin bir kişi karşıma çıktı her halinden yorgun olduğu belliydi öğle günlük yorgunluk değil hayat yorgunluğu, aman neyse dedim derdimi anlattım yine sakindi, sanki gelen yeni mesai arkadaşı değil, ihtiyacı olan şikyetçi durumundaki biri, çok geçmeden anladım adamın ruh hali buydu.
    Göreve başladım attığım her imza dönülmez yolun başlangıcındaki yolcuların adımları gibiydi, yürüdüm yürüdüm, yoldan dönmemecisine. Artık alışmalydım yeni mesleğime, yeni işime alışbailrimiydim, insanları incitmeye üzmeye, allahım nasıl bir işti bu meslekmiydi gerçekten kendi duygularını tatmin etme aracımıydı, daha karar vermemiştim ama yaşayıp görecektim. İnsanlar mesleklerini bence kendi karakterlerine göre seçmeli galiba bu meslek benim krakterime uygun. Hatırlıyorum da öğretmenken meslektaşlarıma uyarılarda bulunur işlerin daha iyi yürümesi için görüş alışverişinde bulunur. Yenilikleri denerdim. Herhalde bu meslek bana uygun.
    Hiç de öyle olmamıştı. Yani biçok insanla tanışırım diye düşünüyordum ama sadece başkan vekili ile tanıştım bana bir çay ısmarladı, vakit ilerlemiş öğlen oluyordu. Cami yakın olduğu için ezan sesini duyabiliyordum. Çayımı yudumladım şöyle bir dışarı baktım galiba günlerden salıydı, çünkü dışarının çok kalabalık olduğunu hatırlıyorum. Kalabalığı seyrederken, çocukluğumun geçtiği şehrin pazarı aklıma geliyo da da salıları kurulurdu bizde her sali o pazarın yanından geçerdik , geçmemek mümükün müydü sen ne kadar kaçarsan kaç, pazara seni bulurdu, yine bir Pazar beni bulmuştu, bunları düşünürken kapı açıldı, hayır kapı açılmadı yerinden söküldü, durudular içerde biri hemde kendi odalarında tanımadıkları biri oturuyordu, ben.. diyecektim oh içeriye başkan vekilde girdi, hemen yeni arkadaş bizimle çalışacak dedi, o asık suratlar birden değişti. Nasıl bu suratlar böyle değişirdi, biraz önce odalarındaki bu yabancı şimdi herşeylerini paylaştığı, işlerinin sırlarını ve püf noktalarını anlattığı insanlar şekline dönüştü, bunu da daha sonra anlamıştım, bu meslekte ben yok biz vardı, mesleğe girerken atılan imzalar meslek arkadaşlarınla kader birliğini yaptığını anlatan imzalardı, onlarda bunun farkındaydılar. Bende bir müddet sonra bunu anladım

    Tanışmaya başladık her biri bana bir şeyler söylüyordu. Ben hepsini anladığımı belirtir şekilde kafamı sallıyordum. Aslında hiçbirşey anlamıyordum, ama bi tanesi açıça bu mesleği seçtiğim için yanlış yaptıığmı söylüyordu. Biraz karamsar olmuştum gerçekten yanlış yapmış mıydım? Sonra kendi kendime dedim; “bu kadar insanda mı yanlış yaptı ? “ diye . Sürekli sorular nerden geliyorsun branşın ne nerelisin………..ve bir çok soru. Sorular galiba bitmişti, yeni gelmiştim kalacak yerim daha hazır değildi kalacak yer sorununu çözmeliydim. Ama artık bunlar sorun olmamalıydı artık yeni işimden dolayı kolayca yeni kalacak yer bulabilirdim. Ama yen işimin nüfuzunu nasıl kullanacağımı daha bilmiyordum. Tam o sırada yeni tanıştığım daha sonra saygı ile adını andığımı başkan vekili beni gitmek istediğim yere götürebileceğini söylüyordu, hemen kabul ettim ve eşyalarımı alarak öğretmenevinin yolunu tuttum. Eşyalarımı arabadan indirdim, kalacağım yere gelmiştim, küçük bir bina, acaba içi ne kadar kötü olabilir diye düşündüm. Merdivenlerinden yavaş yavaş yürüdüm, karşımda zayıf, Karadeniz şivesiyle konuşan asabi biri vardı nedense hemen sonra kurumun müdürü geldi ismimi sordu, daha önceden büyük baldızımın tanıdığı bir kişi aracılığıyla rezervasyon yapılmıştı, ondan dolayı müdür beni tanıdı, işimi öğrenince tavrı büsbütün değişti, hemen eşyaları taşıyacak olan çocuk koşarak geldi valizimi alarak odamı gösterdi oda çok küçüktü işin ilginci oda da birkaç ay önce işe başlamış olan bir meslektaşım vardı kendisi yoktu odanın dar olduğunu söyledim müdür hemen yerini değiştirdi. Önceden olsaydı müdür odanını yerini değiştirir miydi sanmam, ve yerleştim hemen telefona sarıldım ve eşime telefon ettim, eş bir müddet sonra inansın kendisi oluyor, olup biteni anlattım ve onları özlediğimden bahsettim seslerini duymak insanın hoşuna gidiyor. Hoşuna gitmek biraz yetersiz kalıyor aslında bir bağımlılık gibi bir şey.

    Günler hızlı geçiyordu artık yeni çalışma arkadaşlarımla tanışmıştık nerdeyse günde 8 saatimiz birlikte geçiyor. Arabada her türlü konu hakkında muhabbet açılıyor bazen bende muhabbete dahil oluyor bazen haddimi aşıyordum, ama hiç haddimi aştığımı söyleyen olmuyordu ama ben anlıyordum,
    Sonra eşyalarımı alıp öğretmen evine gittim, eşyalarımı öğretmen evine bıraktıktan sonra lobi de otururken çay istedim, çayın gelmesini beklerken insanlar geçiyordu önümden ellerinde valizler bir telaş bir çabukluk içerisinde bu Anadolu şehrinde kalacak yer sıkıntısı vardı herhalde, telaşlarından bunu anladım sonra çayım geldi. Bir yudum aldım çayımdan biraz rahatladım mutlu oldum ne kadar güzel insanının kalacağı bir yer var. Derken akşam oldu ve bir ay boyunca beraber kalacağım oda arkadaşım ile tanıştım, niye mi bi ay çünkü okulların kapanmasına bir ay vardı, bende bir ay beklemek zorundaydım. Tanıştık o da arkadaşımla aynı bölgeden idik Osmaniye’nın delikanlılarındandı birkaç hoş sohbeten sonra günün verdiği yorgunlukla uykumuz geldi ve ışkıları söndürdük aynı oda da yalnızsın artık…İçin özlem yüklü yüreğinde bir derin yara beklersin uykuyu bir sağa bir sola dönüp. Dedim ya yalnızsın ne uykun gelir ne sızısı diner gönlünün. Uyumak için kapatırsın gözlerini gözünün önüne mutlu anlar gelir, gülümser sana. O tebessüm ettikçe senin yüzün asılır. Sonra haykırmak istersin içinden ama, olmaz. Sonra bir küfür sallarsın yalnızlığına bir isyan edersin özlemine. Kızıp durursun sonra uyuya kalırsın… Sabah kalktığında geceden kalma hüznün hala damarlarında dolaştığını hissedersin… Zaman geçiyordu senden uzakta ve her geçen an senin yokluğunu ezberletiyor bana. ulaşılmaz bir "an" beklemenin karşı konulmaz dürtüsü var içimde. hayallerin "kısacık ömürlü" kaldığı gün saatlerinde. ayrılmaz bir ikili oluşturuyor, tutsaklık ve zaman. esaretinden kopulabilen noktalarda yaşadığımız onca geçkin "an"ın kalıntısı varken üzerimizde yeniden hatırlamalar diriltiyor bedenimin bulanık aslını. Ve içrek bir şekilde yaşamaya devam ediyordu yaşayırdu insan özlemlerini…

    Bir ay geçmişti artık özlem dolu mesajların da sonu gelmişti eşyaların geldiği gün eşimde gelmişti, onları otogardan almaya gittim geldiğimde eşyaları taşıyan araç da gelmişti ancak eşyalar daha indirilmemişti, eşyaları indirecek olan kişiler eşyayı getirin kamyonetin başında bekliyorlardı. Ne garip dedim yine başka bir yerde başka hayatlar, herkes bir şeyler için mücadele vermekte çalışmakta o zaman bende mücadele vermeli bende çalışmalıydım. Daha sonra eşyalar indirilmeye başladı. Artık eşimde buradaydı daha güçlü hissediyordum kendimi ve daha çok dirençliydim bu şehre ve bu gurbete karşı .Az önce aradılar inmişler otobüsten ,içimdeki coşku heyecan sevinç endişe hemen arabaya atlayıp gittim.Beni bekliyorlardı baldızım,ege ve bilge… Yüzündeki ifadeyi görmekten korkuyorum.
    _Hoşgeldiniz,çok beklediniz mi siz arar aramaz çıktım eşyalar da yenice geldi.
    Yok yok dedi ablam bizde seni aradığımızda inmiştik.
    Ege ye sarıldım oğlum benim dünyamın zenginliği.Ona elimi uzattım yüzü asık geçmez artık günlerce uğraşırız artık ne yapalım sürükledik peşimizden o da haklı’’ burası mı !’’dedi .
    _Boş ver dedi ablam o birkaç gün turşu satar sonra düzelir
    _evet nasıl buldunuz Gümüşhane’yi dedim … Emine:
    _Buranın neresi il demez mi…
    Ablamın onun üzerindeki etkisi tartışılmazdı hemen müdahale etti. Önce hoş bulduk de bence hadi oyalanmayalım eve gidelim bir an önce .Yorulduk onca saat yollarda valizi aldım hala yüzüne bakmaya korkuyorum gözleri ateş gibi biraz da ablam duymasın diye sessiz ama güçlü bir öfkeyle söylenerek ilerledi .Konuyu değiştirmek lazımdı yoksa bu şehirde ilk kavgamızı edebilirdik gerçi o ailesinin yanında 7 yıl boyunca bir kere olsun kavga etmemiştir ,onlar üzülmesin diye. ne benim için ne e kendi için sırf onlar adına
    -. arabayı beğendiniz mi ?
    -Ablam bundan iyisi Şam'da kayısı enişte ne demek dedi .
    Emine cümlelerini kurmak için öfkesini kontrol etmeye çalışırken
    Ablam olmasa ne cümleler kurardı şimdi
    _ Araba işte nesine yorum yapmamı istiyorsun .Bakma sen ona dedi ablam geçer öfkesi yakında aslında çok özledi seni.
    Biliyorum özlediği için bu kadar gergin davranıyor o zaten dedim
    _Özlediğimdenmiş kendini beğenmiş dedi öfkesini en küçük ses tonuyla …
    _Her zamanki gibi kağıt kulaklığın üstünde enişte
    _Eee benden kaçmaz abla
    _Adamlar hala bekliyor
    _Haa onlar buraya iki kişi gelmiş iki adama daha ihtiyaç varmış onları bekliyorlar.
    Zaten o adamlar kendileri indirirse akşama kadar bekleriz Ayhan
    _Hadi biz çeri geçelim onlar indirirler .Evet burası yeni evimiz
    _Bizim yeni evimiz Osmaniye de biz oraya gidelim ben istemiorum bu evi .İkinci Emine konuşmaya başladı Efe için de zor olacaktı burası eski evin yanında her gün oynadığı park alt katta oturan arkadaşı kağan ve alperen birlikte bir arabanın camını piston kupasını almak için kırma yarışı yaptıkları Dilara canı sıkıldığında tüm rahatlığıyla kendinin at koşturduğu iş yeri yağmurlu günlerde bile gititiği marketlerin oyun salonu,Eminenin yeğeni küçük Emineyle haftasonları Toprakkkale de yaptığı yaramazlıklar hepsi geride kalmıştı Bunun efe için ne kadar zor olduğunu ileriki günlerde anlayacaktım Çünkü neredeyse her akşam bize yeni evimize ne zaman gideceğiz diye soracaktı belki hayallerinin çoğunu piston kupasını almaya ve Osmaniye’deki yeni eve dönmeye adamıştı .Babası sayesinde kim bilir kaç yeni eve uyum sağlamak zorunda kalacaktı.
    Evin müfettişi konumunda evi dolaşmaya başladı Emine .Baktıkça sinirlendiğini anlıyordum yüzünden bu şehre gelirken ki gönülsüzlüğü boyayıp onun istediği gibi yaptığım halde yansıyordu duvara .
    _Burayı boyadın mı sen şimdi Bu tavanlar hala gri buralar neden boyanmadı hemen anladı uyanıklık ona benden bulaştı işin var dedim kendi kendime .
    _Çok kirli görünmüyor baksana
    _Tabi renkleri ayırt edemiyorum ben .Neyseki ablam yetişti imdadıma .Nankörlük etme o kadar uğraşıp boyamış insan bir eline sağlık der .İyi olmuş enişte boş ver sen onu.
    _Yerler nasıl böyle tahta kurtları da olur burada
    _Yoo senin düşündüğün kadar açık değil bir şey olmaz
    _Ben düşünmüyorum görüyorum.
    Mutfak iğrenç nasıl temizlenecek! Koca şehirde bu evimi buldun dedi Emine…
    _Yok ev yok anca bunu buldum
    _Bir Hayriye Hanım da bizde doğdu.Ali Rıza ya kolay gelsin .
    Ablam diğer odadan sesimizi duyup geldi.
    Sen ne istiyosun adamdan elinden geleni yapmış işte.
    _Maşalllah peeeek yapmış
    _Söylenme ben biraz uyuyayım temizliğe başlarız.
    Emine iş varken durur mu. Hemen başladı.Yardım etsem iyi olacak.Zaten yorgun geldi.Temizlik malzemelerini kolilerden çıkarmak lazım.Önce camlardan başlayalım,perdeleri takarız. Başladık silmeye,Emine yağ bağlamış camları gördükçe . söylendi.Ben yardım etmesem kesin çıldırırdı.Gerçi yardım etmem de dert oldu. Eski evde bir kere dokunmamıştın .Ne oldu cefakar fedakar koca rolüne mi soyundun Ne desek çekecektik artık o benim peşimden geliyordu.Hiç bitmeyecekti muhasebemiz.sen- ben, siz- biz, benim söylediklerim , senin söylediklerin Uzayıp giden tartışmalar küsmeler kırgınlıklar sonra barışıp iyi ki varsın diye bitirdiğimiz sohbetler .Biliyorduk hep böyle idi ilişkiler, zaten en iyisi bizdik…

      Forum Saati Salı Nis. 25, 2017 8:39 am