Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    SÖNMEYEN IŞIK - Fatma İlbilge GÜLER

    Paylaş

    Admin
    Admin

    Mesaj Sayısı : 61
    Kayıt tarihi : 20/03/09

    SÖNMEYEN IŞIK - Fatma İlbilge GÜLER

    Mesaj  Admin Bir Çarş. Ara. 29, 2010 2:31 pm


    Serin bir sonbahar akşamıydı. Fatma Hanım ve eşi Kemal Bey hastaneden kontrollerini tamamladıktan sonra evlerine dönmekteydiler. Fatma Hanım hamileydi ve bir kızları olacağı için çok sevinçliydi. Evlerine yaklaşmışken yolun karşısından ters şeritten sağa sola savrularak üzerlerine doğru gelen bir araç gördüler. Araç o kadar hızlı gelmekteydi ki Ahmet Bey direksiyonu çeviremeden çarpıştılar. O kazadan sonra Fatma Hanım gözlerini hastanede açtı. Kazayı hatırlıyordu. Son hatırladığı kulağında acı acı çınlayan siren sesiydi. Sağına soluna baktı eşi yoktu. Olanları anlıyor gibiydi. O sırada doktor içeri girdi. Doktor Fatma Hanım’ın gözlerine baktığında her şeyi anladığını fark etti. Doktor, kızının çok iyi olduğunu söyledi. Fatma Hanım bu haberi duyunca mutlu oldu ancak eşini kaybettiği gerçeği yüreğine daha ağır basıyordu.
    3 ay sonra kızı dünyaya gözlerini açtı. Fatma Hanım kızına kardeşini ismini verdi. Artık ismi Aylin’di. Aylin o küçücük siyah gözlerini hiç tanımadığı karmakarışık dünyaya açmıştı.
    Aylin zamanın akışına ayak uydurarak İstanbul’daki evinin önündeki dar sokakta oynaya oynaya büyüdü. Aylin büyüdükçe annesi yaşlanıyordu. Aylin bunun farkındaydı. Annesinden asla ayrılmak istemiyordu. Zaten şimdiye kadar babasız büyümüştü bundan sonra annesizliğe dayanamazdı. Gün geçtikçe Fatma Hanım’ın durumu daha kötüye gidiyordu. Aylin bir gün mutlaka annesinden ayrılması gerektiği gerçeğine kendisini alıştırmaya çalışıyor ancak bunu düşünmesi bile saatlerce ağlamasına yetiyordu.
    Bir sonbahar akşamı annesi hayata gözlerini yumdu. Aylin’den en önemli isteği ölümünden sonra Aylin’in hayata daha sıkı sarılıp kendisini bırakmaması gerektiğiydi. Aylin’in tek tanıdığı akrabası İzmir’deki dayısıydı. Dayısının yanına gitmeden önce İstanbul’da yarım kalan eğitimini tamamlaması gerekiyordu.
    Aylin okulunda çok başarılı bir öğrenciydi. Lise son sınıfa geçmişti. Öğretmenleri Aylin’den büyük başarılar bekliyorlardı. Aylin beklentileri boşa çıkarmadı. İzmir’de tıp fakültesini kazandı. Dayısının yanına gidecekti. Aylin dayısının ısrarlarına rağmen İstanbul’daki evini satmadı. Çünkü o ev annesinden kalan tek hatıraydı. Aylin hazırlıklarını tamamladıktan sonra dayısının yanına İzmir’e gitti.Dayısı ve yengesi Aylin’i terminalde karşıladılar.İkisininse mutluluğu gözlerinden okunuyordu.Aylin dayısının yanındayken yabancılık çekmeyeceği için çok mutluydu.Eve geldiğinde dayısının kızı buket Aylin’i çok soğuk karşıladı.Sanki eve gelen kapı komşusuydu.Aylin buketi en son ne zaman gördüğünü bile hatırlamıyordu.Buket lise son sınıftaydı.Aylin kendisinin son sınıftaki halini hatırladı.Son senenin sınav stresinden dolayı çok zor olduğunu biliyordu.Bu yüzden Aylin Buket’in bu kaba davranışını anlayışla karşıladı.Dayısı ve yengesi kızlarının bu davranışından dolayı Aylin’den defalarca özür dilediler.Aylin’de onu anlayışla karşıladığını söyledi.
    Aylin okula gitmeyi heyecanla bekliyordu. Nihayet okul açıldı. Aylin okulunu çok seviyordu. O sıralar Buket’inde sınav sonuçları açıklanmıştı. Sınavı kazanamamıştı. Üniversiteye gidemediği için Buket kendini odasına kapatmıştı. Bir akşam dayısı, yengesi ve Aylin yemek yerlerken Buket odasından çıktı. Hızlı ve sert bir şekilde masaya oturdu. Aylin Buket’in bu haline çok üzülüyordu. Tam onu teselli edecekken Buket bağırmaya başladı.
    _Sen nasıl bir insansın! Alt tarafı bir üniversite kazandın diye mi bunca havan?
    Aylin Buket’in söylediklerine bir türlü anlam veremiyordu. Hâlbuki kötü bir şey söylememişti hatta
    güzel bir şey söylemesine dahi izin vermemişti. Dayısı kıpkırmızı olmuştu. Yengesi de ne diyeceğini bilemez halde kızının suratına bakıyordu. Aylin hemen kendini topladı, Buket’in daha ileri gitmesine izin vermeden cevap verdi.
    _Hayır, Buket gerçekten öyle bir niyetim yoktu. Sadece abla kardeş gibi konuşabileceğimizi sanmıştım ancak yanılmışım. Üniversiteyi kazanamadığın için bende çok üzülüyorum. Stresli olduğunu da biliyorum fakat stresini benim üzerimde atamazsın. En başta ben senden büyüğüm. Büyüklerinle nasıl konuşman gerektiğini biliyor olman lazım. Bende senin yaşadığın şeyleri yaşadım ancak kimseye hayatı bu kadar zehir etmedim.
    _Sen nerden bileceksin benim yaşadıklarımı! Hem sen üniversiteyi ilk senende kazandın.
    _Benim yanımda nazımı çekecek ne annem vardı ne de babam. Olsalardı da senin yaptığını yapmazdım. Bak Buket bir daha böyle bir olayın yaşanmasını istemiyorum.
    Aylin bunları söyledikten sonra hala dayısının ve yengesinin Buket’e karşı bakışları değişmemişti. Kızlarına değil de saki bir ucubeye bakıyorlar gibiydiler. Dayısı bukete o kadar yüksek sesle bağırdı ki Aylin kulaklarını kapattı.
    _Defol odana git! Akıllanana kadar da oradan çıkmayacaksın. Bu bardağı taşıran son damlaydı.
    Aylin o gece hiç uyumadı uyuyamadı. Uzun uzun düşündü. Hayatta yalnız olduğunu daha iyi anladı. Bu olaydan sonra derslerine daha sıkı çalışmaya başladı. Dayısına iyiden iyiye yük olmaya başladığını anlamıştı. Okulunu bir an önce bitirip mesleğini eline almak istiyordu. Dayısının kendisi için harcadığı paraları kendine bir borç olarak biliyordu.
    Seneler su gibi akıp geçiyordu. Her şey değişiyor fakat Buket’i kendisine olan nefreti ve kini asla değişmiyordu.
    Aylin için beklediği zaman nihayet gelmişti. Okulunu başarıyla bitirmişti. Dayısı Aylin’in mezuniyet törenine gelmişti. Bu yüzden Buket babasıyla bir hafta konuşmamıştı. Ama artık bunun bir önemi yoktu. Aylin’in bundan sonraki ilk hedefi dayısının kendisi için bu zamana kadar harcadığı parayı ödemekti.
    Dayısının İzmir’de çevresi çok genişti. Bir gün hep birlikte akşam yemeği yerlerken dayısı Aylin’e bir sürprizi olduğunu söyledi. Dayısının gözlerin içi gülüyordu adeta. Aylin dayısı bekledikçe daha da meraklanıyor, geçen saniyeler asır gibi geliyordu. Sonunda Aylin’in beklediği an gelmişti. Dayısı kendisine çalışabileceği bir hastane bulduğunu söyleyince Aylin’in meraklı bakışları yerini üzüntüye bırakmıştı. Tam hayata atıldığını düşünürken gene dayısı elinden tutup kaldırmıştı. Dayısına olan borcu gün geçtikçe kat kat artıyordu. Aylin ne diyeceğini şaşırmıştı. Sevinse mi üzülse mi kendi de karar veremiyordu. Ne diyeceğine karar verip kendisinden cevap bekleyen dayısıyla konuşmaya başladı.
    _Dayıcım çok teşekkür ederim. Ancak ben çalışabileceğim bir hastane arıyordum zaten. Gene size borçlanmış oldum.
    _Borç da ne demek oluyor Aylin? İşte şimdi kalbimi kırdın sen bana biricik ablamın emanetisin. Şu zamana kadar seni kızımdan farklı görmedim. Nerde görülmüş kızın babasına borçlandığı? Borç kelimesini aklının ucundan bile geçirme.
    _Biliyorum canım dayıcım ama bunları kalbini kırmak için söylemedim. Ben artık yirmi beş yaşındayım yani artık bazı şeyleri rahatlıkla kendi başıma yapabilirim.
    _İzmir’de özel hastanede çalışmak istediğini biliyordum. Hastanenin sahibi benim yakın dostlarımdan birisi. Çalıştığın sürede hiç yabancılık çekmeyeceksin. Tanımadığın bir yerde çalışıp bir merci sahibi olmak için çabalamanı istemedim. Bak Aylin bu teklifi reddetmeden önce iyice düşün. Gerçekten çok iyi bir hastanedir.
    _Peki dayı ben sana kesin cevabımı yarın söylerim.
    Dayısına yarın cevabı vereceğini söylemişti ama henüz kendisi bile karar vermemişti. Aylin o gece hiç uyumadı. Tam uyuyacağı sırada dayısına vereceği cevap aklına geliyor, yarım yamalak olan uykusu tamamen kaçıyordu. Tek bildiği ve istediği kendi ayakları üzerinde durmak istediğiydi.
    Uyandığında sabahtı. Ne zaman uyuduğunu hatırlayamıyordu. Muhtemelen düşünmekten yorgun düşüp uyuyakalmıştı. Vereceği cevabı kararlaştırmıştı. Kesinlikle reddedecekti.
    Yengesi Aylin’i kahvaltıya çağırdığında Aylin kalbinin yerinden çıkacağını sandı.
    _Günaydın dayıcım.
    _Günaydın Aylin. Vereceğin cevabı düşünmüşsündür umarım. Arkadaşımı kahvaltıdan sonra arayacağım. Biliyorsun o çok meşgul birisi. Evet, canım cevabını bekliyorum.
    Aylin daha kahvaltıya oturmadan dayısı bunları söylemişti. Aylin kendisine şaşırıyordu. Kahvaltıya gelmeden önce söyleyeceğine karar verdiği cevabı sanki birisi beynine girip tam tersine çevirmişti. İçinden bir ses kabul etmesini söylüyordu. Tamamen kararsız bir şekilde kahvaltıya oturdu ve dayısının umut dolu gözlerine baktı.
    _Dayıcım bunu söylemek gerçekten çok zor.
    _Sakın kabul etmeyeceğini söyleme. Hem kabul etmeyip de ne yapacaksın! Hastane hastane dolaşıp geri dönmene gönlüm razı olmuyor. Tabi ki kendi ayaklarının üzerinde duracaksın ama kendi ayaklarının üzerinde tam anlamıyla durabilmen için bir işinin olması gerekir. Hem öyle kötü bir üniversite bitirmedin. Eminim bu üniversiteyi kapı kapı dolaşıp geri dönmek için okumadın. Annen canım kardeşim burada olsaydı o da bu hastanede iş başlamanı isterdi.
    Birden Aylin’in de dayısının da gözleri doldu. Aylin dayısına hak verdi. Hem de annesini birkaç gündür hiç anmadığını hatırladı. Vereceği cevap beynini o kadar dolduruyordu ki başka hiçbir şey düşünemiyordu. Annesi denilince akan sular dururdu Aylin için.
    _Peki dayı arkadaşını arayıp işi kabul ettiğimi söyleyebilirsin. İstedikleri zaman başlarım
    Dayısı hemen telefonuna sarıldı. Telefonun karşısından gelen ses tok ve güven verici bir sesti. Dayısı arkadaşına olan biteni anlattı. Telefonu kapattığında dayısının gözlerinin içi gülüyordu.
    _Aylin arkadaşım yarın başlayabileceğini söyledi.
    Bu haber Aylin için şok etkisi yaptı. Evet ne zaman isterlerse başlayabileceğini söylemişti ama bu kadar erken olacağını düşünmemişti. Aylin gayri ihtiyari “ne” diye bağırdı.
    _Ne oldu Aylin yoksa sevinmedin mi?
    Çok ayıp etmişti. Lafı nasıl toparlayacağını şaşırdı.
    _Hayır, dayıcım sevinçten oldu sanırım.
    Aylin bu söylediğine kendisi bile inanmamıştı. Ama bu durumu üzerinden çabucak attı. O sabah kahvaltıda ne yediğini anlayamamıştı. Ömrü boyunca hiç unutamayacağı bir kahvaltı olmuştu.
    Sabah olmuştu çoktan. Aylin o kadar heyecanlıydı ki elleri titriyordu. Evden çıkana kadar elleri titredi. Hastaneye dayısıyla gitti. Dayısı da arkadaşını görmek istiyordu. Aylin için bu daha iyiydi. Çünkü dayısı yanında gelmese hastaneye girmeden geri dönerdi. Dayısıyla içeri girdiler. Aylin hayatında hiçbir hastaneye bu kadar heyecanlı girdiğini hatırlamıyordu. Dayısı Aylin’e orta yaşlı birisini gösterdi. Gösterdiği kişinin arkası dönüktü ve başkalarıyla konuşuyordu. Dayısıyla bir masaya oturdular. Gösterdiği adam arkasını döndü. Dayısı kendisini görmesi için arkadaşına el salladı. Nihayet arkadaşı onu görmüştü. İkisi de sevinçle birbirlerine doğru yürüdüler. Mutlulukları gözlerinden okunuyordu. İkisi biraz konuştuktan sonra dayısı Aylin’e gelmesi için işaret etti. Tam o sırada yanlarına birisi daha geldi. Gelen kişi genç ve yakışıklıydı. Aylin’ heyecanı daha da artıyordu. Yanlarına geldiğinde heyecandan konuşamamıştı.
    _Merhaba Aylin ben Hüseyin Çolak, bu hastanenin sahibiyim. Dayınla uzun zamandır görüşemiyoruz. Tıp fakültesinde okuyan yeğeni olduğunu yeni öğrendim. Biliyor olsaydım senin hiç hastane hastane dolaşmana izin vermezdim.
    Belli ki dayısı kendisi hakkında her şeyi anlatmıştı.
    _Ben de Aylin Sündüz, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezunum.
    Hüseyin Bey’in yanındaki kişi sessizce konuşulanları dinliyordu. Aylin onu sanki bir yerlerden hatırlıyordu. Aylin bunları düşünürken Hüseyin Bey konuşmaya başladı.
    _Unutmadan tanıtayım bu beyefendi hastanemizin başhekimi Ferhat Yıldız. Bu genç yaşında bunca başarının altına imza atması gerçekten şaşılası bir durum.
    Aylin öylece bakakalmıştı. Onun başhekim olduğuna çok şaşırmıştı. Kendisinden olsa olsa birkaç yaş büyük duruyordu fakat başhekimdi. Bu durum Hüseyin Bey’inde dediği gibi şaşılası bir durumdu. Ferhat konuşmaya başladı.
    _Camiamıza hoş geldin. Yarın gelip odana yerleşebirsin. Hastalar saat 9.00 gibi gelmeye başlarlar. Odan üçüncü kat on ikinci oda. Ama gitmeden önce Hüseyin Bey’in odasında gerekenleri tamamla. Dayınla Hüseyin Bey şurada oturuyorlar, gel yanlarına gidelim.
    Aylin Ferhat Bey ile konuşurken dayısı ve arkadaşı karşıki masalardan birine oturmuşlardı. Birbirini uzun zamandır göremeyen iki yakın arkadaş şimdi birbirlerini bulmuşlar ve dertleşiyorlardı. Ferhat Bey’le onlara doğru yürümeye başladılar. Buradan bakılınca muhabbetleri çok koyu duruyordu. Ama bu güzel muhabbeti bölmek zorundaydılar. Ferhat Bey söze başladı. O konuşmaya başlamasa Aylin cesaretini toplayıp da tek bir kelime söyleyemezdi.
    _Hüseyin Bey affedersiniz konuşmanızı bölüyorum.
    _Buyurun Ferhat Bey Aylin Hanımla konuşmanız bitti mi? Pardon Doktor Aylin Hanımla diyecektim.
    Aylin kıpkırmızı olmuştu.
    _Evet, konuşmamız bitti. Geriye sizin yapacağınız işlemler kaldı. İzninizle ben odama çıkıyorum.
    _Peki öyleyse. Bak Aylin artık şu hayırsız dayını ara sıra getir buraya. Yüzünü görmeye görmeye unutacakmışım yahu. Sende hastanemize hoş geldin. Şimdi benim odama gidelim de işlemlerini yapalım.
    _Dayı beni bekleyebilir misin?
    _Beklerim.
    Yarım saat sonra işlemler tamamlanmıştı. Artık Hüseyin Bey’in hastanesinde kulak burun boğaz doktoruydu. Aylin dayısının yanına geldiğinde gözlerinin içi gülüyordu. Hastaneye girerken içinde bulunduğu heyecanlı hal yok olmuş, yerini sevince bırakmıştı. Artık gerçek bir doktordu. Üstelik yarın hastaları gelmeye başlayacaktı. Dayısıyla hastaneden çıktılar. Aylin gitmeden önce bahçeden odasına bakmak istedi. Kafasını kaldırdığında Ferhat Bey’inde kendisine baktığını gördü. Onun da odası üçüncü kattaydı. Şaşırdığını anlamasın diye eliyle selam verdi. Aynı şekilde Ferhat Bey de Aylin’e eliyle selam verdi. Dayısıyla arabaya binip evlerinin yolunu tuttular. Yolda aralarında konuştular.
    _Beğendin mi hastaneyi?
    _Çok beğendim dayıcım. Bir hastanede olması gerekenden daha fazlası var ve tabi ki en iyisi.
    Odamın yeri ve konumu çok güzel
    _Sana beğeneceğini söylemiştim. Bir de gelmeyeceğini söylüyordun. Ne kadar büyük hata yapacağını şimdi anladın mı?
    _Neyse dayıcım sonuçta artık o hastanenin doktoruyum.
    _Seninle ne kadar övünsem azdır Aylin. İnşallah Buket’te bu sene güzel bir üniversite kazanır.
    _İnşallah dayıcım. Ben Buket’in bu sene kazanacağına inanıyorum. Ne zamandır odasından çıkmıyor. Beni görmemek için çıkmadığını sanıyordum ama geçen gün odasının kapısı aralık kalmıştı. Baktığımda saatin epey ilerlemesine rağmen ders çalışıyordu. İçini ferah tut dayıcım eminim çalıştıklarının karşılığını alacaktır.
    Eve geldiklerinde dayısı müjdeli haberi vermek için can atıyordu. Arabadan iner inmez seslenmeye başladı.
    _Hanııııım Aylin doktor oldu.
    _ Dayıcım içeride söylerdin bütün mahallenin duymasına gerek yoktu.
    _Benim yerimde olunca anlarsın Aylincim.
    Yengesi ve Buket ne olduğunu anlamadan kapıya çıktılar.
    _Hanım bizim Aylin doktor artık.
    _Gerçekte mi Aylincim çok sevindim.
    _Evet, yengecim ama abartmaya gerek yok.
    Aylin yengesiyle konuşurken Buket’in onları kenardan izlediğini fark etti. Bu durum Aylin’in içini acıttı. Hemen Buket’in yanına doğru gitti. Haftalardır kendisiyle konuşmuyordu evet hata Buket’teydi ama büyüklük kendisindeydi. Bu yüzden bu dargınlığı bitirmeye karar verdi. Aylin de bu durumdan sıkılmıştı. Aylin ona doğru yaklaştıkça Buket’in surat ifadesi değişiyordu.
    _Nasılsın Buket?
    _Belli olmuyor mu nasıl olduğum! Göründüğüm gibiyim işte. Hem nasıl olmamı bekliyorsun ki. Şuraya bak yine en çok sevilen sensin. Kaç haftadır odamdan çıkmayıp ders çalışıyorum bir kere bile gelip aferin kızım bu sefer kazanacağına inanıyorum başaracaksın demedi. Ama şimdiki sevincine bak.
    _Bak canım buraya seninle tekrar tartışmaya gelmedim. Babanla olan sorunlarını onunla konuşarak çözmelisin. Neyse ben buraya seninle aramızdaki kırgınlığı gidermek için geldim.
    Seni bilmem ama aynı evde, aynı çatı altında bulunup seninle konuşmamak canımı çok sıkıyor. Benimle can ciğer kuzu sarması ol demiyorum ama şu saçma küslüğü bitirelim.
    _Ben de seninle samimi olmak için can atmıyorum. Tamam, eğer öyle istiyorsan öyle olsun.
    Aylin bu olayı da tatlıya bağladığı için mutluydu.
    _Aylin ne yapıyorsunuz orada. San sarılıp tebrik bile edemedim.
    _Geliyorum yengecim.
    O gece Aylin için bitmek bilmedi. Sürekli hastaneyi, hastalarını odasını nasıl düzenleyeceğini düşünüyor en önemlisi annesinin eğer yanında olsaydı kendisiyle ne kadar gurur duyacağını düşünüyor, uyuyamıyordu.
    Sabah erkenden kalkıp eşyalarını topladı. Dayısını uyandırmaya gitti.
    _Aylin kızım bu erken saatte beni niye uyandırıyorsun?
    _Unuttun mu dayı bugün doktorluğa başlıyorum.
    _Unutur muyum hiç. Kaç tane doktor yeğenim var sanki.
    Arabaya binip hastaneye gittiler. Aylin o kadar heyecanlıydı ki dayısına sürekli soru soruyordu.
    _Dayı sanki geçen gün hastaneye giderken daha kısa sürmüştü. Doğru yoldan gittiğine eminmisin?
    _Aynı yoldan gidiyoruz işte Aylin. Ne çabuk unuttun dün gittiğimiz yolu?
    _Aynı yoldan gidiyorsak neden bu kadar uzun sürdü?
    _Kızım bu kadar heyecan yapma. Elin ayağın titriyor. Sen şimdiden böyle yaparsan odana hasta geldiğinde düşüp bayılırsın. Aylin duydun mu kızım beni?
    _Dayı ne kadar kaldı?
    _Yeter ama Aylin! Işınlanacak değiliz ya. Yola çıkalı on beş dakika bile olmadı. Nedir senin bu acelen? Kaza yaptıracaksın bana sonra ömür boyu gidemeyeceksin hastaneye! Bırak da rahat rahat gidelim. Hem mesainin başlamasına daha bir saat var. Erkenden yola koyulduk geç kalmazsın.
    Aylin saatine baktı gerçekten de bir saati vardı.
    _Özür dilerim dayıcım ama çok heyecanlıyım. Ne yapacağımı şaşırdım. İlk günden geç kalmaktan çok korkuyorum.
    _Anlıyorum kızım ama senin ki biraz fazla oluyor. Kendine zarar vereceksin.
    _Tamam, dayı biraz daha sakinim sağol.
    _Bak konuşurken zaman geçivermiş. Hastane göründü.
    _Sonunda gelebildik. Hiç bu kadar uzun bir yolculuk geçirmemiştim.
    Hastanenin bahçesine girdiler. Hüseyin Bey geldiklerini odasının penceresinden görmüş olmalı ki abradan indiklerinde oda hastanenin kapısından çıkıp onlara doğru gelmeye başladı. Aylin odasının bulunduğu kata baktı.
    _Hoş geldiniz.
    _Hoş bulduk.
    _Sen de hoş geldin Aylin.
    Aylin’in bir anlık boşluğuna geldi ve Hüseyin Bey’i duymadı. Çünkü o an odasına bakıyordu.
    _Kusura bakma Hüseyin. O bu gün çok heyecanlı.
    _Olur böyle şeyler. Hele bir odasına gitsin, arkadaş edinsin heyecanı filan kalmaz.
    _Aylin eşyaların bu kadar abrada başka eşyan kalmadı. Kızım duyuyor musun beni?
    _Efendim dayı bir şey mi dedin?
    _Arabada başka eşyan var mı diyorum.
    _Yok dayıcım.
    _Peki, o zaman haydi içeri girelim.
    _Tamam.
    Aylin heyecandan bayılacak gibiydi.
    _Aylin iyi misin? Otur biraz. Yüzün bembeyaz olmuş.
    _İyiyim Hüseyin Bey teşekkür ederim.
    _Büyük sözü dinleseydin böyle olmazdı. Sana bu kadar heyecanlanmanın sana zarar vereceğini söylemiştim. Bak ne hale geldin. Yüzün kireç gibi olmuş.
    _İyiyim ben dayıcım merak edilecek bir şey yok. Bir an önce odama çıkmak istiyorum.
    _Tamam, o halde sen iyiyim diyorsan iyisindir. Hastalarının önünde düşüp bayılma sonra.
    Aylin odasına girdiğinde dünyalar onun olmuştu.
    _Yeni odan ve işin hayırlı olsun Aylincim. Bundan sonrasını sen halledersin. Bir saat sonra hastalar gelmeye başlarlar. Sana gerekecek tüm tıbbi malzemeler burada. Arkadaşlar sen gelmeden önce her şeyi yerleştirdi. Sana sadece kişisel eşyalarını yerleştirmek kalıyor. Sen işlerini hallederken bizde dayınla laflarız biraz.
    _Ne dersin laflar mıyız?
    _Laflarız tabi Hüseyin. Ben yukarı çıkmam bir daha Aylincim. Sakın heyecanlanma. İlk gün çok iyi görünmelisin. Ben seni çıkışta almaya gelirim.
    _Peki dayıcım. Ben de eşyalarımı düzenlerim.
    Aylin eşyalarını düzenlemeye başlamıştı ki kapı çalındı. Hasta olamazdı. Hastaların gelmesine bir saat vardı.
    _Gir!
    _Merhaba Aylin Hanım. Yeni odanız ve işiniz hayırlı olsun.
    _Teşekkür ederim Ferhat Bey. Bende eşyalarımı düzenliyordum.
    _İlk günler her zaman zor geçer. İnşallah çabuk alışırsın.
    _Bu sabah heyecandan ölecek gibiydim fakat şu an daha iyiyim.
    _Bende senin gibiydim. Hastane ortamına alıştığın zaman heyecan filan kalmıyor. Ben yan odadayım biliyorsun gerçi işlerim çok yoğun olduğundan odamda uzun süre oturmuyorum. Ama bu katta olduğum zaman sana yardımcı olmaya çalışırım.
    _Teşekkür ederim Ferhat Bey.
    _Ben seni lafa tutmayayım. İyi şanslar. Bu arada söylemeyi unutuyordum. Her cuma saat beşten sonra toplantımız olur. Bu toplantılar hastanenin geleneği gibidir. Toplantılara Hüseyin Bey de katılır. O haftanın değerlendirmesi yapılır. Mutlaka toplantılara katıl. Hüseyin Bey çok önem verir bu toplantılara.
    _Sağolun Ferhat Bey.
    _Tekrar iyi şanslar.
    Aylin eşyalarını yerleştirdi ve hastaların gelmesini bekledi. Çok geçmeden ilk hastası geldi. Bu hastayı birçok hasta takip etti. Aylin’in mutluluğuna diyecek yoktu. Gün çabucak geçmişti. Dayısını kendisini almaya gelmesi için aradı. Hazırlandı, odasını kilitleyip gidecekti ki arkasından biri seslendi. Seslenen Ferhat Bey’di.
    _İlk günün nasıl geçti Aylin?
    _Güzeldi ama yoruldum.
    _Alışırsın.
    _Sizin gününüz nasıl geçti?
    _Her zamanki gibiydi. Başhekim olmak kolay değil. Hastalarla sorun yaşadın mı?
    _Hayır. Başta birkaç hastada acemilik çektim ama sonra alıştım. Üniversitedeki hocam beni hastaneye götürür kulak burun boğaz doktorunun yanına bırakır, gözlem yaptırırdı. O yüzden hastalara alışığım.
    _Böyle olduğuna sevindim.
    Dayısı gelmişti. Bahçedeydi.
    _Ferhat Bey dayım geldi. Müsaadenizle gitmem lazım.
    _Tabi ki. Bende gidiyorum. Gelin beraber gidelim.
    Bahçeye beraber çıktılar. Aylin dayısının kendisine çok garip baktığını fark etti.
    _İyi akşamlar.
    _İyi akşamlar Ferhat Bey.
    _Aylin Hanım’ın hastaları ondan memnun kaldıklarını ifade ettiler.
    _Hastalarımla konuştuğunuzu söylemediniz.
    _Bu hastanemiz için bir önlem. Hastanemizin her zaman ilk tercih edilecek hastane olabilmesi için hasta doktor ilişkisi çok önemli. Bundan dolayı ilk gelen doktoru hastalarına sorarız. Hastaların senden memnunlardı. Hatta bu doktoru bir daha değiştirmeyin diyen bile oldu.
    _Aylincim geç oldu. Gidelim mi?
    _Tamam dayıcım.
    _Ferhat Bey bu konuşmaya yarın devam etsek olur mu?
    _Olur. İyi akşamlar.
    _İyi akşamlar Ferhat Bey.
    Aylin dayısının neden böyle yaptığını anlamamıştı. Elinden gelse Ferhat Bey’i konuşturmayacaktı. Arabaya binip yola koyuldular.
    _Aylin o adam sana fazla yakındı sanki. Neydi o kapıdan beraber çıkmalar, arabanın önünde iki saat lafa tutmalar…
    _Dayıcım sen iyi misin? Fazla kuruntu yapıyorsun. Hem az önce bey dediğin adam şimdi o adam mı oldu?
    _Sen şimdi bana onu mu savunuyorsun!
    _Dayı gerçekten sen iyi değilsin. Kimseyi savunduğum filan yok. Yoksa sen beni ondan kıskandın mı?
    _Her baba kızını başkasından kıskanır. Şimdi senin yanında onu görünce… Tamam kıskandım. İtiraf ediyorum. Ama ona söyle senin yanına fazla yaklaşmasın.
    _Sağol dayıcım. Beni başka bir erkekten kıskanacak bir babam olmadı Daha şu zamana kadar baba şefkati görmediğim için senin yaptıklarını garipsiyorum.
    İkisi de duygulanmıştı. Aylin gözleri dolmuştu. Eve gelene kadar tek kelime bile konuşmadılar. Araba kapının önüne geldiğinde yengesi kapıya çıktı. İkisininde yüzleri asıktı.
    _Ne oldu kuzum size? Karadeniz’de gemileriniz mi battı? Ne olduğunu söylemeyecek misiniz? Bari aç mısın tok musunuz onu söyleyin ona göre sofrayı kurayım.
    _Ben aç değilim yengecim.
    _ Şükürler olsun biriniz konuştunuz.
    _Ben de aç değilim.
    _Ben uyuyorum. Herkese iyi geceler.
    _ Ne oldu bu kıza? Hiç bu kadar erken uyumazdı.
    _Babasını hatırladı. Hiç babasını görmediğine mi yansın hiç baba şefkati görmediğine mi yansın kendi de şaşırmış durumda. Bizim kız nimetler içinde yüzüyor da kıymetini bilmiyor.
    _Bizim kız biraz Aylin’e benzese daha da başka bir şey istemem.
    Gün böyle bitmişti. Aylin o gece sabaha kadar ağladı. Her gece yüreğine döktüğü gözyaşlarını bu sefer sanki bütün dünya duysun diye yüreğine dökmüyor, hıçkırıyor, hıçkırıyordu. Sabah olduğunda Aylin aynada kendini tanıyamadı. Ağlamaktan yüzü gözü şişmişti. Aslında şişlikler umrunda bile değildi. Dün hastaneye gitmek için can atan, eli ayağı bir birine karışan, meslek aşkıyla dolup taşan Aylin gitmiş yerine ilgisiz, umursamaz, taş kalpli birisi gelmişti. Evet, aynadaki kendisi olamazdı. Toparlanmalıydı. Dün olanlar dünde kalmıştı. Hazırlanıp kahvaltıya indi.
    _Günaydın kuzum.
    _Günaydın yengecim.
    _Dün akşam hiç iyi görünmüyordun şimdi daha iyisindir inşallah.
    _İyiyim yengecim sağol.
    _Tabi iyi olacaksın güzel kızım. Unutma sen iyiysen bizde iyiyiz, mutluysan bizde mutluyuz.
    _Dayım kalkmadı mı?
    _Kalkmadı şimdi kaldırmaya gidicem. Her zaman erkenden kalkar, bugün uyuyacağı tuttu.
    Dayısı hazırlanıp geldiğinde Aylin henüz kahvaltıya oturmamıştı. Pencerenin kenarına oturmuş dışarıyı seyrediyordu.
    _Hadi kızım kahvaltıya oturalım. Niye bekledin bizi sen başlasaydın.
    Önemli değil dayıcım. Zaten fazla aç değilim.
    _Olmaz öyle. Bir şeyler yemelisin.
    _Fazla bir şey yiyemeyeceğim kusura bakmayın.
    Kahvaltı bittikten sonra hastaneye gittiler. Aylin’in halini Hüseyin Bey de, Ferhat Bey de fark etmişti. Fark edilmeyecek gibi değildi.
    _Aylin Hanım iyi misiniz? Solgun görünüyorsunuz.
    _İyiyim Hüseyin Bey. Dün gece biraz geç uyudum. Bu aralar uyku problemi yaşıyorum da.
    _Aman iyi olun Aylin Hanım. Siz bize lazımsınız.
    _Merak etmeyin Hüseyin Bey sizi ve hastanenizi yarı yolda bırakmam. Beni düşündüğünüz için teşekkür ederim. Müsaadenizle odama çıkıyorum. İyi günler Hüseyin Bey.
    _Dayıcım bugün beni almaya gelecek misiniz?
    _Kızım bende sana ne söyleyeceğim diye düşünüyordum. İyi ki hatırlattın yoksa unutacaktım. Dün sen uyduktan sonra iş yerinden aradılar. Bu gün fazla mesai yapacağımızı söylediler. Söyleyecektim ama uyumuştun.
    _Sorun değil dayıcım ben gelebilirim. Sana iyi çalışmalar. Tekrar iyi günler.
    Aylin odasına çıktı. Burası sanki kendisine huzur veriyor, rahatlatıyordu. Saatine baktı, hastalar birazdan gelmeye başlardı. Her şeye rağmen hayat devam ediyordu. Eskiye takılıp bütün hayatı kendine zindan etmesi mantıksızdı. Annesizliği, babasızlığı her zaman önüne koca bir kaya gibi çıkacaktı. Her önüne çıktığında takılıp düşerse ilerleyemezdi. Zaman ilerlemişti. Kapı çalındı. Aylin hastanın geldiğini düşünüp üstünü başını düzeltti. Her zaman düzenli görünmeyi severdi.
    _Girin.
    _Günaydın Aylin Hanım.
    _Günaydın Ferhat Bey. Hastanın geldiğini sanmıştım.
    _Hüseyin Bey iyi olmadığınızı söyledi. Öyle deyince merak ettim.
    _Merak edilecek bir şey yok bunu Hüseyin Bey’e de söylemiştim. Anlaşılan pek inandırıcı olmamış. Yalnızca biraz uyku problemi yaşıyorum abartılacak bir şey yok anlayacağınız.
    _Solgun görünüyorsunuz ama siz iyiyim diyorsanız iyisinizdir.
    _Evet, gayet iyiyim. Teşekkür ederim.
    _Peki öyleyse. Öğle yemeğine ineceksiniz değil mi?
    _Bu gün pek iştahım yok. Henüz öğle yemeğini düşünmek için erken değil mi?
    Tam bu sırada içeri bir hasta girdi.
    _Buyrun lütfen.
    _Aylin Hanım öğle yemeğine bekliyorum.
    Aylin bir şey söyleyemedi. Sadece başını sallayabildi. Çünkü hastasıyla ilgilenmesi gerekiyordu. İçeri giren ton ton yaşlı bir teyzeydi.
    _Ne rahatsızlığın vardı teyzecim?
    _Daha demin kapıdan çıkan kocan mıydı evladım.
    _Hayır, teyzecim bunu nerden çıkardınız şimdi.
    Aylin teyzenin bu merakını yaşlılığına veriyordu.
    _Nişanlın mıydı?
    _Hayır, teyzecim ne rahatsızlığın olduğunu söylemeyecek misin?
    _Kızım o zaman sen körsün.
    _Neden teyzecim?
    _Yavrum çocuk ne kadar yakışıklı görmüyor musun, efendi birine de benziyor tam evlenilecek adam.
    _Teyze boşver sen bunları. Rahatsızlığın var mı sen bana onu söyle.
    _Olmaz mı kızım kaç yaşındayım görmüyor musun? Bende rahatsızlık olmayacakta sende mi olacak?
    Sonunda teyze merak etmeyi bırakıp hastaneye geliş sebebini hatırlamıştı. Aylin tüm söylediklerine gülüp geçmişti. Muayene bittiğinde Aylin Grekli ilaçları yazmaya koyulmuştu.
    _Yavrum gel beni dinle. Bak o çocuğunda sende gözü var gibiydi. Sen konuşamıyorsan ben konuşurum çocukla. Yoksa senin başka sevdiğin mi var?
    Aylin hiç oralı olmuyordu.
    _Al teyzecim bunlar ilaçların. Almayı sakın geciktirme. Yoksa hastalığın ilerler.
    _Tamam, yavrum ama sende benim dediklerimi dinle olur mu?
    _Daha öyle şeyler için zaman var teyze.
    _Öyle deme kızım. Zaman su misali akıp gider farkına varamazsın. Bir bakmışsın elinde hiç bir şey kalmamış. Bak bana yılların nasıl geçtiğini anlamadım. Gençsin güzelsin maşallah. Bu zamanlarını dolu dolu geçir.
    _Tamam teyzecim. Nasihatlerin için teşekkür ederim.
    _Neyse kızım şimdi senin başında kavak yelleri esiyordur. Bizde öyleydik. Büyüklerimizin söyledikleri bir kulağımızdan girer diğerinden çıkardı. Ama bunları benim yaşadıklarımı sende yaşama diye söylüyorum.
    _Sağol teyzecim ama artık bende pek genç sayılmam. Söz veriyorum söylediklerini unutmayacağım.
    _İyi günler kızım. Söylediklerimi unutma sakın.
    Teyze bir yerde haklıydı ama bunları düşünmek için daha zaman vardı. O gün gelen hasta sayısı dünkünden daha fazlaydı. Öğle yemeği saati gelmişti. Aylin tok olduğu için yemeğe inmeyecekti. Zaten bir şey yiyesi de yoktu. Oturup başladığı kitabı bitirmeye karar verdi. Kapı çalındı. Kimin geldiğini tahmin edebiliyordu.
    _Aylin Hanımlar öğle yemeğine gelmiyorlar mı acaba?
    Tam tahmin ettiği gibiydi.
    _Ferhat Bey gerçekten hiç bir şey yiyesim yok.
    _Ne yani beni kandırıldım mı şimdi!
    _Kandırıldığınız filan yok bu nerden çıktı şimdi.
    _Hatırlayın, hasta geldiğinde ben odadan çıkarken tamam demiştiniz.
    Demişti ama hasta rahatsız olmasın diye kafasıyla tamam demişti.
    _Hatırladım. Peki, o zaman geleyim.
    _Benim tanıdığım Aylin Hanım’ında böyle yapması gerekir zaten.
    _Ne yapması gerekir?
    _Söylediğini yapardı.
    Bu söylediği Aylin’e saçma geldi. Çünkü bunu söyleyebilecek kadar kendisini tanımıyordu.
    _Beni bu kadar iyi tanıdığınızı mı düşünüyorsunuz?
    _Evet, yoksa yanlış mı tanımışım?
    Bahçeden ambulans sesi geldi. İkisi de cama yöneldiler. Ambulanstan sedyeyle inen tanıdık birisiydi. Aylin inene daha dikkatli baktı. Evet, bu oydu. Buket’ti sedyeyle inen. Sedyenin yanındakilerde dayısı ve yengesiydi. Koşarak odadan çıktı. Ferhat Bey’de ne olduğunu anlamamıştı. O da Aylin’in arkasından çıktı. Aylin aşağı indiğinde dayısıyla karşılaştı.
    _Dayı neler oluyor? Buket neden ambulanstaydı? Kötü bir şey mi oldu yoksa?
    _Kızım bir dur nefes al nasıl koştuysan tıkanmışsın. Benden daha heyecanlısın. Önemli bir şey yok. Ders çalışırken fenalaşmış, annesi de uyandıramayınca panik yapmış, sonrası gördüğün gibi işte. Eve gelene kadar bende senin gibiydim. Yengen telefonda olanları öyle bir anlattı ki kız öldü sandım. Demek ki yengen ilk seni arasa kalp krizi geçirirmişsin.
    _Yengem nerde şimdi?
    _Kızın başında beklemeye gitti.
    Ferhat Bey’de gelmişti.
    _Neler oluyor Aylin Hanım?
    _Biraz önce ambulansla gelen hasta benim yeğenimdi.
    _Önemli bir şey olmuş mu peki?
    _Yeğenim üniversite sınavlarına hazırlanıyor. Sanırım fazla stres yapmış kendine bayılmış.
    _Merhaba siz Aylin Hanım’ın dayıyısınız sanırım.
    _Dayıcım ben yengemin yanına gidiyorum yalnız kalmasın.
    _Tamam kızım.
    _Benimde gelmemi ister misiniz?
    _Gerek yok Ferhat Bey. Soru sormuştunuz onu cevaplayayım. Evet dayısıyım.
    _Hatırladım. İlk gün Aylin Hanım’la birlikte gelmiştiniz.
    _Evet, öyle olmuştu. Aylin’le yakından ilgileniyorsunuz.
    _Ne ima etmeye çalışıyorsunuz?
    _Bir şey ima ettiğim filan yok. Sadece ilk günlerden yeğenimle neden bu kadar yakından ilgilenmenizi garipsedim.
    _Garipsenecek bir şey yok. O benim meslektaşım.
    _Umarım sadece meslektaşınız olarak kalır.
    _Fazla olmaya başladınız ama.
    _Fazla olduğum filan yok. Aylin benim kızım sayılır, onu senin gibi çakallardan korumak benim görevim.
    _Çakal mı?!
    _Evet çakal!
    _ Bakın beyefendi bu hakarete girer. Üstelik yiğenize de bir şey yaptığım yok.
    İkisininde sinirleri gerilmişti. Bağırarak konuştuklarından herkes onlara bakıyordu. O sırada Aylin yanlarına doğru geliyordu. Dayısının sesi bütün koridorda çınlıyordu. Yanlarına geldiğinde İkisininde burnundan soluduğunu fark etti. Ne olduğunu sormadan Ferhat Bey oradan ayrıldı. Aralarında ne olduğunu anlamamak mümkün değildi.
    _Dayıcım ne oldu? Sesin bütün hastanede yankılanıyor. Yengem senin bağırışlarını duyunca daha panik oldu.
    _Ağzının payını verdim çakalın!
    _Ferhat Bey’den mi bahsediyoruz?
    _Adın anma şunun!
    _Başhekim olan Ferhat Bey mi?
    _Evet kızım evet o.
    _Dayı sakın adama benim yanımda dolaşıyor diye kızmadın değil mi?
    _Hak etti ama.
    _Aşk olsun dayı. Öyle denir mi? Sen yengemin yanına git. Bu olanları da sakın anlatma. O panikle bayılır.
    _Tamam. Sen ne yapacaksın?
    _Benimde yukarda işim var. Buket kendine gelmeye başladı. Serumu bitince taburcu ederler. Evde dinlensin. Birkaç gün ders çalışmasın. Fazla yüklenmiş kendine.
    _Peki o zaman. İyi çalışmalar kızım.
    _Sağol dayıcım.
    Aylin işi olduğunu söylemişti ama Ferhat Bey’den özür dilemeliydi. Odasının kapısını çaldı.
    _Gel!
    _Benim Ferhat Bey.
    _Buyrun Aylin Hanım.
    _Aşağıda olanları öğrendim. Nasıl özür dileyeceğimi bilemiyorum.
    _Dayınız aşağıda çok ileri gitti.
    _Tahmin edebiliyorum. Dayım babam gibidir. Biraz fazla korur beni. Kusura bakmayın lütfen.
    _Siz üzülmeyin Aylin Hanım. Dayınızı anlayabiliyorum.
    _Buna çok sevindim.
    Ferhat, Aylin’i ilk gördüğü andan beri seviyordu. Bunu Aylin’e fark ettirmemeye çalışıyordu ancak dayısı anlamıştı. Belki bu olaydan sonra o da bir şey anlamaya başlayacaktı. Belki de anlamıştı. Artık bunun Ferhat için bir önemi yoktu.
    _Anlayışınız için teşekkür ederim. Müsaadenizle ben odama gidiyorum öğle arası bitmek üzere, hastalar gelmeye başlarlar.
    _Doğru söylüyorsunuz öğle arası bitmek üzere ve bana verilen söz de unutulmak üzere sanırım.
    _Kusura bakmayın tamamen unutmuşum.
    Ama bu gün olanları biliyorsunuz. Yemek yemeye bile vaktim olmadı. Sizde gördünüz olanları.
    _O zaman verdiğin sözü yarına erteleyelim. Yarın öğle arasında hastanenin ilerisindeki kafeye gidelim olur mu?
    _Tamam, söz bir kere verilir.
    _Yarın da caymak yok.
    _Tamam.
    Ferhat adım adım Aylin’e yaklaşıyordu. İstediği buydu. Aylin onun için başkaydı. Onu ilk gördüğünde sevmişti. Aylin kendindeki değişikliği fark etti. Başka zaman olsa kendisi istemese kimse onu yerinden bile oynatamazdı. Ama şimdi tam tersi oluyordu. İstemese de yemek sözü veriyordu. Belki de istiyordu. Ferhat’ın kendisine olan ilgisini görebiliyordu. Sanki kendiside ona karşı bir şeyler hissediyordu. Sabahki teyzenin söyledikleri doğruydu. Daha sabah olmaz dediği şey şimdi olanaksız gelmiyordu. Gen akşam olmuştu. Aylin dayısını arayacaktı ki dayısının bugün fazla mesai yapacağını hatırladı. Hazırlanıp aşağı indi. Durağa doğru yürümeye başladı. Ferhat’ta onun arkasından geliyordu.
    _İyi akşamlar Aylin Hanım. Durağa mı gidiyorsunuz?
    _Size de iyi akşamlar, evet bu gün dayım gelemeyecek, duraktan bineceğim.
    _Bu saatte güvenli olacağını sanmıyorum. Gelin sizi ben bırakayım.
    _Gideceğiniz yer ters tarafa düşmüyor mu?
    _Önemli değil, ben tekrar gelebilirim.
    _Size zahmet vermek istemem, duraktan da gidebilirim. Bir sorun çıkacağını sanmıyorum.
    _Saat çok geç aklım sizde kalacak. Gelin sizi ben götüreyim.
    _Peki öyleyse, teşekkür ederim.
    _Teşekkür etmenize gerek yok. Benim yerimde kim olsa aynı şeyi yapardı.
    Arabaya bindiklerinde Ferhat’ın gözlerindeki sevinç farkedilmeyecek gibi değildi. Ferhat’ın kendisini gerçekten sevdiğini o akşam anlamıştı. Yol boyunca konuştular. Aylin Ferhat hakkında bilmediklerini soruyor, Ferhat’ta Aylin’in hakkında bilmediklerini soruyordu. İkisi de birbirlerini seviyor ama birbirlerine fark ettirmemeye çalışıyorlardı. Evin önüne gelmişlerdi.
    _Bu sohbetin hiç bitmemesini isterdim.
    _Sohbetimize yarın devam edebiliriz Ferhat Bey.
    _Unutursunuz sanmıştım. Bence de yarın devam edelim. İyi geceler.
    _İyi geceler.
    Ferhat onun kapıdan girmesini bekledi ve sonra gitti. Aylin’de onu sevmeye başladığının farkındaydı. Zili çaldı. Kapıyı açan yengesiydi. Yorgunluktan gözlerinin altı morarmıştı.
    _Buket nasıl oldu yengecim?
    _Geldiğinden beri uyuyor. Bir iki kere kalktı, tekrar uyudu.
    _Sen nasılsın?
    _Bu gün çok yoruldum Aylin. Hastaneymiş, eczaneymiş derken günüm koşuşturmayla geçti. Dayında fazla mesai yapacak günü buldu. İş yerini aradı ama izin vermediler. Dayın olsaydı bu kadar yorulmazdım. Zaten Buket’i odasında baygın bulup uyandıramayınca elim ayağım birbirine dolaştı, ne yapacağımı bilemedim.
    _Neyse olan olmuş artık. Çok zorlamış kendini. Birkaç gün ders çalışmasın. Hatta Buket’le birlikte dolaşmaya filan çıkın. Onun için farklılık olsun.
    _Aç mısın kızım? Ben kendi derdime düştüm seni unuttum.
    _Önemli değil. Çok aç değilim. Bir şeyler atıştırsam yeter.
    _Tamam öyleyse. Bu akşam dayında yoktu, otobüsle de gelmedin, kimle geldin?
    _Ferhat Bey bıraktı.
    _Aylin iyi ki bu gün dayın yok. Onun arabasını bizim evin önünde görseydi çıldırırdı.
    _Zaten hastanede sen Buket’in başında beklerken Ferhat Bey’e ağzına geleni söylemiş. Biz seninle otururken dayımın bağırışları geliyorduya…
    _Yoksa Ferhat Bey’e mi bağırıyormuş?
    _Evet. Yanlarına gittiğimde İkisininde suratları asıktı. Sorduğumda dayım hiç birşey anlatmadı. Ferhat Bey’den özür dilemeye çıktım. O da ne konuştuklarını söylemedi ama dayımın hakaret ettiğini söyledi.
    _Kızım dayın böyle işte. Biz nişanlıyken yanıma erkek sineğin bile yaklaşmasını istemezdi. Dayın sevdiklerini çok korur.
    _Sağolsun da bu kadarı da biraz fazla sanki.
    _Sen bu haline dayanamıyorsun. Gençken daha fenaydı. Bu hali bana göre normal geliyor.
    _Şimdi üzülsem mi sevinsem mi bilemedim.
    _Alışırsın kızım merak etme. Hadi birşeyler ye sonrada yatarsın saat epey geç oldu. Yarın kalkamazsın sonra.
    _Tamam yengecim, iyi geceler.
    _İyi geceler.
    Yarın Aylin için farklı bir gün olacaktı. Öğle arasında neler olacağını merak ediyordu. Çok erken derken birden içinde bulmuştu kendini. Evet daha bu sabah o teyzeye bu işler için daha erken demişti. Hayat çok garipti. Annesini babasını düşündü. Onları düşünmeden, dua etmeden uyuyamıyordu.
    _Hastane bu gün gözüne farklı görüyordu. Daha bir güzeldi sanki.
    _Günaydın Hüseyin Bey.
    _Günaydın Aylin Hanım. Bu gün çok mutlu görünüyorsunuz.
    _Evet mutluyum. Dün asık suratlı olduğumdan bu günde öyle olmamı beklediniz herhalde.
    _Yok canım ne alakası var.
    _Şaka yaptım Hüseyin Bey hemen alınmayın.
    _İlahi Aylin Hanım, alındığım filan yok. Siz yeter ki mutlu olun.
    _Teşekkür ederim. İyi günler, iyi çalışmalar.
    _Size de Aylin Hanım.
    Aylin odasına çıktı. Odası da başka bir güzel görünüyordu gözüne. Bahçeye baktı. Ferhat Bey henüz gelmemişti. Arabası yoktu. Saatine baktı, saat sekizdi. Hastaların gelmesine yarım saat vardı. Bu saate kadar gelmeliydi diye düşündü Aylin. İyice meraklanmıştı. Masaya oturup oyalanmaya başladı. Saate baktı, saat dokuzdu. Tekrar pencereden baktı, arabası bahçede hala yoktu. Hüseyin Bey’in yanına inip sormayı düşündü. Kapı çalındı. Saat dokuzdu, hastanın geldiğini düşündü. Artık istese de aşağıya inemeyecekti.
    _Girin!
    _Günaydın Aylin Hanım.
    _Günaydın Hüseyin Bey. Ben de sizin yanınıza inmeyi düşünüyordum.
    _Ferhat Bey’i sormak için geldim.
    _Ben de size bunu sormak için gelecektim.
    _Normalde her sabah burada olurdu. Günlük yapılması gereken işleri yapardık ama bugün gelmedi. Aradım, telefonu kapalı. Bu saate kadar gelir diye bekledim ama gelmedi. Güvenlik Ferhat Bey’i en son dün akşam bahçeden arabasıyla çıkarken görmüşler, arabada sizde varmışsınız. Belki haberiniz vardır diye geldim ama belli ki sizinde haberiniz yok.
    _Maalesef benim de haberim yok. Beni evime bıraktıktan sonra gitti. Nereye gittiğini de sormadım.
    _Peki öyleyse beklemekten başka çaremiz yok.
    Ferhat Bey’in odası yan taraftı, odaları bitişikti. Yan odadan sesler geliyordu.
    _Aylin Hanım yan odadan sesler geliyor duyuyor musunuz? Ferhat Bey gelmiş olmalı.
    Odaya girdiklerinde gördüklerine inanamadılar. Ferhat Bey gelmişti ama üstü başı berbat bir halde gelmişti.
    _Ferhat Bey nerdesiniz? Aylin Hanım’la merak içinde kaldık. Hem bu haliniz nedir?
    _Afedersiniz karakoldaydım.
    _Karakolda mı?!
    _Evet Aylin Hanım karakoldaydım. Sizi bıraktıktan sonra evime doğru yol almıştım. Büfede birşeyler almak için durdum. Arabadan indim elimdeki çantayı biri alıp gitti. Arkasından bayağı koştum yetişemedim. Sonra karakola gittim. Bütün önemli şeylerim, kartları o çantanın içindeydi. Kartların iptali, robot resim derken karakolda sabahladım sayılır. Telefonum da çantamın içinde olduğundan arayamadım kusura bakmayın.
    _Geçmiş olsun Ferhat Bey. Cana gelen mala gelsin. Şu sıralar böyle olaylar artmaya başladı, dikkat etmek lazım.
    _Hüseyin Bey izin verirseniz bu gün eve gidebilir miyim? Çok yorgunum, buraya olanları anlatmak için geldim.
    _Tabi ki Ferhat Bey hastaneyi bir gün siz olmadan idare edebilirim.
    _Teşekkür ederim. Siz nasılsınız Aylin Hanım?
    _Sizi bu halde gördükten sonra pek iyi sayılmam. Eğer beni eve bırakmasaydınız belki de başınıza bunlar gelmeyecekti.
    _Demek ki olacağı varmış, öyle demeyin. Bu arada öğle arasıda suya düşmüş oldu.
    _Önemli değil siz iyi olun yeter. Kahve içmeye başka bir gün de gidebiliriz.
    _Tamam o zaman yarın görüşürüz.
    _Güzelce dinlenin Ferhat Bey.
    _Tekrar teşekkür ederim Hüseyin Bey. Bu gün bana gelen hastaların randevularını yarına alırsanız çok sevinirim.
    _Alırım tabi ki siz dert etmeyin.
    _Teşekkür ederim.
    _Tekrar geçmiş olsun. Canınızı sıkmayın, önemli olan size bir şey olmaması. Üzüldüğünüz giden evraklarsa yeniden düzenlenir merak etmeyin.
    _Sağolun Hüseyin Bey.
    Aylin ve Hüseyin Bey Ferhat’ı bahçeye kadar uğurladılar.
    _Gördünüz mü Aylin Hanım, insanın başına ne zaman ne geleceği belli olmuyor.
    _Aynen öyle Hüseyin Bey. Kapkaççı sadece çantayı almayıp Ferhat Bey’i de öldürebilirdi.
    _Şükürler olsun öyle bir şey olmamış.
    _Neyse Hüseyin Bey ben odama çıkayım.
    _Benimde bir sürü işim var. Size iyi günler.
    _Size de Hüseyin Bey.
    Aylin çok üzülmüştü. Ona bir şey olsaydı uzun süre kendine gelemezdi. Aylin’in yatılı bir hastası vardı. Onun kontrollerini her gün hiç aksatmadan yapıyor, ilaçlarını ve serumlarını hemşireye kendisi veriyordu.
    _Bugün nasılsın Fazıl Amca?
    _Nasıl olayım kızım her zamanki gibi işte.
    _Biraz daha dayan Fazıl Amca bu tedavin bitince turp gibi olacaksın.
    _İnşallah yavrum İnşallah. Benim istediğimde bu.
    Aylin her gün eve gitmeden önce Fazıl Amca’nın yanına gider kontrollerini yapardı. O günde çok yorulmuştu. Eve gittiğinde dayısı da evdeydi.
    _Hoş geldiniz doktor hanım. Bu akşam sizi özel arabasıyla bırakan birini göremedik. Siz halk otobüsleriyle gelir miydiniz?
    _Yenge sen mi söyledin?
    _Kızım dayın çok zorladı. İnatçı işte biliyorsun.
    _Evet dayıcım ben halk otobüslerine de biniyorum ayrıca bu akşam çok yorgunum hemen yatmak istiyorum izninle.
    _Yanlış anlama Aylin bunları sadece seni korumak için yapıyorum.
    _Çok teşekkür ederim dayıcım ama ben kendi kararlarımı kendim vereceğim yaşa geldim. Neyin benim için doğru ya da yanlış olduğunu da ayırt edebiliyorum. Bu konuda bir daha imada bulunmazsan çok sevinirim.
    _Tamam kızım eğer sen öyle diyorsan öyledir. Ama ben yinede o adamı pek tekin birisi olarak görmüyorum.
    _Dayı biraz önce ne diyordun şimdi ne diyorsun.
    _Tamam tamam özür dilerim. Bundan sonra bir şey söylemeyeceğim.
    _Teşekkür ederim. Hepinize iyi geceler.
    _Kızım hiç bir şey yemedin. Aç aç mı yatacaksın?
    _Aç değilim yengecim, sağol.
    Aylin o kadar yorgundu ki kafasını yastığa koyar koymaz uyudu. Sabah erkenden kalkıp hazırlandı. İçinden sürekli bu gün onun gelmesi için dua ediyordu. O hastanede olmadığında bir yanı eksikmiş gibi geliyordu. O olmadığında kimse onunla konuştuğu kadar konuşmuyor, kimse öğle yemeğine çağırmıyordu. Dayısının söylediklerinden sonra hastaneye halk otobüsüyle gitmeye karar vermişti. Geldiğinde arabası bahçedeydi. O an hastaneye koşarak girmek istedi ama bu çok garip görünebilirdi. Ona ne ara bu kadar bağlandığını anlamıyordu. Ama bağlanmıştı. Hızlıca odasına çıktı. O kadar hızlı çıkmıştı ki kendisine selam veren Hüseyin Bey’i dahi görmemişti. Hemen odasına girdi, tam çantasını çıkarırken kapı çalındı.
    _Girin!
    Bir yandan da ceketini çıkarmaya çalışıyordu.
    _Günaydın.
    _ Günaydın Ferhat Bey. Bende sizin yanınıza gelecektim. Nasıl oldunuz, dinlenebildiniz mi?
    _Evet gayet güzel dinlendim. Ayrıca hırsız çantanın içinde işine yarayacak bir şey bulamayınca yolun kenarına atmış. Polis hemen beni aramış. Verdiğiniz bilgilere uyan bir çanta bulundu gelin dediler. Gerçekten buldukları çanta benim çantammış. Hırsız biraz karıştırmış o kadar. Kartları da hemen iptal ettirdiğimden onları da kullanamamış. Sonuç olarak çantam sağ salim kurtuldu. Yıpranan benim sinirlerim oldu.
    _Sizin adınıza çok sevindim. Dün siz gelmeyince aklıma bin türlü şey geldi.
    _Artık üzülmeyin olanlar geçmişte kaldı. Bu arada öğle yemeğine kimseye söz vermediniz değil mi?
    _Hayır vermedim.
    _Öyleyse öğle arasında sizi almaya gelirim.
    _Tamam, iyi çalışmalar.
    _Size de.
    Hastaların biri geliyor biri gidiyordu. O gün hastane hiç olmadığı kadar doluydu. Aylin öğle arasını iple çekiyordu. Yan odadaki Ferhat’ta aynı durumdaydı. İkisininde gözleri beş dakikada bir saate takılıyor, geçmiyor bu zaman diye homurdanıyorlardı.
    İkisi de acaba şu anda o da benim kadar heyecanlı mıdır diye düşünmeden edemiyorlardı. Saat on iki olduğunda Ferhat yerinden fırladı. Acele acele hazırlandı.
    Aylin ise o kadar heyecanlıydı ki heyecanını azaltmak için pencereyi açtı, etrafı seyretti. Ferhat hazırlanıp odasından çıktı. Aylin’in odasına gitti.
    _Girin!
    _Merhaba Aylin Hanım.
    _Merhaba Hüseyin Bey.
    _Gidiyoruz değil mi?
    _Gidiyoruz.
    _Tamam o zaman. Bildiğim çok güzel bir kafe var, isterseniz oraya gidelim.
    _Fark etmez.
    _Buyrun çıkalım.
    Aylin Ferhat’ın zevkine güveniyordu. Güzel bir yere götüreceğinden emindi. Ferhat abrada giderken hırsızlık olayının nasıl olduğunu heyecanlı heyecanlı anlattı. Aylin’de bıkmadan usanmadan dinledi. Yeni duymuş gibi davranıyordu ancak bu hikayeyi artık ezberlemişti. Gerçektende Ferhat Aylin’in güvenini boşa çıkarmadı. Çok güzel bir kafeye gelmişlerdi. Kafe üç katlıydı. Üçüncü katına çıktılar. Buradan deniz görülebiliyordu. Aylin manzaraya hayran hayran bakarken Ferhat’ın sesiyle irkildi.
    _Beğendiniz mi?
    _Çok beğendim. Bu kadar güzel olabileceğini tahmin etmiyordum.
    _Burayı çok severim. Buradan İzmir çok güzel görünür.
    _Gerçekten manzara çok güzel, hayran kaldım.
    _Böyle ayakta durmayalım, gel şu masaya oturalım.
    _Şu an sadece şu manzarayı izlemek istiyorum.
    _Tamam bu manzara oturarak da izlenebiliyor. Ben hep öyle yapıyorum.
    Kafenin üstü açık ve dört tarafı camla kaplıydı. Deniz her taraftan görünebilyordu.
    _Ne isterseniz?
    Aylin manzaraya o kadar dalmıştı ki kimseyi duymuyordu.
    _Aylin Hanım duyuyor musunuz?
    _......
    _Aylin Hanım!
    _Efendim.
    _Ne istersiniz diyorum.
    _Kusura bakmayın. Bu manzara beni alıp çok uzaklara götürdü.
    _Önemli değil ama ne istediğinizi söyleseniz artık diyorum.
    _Çay alıyım.
    _Yanında birşeyler almayacak mısınız?
    _Teşekkür ederim ama esen bu rüzgarla sıcacık bir çay gider.
    _Bize iki çay o zaman.
    Biraz sonra garson çayları getirdi.
    _Aylin Hanım şu zamana kadar neden dayınızın yanında kaldığınızı, ailenizi anlatmadınız.
    _Sizinde anlattığınızı hiç hatırlamıyorum.
    _Tamam, siz anlattıktan sonra bende anlatacağım.
    _Annem ve babam İstanbul’da vefat ettiler. Üniversiteyi burada kazanınca dayımın yanına geldim. Tanıdığım tek akrabamda dayımdır. Dayım bana bir yeğenden çok kızıymışım gibi davranır. Burada tıp fakültesini bitirdikten sonra İstanbul’a dönmeyi düşündüm ama bu hastanede işe başlayınca vazgeçtim. Bu hastaneye başvurmadan önce birçok hastaneye başvurdum. Hiç birinden olumlu yanıt alamayınca İstanbul’daki hastanelere başvurmayı düşündüm. Ama sonuç olarak buradayım.
    _ İyi ki de gitmemişsiniz. Eğer gitseydiniz tanışamayacaktık.
    _Sıra sizde. Sizde anlatacaktınız.
    _Ben evin tek oğluyum, bir tanede ablam var. Fakülteyi Bursa’da okudum. Ailem İzmir’in yerlilerindendir. Bütün çocukluğum, gençliğim burada geçti. O yüzden üniversiteyi bitirip burada işe başladım. İzmir benim için çok farklıdır.
    _Gerçekten İzmir çok güzel bir şehir. Bende bu şehri çok seviyorum ama çocukluğum, gençliğim İstanbul’da geçtiği için bana da orası güzel geliyor. Bütün hatıralarım orada, en önemlisi evim orada. O ev annemin ve babamın hatıralarıyla dolu. Burada bir süre daha çalışıp İstanbul’a dönmeyi düşünüyorum.
    _Gerçektende İstanbul’a döner misin?
    _Sizin için İzmir ne kadar önemliyse benim içinde İstanbul önemli. Burada gurbette gibiyim.
    _O zaman her şeyi zamana bırakalım.
    _Bence de.
    _Zamanın nasıl geçtiğini anlamadık ama vakit geçmiş.
    _Kalkalım o halde. Geç kalmak istemem.
    Hastaneye geldiklerinde bahçe çok kalabalıktı. İçlerinde bazıları ağlıyor, bazıları bağırıp çağırıyordu. İkisi de bu manzara karşısında şaşırıp kalmışlardı. Aylin ne olduğunu anlamak için kalabalığın içerisine karıştı.
    _Pardon, burada neler olduğunu öğrenebilir miyim? Bahçe neden bu kadar kalabalık?
    _Babam vefat etti, bu kalabalık da akrabalarım.
    _Babanızın adı neydi?
    _Fazıl.
    Aylin beyninden vurulmuşa dönmüştü. Bu Fazıl Amca olmalıydı. Ama daha bu sabah ilaçlarını, serumunu hemşireye vermiş, muayene etmişti. Gayet iyiydi. Ölmesi söz konusu bile değildi. Hemen Hüseyin Bey’in odasına gitti. Hüseyin Bey’in odasının önü de çok kalabalıktı. Kalabalıktan bazıları hesap soruyorlardı. Fazıl Amca’nın odasına çıkmaya karar verdi. Odasında çıktı, ilaçları, serumları verilmişti. Hemşireyle görüşmeliydi, en son neler olup bittiğini sadece o biliyordu. Bütün odalara tek tek baktı ama hemşire yoktu. Hemşirenin adı Eda’ydı. Güvenliğe gidip Eda Hemşireyi sordu. Onlarda çıkış yaptığını görmemişlerdi. Aylin iyice kuşkulanmaya başlamıştı. Cenaze götürülünce bahçedeki kalabalıkta dağılmaya başlamıştı. Hüseyin Bey Aylin’i çağırtmıştı. Koşarak gitmeye başladı. Odada Ferhat’ta vardı.
    _Aylin Hanım merhum Fazıl Bey’in bu sabahki kontrollerini yaptınız mı?
    _Evet yaptım.
    _Bildiğime göre Fazıl Bey ile siz ilgileniyordunuz, ilaçlarını düzenli olarak verdiniz mi?
    _Evet bütün ilaçlarını, serumlarını Eda Hemşireye verdim ve her zamanki gibi muayene ettim. Muayene sırasında gayet iyiydi, şimdi ölmesi çok garip.
    _Bence de çok garip. Fazıl bey hastanemizden bir ay sonra taburcu olacaktı.
    _Gerçekten neler olduğunu bende bilmiyorum. Eda Hemşire en son, ben gittikten sonra neler olduğunu biliyordur diye onu aradım ama hastanenin hiçbir yerinde yoktu. Güvenliğe sordum, onlarda çıkış yaptığını görmemişler. Arka kapıdan çıkmış olmalı. Ama neden ön kapıyı kullanmayıp arka kapıyı kullandığı ayrı bir sorun. Sizin kadar bende şaşkınım.
    _Birazdan Fazıl Bey’in bu ani ve sebepsiz ölümünün nedenini bulmak için polisler gelecek, odasında delil arayacaklar.
    _Çok garip gerçekten çok garip, sabah çok iyiydi.
    Aylin hastanenin içinde dönüp dolaşıp nasıl olabilir diye mırıldanıp durdu. Doğru ilaçları verdiğinden adı kadar emindi. Yarım saat sonra polisler geldi. Fazıl Bey’in odasını didik didik incelediler. Sonuçların yarın geleceğini söylediler ve gittiler. Aylin o gün harap olmuştu. Bu olayda o da suçlu gözüküyordu. Halbuki onun bu olayda hiçbir suçu yoktu. Olayın olduğu saatlerde hastanede bile değildi. Yarın büyük gündü, sonuçlar gelecekti ve suçsuz olduğu anlaşılacaktı. Eve gitti. Olanları onlara da anlattığında çok şaşırdılar.
    _Vah talihsiz yavrum benim. İçini ferah tut sen. Bu kesin o zilli hemşirenin işidir. Hem öyle olmasaydı neden arka kapıdan kaçıp gitsin.
    _Bilemiyorum tek bildiğim şu anda benimde suçlu konumunda olduğum.
    _Sen içini ferah tut. Suçsuz olduğunu biliyoruz.
    Sabah olduğu zaman Aylin hemen hazırlanıp hastaneye gitti. Hastaneye geldiğinde polisler Hüseyin ve Ferhat Bey’le konuşuyorlardı. İkisininde yüzü gülmüyordu. Ferhat ağlayacak gibiydi. Aylin içeriye girdiğinde hepsi dönüp ona baktılar. Sonra dağıldılar. Aylin kapının yanında duruyordu. Hüseyin Bey eliyle odasına gelmesini söyledi.
    _Aylin Hanım sonuçlar geldi. Fazıl Bey’in zehirlenerek öldüğü anlaşıldı.
    _Zehir mi peki nasıl olmuş!
    _Nasıl olduğu araştırılıyor. Büyük ihtimalle zehir serumunun içine karıştırılarak hastaya verilmiş. Çünkü merhumun vücudunda enjekte izine rastlanmamış. Zehir içirilmemişte yani serumunun içine karıştırıldığı ihtimali ağır basıyor.
    _Peki şimdi ne olacak?
    _Maalesef tüm ilaçların ve serumun üzerinde sizin ve Eda Hemşirenin parmak izi var.
    Yani sizde şu anda suçlu durumundasınız.
    _Ben hiç birşey yapmadım.
    _Bende Ferhat Beyde suçsuz olduğunuzu adımız gibi biliyoruz. Ancak bunun kanıtlanması gerek. Eda Hemşire şu anda kayıp ama kısa zamanda bulunur.
    _Önemli olan dışarıdakilerin ne düşündüğü. Şu anda dışarıda Doktor Aylin hastasını öldürdü diyorlar.
    _Üzüntünüzü anlayabiliyorum fakat bir şey söylemem gerek.
    _Söyleyin. Ne söyleyecekleriniz şu andaki durumdan daha kötü olamaz.
    _Aylin Hanım bu dava sonuçlanana kadar sizi başka hastaneye göndermek zorundayız.
    _Nereye!
    _İstanbul’da bir hastaneye göndereceğiz sizi. Dava sonuçlandığı gibi geri gelirsiniz.
    Hayat çok garipti. Bu öğle arasında Ferhat’a buradaki hastaneyi bırakıp İstanbul’a gideceğini söylüyordu ama şimdi ise başkasının işlediği bir suçtan dolayı gönderiliyordu. Hiç böyle tahmin etmemişti. Bu hastaneden çıkışı böyle olmamalıydı.
    _Tamam.
    Sadece tamam diyebilmişti. O anda hafızasındaki bütün kelimeler , bütün ifadeler silinmişti. Beyni yeni doğmuş bir bebeğin beyninden daha boş hale gelmişti. Koşarak merdivenlerden çıktı. Odasına girdiğinde hüngür hüngür ağlıyordu. O kadar ağlıyordu ki bulunduğu katın başından ağlama sesi geliyordu. Eşyalarını toplamaya başladı. Hem topluyor hem ağlıyordu. O sırada Ferhat odasının önüne geldi.
    _Niye ağlayıp kendini harap ediyorsun? Sen suçsuzsun.
    Aylin hiç birşey diyemiyordu. Sadece ağlıyordu. Eşyalarını alıp dışarı çıktı. Ferhat’ın yüzüne bile bakmadı. Yapabildiği tek şey, elinden gelen tek şey ağlamaktı. Hızlıca bahçeden çıkıp eve doğru yol aldı. Yol boyunca da sürekli ağladı. Eve geldiğinde gözleri kıpkırmızıydı. Gözleri o kadar şişmişti ki gözlerinin içi zor görünüyordu. Kapıyı yengesi açtı. Aylin’i görünce deliye döndü.
    _Bu ne hal Aylin! Hem niye eşyalarını toplayıp geldin?
    Yengesi bunu deyince tekrar ağlamaya başladı. Hiç bir şey söylemiyordu.
    _Kızım ne var kendini bu kadar parçalıyorsun? Bak kendine zarar vermekten başka bir şey yapmıyorsun.
    _Yenge İstanbul’a gidiyorum daha doğrusu gönderiliyorum. Dava sonuçlanana kadar İstanbul’daki hastanede görevime devam edeceğim. Suçu işleyen başkası cezasını çeken benim. Sence ağlamamdan daha doğal ne olabilir ki? Kimseye sesimi duyuramıyorum, ben suçsuzum diyemiyorum. O kuş beyinli hemşire ortaya çıkmadan doğrularda ortaya çıkmayacak. Katil doktor olarak anılacağım hayatım boyu.
    _Hemen kötü düşünme. Kendi kendini infaz ediyorsun. Sabretmekten başka çaren yok.
    _Doğru. İşte bana da bu dokunuyor. Suçsuzum ama kimse bilmiyor.
    _Ben birazdan otobüs bileti almaya gideceğim.
    _O kadar çabuk mu?
    _Ne kadar çabuk olursa o kadar iyi olur.
    Otobüsü yarın sabahtı. Dayısıyla akşam geldiğinde vedalaştı. Hepsi şaşkındı, ellerinden bir şey gelmiyordu. Sabah olduğunda hazırlanıp evden çıktı. Uğurlamaya hepsi gelmişti. Hepsi ağlıyordu ve şaşkındılar. Terminale Ferhat’ın abrasının girdiğini gördü ama o olamazdı. Hangi gün gideceğini dahi söylememişti. Araba yanlarına geldi. Gerçekten bu Ferhat’tı. Arabada Hüseyin Bey’de vardı. Ferhat Aylin’i görünce ağlamaklı oldu.
    _Siz niye geldiniz Ferhat Bey?
    _Dün moraliniz iyi olmadığından giderken veda edemedik. Seni uğurlamaya geldik kötü mü yapmışız?
    _Hayır. Çok iyi yapmışsınız.
    Kalkış saati gelmişti.
    _Emin olun kısa bir süre sonra tekrar geri döneceksiniz.
    _Teşekkür ederim Hüseyin Bey.
    Aklında bin bir soruyla birlikte arabaya binip gitti. Bir ay sonra mahkemesi vardı. Yeni kanıtlar bulunduğunu avukatından duyuyordu ama bunların neler olduğunu bilmiyordu. İstanbul’da kendi evinde kalıyordu. İstanbul’u çok özlemişti. Ama buraya gelme şekli böyle olmamalıydı. Çalıştığı hastane ona bomboş geliyordu. Mahkeme günü gelmişti. Aylin yine çok heyecanlıydı. Mahkeme salonuna girdiğinde Eda Hemşirede oradaydı. Aylin ona bir şey yapmamak için zor tuttu.
    _Siz Eda Hanım hala cinayeti işlemediğinizi mi iddia ediyorsunuz?
    _Evet, cinayeti ben işlemedim. İlaçları doktor hanım getiriyor, ona sorun ilacın içinde ne var diye.
    _Siz Aylin Hanım hakla suçsuz olduğunuz konusunda ısrarcı mısınız?
    _Evet, ben hiç birşey yapmadım.
    _Son bulunan kanıt tüm mahkemenin yönünü tersine çevirdi. Cinayet aleti bulundu. Cinayet aletinin üzerinde Eda Hemşirenin parmak izleri olduğundan Aylin Hanım suçsuz bulundu.
    Aylin sevinçten uçacak gibiydi. Eda Hemşire 20 sene hapis cezası almıştı. her şeyin doğrusu ortaya çıkmıştı. Ertesi gün Hüseyin Bey onu tekrar hastaneye çağırdı.
    Aylin gitmek için dünden razıydı. İlk İzmir abrasına binip gitti. Dayısı onu terminalden aldı. Ogün bayram gibiydi.
    _Kızım sen olmayınca bir yanımız eksik kaldı.
    _Geldim dayıcım bundan sonra hiçbir yere gitmeye niyetim yok.
    _Yengen çok sevindi senin geleceğini duyunca. Ayrıca Buket üniversiteyi kazandı.
    Eve geldiğinde buraları ne kadar özlediğini daha iyi anladı. Evde oturduktan sonra hastaneye gitti. Kapıdan içeri girdiğinde Hüseyin Bey’i gördü. O da kendisini görmüş olacak ki ona doğru gelmeye başladı.
    _Hastanemizde kimleri görüyorum. Hoş geldiniz. Mahkeme sonucunu duyduk, bayram ilan ettik. Hele Ferhat Bey’i görmeliydiniz. Çocuklar gibi sevindi.
    Aylin yukarı Ferhat’ın odasına çıktı. Ferhat onu gördüğünde sevincinden ne yapacağını şaşırdı. Akşama kadar sohbet ettiler. Ertesi gün Aylin hastaneye geldiğinde büyük bir sürprizle karşılaştı. Odasına koca bir demet gül bırakıldığını gördü. Güllerin üzerinde not yoktu. Yanlış geldiğini düşündü. Kapıyı açtığı sırada Ferhat’ta yüzükle onun yanına gitti. Aylin büyük bir şaşkınlık içindeydi fakat onunda istediği de buydu.
    Teklifini kabul etti. Bütün hastane bu olayı öğrenmişti. İki yıl sonra evlendiler. Dayısı ve Hüseyin Bey nikah şahitleri olmuştu. Bundan sonrada aynı hastanede çalışmaya devam ettiler. Bir kız çocukları oldu. Aylin kızını tıpkı annesine benzetiyordu bu yüzden adını Fatma koymuştu. Bundan sonrada bu ailenin huzurunu, mutluluğunu bozamadı.








      Forum Saati Paz Mart 26, 2017 11:08 am