Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    Kabullenemeyiş

    Paylaş

    1001030081

    Mesaj Sayısı : 1
    Kayıt tarihi : 24/12/10

    Kabullenemeyiş

    Mesaj  1001030081 Bir Paz Ara. 26, 2010 9:36 am

    Sessizce ama heyecanla uzandı yatağına yine.Zaten uzun bir süredir ilk defa zıt duyguları aynı anda yaşıyordu o elleri kadar küçücük yüreği.Sakin ama ansızın kendini gösterecek bir hırçınlık,mutlu ama her an ağırlığını yüreğinde hissettiği kocaman bir kırgınlık,heyecanlı ama birkaç saniye sonra dizlerinin üzerine düşecekmiş kadar yorgun...

    Işıl ışıl parlayan gözlerini görebiliyor o buğulu camda bile.Fakat ışığını söndürmek için ölüme hazırlanırcasına kapanıyor yavaş yavaş,o uzun kirpiklerinin narin bir şekilde dizildiği,incecik bir sürme çekilmiş gibi görünen göz kapakları.Ellerini uzatsa o tutup kaldıracak gibi tutku dolu içi,yalnız kalbi ellerinin hissedeceği sıcaklığın,sıcaklığın sebep olacağı heyecanın hızını kaldıramayacak kadar bitkin.Hiçbir zaman dilimini düşünmeden hatta zaman diliminin dışında günleri,haftaları hatta ve hatta ayları bile düşünmeden sürekli konuşabilecek,ona ya onu ya da kendini anlatabilecek kadar güçlü hissederken,bembeyaz dişlerinin arasından çok nadir görünen pespembe dilinde bir türlü dönmüyordu kelimeleri.O basit ama manalı kelimeleri geri gönderiyor,hepsinin boğazında dizi dizi düğümlenmesine oralı bile olmuyordu.

    Her zaman korktuğu gecenin kasvetli sessizliğinde artık onun sesini duyabiliyordu.Belki onun için çok az konuşuyordu.Ama bu durum rahatsız etmek yerine,eksik bir şeyler olduğunun göstergesi olmak yerine onu daha bir savuruyordu ikisinin de buluştuğu,buluşacağı o yerlere.

    O yerlerde şimdilik tek başına gezinirken odasının kapısının çalınmasıyla irkildi.Az önce istemsiz kapanan o güzelim göz kapakları birden açılıverdi.Kendine gelebilmek,herkesin yaşadığı bu aleme dönebilmek için tekrar tekrar her açıp kapatışında uzun kirpiklerini hissediyordu.Kapıyı çalan ev arkadaşı Gizem’di.Oflayarak:

    -Efendim Gizem .

    -Kızım,hadi ya açlıktan öldüm,diyerek kapıyı açtı.

    -Lale,bu odaya ne zaman girdiğinin farkında mısın?”Üzerimi değiştirip geliyorum.Sen sofrayı hazırla.” Demiştin en son bir saat önce.Ama şu haline bak hala değiştirmemişsin üzerini.Üstelik uzanmışsın.Ne oldu?Neyin var senin bu son zamanlar? Diyerek alnına dökülmüş perçemlerini eliyle geriye doğru yatırıyordu.

    Aslında konuşmayı istiyordu.Sanki uzun süre hiç konuşmamış kadar dolu hissediyordu kendini.Bir iç çekti ve kalktı yatağından ve Gizem’in yanaklarını sıkıp;

    -Şimdilik yok bir şeyim tatlım.Merak etme yorgunum sadece,diyerek göz kırptı ve üzerini değiştirmeye başladı.

    -Peki o zaman canım.Ben yemekleri koyuyorum sen de elini yüzünü yıkayıp gelirsin,dedi ve kapıyı kapattı.

    Lale,üzerini değiştirirken hala kendine gelemediğinin farkındaydı ve karşısında durduğu boy aynasında dudakları gözüne takıldı.Kıpkırmızıydı.Dilinle yokladığında dudağının sıcaklığını hissediyor ama dudakları dilini umursamıyordu bile.Onlar da geçen zamandan kalmışlardı anlaşılan ya da yanağına kondurduğu öpücükle onunla göndermişti.Belki de yabancı bir tat bulaştığı için hissedemiyordu.Anlayamıyordu bunun sebebini...

    Peki,anlasa büyüsü bozulur muydu?Anlasa o yüreğinin öldürmeyen sancısı diner miydi?Ya da bir nefeslik canı kalmışçasına bitkin bedeni can bulur muydu?Sebebini bilse,öğrenmeye çalışsa peki öğrense...Her şeyini kaybeder miydi?Onu ve onunla gelen iyi kötü,güzel çirkin,hayal ya da gerçek olan her şeyi hatta kendisini bile?Bu soruların hepsi sanki boy aynasında sıralanmış,gözünün önünde duruyordu.Birden onu arkasında hissetti.Her zaman ki gibi kendisini izlediğini düşündü ve bir anda o görmesin diye soruların hepsini sildi.Ama arkasını döndüğünde sorularla birlikte o da yok olmuştu.Öfkelendi.”Neden,neden,neden burada değil?” diyerek ayaklarını tüm gücüyle yere vurarak haykırdı.Sesini duyan arkadaşı:
    -Ne oluyor canım?Bana bir şey mi diyorsun?

    -Yok bir şey! Diye karşılık verdi ve lavaboya geçti.Elini yüzünü yıkadı ama aynaya bile bakmadan çıktı.Zaten baksa da ondan başkası yoktu artık.

    Her zaman ki gibi müziği açtı öyle geçti mutfağa.Müzik onun başka bir dünyasıydı.Kimse ile paylaşmadığı diğer bir hassas noktasıydı.Çünkü paylaştığı zaman ya bu konuda anlayışlı kişilerin olduğunu düşünmeyecekti ve eleştirilecekti ya da “Evet,çok güzel ya müzik...” gibi basit cümlelerle karşı karşıya kalacaktı.İşte bu her iki durum da onun o an canını sıkmaya yetecekti.(Her şeyi kafaya takan bir beyne,bünyeye sahip biri için,gününü mahfetmesi için yeterli bir sebep.)

    Mutfağa geçmişti ama canı hiçbir şey istemiyordu.İstememesi bir yana mutfağa girer girmez yemek kokusu midesinin bulanmasına bile sebep olmuştu.Fakat yine,bugün de arkadaşı için oturdu o masaya.Masaya şöyle bir göz gezdirdi.Her yemeği sevmediği için arkadaşı ona kızartma ve kocaman bir kase salata yapmış ve tabaklara koymuş.Kendi tabağında daha çoktu arkadaşınınkine göre.Bunun sebebi çok yiyen biri olması değildi tabi ki yalnız salata ve kızartma olunca kendine dur diyemeyen bir mideye sahipti.Eee,dört yıllık arkadaşı ister istemez biliyordu açık bıraktığı kapıdan birçok özelliğini;huyunu suyunu görmüştü.

    Sesini bile çıkarmadan sandalyesini çekti,oturdu ve bir dilim patatesi ağzına attıktan sonra çatalın ucu ile tabaktakileri karıştırıyor,her patates diliminin yerlerini değiştiriyor,ince doğranmış marulların büyüklüğünü merak edercesine kaldırıp kaldırıp uzatıp bırakıyordu.Ekmeğe,o patateslerin üzerini beyaz bir örtü ile örtmek istercesine sıktığı mayoneze uzanmayı bırak almak için yeltenmeyi bırak bakmadı bile acaba masanın neresinde diye.Arkadaşı hiç alışık olmadığı bu durum karşısında şaşkınlık içinde yemeğini bırakmış,onu seyrediyordu.Ama o bunun farkında bile değildi.Evin içinde cırcır böceği gibi sürekli gerekli gereksiz konuşma çabası içinde olan,evde konuşulacak bir şey olmasa bile dışarıdan evdeki sakinliği görmesinler diye ses olsun diye konuşan o kız yoktu artık.Tek kelime ya,tek kelime etmeye bile cesaret edemiyor gibi aciz,bitkin duruyor;kaşının,gözünün bu duyguları ifade etmek için çabalamasını bile görebiliyordu.Anlamsız,mantığının çözemeyeceği,o akıllı kızı alt eden bir kargaşanın içinde giderek boğulduğunu görebiliyordu.Çıkmazlarda,evet o anlamsız çıkmazlarda günlerdir dolaştığını görebiliyordu.Ama sebep neydi onu oraya sürükleyen.Çünkü onun oralara isteyerek gittiğini de görebiliyordu.

    Onu seyrederken tıpkı onun gibi tabağını karmakarışık yapmıştı ve “ne,neden,kim sebep oluyor bu duruma?”derken içten içe kırılıyordu da.Bu zamana kadar her şeyini paylaştığı arkadaşına neden ucundan, ortasından,sonundan ya da üstü kapalı dahi olsa bir şeyler söylemiyordu.Bunları düşünürken karıştırdığı tabağında artık patates ve salata bir bütün olmuştu.Ama hala farkında değildi ve birden elinin ucuyla tuttuğu çatalı,bir patatesin gücüne yenik düştü ve o narin parmaklarını arasından çıkıp masaya oradan yere düştü.işte o an,o kasvetli büyünün bozulduğu an oldu.İkisi de birden kendine geldi ve birbirine bakmaya başladılar.Arkadaşı çatalını tabağının kenarına yavaşça koydu söyleyeceklerini beyninde ve dilinde toplamaya çalışırken,nasıl başlayayım söze diye düşünürken ve;

    -Canım arkadaşım,arkadaşlıktan da ötem,neyin var?Neden böylesin?Anlatmak zorunda değilsin bu sorularımın karşılığında.Zaten sorularımı anlat diye sormuyorum.Sadece biraz olsun günlerdir bağlı olan dilini çözebilmek adına soruyorum.Sana öyle ya da böyle yardım etmeme izin ver,lütfen.Düşünmek hiçbir zaman çözüm değildir.Düşüncenin sonuna eylem eklemeliyiz ki yükümüz hafiflesin.Fazla da konuşmak istemiyorum.Biliyorsun böyle durumlarda nasıl davranılması gerektiğini hala çözemediğim için sıkıcı cümleleri art arda sıralıyorum.O yüzden sen böl bu konuşmamı; o tatlı sesinle,o senin gibi narin,güzel kelimelerinle sen bitir bu konuşmamı.Hadi...derken Lale çatalını bıraktı ve ona dönerek:

    -Biraz sarılabilir miyim,dedi.

    Gizem bir anne edasıyla:
    -Oy,oy,oy gel benim minik kuşum,gel,biri uçmanı mı kıskandı?Uçmana engel mi olmak istedi?Yoksa,yoksa o güzel bembeyaz kanatlarının büyüsüne kapılıp beni de mi al dedi...

    Hem yüreğini okşamaya çalışıyordu belki konuşmasına bir faydası olur diye hem de elleri ile rahatlaması,kendini hissetmesi için sırtını,saçlarını okşuyordu.Fakat Lale’nin,nefesini kısa kısa hızlı bir şekilde alıp verdiğini,içine bile çekmekte zorlandığını farkedince korktu.Kollarından tutup geriye doğru itti yüzünü görebilmek için.O masum yüzü akmış rimellerle kirlenmiş,gözyaşları hem kalbini hem o tatlı yüzünü temizlemek istercesine akıyordu dur durak bilmeden.Hemen kalkıp su getirdi ve içeri götürdü onu.Pencerenin birini açtı.Çaresizce gözlerine bakıyordu ne yapacağını bilemeden.O ise uzanmak yerine;

    -iyiyim ben,iyiyim,sarıl bana hadi.ihtiyacım olan tek şey bu şu an.

    -Peki tatlım,tamam,tamam sustum ve hiçbir şey yapmıcam,üzerine de gelmicem.İstediğin zaman istediğini yapalım canım benim.

    Dedi ve öyle sıkı sarıldı ki ona tüm kalp atımını,o hızlı nefes almalarını içinde hissediyordu.Bunlara sebep olan durumu bilmese de onun o sancısını hissedebiliyordu artık.Çünkü arkadaşı böyle kolay kolay olmazdı.Onu buna benzer bir şekilde bir defa görmüştü.Annesini ve babasını,ikisini de aynı zamanda kaybettiği haberini aldığı o gün.

    O gün…O günü hemen hemen her sıkıntılı hallerinde ama telefonla ama bizzat yanına gelerek her daim destekleyen ailesini düşündükçe hatırlıyordu.Hemen peşinden de onları her zaman kendisine bağışlaması ve Lale’ye sabır vermesi için dua ediyordu.O günü kendi yaşamış gibi hissetmesinin ve her aklına gelişinde o günün içinde kendini bulmasının sebebi, o dönemde hiçbir zaman kavramını düşünmeden Lale için duran zamana,duran dünyaya karşılık ileryen o saatlarde yanında olmasıydı.Hastanede başından bir an bile ayrılmayı düşünmedi üç boyunca.Bunları düşünürken tamamen o güne dönmüştü.Günlüğündeki o satırlar geldi gözünün önüne.Ailesine bir mektup bırakırmışçasına yazdığı o satırlar.Arkadaşını ama ilaçlarla ama konuşarak uyuttuktan sonra yazdığı o satırlar.Lugatında yer alan kelimelerin sayısı belki çok değil hatta ona göre çok basit kelimelerle her gününü sonlandırıyordu ama yine de o kelimeler o günün tüm acısını yüklenmiş,kimisi altında ezilmesine rağmen her şeyi anlatıyordu.


    07.11.2005


    Ağlama artık arkadaşım,ağlama yalvarırırm.Gözlerini tekrar açtığında yine göremeyeceksin onları ama ne olur ağlama.”Ben varım,bak!” denir mi bu durumda?Ne kadar saçma değil mi?Hadi söz ver bana uykunun içinde.Bana ağlamıcam de ve bana öğret ne yapabilirim.Her zaman ki gibi beni eleştir.Biliyorum ki ben seni;sen sadece sevdiklerini eleştirirsin daha iyi bir şekilde,daha iyi yerlerde görmek için sen hep arka planda kalacak olsan bile...
    İyi uykular...



    08.11.2005


    Bugün daha iyi gördüm seni biliyor musun?Çok kısa bir zaman değil mi?24 saat.”Nasıl düzelebilirim?Ne diyorsun sen ya?Ne yaşadığımın,nasıl bir dünyanın içinde olduğumun farkında mısın?Dalga mı geçiyorsun?” dediğini duyar gibiyim.Haklısın canım...
    Sanırım düşüncelerimin de bedenimin de yanına kıvrılma zamanı geldi.
    İyi uykular tatlım...


    09.11.2005


    Her sabah gözlerini açarken aptalca günaydın(Yaşadıklarına karşın günün nasıl aydın olabilir ki gözlerini açmamak için can çekişirken?Boşuna aptalca demiyorum yani.) şeklinde karşılamama hiç tepki göstermezken bu sabah gözlerime baktın “Sağol tatlım.Ama ne olur artık beni konuşturma” dercesine.Yarın taburcu oluyorsun.Sevinmeli miyim tedirgin mi olmalı mıyım bilemiyorum.Sanırım bu iki duygunun içimdeki kavgasından olsa gerek hiç uykum yok.

    Anne...

    Baba...

    Arkadaşımı bir görmeniz lazım.Bitti,tükendi tüm gücü.Bana verdiğiniz o canlılığı ona da verebilir misiniz?Dayanamıyorum.Sizi çok özledim.İnanın o kadar karışık duygular içinde gelgitler yaşıyorum ki ne beynimin esiri olan kalemim durmak istiyor ne de ben yatıp uyumak istiyorum.Sizin kollarınızda da olmak istiyorum arkadaşımın yanında da.

    Onun beynindekilerin yıkıcılığı ne zaman son bulacak?Bu küçücük önümde cansızmış gibi uzanmış bedeni ne zaman can bulacak?Tekrar ne zaman konuşacak?Gözlerinin içi ne zaman parlayacak?Söyle anne,söyle baba...Yardım edin ona bana ettiğiniz gibi,onun da tutun ellerinden kaldırın onu buradan.ne olur...Göz göre göre istemeden girdiği bu dünyada mı bırakacağız onu?

    Lale’mmm...

    Yatayım mı yanına?İzin var mı?Yoksa yarın için eşyalarımızı mı toplayıp da mı uzanmalıyım bir kedi misali sessizce.

    Her şey bitecek tatlım merak etme.Her ne kadar sana bu durumda nasıl yardım edebileceğimi bilemesem de bedenen de olsa yanındayım olacağım da her daim.

    Seni seviyorum.
    İyi uykular...



    Geçmişteki bulunduğu yerden Lale’nin hıçkırıkları onu oradan çıkarmaya yetti.Artık içine atmamaya karar vermişçesine dökülen göz yaşlarına dilinde farkına varmadan anlamsız şekilde yuvarlayarak,kimini sesli kimini sessiz salık verdiği kelimeleri eşlik ediyordu.Gizem ise yine de hiçbir şey söylemiyordu,sormuyordu.O anlatır diyordu.Sıkmak istemiyordu.Ama merak da ediyordu.Merakını da gizlemeye çalıştıkça sorular art arda sıralanıyordu beyninde.İstemsizce dökülmeye başladı:

    -Tatlım,anlat biraz,lütfen.Neyin var hadi ama...şeklinde soluksuz devam ederken Lale araya girdi ve:

    -Söz veriyorum anlatıcam.Ama bana biraz zaman ver yatayım,uyuyayım olur mu?

    -Peki,nasıl istersen.Ben sana hiç hayır diyebilir miyim?Yeter ki sen iyi ol ben başka bir şey istemem.Ama canım,bak sen çok güçlü bir kızsın,kendini yıpratma bu kadar.Mutluluğunla ya da acınla ayakta durup ilerlemeye devam et.Tek isteğim bu.Anlaştık mı?Ben de senin için elimden gelen her şeyi yaparım inan bana.

    -Biliyorum,ama kendimi toplayabilmem için biraz daha zamana ihtiyacım var,diyerek kalktı önünden ve odaya doğru ilerlemeye başladı.Gizem ise hareketsiz öylece kaldı.

    Odasına ilerlerken bedeni sanki hiçbir uzvunu taşıyamıyormuş ya da her bir parçası diğerlerinden daha ağırmışçasına kendi tarafına çekiyor gibi sağa sola,öne arkaya yalpalayarak hareket ediyordu.Odasının kapısını açtı ve yatağına geçerken boy aynasında iki kişi görür gibi oldu.Biri o diğeri kendisi idi.Ama durmadı.Yattı.Bir eliyle diğer elini tuttu onun her zaman elini tutmasına alıştığı ve güç aldığı için.Onun ellerini sıcaklığı uykunun kollarına yavaşça bırakıyordu her daim.Her ne kadar onun elleri olmasa da hayali bile yetiyordu şimdilik.Zaten son günler onu yalnız hayallerinde karşılayabiliyordu.Hayallerinde öpüyor,kokluyor,konuşuyor,sarılıyor...

    Sol tarafına yattı.Fakat gözleri onun varlığı ile görmeye başladığı gecenin sessiz güzelliğinde bir rahatsızlık duymuştu bu defa.Çünkü bu defa kara bulutlar geçmiş ayın önüne ayın arkasından kaçışına engel oluyorlardı.O cam gibi parlayan yıldızların ise kirli bir örtü misali üstünü örtmüştü,hiçbirini göremiyordu.Kızdı ve hemen sağ tarafına döndü.Yine bir eliyle diğer elinin parmaklarını tuttu onun parmaklarını tuttuğu gibi.Sanki arkasında yatıyormuş ona sarılıyormuş gibi hayal kurarken, bunu hissederken özlediği uykuya dalmıştı sonunda.Artık tek bulunmak istediği o uyku bahçesine girebilmişti.

    Gözlerini birden ama yavaşça açtı.Rüya ve hayalleri arasında gezinirken aralanmış perdenin arasından yüzüne vuran güneşin rahatsız etmesi okulu aklına getirmişti.Açtı gözlerini iyice ve kolundaki saate baktı.Saat 10:00 ‘du.İlk dersi kaçırmıştı.Ama yine de kalkmalıydı.Zaten böyle ağır ağır hareket ve düşüncelerle sonraki derse anca yetişirdi.Kafası boş bir sepet gibi ne yapacağını,nerden ne ile başlaması gerektiğini bilemezken,çok ağır gibi de sağa sola sallanıyordu yürürken.Üzerini çıkardı ve duş almak için banyoya geçti.En sevdiği şeyi,suyu,her sabah eğlenmek için,canlılığına canlılık katmak için kullanırken,onunla oynarken bugün ve birkaç gündür sadece kendine gelebilmek için ,temizlik amaçlı kullanıyordu.Bu defa şarkılar söylemek yerine başını öne eğmiş suyun yalnız dinlendirici etkisini görebilmek için boynundan aşağı ılık ılık akmasını sağlıyordu.Şampuanı eline aldı.Artık sonlandırmak istiyordu.Çünkü orda da sıkılmış,hemen çıkmak başka şeylerle meşgul olmak istiyordu.Belki o zaman...Belki...O zaman...diye diye çıktı ve dolabını açtı,ne giyeceklerine baktı.Kıyafetleri hep koyu renkliydi.Aslında normalde çok canlı bir kız olmasına karşın kıyafetleri onun kadar canlılığı ifade etmiyordu.En canlı renkleri beyaz ve bordo,onlar da birer parça.Geri kalanları siyah,gri,lacivert ve kahverengi.Bunları kendisine daha çok yakıştırıyordu.Zaten onun düşünce yapısına göre her renk,her kıyafet nasıl bir vücut ölçüsüne,nasıl bir ten rengine sahip olursan ol giyilmez.Önemli olan yakışanı,seni göstereni giymeli.Ama bu defa psikolojisini ifade eden bir şeyler giymeliyim diye geçirdi aklından saçma olduğunu bile bile.Siyah bir pantolon ve siyah bir kazak aldı dolabından.Kitaplarını alırken başucundaki komidinin üzerinden pencereyi açıp baktı hava nasıl diye.Duruma göre hırka alacaktı yanına.Açar açmaz derin bir şekilde havayı içine çekti rahatlamak adına.Ama nafile...Bakındı şöyle bir,hava gayet iyiydi.Hırka almaktan vazgeçti.Lacivert küçük çantasını aldı.İçine cüzdanını falan koymaya başladı.Bu çantasını çok seviyordu.Uzunluğu boyuna uygun boyutu da tam istediği gibiydi.Eşyaları ile doldurdu içini ve boynundan geçirdi,çapraz bir şekilde astı ve kitaplarını aldı.Aynanın önüne geçti saçlarına baktı.Bu def hiç ellemedi onları.Kabarık ve dalgalıydı.Baktı...Baktı...Derin bir iç çekti ve odasından çıktı.Kapıya doğru ilerlerken arkadaşı evde mi diye “Gizeeemmmm!...” diye bağırmaya başladı.Ses yoktu.Gizem derse gitmişti ama o an onun ders programını hatırlayamamıştı.Başlarda ikisi aynı sınıftaydı.Fakat şu an Gizem üst sınıftaydı.Aslında hem onun hem kendi ders programını da biliyordu.Ama bir an hatırlayamadı.Ayakkabılarını giydi ve bağcıklarını bağlarken kapının kilidinin zorlandığını fark etti.Kapıları biraz zor açılıyordu.Gelen Gizem’di.Açtı kapıyı,o da ayağa kalktı ve:

    -Günaydın canım,uyanmışın.Sabah kaldıracaktım ama dinlen istedim.Ondan ses çıkarmadım.İstersen gitme,dinlen bugün olmaz mı?Benim dersim 08:00’daydı,bitti.Kahvaltı yaparız birlikte,dedi.

    -Yok,yok teşekkürler canım.Hem biraz hava almış olurum kendime gelirim belki.Zaten bir saat giricem sonraki ders saat 14:00’da.Sen de o ara gelirsin okula,otururuz birlikte olur mu?Hadi görüşürüz,diyerek çıktı.Arkadaşının cevabını dinlemeden kapıyı çekip gitti.

    Zamanında ikişer ikişer inip çıktığı merdivenleri bu sefer birer birer ağır ağır iniyordu.Sanki basıp geçtiği her merdivende ayak izleri kalıyordu.Fakat merdivenler de bir türlü bitmiyordu.Sabırla iniyordu.İnmek istiyordu;belki okulda,belki geri gelmiş,belki rüya,belki...belki...diyordu inmek istemiyordu da;geri dönüp kendisini yatağının içine yastığına tamamen gömmek istiyordu.Yapamayacağı ölüm gibi,onsuzluktan olan ölümün somut görüntülerini sergilemek için,bu hali ile cevap veremediği sorulara karşılık vermiş olmak için.

    Sonunda bitti,açtı apartmanın kapısını.Kapının açılışı ile güneşin ve havanın varlığını hissetti.Ama yine hiçbir şeye yaramadı.Burnundan derin derin içine çekip ağzından ağır ağır verdiği o hava bir nebze olsun hafifletemiyordu kalbindeki yükü geçici de olsa.Yürüdü durağa doğru.Her adımda daha da yoruluyor daha da ağırlaşıyordu.Üzerindeki her şeyin ağırlığını tek tek hissediyordu.Çantanın,kazağın,kitapların...Giydiği pantolonun darlığını hissettikçe nefesi kesiliyordu.Derin derin hızlı hızlı nefes alıyordu.Eve dönüp değiştirmeliyim diyordu.”Evet,evet değiştirmeliyim.” diyordu.Eve dönmek istiyordu işte.Bahane arıyordu korkusuyla yüzleşmemek için.Ya okulda yine yoksa ya yine boşsa onun sırası.Peki,ya gelmişse sorusu da aradan kendisini işin içinden çıkılmaz hale getirmek için durumu.Durup kendini dinlemeye başladı.Normal düşünemediğini anladı.Gerçekten artık dayanamıyordu.Bedeni,yüreği,beyni günden güne eriyordu.Bunu hissedebiliyordu yalnızca.Ne yapması gerektiğini düşünüyordu ama zaman geçirmek için her şeyi yapmasına rağmen olmuyordu.Herkesin kullandığı basit,duygu yoksunu cümleleri kullanmaktan hiç hoşlanmazdı ama evet,her şey oydu işte,her şey o.Canı gerçekten acıyordu.Kalbinin ağrısı koluna vurmuş,günlerdir üzerine yatıyordu.Bunları görmüyordu.Tek gördüğü onlu günler.Diğer çiçeklere göre daha narin,daha kırılgan ,daha saf,daha bir aşk ve kimse anlamadan yok olan lale gibi hissetti kendini.Bir gün onun gibi yok olacağı hiç gelmemişti aklına.Sonu gelmişti her halde.Onda da zamanı geçmişti ki son buldu her şey.Gerçekten onda zamanı geçmiş olabilir miydi?Soramadı hiçbir zaman aklına takılanları.Onu öyle yaşamak istedi.Kokusunu,gülüşünü,sinirli hallerini,bakışlarını,tavırlarını,konuşmalarını sorgusuz yaşamak istedi.Yaşını bile soramamıştı ilk zamanlar.Okuldan öğrenmişti kimlik bilgilerini.Heyecanın farklı bir tadını tatmıştı onunla.Sorularını ondan habersiz,tek cevaplamaya çalışıyordu her daim.Bazen sıkılıyordu da bu durumdan.

    Otobüs geldi.Binerken öncekiler gibi şoföre günaydın dercesine tebessüm etmedi bu defa.İçerdekilere göz gezdirdi ve yine her zaman ki gibi arkasında birilerinin olmasından hoşlanmadığı için en arkaya oturdu.Yasladı başını cama,açtı yine müzik çalarını.On dakikalık bu yol,bu defa hayli uzun geçeceğe benziyordu.Gidip gitmemek arasında kaldığı okulu düşünüyordu.Ne yapacağını,nasıl gireceğini o sınıfa,hocayı bu yorgun kalp atımını bile hissedemediği kalbi ile nasıl dinleyebilecekti.Yüreğinin tam ortası,tam ortası bomboş gibiydi sanki.Yapamıyordu işte,yapamıyordu,yapamayacaktı da.Onsuz olmayacaktı.Bitmez bu sızı diyordu kendi kendine.Bunları düşünürken dışarıya boş boş bakıyordu.Müziğin değişimi ile birden koptu oralardan ve şöyle bir baktı otobüstekilere.Herkes dimdik oturuyordu.Ayrı bir güven vardı onlarda,bir amaçları vardı.Kiminin bakışlarından kiminin konuşmalarından kiminin duruşundan çözebiliyordu her şeyi.Bir de kendine baktı.Geriye yaslanmış iyice,koltukla iç içe olmuş,omuzlar çökük...Önceden böyle miydi ki?Nereye gittiğini unuturdu aklı fikri o olduğu için.Evden koşarak çıkar,direkt otobüse biner,müzik çalarındaki heyecanına heyecan katan müzikleri art arda açar ve yol boyunca dinlerdi.Hoşuna giden,kendilerine yakışan,ikisini anlatan kelimeleri duyardı yalnızca.Bazı yerleri duymasa da kimisini duymak istemese de tüm şarkıların onlara yazıldığını düşünürdü.Güneşin,onların tekrar kavuşması için doğduğunu,geceleri nöbeti aya bırakmasının ise birbirlerine karşı besledikleri gerçek sevginin,özleminin nasıl olduğunu göstermek için olduğunu düşünürdü.Esen rüzgarın da onların her günün sonunda aralarına giren uzaklıklarında birbirlerinin nefeslerini hissedebilmek için olduğunu düşünürdü.Zaten ne zaman hasret kalsa onun sıcak nefesine,pencereyi açar,gözlerini kapatır,rüzgara karşı durur ve sanki onun kokusu gelirdi her akşam küçük bir öpücük kondurduğu burnuna.Yüzünün her bir bölümünde onun,yüreğini karıncalandıran nefesini hissederdi.

    Onu yanındayken bile özlerdi.Hele akşamları ayrıldıktan sonra eve gelip odasına geçip yatağının üzerine öylece oturduktan sonra bir süre o yalnızlığın,ertesi güne kadar olacak olan yalnızlığın şokunu atlatamazdı.Mutlu ama anlamsız bir ağırlık olurdu yüreğinde.Burnunun direği sızlar,gözleri yaşarmaya başlardı.Ya yarın bulamazsam onu.Yine benim hayallerimin gerçeklik kısmında onu bulamazsam,yine o büyüleyici kokuyu içime çekemezsem,yine onun yanındaki sınırsız,mucizevi güveni hissedemezsem,yine elleri boş kalırsa,yine,yine,yine...

    Her zaman ki gibi beyninin,yüreğinin içinde dolanırken otobüs gelmişti okula.Kendisinin dışında iki kişi daha vardı.Onu tanıyan biri seslendi,”Geldik,hadi.” Diye.Farkında olmadan ön koltuğa dayadığı başını kaldırıp baktı boş boş.Sonra toparlandı ve “Tamam,sağol.” Dedi.İndi otobüsten ve okula girdi.Güvenlik görevlisini bile görmedi dolayısıyla kimlik dahi göstermedi.Ama karşı taraftaki yani güvenlik görevlisi,gördüğü yüz ifadesinden sorun olduğunu anlayınca ses çıkarmadı.Bir de dört yıllık öğrenci az çok simadan da olsa tanıyabiliyordu.

    Dersliğin olduğu binaya girdi.Merdivenleri yine ağır ağır çıkıyordu önünde arkasında olanları hiç düşünmeden.Sonunda geldi sınıfın kapısına.Açmadan öylece durdu.Biri açsa şu kapıyı,o an bir cesaretle gireyim içeri diyordu kendi kendine.Bekledi bir süre açan olmayınca kendi yeltendi açmaya,kapının kolunu tutup yavaşça açtı.Sonunda girdi içeri,kapıyı çekti.Herkes kendi alemindeydi.Ne onun yokluğunu ne kendisinin yokluğunu umursayan vardı.

    Onun sırası boştu yine.Boştu,boştu,boştu...Gidemiyordu sıraya.Onunla hiç aynı sırada oturmamıştı.Hemen yan tarafındaki sırada otururdu hep.Derste yakın olmayı istemiyorlardı her daim.Daha mantıklı ve hoş bir karardı.Bu durumu hiç yadırgamamıştı.Böyle yaparak hem derse konsantre olabiliyorlardı hem de farkında olmadan daha bir özlüyorlardı birbirlerini.Ders arası zaten pek vermezdi hocalar.Blok yaparlardı.O yüzden bir ya da bir buçuk saat hiç konuşmadan ayrı yerlerde farklı,duygu dışı yerlerde olurlardı.İşte b yüzden hiç anlamadan özlerlerdi.Bu özlemin büyüklüğünü öğle arası ilk birbirlerine bakışlarında anlıyorlardı.Yorgun gözlere başka bir parlaklık geliyordu karşı karşıya durdukları an.Daha sonra ufak bir öpücükle dudaklarından kalplerine dokunup gönül yorgunluğunu da alırlardı.

    Yine geçmişte yaşarken kapı sesiyle kendine geldi bu defa.Hoca gelmişti.Hemen yerine geçti.Onun sırasına da çantasını bıraktı kmse oturmasın diye.

    Hoca anlatmaya başlamıştı bir şeyler ama algılayamıyordu.Duymak da istemiyordu.Aldı kalemi,defteri.Anlatılanları not almak yerine belki biraz rahatlarım diye bir şeyler,o an içinden geçenleri yazmak istedi.Başta karaladı kağıdı.Sonra “ÇÇÇOOOKKK ÖZLÜYORUUUUMMMMM...” Sonra;



    Yalansın sevgilim yalansın işte.
    Görmeyeyim diye perdelerini çektiler üzerime.
    Oysa,oysa sensiz ne görsün bu gözler,
    Senin sesin olmadan ne duysun bu kulaklar,
    Senin ellerin olmadan ne hissetsin bu küçücük diye
    sevdiğin eller,
    Senin kollarında olmadan ne yapsın bu beden,
    Kimse bilmiyor seni,bilmeyecek de...
    Orada yüreğimde kal,sessiz çığlıklarımın içinde
    Öylece...





    Dayanamadı.Sıkıldı orda oturmaktan iyice.Nefes alamıyordu yine.Her bir umutla yana dönüp onun sırasına baktıkça çantasından başka bir şey göremeyişi daha da fenalaşmasına sebep oluyordu.Hocaya baktı ve elini kaldırdı.Söz istedi.

    -Çıkabilir miyim hocam?Rahatsızım biraz.

    -Tabii ki,dedi ve derse devam etti.

    Toparlandı.Bu defa kimsenin devamında istemsiz sergileyeceği görüntülere seyirci kalmamaları için hızlıca çıktı.Koşarak indi merdivenleri her bir basamağa bir damla gözyaşını bırakarak.Koştu,koştu,koştu...Birlikte oturdukları o yere,unutamadığı o yere geldi.Yavaşça yaklaştı.O ağaç yine aynıydı.Ne ağacı olduğunu bilmiyordu.Zamanında çok dikkatini çekmiş,merak da etmişti.Öğrenmek istemedi.Tıpkı onun hakkında birçok şeyi bilmediği gibi.Bu ağaç da onunla,onlu günlerde,bilmedikleri arasında kalmalıydı.Bu büyüyü seviyordu.Tat veriyordu bazı cevapsız sorular.

    Oturdu.Bağıra bağıra ağlamaya başladı.Zaten kimsecikler yoktu.Olsa da fark etmezdi bu defa.Burada da haykırdı yine onsuz yapamayacağını.Ama hemen peşinden itiraflara başladı ve haykırışı sadece onsuz değil onlarsız yapamadığıydı.Artık olumsuzluk adına düşündüğü,kurguladığı her şey bedenini damarlarında dolaşan kan ile sarmıştı.Kendisini kaybettiğini hissedebiliyordu artık.Beynine yine o ağrılar girmişti,tüm birikmişliğin verdiği patlama ile kendini sıkarak ağlaması daha da zorluyordu bedenini.Gözlerinden dökülen yaşların hızına diğeri yetişemiyordu.Kendi kendine sesli konuşmaya başladı.
    “Anneee!
    Babaaa!
    Dayanamıyorum artık.Yapamıyorum ben...”
    Aslında içinde o kadar çok şey vardı ki cümlelere dökemiyordu bir türlü.Bir anda her şey geçiyordu aklından.Tek başına kalışı hayli eritmişti onu.Uzun bir süredir anlamsız senaryolar yazıp oynadığını çok nadir algılayabiliyordu.Çevresindekiler hatta Gizem bile anlamamıştı onun bu durumunu.Gördüğü ya da yaşamak istediği şeyleri yazıyordu annesini ve babası ile yaşadığı,yaşayacağı gerçekleri kaybettikten sonra.Her şeyi yapabiliyordu,yapabilirdi de.Tek bir şeyi yapamadığı için bu çıkmaz sokaklarda oyunlarını sergileyerek ömrünün kalan kısmını doldurmaya çalışıyordu.

    Dönüşü olmayan gidişleri kabullenemeyişi...

      Forum Saati Paz Mart 26, 2017 11:09 am