Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    Beni Bırakma

    Paylaş

    1001060010m

    Mesaj Sayısı : 1
    Kayıt tarihi : 25/12/10

    Beni Bırakma

    Mesaj  1001060010m Bir C.tesi Ara. 25, 2010 6:43 pm

    BENİ BIRAKMA

    Üşüyordum annem sobayı yeni yakmıştı. Ev o kadar soğuktu ki parmak uçlarımı ağzıma alıp ısıtmaya çalışıyordum. Belki de evimizin bu kadar soğuk olmasının sebebi , bir memur maaşının düzgün kömür almamaya yetmemesindendi. Babam okuldan gelecekti birazdan sobanın yanıp yemeğin hazır olması gerekiyordu. Babam her şeyi eksiksiz isterdi. O hergün sinirli olurdu çünkü sınıf öğretmeniydi ve çocuklarla uğraşmayı hiç sevmezdi. Babamın yanında hem ben hem Behram abim hiç fazla konuşamazdık. Ailemizde bazen askeri bir isiplin görürdüm ben. Annemin yaptığı tarhananın kokusu burnuma gelirken kapı çalındı.
    Babamdı biliyordum annem kapıyı açtığında babam sert bir şekilde içeri girdi. Burnundan soluyordu. Ben babamı hep sinirli görürdüm fakat bu çok farklıydı. Başının hafif kel kısmı
    Kızarmış , gözlerinin altı simsiyah geçmiş, vücudu abartılacak şekilde titriyordu. İçeri girdiğinde;

    - Allah kahretsin! Her gün o kadar çocuğa bir harf öğretmek için saatlerce uğraşdığım
    Yetmiyor birde köyden köye sürülüyorum. Hazırlanın Kahraman Maraş’ın Göksun ilçesinin
    Bir köyüne çıktı atamam bir hafta içerisinde taşınacağız.

    Duyduğumda şaşırmamıştım çünkü o kadar çok köy gezmiştik ki bu yaşıma rağmen artık sayısını ben bile tutamıyordum. Yaşım henüz altıydı fakat herkesten fazla arkadaşım vardı
    Çünkü gittiğimiz her köyde arkadaşlarım oluyor onlara alışıyorum sonra tekrar atamamız çıkıyor yeni arkadaşlar ediniyordum. Yeni adresimiz artık Kahraman Maraş’tı. Odama geçtim
    yatağıma başımı koydum saatlerce düşündüm yeni arkadaşlar , yeni şehir ve gelecek sene okula başlayacaktım. Acaba Maraş’tan başka bie yerde başlama olasılığım var mı diye de düşünmüyor değildim. Saat 11’ gibi olmuştu. Oturma odasına geçtim babam her zamanki gibi
    kanepeye uzanmış. Kaşlarını çatmış televizyona bakıyordu. Babam omuzları geniş , kaşları ve gözleri simsiyah , uzun boylu , hokka burunlu dudakları büyük, ten rengi esmer bir fiziksel yapıya sahipti. Babam esmer olmasının sebebini bana ve Behram abime her zaman gururlanarak anlatırdı. Bunun sebebini ise o çocukluğunu hiç yaşayamamış günün çoğu tarlada çalışarak geçermiş ben böyle zor şartlarda okudum diye gururlanarak gösterirdi. Babam ayaklarını hafif karnına doğru çekti bana oturacak kadar yer açıldı ve bende gittim yanına oturdum. Bu bakışla evde babamın yanına oturacak tek cesaretli bendim. Babamın bana bakmasını bekliyordum konuşmak için tam gözümü sola doğru çevirdiğim anda göz göze geldik ona doğru kısık bir sesle seslendim :

    Baba ?
    Efendim
    Biz yeni bir şehre kesin gidecek miyiz?
    Evet
    Ben orda mı okula başlayacağım.
    Evet
    Peki , sen mi öğretmenim olacaksın ?
    Osman çok konuşuyorsun yat yerine saat geç oldu.

    Kalktım odama gittim ve yatağıma girdim.hala kafamda soru işaretleri vardı. Fakat bunları cevaplayacak ailemde kimse yoktu. Behram abim yanımdaki yatakta yatıyordu annem ise mutfakta bulaşık yıkıyordu. Balık nevresimli yorganımın altına girdim ve göz kapaklarımı kapattım. Yarın yeni bir gün yarın yeni olacakların başlangıcıydı.
    Gözlerimi açtığımda saatime baktım direk , etrafımda kimse yoktu. Belli ki Behram abim okula gitmiş annem ise odada ya da mutfaktaydı. Yatağımdan kalktım annemin yanına gittim.
    Her zamanki gibi yıpranmış elleri ile bana kahvaltı hazırlıyordu. Annem benim bu hayattaki her şeyimdi. Beni bu ailede sadece o anlardı ve beni sadece o dinler sorularıma cevap verirdi.
    Onu canımı verecek kadar çok severdim. Dışarı çıktım her zamanki bitmez o sokak futbolunu oynadım , misketimi yuvarladım giden traktörün arkasına deliler gibi takıldım. Akşam olmuştu babamın gelmesine yarım saat vardı. Üstüm başım kir içinde eve gittim annem bana yaptığım hiçbir hata için kızmazdı. Fakat elbisemi kirletince bu huyunun pekte aynı kaldığını söyleyemezdim. Hemen yeni elbiseleri giydim babamın karşısına temiz çıkmalıydım. Tam tek başıma odada sobanın üzerine konulmuş patatesin cızırtı ile pişmesini beklerken kapının zili çaldı. Babam içeri ciddi tavırla girdi ve oturdu. Yemekler yenildi çayların gelmesi beklendi. Kimseden çıt yoktu herkes babamın konuşmasını bekliyordu sanki. Annem çayı getirdi babam çayından 1 yudum aldıktan sonra :

    Eşyaları ben okuldayken toplayın ertesi gün Kahraman Maraş’a yola çıkıyoruz. Behram okula gitmiyorsun annene yardım edeceksin yarın. Makbule sende kaldıramadıklarını okuldan bana bırak okuldan geldikten sonra hallederim ben.

    Artık her şey ciddiydi gidiyorduk yine arkamda bir sürü arkadaş ve anı bırakıyordum. Takmıyordum artık bu duruma alışmıştım seviniyor bile diyebilirdim. Yeni dostlar edinecektim. Fakat o gece unutmayacağım babamın etrafa bıkkın gözlerle baktığıydı


    ***

    Gözlerimi kısık bir şekilde açtığımda başımda Behram abim vardı. Bana doğru sinirli gözlerle bakarak:
    Osman hadi eşya taşıyacağız kalk.
    Babamı sinirli görürdüm fakat şaşırmazdım çünkü hep alışkındım. Behram abimi ise ilk defa kaşlarını çatmış bana öyle bakarken gördüm. Behram abim sessiz kimsenin işine karışmayan kendi iç dünyasında yaşayan biriydi. O hiç kimseye kızmaz sinirlenmezdi. Yani özetlersem uysal bir yapıya sahipti abim. Elbiselerimi giydim kahvaltımı yaptım. Artık evi toplama zamanı gelmişti. Kocaman kocaman eşyalar bir araya toplandı küçükler ise konulmaya başlandı. Abimle çatı katına çıktık orda bir tane eski bir televizyonumuz vardı. Abim onu benim kucağıma verdi. Aman tanrım ben hayatımda bu kadar ağır bir şey kaldırmamıştım. Zaten taşıyamadım da abim geri aldı kucağımdan yere bıraktı. Abim 12 yaşındaydı fakat yaşıtlarına rağmen kocaman elleri , iri cüssesi ve up uzun bacakları vardı. Babam onu gördüğü çoğu zaman dedesine benzeyecek belli derdi. Abimde bundan hoşlanırdı. Daha doğrusu gururlanırdı. Çatı katındaki eski eşyalarda toplandıktan sonra artık herkes babamı bekliyordu. Babam gelecek yarın kaçta gideceğimizi söyleyecek sonra herkes en geç 10da yatağa girecekti. Halısız betonun üzerinde terliklerimle tıkır tıkır yürürken kapı çaldı. Babam içeri girdi soluklanıp bir bak su istedi. Suyunu içtikten sonra kaşlarını bize doğru dikerek :

    Yarın gidiyoruz saat on gibi kamyon gelecek eşyaları almaya. Makbule sen Osman’la eşyaların yanına binersiniz bende şoförle ön tarafta gidelim birde otobüs parası vermeyelim.
    Her şey hazırdı. Yarın yolcuyduk. Abim ve benim için camın yanına atılmış yatağa yattım. Perdeler kaldırılmıştı. Gökyüzünde sayamadığım bir sürü yıldız vardı. Onları birleştirip resimler hayal ediyor ve onları yine birleştirerek resmin altına da Osman yazıyordum. Yazmayı bildiğim tek şey zaten adımdı. Çocukluğumda yıldızlarla resim çizmeyi bana abim öğretmişti. O bana her zaman hayal kurarken onu yaşamış gibi hissettiğini bunun içinde yıldızların onun büyük kahramanı olduğunu söylerdi. Ben yıldızlarla hep çizgi film kahramanlarını çiziyordum. Fakat abimin farklı bir şey çizdiğini düşünüyordum. Çünkü hemen yanımda yatıyordu oda benim gibi gözlerini gökyüzüne dikmişti fakat tek fark vardı onun gözleri dolmuştu. Ona sebebini soracaktım daha doğrusu yıldızlarla neyi çizdiğini fakat buna cesaretim yoktu. Her damlayan gözyaşı abimden bir şeyler götürüyordu sanki. Gözlerimi açtığımda babamın sesi direk bir çınlama yaparak geldi bana doğru.
    Bunları ne yatırıyorsun kaldırsana umrunda değil bir şey.
    Ne yapayım Ömer onlar uyku çocuğu o kadar yol gidecekler uyumaları lazım.
    Ben anlamam uyku çocuğu falan yarım saate kadar kamyon gelecek.
    Osmannn , Behramm … Hadi kalkın yavrularım.

    Babam her zamanki gibi yine annemle tartışmak için bahanesini bulmuş gibiydi. Yerimden fırladım elimi yüzümü yıkadım elbiselerimi giydim ve direk yüklere koyuldum. Hepsini aşağı taşıdım küçük kolilerin. Gerisi babamla birkaç işçinin marifetine kalmıştı. Behram abim yerinden tam kalkacaktı ki babamın bağırtısı geldi :

    Makbule deli olmaya başlıyorum kaldır artık şu çocuğu eşyalar taşınıyor be kadın umrunda olsun artık !
    ( Tam o sırada abimin bitkin ve uykusuz sesi geldi.)
    Kalktım ben baba geliyorum.
    Aferin beyefendi teşrif ettiniz sonunda.

    Abim her zaman ki sakin bakışları ile babamdan yeni talimatları aldı ve işe koyuldu. Bazen ona baktıkça 12 yaşında değilde büyük bir adamın karakterini görüyordum çünkü o kadar kaderciydi ki çocukluğunu bile düzgün yaşayamadığını biliyor bunu da kader olarak yorumluyordu. Her yaptığı hareket 12 yaşında bir çocuğu değil de koca bir adamı hatırlatıyordu bana .
    Yola çıkma zamanı gelmişti. Babam abimle ön tarafa binmiş annemle ben ise kamyonun arka kısmındaydık.yollar sanki geçmek bilmiyordu . sağımız solumuz her yer kapalıydı. Sadece kamyonun üst tarafı açıktı onda da sayısız bulut görünüyordu. Bitmeyecek gibi duran yolda sonunda motorun yavaşlama sesi gelmişti. Kamyonun kasasının kapağı açıldı. Babam biraz mola vereceğimizi söylemişti. Çok yorulmuştum oturmaktan ayaklarım ağrımış belim tutulmuş. Kulaklarım ise rüzgar sesi dinlemekten tıkanmıştı. Babam :
    Bir saatlik yolumuz kaldı Behram bir saatte sen arkada otur Osman yanıma gelsin o çok yorulmuşa benziyor.
    Tamam baba sen nasıl diyorsan öyle yapalım.
    Sonunda ön koltuğa oturmuştum. Etrafı izleme şansıda bulmuştum. Sıra sıra dağlar , onların üzerinde uçuşan kuşlar derken sonunda yavaş yavaş köye girmiştik. Köyün girişi çok güzeldi. Kavak ağaçlarının rüzgar sayesinde çıkan şırıltısı bizi karşılamıştı. Köye girdiğimde etrafta koşan çocuklar uzun bir ağaç devrilmiş o ağaçta oturan yaşlı 9-10 tane amca oturuyordu. Babam yaşlılarla konuşmayı severdi. Çünkü onların hayatı daha iyi görüp geçirdiğini söyler ve onlardan hayat tecrübeleri konusunda akıl danışırdı. Köyün ortasında kamyon durdu ve babamla aşağı indik herkes gözlerini bize doğru çevirmiş bakıyordu. Babam yaşlılara doğru ilerledi bende arkasından ayrılmıyordum. Bir yaşlıya doğru bakarak seslendi:

    Selamün aleyküm amca ben yeni öğretmenim köyün lojmanları ne tarafta ?
    (Adam sıcak bir tavırla) Hoş geldin hocam buyur gel otur.
    Yok sağolun ben lojmanların yerini öğreneyim.
    Evladım bak şu yokuştan yukarı doğru gidin yolun sonunda sol tarafta.
    Peki amca , sağol.
    Sende sağol evladım. Bir isteğin olursa biz buralardayız herkes yardım eder rastgele.
    Sağol amca iyi günler.

    Babam burnundan soluyor fakat kimseye belli etmemeye çalışıyordu. Çünkü köy hiç gelişmemiş girişteki okulun camları dökülmüş , yollar berbat , insanları sefalet içinde yüzüyordu. Fakat köyün en güzel yeri ise ağaçlarla dolu olması ve temiz havasıydı. Kamyon yokuşu tırmanırken bir yandan da ben etrafı gözetliyordum.
    Sonunda eve gelmiştik. Evi ilk gördüğümde çok şaşırdım. Bu şaşkınlık sadece bana ait olmasa gerek babamın , annemin ve abimin yüzlerinde de acayip bir şaşkınlık hakimdi. Evin bahçesi darma duman olmuş , camlar dökülmüş , kapılar kırık galiba tek sağlam olan şey duvarlardı. Kamyoncu işinin olduğunu yüklerin bir an evvel boşaltılması gerektiğini söyledi. Babam köyden 2 tane adam bulup evimizin eşyalarını el birliği ile bahçeye yıktık. Eve yıkamazdık çünkü annem çok titiz bir kadındı. Ben o evi ter temiz etmeden çöp bile kodurmam dedi başka bir şey demedi. Babam aslında sinirli bir insandı fakat bu dışarı çok farklı yansırdı. Çok sakin hiç kimseye sesi çıkmaz biri olarak tanınırdı dışarıda. Annem evi temizlemeye koyuldu. Babamda bende köyü bir kolaçan edeyim diyerek çıktık dayanamadım merak ettim bende peşine takıldım. Dışarıdaki sakin tavırlarıyla köy kahvehanesine girdi. Herkesin gözü bir anda bize doğru döndü. Babam yaşlı bir adamın yanına oturdu.
    Merhaba amca
    Merhaba , hayırdır kimlerdensin sen ?
    Ben yeni öğretmenim amca köyünüz de misafirim bir süre.
    Tabi oğlum hoş geldin. Yardım edebileceğimiz bir şey yada bir isteğin varsa söyle çekinme benden.
    Yardımdan ziyade sorularım var. Amca lojmanlara ne oldu ? Okul yollar neden dağılmış mahvolmuş bu kadar.
    Bak evladım biliyorsun ki başımızda terör denen bir lanet var. Yaşadığımız yer cennet gibiydi cehenneme çevirdiler. Bu bölgenin insanları kendilerine yapılan zulmü hep kader diye nitelendirdiler. Okulda eğitime bile karıştılar. Okulu yaktılar , yıktılar. Gelen öğretmenleri öldürmekten beter ettiler. Son öğretmen kaçtığında bir daha hiçbir öğretmen gelmesin diye lojmanın tüm camlarını kapılarını kırdılar. Arada bir köye inerler köylülerden erzak isteler ya canını vereceksin yada erzağını. Devletin askeri buraya çok az sıklıkla gelir. Onuda muhtarla konuşup terörist gördünüz mü diye sorar sonra çeker gider. Bu aralar baskıları azalttı teröristler bir aydır kimse uğramıyor. Aman ! derslerinde onların aleyhine bir şey söyleme yoksa olan sana olur evladım. Onarlın hakkından tek asker geliyor onunda doğru düzgün köye uğradığı yok.
    Babamın öyle kolay kolay bir şeyden korkacağını sanmıyordum çünkü o benim gibi çok inatçı bir insandı. Bildiğini yapardı. Kahve hanedeki yaşlı adama teşekkür ettikten sonra ağır ağır evimizin yoluna koyulmuştuk giderken babamın elinden tutmuştum. O yolda birlikte yürürken elimden tuttuğumda hep elimle oynardı. Babama kendime bile söyleyemediğim içten içe bir sevgim vardı. Gerçekten de onu çok seviyordum fakat onun gibi biri sevgi gibi bir duyguyla uğraşmayacağını düşünüyor ondan bana karşılık vermesini beklemiyordum. kocaman yokuşu ağır ağır çıkarak sonunda harabe evimize varmıştık. Annem etrafı temizlemişti. Yavaş yavaş eşyaları içeri taşıdık. Evin kırık camlarını yapması için babam köyden bir tane camcı bulmuştu. Camlar yenilendi. Babam kapıları yarın yaptıracaktı. Doğrusunu söylemek gerekiyorsa korkmuyor da değildim. O yaşlı adamın dedikleri aklıma geldi ya evimizi teröristler basarsa ya bize zarar verirlerse çok korkuyordum ama aklımdaki düşünceleri de belli etmek istemiyordum.

    ***
    Sabah kalktığımda matkap sesi ile uyandım. Annemi aradı gözlerim. Odamdan dışarı çıktım. Babam ve bir işçi kapılarla uğraşıyordu. İşçide biran gözlerini bana doğru dikip bakmaya başladı. Hemen gözlerimi kaçırdım. Tekrar odama giderek ordan elbiselerimi giydim ve köyü keşfe çıktım. Bir sene sonra okula başlayacaktım. Her yeri gezdim. Köyün okulunu , çeşmelerini , harmanları her yeri gezmişti. Yolda geri eve doğru giderken 6-7 tane benim yaşımda erkek çocukları görmüştüm top oynuyorlardı. Onlarla tanışacaktım ama bir anda korktum çünkü köyde yabancıydım ve onların bana nasıl yaklaşacağını bilemezdim.
    Akşamın karanlığı ve serinliği bastırırken eve doğru yürümeye koyulmuştum bile babam ve annem kızacaktı gecikirsem.
    Eve gittiğimde yemek hazırdı babam hariç herkes beni bekliyordu hemen lavaboya geçtim ellerimi yıkadım yemeğe oturdum. Babam her zaman ki gibi sert ses tonuyla bana doğru :

    iyi gezdin mi Osman baktın mı etrafa iyice ?
    Evet baba baktım. Köyün yolları hariç her şey çok güzel. Çoçukları top oynuyordu fakat onlara yaklaşmaktan çekindim.
    Alışırsın 1 sene sonra okula başlayacaksın farkındasın değil mi ?
    Evet , öğretmenim sen mi olacaksın ?
    Galiba öyle olacak.

    Babamın öğretmenim olacağına sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Bir yanım sevinmemi söylüyordu çünkü öğretmene karşı yabancılık çekmiş olmayacaktım diğer yanım ise babamın sinirinden korkuyordum. Bana sinirlenecek korkusu ile yanına yaklaşamayacağımı düşünüyordum. Zaman ilerledikçe onun bu sinirine alışmıştım. Fakat okulda yeni arkadaşlarım olacaktı onların karşısında da rezil olma riskim vardı. Günlerim eğlence ile yeni tanıştığım, arkadaşlarım ile top oynayarak , çelik çomak oynayarak , eşeğe binerek geçiyordu. Yeni evime , yeni köyüme o kadar alışmıştım ki gittiğim köylerin en güzeli gibi gelmeye başlamıştı bana.


    ***

    Aradan 1 sene geçmişti. Günlerim o kadar eğlenceli geçiyordu ki anlatamazdım. Artık okula başlama vaktim gelmişti. Okulun ilk günü benim için çok önemliydi. Annemin bana diktiği üzerinde beyaz düğmelerle süslenmiş siyah önlüğümü giydim ve okuluma gittim. Birinci günüm çok güzel geçmişti. Arkadaşlarımın çoğu tanışımdı köyden. Doğukan , Kayhan , Ayşe , Mustafa hepsini tanıyordum . En yakın arkadaşım ise Mustafa idi. Günler geçiyordu , her şey yolundaydı. Akşam eve gittiğimde annem sobanın üzerinde yemek yapıyordu. Bende yemeğin pişmesini bekliyordum. Babam ayaklarını uzatmış o da yemeğin pişmesini beklerken kapı çaldı. Annem kapıyı açmaya giderken babam :
    Dur Makbule ! Ben bakarım kapıya sonuç olarak bilmediğimiz yer ne olur ne olmaz
    Babam kapıyı açtığında iri yarı , saçları sarı , kafasının ortası hafif kel , uzun boylu bir adam karşımıza çıkmıştı. Adam belli ki köylüydü. Çünkü elleri çok aşırı yıpranmış saçlarının içerisinde saman taneleri vardı üstü ise kir pasak içerisindeydi. Babam adama :

    Buyrun birine mi baktınız ?
    Yeni öğretmen siz misiniz ?
    Evet benim ama sizi tanıyamadım bu köyde misiniz ?
    Yok hocam bu köyde değilim ben yan köyden muhtarın oğluyum. Babam sizi yarın akşam yemeğe davet ediyor. Gelirse çok sevinirim dedi.
    Bir bakalım da eğer yarın akşam işimiz olmazsa haber gönderirim.
    Peki hocam , hayırlı akşamlar .
    Teşekkürler size de.

    Aslında ben kendi adıma bayağı şaşırmıştım. Çünkü o köyün çocukları taşımalı olarak bizim köyümüze okula geliyordular. Bir senedir ne davet vardı ne de başka bir sey. Bir anda böyle bir davet gelmesi beni şaşırtmıstı. Bu sadece beni şaşırtmış olmasa gerek babam içeri girdiğinde benim düşüncelerimin aynısını dile getirdi. Babam anneme doğru yönelerek:

    ne diyorsun gidelim mi?
    Bilmem ki sen ne dersen onu yapalım. O köyün ne olduğu belli zaten.
    Ne olmuş ki köye?
    Günahları boynuna bilmem ama köyün kadınları haklarında pek iyi konuşmuyor galiba teröristleri destekleyen varmış aralarında. Birkaç kez bu köy örgüte yardım etmiyor diye baskı yapmışlar.onun için bu iki köy birbirlerini pek sevmiyorlarmış. Ha bir de son zamanlar baya tehdit ediyorlarmış. Örgüte ya adam yardımında ya da erzak yardımında bulunacaksınız yoksa sonunuz kötü olacak diye.
    Aman hanım, bizi ne ilgilendirir ne halleri varsa görsünler. Yardım isterlerse elbet yardım edeceğim çünkü bu vatanın evlatlarıyız hepimiz onlara papuç bırakacak olursak halimiz ne olur sonra. Sen tasa etme bir şey olmaz. Yarın hazırlan yemeğe gidelim bakalım muhtar bizi nasıl ağırlayacak.

    Ertesi gün olduğunda babam mahallenin muhtarına haber yollamıştı bu akşam sekizde gideceğimizi belirtmişti. Her zaman ki gibi yorucu bir okulun sonunda eve doğru ağır ağır ilerlemiştim. Eve gittiğimde annemden yemek istemiştim. Fakat annem misafirliğe gideceğiz oğlum şimdi yemek olur mu sık dişini orda yersin dedi. Karnım açtı , içimde korku vardı ve çok yorgundum. Babam eve geldiğinde kapıdan içeri girmeden :

    Hadi gidiyoruz
    Nereye içeri girmeyecek misin Ömer ?
    Boşver Makbule çocukları al çıkalım.
    Tamam geliyorum ama o takımın kir olursa karışmam benden söylemesi çok seversin kendi huyunu da bilirsin benden söylemesi
    Tam gel boşver.

    Babam yemeğe giderken resmi giyinmeyi severdi. Çünkü öğretmenliği bir saygı mesleği olarak görür karşısındaki insanlarında bu elbiseyi giyince onun öğretmen olduğunu anlayacak ve ona saygı duyacağını düşünürdü. Köyün Muhtarının evine gitmiştik. Her şey türlü türlü idi. Yemeği , tatlısı , sohbeti her şeyi çok güzeldi. Keşke kendi köyümüze de dönüşümüz o kadar güzel olsaydı. Gittiğimizde köyün girişinde jandarma aracı ambulans ve polis arabası kaynıyordu. İnsanlar feryat figan anneler yerde hareketsiz yatan çocukların başında ağıtlar yakıyordu. Köyün ortası kan gölüne dönmüştü cesetler , yaralılar vardı. Babam jandarmaya ne oldu diye sorduğunda aldığımız cevap tüyler ürperticiydi. Teröristler köye inmiş halktan eylem yapacak kişi yardımı ve erzak yardımı istemişti. Köyde buna yanaşmayınca erzak vermeyenleri ve eylemci olmak istemeyen gençleri ayrı ayrı sıraya dizmiş. Sonra hepsini ak 47 yani namı diyar terörist silahı keleşle hepsini taramıştı. Babamın bir anda gözleri dolmuş halde gördüm. Onun gözlerinin nereye doğru gittiğini takip ettiğimde olay bir vahşeti anlatıyordu. Teröristler kundaktaki bebeğe 4 el ateş edip öldürmüştü hemen 1 metre yanında da o çocuğun babasının cesedi duruyordu. Babam anneme hemen çocukları eve götür daha fazla olayı görmesinler çok etkileniler dedi. Fakat ben zaten göreceğimi görmüştüm her şey açık seçik ortadaydı. İnsanlar zaten aç sefildi birde bu yetmiyormuş gibi kendi yerlerinde kendi emeklerini başkalarına vermedikleri için öldürülüyordular . Eve doğru yol alırken bir yanda da sınıf arkadaşım Ayşe ‘nin cesedini gördüm yerde karnı kurşunla dolmuş bir şekilde yatıyordu. O manzara hayatımda unutmayacağım belki de en büyük görüntülerden bir kaçıydı. Eve gittik ve annem , ben ve Behram abim korkulu bekleyiş içersinde evde bekliyorduk. Annem kapıyı kilitlemişti. Yeni bir baskın olamayacağı belliydi çünkü ortalık polis asker kaynıyordu. Yine de annem temkinli olarak yaklaşıyordu. Kapı çaldı ve annem :

    Kim o ?
    Aç hanım benim.
    Ne oldu bey ne yaptın polisler , jandarma gitti mi ?
    Hanım Allah korudu adamların asıl amacı bizi öldürmekmiş .
    Ne diyorsun Ömer biz ne yaptık ki onlara ?
    Bir şey yapmamıza gerek yok onlar devlete çalışan hiçbir görevliyi sevmez. Sen korkma gelecekleri varsa görecekleri de vardır. Elbet bizimde vereceğimiz bir cevabımız vardır dedi.
    Aman Ömer Allah korusun kendine dikkat et uyma bunlara sen olmazsan biz ne yaparız?
    Merak etme Makbule her şey daha yoluna girecek. Bana dokunmadıkları sürece karışmamaya gayret edeceğim

    Saat geç olmuştu fakat hala kimsenin uykusu yok gibiydi. Babamla annem odalarına geçmişti. Annemlerin yatak odasının kapısı hafif açıktı ve o kenardan dayanamadım baktım. Babam içerde kabzası siyah olan büyük bir silahı eline almıştı. Annem babama :

    Aman dikkat et polis falan görür birde bununla uğraşmayalım.
    Korkma bir şey olmaz sen benim demeğim günler dışarı çıkma Sonra sorun olur bak.
    Tamam Ömer sen ne dersen öyle olsun. Ama sende kendine dikkat et teröristler gelmez bu sefer silah başına bir iş açar köylüler yanlış anlar şikayet eder Allah korusun.

    ***
    ( 1 ay sonra )

    Aradan tam 1 ay geçmişti. Köy baskının izlerini üzerinden yavaş yavaş atmıştı. Her şey yoluna girmişti. Tek fark 22 kişi olan sınıfımız 14 kişiye düşmüştü. Birde köyün artık o meydanında çocuk sesleri yoktu. Yaşlılar yine o büyük yere atılmış ağaçta oturuyordu. Ama bir tane bile koşuşan çocuk görünmüyordu.
    Babam ben ve Behram abim yavaş yavaş evin yolunu tutmuştuk. Babam yolda giderken bize takılıyor , şaka yapıyordu. O baskından sonra babamın hareketleri değişmiş bize karşı daha da bir sıcak davranıyordu. Abim ise gördüklerinden sonra tamamen içine kapanmıştı. Babam bunun farkındaydı onun için abime daha fazla düşüyordu. Eve doğru giderken yolda sürekli top oynadığım arkadaşlarımı gördüm. Artık o kadar fazla değildiler ama yine de bir olup top oynuyordular. Babama doğru “ Baba , bende gidebilir miyim ?” diye sorduğumda babam ilk defa bana izin vermişti. O genelde benim böyle sürekli oyun oynamama kızardı. Ama onda büyük dediğim büyük değişiklikler vardı ver artık daha uysaldı.

    ***
    ( 2 gün sonra )

    Babamla birlikte oturuyor gülüşüyorduk beni ve abimi öpüyor bizlere bisiklet sürmeyi öğretiyordu. Aman Allah’ım sanki rüyada gibiydim. Her şey tam istediğim gibiydi. Yaşananlar sanki benim çok güzel bir rüyada olduğumu ve bundan hiç uyanmayacağımı babam , annem ve Behram abim hep böyle mutlu yaşayacağımızı düşünüyordum. Ama bilmeğimiz tek şey vardı bu rüyanın üzerine kara bulutlar çökecekti. Keşke benim uykum hiç bitmeseydi de o rüyadan uyanmayaydım. Hayalimdeki gerçek babama kavuşmuştum. Keşke yaşananlar olmasaydı da ben o gün babamı ve canımdan çok sevdiğim annemi kaybetmeseydim her şey ne güzel olurdu. Saat 12 sularıydı. Babam o gün şehre inmiş gelirken de geceleyin yiyelim diye kestane almıştı. Kestaneler çizildikten sonra sonra sobanın üzerine konuldu kavrulsun diye. Babam abimle satranç oynuyor. Ben ise annemle şakalaşıyordum. Tam o sırada kapı çaldı. Annem kim o diye seslendiğinde ses yoktu. Annem bir daha seslenmişti fakat yine ses yoktu. Annem içeri gelerek :

    Ömer kapıya sen bak kim o diyorum ses veren yok.
    Tamam hanım sen kenara çekil arkada durun siz ben bakarım
    Aman dikkatli ol biliyorsun hâl ortada.
    Tamam tamam siz şöyle kenarda bekleyin.

    Babam korkusuz biriydi. Fakat bu sefer onda ki korkuyu ben bile gözlerinden okuyabiliyordum. Ama onun ki çok farklı korkuydu. O kendi için değil de sanki bizim için korkuyormuş gibiydi. Babam sırtından çıkardığı siyah kabzalı silahı arkasında tutuyordu. Kafasını hafif dışarı doğru uzattığında kafasına silahın dipçiğini yedi. Annem bağırarak Ömer deyince arkadan otomatik silah sesleri gelmeye başlamıştı. Sonra içeriye 5-6 tane kafaları sarılı sadece gözleri görünen ellerin keleş olan adam girmişti beni ,annemi , Behram abimi ve babamı zorla köy meydanına doğru indirdiler. Annemi yerde sürüklüyordular babam ise 2 kişi zorla götürüyordu. Ben ve abim ise bir şey yapamayacağımızı bildiğimiz için ve kafamıza dayanmış silahla köy meydanına indik. Herkes ordaydı sıraya dizilmişlerdi. Sanırım hepimizi kurşuna dizecektiler. Çocuklar ayrı yerde kadınlar ve erkekler ayrı yerdeydi. Bizi de başka bir yere dizdikler. Sonra aralarından çıkan bir terörist kürtçe konuşmaya başladı. Ne babam ne de biz hiç bir şey anlamıyorduk. Sonra bize doğru başka bir terörist gelerek :

    Sana diyor Türk anlamıyorsun tabi öğretmeniz diye hava atarsınız nerde öğretmenliğiniz neden Kürtçe bilmiyorsunuz ha ?
    O kadar önemli bir dil olsa emin ol öğrenirdim.
    Göreceksin sen önemli olmayı birazdan

    Sonra teröristlerin komutanları babama doğru yönelerek:
    Zafer işareti yap öğretmen.
    O işareti yapacağıma öldürün beni de çocuklarım da daha iyi ben bu vatanın evladıyım. Mustafa Kemal ******’ ün de dediği gibi “ Vatanın her yeri vatandaşın kanı ile ıslanmadıkça vatan terk edilemez kendi kaderine bırakılamaz.” İlk önce beni öldürerek başlayın eğer bizden toprak istiyorsanız.
    Tutun şunu .

    İki kişi babamı kucakladılar ve sımsıkı tutuyorlardı bir yandan benle Behram abim şaşkınlık ve korku ile izliyorduk. Annem ise bağırıyordu. İki adam babamı tuttu üçüncüsü babamın elini uzattı teröristlerin komutanına o adam cebinden bir bıçak çıkartarak babamın işaret parmağını ve o parmağın yanındaki parmağını kestiler. Abim ve ben gözyaşlarımızı tutamamıştık sanki bizim parmağımız kesiliyordu sanki bizim canımız yanıyordu. Annemin feryatları ortalığı yıkıyordu. Sonra babamı bıraktılar ve ikisini yan yana dizdiler . Gözlerimi kapattım olacakları biliyordum sonra iki el silah sesi gelmişti. Behram abim ağlaması bağırtısı benim bağırtım , köylülerin ne yaptınız gibisinden sözleri benim hayatımın hiçbir zaman aklımdan çıkmayacak karesiydi.
    Teröristler gitmişti. Babamın ve annemin yanına gittim Behram abim babama sarılmıştı ben ise anneme 1 saat sonra polisler geldi. Bizi onların üzerinden kaldırdılar. Bir köşeye koydular gözyaşlarımız dinmişti. Benim bilincim açıktı fakat Behram abim gözünü kanın olduğu yere dikmiş. Dikkatlice oraya bakıyordu. Polis ona bir soru sordu cevap vermedi. Kimse ile konuşmuyordu. Sonra bir polis bana doğru gelip :

    Adın ne delikanlı ?
    Osman
    Üzülme Osman benim dediğimi yaparsan çok güzel olur tamam mı ?
    ( Gözyaşlarımı silerek ) annemsiz babamsız mı çok güzel olur?
    Biliyorum senin için çok kötü bir şey ama sık dişini birazdan bir amca gelecek ve sizi bir yere götürecek abinle uslu uslu onların sözünü dinleyin.
    Peki amca
    Aferin hava soğuk şimdi şu battaniyeyi abinle birlikte üzerinize örtün.

    Hiç bir şeyin yoluna girmeyeceğini bende abimde biliyorduk. Ama polis bizi kandırmaya çalışıyordu. 1 saat sonra takım elbiseli bir adam bizi bir yere götürmüştü . Girdiğimiz yerin tabelasında Göksun Kimsesiz Çocuklar Yurdu yazıyordu. İçeri girdik yurdun müdürü bize sıcak tavırla karşıladı. Gardiyana seslendi :

    Hayri efendi çocukları yatakhaneye götür yeni çarşaf ver bundan sonra bizlerle kalacaklar.
    Peki müdüre hanım .

    İçeri girdiğimizde 40-50 tane yaşları en fazla 14 olan çocuklar vardı. Gardiyan yataklarımızı gösterdi ve sert bi tavırla yatın yerinize yaramazlık yapmayın diyede bizi uyardı. Aptal adam sanki yaramazlık yapacak durumumuz vardı. Ama insanların bunu anlaması ne kadar zor olacaktı ki demek ki gardiyan da bir sorun vardı.
    Ertesi gün olmuştu çocuklarla tanışmış abimle hiç ayrılmıyor. Yeni yerimize alışmaya çalışıyorduk. Yemekhanede bile Behram abim beni yanından ayırmıyordu etrafa hep çatmış kaşları ile bakıyordu. Onu artık böyle görmeye galiba alışmam lazımdı.

    ***
    ( 4 ay sonra )

    Yurda iyice alışmıştık yeni kurallara , yeni öğretmenlere , yeni arkadaşlara. Tek özlem duyduğum şey vardı o da annemin ve babamın sesleri bir kerecik duysaydım bu hayattan başka hiç bir şey istemiyordum ama olmamıştı. Abimle bir gün yine yurdun avlusunda dolanırken müdüre hanım herkese haber yollamıştı. Tüm çocuklar bahçede toplanması gerekiyordu. Toplandık herkes boy sırasına geçecekti ve abim beni bırakmadı yanımda dur boy sırası falan fark etmez dedi. Yeni yaşlı bir adam gelmişti ve çocuklardan birini evlatlık edinecekti. Boy sırası tamdı fakat bir ben bozuyordum. Kadın bana doğru yöneldi yanağımı sıktı ve :

    Adın ne senin ?
    Osman efendim
    Osman benimle gel desem gelir misin ?
    Hayır efendim abim var ben ondan ayrılmam o olmazsa bende olmam.
    Peki Osman

    Adam uzaklaşmıştı fakat bakışları benim içimi korkutuyordu. 1 saat geçti müdüre anne beni odasına çağırdı. Hazırlan Osman seni deminki yaşlı amcaya evlatlık olarak verdik. Bundan sonra senin ailen o olacak dedi. Gözyaşlarıma hakim olamamıştım hemen abimin yanına gittim ve ona durumu anlattım ikimiz ağlıyorduk. Sonra adam geldi. Yurdun gardiyanı abimi kucakladı diğer beni evlatlık almak isteyen amcada beni kucakladı. Abim arkamdan bağırıyordu:

    Beni bırakma Osman ! Gitme ne olursunuz yalvarırım ayırmayın bizi.

    Abimin tek hatırlayacağım belki de o son ağlayışıydı. Belki de onu bir daha hiç göremeyecektim. Yeni ailemin yanına gittim. Ahmet amca 47 yaşında bir adamdı bana doğru yöneldi ve :

    Osman ben seni düşündüm evladım belki şu an bana kızıyorsun fakat ilerde bana çok hak vereceksin senin eğitimin ve geleceğin için bu şarttı abinle orda kalırsan sokak çocuğu olacaktın sen çok güzel bir çocuksun buna göz yumamam . Dul yalnız bir adamım senin babanım seni kendi oğlumdan çok seveceğim buna emin olabilirsin .

    Günler geçtikçe Ahmet amca bana çok sıcak davranıyordu. Benim mutlu olmam için elinden geleni yapıyordu. O çok iyi birisiydi fakat ben geçmişimi öyle unutmam kolay olmayacaktı. Ama o benim her zaman yanımdaydı bunu hissediyordum.

    ***
    (13 yıl sonra )

    Sırayı bozmayın çocuklar.
    20 yaşına gelmiştim ve şuan bir mülakat için sıraya girmiş bekliyordum. Günlerim Ahmet amca ile çok güzel geçmişti. O benim gerçek babam gibi bir şey olmuştu. Öğrencilik hayatım hep sessiz sakin olmuştu. Gerçek annemin ve babamın mezarına arada bir uğruyor dua ediyordum onlar için. Abimden ise bir daha hiç haber alamamıştım. Birazdan askeri bir mülakata girecektim. Eğer bundan da geçersem ast subaylık okuluna başlayacaktım. Ve 2 yıl sonra bir asker olacaktım. Sıra bana geldiğinde içimden duamı okudum ve kapıyı tıklatarak içeri girdim. İçerde 4 tane erkek asker bir tane ise bayan asker oturuyordu. Soluk aldım ve ortadaki askerin solundaki bana doğru seslendi :
    Gel delikanlı kendini tanıt bize
    Adım Osman Bayraktar Komutanım. Yaşım 20 Göksun Anadolu öğretmen lisesi mezunuyum.
    Osman baban ne iş yapıyor ?
    Benim babam ve annem Göksun’da bir köye teröristler tarafından yapılan baskın sonucu hayatlarını kaybettiler. Babam öğretmendi. Beni birisi evlatlık aldı 13 senedir onun yanındayım efendim.
    Hımm … Peki Osman bu görevi hakkıyla yapabileceğine inanıyor musun ?
    Komutanım ben çok acı çektim çok şey yaşadım annemi ve babamı karşımda öldürdüler beni bu vatan büyüttü ona borçlandım şimdi de ona borcumu ödeme zamanım.

    Konuşmam bayan askerin dikkatini çekse gerek kadın bana gözlerini dikmiş dikkatlice bakıyordu. Bana rutin sorular sordular yanıtladım.

    -Peki Osman çıkabilirsin sonuçlar açıklanınca cama yazılacak.
    -teşekkürler komutanım iyi günler.

    Dışarı çıktım ve heyecanlı bekleyiş başlamıştı. 60 dakika sonra sonuçlar açıklanacaktı. Çünkü ben son sıradaki kişiydim hemen söyleyecektiler. Dışarıda biraz arkadaşlarımlar konuştum , gezdim , tozdum. 1 saat sonra camın üzerine yaşlı bir adam sonuçları asıyordu. Benim ismimin karşısında Geçti yazıyordu. Eve koşarak gittim Ahmet amcayla paylaştım sevincimi oda bana çok sevindiğini söylemiyişti. Her şey çok güzel yolunda gidiyordu. Ahmet amcam benim biraz işim var yarım saate gelirim diye evden çıktı. Bende ona bir sürpriz yapmak istedim. Yemek yaptım masayı süsledim ve onu bekliyordum. 2 saat sonra Ahmet amca eve girmişti. Elinde bir kutu vardı. Sana bir hediye aldım oğlum gel bak dedi. Çok merak etmiştim koşarak gittim baktım hemen. Bana Ahmet amcam zamanın en değerli olan swezanger saatten almıştı. Çok şıktı ışık vurunca adeta bir ay parçası gibi parlıyordu. Ona çok teşekkür etmiştim belki benim biyolojik babam değildi ama o da artık benim bir babam gibi olmuştu.


    ***
    (4 yıl sonra )


    Okulum bitmiş artık çakı gibi bir asker olmuştum. Okul yıllarım çok eğlenceli geçmişti. Ama bir o kadarda zordu okul yıllarım. Her şey bitmişti. Belki bir yarım eksikti ama kocaman bir delikanlı olmuştum. 24 yaşındaydım ve Şırnak’a atanmıştım görev için. Ben buranın hayatımı tekrar hatırlatacağı yer olacağını hiç tahmin edemezdim. Görev yerimde nöbetçiydim. Gecenin üçünde muhbirlerden haber gelmişti. Teröristler grup halinde yeni eylem için bir bölgeye gidiyorlardı. Hemen iki araba askerle yola çıktık. Araba ile biraz ilerken görme açımızı iyice kaybetmiştik çünkü yollar zifiri karanlıktı ve far yakamazdık yerimiz belli olacaktı. Arabadan indik yaya olarak yola devam ediyorduk . Göz gözü görmüyordu. En önde bir asker yol göstererek gidiyor ve kısık sesle sayılara sayıyordu. Bizde o sese doğru ilerliyorduk. Birr … iki … üçç …. Bir anda askerim susmuştu ne oldu diye sordum. Komutanım görüş açımıza girdiler dedi. Herkes siper aldı konumlarını belli ettiler hepsi bende emir bekliyordular. Çaprazlamaya almıştık kurtulma ihtimalleri yoktu. Ve emri verdim. Bir anda mermiler havada uçuşmaya başladı. Kimse başını kaldırmaya öyle cesaret edemiyordu. 3 saat süren operasyonun sonunda 19 tane teröristi ölü olarak ele geçirdik. Sonra grubu topladık ve karakola geri döndük. Odama çekildim silah sesleri kulaklarımı tıkamıştı koltuğuma oturdum ve dinlendim biraz.
    Ertesi gün çatışmada ölenlerin kimlikleri önüme gelmişti. En dikkatimi çeken ise Behram Bayraktar olmuştu. Abimin ismini orda görünce adeta şoka girmiştim. Acaba bir tesadüf olabilir miydi yoksa bu abim miydi ? Biran korktum hemen askerin birine seslendim ve bu adamı bana araştırın her şeyini söyleyin demiştim. Akşamın karanlığı bastırırken er elinde bir tane dosya ile geldi. Okumasını söyledim ona. Behram Bayraktar komutanım babası öğretmenmiş köyü teröristler bastığında yetimhaneye verilmiş. Ordan ayrılınca da dağa çıkmış dedi. Tamam çık asker diye ona komut verdim. Dosyayı açtığım da adresi ne türlü bilgisi varsa hepsi yazıyordu. Beynimden vurulmuşa dönmüştüm yıllar sonra abimi bulmuştum ama ölü olarak. Gözlerim dolmuştu keşke onu bir kere görebilseydim. Sonra kaldığı eve gitmeye karar verdim. Şırnak’ın Kaletepe köyüne gittim. Ev harabeydi kapıyı kırdım ve içeri girdim. Evin altını üstüne getirmiştim. Bir dolabın içinde küçük bir kutu vardı kutuyu açtığımda bir tane resim babamdan kalan birkaç eşya vardı. Ve bir tane de mektup vardı. Mektubun girişi Canım kardeşim Osman diye başlıyordu. Bana gelmişti kalbim yerinden çıkacak gibiydi.

    “ Canım kardeşim Osman ,

    Sen yurttan gittikten sonra hayata küsmüş gibiydim. Kimse ile doğru düzgün konuşmadım. Hep seni merak ettim. Gücüm yetmediği için bir türlü sana ulaşamadım. Kardeşim sen gittikten sonra yetiştirme yurdunun gerçek yüzünü öğrendim. Yetiştirme yurdu bile örgüte eylemci desteğinde bulunuyormuş 18 yaşımı doldurunca dışarıda kalacağımı biliyordum yurdun müdürü beni binbir türlü sebeple kandırdı. Dağa çıktım aileme ve sana yapılanları unutmuş gibi onların arasına katıldım kardeşim. Ben seni hiç unutmamıştım Osman hani o gidişin vardı ya arkandan bir ben götürmüştün kardeşim. Seni çok seviyorum. Sen bana ailemden kalan tek şeydin. Seni o kadar özlemiştim ki anlatamazdım. Bir gün kavuşuruz düşüncesiyle yıllarca bekledim seni canım kardeşim. Şimdi sen bu mektubu okuduğunda belki ben hayatta olmayacağım ama kardeşim sana bir mirasımı bırakıyorum. Yani kızım Zeliha’yı . Osman daha önce örgütten biri ile birbirimizi sevmiştik onunla evlenecektik. Sevdiğim kadın hamile kalmıştı bir tane kızımız olmuştu. Yaptığımız bu hatadan dolayı örgüt sevdiğim kadına ölüm cezası vermişti. Kızımızı da yetiştirme yurduna verdiler. Canım kardeşim sen benim bu hayattaki her şeyimsin Zeliha senin kızındır o sana emanet 6 senedir görmedim onu. Yeni babası sensin onun senden başka kimsesi yok lütfen ona sahip çık.


    Seni çok seven ve özleyen abin Behram..”


    Hemen yetiştirme yurduna doğru yol almıştım . Zeliha’yı sordum müdüre, amcası olduğuma dair tüm belgeleri gösterdim. Hepsi benim lehime ilerliyordu. Yetimhane çocuğun velayetini bana vermeyi kabul etmişti. Onu gördüğümde o kadar sevinmiştim ki anlatamazdım. Ağzı burnu abime o kadar benziyorduki. Ona kendimi tanıttım amcası olduğumu her şeyi anlattım. Yurttan çıkarttım birlikte gezdik saatlerce beni çok sevmişti kendimi ona sevdirmeyi başarmıştım. Sonra kaçmaya başladı hadi beni yakala dedi. Onun peşinden koştum koştum koştum ……



    (SON)




      Forum Saati Cuma Mayıs 26, 2017 11:15 am