Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    BÜYÜMÜŞ DE KÜÇÜLMÜŞ - Sema YURTÇU

    Paylaş

    Admin
    Admin

    Mesaj Sayısı : 61
    Kayıt tarihi : 20/03/09

    BÜYÜMÜŞ DE KÜÇÜLMÜŞ - Sema YURTÇU

    Mesaj  Admin Bir Ptsi Ara. 27, 2010 6:45 pm

    Mevsimlerden kıştır. Aralık ayıydı açtı gözlerini dünyaya başladı o cılız sesiyle ağlamaya. Herkes mutlu bir o kadar da hüzünlüydü. Vildan koymuştu babası adını. Beyaz tenli, kara gözlü, karakaşlı bir kızdı. Büyüyünce minyon tipli olacağı şimdiden belliydi. Bir başkaydı Vildan diğer bebeklerden. Daha ilk günden açmıştı gözlerini, fıldır fıldır bakıyordu etrafına çevresindekileri tanımaya çalışıyordu şimdiden. Yaşıtlarına göre yürümeye ve konuşmaya erken başlamıştı. Onun konuştuklarını duyanlar hayret içinde kalıyordu. Öyle şeyler söylüyordu ki insan ona ne cevap vereceğini şaşırıyordu.
    Müstakil, bahçeli iki katlı bir evde oturuyorlardı. Kapıdan girişte kocaman bir avlu karşılıyordu insanı. Avlunun her iki yanından küçük bahçeler vardı. Bahçenin birinde yenidünya ve muşmula ağaçları, diğerinde ise limon ağaçları vardı. Avlu bu iki küçük bahçe arasında kalmıştı. Avludan biraz ilerledikten sonra eve çıkan merdivenler gözüküyordu. Evin üst katında oturuyorlardı. Bahçeye bakan kocaman bir terası vardı. İnsana birden köy hayatı tadı veriyordu.
    Zaman ilerlemişti Vildan üç yaşına basmıştı. Bir gün babası bahçeyle uğraşıyor Vildan da kapının önünde oyun oynuyordu. Evlerin yanına yeni bir ev yapılıyordu. Ustalar sıva yapmak için bir yandan çimento boşaltıp, bir yandan da kum eliyorlardı. Haliyle evin merdivenleri batmıştı. Vildan susamıştı su içmek için yukarı çıkacaktı ki birde ne görsün merdivenler batmıştı. Vildan birden elini ağzına götürüp:
    −Aman Allah’ım ne olmuş buraya! dedi. Ve babasına dönüp:
    −Baba, babacığım burayı sen mi böyle yaptın? Dedi.
    −Neyi kızım?
    Vildan etrafına baktı ve inşaatta çalışan adamı görünce durumu anlamıştı. Adama bakarak:
    −Şiiişşştttthh! Abı baksana burayı sen mi böyle yaptın? Dedi. Adam bir taraftan işini yapıyor bir taraftan da küçük kıza cevap veriyordu.
    −Evet, küçük hanım dedi. Vildan bir yetişkin edasıyla elini beline koyarak:
    −Sen bizim temizlediğimiz yeri nasıl batırırsın. Biz burayı temizlerken nasıl yoruluyoruz biliyor musun? Burayı batırırken hiç mi utanmadın? Dedi. Ve annesine dönerek
    −Annnneeeee aannnnneeee koş yetiş anne diye bağırmaya başladı.
    Annesi mutfakta yemek yapıyordu. Ne olduğunu anlamak için birden dışarı fırladı. Bir elinde bıçak, bir elinde patlıcan, ayağında tek terlik nasıl korktuğunu anlatıyordu. Anne durumu anlamak için Vildan’a ‘’ne oldu kızım’’ dedi.
    −Görmüyor musun anne bu adam bizim evimizi batırmış. Yazık değil mi bize burayı temizlerken çok yoruluyoruz.
    Adam küçük çocuktan hiç beklemediği bir tepki görünce ne diyeceğini bilemedi. Aslında küçük kızın bu tavır adamın hoşuna gitmişti. Vildan’a bakıp gülerek,
    −Bir daha olmaz küçük hanım dedi.
    Tam o sırada Vildan ayakkabısını çıkartıyordu. Doğruldu ve adama:
    −Yok, bide yap istersen dedi. Anne adama bakarak:
    −Kusura bakmayın bizim kız burayı temizlerken çok yoruluyor da ondan böyle konuşuyor dedi. Vildan’a dönerek geç kız içeri diye kızdı.
    −Ne bağırıyorsun sanki ben kirlettim. Adam batırmış bana kızıyor kadına bak ya diye söylenmeye başlamıştır.
    Vildan çok süslü bir kızdı. Her gün birkaç kez üzerini değiştiriyor, haliyle de ortalığı batırıyordu. Annesi evin o halini görünce çileden çıkıyordu:
    −Nesin kız sen böyle, nedir sendeki bu süs bu yaşta anlamadım ki diyerek kızıyordu.
    −İyi de anne pis mi geziyim?
    −Oynarken dikkat et o zaman
    Vildan dışarıya bir an önce çıkabilmek için acele ile giyiniyor bir yandan da annesine
    −İyi de elimde değil ki oynarken bir bakıyorum ki kirlenmiş oluyor dedi.
    Ve koşarak dışarı çıktı bir an önce oyuna başlamak için merdivenleri hızlı hızlı iniyordu. Anne düşecek diye çok korkmuştu. Her ne kadar acele etme dediyse de fayda etmedi. Vildan hızlı adımlarla arkadaşlarının yanına gitti ve oynamaya başladı arkadaşları ondan büyüklerdi, birçoğu okula gidiyordu. Okul zamanı oynayacak arkadaşı kalmadığı için çok sıkılıyordu. Bu gün hafta sonu olduğu içinde çok mutluydu. Artık geç olmuş, hava kararmaya başlamıştı çocuklar dağılmış Vildan eve girmişti. Elini yüzünü yıkadıktan sonra televizyonun karşısına geçip çizgi film izlemeye başladı. Babasının işten gelmesine az kalmıştı. Anne sofrayı hazırlamaya başlamıştı. Vildan o kadar acıkmıştı ki babasını bekleyemeyecekti. Annesi ona çorba koydu ve mutfağa gitti. Vildan çorbayı içerken üzerine dökmüştü. Annesi görmesin diye bir hışımla sofradan kalktı. Annesinin mutfakta salata yaptığını görünce hemen odasına gitti ve üzerini değiştirdi. Zil çaldı baba işten gelmişti. Vildan babasının geldiğini görünce ‘’hoş geldin babacım’’ diyerek boynuna sarıldı. Anne yorgunluktan Vildan’ın üzerini değiştirdiğini fark etmedi. Yemeklerini yediler anne sofrayı kaldırmaya başladı, baba da koltuğa geçip televizyon izlemeye başladı. Çok yorulmuş olmalıydı ki televizyonun karşısında uyuya kalmıştı. Vildan da bebekleriyle oynarken yerde uyuya kalmıştı. Anne önce Vildan’ı yatağına yatırdı sonrada babayı yatağına yatması için uyandırdı.
    Bu gün günlerden Cuma idi. O semtin Pazar günüydü pazarda Vildan’ın halasına yakındı. Hazırlanıp evden çıktılar. Anne Pazar arabasını eline alınca Vildan halasına gideceğini anlamıştı. Vildan halasını çok sevdiği için sevinmişti. Sokağın başına gelince koşmaya başladı, kapının önüne geldi ve kapıyı yumruklayarak:
    −Hala, halacığım ben geldim diye bağırmaya başladı. Hala Vildan’ı görünce çok sevinmişti.
    −Hoş geldin cimcime diye sarıldı.
    İçeriye geçtiler çocuklar okulda olduğu için evde halasından başka kimse yoktu. Halası uzun boylu iri yapılı bir bayandı. Halası iki çocuğa sahipti; biri on üç yaşında Melisa diğeri ise sekiz yaşında Ali idi. Pazarın kurulmasını beklediler. Hala Vildan’a;
    −Özledim ne zamandır niye gelmiyorsun dedi.
    − Anneme o kadar söyledim halamı çok özledim beni ona götür diye ama götürmedi. Anne ne olursun dedim yinede götürmedi.
    −Kız niye yalan söylüyorsun ne zaman dedin de götürmedim.
    −Dedim ya anne, hem illa söylemem mi gerekiyor sen halamı ne kadar sevdiğimi bilmiyor musun? Dedi.
    Anne ne söylese nafile küçük hanımın her şeye bir cevabı vardı. Zaman geçmiş çocuklar okuldan çıkmıştı. Vildan kuzenlerinin okuldan geldiğini görünce çok sevinerek kapıya koştu.
    − Abla, ablacığım diyerek Melisa’nın boynuna sarıldı. Daha sonra çocuklarla oynamak için sokağa çıktı. Anne Melisa’ya pazardan gelene kadar Vildan’a bakmasını söyledi ve halayla birlikte Pazara gittiler.
    Vildan mutlu bir şekilde kuzeniyle ve sokaktaki arkadaşlarıyla oynuyordu. Arada bir küsüp geri barışıyorlardı. Vildan bir ara ortadan kaybolmuştu. Anne pazardan dönmüş Vildan’ı göremeyince telaşlanmıştı sokakta Vildan’ı aradı ama bulamadı. Bir süre sonra Vildan sokağın başında göründü avucuna çilek doldurmuş geliyordu. Oyun arkadaşı nereden geldiğini sordu. _Pazara gittim çilek gördüm canım çok çekti adamdan istedim bir sürü verdi sende git sana da versin diyerek arkadaşına çilek vermedi
    O kadar tatlı dilli bir kızdı, kimden ne istese, ne söylese yapmaması mümkün değildi. O akşam yemeği halasında yediler. O akşam yemeği hasında yediler. Halasının eşi uzun yol şoförüydü. Vildan eniştesinin araba kullandığını biliyordu. Ali ile biraz oynadıktan sonra annesinin yanına gitti. Annesi ile halası sohbet ediyorlardı. Halasının yanına oturdu.
    −Hala siz arabanızla yarın dondurma yemeğe gidin. Giderken beni de alın hep birlikte gidelim.
    Vildan kıskançtı eşyasını birileri ile paylaşmasını sevmezdi. Ama kendisi başkasının eşyası ile rahat oynardı. Vermek istemezlerse zorla alırdı. Ali Vildan´ın bu huyunu biliyordu ve onu kızdırmak için;
    −Sizin araba daha güzel onunla gidelim.
    Vildan birden yüzünü ekşiterek;
    −Olmaz bizim araba küçük sığamayız. Sizin araba kocaman ona sığabiliriz. Hem bizim arabamız bozuk.
    Babasının da bunu onaylamasını istiyordu. Babasına bakarak;
    −Demi baba dedi.
    Dondurma yemek için kendisini almaya geldiklerinde arabalarını alırlar endişesi ile babasına:
    −Babacığım, bugün halamgilde yatabilir miyim?
    Ali:
    −Sen burada yatarsan bende senin yatağında yatarım
    Vildan sinirlenmişti. Kızgın bir şekilde
    −Nerde, bizim evde, hem de benim yatağımda yatacaksın? hayııııııııır olmaz. Yatamazsıııııın Orası bana ait. Hem benim yatağım küçük sadece ben sığabilirim. Sen kocamansın sen sığmazsın. Körmüsün kendinin kocaman olduğunu görmüyor musun?
    Vildan yatağında başkasının yatacağını duyunca birden ayağa kalktı. Annesine:
    −Uykum geldi hadi gidelim
    Ali gülerek:
    −Yalancı seni yatağına yatacağımı duyunca korktun onun için uykum geldi gidelim diyorsun
    −Hiçte bir kere canım.
    Ev halkı bu duruma çok gülmüştü. Vildan’ın ısrarı üzerine kalktılar. Eve gittiklerinde saat geç olmuştu. Üzerlerini değiştirip başta Vildan olmak üzere herkes uyumuştu.
    Günlerden pazardı. Hafta sonu olduğu için bütün arkadaşları sokaktaydılar. Vildan da oynamak için aşağıya inmişti. Arkadaşları kovalamaca oynuyorlardı. Vildan da oyuna katıldı biraz oynadıktan sonra arkadaşları ile kavga etmeye başladı. Sokaktan geçen bir adam onları ayırmıştı. Vildan gözleri şiş bir şekilde hıçkırarak eve gitti. Anne balkonda çamaşır seriyordu. Vildan’ı o şekilde görünce:
    −Ne oldu kızım, neden ağlıyorsun?
    −Arkadaşlarla kovalamaca oynuyorduk. Ahmet ebe olmuştu. Hep benim peşimde koştu, beni yakaladı.
    −Eee ne var bunda, oyun oynuyormuşsunuz işte —Ama hep beni yakalıyor
    −Bunun için mi ağlıyorsun?
    −Evet, herkes koşarken beni yakaladığı için koşamıyorum. Birde benimle yavaş koşuyor karınca diye dalga geçtiler. Bende sinirlendim Ahmet’e vurdum. O da saçımı çekti. Canım acıdığı için ağladım.
    −Çabuk içeriye gir bir daha sana dışarıya çıkmak yok.
    Bugün pazar olduğu için babasının da izin günüydü. Akşama mangal yapacaklardı. Anne her şeyi hazırlamış babanın kahveden gelmesini bekliyorlardı. Biraz sonra kapı çalındı. Vildan babasının geldiğini düşünerek kapıyı açtı. Gelen misafirdi. Vildan annesine bağırarak:
    −Anneeeee Emine teyzeler geldi diye bağırdı.
    Anne mutfaktan çıkıp misafirlere hoş geldiniz dedikten sonra içeriye davet etti. Vildan misafirlere hoş geldin diyecekken:
    −Niye erken geldiniz biz daha yemek yemedik, dedi.
    Anne utanmıştı ama elden bir şey gelmez.
    ­−Siz onun kusuruna bakmayın.
    Onlar da erken geldiklerinin farkında idiler. Vildan’ı tanıdıkları için çok da sorun olmadı. Oturup sohbet etmeye başladılar. Biraz sonra tekrar kapı çalındı anne kapıyı açtı. Bu sefer baba gelmişti. Baba ellerini yıkadıktan sonra içeriye girdi. Misafirlere hoş geldiniz diyip yanlarına oturdu.­
    ­­­­­−Çok şükür gelebildin baba.
    Baba kahvede oturmasını çok sevdiği için geç kalmıştı. Yemeği misafirlerin yanında yiyince ayıp olacağını düşünerek misafirler gittikten sonra yemeye karar verdiler. Anne çayı hazırlamış sohbet bayağı derinleşmişti. Saat geç olmuştu kimse saatin farkında değildi. Vildan babasına “Sen sabah işe gitmeyecek misin ?” diyince misafirler geç olduğunun farkına varıp kalktılar. Misafirleri yoculadıktan sonra balkonda mangalı yaktı. Vildan da babasının yanındaydı. Komşuları Ali Bey de sigara içmek için balkona çıkmıştı. Ali Bey çelimsiz,zayıf,esmer bir yapıya sahip olduğu için mahallede ki ona “Cin Ali” Vildan’da bunu biliyordu. Ali bey’in sigara içtiğini görünce;
    −Cin Ali amca , Cin Ali amca !!!
    −Ne yapıyorsun ? Kız bu saatte balkonda
    −Sorma Cin Ali amca, herkes bu saatte uyudu biz daha yemek yiyeceğiz.
    −İyi bakalım afiyet olsu.
    −Sana da gel derdim ama yemeğimiz az sen gelirsen, bize yetmez.
    −Aç kapıyı geliyorum.
    −Sen şimdi zahmet etme bu sabah size çaya gelirim.
    Baba mangalı yaptığında gece yarısını geçmişti. Evde ki herkes yemeği biran önce yeyip yatmak için sabırsızlanıyordu. Baba sabah erken işe gidecekti. Yemeği yeyip hemen uyudular. Baba erken kalkabilmek için saati kurmuştu. Saat çaldığında Vildan’da baba ile birlikte kalkmıştı. Baba hazırlanırken anne de kahvaltıyı hazırlamıştı. Vildan Cin Ali amcaya söz verdim onlarda içeceğim çayı diye hiç bir şey yememişti. Baba her ne kadarda ayıp , Cin Ali amca değil , Ali amca de , dese de Vildan öyle söylemesini sevdiği için vazgeçemedi. Baba işe gittikten sonra Vildan ‘Cin Ali amca’ gile gideceğim diye tutturdu. Anne daha erken onlar uyuyor diyerek biraz oyaladı. Vildan Ali Beyi balkonda görünce , anne ben Cin Ali amca gile gidiyorum diye merdivenleri hızlı hızlı indi. Kapıyı açtı. Ali Beyin ziline bastı. Kapıyı eşi Emine Hanım açmıştı.
    −Hayırdır küçük hanım bu saat?
    −Cin Ali amca beni kahvaltıya çağırdı. Birlikte çay içeceğiz.
    Emine hanım eşine takılan bu lakaptan hoşlanmıyordu. Vildan küçük olduğu için de anlayamıyordu.
    −Cin Ali amca değil, Ali amca diyeceksin.
    −Ama herkes Cin Ali diyor.
    −Kim geldi? Hanım.
    Ben geldim Cin Ali amca. Hani akşam çaya çağırmıştın ya.
    −İyi de sen bana yemek vermedin ki ben sana çay vereceğim.
    −Ama bizim yemeğimiz azdı.
    −Bizimde çayımız az.
    −İyi de senle ben bir değilim ki, sen kocaman yiyorsun ben küçücük.
    −İyi geç bakalım küçük hanım.
    Kahvaltı hazırdır hemen sofraya geçip yemeye başladılar. Ali bey yumurtayı az pişmiş seviyordu. Emine hanım ona göre yapmıştı. Vildan yumurtayı görünce başta ne olduğunu anlamadı. Annesi hep ona tam pişiriyordu
    −Ay bu yumurtayı kim yaptı?
    −Ben yaptım.
    −Neden bu tam pişmemiş tüpünüz mü bitti yoksa.
    Ali Bey ve Emine Hanım bu sözleri duyunca çok gülmüşlerdi. Vildan sürekli sorular soruyor , Ali Bey cevaplıyordu. Kahvaltıyı yaptıktan sonra , Ali Bey Vildan’ı bakkala götürmüş, yiyecek bir şeyler almıştı. Ali Bey , Vildan’ı eve bıraktıktan sonra işe gitti.
    −Anne bak Cin Ali amca bana ne aldı.
    −Ayıp kızım bir daha Cin Ali amca deme.
    −Ama tek ben demiyorum ki.
    −Olsun sen yinede deme.
    −Niyeymiş!
    −Bak kızıyorum ama
    −Of ya tamam bir daha demem.

    Zil çaldı. Anne kapıyı açtı. Vildan karşısında halasını görünce çok sevindi. Hemen elindekileri bırakıp , koşarak halasına sarıldı. Hala doktora gitmiş, eve giderken ayaküstü uğramıştı. Biraz oturup kalktı. Vildan halasının peşinden bende senle gideceğim diye ağlayarak eteğine sarıldı. Hala Vildan’ı susturamayacağını anlayınca , pijamalarını da alıp evine götürdü. Vildan çok sevinmişti. Arkasına bile bakmadan koşarak kapıdan çıktı. Halasının evine gelmişlerdi. Hala saate baktı. Çocukların okuldan gelmelerine az kalmıştı. Mutfağa geçti aceleynen yemek hazırlamaya başladı.
    −Ne yemek yapıyorsun hala?
    −Fasulye sever misin?
    −Severim ama annem güzel yapmıyor.
    −İyi ben yapayım bir de bunu ye.
    −inşallah güzel olur.
    Vildan kuzeninin geldiğini görünce hala, ablamgil geldiler diye bağırmaya başladı. Vildan birden ne yapacağını şaşırdı. Önce kapıya doğru koştu. Tam kapıyı açacaktı ki vazgeçti. Kuzenlerinin odasına gidip saklanmıştı. Ali üzerini değiştirmek için oda ya girdiğinde , Ali abi diye bir ses duydu. Vildan ben geldim diyerek saklandığı yerden çıktı.
    −Yinemi sen geldin kız.
    −Ne var gelemez miyim? Gelemezsin canım.
    −Hem ben senin yanına gelmedim, halamın yanına geldim.
    −Olsun burası benim evim seni burada görmek istemiyorum.
    −Hiçte bile burası halamın evi.
    −Hala şu oğluna bir şey söyler misin, beni evden kovuyor da.
    −Yalancı cüce.
    −Kız Ali, Kız Ali.
    −Anne! Bak döverim seni.
    −Dövemez ki, Dövemez ki.
    −Gel kız buraya.
    −Halaaaa!
    −Şişşt niye tartışıyorsunuz.
    −Bana, kız Ali dedi.
    −O da bana cüce dedi.
    Ali takıntılı bir çocuktu. Kıyafet seçimi çok zordu. Kıyafetin üzerinde kırmızı, pembe renk ufak bir çizgi dahi olsa giymiyor. Kız resmi oğlanlarda nefret ediyordu. Bir mağazaya girdiklerinde saatlerce çıkamıyorlar. Onun bu hali annesini çileden çıkarıyordu. Vildan Ali’nin bu durumunu çok iyi bildiği için kız Ali diye dalga geçiyordu. Bu yüzden Ali ile anlaşamıyorlardı. Ali sinirli bir yapıya sahip olduğu için hemen sinirlenip Vildan’ı dövüyordu. Vildan canı çok yansa da belli etmiyor Ali sinirlendikçe, kız Ali diye dalga geçmeye devam ediyordu. Ali’nin son yumruğu kafasına balyoz gibi inmişti. Artık dayanamayıp hıçkırarak ağlamaya başladı.
    −Görürsün sen halama söyleyeceğim, Ali beni dövdü diye.
    −Söyle bende kız Ali dedi o yüzden dövdüm derim.
    −Ne oldu burada?
    −Ali abim, beni dövdü.
    −Bana kız Ali, dedi anne.
    −O daha çocuk seninle oynamak istemiştir.
    −Yaşı küçük ama her şeyi biliyor. Hem ben oynayamam.
    −Sende abine öyle şey dersen bir daha yetişmem.
    Hala Vildan’ın elini yüzünü yıkadıktan sonra yemeğe geçtiler. Vildan sofrada da rahat durmuyor, çatalı alıp Ali’nin dizine batırıyordu. Ali de Vildan’ın saçını çekiyordu. Ali’nin kendine ait tavşanlı bardağı vardı. O bardağı sadece kendisi kullanıyor , kimsenin kullanmasına izin vermiyordu. Bardak Vildan’ın çok hoşuna gitmişti. Çaktırmadan Ali’nin önünden aldı. Tam suyu içerken Ali gördü. Hışımla bardağı Vildan’ın elinden alıp, suyu üzerine döktü. Bir daha bu bardağa dokunduğunu görmeyeceğim dedi. Hala çok sinirlenmişti. Hem Ali’ye , hem Vildan’a çok kızdı. Vildan halasının daha önce ona, bu şekilde bağırdığını görmediğinden çok korkmuştu. Birden sus pus oldu. Doydum diyerek sofradan kalktı. Koltuğun kenarına oturdu. Ali de ders çalışmak için odasına gitti. Vildan o kadar çok korkmuştu ki , oturduğu yerden kalkmadı ve bir süre sonra orda uyuya kaldı.
    Sabah olmuş herkes uyanmıştı. Vildan melisa ablası ile birlikte fırına ekmek almaya gitmişti. Fırından dönerken çocuk giyimi üzerine kurulu bir mağaza vitrininin önünde elbise gördü.
    −Ay ne kadar güzel elbise.
    −Hangisi.
    −Şu çiçekli olan
    −Evet, çok güzelmiş.
    −Tam bana göre.
    −Evet, sana da çok yakışır.
    −Paramda yok ki alayım.
    −Babana söyle alsın sana.
    −Babamın da parası yok ki, o da alamaz.
    −Benimde param yok.
    −Abla ne olur bu elbiseyi bana alsana.
    −Kız param yok nasıl alayım anlamıyor musun?
    −Zaten ben isteyince kimsede para olmaz ki.
    Eve geldiler. Kahvaltı hazırdı. Çocuklar kahvaltıyı yaptıktan sonra, hazırlanmak için odalarına gittiler. Vildan daha yumurtasının kabuklarını temizlemekle uğraşıyordu. Ben temizleyeceğim diye inat ettiği için, yumurtasını kimseye vermemişti. Çocuklar okula gitmek için hazırlanmışlardı. Ali , Vildan’ın yumurta ile uğraştığını görünce çok gülmüştü.
    −Ne gülüyorsun?
    −Senin haline gülüyorum
    −Ne varmış halimde.
    −Saatlerdir bir yumurtayı temizleyemedim.
    −Sanane sen mi yiyeceksin?
    −Evet, yumurta bizim değil mi?
    −Hadi oradan halam bana verdi, hem sen okuluna gitsene geç kalacaksın.
    Ali ayakkabısını giymiş kapının önünde ablasını bekliyordu. Melisa tam ayakkabısını giyecek iken ayakkabının içinden çıkan arı ayağını soktu. Canı yanan melisa birden çığlık attı Vildan yumurtasını bırakıp ne olduğunu anlamak için kapıya doğru koştu. Ablasına:
    −Ne oldu abla neden bağırdın?
    −Ayağımı arı soktu.
    Vildan elini beline koyup bilmiş bir eda ile:
    −Bunun için miydi bu çığlık?
    −Evet, ayağım ağrıyor.
    −Ne var bunda? Benimde elimi sokmuştu, annem domates sürdü geçti. Sende sür seninki de geçsin.
    −Çok biliyorsun sen.
    −Yalan mı söylüyorum.
    −Tamam, tamam şimdi seninle uğraşamam.
    Okula geç kalmışlardı. Ayakkabısını giyip koşarak gittiler. Vildan içeri girip yarım kalan yumurtasını yedi. Halasına seslenip doyduğunu ve sofrayı artık kaldırabileceğini söyledi. Halası kapının önünü süpürdükten sonra sofrayı kaldırdı. O arada Vildan Ali’nin arabalarıyla oynuyordu. Biraz oynadıktan sonra canı çok sıkıldı. Halasından izin alıp oynamak için dışarıya çıktı. Mahallede okula gitmeyen çocuklar vardı. Onlarla birlikte oynamaya başladı. Vildan huysuz bir çocuk olduğu için arkadaşlarıyla sürekli tartışıyordu. Sonrada halasına gelip beni oynatmıyorlar diyordu. Biraz daha dışarıda oynadıktan sonra halası yemek yedirmek için eve çağırdı. Vildan seviyor diye halası ona patates kızartmıştı. Vildan patatesleri görünce çok sevindi. Yemeği yedikten sonra televizyonun karşısına geçip çizgi film izlemeye başladı. Çocukların okuldan gelmesine az kalmıştı. Aradan biraz zaman geçtikten sonra kapı çalındı. Çocuklar okuldan gelmişti. Vildan onların geldiğini duyunca çok sevinmiş ve koşarak yanlarına gitmişti. Ali ile Vildan hem anlaşamıyorlar, hemde birbirleri ile konuşmadan duramıyorlardı. Ali çok acıkmıştı. Annesine çok açım ne yemek var diyerek mutfağa girdi. Hemen ocağa yöneldi tencerenin kapağını açtı ve yaşasın!!!
    En sevdiğim yemek diye bağırdı. Annesi dolma yapmıştı. Çocuklar üzerlerini değiştirirken önce sofrayı hazırladı. Ellerini yıkadıktan sonra herkes sofraya geçti. Ali o kadar acıkmıştı ki sanki üç gündür yemek yemiyormuş gibi dolmalara saldırdı. Annesi yavaş ye boğazına duracak dedi ise de hala hızlı bir şekilde yemeye devam etti. Vildan her zamanki gibi dayanamayıp;
    −Yavaş yer misin midemi bulandırıyorsun
    −Fazla konuşma kız diyerek kafasına vurdu
    Herkes yemeğini yemiş sofra ortadan kalkmıştı. Çocuklar biraz dinlendikten sonra derse başlayacaklardı. Ali ile Vildan oyun oynuyor, Melisa’da televizyon izliyordu. Saate baktı, bayağı zaman geçmişti. Artık ödev yapma zamanı gelmişti. Ali yaramaz bir çocuk olduğu için ders çalışmayı sevmiyordu. Melisa , Ali’ye dersini zorla yaptırıyordu. Her akşam aynı dava oluyordu. Ali ders çalışırken aklı hep başka yerlere gidiyor, iki kelime yazıp yoruldum diyerek kenara çekiliyordu. Melisa zor zoruna kalemi eline verip dersini yaptırmaya çalışıyordu. Ali zorlada olsa ödevini yapıyordu. Vildan çok konuşup ders çalıştırmadığı için sussun diye onada kâğıt kalem vermişlerdi. Vildan da kendine göre bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Ali zorlada olsa ödevini bitirmişti. Melisa bir daha ödevine karışmayacağını söylese de, ertesi gün olunca bu söylediklerini unutup Ali’yi ders çalışması için sıkıştırıyordu. Artık ödevler bitmiş Ali rahatlamıştı. Annesi ise komşuları rahatsızlandığı için oraya gitmişti. Melisa mutfağa girdi bulaşıklar duruyordu. İlaçlı su hazırlayıp köpeklemeye başladı. Vildan susamıştı su içmek için mutfağa girdiğinde , Melisa’nın bulaşık yıkadığını gördü.
    −Aaa! Abla bulaşık mı yıkıyorsun?
    −Evet, ablacığım bulaşık yıkıyorum.
    −Dersin bitti mi?
    −Evet, biraz önce bitti canım.
    −Abla bende yıkayabilir miyim?
    −Sen yıkayamasın.
    −Niyeymiş.
    −Sen küçüksün elinden düşürür kırarsan elin kesilir, kanar sonra.
    −Ya bir şey olmaz.
    −Ama senin boyun tezgâha yetişmez bir tanem.
    −Banane ya yıkayacağım işte.
    −Gel buraya başımın belası.
    Melisa Vildan’ı ikna edemeyeceğini anlayınca gönlü olsun diye tezgâhın üzerine oturtturdu. Köpüklediği tabağı Vildan’a verdi. Vildan’ın elinden tutarak, tabağı yıkadılar.
    Bu durum Vildan’ın çok hoşuna gitmişti. Saat gece yarısına yaklaşmıştı. Babanın mesaisi yeni bitmiş , Vildan’ı eve götürmek için işten direk Vildan’ın yanına gitti. Vildan pencereden babasının geldiğini görmüş, fakat görmemezlikten gelerek hiç pozisyonunu bozmamıştı. Baba zile bastı Ali kapıyı açtı. Ayakkabılarını çıkarıp içeri girdi. Vildan’ı tezgâhın üzerinde görünce:
    −Ne yapıyorsun kızım orada düşersin.
    −Aaa babacım sen mi geldin? Bulaşık yıkıyordum.
    −Kız sen bulaşık yıkayabiliyor musun?
    −Evet, görmüyor musun? Hepsini ben yıkadım.
    Melisa, Vildan’ı tezgâhtan indirdi. Vildan elini beline koyarak :
    −Ay çok yorulmuşum sırtım ağrıyor.
    −Yalancı seni, alt üstü iki tabak yıkadı.
    −Baba sen bu saatte neden geldin?
    −Seni götürmeye geldim kızım.
    −Nereye götüreceksin bu saatte babacığım?
    −Evimize götüreceğim kızım.
    −Ya ama ben gelmek istemiyorum.
    −Ama biz seni çok özledik sen özlemedin mi?
    −Özledim ama çok değil.
    −Ama annen evde yalnız korkar.
    −Ne olur biraz daha kalayım.
    −Şimdi gidelim yarın yine gelirsin.
    −Yalancı bir daha göndermesiniz.
    −Söz göndereceğim kızım.
    Vildan’ı ikna etmesi zor olmuştu. Baba , yarın eve misafir geleceğini , gelen çocukların oyuncaklarıyla oynayıp kıracaklarını ve yatağında yatacaklarını söyleyerek ikna etti. Vildan eşyalarını Kimseye dokundurmadığı için ikna olmuştu.
    −Tamam, ama misafirler gittikten sonra tekrar gelirim.
    −Tamam kızım.
    −Abla ben şimdi gidiyorum ama yarın tekrar geleceğim , halama söyle olur mu?
    Ertesi gün Ali’nin doğum günüydü hiç kimse bunun farkında değildi. Ali heyecanlı bir şekilde yarın olmasını bekliyordu. Kendince birçok hayal kurmuştu. Sabah kalktı , annesinin ona pasta yaptığını düşünerek , direk mutfağa girdi. Sağda solda pasta aramaya başladı ama bulamadı.
    −Anne bugün benim doğum günüm ne zaman pasta yapacaksın.
    −Aman oğlum ne pastası?
    −Doğum günü pastası?
    −Tamam, oğlum işim bitince yaparım.
    −Seninde işin hiç bitmiyor.
    Ali üzgün bir şekilde odasına girdi. Okul için hazırlanmaya başladı. Annesine kızdığı için kahvaltı yapmadı. Anne bu tip kutlamaları pek sevmediği için önemsememişti. Ali , annesinin yüzüne bile bakmadan ayakkabısını giyip okula gitti. Yolda yürürken ablasına:
    −Bugün benim doğum günüm sende unuttun değimli?
    −Aaa! Unutmuşum. Gel öpeyim seni iyiki doğdun.
    −İstemez ben söylemesem onu da yapmayacaktın.
    Ali sınıfa girdi çok üzgündü, arkadaşlarıyla hiç oynamadı:
    −Neden üzgünsün Ali?
    −Bugün benim doğum günümdü ama hiç kimse hatırlamadı.
    −Aaa senin doğum günün mü? Doğum günün kutlu olsun arkadaşım.
    −Teşekkür ederim.
    Eve gitmek için okulun son zili çalmıştı. Melisa onu kapının önünde bekliyordu. Ali , ablası ile konuşmadı .
    −Küstün mü? Benim ile ufaklık.
    −Evet, küstüm.
    Eve yaklaşmışlardı. Sokağın başına geldiklerinde Ali, annesinin ona sürpriz yapacağını düşünerek , koşarak eve girdi. Hemen mutfağa yöneldi sağ sola dolaplara iyice bakmıştı ortada pasta yoktu.
    −Anne neden pasta yapmadın?
    −Temizlik yaptım yoruldum oğlum.
    −Of ya hiç beni sevmiyor hiç önemsemiyorsunuz. O kadar söyledim doğum günüm diye, hiç umursamadınız.
    −Tamam, oğlum yaparım birazdan.
    −İstemiyorum artık pasta falan.
    Ali ağlayarak odasına girdi. Anne, Ali’nin çok üzüldüğünü görünce, Melisa’ya pasta alması için para verdi. Komşularına da söyledi. Melisa pastayı aldı. Komşuları kapının önünde bekliyorlardı. Pastayı hazırlayıp mumları yaktılar. Anne Ali’ye arkadaşlarının geldiğini söyleyerek kapıyı açtırdı. Ali karşısında kalabalığı görünce çok sevindi. Mumları kapının önünde üfledi. Sonrada içeriye girip pastayı kestiler. Bu sürpriz Ali’yi çok mutlu etmişti.
    Ertesi gün Vildan yine gelmişti. Annesi doktora gidecekti , kimse olmadığı için Vildan’ı halasına bırakmıştı. Çocuklar yine okuldaydılar. Bu arada Vildan ile halası birlikte misafirliğe gittiler. Gittikleri evin bahçesi kocamandı. Bahçede çocukların binmesi için tahtıravelli ve salıncak vardı. Vildan burayı çok sevdi. Oradaki çocuklar ile birlikte oynamaya başladı. Bu sefer Vildan çok eğlendiği için arkadaşlarıyla tartışmadan oynadı. Geç olmuş hala kalkmıştı. Vildan önce gitmek istemedi, kuzenlerinin okuldan geleceğini duyunca istemeyerekte olsa oradan ayrıldı. Eve giderken kuzenleri ile yolda karşılaştılar. Biraz sonrada annesi hastaneden gelmişti. Annesi hamileydi. Vildan’a bir kardeş gelecekti. Vildan bir kardeşi olacağını öğrenince ‘ yaşasın benimde bir kardeşim olacak ‘ diye sevindi. Anne Vildan’ı da aldı ve eve gitti. Vildan sokakta tanıdık kimi gördüyse kardeşi olacağı müjdesini verdi.
    −Anneciğim, kardeşim olunca adını ne koyacağız?
    −Bilmiyorum kızım daha erken isim koymak için
    −Peki, kardeşim kız mı erkek mi?
    −Henüz belli değil.
    −Peki, ne zaman belli olacak.
    −Bir sürü yatıp kalkacağız ondan sonra belli olacak.
    Vildan annesi ile dışarıya çıkmıştı. Vitrinlerde gördüğü elbiseleri işaret ederek:
    −Anne bak şuna çok güzeller, kardeşime de alalı””” Günler geçmiş doğuma az kalmıştı. Anne yavaş yavaş hazırlıklara başladı. Ne olduysa Vildan, birden huy değiştirdi. Kardeşini kıskanmaya başladı. Anne sevgisini göstermek için elinden geleni yapıyordu. Ama bir türlü Vildan’ı memnu n edemiyordu.
    Zaman gelmiş anne doğum için hastaneye gitmişti. Vildan’ı durduramadıkları için onu da hastaneye götürmek zorunda kaldılar. Halası o gün rahatsız olduğu için hastaneye gidememişti. Melisa ablası ordaydı. Doğum bitmiş anneyi odaya almışlardı. Biraz sonrada hemşire bebeği getirdi. Anne bebeğin karnını doyurduktan sonra, yatağına yatırdı. Bebek erkek olmuştu. Bütün ilgi bebekte olunca, Vildan çok kıskanmıştı. Bütün ilgiyi üzerine çekmek için yapmadığı kalmamıştı. Vildan kardeşini kıskanmamış gibi davranıyordu.
    −Vildan, anne kardeşimin adını ne koyacağız.
    −Sen ne olmasını istersin kızım.
    −Anneciğim onun adı da Vildan olsun.
    −Ama kızım hiç Vildan olur mu? Hem o erkek.
    Vildan kardeşini çok kıskandığı için kardeşini, kendisinden fazla sevmesinler diye kendi ismini koymasını istemişti.
    −Neden anne o benim ikizim olur.
    −Hiç öyle şey olur mu kızım. Nasıl olsun ikizin.
    −Neden olmasın anne o da Vildan bende Vildan.
    −Kızım ikiz olabilmeniz için birlikte doğmanız gerekir, hemde Vildan kız ismidir erkeğe konulmaz.
    Vildan çok üzülür. Daha şimdiden annesinin kendisini ayırt ettiğini düşünür. Peki, şimdi ne olacak ismi.
    −Ahmet olsun kızım.
    −Peki anneciğim.
    Bebeğin ismini Ahmet koymuşlardı. Anne yorgundu dinlenmesi gerekiyordu. Melisa eve gitmek için oradan ayrılırken Vildan’da peşinden ağladı.” Beni burada kimse sevmiyor. Bende halamın yanına gidiyorum” diyerek hastaneden ayrıldı. Eve geldiler. Ali kapıyı açtı. Vildan koşarak halasının boynuna sarıldı.” Halacımm herkes kardeşimi seviyor, kimse beni sevmiyor, bende onlara küstüm. Sende kardeşimi sevmiyorsun demi o yüzden hastaneye gelmedin. Bende senin yanına geldim.” Diyerek ağlamaya başladı.
    Anne hastaneden çıkmıştı. Bebek anne karnında su yuttuğu için bir hafta hastanede gözetim altında kaldı. Vildan kardeşinin evde olmadığını öğrenince, evine gitti. Hayırlı olsuna gelen misafirlere “ kardeşim yok boş yere geldiniz “ diyerek göndermeye çalışıyordu. Vildan kardeşini çok kıskandığı için adını söylemiyor hep bebek diye hitap ediyordu. Bir hafta sonra Ahmet hastaneden çıkmıştı. O akşam halasıgil de oradaydı. Ahmet’in sırtında bez çıkmış ameliyatla almışlardı. Yarası henüz iyileşmediği için su değdirilmemesi söylenmişti. Ev kalabalık olunca baba kahveye gitmişti. Hala bebeğin yarasına su değdirmeden yıkadı. Vildan’a “babana söyleme diye tembihte bulundu. Bebeğin üzerini giydirirken baba kahveden gelmişti. Vildan kapı sesini duyunca babasının geldiğini anlamış hemen dışarı çıkmıştı.
    −Koş baba kardeşimi boğuyorlar.
    −Ne diyorsun kızım.
    −Halam kardeşimi banyo yaptırdı çok ağlıyor.
    Baba, Ahmet’in yarasına bir şey oldu diye çok korktu. Hızlıca kapıyı açtı.
    −Ne oluyor burada!
    −Aaa! Ne zaman geldin sen?
    −Doktor yaraya su değdirmeyin demişti.
    −Merak etme yarasına su değmedi.
    −Oh ya babama söyledim işte.
    Gelen misafirler Ahmet’e ilgi gösterince Vildan çok kıskanıyor, her fırsatta Ahmet’e zarar vermeye çalışıyor. Anne odadan çıkınca Vildan, Ahmet’i tekmeliyor yastıkla ağzını kapatıyordu. Anne durumu fark edince korkusundan Ahmet’in yanından ayrılamıyordu.
    −Kardeşim doğduğundan beri onu seviyorsunuz, beni hiç sevmiyorsunuz.
    −Senide seviyoruz kızım, o küçük olduğu için bakıma ihtiyacı var.
    −Sevmiyorsunuz işte.
    −Kızım seni daha çok seviyoruz.
    −Yalancı.
    Baba Vildan’ı sevdiklerini göstermek için gönlüne göre gidiyor istediklerini yapmaya çalışıyordu. Vildan’ın hoşuna gidiyordu. Fakat annesi ile kardeşini yalnız bırakmamak için eve dönmek istiyordu.
    −Baba kardeşimi o kadar çok seviyorum ki, boğup pencereden atmak istiyorum.
    −Kızım neden öyle söylüyorsun, o senin kardeşin ama.
    Baba, Vildan’ın Ahmet’e zarar vereceğinden korktuğu için Vildan’ı piskoloğa götürmüştü. Piskolok Vildan ile konuşmuş ve Vildan’a ilaç vermişti. Vildan, Piskolok’un yardımı ile kıskançlık huyunu yavaş yavaş terk etmeye başlamıştı. Artık kardeşini kıskanmıyor, aksine onu korumaya çalışıyordu. Büyüdükçe kardeşini daha çok seviyordu.
    Vildan artık büyümüş okula başlamıştı. Okuldan gelirken babasının verdiği harçlıklarla kardeşine bir şeyler alıyordu. Böylelikle kardeşini ne kadar çok sevdiği belli ediyordu.


















      Forum Saati Paz Kas. 19, 2017 10:33 am