Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    UMUDUNU YİTİRME - Berna Sultan GÖKÇE

    Paylaş

    Admin
    Admin

    Mesaj Sayısı : 61
    Kayıt tarihi : 20/03/09

    UMUDUNU YİTİRME - Berna Sultan GÖKÇE

    Mesaj  Admin Bir Ptsi Ara. 27, 2010 6:58 pm

    Uzun ve çetin geçen bir kıştan sonra nihayet baharı görebilmişlerdi ailece… Ağrı’nın Doğu Beyazıt ilçesinde doğan Umut, ailenin en büyük çocuğu ve umuduydu aslında. Geçimini arıcılık ile sağlayan fakir bir ailenin çocuğuydu. Fakir oldukları için hala ve amcaları tarafından küçük görüyorlardı Umudun ailesini. Umut ilköğretimini evlerinin yakınında olan bir okulda başarıyla bitmişti. Ne yazık ki lise giriş sınavına katılamamıştı. Ortaöğretimini ise iyi bir lisede yapmak istiyordu. Fakat bulunduğu ilçedeki lisenin eğitim için iyi değildi. Bu yüzden nerede okuyacağı da okula gidip gitmeyeceği bile belli değildi. Aslında eğitimini alabileceği yer vardı, ailesinden ne kadar uzak olsada. Hatay’ın bir ilçesinde akrabaları bulunan Umut’un, eğitimini orada almasını istiyordu ailesi. Umut ve ailesi için çok zor olacaktı ayrılık. Fakat Umut her şeyi göze aldı iyi bir eğitim alıp meslek sahibi olmak için. En kötüsü de kardeşleri olan Ali ve Ozan’dan ayrılmak. Ozan ile Umut arasında bir yaş vardı. Ali ise daha küçüktü, ağabeyinden hiç ayrılmak istemiyordu, çok seviyorlardı birbirlerini. Artık Umut valizini hazırlamış evinden ayrılıyordu. Çok acı veriyordu ona uzaklara gitmek. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu ama biliyordu bunun sonda güzel şeyler olacağını… Yolculuk bitmişti. Umut’u dedesi ve ninesi karşılamıştı otogarda. Bundan sonra dedesi ninesi ile birlikte olacaktı. Yeni bir hayata başlamıştı annesi, babası ve kardeşlerinden olarak. İyi bir liseye kaydını yaptıran Umut, çok mutluydu. Eğitimini en iyi şekilde görecekti. Ama dedesinin yanında kalacağı için kendini zorda hissediyordu. Her ikisini çok sevse de onlara yük olmaktan dolayı üzüntü duyuyordu. Ailesi için buna da katlanacaktı.
    Bugün okulun ilk günüydü. Umut heyecanlı bir şekilde hazırlanıp koşar adımlarla okula gitti. Yolda giderken hayalleriyle umudunu renklendiriyordu. Okula vardığında bahçe çok kalabalıktı, herkeste bir tanışma heyecanı vardı. İlk ders zili çaldı. Umut sırasına gidip oturdu ve sessizce beklemeye başladı. Bütün öğrenciler yerlerine geçmişti. İlk dersleri matematikti. Hocasının adı Abdullah’tı. Ve Umut’un ilk dersi iyi geçmişti. Matematiği sevdiği için anlamakta zorluk çekmemişti. Hocası da çok iyi birine benziyordu ve dersi de iyi anlatıyordu. Umut’un ilk günü hocaları ve arkadaşları ile tanışmakla geçmişti. Okul çıkışında doğrudan eve gitti. Üzerini değiştirip yemeğini yedikten sonra hemen dersin başına geçti. Ders çalışıyordu ama aklına sürekli ailesi geliyordu.
    Haftalar. Günler geçmekte ama Umut hala tam olarak bir arkadaş grubu kuramamıştı. Herkes biriyle dolaşırken o tek başına bir köşede oturuyordu. Yine hayallerin içinde gezinirken aynı sınıfta olduğu Osman geldi yanına ve birlikte derin sohbete daldı. Umut Osman’ın yanına gelmesine çok mutlu olmuştu. Onunla uzun uzun sohbet etmişlerdi ve Umur ilk ve ömür boyu olacak dostunu bulmuştu. O günden sonra Umut’un arkadaşları



    yavaş yavaş artmaya başlamıştı. Bu birazda Osman’ın sayesindeydi. Çünkü Osman çevresi geniş ve atılgan birisiydi.
    Umut artık sınıfına ve arkadaşlarına çok alışmıştı. Onlardan hiç ayrılmak istemiyordu. Özellikle Osman’dan. Çünkü Osman ile hayatına yeni bir ışık doğmuştu. O Umut’ yeni bir umut yolu göstermişti ve bu yolda Allah, peygamber ve kutsal Kit ab’ı yoluydu. Umut din bakımından tam olarak yoksun değildi ama bilmeği çok şey vardı. Sanki içinde kara bir boşluk gibi taşıyordu bu eksikliği o boşluğu da Osman’ın sayesinde doldurmaya başlamıştı. Osman namazlarını düzenli olarak kılıyordu ve bu Osman’ın çok hoşuna gidiyordu. Cuma namazlarına birlikte gitmeye başlamışlardı. Umut yavaş yavaş Osman sayesinde Kuran-ı Kerim’ de öğreniyordu. Umut artık evde de Kur’an çalışmaları yapıyor, namazlarını da elinden geldiğince kılmaya çalışıyordu. Bir gün yine Kur’an okurken sanki kendinden geçmişti, o sırada odanın kapısı hiddetle açıldı. İçeriye dedesi girdi ve sinirli görünüyordu ve hiddetle Umut’a bağırmaya başladı. Ona Kur’an okuduğu için aklına gelen her şeyi söylemişti. Umut dedesinin söylediklerine karşı geliyor, onun söylediklerinin yanlış olduğunu söylüyordu ama dedesi anlamıyor, anlamakta istemiyordu. Dedesi Umut’un karşılık vermesine daha çok kızmış ve o sinirle Umut’ kapı dışarı etmişti. Umut o an neye uğradığını anlamamıştı ve nereye gideceğini bilemiyordu. Aklına ilk gelen yer dostu Osman’dı. Hemen onun yanına gitti. Vakit de geç olduğu için çekiniyordu ama başka gideceği yer yoktu. Osman’ın evine vardığında kapıyı çaldı, kapı bir süre sonra açıldı. Osman karşısında Umut’u görünce şaşırdı ama hiçbir şey sormadan içeri aldı. Daha sonra olanları uzun uzun konuştular. Osman Umut’a istediği kadar evlerinde kalabileceğini söyledi. Umut artık Osman’ evinde kalmaya başlamıştı. Ama ona yük olmakta istemiyordu. Ne yapacağını bilmiyordu. Dedesini evine de gidemiyordu. Onu kovan dedesinin tekrar geri alacağını düşünmüyordu.
    Aradan iki hafta geçmişti. Bir gün okul çıkışında Umut’u dedesi kapıda bekliyordu. Dedesini gören Umut bir an için irkilmişti. Dedesi onu yanına çağırdı ve Umut korkarak dedesini yanına gitti. Dedesi Umut’u eve geri çağırıyordu. Çünkü Umut evladının emanetiydi. Ne kadar onun torunun yaptıklarına karşı çıksa da onu eve gelmesi gerektiğini söylüyordu. Umut arkadaşına daha fazla yük olmak istemediğinden dedesiyle birlikte eve geri döndü. Dedesiyle artık arsında mesafeler olacaktı bunu biliyordu.
    Umut, okul hayatında bir yılı tamamlamıştı. Ama onu daha da fazla zorlu günler bekliyordu. Çünkü kardeşi Ozan da liseye başlayacaktı. Ailesi bu yükün altından




    kalkabilecek durumda değildi. Yaz boyunca çalışan Umut artık hem okula gidiyor, hem de hafta sonları fırında çalışmaya başladı. Ailesi kardeşi Ozan’ı memleketlerindeki meslek lisesine kaydını yaptırmışlardı. Çünkü Ozan okumaya meyilli değildi. Daha çok babasına yardım etmeyi seviyordu. Umut okul günlerini Osman ile birlikte geçirmekteydi.
    Her ikisi de derslerine çok önem veriyordu. Onun için etraftaki olaylardan kendilerini soyutlamışlardı. Umut için hafta içi okulda hafta sonu işte derken günler hızla geçmekteydi. Bir akşam anne ve babasını çok özlemiş, onları aramıştı. Telefonu babası açtı. Babasıyla uzun uzun sohbet etti ve Umut’a; Ozan’ı okuldan aldıklarını ve işe girdirdiklerini söyledi. Umut bu duruma karşı çıkıp kardeşini neden okuldan aldıklarını sordu. Babası da Ozan’ın okumak istemediğini, okulu kendisinin bırakmak istediğini dile getirdi. Umut bu duruma ne kadar üzülse de engel olamamıştı, kardeşinin çalışmasına. Bir şey diyememişti babasına. Telefonu kapattı ve ailesini düşünerek derin bir uykuya daldı.
    Okulların kapanmasına sayılı günler kalmıştı. İşte çalıştığı için memleketine gidemeyecekti. Okullar kapanmıştı. Umut yaz tatilini iş ve ev arasında geçiriyordu. Umut bazen isyan ediyordu. ‘ Arkadaşlarım tatil yaparken ben neden çalışıyorum’ Diyordu. Ama biliyordu ki bir gün o da iyi bir hayat sürecekti. Ailesine destek olmak için katlanıyordu, bunlara.
    Umut’un dedesi ile de arasındaki soğukluk artmaya devam ediyordu. Dedesi resmen Umut’a düşman kesilmişti. Bu durum katlanamaz hale geliyordu. Umut kendini bu durumdan kurtarabilecek bir çevre bulamıyordu. Sadece dua etmekle yetiniyordu. Dedesinin bu durumunu gördükçe çok üzülüyordu. Onun da hidayet yolunu bulmasını çok isterdi. Fakat bu durumda bu imkânsızdı. Dedesi asla böyle bir şeyi kabul etmezdi. Çevresini o kadar çok önemsiyordu ki… Keşke çevresini önemsediği gibi torunu Umut’u da önemsese idi.
    Yaz bitimine doğru Umut’u hiç beklemediği bir haber yıkmıştı. Bu haber dostu Osman ile ilgiliydi. Babası imam olduğu için Osman ve ailesinin başka bir yere gitmeleri gerekiyordu. Umut o kadar çok üzülmüştü ki ne yapacağını bilmiyordu. Arkadaşının gitmesini istemiyordu, çünkü ona çok alışmıştı. Osman giderse her şeyin biteceğini düşünüyordu. Osman Umut’un böyle düşündüğünü anlamış ve ona böyle bir şey olmayacağını, nereye gidersek gidelim dostluklarının bitmeyeceğini söylemişti. Umut bir nevi rahatlamıştı.




    Osman artık gidiyordu. Umut onu yolcu etmeye gitmişti. Osman’a sıkıca sarıldı ve vedalaştılar. Birbirlerine ‘Ne olursa olsun hep dost kalacağız ’ sözünü vermişlerdi. Umut Osman’ı uğurladıktan sonra kafa dinlemek için deniz kenarındaki kayalıkların üzerine oturdu. Dalgaların ahenkle dans edişini seyrediyordu. Derin bir düşünceye daldı. Tatilde ailesini göremediği için üzülüyordu. Telefonla konuşmak yetmiyordu, ona. Özlem gidermek istiyordu ama memleketine maddi açıdan dolayı gidemiyordu.
    Kardeşinin bu yaşta iş hayatına atılmasına çok üzülüyordu. Umut kardeşinin de okuyup meslek sahibi olmasını çok istiyordu. Fakat Ozan artık kararını vermiş, iş hayatını tercih etmişti. Bu yaşta… Umut’a halaları ve amcaları hep ‘Bu çocuk okumaz ’ gözüyle bakıyorlardı. Umut da bu düşüncelerinin karşılığını okuyarak, meslek sahibi olarak vereceğine dair kendisine söz verdi. Deniz kenarında oturmak Umut için iyi gelmişti, aslında. Dedesi ile sorun yaşadığı için evde bulunmak istemiyordu. Ama gidecek başka bir yeri de yoktu. Neyse ki okullar açıldı. Umut on birinci sınıfa başlamıştı. Umut sayısal bölümünde olduğu için sıkı bir ders çalışması gerekiyordu. Bu sene yanında Osman yoktu. Ama sınıftaki arkadaşlarıyla da iyi geçiniyordu. Ders konusunda yardım ediyorlardı birbirlerine. Umut’un yeni sıra arkadaşı Abdullah’tı. Abdullah çok efendi, mülayim insandı. Umut’a her konuda yardımcı oluyordu. Umut hocaları tarafından da çok seviliyordu. Onun derslerdeki başarısı giderek artıyordu. Osman da gittiği yerde bulunan güzel bir lisede eğitimini devam ettiriyordu. O da yavaş yavaş alışıyordu sınıf ortamına. Umut’u çok özlüyordu, onunla geçirdiği güzel günler hiç aklından çıkmıyordu. Elinden geldiği kadar haber gönderiyordu Umut’a. İkisi de birbirlerini arıyor ya da mektup yazıyorlardı.
    Umut’un sınıfına yeni bir kız öğrenci gelmişti. Adı Kübra’ydı. Kübra hem çok güzel hem de ukala bir kızdı. Herkesin dikkatini çok fazla çekiyordu. Herkes gibi Umut’un da dikkatini çekmişti. Gözlerini ondan alamıyordu. Umut kendine hakim olamıyor, kalbine söz geçiremiyordu. Kübra’yı her gördüğünde kalbi yerinden çıkacak gibi oluyordu. Umut ailesini düşündüğü kadar Kübra’yı da düşünüyordu. Ona aşık olmuştu. Ama bunu kimseye söylemek istemiyordu. Kübra’ya söylerse sert bir tepki vereceğini düşünüyordu.
    Umut hafta sonu yine fırında çalışıyordu. Artık zor geliyordu çalışmak,ona. Fırına bir bayan girdi. Umut bu bayanın önce yüzünü fark etmemişti. Daha sonra ses tonundan anlamıştı. Bu sevdiği kız, Kübra’ydı. Yüzüne bakamamış çok utanmıştı. Fırında çalıştığını görmesini istemiyordu. Umut hemen oradan ayrıldı. Sevdiğini söyleyememek Umut’a çok acı veriyordu artık. Bunu biriyle paylaşıp rahatlamak istiyordu. Günlerce




    düşündü ne yapacağını. En yakın arkadaşı Osman’ı aradı ve ona anlattı. Kübra’nın nasıl biri olduğunu, ona karşı boş olmadığını ve ona âşık olduğunu anlattı. Osman’dan ne yapacağına dair yardım istedi. Osman ise Kübra ile yüz yüze konuşmasını, ona duygularını ifade etmesini önerdi. Umut Osman ile konuştuğu için az da olsa rahatlamıştı. Umut’u zor görevler bekliyordu. Kübra’ya bu durumu nasıl söyleyecekti? Söylerse, Kübra kırıcı bir laf kullanır mı diye düşünüyordu. Kübra’yı düşünmekten derslerine çalışmayı unutmuştu. Cesaretini toplayıp Kübra’yla konuşmaya karar vermişti. Umut Kübra ile biraz sohbet etti. Daha sonra Umut, hissettiği duyguları söyledi. Konuşurken çok rahattı. Kübra da Umut’u anlayışla karşılamıştı. Tahmin ettiği gibi sert bir tepki vermemişti. Çünkü Kübra’nın aklında hain planlar yatıyordu. Kübra bu sınıfa gelmeden önce erkek arkadaşı vardı. Aldattığı için ondan intikam almak istiyordu. Ve Umut da bu oyuna dâhil olmuştu. Kübra da Umut’un sevgisine karşılık olarak bu oyunu oynayarak verecekti. Umut Kübra ile tekrar konuştu ve ona teklif etti. Kübra da ‘Denemeye değer ’ dedi. Umut çok mutlu oldu. Ama bilmezdi ki Kübra’nın intikam uğruna teklifini kabul ettiğini. Artık teneffüslerde sürekli Kübra’nın yanına gider olmuştu. Böylelikle daha da bağlanıyordu Kübra’ya. Sürekli beraber vakit geçirmek istiyordu. Umut her şeyi olumlu düşünüyordu. Sevdiği için her şeyi göze almak istiyordu. Umut’un hareketleri ve düşünceleri Kübra’nın hoşuna gitmeye başlamıştı. Galiba Kübra da Umut’u sevmeye başlamıştı. sınıfta beraber oturuyorlardı. Birbirlerini daha yeni tanıyorlardı. Ama Umut Kübra’nın her şeyini hemen öğrenmek istiyordu. Kübra bazı şeyleri anlatmaktan kaçıyordu. Umut bunu fark etmişti. Kübra’nın neyi sakladığını öğrenmek istiyordu. Kübra anlatmak istiyor fakat çok utanıyordu. Anlattığı zaman ilişkisinin biteceğini biliyordu. Bitmesini istemediği için anlatmıyordu. Çünkü Kübra da Umut’u seviyordu. Kübra çok düşündü anlatıp anlatmamak için. Ama ne olursa olsun Umut’u daha fazla üzmeyecekti. Üzülmeye değer biri değildi. Bu yüzden Umut’a her şeyi anlatmıştı. Bir intikam uğruna birlikte olmak istediğini ve bunu başardığını dile getirmişti. Umut, çok şaşırmış duyduklarına inanamamıştı. Belki de inanmak istememişti duyduklarına…
    Umut için çok zor bir durumdu bu. Erkeklik guruna yediremiyordu. Kendini toparlamak istiyordu. Osman’la konuşursa daha iyi olacağını düşünmüştü. Osman’a olanları anlatmıştı. Bunları duyunca arkadaşı için çok üzülmüştü. Osman, Umut’un sadece derslerine çalışması ve hedefini yerine getirmesi gerektiğini söylemişti. Osman’ı haklı buluyordu, Umut. Sevdiği için gönlüne söz geçirememişti. Ne yazık ki, ilişkiye başlamadan darbe yemişti. Kendini toparlaması gerekiyordu. Derslerini çok aksatmıştı. Sıra arkadaşı Abdullah ve Berkay da Umut’a destek olmuşlardı. Berkay sınıftaki efendi




    öğrencilerden biriydi. Hep birlikte vakit geçiriyor, her konuda yardımcı oluyorlardı birbirlerine.
    Umut kendini sadece derslerine vermişti. Hafta içi bir gün Berkay’ın evine gidip orda ders çalıştılar. Yazılı günleri yaklaşıyordu. İyi bir başarı elde etmek için düzenli çalışıyorlardı. Öğretmenleri tarafından da destek alıyorlardı. Yazılı olmuşlardı ve yazılıları çok güzel geçmişti. Çalıştıktan sonra her şeyi başaracaklarına inanmışlardı.
    Berkay, Kübra ile çok samimi olmaya başlamıştı. Umut bundan rahatsız oluyor, şüphe duyuyordu. Berkay Kübra’ya ilgi gösteriyordu. Bu ilginin sebebi vardı elbette. Kübra bu defa Berkay’ın gözlerini büyülemişti. Berkay da seviyordu Kübra’ yı. Erkeklerin sürekli Kübra’ya ilgi duymasının nedeni; çok güzel ve çekici olmasıydı. Umut Berkay’ın Kübra’dan hoşlandığını anlamış ve Berkay’ı uyarmıştı. Umut:
    -Berkay, benim Kübra ile aramızda geçen olayları biliyorsun. Neden kendi ellerinle ateşe gidiyorsun?
    -Ben Kübra’yı çok seviyorum. Sizin aranızda hoş şeyler geçmemiş olabilir. Benim de bunları yaşayacağım anlamına gelmiyor.

    -Ben de sevmiştim ama o ne yaptı? Beni resmen oyuncak gibi kullandı. Gururumla oynadı. Bunları sen de yaşa istemiyorum.
    Umut ne söylerse söylesin Berkay’a söz geçiremiyordu. Bir süre birlikte olmuşlardı. Fakat Kübra Berkay’ı oyalıyordu. Çünkü sevmiyordu, zevk için, insanların gururuyla oynamak için birlikte oluyordu.
    Kübra Berkay’dan sıkılmıştı artık. Hareketlerinden de belirtiyordu bunu. Berkay ile Umut’un arası az da olsa bozulmuştu. Umut Berkay’ın üzülmesini istemediği için karşı gelmişti Kübra’yla birlikte olmasına. Berkay Kübra ile uzun uzun konuşup Kübra’nın neden böyle davrandığını sormuştu. Kübra’nın cevabı ise, ‘seni sevmiyorum ve seninle konuşmak istemiyorum’ olmuştu. Berkay bunları duyunca çok şaşırdı ve çok üzülmüştü. Eğer Umut’u dinlemiş olsaydı üzülmeyecekti…
    Hata yaparak öğreniliyor, hayat. Sınıf içerisinde Kübra ile konuşan kalmamıştı. Bütün arkadaşları kendisine düşman gibi davranıyorlardı. Ne kadar sınıftakilerle konuşmayı denese ters tepki alıyordu.bu da Kübra’nın zoruna gidiyordu. Henüz




    arkadaşlarının neden böyle davrandıklarını anlamıyordu.
    Bir gün sınıf arkadaşlarından Nagehan yanına gelir:
    -Kübra neden bütün arkadaşların sana karşı böyle davranıyorlar, biliyor musun?
    -Neden böyle yaptıklarını anlamıyorum. Ben onları üzecek bir şey mi yaptım onu da bilmiyorum.
    -Bak Kübra; senin Berkay’a ve Umut’a yaptığın şeyler çok yanlış. İkisini de üzdün ikisine de hak etmedikleri davranışlarda bulundun.
    -Haklısın Nagehan.
    Kübra, intikam almak için oyun oynadı ama eline bir şey geçmedi.sadece kendi duygularını tatmin etmiş oldu. Mutlu değildi. Çünkü bunları yaparken arkadaşlarını tamamen kaybediyordu. Kübra hatalarını anlamış, pişmanlık duymaya başlamıştı. Kendisine çeki düzen verecekti artık. Nagehan ile iyi arkadaş olmuşlardı. Kübra Nagehan’ın sayesinde hayatındaki bazı şeylerin değerini anlamıştı, onunla konuştukça hayattan birçok şey öğreniyordu. Eski Kübra gitmiş yerine temiz kalpli biri gelmişti sanki.
    Umut ve Berkay bir gün okul çıkışında Abdullah’ın evine gittiler. Abdullah Hatay’ın en güzel yerlerinden olan Arsuz beldesinde oturuyorlardı. Abdullah, arkadaşlarına çevreyi gezdirdi. Çok beğenmişlerdi. Umut evden uzaklaşınca biraz da olsa rahatlamıştı. Dedesiyle arasında olan soğukluk hala devam ediyordu. Bu yüzden evden sürekli ayrılmak istiyordu.
    Okulların bitmesine çok az bir vakit kalmıştı. Umut son yazılılarına hazırlanıyordu. Yaz tatilinde memleketine gideceği için çok mutluydu. Onun heyecanı ile yazılılarına çok çalışmış, takdir belgesi almıştı. Arkadaşlarından ayrılacağı için üzgündü ama çok uzun süredir görmüyordu ailesini.
    Umut, memleketine gelmişti artık… Ailesini o kadar çok özlemişti ki biran bile yanlarından ayrılmak istemiyordu. Annesi ona bir sürpriz yapı ve bir erkek kardeşinin olacağını söyledi. Çok sevinmişti, ona bir arkadaş daha geliyordu.
    Umut bu sevinçli haberin üzerine kardeşi Ozan ile birlikte akrabalarını ziyaret ettiler, özlem giderdiler. Umut, ne kadar sevilmeseler de kendine düşen görevi yapmıştı.




    Halalarını ve amcalarını tek tek ziyarete gitmişti. Her zaman bir umut taşıyordu yüreğinde. Bir gün gelecek memleketteki akrabaları tarafından sevileceklerdi. Neden arada soğukluk olduğunu hala anlamış değildi. Oysa Umut’un bir yanlışı olmamış, her zaman saygı ve sevgisini göstermişti, çevresindeki insanlara.
    Umut’un en çok istediği şeylerden biri de kendilerine ait bir evlerinin olmasıydı. Bu isteğini kendi emeği ve çabası ile gerçekleştirecekti. Umut ailesine öğretmenleri ve en yakın arkadaşlarından bahsediyordu. Umut’a çok yardımcı olmuşlardı. İyi gününde kötü gününde, hep yanındaydılar. İşte gerçek bir dost olduklarını bu yönlerinden belirtmişlerdi. Umut, bu sene üniversite sınavına hazırlanacaktı. Çalıştığı fırından aldığı haftalıkları biriktirmişti, dershaneye gitmek için. Hatay’a giderken babasının yaptığı baldan da götürecekti ninesine, Abdullah’a ve Berkay’a. Erken dönmesi gerekiyordu. Çünkü dershaneye kaydını yaptıracak ve sıkı bir ders çalışacaktı. Hafta sonları fırında çalışmayacaktı, artık. Üniversite sınavını kazanmak için elinden geleni yapacaktı. Memleketinden ayrılıyordu yine, Umut. Yine zor geliyordu ayrılık…
    Neyse ki sağ salim gelmişti ninesi ve dedesinin yanına. Umut’u zorlu bir sene bekliyordu. Çok çalışması gerekiyordu. Hem okul hem dershane zor olacaktı belki ama Umut için önemli olan zoru başarmaktı. Başaracağına inanıyor, umudunu kaybetmiyordu. Yaz kursları başlayacaktı hemen. Dershane başlamadan Abdullah ve Berkay’ın yanına gitmişti. Memleketinden onlar için getirdiği balı da götürmüştü yanında. Çok sevindiler Umut’u görünce. Abdullah ve Berkay da farklı dershanelere kayıtlarını yaptırmışlardı. Bir ay sürecek olan yaz kurslarının sonunda, seviye belirleme sınavına gireceklerdi. Bu sınav sonucunda iyi ya da orta dereceli sınıflara yerleşeceklerdi. Bir ay boyca hiç gezmeden, eğlenmeden derslerine çalışan bu üç arkadaş ayrı dershanedeydiler ama üçü de en iyi sınıfa girmeye hak kazanmışlardı. İlk sınavları gibi diğer girecekleri sınavların da böyle olması gerekiyordu ki hep en iyi sınıfta kalabilsinler.
    Okulda son seneleriydi. Okulda sınıflar yetersiz olduğundan dolayı yeni lise bir öğrencileri için sınıf açmaları gerekiyordu. Bunun içinde sayısal ve eşit ağırlık sınıflarından birer sınıfın öğrencilerini diğer sınıflara dağıttılar. Umut’un sınıfına da on beş yeni arkadaşı gelmişti. Aslında çoğunu tanıyordu. Dördüncü sınıf öğrencilerinin zorlu süreci başlamıştı. Herkes bir telaş içerisindeydi. Okul dersleriydi dershaneydi derken kendilerine bile zaman ayıramıyorlardı. Tabi sınıf içerisinde hiç ders çalışmayan arkadaşları da vardı.




    Umut’un bu seneki öğretmenleri de çok iyiydi. Hele de sınıf öğretmeni ile çok iyi anlaşıyordu. Bütün öğretmenleri bu sene öğrencilerine daha hassas davranıyordu. ÖSS psikolojisi sarmıştı, öğrencileri “Kazanamazsam” korkusu yatıyordu hepsinde. Umut çok çaba gösteriyordu. Hem okul derslerini hem de ÖSS’yi bir arada yürütebiliyordu. Sınıftaki arkadaşlarıyla da sürekli soru çözüyordu. Umut ’un dershanedeki arkadaşlarıyla da arası çok iyiydi. Yan sınıfında bir kız arkadaşı vardı, adı Tuğba idi. Sürekli yanına gidiyordu Tuğba’nın. Umut galiba Tuğba’dan hoşlanıyordu. Bunu bir süre kabullenememişti. Umut okul arkadaşı Begüm’e sürekli Tuğba’dan bahsediyordu. Begüm Umut’un Tuğba’dan hoşlandığını anlamıştı. Bir gün Umut’a sordu Tuğba’dan hoşlanıp hoşlanmadığını. Bir süre Umut durumu reddetse de daha sonra hislerini Begüm’e anlattı. Ama bu hislerinden çekiniyordu çünkü Kübra’da yaşadıklarını yaşamaktan korkuyordu. Begüm ona denemesini söyledi ama Umut nasıl söyleyeceğini bilemiyordu ve Tuğba’nın ne hissettiğini de bilmiyordu. Umut bu arada dersleri ihmal etmiyordu, Tuğba ikinci planda kalıyordu.
    Umut bir gün dershane çıkışında Tuğba’yı bekliyordu. Ona duygularından bahsedecekti ve Tuğba’nın da düşüncelerini öğrenecekti. Herkes çıkıyordu ve sonunda Tuğba’da çıkmıştı. Cesaretini toplayıp Tuğba’yı yanına çağırdı. Tuğba ile yürümeye başladılar. Umut derin bir nefes alıp Tuğba’ya anlatmaya başladı. Tuğba’ya karşı olan ilgisini, hissettiklerini tek tek anlattı. Tüm bu anlatılanları Tuğba hiç ses çıkarmadan dinledi. Umut en sonunda ona dönüp ne düşündüğünü sordu ve Tuğba ona böyle bir şey düşünmediğini, sadece derslerin ile ilgilendiğini söyleyip oradan ayrıldı.
    Umut pes etmiyordu, akşamları sürekli güzel mesajlar gönderiyordu. Tuğba hiç cevap bile vermiyordu. Cevap verse bile ders çalıştığını söylüyor, rahatsız etmemesini söylüyordu. Umut her gün Begüm’e ne konuştuklarından bahsediyordu. Begüm de ona yardımcı olmaya çalışıyordu.
    -Umut, belli ki Begüm rahatsız edilmek istemiyor. Kızın üzerine fazla gitme.
    -Ben ona olan sevgimi anlatmak istiyorum, sadece.
    -Tuğba sana; derslerine çalışacağını ve sevgili muhabbetiyle kafa yormak istemediğini söylemiş. Senin de ona saygı göstermen gerekir, Umut.
    -Peki, Begüm. Rahatsız etmeyeceğim onu.
    -Üniversite sınavına hazırlanıyoruz, senin sadece derslerini düşünmen gerek. Sevgili




    olmak şu an için gelip geçicidir ama üniversite öyle değil. Senin düşünmen gereken ailen ve derslerin var.
    -Haklısın, Begüm. Benim hedefim var ve o hedefi en iyi şekilde yerine getireceğim. Belki unutmak kolay olmayacak, belki de hiç aklıma bile gelmeyecek ama derslerim ve ailemden başka bir şey düşünmeyeceğim.
    -Önemli olan zoru başarmaktır ve sen de başaracaksın. Ben sana güveniyorum.
    Umut hayatını hep biriyle paylaşmak istiyordu. Ama sınavlarına öncelik verecekti. Okul dersleri gayet iyiydi. Dershanede sürekli sınav olmaya başlamışlardı. Umut dershanedeyken babası aradı. Telefonu açtı ve babası müjdeli haberi verdi. Annesi doğum yapmıştı, kardeşi dünyaya gelmişti. İkisinin de sağlık durumunun iyi olduğunu öğrendi. Çok mutluydu, Umut kardeşini görmek istiyordu fakat okul ve dershaneyi bırakıp gidemiyordu. Kardeşinin isminin Ali olmasını istiyordu. Babası ve annesi Umut’u kıramadılar. Artık Ali isminde minicik bir kardeşi vardı. Umut daha bir heyecanlıydı. Hem sınava girecek hem de sınavdan sonra memleketine gidip kardeşini görecekti. Berkay, Abdullah ve Begüm de çok sevinmişti. Umut’un kardeşinin doğmasına. Umut’a çok değer veriyorlardı. Umut’a aynı şekilde onlara çok değer veriyordu. İyi gününde kötü gününde hep yanındaydı onlar. Umut’un umut, üçünün tabi ve bir de Osman’ı unutmamak gerekir. Bu arkadaşlarının haklarını nasıl ödeyecekti, bilmiyordu bir sene su gibi geçti sanki… Öğretmenlerinden ayrılacaktır Umut ve arkadaşları. Umut çok üzülmüştü. Çok alışmıştı öğretmenlerine ve arkadaşlarına. Yine ayrılık vakti, yine hüzün…
    Sınav günü gelmişti. Umut’un sınavı umut ettiği gibi geçmemişti. Oysa ki kazanacağım gözüyle bakmıştı. Ama ne olacağı belli olmaz. Ön yargılı olmamak gerekir. Sınav sonuçları açıklansın her şey o zaman kesinleşir. Begüm’ün sınavı güzel geçmişti. Abdullah, Berkay, ve Osman’ın sınavları da çok güzel geçmemişti.
    Umut, çok üzülmüştü yine. Sınavı kazanamasa bile pes etmeyecekti. Sonuna kadar, kazanana kadar çalışacaktı. Annesi ve babası aradı Umut’u. Sınavının nasıl geçtiğini soruyorlardı. Umut bile verememişti. Gözleri doldu sadece. Emeklerinin karşılığını alamayacağını düşünüyordu. Annesi ve babası sınavın kötü geçmiş olabilir, kazanamazsan tekrar hazırlanırsın sınava diye teselli etmeye çalışsalar da Umut çok üzülüyordu. Sonuçta çok emek harcamıştı. Emeğinin karşılığını alamamak zor gelecekti.




    Sınav sonuçları açıklanmıştı. Evet, Umut hak ettiği sonucu alamamıştı. Ama tercih yapabilecekti. Tercihler dönemi de çok önemliydi. Yanlış tercih yapmaması gerekiyordu. Dershane hocaları ile birlikte tercih listesi oluşturdular. Tercih yapıldı ve sonuçlar belli oldu. Ankara Üniversitesi Fizik Bölümünü, Begüm Çukurova Üniversitesi Hemşirelik, Osman Nevşehir Üniversitesi Kimya Mühendisliğini kazandı. Abdullah ve Berkay ise sınavı kazanamamışlardı. Çok üzülmüşlerdi ama artık bir önemi yoktu, tekrar başlayacaklardı. Umut’un ailesi haberi alınca çok sevinmişlerdi. Aslında Umut’un hedefi daha yükseklerdeydi, ama kısmetinde Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon değil de Fizik Bölümü varmış.
    Umut memleketine gitmek için hazırlıklara başlamıştı. ailesini ve küçük kardeşini bir an önce görmeyi çok istiyordu. Kardeşini çok merak ediyordur, henüz görememişti. Kardeşlerine hediyeler almıştı. Umut sonunda evine varmıştı. Ailesi Umut’u görünce çok sevinmişlerdi. O akşam evde tam bir sevinç yaşanıyordu, tüm aile birlikte mutlu anlar yaşadılar.
    Umut, arkadaşlarını sürekli arıyor, konuşup hasret gideriyordu. Bir gün Begüm’ü aradı ve konuştular. Begüm, Umut’a arkadaşım, dostum diyordu fakat Umut artık ona karşı başka şeyler hissediyordu. Umut ona aşık olduğunu fark etmişti. Bu hisleri öncekiler gibi değildi. Begüm’e karşı hissettikleri çok farklıydı, o hayatını paylaşacağı kişi idi. Bu durumu yeni fark etmişti çünkü onu arkadaşı olarak görüyordu ama sonraları bu durumun öyle olmadığını fark etti. Henüz Begüm’e bunu söyleyememişti, söyleyemiyordu da. Çünkü Begüm’ü tamamen kaybetmekten korkuyordu. Ömrünü beraber geçirebileceği kızdı, Begüm. Umut, Kübra ve Tuğba’ya karşı hiç böyle hissetmemişti. Begüm’e o kadar çok bağlanmıştı ki, asla ondan vazgeçmeyecekti.
    Umut bir gün Begüm’ü yine arar ve;
    Merhaba Begüm, nasılsın?
    İyiyim, sen nasılsın?
    Ben de iyiyim. Begüm seninle önemli bir konu hakkında konuşmak istiyorum.
    Evet, seni dinliyorum Umut.
    Sana nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum aslında. Çok düşündüm ama artık konuşmam gerekiyor daha fazla içimde tutamam. Fakat senin benimle hiç konuşmamandan korktum.
    Korkutuyorsun beni, Umut. Ne oldu anlatır mısın?
    Peki, anlatacağım Begüm. Ben seni çok iyi tanıyorum. Biz çok yakın arkadaşız.






    Belki çok büyük bir tepki vereceksin ama tepki versen de ben vazgeçmeyeceğim.
    Lütfen anlat artık.
    Begüm ben, ben senden çok hoşlanıyorum ama bir türlü cesaret edip söyleyemedim. Lütfen beni anla ve hemen bir şey demen gerekmez.
    Umut nasıl böyle düşünürsün? Biz arkadaşız, artık arkadaşlara da mı güvenmeyeceğiz?
    Haklısın, ama elimde değildi. Sana söylemem gerektiğini düşündüm. Çünkü “Seni çok seviyorum”. Lütfen bu sevgimi hiçe sayma.
    Ben senin iyi gününde kötü gününde hep yanında oldum, sonu böyle mi olacaktı?
    Özür dilerim. Ama kalbime söz geçiremedim. Seni çok iyi tanıyorum, daha da yakından tanımak istiyorum. Eğer kabul edersen de seninle bir ömür beraber olmak istiyorum.
    Hiç beklemiyordum bunları, senden. Açıkçası çok şaşırdım.
    Bu söylediklerimi lütfen düşün. Bana bir şans ver. Ben seninle mutlu olacağımı düşünüyorum.
    Bana biraz zaman tanı.
    Begüm, arkadaşım dediği kişiden bu sözleri duyunca çok üzülmüştü aslında. Ne yapacağını bilememişti. Hemen karar vermek istemedi. Umut ise duygularını söyleyebildiği için mutluydu. Her gün Begüm’le konuşup, onu ikna etmeye çalışıyordu. Pes etmiyordu. Bir ömür boyu olmak istediği kişiyi bulmuştu, bırakmayı da düşünmüyordu. Değer veriyor onunla çok ilgileniyordu. Begüm Umut’un sevgisini anlamıştı. Umut’un yaptığı her şey hoşuna gider olmuştu. Begüm de Umut’un sevgisine karşılık veriyordu, artık.
    Üniversiteye kayıtlarını yaptıran Umut, Begüm ve Osman çok mutlulardı. Hepsi ayrı illerde tek başlarına hayatı öğreneceklerdi. Gerçi Umut bu duruma alışmıştı. Fakat üniversite ortamı farklı olduğu için kimlerle karşılaşacağını tahmin bile edemiyordu.
    Aradan üç ay geçmiş, Begüm Umut’un teklifini kabul etmişti. Birbirlerini çok seviyorlar, ayrı kalmaya dayanamıyorlardı. Umut Begüm’e bir sürpriz yapmak istiyordu. Begüm’ün yanına gidecekti.
    Bir gün okul çıkışında Begüm Umut’u karşısında gördü ve şaşırdı. Ne yapacağını




    bilemedi, sevinçten Umut’un boynuna sarıldı. Çok özlemişlerdi birbirlerini. Birbirlerine öyle bağlanmışlardı ki bir dakika ayrı kalmak istemiyorlardı. Begüm sevdiğinin yanından hiç gitmesini istemiyordu. Ama Umut, okulundan dolayı bir gün içinde gelip gitmişti. Umut, yarıyıl tatilinde Begüm’ün ailesi ile tanışmak istiyordu. Begüm tanıştırmak istemiyordu. Aile yapıları farklı olduğu için, tanıştırmayı göze alamıyordu. Çünkü anne ve babası bu ilişkiyi onaylamayacaktı. Bunu Umut’a söylemekte zorlanıyordu, üzülmesin diye.
    Begüm derslerinde çok zorlanıyordu. Umut hep destek oluyordu Begüm’e. Başaracağına inanıyordu. Hep olumlu düşünmesini istiyordu. Umut ve Begüm mükemmel bir çiftlerdi aslında. Arkadaşları da hep böyle devam etmeleri için dua ediyorlardı. Umut ailesine Begüm’ü anlatmıştı. Ailesi de anlatılanlara göre çok beğenmişlerdi Begüm’ün huyunu. Begüm Umut’u bu zamana kadar hep sevmiş, hiç üzmemişti. Bir anne evladı ile nasıl ilgileniyorsa Begüm de Umut ile öyle ilgileniyordu. İyi ve kötü gününde hep yanında olmak istiyordu.
    Begüm Umut’u annesine anlatmıştı. Nasıl biri olduğunu, ailesini, birbirlerini çok sevdiklerini anlatmıştı. Ama annesi bu ilişkiyi onaylamamıştı. Begüm üzülmüştü. Bunu sevdiğine söylemişti, fakat Umut hiç takmıyordu bu durumu. Begüm ailesinin de rızasını almak istiyordu. Ama biliyordu ki ailesini onaylamadığı şeyleri yapması iyi değildi. Sonuçta ailesiyle arası bozulacaktı. Umut’a anlatmıştı annesi ile arasında geçenleri, Umut her zaman ki gibi umudunu kaybetmiyordu. İnanıyordu çünkü, Begüm’ün ailesinin de kendini seveceğini.
    Üniversite birinci sınıfı başarıyla bitirmişlerdi. Umut tekrar üniversite sınavına girmek istiyordu. Hedefini yerine getirmek, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bölümünü kazanmak istiyordu. Hem bu bölümü çok istediği için hem de Begüm için. Begüm’ün ailesinin; okuduğu Fizik Bölümü’nü beğenmediği için, ailesinin maddi durumunun iyi olmadığını bildiği için istemediklerini düşünüyordu. Halbuki böyle bir şey düşünmemişti, Begüm’ün ailesi. Sadece aile yapıları ve düşünceleri farklı olduğu için istememişlerdi.
    Begüm’ü annesi sürekli zorluyor, ilişkisini bitirmesini istiyordu. Begüm’ün ise kafası çok karışıktı, ne yapacağını bilmiyordu.
    Umut, tekrar dershaneye gitmeye kara verdi. Bu sefer daha hırslıydı. Ankara’daki dershaneye kaydını yaptırmıştı.




    Yaz tatilinde memleketine giden Umut orada bir işe girmişti. Dershane parasını biriktirmek için ailesine yük olmak istemiyordu. Bir gün Umut işte çalışırken yanına Berkay ve Osman gelmişti Umut’a sürpriz yapmışlardı. Uzun süredir görüşemediği arkadaşlarını çok özlemiş geldikleri için çok mutlu olmuştu. Umut arkadaşları ile vakit geçirmek için iş yerinden bir haftalık izin almıştı. Arkadaşlarına bulunduğu yeri gezdiriyordu. Bu arada Umut Begüm ile olan ilişkisini de anlatıyordu, ciddi düşündüklerini fakat Begüm’ün ailesinin bu ilişkiyi istemediklerini dile getiriyordu. Bu yüzden üzülüyordu belki ama hep içinde bir umut taşıyordu. Umut arkadaşları ile hem dertleşmiş hem de çok güzel vakit geçirmişlerdi. Onlar da memleketlerine, ailelerinin yanına gitmişlerdi. Umut çalışmaya tekrar başlamıştı. hayat hem zorluğunun çirkin yüzünü gösteriyor hem de Begüm’ü düşündürüyordu ansızın. Begüm ailesine verebileceği cevabı olmadığından ötürü tüm yaşadıklarının üstüne bir çizgi çekebilmişti. Hayat her anlamda her ikisi için de aynı şartları sunsa da acı vermekten geri durmuyordu.
    Begüm ailesinin bu tutumu karşısında yaşadığı acı ile tek kelime edemeden kaderine razı olmuştu. Günler birbiri ardını kovalarken Umut bir yandan acısını her geçen günün ardından tazeliyor bir yandan da sınava tekrar hazırlanmanın verdiği heyecanı yaşıyordu. Aklından hep Begümle olan günlerini unutmaya çalışsa da için de daima bir umut besliyor belki diyordu… Belki.
    Yaklaşık habersiz geçen bir ayın ardından Umut hayallerinden teker teker vazgeçmeye başlıyordu. Artık sınav yaklaşımının verdiği heyecan ne kadar şiddetlense de, Begüm her an yanı başında duruyormuş gibi hissediyor bir an da olsa seviniyordu. Begüm ailesi ile yaşadığı sorunların ardından çaresizlik içinde yuvasına ulaşmaya çalışan yaralı kuş gibi süzülüyor, sessizlik içinde zamanını geçiriyordu. Ailesinin yaptığı baskı Begüm’ün elini kolunu bağlamıştı. Telefonuna el koyan annesi artık eskisi gibi konuşmuyordu Begüm ile. Izdıraplı geçen ayların ardından sınava sayılı günler kala Umut sadece sınava odaklanmış amacını gerçekleştirmek istemenin verdiği hırs gözünü karartmıştı adeta. Begüm Umut’un sınavını düşünüyor bu sınavın bir şeyleri değiştirebileceğini umut ediyordu. Geçen sayılı günün ardından sınav saatinin yaklaşması ile birlikte heyecanını doruğunda hissediyor ve duyulan zilin ardından hayatının yönünü değiştirecek anının gelmesi ile zorlu sınav başlıyordu. Herkes için zorlu anların başlamasıyla birlikte artık zaman duruyor sonrasını tahmin etmekte zorlanıyorlardı.





    Zaman geçiyordu durduraksız… Beklenen sonuç için kalbinin atışı ile birlikte sınavı kazandığını öğrenen Umut’un kalbi bu kez sevinçten yerinden çıkacakmışçasına atıyordu. Hedefine ulaşmanın verdiği gurur içindeki umudu artırıyordu. Evet kazanmıştı Ankara üniversitesiydi. Artık yapması gereken bu yorucu yolu emin adımlarla kat etmekti.
    Zorlu geçen yılların ardından okulunu başarıyla tamamlayan Umut sevincini aynı zamanda Begüm’ü düşünerek bundan sonraki adımını atmak için hemen hazırlandı. Bu adım Begüm’ün ailesi ile görüşmekti. Yıllarca içini yakan bu acı son buluyordu nihayet… Umut Begüm’ü istemek için gittiğinde kendisini karşılayan bir sürpriz umudunu bir daha var olmayacak şekilde bitirmişti. Begüm ailesi tarafından uzun bir süre geri gelmemek üzere yurt dışındaki akrabasının yanına gönderilmişti. Bu gidiş Begüm’ ü yıktıysa da Umut’un son UMUDUNU YİTİRMESİNE neden olmuştu…

    _SON_
















      Forum Saati Paz Kas. 19, 2017 10:32 am