Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    GEÇ KALDIM - Nurcan ATA

    Paylaş

    Admin
    Admin

    Mesaj Sayısı : 61
    Kayıt tarihi : 20/03/09

    GEÇ KALDIM - Nurcan ATA

    Mesaj  Admin Bir Ptsi Ara. 27, 2010 6:48 pm

    Malatya’nın küçük ve şirin bir köyüydü Pazarcık Köyü… Yeşilliği, kayısı ağaçları ile adeta cenneti andıran bir köy. Bu köyde yaşayan anne Havva baba İsmail ve on çocuktan oluşan sevimli bir aile. Bu aile köyün en sevilen ailelerinden biridir. İsmail Bey’in eşi ahbabı çoktur ve sürekli misafirliğe gidilir.1950’li yıllarda teknolojinin gelişmemiş olmasından dolayı bazı şartlar aileyi olumsuz etkilemektedir. Elektrik, tuvalet, su vs. gibi sorunlardan dolayı aile çok sıkıntı çekmektedir. Su deresi evlerinin aşağı tarafında ve çok yokuşlu bir yoldadır. Su taşımaya Kenan ve Sebahat adındaki ailenin en vefalı çocukları gider. Yol boyunca da türlü oyunlarla birbirlerini eğlendirirlerdi. Sebahat ilk okulu bitirmiş evde annesine yardım etmektedir. Kenan ise Sebahat’tan beş yaş büyük ve evin en büyük çocuğudur. Kenan gerek kişiliği gerekse davranışları yönüyle diğer çocuklardan farklıdır. Kardeşler arasında ki sorunlarda diğer kardeşlerine göre daha etkili bir şekilde ortamı sakinleştirir. Anne ve babasını üzmemeye dikkat ederdi. Ailelerinin maddi durumu mahalledeki evlere göre daha kötüydü. Bayramda giyecek elbiseleri olmasa, yiyecek yemek bulamasalar bile en huzurlu evdi.
    Güzel başlayan bir günün sabahında Kenan yine kardeşleriyle su getirmeye derenin yanına gitmişti. Evden büyük bir gürültü yükselmeye başladı. Suyu bırakıp eve doğru telaşla koşmaya başladı. kan ter içinde eve ulaşan Kenan babasının atın arkasına bindirilmiş , baygın bir şekilde götürüldüğünü ve annesinin çaresiz hıçkırıklarını görür.
    Kenan annesine:
    − Anne babama ne oldu? nereye götürüyorlar babamı? Diye sordu. Annesi sadece ağladı çocuklarına bakıp çaresizce ağladı. Kenan merakını gidermek isteği ve korkusuyla bir oyana bir buyana evin önünde adeta mekik dokuyordu küçücük ayaklarıyla. Babasını bu kadar apar topar götürmelerinin nedeni ne olabilirdi? Annesi niye bu kadar ağlıyordu? Nihayet babasıyla kardeş gibi olan karşı komşuları Mustafa Amca ileriden göründü. Kenan yanına koşup:
    −Babamı nereye götürdüler babamın nesi var! Diyerek ağlıyordu.
    Mustafa Amca:
    −Bak yavrum baban biraz rahatsızlandı, önemli bir şeyi yok ağlayıp kardeşlerini de üzme bakayım! Senin onlara destek olman lazım.Hadi şimdi evine git.
    Kenan’ı tatmin etmeyen bu cümleler onu giderek meraklandırıyordu. Havanın iyice kararmasıyla birlikte yukarıda bahçelerin arasında bir ışık gören ev sakinleri telaş için de:







    −Kim o diye bağırdılar. Gelen İsmail Bey’ hastaneye köy götüren halkından biriydi. Yorgun bir sesle:
    −İsmail amca iyidir merak etmeyin önemli bir şeyi yoktur. Birkaç gün müşaha de altında olması gerekiyormuş dedi. Ev halkının merakını gidermeye çalıştı. Nerden gelmişti bu olay başlarına diye düşünmeye başlamıştı çocuklarının yorgun annesi. Saat oldukça ilerlemişti. Kenan’ın küçük kardeşi Tahir’in uykusu gelmişti ve çaresiz gözlerle babasını arıyordu. Anne ise çocuklarına uyumaları için eve gitmelerini söyledi. Mustafa Amca ya :
    −doğru söyleyin beyimin nesi var dedi. Kenan dış kapının arkasında olan biteni dinliyordu. Mustafa Amca hayatın çocukların bütün yükü sana kaldı . Artık bu ailenin ayağı da kolu da sensin ,bu on çocuğa yalnız bakacaksın nasıl derdi. Düşündü derin derin düşündü .
    −Havva gel şöyle otur kızım deyip dut ağacının altına oturttu.
    −Bak kızım kocan eskiden beri süre gelen hastalığını sürekli gizleme çalışıyordu bunu biliyorsun.ama artık gizlenecek bir şey kalmamış ve hastalık kocanın iki bacağından olmasına neden oldu. Deyince Havva’nın gözleri dut ağacının dalları arasında dalıp gitti. Düşünüyordu hayat arkadaşı artık yürüyemeyecekti.Ava gidemeyecek ,bahçeye gidemeyecek, kalkıp oğlunu gezdiremeyecekti. O artık yatağa bağlı ve Havva’nın on birinci çocuğuydu. Bunu düşünmek gerçekten acı veriyordu ona. Uzun bir süre gecenin karanlığın da düşünüp durdu. Ve artık daha dirençli olması gerektiğini eve gidip çocuklarıyla ilgilenmesi gerektiğini onlara hiçbir şey sezdirmemesi gerektiğini düşündü. Kenan kapının arkasında her şeyi duymuştu. Hıçkırıklara boğulmuş küçük yüzünü gözyaşları bürümüştü. Annesinin ayak seslerini duyan Kenan koşarak yatağına girdi. Anne elindeki gaz lambasıyla içeriye girerek çocuklarının üstünü tek tek örttükten sonra kendiside sobanın köşesinde kıvrılıverdi. Uyku tutmuyordu bir türlü bu çetin kış onlar için daha çetin geçecekti. Küçük Kenan annesinin uyuduğunu görünce yatağın içinden usulca çıkıp balkona gitti. Yıldızlara baktı , gökyüzüne baktı durdu. Gözyaşları hakimiyetini yitirmişçesine damlıyor ve küçük ayaklarını ıslatıyordu. Kenan annesine destek çıkması gerektiğini düşünüp duruyordu. Ama köy şartları malum yapacak tarla bahçe işlerinden başka gelir getirecek bir şey yoktu. Uzun süre düşündükten sonra yatağına girip uyudu. Sabah ezanına az kalmıştı. Anne uykudan uyanıp işleri halletmek için aşağıya inmişti. Kenan annesinin uyandığını görünce peşinden bağırarak anne bir dakika gelircisin dedi. Anne şaşkın :







    Kenan neden uyandın bu saatte yavrum dedi.
    Kenan anne konuşmamız gerek deyip annesini bir köşeye oturttu.
    Anne ben her şeyi duydum dedi. Anne telaşlı bir şekilde durumu belli etmeme gayretiyle :
    Her şeyi duydum da ne demek neyi duydun dedi
    Kenan titrek sesiyle :
    -anne babamın ayaklarının artık olmadığını onun yürüyemeyeceğini duydum işte duydum niye niye deyip annesinin boynuna atlayan Kenan annesini o kadar sarılıyordu ki sanki senide kaybetmek istemiyorum dercesine sıkı sarılıyordu. Uzun bir müddet sarıldıktan sonra Kenan annesine:
    - Anne ben çalışmayalım çalışmalıyım ki kardeşlerime ,sana ve babama bakayım dedi. Anne :
    - Kenan’ım sen daha kaç yaşındasın olmaz hem ne iş ne yapacaksın deyince Kenan hiddetle yerinden kalkıp
    - Babam gelir gelmez İstanbul a gidip işe gireceğim der anne ise çaresiz ne yapsa da boşa olduğunu anlayıp Kenan’ı uzun bir müddet yalnız bırakır Kenan her zamanki gibi derenin kenarına su getirmeye iner dere bu gün sanki onun için bütün heyecanın kaybetmiş yatağında bir oyana bir buyana şaşkın bir biçimde akıyor görünüyordu. Kenan hala düşünceli.
    - ne yani benim babam bir daha yürüyemeyecek mi ? beraber oynayamayacak mıyız diye düşünürken annesinin çağırdığını duydu .eve gitmek istemiyordu nedenini bilmediği bir sessizliğin içerisindeydi . kış soğuktu ama ailenin yaşadığı bu dram kışın soğukluğunu hissettiremeyecek kadar sıcaktı. Eve gitmesi lazımdı. Ona ihtiyacı olan annesi ve 9 kardeşi vardı. Eskiden de çok güzel bir hayatları yoktu. Ama bundan sonraki hayatları hiçte kolay olmayacaktı. Ne yapması gerektiğini çok iyi biliyordu. Çalışmalıydı. Annesinin buna rızası olmadığı halde bir işe girip çalışmalıydı. Ne yani sırf annesi istemiyor diye ailesinin aç kalmasını mı seyredecekti. Eve gitmesi lazımdı artık küçük bedeni bu ağır su bidonlarını taşımakta zorlandığı için bu yokuşlu yolda bir o yana bir bu yana düşe kalka eve vardı. Annesi ona babasının akşamüzeri getirileceğini söyledi. Suratındaki hüzün ifadesinin yerini küçük bir tebessüm almıştı. Küçücük bir çocuğu mutlu etmeye yeter ve artardı bile . Babası artık yürüyemese bile evde onların yanında otursa bile yani kısacası varlığı bile yeterdi Kenan için bunları düşünürken annesi Kenan’a bahçede yapması gereken birkaç iş verir. Kenan’ın küçük kardeşi Abdullah babam ne zaman gelecek diye ağlamaya başladı. Kenan az kaldı









    gelir birazdan dedi ve baltayı eline alıp bahçeye doğru yürümeye başlar .odunları kuvvetinin yettiğince kesen Kenan at kişnemesi suyunca baltayı bırakıp koşmaya başladı. Evet bu gelen babasıydı. Eve kadar atın peşinden koşup evin önünde babasının attan indirilmesine yardım edip yukarı taşıdılar baba çaresiz boynu, bükük, çocuklar şaşkın anne ise yorgun Kenan babasının bu haline çok üzülüyor üzüntüsünü belli etmemek için evdeki bütün işlere koşup babasına bir nebze de olsa bak baba senin yokluğunu aratmayacağım dercesine gülümsüyordu. Baba ise bir şey yapamamanın çaresizliğiyle günden güne eriyordu ve ölüme yaklaşıyordu. Bunu belki küçük kardeşleri değil ama Kenan fark ediyordu. Evet babasının az bir zamanı kalmıştı. Beklide babasını birkaç gün sonra bir daha yanında bulamayacaktı. Beynini kemiren bu düşünceler onu haksız çıkarmadı. Bir sabah annesinin ağıtlarıyla uyanan Kenan babasının cansız bedeniyle karşılaştı. Küçücük dizlerinin üzerine düşüp beklide hayatında ağlamadığı kadar bağıra bağıra ağladı. Bu olmamalıydı deyip duruyordu Babasının yarım ve ruhsuz bedenine sarılmak için her şeyini feda etmeye hazırdı. Annesi baygınlık geçiriyor kardeşleri ise ne olduğunu anlamadan bahçede oyun oynuyorlardı. Kenan artık gitmekte daha kararlıydı. Kalabalık birkaç güne dağılmış ve nihayet ki annesi ile konuşma fırsatı bulup annesini ikna edebilmişti.Birkaç gün geçmişti aradan ve ayrılık günü gelip çatmıştı.Kenan annesinin koyduğu birkaç eski kıyafetini de eline alıp kardeşleri ile vedalaşmaya başladı. Gözyaşları içinde ailesinden ayrılan küçük Kenan yüreğini de onlarla bırakıp gidiyordu. ama bunu yapmak zorundaydı annesi için kardeşleri için yapmak zorundaydı. küçük ayakları ile hızlı hızlı yürüyen Kenan nihayet şehre varabilmişti. ilk önüne gelen arabaya binip yeni memleketine doğru yol almaya başladı.aklı duyguları karma karışıktı.belki de bu yük ona çok ağırdı.bir müddet sonra uykusu gelen Kenan birkaç saat uyuduktan sonra kendini yabancı bir memlekette yapayalnız buldu. istanbul olmalıydı burası. ne yapacağını bilmeden birkaç dakika etrafın izledi. Uzun süre düşündükten sonra kalacak bir yer ve iş aramak için caddeleri dolaşmaya başladı. nihayet köhne bir sokakta kendine bir iş bulmuştu. hala şaşkındı. Yabancı şehir yabancı insanlar ve küçücük bir çocuk …Kısa zamanda kalacak yer ve iş bulan Kenan ailesine para biriktirmeye başlamıştı.Küçücük bir odada kalıyor,kimi zaman aç kimi zaman tok,yaşam mücadelesi veriyordu.Neyse ki biraz para biriktirip ailesine yardım edebilmişti.Annesi bununla birkaç ay idare edebilirdi.Kardeşlerine bakmak için gurbete gitmiş bu küçücük çocuğa keşke biri yardım edebilse idi...

    ÜÇ YIL SONRA…

    Kenan geleli üç yıl olmuştu. Bu sıra zarfında işinde kendini çok geliştirmişti,ailesine daha çok yardımcı olabiliyor ve kendine daha iyi bakabiliyordu.Hayata zorluklarla başlayan küçük Kenan artık büyüyor ve her şeyin daha da farkına varabiliyordu.Aklını bazen isyan duyguları kaplıyor “neden okuyamadım,neden yaşıtlarım gibi değilim” diye düşünür ve her seferinde geçmişe özlem duyar pişmanlık yaşardı.
    Üç yıldır memleket hasreti yaşayan Kenan hafta sonuna biletini almıştı. Uzun zamandan beri bu anı bekliyordu ve sonunda hayalleri gerçek olacaktı.Vuslata saatler kalmıştı,sanki o yol hiç bitmeyecekti.Beklenen an gelmişti…
    Memleketine, köyüne varınca bastırılmış çocukluk duyguları içinde, sevinçten kendini bilmez halde ağlamaya başladı. “Erkekler ağlamaz” sözü onun için geçerli değildi bu vakitten sonra. Üç yıldır, koskoca üç yıldır anne,kardeş sevgisinden mahrum bir çocuğun ağlamasından daha doğal ne olabilirdi ki...
    Annesine,kardeşlerine sıkıca sarılmanın tadını çıkarıyor,onlara bakmaya doyamıyordu.Küçük kardeşine bakınca geçen zamanın ne kadar da uzun olduğunu anlamıştı…
    Tıpkı eskisi gibi annesine köy işlerinde yardım eden Kenan izin süresinin bittiğinin farkına varamamıştı bile. Kenan’ın eve ekmek getirme zamanı yani ayrılık zamanı gelip çatmıştı.Belki de bir üç yıl daha göremeyecekti kardeşlerini,kardeşlerinin büyümesini…ama yüzünde bu sefer gururun verdiği bir tebessüm ile ayrıldı ailesinden…
    İşe başlayalı çok olmamıştı ama çok yorgundu. Belki de bünyesi bu kadar yükü kaldırmak için biraz zayıftı.Fakat işinde hızlı adımlarla ilerliyordu.Kısa sürede işinde bir çok kez terfi etmişti.

    ON YIL SONRA…
    Küçük Kenan artık holding sahibi Kenan Aydın’dı . İstanbul’un ileri gelen zenginlerinden biriydi artık. Fakirlere yardım eden paylaşmayı bilen Kenan Aydın’dı…Çok zor şartlardan sonra bu günlere gelebilmenin mutluluğunu yaşamıyor değildi ama bu arada ailesini biraz ihmal etmişti farkında olmadan. On yıldır memleketine adım atmayan Kenan merak etmiyormuydu kardeşlerini. Para hırsına çok kapılan Kenan sağlığını ihmal ettiğinin farkında bile değildi. Yaşı ilerledikçe sağlık sorunları giderek artan Kenan bir gün çok rahatsızlanarak hastaneye yatırıldı.Doktorlar ciddi bir hastalık geçirdiğini söylediler. Bu süre zarfında ailesine ve bakıma muhtaçtı. Bu yüzden köyüne gitmeye karar vermişti. Heyecan ve ürkek bir tavırla evinin kapısını çalan Kenan yaşlı annesinin giderek çöktüğünü, kardeşlerinden kimisinin evlendiğini görünce hüznünü gizlemeyip ağlamaya başladı. Neden böyle oldu, bu hayat bizim hayatımız değil demek istercesine bağırarak ağlamaya başladı. Günden güne hastalığı onu pençesine alıyordu. Bir süre sonra hastalığı her şeyini kaybettirmişti ona malını, canını hatta hafızasını bile…Evet artık Kenan küçük küçük hafıza kayıplarına uğruyor. Annesini unutabiliyor. Çıkıp gidebiliyordu kafasına göre. Hastalık süresince çok zorluk çeken anne ise geçmişe ,yaşanmışa bir sünger çekip oğlunu şefkatli kollarıyla sımsıkı sarıyordu.
    Uzun ve yorucu bir tedavi dönemi bekliyordu Kenan’ı neyse ki bu süre zarfında bütün ailesi yanındaydı. Küçük bir çocuktan beterdi. Onun için ayrılık alnına yazılmış bir yazgı olsa gerek yine bir ayrılık günü… kenan’ın hastaneye yatma günü uzun ve yorucu bir yola gidiyordu. Kenan bu hastalığı ya yenmeli ya yenmeliydi başka şansı yoktu. Çünkü annesinin yaşlı yüreği bir kayıp a da dayanamazdı. Hastaneye yatırılmasının daha ilk günleriydi. Bir ara şöhretinden sık bahsedilen Kenan AYDIN bir çocuk gibi sürekli bir bakıma muhtaçtı. Hayatın insanı nereye getireceği belli olmuyor. Diye düşünerek hastanenin ağaçlığı bakan penceresinden bakıp düşünüyordu. Ben kimim , ben neyim ya da ben kimdim ben neydim şimdi neyim der gibi. Hayat küçük kenana beklide en güzel kuralını öğretmişti bu hastalıkta ailesinin değerini göstermişti ona. Aylar geçen tedavinin ardından nihayet Kenan’ın yüzü gülüyordu. Hastalığını yenen Kenan’ın hastaneden ayrılma günü gelmişti. Yaşlı annesi her zamanki gibi yanındaydı. Birkaç saate evine götürüldü
    Artık annesiyle tek yaşıyordu. Küçükken annesine en çok düşkün olan Kenan hala annesine su taşıyor ve ona yardım ediyordu. bazen dışarıda aile kurmuş arkadaşlarını gördüğünde oda aklından evlenip yuva kurmak istiyordu. Hastaneden ayrılışının üzerinden tam bir ay geçti. Ama Kenan da bir değişme yoktu. Hayata küsmüş gibi kimseyle konuşmuyor. Evden dışarı çıkmıyor. Ve bir türlü gülmeyi beceremiyordu. Hak vermek lazım ki hiç kolay bir hayatı olmadı Kenan ‘ın çok ağır yükler yüklendi o küçücük omuzlarına koşamadı, oyun oynayamadı diğer çocuklar gibi. Çünkü o çalışmak zorundaydı. Çünkü babası yoktu. kardeşlerine bakmak onun sorumluluğuydu artık kardeşleri evlenip çoluk çocuğa karışmış olabilirdi ama Kenan daha küçücük yaşta 9 çocuk babası olmuştu. Evinin penceresinden bakıp her gün bunları düşünüyordu. Kenan ‘in bu hali sevdiklerini annesini çok üzüyordu. Bunu biliyordu fakat gülemiyordu. Bu evde bu anılarla yaşamak çok zor geliyordu ona beklide gitmeliydi. Çok uzak bir şehre gitmeliydi.
    Hafızası sık sık gidip gelen Kenan bu fikri aklına koymuştu. Bir sabah tüm fotoğraflarını ve tüm kıyafetlerini alıp arkada ona ait hiçbir şey bırakmadan annesine ben gidiyorum dedi. Anne çaresiz ağlıyor. Kenan’ı durdurmaya çalışıyordu. Ama nafile Kenan onu itip hızlı adımlarla uzaklaştı. Onu zor şartlar altında büyüten o zavallı anneciğinin elini bile öpmeden hızlı adımlarla uzaklaştı. Önüne ilk çıkan arabaya binip uzaklaştı memleketinden o bu anları daha önce çok yaşamıştı niye böyle yaptığını zavallı anacığını neden bu kadar üzdüğünü bile bile niye bu gidiş… hava kararmak üzereydi Kenan şehrinden çok uzaklaşmıştı. Pişmanlık duygusunu bastıran öfke geri dönmesini engelliyordu. Yaşanılmamış bir çocukluk bir gençlik vardı. Ama peki sevdiklerinin arkada bıraktıklarının suçu neydi…
    Neyse ki araba durdu burası neresiydi. Ne yapacaktı bu gece yarısı bu sokak ortasında yürüdü. Nereye gideceğini bilemeden yürüdü bu boş sokaklarda çok yorulmuş olmalı ki ilk bulduğu bankta uyuyup kalmıştı. Sabahın ilk ışıklarıyla bir ses arkadaş ne işin var bu soğukta bu bankta kalk diyordu. Kenan yorgun gözlerini açmakta zorlanıyordu. Bir müddet sonra yorgun bedenine hükmedebilmeyi başararak uyandı. Evet burası İzmir di . o kadar uzaklaşmıştı ki evinden…
    Yatacak bir yer ve bir iş bulması gerekiyordu bir zamanların Kenan AYDIN’ nın hikayesinin başladığı ilk gününe benziyordu iş ve kalacak yer bulmakta zorlanmadı. Tecrübeliydi bu konuda. Bir oto tamircisinde çıraklık yapmaya başladı tek odalı bir evde de kalmaya. Hiç kimseyle konuşmadan sesini bile çıkarmadan çalışıyor ve eve gelip yatıyordu çok sıradan bir hayat yaşıyordu. Bir kere bile aklına geride bıraktıklarını aramak gelmiyordu. Onlar Kenan a ne yapmıştı ki niye bu öfke bilmiyorlardı.
    Gazeteye kayıp ilanları verilmiş her yer didik didik aranıyordu . ama bir haber yoktu. Yaşlı anne hasta yatağa düşmüş kardeşlerinin ise gözlerinde ağlamaktan derman kalmamıştı. Kenan’ın hastalığı yüzünden bir yerde bayılıp kaldığını ya da daha kötü şeylerin olduğu düşüncesi onları çok rahatsız ediyordu. Yaşlı annesi artık o harabe evde tek başına yaşıyordu. Kimi çocukları İstanbul da kimi çocukları köydeydi. Tüm çocuklarının ısrarına rağmen o evinde kalıp Kenan’ın geleceği günü beklemek istiyordu. Kar kış demeden pencereden balkondan bir an olsun ayrılmıyordu. Kenan’ın bir gün çıkıp geleceğini biliyordu…
    Yaşlı bedeni bu kadar yükü kaldırmayıp yorgun düştü ve hastalandı. İstanbul’a oğlunun yanına yerleşecekti mecburen… on çocuk büyüttüğü bu anılarla dolu bu evin kapısını kilitleyip gidecekti. Evinde geçirdiği son geceydi. Yine penceresinin köşesinde hasta haliyle oturuyordu. Geleceksen gel demek istercesine süzülen göz yaşlarını siliyor ve bir yandan da yolu gözlemeyi bir an olsun bile bırakmıyordu. Sabah erkenden oğlu geldi. Ayrılık zordu. Boşta olsa evini bırakmak çok zor geliyordu ama şartlar bunu gerektiriyordu.
    Kenan ise İzmir deki hayatına alışmıştı arkasında kimse bırakamamış gibi davranması bir an bile rahatsız etmiyordu onu. Yeni düzen kurmak onun içinde zor olmuştu. Üst komşusu sık sık yemek getiriyordu. Kıyafetlerini ütülüyordu. Bir gün kapı çaldı. Elinde bir kap yemekle bir kız üst komşunun kızı olmalıydı. Yemeği verdi ve çıktı arkasından bakakaldı Kenan bütün duyguları yaşamıştı oysa ki ama bu nasıl bir duyguydu çözemiyordu adını bile koyamadığı bu duyguyu yaşamaya bile fırsatı olamamıştı geçmişte ama çok geç değildi. Kenan yemeden içmeden kesilmişti bir daha görür müyüm diye sabah üstünü giyip dışarı çıkan Kenan bu güzel bayanla yine karşılaştı. Bir müddet bakıştıktan sonra hızlı ve sinirli adımlarla uzaklaştı oradan. Ne yaptığına bir türlü anlam veremiyordu ve kimseye ısınamıyordu. Ya da güvenemiyordu böyle yaşamaktan da çok sıkılmıştı aslında bir yuvam olsa hiç fena olmaz fikri ona hiç itici gelmiyordu. Evet biraz kendine güvenip kıza ismini soracak ve hatta ondan hoşlandığını söyleyecekti. Daha önceler neler başarmıştı bunu da başarabilirdi. İş dönüşü ne tesadüf evin yanındaki parkta kızda oturuyordu. Yanına gitti hiçbir şey düşünmeden :
    Merhaba oturabilir miyim dedi.
    Tabi ki buyurun size de merhaba
    Ben Kenan deyip elini uzattı o kadar güzel gözleri vardı ki kızın bakmaktan kendini alıkoyamıyor hatta dalıp gidiyordu.
    Memnun oldum bende aslı dedi.
    (aslı ne güzel ismi vardı aslı )
    Buralı mısınız Kenan bey dedi
    Ne diyeceğini bilemeden ya da gerçeklerden kaçmak istercesine hayır dedi iş için buradayım dedi.
    Hı hoş geldiniz o zaman şehrimize dedi.
    Ne diyeceğini bilmeden uzun süre bakıştılar aslı da Kenan dan hoşlanmaya başlamıştı. Ne yazık ki bir türlü duygularını belli edemiyordu iki tarafta hava kararmak üzereydi.
    Aslı artık gitmem gerek deyip uzaklaştı
    Bu nasıl bir duyguydu. Ve heyecandan nefesini kesen ayaklarını titreten…Uzun süre arkasından baktı. Kenan da eve doğru yürümeye başladı. Evin kapısını açtı. Yalnızlığının kapısını açmış oldu bir nevi. Olmuyordu aslı yı her an yanında görmek istiyordu. Duygularını bir an önce açma kararı aldı. Aslıya bugün saat 10 da buluşalım mı dedi. Aslı tamam olur dedi. Buluşma yerine ikisi de aynı anda gitmişti. Kenan uzun süre lafı geveledi. Sonunda dayanamayıp aslıya ondan hoşlandığını söyledi. Aslı da duygularının karşılıksız olmadığını belirtmek ister gibi gülümsedi. Aslının ailesiyle küçük bir söz nişan derken düğün gününe 1 hafta kalmıştı. Ailesinin olamayışının burukluğunu yaşayan Kenan biraz mutsuz görünüyordu. Ailesi hala Kenan2ın çıkıp geleceğini umutlu bir şekilde bekliyordu. Yaşlı annesinin Kenan’ın gittiği günden beri yüzü gülmüyordu. Hastalığına iyice esir olan kadın durmadan Kenan gelecek deyip duruyordu.
    Aradan 4 yıl geçmişti. Kos koca 4 yıl ama ana yüreği bir an olsun bile unutmamıştı Kenan’ını oğlunu . Kenan’a düğün günü aslının ailesi ailen gelmeyecek mi dediğinde Kenan çok yoğun işleri varmış. Sonra biz gideriz dedi. Evleneli bir ay olmuştu. Aslı Kenan’ın bir derdi olduğunu anlıyordu . yalnız yürüdüğü bu yolda destekçisiydi Kenan’ın ama ne yaptıysa da Kenan’ın ağzından tek laf alamıyordu. Birkaç ay geçti aradan . Kenan’ı büyük bir sürpriz bekliyordu. Eşi hamileydi. Bunu öğrendiği an dünyalar onun olmuştu sanki. Babasının da Kenan’ın doğacağını öğrendiğinde bu kadar sevinmiş olduğunu düşünen Kenan kendini neden hayırsız evlat konumuna düşürdüğünü düşünen Kenan bu güzel anı düşünceleriyle bozmak istemedi. Elini eşinin karnına koyduğunda onun hareketleri bile heyecanladır maya yetiyordu. Peki o zaman neden annesine yaşadığını söylemiyor neden ona bu kadar acı çektiriyordu…
    Belki de ileri de kendi çocuğu da aynısını ona yapacaktı. Bunları düşünmüyor değildi. Ama gerçeklerle yüzleşmeye cesareti olmadığı için sürekli konuyu değiştiriyordu. Nihayet ki minik oğlu İsmail’ini kucağına vakti gelmişti. Evet İsmail koymuştu oğlunun adını bari ailemden tek bir anı taşısın diye. Dedesinin adını …
    Oğlu yavaş yavaş gelişiyor büyüyordu. Kenan o günlerde çok huzursuzdu onu mutsuz eden bir şeyler vardı. Çünkü annesi hastalığa iyice teslim olmuştu. Belki de aldığı son nefesleriydi bunlar Kenan’ım Kenan’ım diyerek verdiği son nefes evet Kenan’ın artık bir annesi yoktu. ölmüştü zavallı kadın Kenan’ın bundan haberi yoktu…
    Eşi ona her şeyi anlatmaya hatta annesinin elini öpmeye gitmeye bile ikna etmişti. Nihayet yola koyulabildiler. Küçük İsmail epey büyümüştü. babannesi onu görmeden hayata göz yumduğu için umarım kızgın değilrdir ona nihayet köyüne ulaşabildi. Evlerinin önüne araba gidemediği için yürüyerek inmeye başladılar. Bir sessizlik hakimdi mahalleye evin önüne geldiklerin de harabe olmuş evi kapısı kilitli gördüklerin de üzüntüsünü gizleyemeyen Kenan küçükken oturduğu dut ağacının altına oturup uzun uzun düşünmeye başladı neden yapmıştı bunu niye…
    Kardeşinin yan köye gelin gittiğini duymuştu. Hemen gidip görmek istedi. Kardeşinin kapısını çaldığında kardeşi abi deyip bağırıp yığılmıştı oraya. Bunu yapmaya hakkı yoktu diye içinden geçirmeye başladı aslı neyse ki kardeşi bir müddet sonra kendine gelebildi. Abisine bakıyor bakıyor inanamıyordu. Her şeyi anlatmaya başladı. Kenan eşini oğlunu gösterdi. Buna kız kardeşi çok şaşırdı. Çünkü onlar Kenan2ın öldüğü fikrine alıştırmışlardı kendilerini buna çok sevindi kardeşi annemde sağ olsaydı dedi. Kenan :
    ne dedin sen kardeşi:
    abi annem yolunu gözlemekten yorgun düştü ve hastalandı.
    Eee
    Esi birkaç ay önce annemi kaybettik abi ona bunu yapmaya hakkın yoktu bize bunu yapmaya hakkın yoktu diyerek hıçkırıklara boğulmaya başladı. Kenan kendini çok kötü hissetti. Şoka girmişti. Hiçbir şey demeden tepki vermeden sadece boş bakışlarla yere bakıyordu. Uzun süre düşündükten sonra kardeşine titrek bir sesle beni annemin mezarına götürür müsün dedi. Kardeşi peki abi deyip az ilerideki mezarlığa doğru yürümeye doğru başladılar. Kenan gözlerinin kıyısından süzülen yaşları saklamıyordu artık nasıl bakacaktı anne babasının yüzüne hayırsız evlattı evet bunu kabul ediyordu. ağlıyor ağlıyordu. Mezarlığa vardıklarında kardeşine eve gitmelerini söyledi. Ayakları onu geri geri çekse de gitmeliydi. Zavallı anacığının hiç değilse kabirinde yanında olmalıydı. Mezarının yanına çömeldi. Babasının yanına gömmüşlerdi. Anne babasını uzun yıllardan sonra ilk kez yan yana görüyordu. Ne diyeceğini bilmiyordu. Nereden başlayacağınıda kafasını yaptıklarının verdiği mahcubiyetle yerden kaldıramıyordu.
    Annesinin mezarına elini sürüp özür dilerim deyip fısıldadı anam gül kokulu anam artık toprak mı kokuyorsun diyerek bağıra bağıra ağlamaya başladı. Buna ihtiyacı vardı evet çünkü bun onlara karşı yaptığı son vazifeydi. Yağmur ince ince çiselemeye başladı. Kenan: yağmurun altında ıslanmış bir itten farklı değilim deyip defalarca özür diledi anne babasından keşke sağken yapabilseydim demeyi de unutmadan…
    İlk ayrılık kolay olmuştu. Niye veda edemiyordu anne babasına niye bırakıp gidemiyordu yine bu toprakla konuşacak daha mı güzeldi niye sağken annesine bu kadar yakın değil di diye düşünüyordu. Ayrılmak zorunda olduğunun farkındaydı. Anne babasından helallik istemesi lazımdı. Annesine:
    Annem sultanım keşke sağken görebilseydin iyi olduğumu evlendim bir oğlum oldu. Özür dilerim her şey için yokluklar içinde büyüttün bizi hakkını helal et helal et anacığım babasına:
    Babam canım babam görevimi yerine getiremedim. Bana emanet ettiğin aileme sahip çıkamadım, bakamadım onlara affet beni hani küçükken başımı okşayıp bana benzeyip oğlum derdin ya olmadı be baba yapamadım senin gibi zorluklarına karşı direnmek yerine kaçtım sadece bunu yapabildim. Rahat uyuyabildin mi bilmiyorum. Kardeşlerim ve annem zor durumdayken. Olmadı be babam beceremedim. Hakkını helal et… babasının en çok hoşlandığı kelimeydi İsmail bey lafı uzun bir veda ağlayışının ardından yine ayrılık vakti gelmişti. Göz açıp kapayıncaya kadar bir ömür ayrılıklarla geçmişti farkında olmadan. Elveda elveda deyip mezarlıktan uzaklaşırken geç kalınmış bir hayatın acısını çekiyor ağlıyor ağlıyordu. Boşa sitemler boşa geçmiş bir ömür canını çok acıtıyordu. Kardeşinin evine geldiğinde kardeşi elinde bir zarfla karşıladı onu ne bu demeye kalmadan anlatmaya başladı kardeşi bu zarfta anacığını son cümlecikleri varmış. Zarfı alıp yüreğine sıkıca bastı. Açmaya cesaret edemiyordu. Ne yazmış olabilirdki anacığı diye düşünürken tam 3 gün geçmişti. Sonunda açma kararı aldı. İtinayla kapatılmış. Zarfı açıp okumaya başladı….







    İLK GÖZ AĞRIM KENANIMA
    Dünyaya ilk geldiğin gün beni nasıl bir mutluluğa boğdun anlatamam Kenan’ım hiçbir zaman neden doğdun ki dedirtmen din bana Kenan’ım yavrum gül kokulum nerdesin niye gelmiyorsun. Bak ağlamaktan gözlerim kör oldu. Gel artık. Oğlum yokluk içinde doğdunuz onunuzda ve yoklukla büyüdünüz. Böyle olması gerekiyormuş. Bu hayatı paylaşmamız gerekiyor deyip hiçbir zaman sitem etmedim. ..
    Kuru ekmek yedik. Aç kaldık ama siz çocuktunuz küçüktünüz. Şikayetçi oldunuz bu hayattan ister istemez inan bana bir aile olabilmeyi başardıktan sonra hiçbir önemi yoktu paranın pulun bunu baba olduğunda anlayacaksın biliyorum.
    Çok hastayım be Kenan’ım bugün yarın göçerim. Ama inşallah hayata gözlerimi yummadan önce görebilirim o güzel gözlerini. Olmasa da hiç önemli değil. Son nefesimi verene kadar gelebileceğini bir an bile unutmadan yaşayacağım Kenan’ım umarım bu mektubumu alırsın.

    Oğlum Kenan’ım seni bir an bile unutmadım. Unutmamda …
    BİR GÜN GELECEKSİN BİLİYORUM…
    Ben sağken yada ölüyken fark etmez mutlaka yanıma gel olur mu ?
    Belki seni sağken kucağıma koyup öpemeyeceğim ama olsun be yavrum yüreğim dayanmıyor oğlum seni bekliyorum tamam mı?
    GEL NE OLUR OĞLUMM…




    Benim de oğlum var aynısı bana da yapılabilir. Bana gelecekte niye bunu yaptın anneme neden annem bizi babasız büyüttü ama ben ona buna karşılık olarak ne yaptım ne verdim. Hüzün keder başka bir şey yok ben böyle biri değilim diye içinden geçirse de o artık öyle biriydi. Öyle birinden kasıt neydi. Anne baba hakkı bilmeyen nankör yani hayırsız evlattı. Annesi üzüntüden kahrolmuş hastalanmıştı. İçinden benim için dese de ana yüreğinin nasıl çarptığını evlatları için nasıl attığını bilmediği için bunları söylüyordu. Kendisi de bir babaydı. Onunda bir evladı vardı artık. Onu nasıl yetiştirmeliydi. İyi mi yetiştirmelyim derken aklını bir soru kurcaladı. Niye annem beni annem kötü mü yetiştirdi diye hayır bu onun nankörlüğünden başka bir şey değildi. Bunları düşünürken avucunu o kadar çok sıkmıştı ki sinirden elleri mosmor olmuştu. Bunlar olamamalıydı diye üzülmekten geç kalınmış bu hayatı yaşamaktan başka bir şey yoktu artık. Bunları düşünürken aklına şu hadis geldi ve çok duygulandı:


    Gerçek sabır ilk toslama anında olandır . bu ne ifade ediyor benim için diye düşündü. Aslında her şeyi kısa ve net bir şekilde ifade ediyordu bu hadis. Sabretmeyi bilmediği için istediği hayatı yaşayamadı belki de geç kalınmış bir hayatı düşe kalka yaşamak zorunda kaldı yorgun bedeni ve karma karışık duygular için de olan beyni ona artık her şeyin geçtiğini pişmanlığın hiçbir şeyi yaşamayacağını belirtmek istercesine kulaklarında çınlıyordu. Bu vicdan azabı son nefesini verene kadar sürecekti belki de ama artık kendisini toparlayıp eve gitmeliydi onu bekleyen küçük oğlu İsmail vardı. Onunda bu geç kalınmış hayatın içerisinde kaybolmaması için hayatına bir yerden başlamalıydı…
    Annesine son sözlerini söylemek için kalbi ve beyniyle mücadele halindeydi. Bunları söylemeliydi yıllar önce söyleyemediği bu sözleri artık söyleme vakti gelmişti. Annesinin mektubunu okuduktan sonra yıllarca bastırılmış duygular birden bire bir patlama yaşamıştı belki de. Yaşanmamış yıllar, keşkeler birikmişti kafasında son sözleri şu olmuştu.




    ANAM
    Gül kokulum… Hakkını helal et bile diyemiyorum niye yaptığımı neden yaptığımı da bilemiyorum. Ama pişmanım artık … hiçbir anlamı kalmamış bir pişmanlığı taşıyorum kalbim de babasız büyüttün bizi biz ise emeğine layık olamadık ya da olamadım. Son kez elini bile öpemedim be anam köy kokulum gül kokulum… bak geldim buradayım köyüm de, evimizde geç kaldığımı bile bile geldim. AFFET BENİ AFFET………………………….ÇOK GEÇ KALDIM ÇOK GEÇ ………………………..


      Forum Saati Paz Kas. 19, 2017 10:33 am