Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    Hayat İşte - Yunus TURGUT

    Paylaş

    Admin
    Admin

    Mesaj Sayısı : 61
    Kayıt tarihi : 20/03/09

    Hayat İşte - Yunus TURGUT

    Mesaj  Admin Bir Çarş. Ara. 29, 2010 2:33 pm

    6 YIL ÖNCE;

    İzmir 2004

    Hayatımın en heyecanlı günlerinden biriydi. Kalbim onunla birleşecekti. Her günden farklı olarak kendimi en iyi şekilde giyindirmeye çalıştım. Ve buna arkadaşım, aslında arkadaştan öte kardeşim Mesut’ta yardım ediyor. Resmi giyinmek yerine daha çok sevdiğim spor tipli kıyafetleri giyimdim. 1 saat vardı ama kalbim yerinde çıkacakmış gibi duruyordu. O günün de farklı olması bu yüzdendi ya zaten. Siyah gömlek, hafif açık mavi kot ve beyaz ayakkabı… Giysilerimi giyindim ve yola çıkmak üzereydim ki arkamdan bir ses geldi.

    - Cüzdanın nerde Ahmet, dedi.
    - Cebimde, dedim ama cebime elimi attığıma bir boşluk hissetim.
    - Mesut, biraz şakayla karışık Mecnun olmuş gidiyorsun, al şu cüzdanını dedi.

    Küçük bir tebessüm atarak cüzdanı aldım. Tekrar yola çıktım içimden de bir şey unuttum mu diye düşünüyordum. Vaktim olmasına karşın erkenden çıktım buluşacağımız kafeye doğru yürüdüm. Yolda gidiyordum ama nasıl gittiğimi bilmiyorum. Kafamda sadece o anı düşündüm. İlk merhaba mı nasıl yapıcam ya da nelerden konuşacağız. Heyecanım aynıydı kafeye geldim oturdum. Beklemeye başladım artık. Bir süre sonra görevli yanıma geldi;

    - Ne alırsınız efendim, dedi.

    Bahar’ı beklesem mi diye düşündüm. Bir de heyecandan ağzım kurumuştu.

    - Su, dedim.

    Görevli yanımdan gidiyordu ben saate baktığımda 18 dakika kalmıştı. Zaman geçtikçe benim heyecanım daha da artıyordu. Görevli suyu getirdi;

    - Teşekkür ederim, dedim.
    - Rica ederim efendim dedi görevli.

    Bir yudum su içtim biraz rahatlamış gibi oldum. 2–3 dakika sonra o geldi. İçtiğim bir damla su neye fayda edebilirdi ki yerimde öylece kalakaldım. Hal bu ki kendimi buna hazırlamıştım. Oturduğum yere geldi.

    - Merhaba, dedi.

    Sesi kulaklarımı büyülüyordu. Dilim tutulmuştu. Bir anda ağzımdan merhaba kelimesi fırladı. Oturduk. 1-2 dakika sadece birbirimize baktık. O suskunluğu görevli gelince bozulmuştu. Bana sorduğu şeyi Bahar’a da sordu.

    - Ne alırdınız efendim.
    - Bahar, kahve dedi.

    Tekrar görevlinin gidişini izliyordum. Yine baş başa kalmıştık. Zaten kafe kalabalık değildi. Sonunda konuşmaya başladım.

    - Buraya gelince her şeyi düşünmüştüm aslında onca süslü kelimelerle konuşacaktım ama seni görünce aklımda ki her şeyi unutuverdim.

    Biraz kızaran suratı bir küçük tebessüm ve kısacık bakışla;

    - Neden acaba? Dedi.

    Bu kez kızaran bendim. Pek rahatlatıcı bir yanıt alamadım aynı tonumla;

    - Bende bir bilsem, dedim.

    Bunu der demez Bahar’ın kahvesi geliyordu. Bu beni biraz daha rahatlatırdı. Kahvesini yudumlarken göz göze geliyorduk. Masmavi gözleri kirpiklerinin ardında o kadar güzel parıldıyordu ki ömrüm boyunca bakabilirdim.
    İkimiz niye ordaydık. Bir olmak içindi. Onda ki beni bende ki onu karşılıklı olarak verebiliyorduk Sadece benim kelimelerime bakıyordu. Onunda benden hoşlandığını düşünüyordum. Sonunda dayanamayıp;

    - Senden hoşlanıyorum, dedim.

    Her şey durdu benim için. Yük kamyonların arkasında ki römorktan nasıl yük bırakıyorlarsa benim içimden de öyle bir yük kalktı artık. Kızardı bir şey diyemedi ilk başta. Kendi kendime yine suskunluk mu olacak derken;

    - Ben de aynı duyguları hissediyorum, dedi.

    İçimde öyle bir mutluluk vardı ki. Çocukça bir mutluluktu bu. Artık biz oluyorduk. Düşündüklerim de haklı çıktım. Benden hoşlanıyordu. Bir an elim eline değdi. İlk sıcaklık, eridiğimi sanıyordum.
    O gün konuşamadık ama biliyordum ki konuşmayarak bir çok şeyi kararlaştırdık. O günün bitmesini istemiyordum ama saat farkımı çekti. İçime doğmuş olmalı ki Bahar;

    - Kalkalım mı canım, dedi.
    - Tamam canım, dedim.

    Kafeden yavaş adımlarla çıkıyorduk. Hesabı ödedim ve Bahar’ı evine bırakacaktım. Aslında onun da evi çok yakındı. Havada küçük yağmur damlaları vardı. O kadar güzel bir hava ki el ele tutuştuk ilk gündü ama rahattık. Ama birazdan o rahatlık bozulacaktı. Evine çok yaklaşmıştık artık ayrılmamız gerekiyordu. Karşılıklı olarak durduk ve bana;

    - Bugün hayatımın en güzel günlerinden biriydi ve sevdiğim kişiyle bugünü geçirince daha da kıymetli oldu, dedi.

    Yanağıma bir öpücük kondurdu ve gitti. Bana bir şeyler oluyordu. Sözlerine mi şok olayım yoksa öpmesine mi şok olayım. Herhalde dünyanın en mutlu erkeğiydim. Eve doğru bende gitmeye başladım ama biraz önce ayrıldığım kişiyi özlemeye başlamıştım. Bana ne olduğunu bilmiyordum. Önceden yaşamadığım şeyleri yaşıyordum. Eve geldiğim de yatağıma uzandım tavanla resmen konuşmaya başladım. Ne zaman görmüştüm? Nasıl tanımıştım? Nasıl birlikte olmuştuk? İlerde ne olacak? Bahar’la ilgili her şey kafamda geziyordu. Allah’ım ne oluyor bana. Acaba aşk dedikleri bu muydu? Tekrar başa sarmıştım. Nasıl tanışmıştık. Evlerimiz yakındı. Mahalle gençlerinin takıldığı parkta görmüştüm. Aslında Bahar görmüştü. Basket oynarken. Basket benim hayatta yaptığım en iyi işti. Bir arkadaş aracılığıyla haber göndermişti. Hiçbir şey bilmiyordum onun hakkında. Ortak arkadaş tarafından her şeyini de öğrenmiş oldum. Annesiyle kalıyordu evde. Tıp okuduğunu söyledi. Bir an şaşırmıştım benim yaptığım iş ile onun ki çok farklıydı. Ama iş bu konuya engel olamazdı olmadı da sonunda. Uyuyakalmıştım. Uyandığımda kalktım telefonuma baktım. 2 tane mesaj gelmişti. İkisi de Bahar’dandı. Canım ne yapıyorsun diğer mesaj ise canımmmm, yazmıştı. Merak ettiğini düşündüm. Karşılık verdim mesaja uyuyakalmışım canım, dedim. Vakit geç olmuştu. Bekledim mesaj atar diye ama cevap gelmedi. Uyumuştur dedim kendi kendime. Bende tekrar uyudum. Bir an önce sabah olmasını bekliyordum. Yeni bir gündü ve o yeni günde onunla olacaktım. Bahar’ı düşünerek uyumuşum tekrar. Sabah kalktığım da yine elim ilk olarak telefona gitti. 1 mesaj vardı. Günaydın aşkım yazıyordu. Günü onunla uyanmak o kadar çok güzeldi ki. Aynı şekilde karşılık vermiştim. Okula gideceğini söylüyordu. Daha 3. sınıftaydı. Okula bırakmak için sözleşmiştik artık. Her gün okula bırakıyordum. Sonra da idmanıma gidiyordum. Maçlarım olduğunda gelip maçlarımı izliyordu. Her şey çok iyi gidiyordu.

    Saatler günleri günler haftaları haftalar ayları aylarda yılları derken koskoca 3 seneyi devirmiştik. Her şey güzel olunca bozulmasın istersin hep aynı devam etsin istersin ama nereye kadar ölümlü dünya. Şimdi ölmedik ama bazen öyle durumlar olur ki canlı canlı ölürsün. Benim Baharla yaşadıklarım ömrümde isteyeceğim tek şeydi belki de.

    Ama artık Bahar benden uzaklaşıyordu. Tıpı bitirmişti. Benden uzaklaşacaktı. İlk defa ayrı kalacaktık Görev yeri Konya idi. Ayrılık zordu kafamdan yanına nasıl giderim diye düşünüyordum. Onun için hayatımı feda etme durumuna kadar gelmiştim. Bu ancak benim transferimle olurdu. Ama bunu nasıl yapabilirdim. Çok yetenekli olduğumu biliyordum ve beni ünlü basketbol takımı Cleveland istiyordu. Hayallerimin birisi gerçek olacaktı. Ama diğer hayalim ne olacaktı. İçimden kusmak geliyordu. Hayat artık oyunlarına başladığını hissettim. Bir anda ne oldu o güzel günlere sevgimize birbirimize yazdığımız o anlamlı mektuplara. O güzel günler artık benim için kararıyordu, sürekli tartışan sevgili durumuna geldik. Yazdığım mektupları artık yırtıp atmamı söylüyordu ama sadece dışından diyordu bunları içinden her şeyi biliyordum. Gitmeden önce ki son konuşmamızı yapıyorduk. İlk günde içimde ne kadar mutluluk varsa şimdi o kadar üzüntü, hüsran var. İlk günde nasıl birbirimize bir şey diyemiyorsak şimdi de diyemiyorduk. Sadece ‘’gitme’’ diyecektim ama bunu ondan nasıl isteyebilirdim ki. Birbirimize bakıyorduk. Ve ikimizde ağlıyorduk. Gözyaşlarını tek tek siliyordum. Ama hiç bir şeye fayda etmiyordu ki ardı arkası kesilmiyordu. Ve giderken tek bir şey söyledi.

    - Sen hayatımda mükemmel kişisin, seni tanıdığıma seninle olduğuma o kadar çok mutluyum ki…

    Bir an sustu ve tekrar konuşmaya başladı.

    - Sadece şunu bilmeni istiyorum, bu kalp senden başkasını içeri almayacak ve aynı kalp seni buradan çıkarmayacak, ‘’ SENİ SEVİYORUM’’ dedi.

    Ve gitti. Sulu gözlerle ona bakıyordum ve bir şey diyemiyordum giderken bu bana koyuyordu. Bunun altında kalamazdım. Arkasından avazım çıktığı kadar bağırdım.

    - ‘’Seni seviyorum’’

    Durur gibi oldu ama yoluna devam etti. Ve gitti. Kendimi bir uçurumun kıyısında sandım bir an. Her şey boş olmaya başladı benim için. Onun gidişi her şeyi bitirmiş miydi? Bilmiyordum. Ama şunu çok iyi biliyordum. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Tıptan bu kadar nefret etmemiştim. Sevdiğimi aldı elimden. Bir sürü küfür savurdum.

    Zaman geçmiyordu. Hal bu ki onunlayken zaman su gibiydi hemen bitiyordu. Onun izlerini taşıdığı bu şehirden gitmek istiyordum artık. Cleveland’ın teklifini biraz bekletsem de şimdi hiç düşünmeden tekliflerini kabul ettim. Ve artık onun izleri yoktu hatta aynı ülkede bile değildik. Yeni bir hayata başlayacaktım ama anılarım hep kafamı karıştırıyordu işime odaklanamıyordum bile. Maçlara çıkmıyordum. Sadece antrenman yapıyordum. Belki de istedikleri gibi çıkmadım. Yetenekli biriydim ama psikoloji durumum bunu o kadar çok etkiledi ki. Cleveland’da artık gözden düşmüştüm belki de sene sonunda bırakacaklardı beni. Evime gidiyor oturuyorum maçları izliyorum sonra antrenman, günlerim hep böyle geçmeye başlamıştı. Çok yalnızdım. Yabancı bir ülkede…

    Evet, biraz da o zor geliyor. İnsanların konuştuğu dilden konuşmuyorsun ne dediğini anlamıyorlar ya da ben anlamıyorum. Bu işimi daha da zorlaştırıyordu.

    GÜNÜMÜZ;

    Akşam karanlığını göstermeye başladı. Bugünün yorgunluğunu ancak güzel bir duş alırdı benden. Her şeye anlamsız bakıyormuşum. Ne küstahça bir laftı bu böyle. Her neyse ki evime yaklaştım. Ne kadar ruhsuz bir sokak böyle ağaç bile yoktu. Kimsesiz kalmış sokaklar. Her şey taştan ibaret.

    Posta kutusuna baktım isteksizce. Bir beyaz zarf üzerinde hiçbir şey yazmıyordu. Zarfı aldım önemsemeden. Benim posta kutumda olduğuna göre benimdi herhalde, sağ cebimden anahtarı çıkardım kapıyı açar açmaz anahtarı da zarfı da salonda ki masaya doğru fırlattım. Büyük dar bir salondan geçerek tahta gri kapıyı açtım. Banyo küçükçe ama benim gibi yalnız bir adama en azından yetiyordu. Duştan çıktığımda hava iyice kararmıştı. Biraz üşümüştüm ocak ayındaydık sonuçta. Sıcak bir kahve için mutfağa yöneldim. Fazla dağınık olmayan mutfağım genişti. Ama boştu da. Genelde yemeğimi dışarıda yedeğim için böyledir ya da evet yalnız olduğumdandır. Neden yalnız yaşamak zor bir şey olarak görüyor ki insanlar? Ve lakin sevenim yok bu yüzden yalnızım diye düşünüyorlar: Böyle düşündüklerini düşünmüyorum gayet iyi biliyorum. Gözlerimin içine bakarak susuyorlar. Ama bilmiyorlar ki hiç de umurumda değil. Ben yalnız adamım ve böyle kalacağım. Bunu neden anlamak istemezler ki... Su kaynamıştı. Büyük kupaya kahvemi yapıp televizyon başına geçicem. Yarın cumartesi bütün gün televizyon izlerim hafta sonu maçlarına bakarım akşama kadar nasıl olsa. Televizyon odasına giderken gözüme salondaki masanın üstündeki zarf ilişti. İsteksiz adımlarla masaya yöneldim. Aldım zarfı açmadan televizyon odasına geçtim. Zarfı bıraktım kumandayı aldım. Zarf öylece ayaklarımı uzattığım sehpada duruyordu. Kanalları karıştırmaya başladım bir yandan da kahvemi yudumluyordum. Sonra yabancı bir kanalda durdum. Alt yazılı macera filmi vardı, onu izlemeye koyuldum. Uyuya kalmışım koltukta. Gece üç gibi uyanmışım işte. Uyumak istedim yeniden fakat uykum kaçmıştı. Yerde duran kumandayı sehpaya koyarken zarfı fark ettim. Üzerine baktım tekrar hiçbir şey yazmıyordu. Zarfı yırtarak açtım. İçinden bir kağıt bir de küçük not çıktı. Mavi kalemle el yazısıyla yazılmıştı. küçük notta:”Seni Özledim Bitanesi” yazıyordu. Hemen anladım kim olduğunu. İlk başta cesaret edemedim kağıdı okumaya ama okumakta istiyordum merak mı ediyordum yoksa? Yok, canım ne alaka eski eskide kalmıştır. Ben değil o kaybetti beni. Her neyse kağıdı okumaya başladım…

    21.12.2016
    Ahmet…

    Nasıl bir edeptir benimkisi bilemem. Seviyorsun söylemiyorsun. Ne yapacağın sende saklı. Anlamsız bir bakış atıyorsun uzaktan hedef koymadan. Gözlerinde bitiriyorsun sevgini. Sonra karşıma geçiyor hiç bir şey olmamış gibi yaşamını sürdürüyorsun. Beni resmen acıtıyorsun. Gözümün içine baka baka benle oyun oynuyorsun. Bilmiyorsun ki benim için değersiz olduğunu.

    Beni kıskanıyorsun. Merak ediyor o güzel gözlerinle beni arıyorsun. Aptallık ettiğini sende biliyorsun. Kabul et öylesin. Beni görmüyorsun. Hayatında seni en çok sevecek mutlu edecek kadın benim bilmiyorsun. Ya çek git ya da kal diyorum. İsyan ediyorum gözlerine. Kaçmak istiyorum olmuyor. Senle uğraşmadan sanki vakit bana eziyet ediyor. İstesem seni sende vereceksin yüreğini biliyorum. Unutamayacaksın gittiğin yerlerde beni.

    Yeter artık vazgeçmeliyim senden. Boş yere çırpınıyorum sanırım kalbinde. Sevmeyeceksin. Bunu kabullenmeli miyim yoksa? Peki bütün bunları bir kenara bırakıp aşık mı olmalıyım sana? Of isyanlarda bu gönlüm. Yine felekten bir gün. Aklıma neden geldin ki durup dururken? Kafam ne karışık ne de karıştı. Ne istediğimi çok iyi biliyorum aslında. Seni istiyorum. Tek beni sev beni yaşamalısın diyorum. Karar senin aptal sevgili gör beni artık…

    Gözlerine her baktığımda sana aşığım diye bağırıyorum içimden. Seni çarpmadı böle bir aşk biliyorum. O yüzden sevmelisin beni. Ben böle istiyorum... Artık bahar gelsin kışı unut istiyorum. Biliyorum sende üşüyorsun. Yalnızlık ve kimsesizlik çürütecek ruhunu. Benle hayat bul istiyorum. Yılların geçti benimle. Bir daha geçse ya kaybedecek bir şeyin yok biliyoruz. SENİ SEVİYORUM

    BAHAR ARMAN


    Aman tanrım! Bütün bunlar saçmalık resmen ne demeye çalışıyor bu kadın? Ne hakla ne demeye girecek hayatıma. Neymiş kaybedecek hiçbir şeyimiz yokmuş. Avutuyor kendini bana kalırsa. Uyumak istedim odama doğru gitmeye erindim doğrusu. Koltuğa uzandım yeniden ayak ucumdaki battaniyeye sarılarak yattım. Zaman geçiyor fakat uyuyamıyordum. Hiç böyle olmazdı nazaran. Bahar çıkmıyordu aklımdan. Eski günler geldi aklıma evet hiçbirini unutmadım ve kimse sevmedi beni senin kadar. O zamanlarda böyleydin, mektup yazar verirdin bana. Saklıyorum hepsini kaybetmedim. Bana kızdığında yırt mektuplarımı derdin ama hiç yırtmaya kıyamamıştım sakladım ve hepsi duruyor şimdi. Yatağımın altındaki kutulardan birinde olması lazım. İçimden bir ses onları okumak istedi. En azından eski günlerin hatırına yapmalıydım bunu. Odama doğru gittim bir yandan ayaklarım geri geri gidiyordu. Usulca yatağımın altındaki kuyulardan birini aldım ve açtım. İçerisinde eski fotoğraflar, yıllık ve onun mektupları vardı. Bir de onunla benim fotoğrafım çok istemişti ne kadar yalvarmıştı beraber fotoğraf çekinmek için ve ben çok kez sırf bu yüzden hep kalbini kırmıştım. Ya o benim kalbimi hiç kırmamıştı oysaki. O fotoğrafı çekindiğimizde sanırım on sekiz yaşındaydık aradan altı sene geçmiş. Altı senedir hiç vazgeçmedi benden ya ben… Her neyse o zamanlar gençtik her ikimizde gençlik ateşiydi geçti gitti. Mektuplardan birini aldım elime. Küçük yazısıyla özenerek yazmıştı belliydi parşömen kağıdına. Neren esti bana bu rüzgar gece vakti bilmem ki ellerim titremeye başladı bende okumaya.

    “Anlatılmaz bir duygu gibi içimdesin. Irmaklar gibi akıp gitsen ne olur sanki. Gölgem gibi peşimde aşkın. O beni bıraksa da bırakamıyorum aşkı. Muhtacım sana. Aslında sana değil aşka muhtacım ve o aşk sende olması gereken kişide.

    Rüyamsın uyanıkken bile gördüğüm. Vazgeçemediğim neşemsin ağlatırken bile. Yoksunum işte bütün sözlerden ve senden. Seni atıp gidesim var kalbimden olmuyor. Musallat oldu bana bu aşk beni terk etmiyor. Bir ateş gibi yandı sönmüyor. Nasıl bir şeysin ki beni böyle her gün kahrediyor.”duraksadım birden yoruldum sanki okurken ama hatırlamak istedim devamını da “Ele avuca sığmaz oldum. Her saniyemde taşıyorum. İçimde bir tek sen kaldın, söküp atamadığım. Yapamadım işte naparsın? Ömrümden ömür aldı sadece adın. Tek hecem oldu sensiz yaşayışım. Unutmak istesemde olmadı yapamadım. Kaderimde yoktun seni kaderime ben yazdım. Kendimi bile bile ateşlere attım. Öyle bir uçurumdayım ki ne düşüyorum ne de geri gidebiliyorum. Korkutuyor beni her geçen saniyem. Korkutuyor beni sensizlik işte böyle… Sensiz seni sevmek istemiyorum. Artık benim ol dahasını tanımıyorum.” Bitti nefessiz kaldım bir anda olsa hatırladım ya eskiyi ondandır her halde. Bir tanesini daha okumak istedim. Seçtim kısa olanlarından. “Baştan çıkarıyor beni sevdan. Aklımdan çıkmıyor ki gözlerin. Yeni bir aşka yelken açtım seninle. Unuttum mazimi kaybettim kendimi. Seni seviyor muyum? Bilmiyorum. Ne yapmam gerekiyor? Bilmiyorum. Sen beni seviyor musun? İşte bunun cevabını biliyorum.

    Sana içimden geldiği gibi davranıyorum. İçimden geldiği gibi seni istiyorum ve içimden geldiği gibi sana yazıyorum. Bense kendini bilmez küstahın tekiyim. Ya da böle biri değilim. Of tamam bilmiyorum artık tanıyamıyorum kendimi. Belki de aşk yaşanılan en büyük günahtır. Sana söz verdim saklayacağım seni. Ama dayamam ki söylerim. Belki de bu yüzden bunları yazıyorum.

    Seni istiyorum. Kollarında uyumak istiyorum. Bu hazzıma karşı koyamıyorum. Sanırım hep seni sevecek kalbim son kez atana kadar. Yok, bile olamıyorum sensiz. Anlatamadıklarım var hala sana. Teselli edemiyorum kalbimi. Her dakika biraz daha acıkıyor sana. Tahammülüm kalması. Ne gelecekse başıma senden gelsin diyecek hale geldim. Ne yaptın bana inan bilmiyorum. Sana bunları açıkça söylüyorum. Ne olacaksa olsun artık dayanamıyorum. Hep yanında olmak istiyorum. Senin de isteklerin hiç bitmiyor diyeceksin biliyorum. Napayım alışmışım geceleri sana sarılır gibi yastığıma sarılıp uyumaya. Huzur buluyorum sende sen bilmesen de mutluyum yanında, kollarında. Hem artık gözlerimi kapattığımda yüzünü görüyorum. Varlığını hissediyorum yanımda.

    Duygularıma savaş açtım. Yenmeye çalışıyorum içimdeki seni. Yutkunuyorum, boğazıma düğümlenmiş gibisin. Elimi kolumu bağladım sana gelmemek için. Kör ettim gözlerimi gözlerini görmemek için. Seni yok ettim diyemem çünkü halen yanımdasın… Ama yapamadım sensiz. Yine de olmadı, fakat sensizken duygularıma cevap buldum. Ben sana aşık olmuşum meğer SEVGİLİM.”

    Saate baktım dört buçuk ne çabuk geçti vakit oysaki ben geçmişe dönmüştüm bir anlık ta olsa rahatlamıştım. Bir cümlen çok tanıdık gelmişti bana-seni istiyorum- bu cümleyi bana geldiğin ilk gün kollarımda sevişirken söylemiştin hiç unutmadım. Yatağıma hep benim yatağım der yatardın bana sırtını döner her seferinde sinir ederdin beni. Ne zaman istesem gelirdin veya parkta buluşurduk. Orada ise deli ederdin beni. Yok, belime sarıl fotoğraf çekinelim. Hep aynı lafları savururdun hiç değişmedin belki de. Çok tartışırdık kabul çoğu kez ben kırardım kalbini. Sevgili olalım derdin barışmak için ne istiyorsun dediğimde ve bende hayır derdim sende pes eder barışırdın benimle. Ne günlerdi nasıl geçti hiç bilemem. Artık uykum geldi yatağımdaki kutuyu yere bırakıp mektuplar yatağımın bir ucuna koyup yatağıma girdim. Sıcacıktı yatağım ve hemen uyuya kalmışım. Öğlen iki sularında uyanı verdim. Dışardan yağmur sesleri geliyordu. Yatağımdan kalktım, pencereye doğru yöneldim. Mor perdeyi açıp dışarı baktım, her yer sel gibi akıp gidiyordu. Gökyüzü ağlıyordu. Nedendir böyle düşündüm. Neden ağlasın ki gökyüzü dediğimde o elbette bir seven sevdiğine kavuşamamış diye cevap verirdi. Hüzünlenirdi her yağmur yağdığında, her gökyüzü ağladığında. Belki de bugün bizim için ağlıyordur gökyüzü diyecekti. Of bunaldım cam kenarı soğuktu, üşümeye başladım. Tekrar yatağıma uzandım ve yatağımdaki onun mektuplarıyla yeniden rastlaştım. Canım sıkılıyordu aslında ya kitap okunurdu ya da televizyon izlenirdi bu havada. Bense mektupları okumayı tercih ettim. Bana kızdığında beyinsiz, cahil derdin. Bunu yaptığımı bilsen dudaklarımda biterdi bana olan sevginle. Seçtim aralarından göz gezdirdiğimde bana kızgın olduğu bir günde yazdığı mektup olduğunu anladım. Çünkü seni sevmiyorum diyordu. Oysaki hiç sevmekten vazgeçmeyen tek kadındı. Bu yüzden sadık kaldım yıllardır sana bilmelisin. Ben bunları düşünürken yazdıkların dilime dolanmaya başlamıştı bile. “Çok densiz bir sevgilisin. Müsaade etmiyorum artık sınırlarıma girmene. Seni sevmiyorum fakat yanımdasın. Can sıkıntısı kim bilir benimkisi. Dur demelisin artık bana ama bilmiyorsun ki gerçekleri. Hiçsin sen sevgilim, yoksun. Zamanında var oldun başkalarından o başkalardan da bana geldin. Anlamsız bir cümlesin hayatımda bilmelisin.

    Bugünlerde çok şey öğrendim hayattan. Çok iyi ve safmışım öyle diyorlar. Hiç bilmiyorlar ki her yürekte bir ben olduğumu. Sana sevgilimsin diyorum nedensiz aptalsın biliyorum.Bana kandın.Seni bir dairenin herhangi bir noktasına hapsettim.Şimdi yeniden var ediyorum.Hayatıma mahvetmeye geliyorsun yoktan habersiz.Yaptığın her iyilik,güzel sözlerin mum misali eriyip bitiriyor beni.Seni böyle masum gördükçe acı çekiyorum fakat hala devam ediyorum bu oyuna senden habersizce.

    Dün gece gibi bir geceydi o gece. Hava soğuk ve hafiften yağmur yağıyordu. O gece çok mutluyduk. Sen ve ben sonra biz olduk. Özledim yine seni. Dün gece anladım senin benim olduğunu. Bir daha anladım beni seviyorsun. Rüzgâr yüzümü okşarken seni getirdi. İstiklal’in boş sokaklarında. Biliyorsun severim geceleri boş sokaklardan geçmeyi. Kimseler yoktu. Seni hatırlattı kimsesizlik yağmurla birlikte. Avutmak istedi birden yalnızlık beni. Ağlamaklı oldum. Saate baktığımda 22.00 olmuştu. Ben o gece o saatlerde senin koynundaydım. Bebekler kadar masum ve mutluydum. Ya dün gece yürüyordum o sensiz sokaklarda. Birden ısındım, bana sarıldığını hissettim. Üşümüyordum artık. Tüm bunlar en fazla iki dakikada oldu. Bu sessiz güzelliği bir iki sokak serserisi bozdu. Unuttum birden bütün bu yaşananları zaten evime yaklaşıyordum giderek. Yorulmuşum, evime geldiğimde anladım. Yatağıma girdiğimde hala yorgundum. Sana sen geldin ve uyuttun. Şuan halen uyumak istiyorum fakat çok geç güneş çoktan doğdu. Ve artık yoksun…”O gece yi hatırlıyorum sevgilim. Aman tanrım ben ona sevgilim dedim. İlk defa dudaklarımdan ona böyle bir hitap düştü. Belki de okuduklarımdan etkilendim. Dün geceden beri karabasan gibi çöktü üzerime geçmişim. Ona yaptıklarım sonra o geceler geldi aklıma. Ne güzeldi oysa. Hiç bitmesin isterdim. Güzel mi ben öyle mi dedim ne oluyor bana inanmıyorum. Hayatıma öyle bir girdin ki şuan sanki yanımdasın. Kendime gelmeliyim artık sanki rüyadayım. Psikolojimi bozdu bu kadar geçmişe bir anda yaklaşmam sanırım. Yatağımdan kalkıp güzel bir duş almalıyım. Ya sonra televizyon izler hafta sonu maçlarına bakar yarını getiririm elbette. Hiç bir şey olmamış gibi yatağımdan kalktım. Dolabımdan temiz havlu çıkardım, banyoya doğru yöneldim. Küveti sıcak suyla doldurup iyice köpüklerim aynı onun sevdiği gibi. Duşa diye girip saatlerce çıkmazdı, kendi çıkmadığı gibi benimde çıkmama izin vermezdi. Hep onun yüzünden bazı zamanlar derse geç kalırdım. Ne kadar kızar gibi yapsam hiç kızmazdım ona oysa. En güzel günlerimi onunla yaşamıştım. Beni bırakıp gittiği içinde şimdi yalnız yaşıyorum. Onu suçlamamak gerek aslında çok kırdım en son onu bu yüzden bırakıp gitti. Seni sevmiyorum başkasını seviyorum demiştim yüzüne. Çok kızmıştı da bana öyle gitmişti. O günden beri ilk kez mektupları okudum. Ya da en son ki mektuptan cesaret almıştım. Suyum doldu. Küvete girdim ılıktı aynı onun sevdiği gibi sıcak suda yıkanamazdı her yeri kabarırdı hemen. Güzelce yıkandım. Rahatlamıştım. Sakindim bütün o olumsuz düşüncelerimden arınmıştım. Su gibi akıp gitmişti. Annemin bana ördüğü kazaklardan en sevdiğimi giydim duştan çıkınca. Üşüdüm birden fark ettim salondaki camlardan biri açıktı o yüzden üşümeye başlamıştım. Oda hava alsın diye açık bırakmıştım. Camı kapatmaya gittiğimde hava iyice kararmıştı. Dışarısı çok soğuktu ama en azından yağmur dinmişti fakat yeniden yağacaktı. Koltuğa oturdum televizyondaki kanalları karıştırmaya başladım. Hiç bir şey yoktu boş hafta sonu tekrar maçları vardı ama içimde hiç maç izleyecek keyif yoktu. Aklımda sanki başka şeyler vardı ama gelmiyordu. Birden acıktığımı fark ettim. Mutfağa gidip yemek hazırlamak tarzım değildi. Pizzacıyı aradım ve tek kişilik sipariş verdim. Tek kişilik evet ben tek yaşıyordum. Yalnızdım ve yalnız mı kalacağım. Yine döndüm dolaştım aynı yere geldim. Arkadaşlarımın dediği gibi doğru monoton bir hayatım vardı ama ben hiç şikayetçi değildim bu durumdan. Başkalarına karşı en azından sorumluğum yoktu. Rahat ve huzurlu hayatımı sürdürüyordum. Durduğum kanalda maç başladı bende siparişim gelene kadar maç izlemeye koyuldum. Bir süre sonra kapı çaldı. Kapı çalması alışkın olduğum bir şey değildi ama en azından kimin geldiğini biliyordum. Kapıyı açtım gelen pizzacı sırılsıklam olmuştu. Yağmur yeniden başlamıştı. Siparişi getiren gençte bu durumdan çok şikayetçiydi. Parasını ödedim ve motoruna atlayıp gitti. O çocukta birden kendimi gördüm beş-altı sene önceki halimi. Saçları uzun, sakallı, uzun boylu sarışındı. Daldığım yerden kendimi aldım ve kapıyı kapattım. İçerisi buz gibi olmuştu. Buzdolabından soğuk kolayı çıkardım, pizzayla birlikte televizyon odasına geçtim. Maç keyfi yapmaya başladım. Geceye kadar maçlar bitmezdi sonra da maç yorumları vardı elbet. Gece bana güzeldi kim demiş mutsuz olduğumu. Pizzaya öyle bir daldım ki hiç görmemiş gibi halime gülüyordum ama napayım açıkmışım dünden beri ilk defa ağzıma lokma atıyordum. Vakit böyle geçip gidiyordu. Maç üstüne maç izleyip durdum. Ama halen ben bir şeyi unutmuştum fakat ne olduğunu hatırlamıyordum. Bu maçta bitti. Başka bir kanala yöneldim. Bu kanalda saat 20.15 yazıyordu. Hemen telefonun saatine baktım evet saat doğruydu. İnanamıyorum o beni bekliyor bugün cumartesi ve saat 20.00 oldu bile. Nasıl unuturum. Hemen üstümü değiştirip hazırlanmak için odama yöneldim ama ya gerçekten gitmek isteseydim unutmazdım demek ki gitmek istemiyor muşum da unuttum diye düşünmeye başladım. Hemen sirkelendim beynimdeki bu kötü düşünceyi atmak istedim çöp kutusuna. Vakit geçiyordu giderek zaten geç kalmıştır o biliyorum hep geç kalırdı bana. Ya bu sefer erken geldiyse ya da şimdi ye kadar benim gelmeyeceğimi düşünerek çekip gitmişse. Park yakındı evimin alt caddesindeydi. Bu yağmurda beklememiştir gelmez diye of ne karmaşık bir durumdayım ne hale getirdi bu düşünceler beni? Bu arada hazırlandım, salondaki masanın üstünden anahtarlarımı alarak çıktım. Koşar adımlarla caddeye doğru yürüyordum. Şemsiye bile almayı unuttum ama getirmiştir o, hazırlıklıdır hep yavrum benim. Üzerime ceketimi aldım ama ıslandım bile çoktan. Parka geldim kimse yoktu. Etrafa baktım belki bir yerlere oturmuş beni bekliyordur diye ama yoktu. Belki de daha gelmemişti. Islanıyordum ama beklemek istedim geçen yılların hatırına yapıyordum bunu. Bu yüzden gelmiştim zaten buraya. Başka bir düşüncem yoktu aslında. Bekledim, bekledim ama gelmedi. Benden önce de gelerek ben gelene kadar gitmişte olabilir. Günahını almak istemedim onun. Eve doğru yöneldim. Acayip ıslanmıştım. Değdi mi? Acaba onun için her neyse olan oldu artık bunu düşünmek aptallıktı. Sokaklar boş ve çukurlarla doluydu. Çukurlar yağmur sularıyla açılıp aşınmıştı besbelli. Karşıdan araba geliyordu far ışıkları gözümü almıştı. Kaldırıma çıktım ama araba geçerken çukurlardan birine girdi bütün üstüm başım su oldu. Zaten ıslaktım bu çamurlu suyla da cacık oldum. İyi sövdüm ama arabanın arkasından. Eve geldim hemen kapının açacaktım ki bir mektup gördüm kapıya sıkıştırılmış. Ondandır hiç şüphem yoktu. Bir heybetle kapıyı açıp içeri girdim. Kapının yanında üstümdeki ceketi, pantolonu da çıkardım. İçeri kirlense yine ben temizlemek zorunda kalacaktım. Hemen üstümü çıkartıp, odama giderek eşofmanlarımı giydim. Saçımı bile kurutmadan mektubu yırtarak açtım. Yıllardır bu kabalığımdan vazgeçememiştim. Demek ki gelmiş ve beni bekleyip gitmişti. Acaba ne yazıyordu mektupta? İçimden kendi kendime cevap verdim aç oku şu mektubu bu kadar merak ediyorsam dedim. Neler oluyor aklımı oynatmaya başladım kendi kendime soru sorup cevap vermeye başlamıştım giderek. Mektupta: “ Gelmeyeceğini biliyordum. Bu mektubu önceden yazmıştım eğer gelseydin gülerek okuyacaktık. Belki boşuna bir kıvılcımdı benimkisi bir oyun olsa da ötesi. Sevmedim seni sevmedim gittim gideli. Bir hayat var belki senden ötesi olmayan. Yaşatmalıyım içimdeki seni de sevgini de. Ne pahasına olursa olsun öldürmeliyim içimdeki yalnızlığı. Savaşmalıyım bir savaşta olmadan. Yeniden var etmeliyim kendimi yola devam ederken, ama bil seni de yok ederim giderken. Savaşmak için gelecektim sana olmadı kaybettim.

    Çok can yakacaksın ve yanacakta. Sen kıymetsin, beyhude değilsin bilmelisin. Biraz canın yanar ama bil geçecektir. Bir ömür heybe ettim bu yollarda. Hiç birinde sen yoktun. O karanlık sokaklarda dâhil. Zamanla savaştım seni kaybederken. Kimi okursan anlarsın nasıl yandığımı. Vurguna düştüm sensiz yaşarken. Seni unuttum hiç var etmeden. Al beni de yak o bilmediğin, gittiğin yerlerde. Bırakma izim kalmasın oralarda. Ben kaybolmuşum zaten, sen bitirme kendini. Ben yandım sen kül etme yüreğini.

    Yürürüm bilmeğim sokaklarda. Bildiğim her sokakta sen varsın. İstemem onu, bunu, şunu sen kal bana gerisini yalana boyarım. Duydum varmış yanında ebedi saadet. Yakında o gider yanından. Ben yine severim seni severim unutma. Aldatırım seni içimde her gün. Tanıdığım her adamda bir sen varsın. Senmiş gibi konuşurum kimileriyle. Ama sonra hepsi giderler. Yol gözükür hepsine tek tek. Senin kalır yalnızlığın bana yine. Yine kavuşurum kendime… Sana bu satırları gidip gelen aklımla yazıyorum. Sana gidip, aşka gelen akılla! Sen bu satırları muhtemelen beyinsiz okuyorsun. Zira birazcık aklın olsa yanımda olurdun. Yüreğinle bana gelmeni istesem gelir misin? Belki biraz edepsizce oldu bu sevda. Yanlış zamanda yanlış yerde başladık. Anladım geçmiyor vakit sensiz. Masum bir yalnızlıkla körebe oynamak istemiyorum. Anlamsız geliyor bütün sözlerimiz. Çek git desem gitmezsin, kal desem kalmazsın. Nasıl bir adamsın bilemem. Ama ben senle hiç masum değildim.

    Ben bir şair olsaydım eğer cümle cümle vururdum seni. Her noktasında dururdu kalbin. Ben şair olsaydım eğer… Öyle bir şiir yazardım ki sana sevgili, harflerine asardın kendini. Bak ben seni sevdim mi? Sevdim öyle ya. Bir çizgiye vardım seninle beraber ve bir gün orada yitirdim seni. Ben seni sevdim mi, sevdim! Ya sen beni? Sevseydin gelirdin değil mi? HOŞÇA KAL…

    BAHAR ARMAN

    Ürperdim. Bu mektup çok ağır gelmeye başladı bana. Pişman oldum ilk defa. Yapmadığım bir şeyden pişmanlık duymaya başladım. Başarıyordum yalnızlığı. Onunda dediği gibi kimsesizlik ve çaresizlik çürütecek ruhumu. Haklı aynen öyle olacak bu gidişle. Yanımda olsaydın da sana sarılıp uyusaydım ve olurdu sen böyle düşünüyorsun. Yani düşünmüş olmalıydın bir saat öncesine kadar. Kızıyorum kendime. Biliyorum kesin bu sefer bitirdin beni kalbinde, yüreğinde, bedeninde. Mektubu katlayıp sehpanın üstüne bırakıp banyoya gittim. Elimi, yüzümü yıkadım sonra aynada kendime baktım. Arkamdan belime sarılmış olarak o hayalime girdi. Hayallerime de girmeye başladı. Korkmaya başlıyorum giderek kendimden. Soğuk suyu yüzüme yeniden vurdum. Aynada yüzleştim kendimle. Uzun saçlarımı savurdum ıslatıp. Yüzümde çizgiler oluşmaya bile başlamıştı bu yaşta. Bal rengi gözlerimde çaresizlik görmeye başladım. Yüzüm asıktır her zaman ama bu sefer hüzünlüydü. Bir başka bakıyordum kendime. Canım sıkılmaya başlamıştı ve de uykum kaçmıştı. Yatağıma uzandım, düşünmeye başladım. Bu olanları, yaşananları ve onu. Yağmur sesleri ninni olmaya başlamıştı. Ahenkle pencereme vuruyordu damlalar. Bir süre sonra dalmışım. Zilin sesine uyandım. Saate baktım gece yarısı olmuştu. Kimdi acaba? Üstümü başımı düzeltip kapıya yöneldim. “Kimsin” diye seslendim. Karşımdakinin Bahar demesini bekledim ama cevap yok zaten o gittikten sonra benim kalbime hiç bahar gelmemişti gelen tek bahar da sonbahardan başkası değildi. Merakla kapıyı açtım tanımadığım bir yüz. Elinde tuttuğu ufak kağıt parçasını bana doğru uzatarak üzerindeki adresi sordu. Bildiğim kadarıyla tarif ettim. Teşekkür etti tam kapıyı kapatacaktım ki dikkatle yüzüme bakarak;

    - Sen, o değimlisin, dedi.

    Alışmıştım bu sorulara. Karşımdakilerin yüzüme tanıdık gözlerle bakarak kuponlarının yatmasına sebep olan bir zamanların parlak basketbolcusu…

    Bundan 1 yıl önce. Baharla hayatımın en güzel zamanlarını geçirirken Bahar’ın gitmesiyle harap olan basketbol hayatımın başlama tarihi. Hayatın her zaman bir kapıyı kaparken bir kapıyı açtığını söylerler ‘’YALAN’’. Bahar gitti her şey bitti. Artık canım yataktan kalkmak, nefes almak, yemek yemek hatta ve hatta şu hayatta en çok sevdiğim şeyi tabi Bahardan sonra en çok sevdiğim şeyi basketbolu bile istemiyordu. Ben basketbol için doğduğum toprakları terk edip İstanbul’dan 3486 km uzakta New York dayım. Bahar ise bir zamanlar benim için buralardayken şimdi nerde olduğundan bihaberim.

    Bu düşüncelerle ne kadar boğuştum ne kadar öylece kaldım bilmiyorum. Saatin tik takları ve yağmurun camımı döverken çıkardığı seslerle yaklaşık bir saat kadar beklemiş olmalıyım. Saat sabahın 6’sı idi henüz. Banyoya gittim duş aldım. Uzun zamandır yapmadığım bir şey yapmaya karar verdim. Antrenmana gidecektim. Bahar gittikten sonra artık daha az görev alır olmuştum takımda. Dışarı çıktım hava yağmurluydu. Kulaklığı kulağıma takarak Loose Yourself dinlemeye başladım. Şarkının da ritmiyle adımlarım yavaş yavaş hızlanıyordu. 1 dakika sonra koşmaya başladığımı hissettim. Yine hissettiğim bir şey vardı ki artık koşarken nefesim daralıyordu. Antrenman yapacağımız solana gelmiştim. Girişte ki güvenlik görevlilerine kimlik göstermeme gerek kalmadan beni içeri aldılar. Takım arkadaşlarım beni gördükleri için bayağı şaşkındılar. Her zaman antrenmanlara geç gelen ben bugün çok istekli ve erken gelmiştim. Herkes akşam ki Cleveland maçı için erken geldiğimi düşünse de ben yeni bir hayatın başlangıcı olarak düşünmüştüm. Basket topunu elime aldım en sevdiğim yer olan üçlük çizgisinin 1 adım gerisine geçtim. Topu yerde birkaç kez sektirdikten sonra potaya gönderdim. Eski günlerde ki gibi hissettim kendimi. Basketbol topu dolu sepeti yanıma çekerek hepsini teker teker potaya göndermeye başladım. Yaklaşık 200 atış yapmıştım. İçinden yalnızca birkaç tanesi kaçtı. Kan ter içinde kalan bedenimi kurulamak için havluya uzandığım sırada tüm takımın beni izliyor olduğunu gördüm. Koçun yüzünde son 1 yılda alışkın olmadığım bir tebessümle beni yanına çağırdı.

    - Duş al, evine git ve dinlen akşam ki maça da geç kalma, 4 kişiyle çıkmasınlar sahaya, dedi.

    1 yıldan sonra ilk defa ilk beşte başlayacaktım. Heyecanlıydım medyada gönderileceğim ile ilgili çıkan haberlere cevap vermekten sıkılmıştım. Koçun dediğini yaptım duş aldım ve yattım. Uyku sanki evimin yakınlarından bile geçmiyordu. Belki de söylenen doğruydu. Hayat bana baharın kapısını kapatmıştı. Ama kapı kapıları açmıştı. Ben hep baharın kapısında beklediğim için diğer kapıların açıldığını da göremedim. Bundan sonra hayatımda bahar yoktu. Artık hayatım basketbol ve bahardan geriye kalan kızlardan oluşmaktaydı. Maç saat 7 de idi. Saat 6 olmuştu. Yaklaşık 4 saat yatağın içindeydim ama 10 dakika uyuyamamıştım. Kalktım çantamı aldım ve garaja indim arabalarımdan en güzel olanını seçtim. Bahar gittiğinden beri bu arabaya hiç binmemiştim. Bahar bu arabayı çok severdi. Arabanın bir yerlerinde baharın bir saç telinin bir zerrecik kokusunun kalma ihtimalinden korktuğum için kapısını dahi açmamıştım. Bahar’ı tıp fakültesine almaya gittiğimde bu arabayla gitmiştim. İlk defa boğazı bu arabayla geçmiştim. Bahar’ dan ayrıldığım zaman İstanbul’u terk ettiğim zamanda da bu araba vardı altımda. Ben ki, Bahar’dan geriye kalan anıları unutabilmek için İstanbul’u terk ederken bir arabaya binmişim çok mu?

    Arabanın kapısını açtım. Direksiyonun başına oturdum. Kontağı hafifçe çevirdim. Araba çok tanıdık bir hırıltıyla çalışmaya başladı. Elim müzik setine gitti play tuşuna bastım. Evanescense’den My Immortal çalmaya başladı. Bahar bu şarkıyı çok severdi. Kapatmak istedim ama elim o tuşa gitmedi. Sanki sinirimi arabadan çıkarmak istermişçesine gaza yüklendim. Arabanın o ateş kırmızısı rengi güneşiyle buluştuğu için bana dua ediyordu. Yağmur damlaları arabanın camlarını hızlı hızlı döverken benim gözyaşlarım da yağmur damlalarına karışmıştı. Sanki gözyaşlarım ve yağmur damlaları garip bir yarış içerisindeler di. O kadar hızlı sürüyordum ki yanından geçtiğim insanlar kalitesiz bir video kamerayla çekilmiş görüntüler gibi boyutları ve renkleri birbirine karışmıştı. Bi ara frene basmam gerekti. Arabanın durmadığını fark ettim ama bu beni korkutmamıştı. Sanki hayatımın kontrolü bendeydi de arabanın kontrolü bende olacaktı. Artık hem ağlıyor hem de avazımın çıktığı kadar bağırıyordum. Kendime, Bahar’ı bıraktığım o güne var gücümle sövüyordum. Silecekler birbiri ardına camın üzerine yağan yağmurları temizlemeye çalışırken elimde gözyaşlarımı silmek için yüzüme doğru uzandı. Olan o anda oldu. Araba artık bağımsızlığını ilan etmiş bir at gibi altımdan kaydı. Sağdan soldan görebildiğim kadarıyla meraklı gözlerin bana çevrildiğini gördüm. Araba karşı şeride geçti. Galiba beyazdı. Kocaman tekerlekleri çamurla kaplamış farları ve bana çarpmanın etkisiyle parçalanmış camlarıyla kocaman bir tır kırmızı porchemle birlik de bariyerleri aşarak yolun kenarında bulunan şarampolden aşağı yuvarlandı. Bedenim arabanın içinde bir sağa bir sola çarpıyordu. Bir ara dışarı fırlamış olmalıyım ki gözlerimi açtığımda yüzümde yağmur sularıyla ıslanmış toprağı hissettim. Konuşmaya çalıştım son 1 yıldır kendim dahil herkesten sakladığım bu gerçeği son nefesimde olsa söylemek istedim. Başıma toplanan insanlar susmam gerektiğini söylüyorlardı. Ama susmaya hiç niyetim yoktu. Seni seviyorum diye bağırdım. Etrafımdaki kimsenin Türkçe bildiğini zannetmiyorum. O yüzden kimse anlamamıştır. Ama bu beni ilgilendirmiyordu. Şu anda bu söylediklerimi duymasını istediğim tek kişi vardı. Ama o da Allah bilir nerdeydi. Kaç dakika orda yattığımı bilmiyorum. Daha sonra üzerlerimdeki kıyafetten görevli olduğunu anladığım birkaç kişi geldi başıma. Vücudumu olabildiğince az sarsmaya çalışarak yattığım yerden kaldırdılar. Pek de rahat olmayan bir sedyeye yatırdılar. O anda sanki birazdan gideceğim yer buradan rahat diye düşündüm. Toprağın altı ne kadar rahat olabilirdi ki. Sedyeyi yavaşça ambulansa taşıdılar. Birkaç cihaz bağladılar vücuduma. Sonra birkaç iğne. Kimse bana sormadı yaşamak istiyor musun diye. Daha sonra siren sesleri duydum. Lanet olası doktorlar kurtaracaklardı beni. Bilmiyorlardı ki beni öldüren de bir doktor olduğunu. Arabanın yaptığı acı fren sesinden hastaneye geldiğimizi anladım. Aceleci adımlarla beni hastanenin içine taşıdılar. Biraz önce yattığım sedyeden daha rahat bir yere yatırdılar. Yine birkaç iğnenin vücuduma girdiğini hissettim. Acaba saat kaç olmuştu. Maç başlamış mıydı? Maçın başladığını bilmiyordum ama benim bitmek üzereydi. Yanımda bir makine giderek daha hızlı ötmeye başladı. Gözlerim artık açık duramıyordu. Galiba ölüyorum diye sevindim. Gözlerimi kapatmış kendimi ölümün kollarına bırakmak için bekliyordum. Birbirlerine bağıran birkaç kişinin sesi ve biraz sonra bana uygulayacakları şok aletinin çıkardığı sesten başka bir ses duymuyordum. Aletin soğuk yüzeyi bedenime deydi. Garip bir duyguydu. Biraz acı hissettim. Ama son 1 yılda hissettiğim acıların yanında bu neydi ki. Şokun etkisiyle bir an gözlerim açılır gibi oldu. Hayır olamaz. Yanlış görmüşümdür diye düşündüm. Başımda Bahar, elinde şok cihazı gözlerinde gözyaşı ve duyduğu büyük acının yerleştirdiği bakışlarla gözlerimin içine bakıyordu. Son bir gayretle gözlerimi açtım. Baharın gözlerinden dökülen gözyaşları yıllardır Bahar’ın hasreti ile yanan bedenimi söndürmek istermişçesine çıplak bedenime dökülüyordu. Şimdi hayata tutunmak için bir sebebim vardı. Bana gelen mektuplar intikam almak için değil canımı daha fazla yakmak için değil canımı bana geri kazandırmak içinmiş meğer. Bu düşünceler mutlu etti beni. Son gücümle iki kelime çıkabildi ağzımdan. Bu kelimeler seni seviyorum olmalıydı. Ama yalnızca özür dilerim diyebildim. Sanki Bahar demek isteyip de diyemediğim o kelimeyi anlamış ben de seni seviyorum dedi. Gözlerimi artık açık tutamıyordum. Son nefesimi verirken son gördüğüm kişinin Bahar olması ölüyor olmama rağmen beni mutlu ediyordu. Bu mutluluktan yayılan ufak tebessümle birlikte kendimi ölümün kollarına bıraktım.

    Hayat bazen insanlara öyle oyunlar oynar ki yanındayken kıymetini bilmediğimiz ufacık şeyler için bile gün gelir canımızı verebiliriz. Bazen düşünmeden çıktığımız bir yol sinirle kapattığımız bir kapı tekrar açılmamak üzere hayatımızı ortadan ikiye ayırabilir. Gülen gözlerle son bir kez bakmasını isteyebileceğimiz bir kişiyi zamanın da o kadar çok ağlatmışızdır ki gülmeyi unutmuştur. Hayat işte. Benim gülmeyi unutturduğum bir kişi ağlamaya alıştırdığım o gözlerle son nefesimde başımda göz yaşı döküyordu. Hayat işte. Zaman; bazen bizim en yakın arkadaşımızken bazen en büyük düşmanımızdır. Onsuzken bir saniyesi bir ömür gibi gelen zaman son saniyemde neden bu kadar yavaş geçmişti. Ama dediğim gibi hayat bir kapıyı kapatırken diğer bir kapıyı açıyordu. Ben o gün ölümü beklerken 3 ay sonra gözleri açabileceğimi nerden düşünebilirdim.

    Gözlerimi hafifçe araladım. Nerdeydim. Buraya nasıl geldim. Hiçbir şey hatırlamıyordum. Bir anda karanlıkta parlayan bir yıldız gibi yaşadıklarım aklıma geliverdi. Elimi yüzüme doğru götürdüm. Hareketsizlikten belki de artık kireçlenmeye başlayan eklemlerim çatırdadı. Sakalımın uzamış olduğunu hissettim. O anda kapı açıldı. Bahar’ın gelmesini bekliyordum. Birazdan gelecek beni öpecek ve kalkıp evimize gidecektik. Ama hiç de beklediğim gibi olmadı. Gözümde kalın camlı gözlükleri okuduğu kitaplardan beyazlamış saçları o kocaman göbeğiyle bir doktor içeri girdi. Bu giren doktor Bahar’a hiç de benzemiyordu.

    - Günaydın, dedi.
    - Bahar nerde diye sordum.
    - Bahar kim, dedi.

    O an anladım. Gördüklerimin hepsi hayaldi. Hayatın bana şerefsizce oynadığı bir oyundu. Hayata tutunmam için yaşamayı istemem için kocaman bir hayaldi. Bir an umutsuzluğa kapıldım. Ama sonra sanki şimdiye kadar Bahar mı vardı dedim. Maç geldi aklıma. Kaç kaç bitmişti acaba. Koç çok kızmış mıydı maça gelmedim diye. Ama öğrenmiştir diye düşündüm. Ve işte o an dünyam yıkıldı. Doktorun ağzından çıkan cümleler dünyamı yerle bir etmeye yetmişti. Bundan sonra basket oynayamacaktım. Sanki bundan sonra yaşamacaksın dediler. Keşke öyle deselerdi. Kendimi öldürmeyi düşündüm.

    - Ne zaman çıkarım, dedim.
    - Ne zaman istersen, diye cevap verdi.

    Yarım saat sonra elimde ufak bir valizle hastane bahçesindeydim. Birinin bana arkadan seslendiğini duydum. Yoksa diye döndüm arkamı. Ama nerde aklıma 1 sene öncesi geldi kim bana seslenirse Bahar mı diye arkamı dönüşüm geldi aklıma. Yine o heyecanla o umutla döndüm arkama. Ve yine her zaman ki hüsran 17-18 yaşların çıtı pıtı bir kız elinde tuttuğu bir kağıdı bana uzattı. Hurdaya dönmüş arabamın nerde olduğu yazılıymış. Öyle dedi. Kağıdı aldım. Arkamı döndüm ve yürümeye devam ettim. Bir elimde ki kağıda bir gökyüzünde ki güneşe ve birde basketbol oynayamayacak olan ayaklarıma baktım. Kağıdı buruşturdum ve attım. Esen rüzgarın etkisiyle kağıt ileri doğru savruldu. Birinin eğilip kağıdı aldığını gördüm. Gözyaşlarım görünmesin diye başımı daha da öne eğerek hızlı adımlarla uzaklaşmaya başladım. Kağıdı alan kişi bana doğru geliyordu. Düşürdüğümü sanıyordu galiba. Yanıma kadar geldi ve koluma dokundu.

    - Git başımdan bu kağıdı düşürdüm attım, dedim.
    - Biliyorum, dedi çok tanıdık ve bir o kadarda uzak bir ses.

    Başımı yavaşça kaldırdım. Yine aynı umutla yine aynı bekleyişle bakmıştım karşımdakinin yüzüne. Ama bu sefer hüsran değil vuslat vaktiydi. Bahar elinde benim için aldığı puaçaların olduğu poşeti yere bırakarak boynuma sarıldı. Ben hareket edemiyordum. Yine hayatın oynadığı bir oyunsa kaldıramazdım artık. Seni seviyorum dedi. Yine o çok tanıdık ve bir o kadar uzak ses. Bende bütün gücümle ona sarılarak sonunda ben de seni seviyorum diye bağırdım. Ve yine hayat basket hayatım bitmişti ama artık beni bekleyen güzel ve mutlu bir ömür vardı. Bahar’ın elinden tuttum ve belki de yıllar önce yapmam gereken şeyi şimdi yapıyordum. Bahar’a söylememiştim nereye gittiğimizi ama bildiğinden emindim. Ben bu rotayı aklıma değil yıllar önce kalbimde çizmiştim. Yıllar önce hayalini kurduğumuz İzmir’in küçük bir kasabasında o küçük mütevazi hayatımızı kurmak için hava limanına gidiyorduk. En yakın uçak bizi yalnızca Türkiye’ye değil hayallerimizi uçuracaktı. Ellerim Bahar’ın ellerinde uçak yavaşça yerden yükseldi. Bahar yavaşça başını omzuma yasladı. Kendimi hiç bu kadar iyi hissetmemiştim. Gözlerimi yavaşça kapattım. Yıllar sonra ilk defa bu kadar huzurluydum.

    Zaman sürprizlerle dolu uzun bir yolculuk ve biz bu zamanın neresinde olduğumuzu karşımıza hangi sürprizin çıkacağını bilemeden gözlerimiz kapalı karanlığa doğru koşuyoruz. Hayat işte. Bazen tatlı bazen acı. Artık ne olursa olsun benim için her mevsim Bahar tadında olacaktı. Yıllar birbirini kovalamış zaman yine her zaman olduğu gibi mutluyken çabuk geçmişti.
    Evin içi yine her sabah olduğu gibi huzurla karışık yumurta kokuyordu. Odanın kapısı yavaşça açıldı. Uyumuyordum ama uyuyor numarası yapmak işime geldi. Bahar yanıma geldi. Günaydın aşkım diyerek öptü beni. Hadi canım kahvaltın hazır, dedi. Bende aynı şekilde karşılık vererek günaydın dedim ve öptüm. Üstümü giyinip elimi yüzümü yıkadıktan sonra kahvaltı için aşağı indim. Bahar tezgahta bir şeylerle uğraşıyordu. Her sabah olduğu gibi koca bir fincan çayı önüme bıraktıktan sonra gazetemi uzattı. Oda geldi karşıma oturdu. Sanki ev yıkılıyordu. Merdivenlerden koşarak inen bizim ufaklıktı. Yine her zaman olduğu gibi okula geç kalmış yetişmek için koşuyordu. Alel acele ağzına birkaç peynir parçası atıp günaydın anne, günaydın baba diyip aynı hızla evden çıktı. Bahar tatlı tatlı gülerek deli çocuk diye arkasından seslendi. Elini karnına götürerek inşallah buda abisine çekmez, dedi ve 7 aydır doğmasını beklediğimiz yeni yolcumuzdan sanki cevap beklermişçesine baktı. Ben çayımdan bir yudum daha alıp gözlerimi gazeteden ayırmayarak hayat işte dedim.









      Similar topics

      -

      Forum Saati C.tesi Ocak 21, 2017 4:37 am