Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    KAHROLASI SÜKÛT - Burcu GELGEÇ

    Paylaş

    Admin
    Admin

    Mesaj Sayısı : 61
    Kayıt tarihi : 20/03/09

    KAHROLASI SÜKÛT - Burcu GELGEÇ

    Mesaj  Admin Bir Perş. Ara. 30, 2010 7:46 am

    Gece yarısı yağmur damlaları adamın camına, camı kırarcasına çarpıyordu. Birden uyuduğum yatağımda irkildim. Camdan baktığımda dağları sis kaplamış, göz gözü görmüyordu. Şiddetli bir yağmur yağıyor, gökyüzü zaman zaman aydınlanıp kapanıyordu. Şimşek çakıyor karanlık aydınlanıyor, içimi korku kaplıyor, korkuyorum. Gittikçe daha çok korkuyorum. Kalbimin çarpışlarını hissedebiliyorum. Yüreğim yerinden çıkacak gibi. Fakat sığınacağım tek limanın yine kendim olduğunu da biliyorum. Tutunacağım, sığınacağım, korktuğumda yanımda olacak kimse yok. Bunları düşündükçe gözlerimden yaşlar süzülüyor. Gözyaşlarım içimdeki korkuyla bütünleşiyor ve yanağımdan dudaklarıma doğru akıyor. Ağlamaya başlıyorum. Hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. Düşündükçe daha çok ağlıyorum. Ne günahım vardı da başıma bunlar gelmişti. O kadar çileyi nasıl çekmiştim. Daha gencecik yaşımda tüm bunlara nasıl dayanabilmiştim Kendi kendime sürekli bunları soruyor bir türlü cevabını bulamıyorum. Bir taraftan ağlıyor bir taraftan da kendimi geçmişimin karanlık günlerinde buluyorum.

    Daha on dört yaşındaydım. Ortaokulu yeni bitirmenin biraz da gençliğe adım atmanın heyecanı içindeyim. Önümdeki günleri, tatilimi düşünüyorum. Babam ben ve üç kız kardeşimi İstanbul’daki amcamın yanına tatil için gönderiyor. Babam evin en büyük kızı ben olduğum için beni çok sever, bir dediğimi iki etmezdi. Ben de bu durumdan faydalanarak her istediğimi yaptırabiliyordum. O yazı ben ve kız kardeşlerim amcamın kızıyla geziyor, eğleniyoruz…

    Ne yazık ki yazın sonuna yaklaşıyoruz. Babam artık bizi köye çağırıyor. Bu kadar tatil yapmanın yeteceğini söylüyor. Tabii benim için bu durum pek sıkıcı, gitmek istemiyorum. Ama elim mahkum gidiyoruz köye. İşler bizi bekliyor. Sadece işler de değil bizi köyde bekleyen. On gün sonra okullar açılıyor. Tabi benim okumak gibi bir niyetim olmadığı için bu durum beni pek de ilgilendirmiyor. Fakat babam benimle aynı fikirde değildi. Okumamı çok istiyor, benim kızım okumalı diyordu her fırsatta anneme. Annemse babamdan daha istekli. İkisi de çok emin okuyacağımdan. Babam zeki olduğumu biliyor ve bunu değerlendirmek istiyordu. Amaçları beni yatılı okula yazdırmaktı. Bense bu durumu hiç istemiyorum. Büyük bir kararlılıkla okumayacağımın sinyallerini veriyorum. Babam ne yapıp ne ettiyse de beni bu konuda ikna etmeyi başaramadı. Benim gözyaşlarıma yüzümü asmama dayanamadı ve okula gitmememe razı oldu. Annem bu durumdan dolayı bana çok kızgın. Ceza olarak köyden dışarı çıkamıyorum. Bütün evin işlerini ben yapıyorum. Açıkçası şu an için bu durumdan şikayetçi değilim. Hoşuma gidiyor böyle işler yapmak.

    Annem bir gün gelip madem okumadın artık çeyiz yapmaya başla deyince bu duruma pek anlam veremiyorum. Annem :’Ayşe teyzenin kızı Emine nakış kursuna gidiyormuş. Sende git te bir şeyler öğren diyor. Açıkçası bunu bende istiyorum Emine benim çocukluk arkadaşım babası Emine 3 yaşındayken hayatını kaybetti. Bu yüzden Emine hiç okula gidemedi. Annesine yardım ediyor. Bütün erkek işlerini o yapıyor. İşlerden arda kalan zamanları da ise kafasını dağıtmak içi nakış kursuna gidiyor. Annemin bu söylediğini hemen Emine’nin yanına gidip Emine’ye anlatıyorum. Emine de yanına bir arkadaş, bir yoldaş çıktığı için mutlu oluyor.

    Yarın nakış kursuna ilk defa gideceğim için içimi bir heyecan kaplıyor. Düşünüyorum okumak mı nakış kursu mu? Açıkçası nakış kursu daha ağır basıyor bu cahil aklımla. İğne iplikleri toparlıyorum. Yarın kumaş üzerinde neler yapacağımı düşünüyorum. Düşündükçe biran derin düşüncelerin içinde buluyorum kendimi. Derin düşüncelerle uykuya dalmışım.

    Sabah zilin sesiyle uyanıyorum. Emine gelmiş anneme Latife teyze Zeynep kalkmadı mı daha nakış kursuna gitmiyor mu diye soruyor. Uykudan gözlerimi açamıyorum fakat Emine’nin dediklerini duyabiliyorum. Emine odaya gelip hadi kalk çabuk gitmiyor musun nakısa diyor. Emine‘nin sesiyle kalkıyorum çekiştirmeleriyle hazırlanmaya çalışıyorum. Dolabımı açıp ne giyeceğime karar veriyorum. Giyinip elimi yüzümü yıkıyorum. Annem ben hazırlana kadar çoktan kahvaltıyı hazırlamış bile. Bizi kahvaltı yapmadan göndermiyor. Emine’yle bir güzel kahvaltımızı yapıp evden çıkıyoruz.

    Kursa gelmiştik bile. Yolda Emine’yle konuşarak gelmekten yürümekten nasıl geldiğimi anlayamadım doğrusu. İçeri girip Sefiye Hocanın yanına gidiyoruz. Hoca beni görünce gülümsüyor “hoş geldin” diyor. Bende incecik sesimle ” Hoş bulduk “ diyorum. Sefiye hoca kaydı mı yapıyor boş bulduğumuz sandalyelere oturuyoruz. Gözler bizim üzerimizde kızlar arasında geldi gibi konuşmalar geçiyor. Bütün meraklı bakışlar arasında oturduğum sandalyede elimdeki iğneye ipliği geçirmeye çalışıyorum. Sefiye hoca yanıma geliyor bir şeyler öğretmeye çalışıyor. Başta zorlanıyorum daha sonra yanımdaki diğer kızlarında yardımıyla kısa zamanda öğreniyorum. Girişken özelliğim burada da kendini gösteriyor ve bir sürü arkadaşım oluyor. Öğlen vakti yemeği geldiğinde herkesin evinden getirdiği yiyecekler bir bir masanın üzerine diziliyor. Yeni geldiğim için her şey ısrarla önüme konuluyor ben ise hepsine gülümsüyorum. Aramızda yaşı büyük teyzelerde var. Hepsi zaman geçirmek eğlenmek için geliyor buraya. Kimisinin kocası uzakta, kimisi yaptıklarını satıyor, kimisi ise zaman geçirmek için geliyor buraya. Kadınlar işte evden kaçmak için eğlence arıyor kendilerine. Kurstaki ilk günüm eğlenceli bir şekilde sona erdi. Zaman nasıl geçti anlayamadım bile.

    Emine ile eve gitmek üzere hazırlandık. Yolda güzel geçen günümüzün yorumlarını yapıyoruz. Ona günümün çok güzel geçtiğini, çok eğlendiğimi anlatıyorum. Eve gelene kadar Emine’nin başını şişirdim galiba ki kız yolun sonuna geldiğimizde derin bir oh çekti. Eve gidip aynı şekilde kapıdan girer girmez anneme de anlatıyorum gün içinde olanları. Annemde neler yaptığımı soruyor. Anneme neler öğrendiğimi, bir saatlik arada pasta, börek yediğimizi, hocanın bana ne kadar sıcak davrandığını ve ilgilendiğini anlatıyorum. Annemde benim bu şekilde yaşananları anlatmamdan günümün çok güzel geçtiğini anlatmamdan günümün çok güzel geçtiğini anlıyor ve aynı şekilde oda mutlu oluyor.

    Akşam öğrendiklerimi kumaş üzerinde uygulamaya çalışıyorum. Kendi kendime yaptıklarımın çok güzel olduğunu söyleyerek kendimi övüyorum. Geç saatlere kadar nakışla uğraşıp, nakış tekniklerini daha çok kavramaya çalışıyorum. Bu şekilde uğraşırken oracıkta uyuya kalmışım.

    Sabah kalktığımda kendimi yatağımda buluyorum kendimi. Yine aynı tempoyla Emine ile birlikte kursa gidiyoruz. İkinci günümde de çok mutlu olabiliyorum. Nakış işini kavradım artık, daha iyi yapabiliyorum. Yaptıklarımı çevremdekilerde beğeniyor. Buda kendimi iyi hissetmemi ve mutlu olmamı sağlıyor.

    Bir süre bu şekilde devam ediyor. Bende günden güne güzelleşip genç kız havasına giriyorum. Gözlerin üzerimde olduğun fark edebiliyorum doğrusu. Siyah saçlarım uzun boyumda belime kadar uzanıyor. Gözlerim bembeyaz tenimde parlıyor, belirginleşiyor. Zayıf incecik belim ve kendime has yürüyüşümle tüm dikkatlerin üzerimde olduğunu hissedebiliyorum. Buda beni sevindiriyor, beğenilmekten dolayı mutlu oluyorum. Artık genç kız olmanın mutluluğunu yaşayabiliyorum.

    Bütün kışı kursta geçiriyorum. Zamanım evden kursa, kurstan eve geçiyor. Bu süre zarfı içinde çok güzel şeyler dikiyorum. Yatak örtüleri, misafir odası takımı ve daha bir sürü şey…

    Hocamız yaptıklarımı çok beğendi ve hepsini sergide görmek istediğini söyledi. Bu durumda beni sevindirdi tabi ki.

    Sergiye sadece bir hafta kaldı ve ben daha sergide ne giyineceğimi bilmiyorum bile. Ne giyineceğimi saçlarımı ne yapacağımı düşünüyorum. Üzerime sergide giymek için bir şeyler almak istiyorum. Fakat babamın işleri yoğun olduğu için çarşıya gidebileceğim kimse yok.
    Babam bir sürü elbisen var onlardan birini giyin diyor ama ben dolabı açtığımda o kadar elbisenin içinden ne giyineceğimi bilemiyorum. Sinirleniyorum ve sinirimden ağlamaya başlıyorum. O sırada annem odaya giriyor ve beni ağlarken görünce kıyamayıp yeni bir elbise dikebileceğini söylüyor. Annemin bu şekilde teselli etmesi mutlu olmama yetiyor bile.

    Annem evlenmeden önce dikiş nakış kursuna gitmiş. Gençliğinde köydeki kızların elbiselerini, elbiselerini dikermiş. Anneme bu yüzden güvenim sonsuz. Annem o gece benim ölçümü alıyor, ertesi gün için ise kumaş alıp elbiseyi dikmek için hazırlıklara başlıyor. Hiçbir detayı kaçırmadan, en ince ayrıntısına kadar dikkat edip elbiseyi dikmeye başlıyor.

    Kurstaki hazırlıklara başlıyoruz artık. Herkes sergide sergilenmek üzere yaptıklarını getiriyor. Sergi için bize ayrılan bölüme itinalı bir şekilde yaptıklarımızı yerleştiriyoruz. Sergimizin güzel olması için herkesin fikrini alıyoruz. Hep beraber yaptığımız el işlerini değişik biçimlerde yerleştiriyoruz. Her şey bitmiş durumda ve sergiye açık yaptıklarımız.

    Sergi zamanı gelip çatıyor. Yarın sergimiz var. Annem bu zaman zarfı içinde ortaya çok güzel bir sınav çıkardı. O gece heyecandan kalbim yerinden fırlayacak nerdeyse.

    Sabah erkenden uyanıp hazırlanıyorum hemen. Çok güzel görünüyorum doğrusu. Annem ortaya harika bir şey çıkarmış. Babam “benim kızım ne kadar güzel olmuş” diyor. Annemde altta kalmayıp “tıpkı prensesler gibi” diyor. Saçlarımı da bir güzel yapıp çıkıyorum evden. Emine’nin yanına gittim hemen. Oda aynı şekilde çok güzel olmuş.

    Serginin bulunduğu salona giriyoruz salına salına. Bütün bakışlar bizim üzerimizde. O gün çok beğeniliyoruz, iltifat alıyoruz. Tabi bu iltifatları duydukça bizimde koltuklarımız kabarıyor. Günümüz tatlı bir yorgunlukla sona eriyor artık. Bir senenin emeğini iki saatlik sergide görüşe sunup bitiriyoruz.

    Artık evdeyim. Anneme yardım ediyorum, ev işleriyle uğraşıp kız kardeşlerimle ilgileniyorum. Artık yaz geldi, tarla işleri arttı. Annemle babam sürekli tarlada, bahçede tahıllarla uğraşıyor, bende evde yemek, yapıp ev işleriyle uğraşıyorum. Bir evi idare edebiliyorum. Becerikli olduğumu görenler “seni oğluma alacağım” diye takılıyor, bende sadece gülümsüyorum.

    Bir gün komşumuz Fatma teyze geliyor. Akşama hayırlı bir iş için size geleceğiz diyor. Annemde biz akşama görüşüp haber veririz size diyor. Akşam oluyor babam eve geliyor. Annem ağzında bir şeyler geveliyor, babama meseleyi anlatmaya çalışıyor. Bende annemin neden böyle çekinerek söylediğine anlam veremiyorum. Sonunda ağzındaki baklayı çıkarıyor “Fatma hanımlar akşama hayırlı bir iş için bize gelecekmiş. Ne diyorsun?” diyor babama. Babam bir anda köpürüp benim kızım daha küçük ne demek hayırlı bir iş için diye anneme çıkışıyor. Annem ise babamın aksine istekli görünüyor. “Fatma hanımın oğlu okumuş polis olmuş, ondan daha iyi kısmet mi bulacaksın kızına” diyor. Babam sert bir tavırla “bir daha ağzından böyle bir şey duymayacağım” diyor. Annem eli mahkûm Fatma teyzeyi arayıp, benim yaşımın daha küçük olduğunu, böyle bir şey düşünmediğimizi söylüyor isteksiz bir tavırla. Fatma teyze ısrar ediyor, “hemen kestirip atmayın” diyor. Annemde babamın şiddetle karşı çıktığını söylüyor.

    Aradan zaman geçiyor, artık on altı yaşına geliyorum. Beni istemeye gelenlerin haddi hesabı yok artık. Becerikliliğimi, güzelliğimi duyan beni istemeye geliyor. Babam kim geldiyse karşı çıkıyor, kızını kimseyle paylaşmak istemiyor. Böyle bir şeyin lafını bile ettirmiyor.

    Emine’nin nişanı oluyor, kısa zamanda da düğünü gelip çatıyor. Hazırlıklar yapılıyor, eksikler tamamlanıyor derken zaman çok yoğun geçiyor. Emine’nin babası olmadığı için erkek işleriyle babam ilgileniyor, elinden geldiğince yardım etmeye çalışıyor. Aynı şekilde ben ve annemde bütün işlerine yardım ediyoruz. O yoğun günler çabucak geçiyor. Düğün zamanı gelip çatıyor, hazırlıklar falan tamamlanıyor.

    Düğün başlamak üzere, ben daha hazırlanmaya çalışıyorum. En yakın arkadaşının düğününde şık olabilmek adına çok inceliyorum. Tabi ki dört dörtlük olmak istiyorum. Uzun siyah elbisemin içinde çok zarif bir görünüşüm var. Kendimi bu halimle çok beğeniyorum. Emine de aynı şekilde çok güzel olmuştu. Düğün başlıyor, bense hazırlıklarımı bitiremiyorum. Sonunda hazırlanıp düğünün olduğu salona gidiyorum. Beni görenler çok güzel olmuşsun, çok şıksın diye iltifatlarda bulunuyor. Her zaman ki gibi yine gözler üzerimde. Bu bakışlara aldırmadan oynayıp, düğünü keyfini çıkarıyorum. Oynamaktan artık ayak bileklerim acıyor. Oynayamaz duruma geliyorum. Dinlenmek için sandalyeye oturup çevreme bakınıyorum. Gözüme biri çarpıyor. Siyah takım elbisesini üzerinde çok güzel taşıyor. Yeşil gözleri ise cam gibi parlıyor. Gözlerimi ondan alamıyorum. Aynı şekilde onunda gözleri benim üzerimde. Oda gözlerini kırpmadan bakıyor. Uzun bir süre gözlerimizi birbirimizden alamıyoruz. Bu nasıl bir duygu Allah’ım baktıkça bakasım geliyor. Gözlerimi ondan alamıyorum. Kendimi dizginleyemiyorum. Oda benim onunla ilgilendiğimi hissediyor ve daha dikkatli bakıyor. Bir an bakışırken gülümsüyor, utanıp kafamı çeviriyorum. Birden içinde bulunduğum rüyadan sıyrılmış gibi hissediyorum kendimi. Kafamı geri ona çeviremiyorum bile. Utanıyorum. Baktığımı bir daha görürse ne duruma düşerim diye soruyorum kendime. Fakat ondan gözlerimi ayırmakta istemiyorum. Düşünüyorum onu daha önce görmüş olsam kesin hatırlardım. İlk defa görüyorum. Kim acaba?

    Bu soru kafamı uzun bir süre kurcalıyor. Onun bakışlarının üzerimde olduğunu hissettiğim için kalkıp oynayamıyorum, rahat davranamıyorum. Aklımı ondan alamıyorum, düşünmeden edemiyorum, kim olduğunu öğrenmek istiyorum. Emine’nin yanına gidip kim olduğunu öğrenebilirim fakat daha önce böyle bir şey yapmadığım için sormaktan çekiniyorum. Yanına gidecek gibi oluyorum ama cesaret edemeyip, kendime yediremeyip vaz geçiyorum.

    Cesaretimi toparlayıp Emine’nin yanına gidiyorum. Gidiyorum gitmesine ama bir türlü Emine’ye soramıyorum. İçim içimi yiyor, öğrenmek için sabırsızlanıyorum. Emine anlıyor benim bir şey söylemek istediğimi “söyle hadi, sen bir şey diyeceksin” diyor. “Ne söyleyeyim” diyorum dil ucuyla. “Bir şeyler söylemek istiyorsun hadi söyle” diyor. Daha fazla itiraz edemiyorum. Onu gösterip “şu çocuk kim? Tanıyor musun?” diyorum. Emine böyle şeylerle daha önce hiç ilgilenmediğim için biraz şaşırıp, gülümsüyor. Bense utanıyorum hemen. “Gülme hadi kim olduğunu biliyor musun?” diyorum. Emine eşinin akrabası oluğunu söylüyor. Gün buyunca bakışıyoruz fakat gün boyunca cesaret edip yaklaşamıyoruz birbirimize. Kendimi ağırdan satıyorum, o gelmeli diyorum. Ama onunla konuşmak için, gözlerinin içine bakmak için sabırsızlanıyorum. Kendimi tutuyorum tüm bunları yapmamak için. Düğün hiç bitmesin hep bu şekilde bakışalım istiyorum.

    Herkes dağılıyor fakat ben hala orada kalmak istiyorum. Artık ismini de öğrenmiştim. Ahmet olduğunu söyledi Emine.

    Eve geldiğimde yorgunluktan zor attım yatağa kendimi. Annem kalk saçını yıka, üzerini değiştir diyor, bense ayağa kalkacak gücü kendimde bulamıyorum bile. Zar zor kalkıp üzerimi değiştiriyorum, saçlarımı, elimi, yüzümü yıkayıp hemen yatıyorum. Gün boyunca olanları, Ahmet’i düşünüyorum. Acaba onu bir daha görebilecek miyim diye soruyorum kendime. Gözleri aklımdan çıkmıyor. Hele o bakışlarıyla kendine bağlamıştı adeta. Derin düşüncelere dalıyorum, hayal kuruyorum. Düşünürken uyuya kalmışım.

    Sabah kalktığımda herkes kalkmış, kız kardeşlerim okula, babam ise işe gitmişti bile. O yorgunlukla nasıl uyudum bilmiyorum doğrusu. Yine aklımda Ahmet var. Ne yapsam nereye gitsem, benimle beraber san ki. Hiç aklımdan çıkaramıyorum onu. Dalıp gidiyorum. Annem anlıyor bendeki bu değişikliği. “neden dalıyorsun, yoksa birine aşık mı oldun?” diyor. Utanıyorum ne yapacağımı bilemiyorum. “Nerden çıkardın anne şimdi böyle bir şeyi, ne alakası var, yok öyle bir şey” diyorum. Annemde bu tavrımdan dolayı üzerime gelmek istemiyor, konuyu kapatıyor. “İyi öyle olsun bakalım” diyor. Bense düşünüyorum, düşünüyorum yine düşünüyorum…

    Sürekli onu düşünüyorum Ahmet’i o kadar beğenmiştim ki her dakika ona bakmak, o anı bir daha yaşamak istiyorum. Onu daha nerede görebilirdim. Görebilir miydim? Tabi göremeyebilirdim de. Bu ihtimali düşünmek bile istemiyordum.

    Aradan zaman geçiyor, ben hala Ahmet’i düşünüyorum. Artık ümidimi kestim, onu daha göremeyeceğimi biliyorum. Artık unutmalıyım onu. Kendimi hiç kandırmamalıyım. Kendi kendime söz veriyorum, Ahmet’i aklımdan çıkarmak için. Bir rüyadan başka bir şey değil diyorum.

    Ümidimi yitirmiştim artık. Aklımı başka şeylere veriyor, onu düşünmemeye çalışıyorum.

    Artık onu unuttum, aklımdan çıkardım derken Ahmet’i görüyorum. Gözlerime inanamıyorum. Hayal mi diyorum kendi kendime. Bana bakıyor oda o güzel gözleriyle. Allah’ım diyorum. Rüya mı görüyorum acaba? Rüya değildi gerçekten karşımdaydı. Allah’ım yine karşılaştırdı bizi. Eminelerin bahçesinde bizim balkona bakıyor, onunda gözleri beni arıyor adeta. Göz göze geliyoruz. Beni görünce gözlerinin içi gülüyor. Bir süre bakışıyoruz. Sonra annem geliyor, anlamasın diye içeriye giriyorum hemen. Tüm gün boyunca gözlerini bizim balkondan ayırmıyor, bende annem yokken onun o bakışlarını izliyorum.

    Cesaretimi toplayıp onunla konuşmak istiyorum artık. En azından ona daha yakın olmak, gözlerinin içine daha yakından bakmak istiyorum. Anneme Emine gelmiş, onun yanına gidiyorum diyerek evden çıkıyorum. Heyecandan kalbim yerinden çıkacak gibi. Gittikçe ona daha yakın oluyorum. Kaybettim derken yanı başımda buluyorum onu. Eminelerin kapısına geliyorum, zili çalamıyorum, elim ayağıma dolanıyor, ne yapacağımı bilemiyorum. Sonunda çalabiliyorum zili. Kapıyı Emine açıyor. Sarılıyoruz birbirimize görüşmeyeli on gün olmuş çok özlemişiz. Ben de tam seni çağıracaktım iyi ki geldin hoş geldin gir içeri diyor. Ahmet hala burada değil mi diyorum dilimin ucuyla. Evet, içeri gel diyor gülerek. Senin için geldi zaten seni görmeden gider mi hiç diyor. Ben çok mutlu oluyorum tabi bunları duyunca. Emine ‘yle bir odaya geçiyoruz sohbet ediyoruz. Çok özlemişiz birbirimizi. Ahmet’i soruyorum ikide bir.
    Ondan bahsetmek istiyorum. Ahmet de zaten senin için geldi buraya başımın etini yedi onu buraya çağır diye. Ben bunları duyunca ağzım kulağıma varıyor. Seninle konuşmak istiyor diyor Emine. Çok heyecanlanıyorum en az onun kadar bende konuşmak istiyorum onunla. Nasıl konuşuruz ya Ayşe teyze görürse ne derim ben ona diyorum. Emine de sen merak etme ben konuşturacağım sizi kimse görmeden diyor. B en içeri giriyorum sen bekle Ahmet ‘i de alıp geleceğim diyor. Gittikçe kalbim yerinden fırlayacak gibi oluyor. Yerimde duramıyorum. Odanın içinde bir sağa bir sola dolanıp duruyorum. Çok geçmiyor ki kapı açılıyor. Karşımda Emine’yle Ahmet donup kalıyorum. Onun o güzel yüzünü görünce aynı şekilde o da bana bakıp kalıyor. Emine siz konuşun ben dışardayım merak etmeyin kimse gelmez buraya rahat rahat konuşun siz diyor. Tamam diyebiliyorum sadece dilimin ucuyla. Emine dışarı çıkıyor. Baş başa kalıyorlar. İkimizde konuşmuyoruz sadece birbirimize bakıyoruz. Sonunda Ahmet konuşmaya başlıyor. Nasılsın diyor. Bende iyiyim sağ ol sen nasılsın diyorum. Teşekkür ederim sen nasılsın diyor. Teşekkür ederim bende iyiyim diyor. Hemen konuya giriyor. Seni ilk gördüğüm andan beri seni düşünmeden edemiyorum. Senden çok hoşlandım. O kara kaşına kara gözüne, aşık oldum diyor. Gözlerime bakarak. Ben ise sadece bende diyebiliyorum. Seni seviyorum diyor. Gözlerinin içinde kayboluyorum adeta. Uzun uzun bakıyor. Seni bırakamam sen iyi temiz birisin diyor. Sadece bakıyorum hiç bir şey söylemiyorum. Emine içeriyor:

    -Hadi içeri girin artık daha fazla dikkat çekmesin yokluğunuz. O an hiç bitmesin istiyorum. Sadece o yanımda olsun diliyorum. Hiçbir şey yapmasın ama yanımda olsun. Kalkıp içeri geçiyoruz. Ama içeri girmek istemiyorum. Ayaklarım geri geri gidiyor. İçeri geçiyoruz. Ayşe teyze beni görüyor. Sen ne zaman geldin diyor. Şimdi geldim annen de gelseydi o neden gelmiyor diyor. Onun işleri vardı bitirince gelecek diyorum. Bu sırada Ahmet beni izliyor. Uzun bir sohbete başlıyoruz ama sohbet uzun sürmüyor. Artık kalkma vaktimiz geldi. Hemen yüzüm asılıyor Ahmet’in gitmesini istemiyorum. Tek tek vedalaşıyoruz. Vedalaşma sırası Ahmet’e geliyor. Tokalaşıyoruz kulağıma en kısa zamanda yanına geleceğim diye fısıldıyor. Gözlerinin içine bakarak gülümsüyorum, gidiyor. Keşke beni de götürse ayrılmasak diyorum. Gece yatağa yattığımda yine Ahmet’i düşünüyorum aklımdan biran çıkmıyor. Yine Ahmet’i düşünüyorum. Acaba ne zaman gelecek. Yoksa hiç gelmeyecek mi? Bu sorular beynimi kemiriyor. Kötü şeyler düşünmek istemiyorum. Sadece ona aşık olduğumu düşünüyorum ve derin düşüncelere dalıyorum.

    Aradan zaman geçiyor. Hala Ahmet beni görmeye gelmedi. Acaba beni oyalıyor mu? Her şey yalan mıydı diye düşünüyorum. Ümidimi yitirmekte düşünmüyorum. Ona güveniyorum geleceğine inanıyorum. Bugün tam iki hafta oluyor. Yine ummadığım bir zamanda Ahmet’i buluyorum karşımda. Sevinçten havalara uçuyorum. Önce kendime çeki düzen verip hemen yanına gitmek istiyorum. Kimse evde olmadığı için rahat bir şekilde onun yanına gidiyorum. Ahmet’i karşımda görünce hemen boynuna atılıp, çok sıkı sarılıyorum ona. “Hiç gelmeyeceksin sansım” diyorum. Ahmet’te “ olur mu öyle şey seni hiç bırakır mıyım” diyor. Ellerimi avuçlarının içine alıp beni sevdiğini söylüyor. Gözlerimin içinde kayboluyor adeta. Beni çok özlediğini hiç bırakmayacağını söylüyor. Uzun bir süre hasret gideriyoruz bir birimizle. Fakat daha fazla kalamazdım. Annemin eve benden önce gitmesinden korkuyor artık gitmem gerektiğini söylüyorum. Gözlerimin içine bakıyor gitme dercesine. Dayanamıyorum onun o bakışlarına ama gitmem gerekiyordu artık.

    Ahmet bu şekilde olmayacağını telefon alacağını söylüyordu bana. Birbirimizi göremediğimiz zamanlarda telefonla konuşacağımızı söyledi. Bende itiraz etmeden kabul ediyorum hemen. İstemeyerek te olsa ayrılıyoruz birbirimizden. Arkamdan bağırarak en kısa zamanda geleceğini söylüyor.

    Eve geldiğimde kimse yoktu. Annem ben geldikten hemen sonra geliyor eve. Biraz daha geç gelsem anneme yakalanacakmışım diye düşünüyorum. Annem geldiğinde yüzüm kızarıyor ne yapacağımı bilemiyorum. Suçluluk duyuyorum. Yanlış bir şey yapmıştım sanki. Annem “ne oldu sana, kızarıyorsun hasta mısın?” diyor. Bende kısık bir sesle nerden çıkardın şimdi diyebiliyorum sadece. Bilmiyor ki içimde ne fırtınalar dönüyor neler yaşıyorum. Anneme olanları anlatmak istiyorum fakat tepkisinden korktuğum için bir şey söyleyemiyorum.

    Bir gün yine Ahmet geliyor. Artık kısa zamanlarda beni görmeye geliyor. Bu gelişinde söylediği gibi telefon getiriyor. Artık sesini duyabileceğim, özlemimi azda olsa giderebileceğim diyor. Uzun uzun konuşuyoruz. Evden gizli çıktığım için korkup, endişeleniyorum. Ailem anlayıp, yakalanacağım diye korkuyorum. Her zaman korku içinde buluşuyorum.

    Artık birbirimiz olmadan yapamıyor, daha sık beraber olmak istiyorduk. Yine kısa bir görüşmenin ardından ayrılıyoruz. Sımsıkı sarılıyoruz birbirimize ayrılmadan önce. Birbirimizi sevdiğimizi söylüyoruz. Telefonla konuşma fırsatımız olacağı için çok mutlu oluyorum. Fakat telefonu kimsenin görmemesi gerektiğini de düşünüyorum. Çok temkinli davranıyorum evde. Genellikle kimse yokken ya da geceleri konuşuyorum Ahmet’le. Saatlerce konuşsak birbirimize doyamıyor, telefonu kapatasımız gelmiyordu.

    Gece telefonla konuşuyorum. Annem sesimi duymuş odaya geldi. Beni telefonla konuşurken görüyor. Bir anda annemi karşımda görünce donup kalıyorum. Telefonu nasıl saklayacağı, ne yapacağımı bilemiyorum. Ahmet’in yüzüne kapatıyorum telefonu. Annem şiddetle “nerden buldun o telefonu, kiminle konuşuyorsun?” dedi. Hiçbir şey söyleyemiyorum. Annemse kızıyor, bağırıyor, çağırıyor, alıyor elimden telefonu. Ağlamaya başlıyorum. Ailemin, özellikle annemin güvenini sarsmıştım artık. Birkaç gün kendime gelemeyip, kimseyle konuşamadım. Annemin yüzüne bile bakamadım. Bu arada Ahmet’i düşünüyor, ne yaptığını merak ediyordum. Kafamda bir sürü soru oluşmuştu.

    Ahmet daha fazla dayanamayıp çıkıp geliyor. Onu balkondan bakıp görebiliyorum fakat yanına gitmek istediğim halde gidemiyorum. Annem beni cezalandırıyor, çok gerekmedikçe dışarı çıkmama izin vermiyor. Bir yolunu bulup Ahmet’in yanına gidiyorum. Hıçkıra hıçkıra ağlayarak sarılıyorum Ahmet’e. Ahmet ise ne olduğunu merak ediyor olanları soruyor bana. Anneme yakalandığımı, eskisi gibi görüşemeyeceğimizi söylüyorum. Ahmet sen ağlama ben bir yolunu bulacağım diyor. Bir süre sonra yeni bir telefon getiriyor bana. Artık korkuyorum, eskisi gibi rahat davranamıyorum. Daha dikkatli olmaya çalışıyorum. Korkuyorum. Geceleri hiç konuşamıyor, gündüzleri ise sadece annem evde yokken konuşabiliyorum.

    Anneme yakalanma korkusuyla artık daha az görüyoruz birbirimizi. Görüştüğümüzde ise sadece on dakika görüşebiliyoruz. Bu durum uzun süre böyle devam ediyor, günden güne daha çok bağlanıyoruz birbirimize. Ahmet artık bu kısıtlı görüşmelerimize dayanamıyor, artık beni ailemden isteyeceklerini söylüyor. Bende babamı bildiğim için hayır olmaz diyorum.

    -Ahmet artık beni sevmiyor musun artık hep beraber olacağız işte.

    Seni sevmez olur muyum Ahmet, babam yaşım küçük diye böyle şeylerin lafını bile ettirmiyor. Ayrıca senin bir işin bile yok.

    Ahmet ne yapsın durumu anlıyor istemeyerek de olsa durumu kabul ediyor. Ayrı kaldığımız zamanlar günden güne artıyor.

    Bir seneyi geride bırakmıştık. Artık birbirimiz olmadan yaşayamayacağımızı biliyorduk ikimizde. Fakat Ahmet artık dayanamıyor:

    -Sensiz hayatı yaşamak bana çok zor geliyor, sensiz hayatı yaşamak istemiyorum, diyor.

    Ahmet te bende birbirimiz olmadan yaşamın zevkini çıkaramıyor, yaşamın anlamına varamıyoruz. Artık evden kaçmanın bizim için daha hayırlı olacağına inanıyorum. Hiçbir şey umurumda bile olmuyor. Sadece Ahmet ile yaşayacağımız günleri düşünüyorum.

    Bir gece buluşup, konuşuyoruz. O gecenin sabahında her şeyimi alıp evden kaçıyorum. Ahmet beni her zaman buluştuğumuz yerde, eski evin önünde, bekliyor. Karanlıklar içinde bile parıldayıcı beni aydınlatan gözleriyle karşılıyordu. O gözler benim hayatımın dönüm noktası hayallerimin bitişi canımdan olan canımı kanımdan olan kanımı doğacak olan yavrumu göremeyişimdi. Bilemezdim geleceğimi kaçışımı yeni bir başlangıç değildi bitişim olduğunu ilk bakışta beni aydınlatan gölerin zifiri karanlığında boğulacağımı, onların içinde kaybolacağımı… Uzattım elimi aklımdan geçenleri göze alarak bir umut bunlar olmaz belki diyerek sevdiklerimi sevdiğime değişerek…

    Beni arkadaşının yanına götürdü ve geceyi orada geçireceğimizi söyledi. Sadece konuşuyordu ben sadece dinliyor. Herhangi bir tepki veremiyordu, ailemi sevdiklerimi her şeyi bir kenara kendimi getiriyordum aklıma. Aklıma ne olacağımı nasıl olacağımı yaptığım bütün hatanın dönüşünü düşüyor sadece bakıyordum ona beni benden alan o yeşil vadiye o yeşil sulara yemyeşil anlamsızlığa bütün düşünceleri kafamdan aya sadece uğruna neler feda ettiğim adama odaklanmak onun kelimelerine anlam katmak isterken bir damla düştü dolgun yanaklarıma, bunu hissediyor fakat engel olamıyor onları elleriyle silemiyor, ellerimi yüzüme siper edecek gücü kendimde bulamıyordum. Ahmet sustu bir an, dışarıdaki uğuldayan baykuş, arkalardan gelen tren sesi, pencerelerin aralarından gelen rüzgâr ve Ahmet, Ahmet’im sustu bu gece, göz pınarlarım boşaltırken suyunu ardı ardına, hiç kesmeden Ahmet sustu, dağ sustu, taş sustu, sadece sessizliğin sesi duyuldu. Her şey, herkes sustu, o konuştu, sessizlik konuştu, sessizlik güldü halimize. O mutluydu bir tek, biliyordu sanki olacakları, benim ileride yaşayacaklarımı…

    O suskunluk benim sesim oluyordu, aslında gerçekleriyle sarıyordu etrafımı. Sımsıkı kucaklıyordu beni, kurtulamıyordum ondan, can çekişiyor, daha çok ağlıyordum ama susmuyordu o, durmuyordu ne yapsam. Ben susturdum, hıçkırıklarım böldü kahkahasını, sevincini, benim geleceğimi…

    Ahmet “ağlama” dedi.

    -Sadece ağlama güzel yüzlüm, rüya gözlüm ağlama, kahretme beni, üzme dağlama yüreğimi. Hadi, gidelim buradan her şey yeni iken, dön geri, pişmanlıklarla yaşanmaz sevdiğim. Gel dönelim, gel bırakayım seni yuvana, ben bırakmam, vaz geçmem yine senden, yine beklerim yine isterim, dedi.

    Ama biliyordum ki bu söyledikleri olmayacak, ailem beni ona vermeyecekti. Tek kelime çıktı ağzımdan; “hayır”. Bu hayır her şeydi aslında, bütün gelecek, bütün geçmişti.

    Gecemiz geçmişti böyle, susarak, tek kelime ile bitti. Ertesi gün güneşli güzel bir hava karşıladı bizi ama olacaklar kararttı bir an düşüncelerimi, zihnimi. Biz bugün Ahmet’in annesine gidecek ve dediğine göre bundan sonra hep orada yaşayacaktık. Ahmet’in annesi Hacer hanım beni çok güzel ve sıcak karşıladı. Onu gördüğümde dün gece aklıma gelen kötü şeyler aklımdan gitti ve bir an için onu annemin yerine koyabileceğimi düşündüm. Ben bunları düşünürken çoktan eve girmiş ve odada yerlerimizi almıştık. Küçük bir evdi yaşadıkları yer. Oturduğumuz odaya giden koridor tek kişinin geçebileceği büyüklükteydi. Odada iki büyük kanepe, üç dört tanede sandalye vardı. Yerde minderler ve kenarda duran sofradan başka bir şey yoktu. Ben bunları önemsemiyordum ama sadece onlara bakıyor ve yine derin düşüncelere dalıyordum.

    Bir ses böldü derin sessizliğimi. Hacer hanımın sesiydi. Bu bir kadına göre sert olan sesinden ve kelimeleri aralıksız sıralamasından tanınıyordu. Bana:

    -Kızım kötü şeyler düşünme ve unut geçmişini. Sen artık benim kızımsın, bundan sonra ben yavrum diyeceğim sana, ben kol kanat gereceğim.

    Bu sözleri tek tek analiz ediyor ve bu beni daha çok düşünmeye sevk ediyordu. “geçmişini unut, artık ben varım” sözü bana belki iyi şeyler söylemeye moral vermeye çalışıyordu. Ama bu benim için moral kaynağı olmak yerine aksine tesir ediyordu. Geçmişimi unutmak demek yaşadığım on sekiz yılı unutmak, annemi, babamı, kendimi unutmak anlamına geliyordu. Bunu benden nasıl isteyebilirdi? Sinirlendim bu sözlere evet ama hiçbir şey söyleyemiyordum, ne kızgınlığımı belli edebiliyor nede söylediklerine olumlu herhangi bir tepki verebiliyordum. Anladı oda konuşamayacağımı ve konuyu değiştirip mutlu olabileceğimi düşündü, bir şeyler söylemeye başladı. Bizi evlendireceğini, düğün yapıp hatta istersem akrabalarımı da çağırabileceğimi söyledi ve daha bir sürü şey. Bense sadece hafif bir tebessüm edebildim. Konuşamayacağımı artık anlamıştı gerçekten ve sustu oda, herkes sustu, matem havası vardı sanki evde. Kimse gülmüyor, gülmeyi bırak tek kelime dahi etmiyordu.

    Hacer hanım ve eşi bir ara dışarı çıktılar. Ahmet o arada benim yanıma geldi ve sarıldı sadece. Çünkü onunda ne konuşmaya takati, morar vermeye dermanı vardı. Onun hissettim ama kokusunu yine çektim içine. Beni alırken hissettiğim telaşlı nefesler, korkulu kalp atışları geçmişti ama bir dingil ve sakinlik kaplamıştı onunda etrafını. Birkaç gün geçti aynı şekilde ve aynı şekilde ve bana söz verdikleri düğün günü yarındı. O gece gelmişti işte genç bir kızın heyecandan yerinde duramayacağı, kalp atışlarının hiç yavaşlamayacağı. Çünkü sabaha kadar uyumayacağı o gece. Bende uyuyamadım bu gece, bende heyecanlandım ama sevdiğim adamla birleşmenin heyecanı değildi bendeki. Bende olan heyecan annemle, babamla acaba bir kez daha karşılaşabilecek miyim? Sorusunun cevabıydı. Benim heyecanım ümitlerimi körelten korkularımdı. Onları yarın yanımda görememe endişesinin rüzgârlarıydı ve ürküten yine beni o rüzgârların soğuk tılsımıydı. Beyaz gelinliğim duruyordu tam başucumda, doğruldum ve onu elime aldım. Kendimi onun içinde babamın karşısında hayal ettim. Babamda bende ayrılmanın burukluğu vardı sadece bende sadece sevdiğim adama kavuşmanın heyecanı. Babamın eline kavradım ve öptüm, babam beni kendine çekti ve bana sarıldı. Omzumum ısladığı hissetim, babam ağlıyordu kızım diyordu. seni çok seviyorum kendine dikkat et o an işte o an durdu sanki benim için zaman durdu, hayat durdu, dünya durdu… Sonra bir damla daha dokundu tenime irkildim uyandığımda sabah olmuştu, gözyaşlarım sel, hıçkırıklarım figan olmuştu diğer odalara taşmıştı. Hacer hanım başıma gelmişti.

    -Ne oldu kızım? Dedi

    Ben henüz rüyanın şokunu atlatamadan beni kendime getirdi ve toparlanmamamı söyledi.

    -“Hiç” dedim. “Kötü bir rüya”

    Fazla üstelemedi Hacer Hanım, bana benden bir şey isteyeceğini söyledi. Dinliyorum demeye kalmadan bana bundan sonra anne de dedi. “Anne demeni istiyorum, bende bundan sonra annenim” dedi ve biraz durduktan sonara tereddütle “ hatta tek annenim” dedi. Anladım ki bugün zor bir gün olacaktı. Zaten bir şokla uyanmışken ikinci şok daha birinciyi atlatmadan gelmişti. Bakışlarım beni ele vermişti. Ona karşı olan kızgınlığım gözlerimde dile geldi, haykırışlarım gözlerimde alevlendi. “hayır, benim annem sen değilsin” deme isteyişim gözlerimden anlaşıldı. Sadece sustu ve gitti. Bu suskunluk beni tek imkânsızca boğacaktı. Bu sessizliğin can çekişmesi beni de beraberinde götürecekti. Bu kahrolası sukut benim sesim soluğum olacaktı. Bütün bunlar tek bir imzaya bakıyordu, tek bir evet ama ben yine vazgeçmedim, gururuma yediremedim, arkama bakamazdım, hayır diyemezdim. Evet dedim. Memura bu cevabı verirken gözlerim hala annemi ve babamı arıyor ama hep boş dönüyordu. Onlar yoktu sadece, akrabalarım vardı. Onların yanlarına gittiğimde öğrendiğim şey ise Hacer Hanım aileme davetiye vermemesi, bununla da kalmayıp onları benim düğünümde istemediğim yalanını söylemesiydi. Herkese bana annemden daha iyi bakacağını ve bir dediğimi iki etmeyip, bana çok iyi davranacağını söylemiş. Benim bunları duymam keşkelerle dolu oldu. Keşke bunları bir dakika önce öğrenseydim, keşke evetlerime keşkelerle başlamasaydım. Keşke evet demeseydim, ne yapacaktım ben şimdi, kime ne diyecektim, nasıl yaşayacaktım. O günkü en büyük hatam Hacer hanımı umursamayışım oldu. Bu umursamayışlık beni nereye götürüyordu bilemezdim ama böyleydi işte, kararım buydu.

    Evliliğimizin ilk günleriydi. Ahmet’in askerlik kağıdı geldi. O gün benim bilmem kaçıncı yıkılışımdı, bilmem kaçıncı vuruluşum. Ağlayarak odama geçtim. Ahmet te arkamdan geldi. Bana:

    -Üzülme bir tanem, askerliğimi yaptıktan sonra her şey daha iyi hayatımız daha düzenli olacak.

    Gözyaşlarımı sildi ve gitti. Birkaç haftaya oda kalmadı yanımda, o da gitti. Beraberinde kalbimi, aklımı götürdü. Ama bana bir can, bir kalp atışı bıraktı. Bana bir can yoldaşı emanet etti, canım oğlumu, bir tanemi hediye etti. Ahmet’in, Ahmet’imin gidişiyle başlamıştı her şey. Bana yapılan işkenceler, oğlumun olacağını öğrenmem her şey ama her şey onun gidişiyle başladı. “Bana anne de” diyen kadın şimdi benim can düşmanım olmuştu sanki benim kanlım, nefretim olmuştu, nefreti olmuştum ben onun. Hacer hanımın bana davranışı tamamen değişmiş, o sahte gülen yüzü tamamen gerçeğe dönmüş, gerçek halini almıştı. Ben gerçekleri onunla beraber tüm çıplaklığıyla görebiliyordum artık. Benim hayatım değişmişti artık. Her sabah uyanmak işkenceydi benim için, hamile olduğumu anlayamıyordum bile, zayıflıktan iyice içime çekilmiştim. Kemiklerimin üzerinde hiç et yokmuş, sadece bir iskelete sahipmişim izlenimi veriyordu vücudum bana. Hacer hanım bana her gün işkence ediyordu artık. Her şey çok değişmişti. Ahmet’imin gidişiyle hamile olduğumu biliyordum ama onlara söylemiyordum, dilim varmıyordu bir türlü, beni artık onlara kurduğum sofranın artıklarıyla beslenmeye başlayınca onlar, hamile olduğumu öğrendikten sonra dayanamazlar diye söyledim torunlarını doğuracağımı fakat hiçbir etki etmedi. Bana ne ailemi gösteriyorlar nede dışarı çıkmama izin veriyorlardı. Beni odaya kilitliyorlar ve sadece iş zamanı kapımı açıyorlardı. Dayanamıyorum artık bu duruma, kaç kez kaçmaya karar verdim ama hiçbir zaman beceremedim bunu. Ben artık kimseye tek kelime etmiyor, her yaptığım hareketi dayak yemekten korkarak yapıyordum. Aklımı yitirmeye başlamıştım. Ahmet’imle bile görüştürmüyorlardı beni, sesini bir saniye bile duyamıyordum. Artık hiçbir şey düşünmüyor sadece itaat ediyordum söylenilenlere. Bir söyleneni ikiletmeden işimi yapıyordum.

    Hayatımın şekli çok belirgindi artık. Sabah kalkıp evin bütün işlerini yapıyor, onların kahvaltılarını da hazırladıktan sonra bitirmelerini ve biraz olsun bana artık bırakmalarını bekliyordum. Sonra ineklerini gütmeye gidiyor, onların suyunu veriyor, ahırlarını temizliyordum. Akşam yine yemek ve farelerin mesken tuttuğu bir odada gözümü bile kırpmadan günün ışımasını bekliyordum.

    Günler böyle gelip geçerken bebeğimin varlığını daha iyi hissediyordum.” Anne ben buradayım bana yemek ver” diyordu belki de anlamıyordum ama ona istediklerini taam olarak veremiyordum. Ancak inekleri gütmeye gittiğim zaman bahçelerdeki meyve ve sebzelerden yediğimde, bir şeyler yediğimi hissediyordum. Hacer hanım beni her gün azarlıyor ve öldüresiye dövüyordu.

    Ahmet’im yokken doğdu çocuğum. Aylardan beri ilk defa sesim doğumumda duyuldu. O acıyla sesim çıktı sadece. Ondan önce ve ondan sonra hiç duyulmadı yine. Çocuğum erkek oldu, kime benzediğini bilmiyordum. İlk kez hemşire çocuğumu kucağıma verdiğinde Ahmet’ime benzetemedim bu yüzü. Hatırlıyordum bir yerden ama tam anımsayamıyordum. Belki de bana benziyordu, ben eski halimi bile hatırlamıyordum. Evet belki de gerçekten bana benziyordu fakat ben bilmiyordum.

    Ahmet’im yoktu doğum yaptığımda. Oğlunu göremedi o, koklayamadı, bakamadı nur yüzüne. Gerçi hemşire bana vermeseydi bende göremeyecektim onu. Çünkü yavrumu bir kez bile emzirmedim.

    Hiç görmedim onu o günden sonra. Odaya kilitli olduğum zamanlarda sadece acı çığlıklarıyla tanıyordum. İsmini ne koydular onu bile bilmiyordum ben. Artık anlamıyordum bana ne oluyordu, hiç konuşmuyor, içime kapanıyordum günden güne.

    Günler sonra Ahmet2im geldi. Yiğidim, sevgilim, sevdalım geldi. Beni kurtaracaktı bu durumdan, çekip alacaktı bu evden. Yavrum, ben ve Ahmet’im çok mutlu olacaktık. Geldi sonunda, kapıyı bana açtırmadılar bile onu görmeyeyim diye. Annesi o beni karşılayan odaya aldı onu. O suskun, o gizemli yere. Hiç ses çıkarmıyordu yine. Kapılar kapanmıştı yüzüme, duymuyordum, sessizlik yine ses bulmuştu evde. Kapı gıcırtısı böldü sessizliği, ben yine kapının ardında Ahmet’imi bekliyordum ve kapıyı açtılar sonunda karşılaştım Ahmet’imle. Fakat yüzüme bile bakmadı. Sadece bana “çok pis görünüyor ve kokuyorsun” dedi. Aklım şaştı hayatım tamamıyla anlamını kaybetti. Bana bundan sonra benimle aynı yatakta yatmak istemediğini, sevmediğini söyledi. Anladım ki Ahmet’imin hastalığı yine baş göstermişti. Annesi onu bana karşı doldurmuş ve benden soğumasına neden olmuştu. Hayatımda hiçbir değişiklik olmadı Ahmet’in gelmesiyle. Yine aynı devam ettim günlerime, hiç sesim çıkmadan, konuşmadan.

    Ailemin beni almaya geldiği zamanlarda çıkıyordu sadece sesim. Yine bir gün dayanmışlardı kapıya polisle. Hemen gel dediler ama ağzımdan çıkan tek kelime yine aynıydı, değişmeden yineledi kendini “hayır”. Bunu nasıl diyordum, bende bilmiyordum. Bunun nedenini temizlik yaparken öğreneceğimi kimse bilemezdi. Hacer hanım bana büyü yapmış ve yattığım odaya koymuştu. Onu bulup yaktığım zaman büyü etkisini kaybetmişti.

    Bu olaylardan sonra ben yine inekleri güderken, babamı gördüm uzakta. Yanıma geliyordu, gitmesi için el işareti yaptım ama durmadı. Kızım yeter artık bu çektiklerinden ben utanıyorum dedi. Nasırlaşmış ve çıplak ayaklarıma, ip ince bedenime ve üç yıldır üzerimden çıkarmadığım kıyafetlerime bakarak söyledi bunları. Artık dayanamadım, suskunluğumu bozdum ve tamam diyebildim sadece, “tamam baba gidelim”.

    Babam beni aldı ve eve götürdü. Anneme, evime götürdü. Aynıydı evdekiler ama ben değildim. Ben aynı değildim. Zeynep değil, bir yabancıydım. Bana zaman gerekiyordu sadece. Her şey düzelecekti. Ben o tamam kelimesiyle o üç yıllık kahrolası sukutum bozabildiysem, her şey düzelecekti. Çocuğumu da yanıma alacak onu o suskunluğa, o pisliğe gömmelerine izin vermeyecektim. Her şey çok güzel olacaktı. Sessizlik kendisinde boğulmuş, ben canlanmış, sukut kahrolmuştu

      Similar topics

      -

      Forum Saati C.tesi Ocak 21, 2017 4:37 am