Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    Umutların Yok Oluşu - Bahar ATAR

    Paylaş

    Admin
    Admin

    Mesaj Sayısı : 61
    Kayıt tarihi : 20/03/09

    Umutların Yok Oluşu - Bahar ATAR

    Mesaj  Admin Bir Cuma Ara. 31, 2010 9:25 am

    Babam anneme her an ellerinden kayıp gidecekmiş gibi bakıyor ellerini sımsıkı tutuyordu. Artan iniltilerini duymamak için iki elimle kulaklarımı kapatıyordum onun bu hali beni perişan ediyordu bir yandansa kapı aralığından anneme bakıyordum. Onu böyle görmeye alışık değildim Ergün evin içinde bir o yana bir bu yana süzülen annem birkaç gündür olduğu yerde sadece yatıp duruyordu
    Komşular eve girip çıkıyor annemin başında kuran okuyorlardı. Kapı eşiğinde konuşurken duymuştum hacı Ahmet dayı Hüseyincin karısı kolay ayağa kalkmaz demişti. Ne olmuştu anneme?
    Sabahları beni öpüp koklayarak uyandırmıyor Fıratçım deyip sımsıkı sarmıyordu artık beni, sadece yatıyor gözleriyle beni süzüyordu. Gözleriyle bir şeyler anlatıyordu benimle öyle konuşuyordu ben anlıyordum ama bana ne söylediğini beni öylece gözleriyle seviyordu seni seviyorum yavrum Fıratçım diyordu. Sanki beni bırakacakmış bir yere gidecekmiş ve bu durumu hiç sevmiyormuş gibi bakıyordu. Gözleriyle ben gittikten sonra kendine iyi bak oğlum diyordu
    Bir sabah kalktığımda annemi böyle yatarken bulmuştum. Babam birkaç gündür işe gitmiyor, kimseyle konuşmuyordu. Derin düşüncelere dalıyordu evde büyük bir sessizlik vardı. Geceler gibi olmuştu gündüzler. Böyle yapmazdı annem ne yaparsam yapayım önce azarlar sonra basardı beni bağrına acaba benim yüzümden mi böyleydi annem hani geçen gün çatıdaki kuş yavrularını yuvalarında görmek için çatıya çıkıp kiremitleri kırmıştım ya acaba annem çok mu üzülmüştü buna canım biricik annemi çok mu üzmüştüm şimdi ki aklım olsa hiç öyle bir şey yaparcıydım.
    Annemin iniltileri giderek daha da fazlalaşarak artıyordu artık nefes alış verişleri hızlanmıştı o manzarayı görmemek için koşarak oradan uzaklaşarak kendimi avluya attım. Birkaç komşu bizim eve doğru yönelmişti yine gelecekler anneme dualar okuyup gideceklerdi birkaç gündür olduğu gibi.
    Eskiden olsa beni gördüğü yerde başıma bir fiske vurup “seni haylaz oğlan seni” diye sert bakan ali amca bile artık başımı okşuyor karısı evimize yemek taşıyordu. Tekrar içeri girdim babam eskisi gibi gülmüyordu yüzüme,beni omuzlarına alıp hoplatmıyordu gökyüzüne ,köyde uzakta uçuşan kargaların sesi yankılanıyordu her yerde …
    Hüseyin amca babamla birkaç kelam konuştu sonra bana “Fırat Fatma teyzen, pamuk seni istiyor” gelsin dedi. Minik kuzum pamuk beni istiyordu demek yine naz ediyordu yemek için herhalde. Anneme baktım yanına gidemedim o cesareti kendimde göremedim hiç arkama bile bakmadan koşarak evden uzaklaştım Fatma teyzenin evine doğru.
    Fatma teyzenin kollarında uyuya kalmışım. Sabah uyandığımda kimse yoktu etrafta Fatma teyzeyle hasan amca neredeydi evde beni nasıl yalnız bırakıp gitmişlerdi herhalde önemli bir şey olmuştu diye düşündüm ve bir an aklıma annem geldi evden koşarak çıktım. Dışarı çok kalabalıktı bu kalabalık ya düğünlerde ya da cenazelerde bu kadar olurdu bildiğim kadarıyla yakınlarda düğün yoktu
    Allah’ım yoksa anneme mi bir şey olmuştu aklıma kötü düşünceler getirmek istemiyordum ama başka bir şey de gelmiyordu. İnsanlar gelip geçiyordu bu insanlar sabah nereye gidiyordu bizim eve yaklaştıkça kalabalık artıyordu ne olmuştu niye evimizde toplanmıştı bu insanlar
    Avluda ninem ağıtlar yakıyordu “gün görmedin güzel gelinim “diyordu. Bir adım daha atamadım olduğum yere yığılmışım evden bir tabut çıkarmışlardı annemin yazmasıydı üzerinde ki…
    Bu sabah babam evden ayrılırken öpmüş müydü yanağımdan. Ninem görmemiş evden çıkışını kimseler uyanmadan çıkıp gitmiş. Kapının önünde tek başıma oturmuş babamın gelmesini bekliyordum. Yoldan gelip geçenlere bakarken aklıma annem ve babamla olan eski günlerimiz geldi. Bir eli annesi bir eli babasında olan çocukları kıskanıyordum. Şuan onların yerinde olmak dünyada en çok istediğim şeydi. Benim onlardan ne eksiğim vardı şimdi elimi ne annem ne de babam tutuyordu bomboştu bir zamanlar annemle babamın ısıttığı eller…
    Annem öldükten sonra bakkal amca da bana her gün şeker vermeye başlamıştı. Ama ne şeker ne de çikolata beni mutlu ediyordu. Beni kollarında mutlu eden annem yoktu ki şeker deposunda olsam neye yarardı. O yoktu artık beni kim sevecekti geceleri korktuğumda ,kabus gördüğümde ,gök gürlediği zaman beni kim kollarının arasına alıp uyutacaktı. Beni kim şımartacaktı…
    Peki annem nereye gitmişti Hatice teyzenin oğlu mahlutun dediği gibi geri gelmeyecek miydi. Ama annem beni bırakıp gitmezdi ki galiba ben onu çok üzmüştüm ninem onu sorduğumda annen cennete gitti oğlum o şimdi çok mutlu oradan seni izliyor demişti. Peki cennet neresiydi bizim köye yakın bir yer miydi ,annem beni izliyorsa neden yanıma gelmiyordu ,neden beni kucağına alıp öpmüyordu. Ben kimseye inanmıyordum, babamla konuşabilsem ona sorsam o bana doğru söylerdi. O da benimle konuşmuyordum ben ikisini de bu kadar üzecek ne yapmıştım. Biri bizi bırakıp gitmiş , biri de yüzüme bile bakmıyor eve geç saatlerde geliyor hatta azı geceler hiç gelmiyordu bazı geceler uykusuz kalıp onu bekliyordum geldiği zaman yanına yaklaşıp kucağına oturmaya çalışıyordum ama o beni istemiyor itiyordu. Yanından uzaklaştırmaya çalışıyordu.
    Gözlerim doluyordu ama ağlayamıyordum babam bana kızmasın diye ne olmuştu böyle niye her şey güzel giderken annem , babam ,ben mutluyken her şey tersine dönmüştü , hiçbir şey eskisi gibi değildi artık. Her gece ağlıyordum ama hıçkırıklarımı da saklamaya çalışıyor ,sessizce ağlamaya çalışıyordum. Çünkü bir gün benden büyük bir çocuk topumu almaya çalışmıştı bende vermeyince beni dövmüştü. Eve ağlayarak geldiğimde babam bana kızmış erkek adam ağlamaz demişti. Ben de o zamandan beri babamın tabiriyle kız gibi ağlamıyordum. Erkektim çünkü ağlayamazdım hani erkekler ağlamazmış ya herkes benimle dalga geçer ezerdi. Babam beni artık sevmezdi en azından ben öyle sanıyordum.
    Bir gün kapının önünde yine tek başıma otururken karşıda ip oynayan kızları izliyordum. İçlerinde biri vardı diğerlerinden çok farklıydı gülüşü, duruşu diğerlerinden çok ayrıydı. Az gülerdi ama güldüğü zaman gözlerinin içi gülüyordu.
    Etrafındakilerin içini ısıtıyordu. En çok ta benimkini. O güzel kızın adı Zeynep ti o zamanlar beni mutlu eden tek şey Zeynep’i görmekti. Ona baktığımı görmemesi için bazen ağacın arkasından ona bakıyordum. Onunla göz göze gelirsem çok utanır bir daha yüzüne bakamazdım.
    Kapının önünde çocuklar toplanmış oyun oynuyorlardı. İçlerinde zeynepte vardı. Bir köşede durmuş onu izliyordum. Birden zeynebin ayağı kaydı ve yere düştü dizleri kanamıştı onu o halde görünce nefes alamaz oldum hıçkırıklara boğulmuş ağlıyordu.
    Çocuklar kollarından tutup kaldırdılar yüzüne bakmaya utanıyordum yok ağlamayacaktım eve koştum yatağa girdim hıçkırıklara boğulmuştum
    Her sabah erkenden kalkıyor onu görmek için sokağa fırlıyordum o da beni düşünüyor muydu acaba. Bazen saatlerce kendimi onu düşünürken buluyordum. Hayalimde yüzüme gülüyordu hep,gülüşü sıcacık sarıyordu yüreğimi,sonra sıcaklık artıyor,ateş olup yakıyordu.Yüreğimde uçan kuş durmak bilmeden uçuyor,bazen kanatları öyle hızlı çarpıyordu ki nefessiz kalıyordum.
    Bu duygular çok tuhaftı.Aynı duygular beni bazen mutlu ediyor bazen de hiç tatmadığım acılar yaşatıyordu.Allah’ım neydi bu? Nasıl bir şeydi? Kalbimin ağrıdığını hissediyordum.
    Pencereyi açtığımda içeriye ayaz havası doldu.İliklerime kadar hissettim soğuğu.Anlaşılan bu gece uyku haramdı bana.Yarın bütün cesaretimi toplayıp,sevdiğime onu sevdiğimi söyleyecektim.Bunu çok düşünmüş ve ona açılmaya karar vermiştim.İçim içime sığmıyordu.Acaba bana ne cevap verecekti?Sevgime karşılık mı verecekti yoksa bana kızıp benimle alay mı edecekti.Benimle alay ederse ne yapardım acaba ? Yüzüne bir daha bakamazdım.Gururum incinmiş bir şekilde yanından uzaklaşıp gözyaşlarına mı boğulurdum,yoksa donuk gözlerle ona mı bakardım? Acaba ona söylemeli miyim bilmiyorum.Beni sevmiyorsa onunla olan arkadaşlığımızda biterdi.Bu beni tam olarak yıkardı.Allah’ım bu gece nasıl bitecekti?Ona olan sevgim artık yüreğime sığmıyor,ağır geliyordu.Taşıyamıyordum bu yükü artık.
    Sabah olduğunda ninemin perdeyi aralamasıyla içeri giren güneş ışığının etkisiyle uyanmıştım.Koşup hemen yüzümü yıkadım,saçlarımı taradım,üzerimi değişip dedemin bayramda aldığı gömlekle pantolonu giydim.Merdivenlerden koşarak kapıya doğru fırladım.Ninem arkamdan:
    “Fırat! Dur. Daha kahvaltıyı yapmadın.Nereye gidiyorsun?”diye bağırıyordu.Ama onu duymuyordum bile.O an tek düşündüğüm Zeynep ve onun güzel gözleriydi.Anlatırken acaba nasıl konuşsaydım.Ona olan sevgimi nasıl anlatabilirdim.Ellerini tutup gözlerine mi baksam yoksa başımı eğerek gözlerine bakmadan mı anlatsam.Ona çiçek almak istiyordum;ama param yoktu.Koşarken soluklanmak için Ayşe Teyze’nin bahçesinin önünde durdum.Gözüme bahçedeki en güzel çiçek çarptı.Kırmızı bir güldü.Ama ne bahçedeki ne de dünyadaki hiçbir çiçek benim Zeynep’im kadar güzel olamazdı.Bunları düşünürken dinlenmiştim.Ani bir manevrayla gülü kopardım ve Zeynepgile koşmaya başladım.
    Başımı kaldırdım,aşkımın penceresine baktım ve o an beynimden vurulmuşa döndüm.Olduğum yerde dizlerimin üzerine çöktüm.Ağlamaya başladım;ama bu defa ağlarken utanmıyordum.Sevdiğim için ağlıyordum.Ayıp mı bu ? Kimsenin görmesi umrumda değildi.Zeynepgil oradan taşınmışlardı.Artık hayatımın aşkını göremeyecektim.Bana yaşama sevinci veren,mutluluk aşılayan Zeynep’imi görmeyecektim.Bunun düşüncesi bile beni kahretmeye yetiyordu.Onsuz zaman nasıl akacaktı,onsuz nasıl nefes alacaktım?
    Peki ya Zeynep? O nasıl bana hiçbir şey söylemeden bir gecede şehri ve beni terk etmişti.Onu ömrüm boyunca sevecek ve bulmaya çalışacaktım.
    Zeynep’in gidişinin üzerinden üç ay geçmişti.Yaralarım tam olarak kapanmasa da biraz daha iyiye gidiyordum. Ama içim kan ağlıyordu.Git gide kalbimin içindeki boşluk büyüyordu.Ama bu durumu kabullenmeye çalışıyordum ki o olay oldu.
    Bir sabah uykudan irkilerek uyandım.Rüyamda annemi görmüştüm.Ben,annem,babam birlikteyiz.Bir kolumdan annem bir kolumdan babam tutmuş beni gezdiriyorlardı eski günlerdeki gibi.Anneme tutturuyordum parka gidelim diye.Onlar da beni parka götüyordu.Ben salıncakta sallanıyorken annem ve babam da bankta oturmuş birbirlerinin elini tutuyordu.Ben mutluluktan uçuyorum.Salıncaktan inip,kaykaya giderken bir an annemle babama baktım.Annem yoktu,babam tek başına oturmuş etrafa bomboş gözlerle bakıyordu.Bu durum beni çok korkutmuştu. “Baba! Baba!”diye babamın yanına koştum.
    Baba! Ne oturuyorsun? Kalk! Annemi arasana…
    Babam o an kendine geldi. Ve deli gibi etrafa koştu.Bir o yana bir bu yana koşuşturuyordu.Annemi arıyordu.Sonra birden o da ortadan kaybolup yok oldu.Bense ikisini birden arıyordum.Hıçkırıklarla annemle babam nasıl yok oldu diye ağlıyordum.
    Ninem beni uyandırdı.
    Fırat! Kalk.Kahvaltı hazır,dedi.
    Öyle uyandım.Koşarak babamın yatağına gittim.Allah’ım rüyam gerçek mi oluyordu.Annemden sonra babam da gitmişti.Onu da kaybetmiştim.Babam, küçüklüğümün kahramanı yatağında yoktu.Geri içeriye koştum.Nineme:
    Nine! Babam nerede? dedim.
    Ninem de bilmiyordu nereye gittiğini.dedem bütün köye haber saldı.ama onu en son gören köyümüzdeki emin emmi ilçe otogarında görmüştü. Babam bize hiçbir şey söylemeden köü terk etmişti.anlaşılan onuda çok üzmüş,kırmıştım.o da mı benim yüzümden gitmişti? Dedem beni teselli etmek için”babam çalışmaya gitti oğlum ,geri gelecek” diyordu.ama buna ne kendisi ne de nir başkasını inanıyordu.
    Eskiden olsa belkiinanırdım. Ama artık çocuk değildim.büyümüştüm inanmıyordum . sadece kabullenmeye çlışıyordum.
    Dünya kocamandı,ve ben bu kocaman dünyada yalnız kalmıştım. Kalbimdeki kocaman boşluğu nasıl dolduracaktım. Geceleri gözlerimin önüne geliyordu annem . elinden tutmak istiyordum ,hiç gitmesin istiyordum . tam elini tutacakken elimden kayıp gidiyordu. Akşamları mahallenin yanındaki tepeye çkıyor uzun uzun etrafıseyre dalıyordum. Baabm gitmeden önce bu tepeye çıkar onun gelişni beklerdim ama artık gelmiyordu. Terk etmişti beni üzüleceğimi düşünmemişmiydi hiç,hiç mi sevmiyordu beni.bir daha hiç ne anne diyecektim ne de baba …
    Lise sınavlarına girmiş şehirde yatılı bir lise kazanmıştım artık köyde kalmak istiyordum . ordan uzaklaşamak kaçmak istiyordum.güzel bir lise hayatı yaşadığım söylenemez di hep bir yanım eksikti. Hep gülüşlerim yarım kalıy…ordu ve yüreğimdeki boşluk dolmuyordu bir türlü . zeynebin kim bilir kimindeydi onu bir kez görebilmek için nelerimi vermezdim . bari o bırakıp gitmeseydi beni .ama o da yoktu.işte .
    Hiç bir kızı sevemiyor ,hiç birine ona baktığım gibi bakamıyordum .o tekti ve tek kalcaktı. Umutsuz değildim artık bende kendi hayatımı kuracağım.zeynebimi arayıp bulacaktım. Üniversite sınavlarına hazırlanmaya başarmıştım. Çok yoğun bir çalışma sürecindeydim. Hedefe odaklanmıştım. Hocalarım ve arkadaşlarımda ban inanıyordu. Derslerimden başka bir şey görmüyordu gözlerim. Her şey bu sınava bağlıydı. Sınavı kazanırsam ayrılacaktım bu şehirden herşeyi unutup yeni bir hayata başlayacaktım.
    Sınav sonucu beklediğim gibi gelmişti. İstanbul üniversitesi hukuk fakültesini kazanmıştım . nenem ve dedem benden ayrılacakları için çok üzlüyorlardı ,gitmemi hiç istemiyorlardı.ama gidecektim belki bir gün bambaşka bir Fırat olarak geri dönerdim ya da bir daha ayak basmazdım bu topraklara terk edildiğim bu toprakları ben terk ediyordum şimdi gideceğim gün yaklaşmıştı ister istemez bir hüzün kaplamıştı. Ninem ve dedemle vedalaştım son kez annemin mezarına gidip onunla konuştum hiç unutmayacaktım onu hep yanımda taşıyacaktım.
    Yurtta Sefa’yla aynı odada kalıyorduk.Onunla aynı bölümü kazanmak benim için bir şanstı benim için .Her zaman örnek almıştım onu,bana yol gösteren biri olmuştu.Şimdi hayatı onunla birlikte öğrenecektim,şanslı olmalıydım.Çok olgun düşünen bir arkadaşımdı.Nitekim üniversite hayatında da öyle olmuştu.Geriye dönüp baktığımda onunla ilgili pek olumsuz bir şey hatırlamıyordum.Onun geçmişten kalan yalnızlığımı paylaşması, iyi kötü her anımda yanımda olmaya çalışması ve bunun gibi daha birçok şey. Sadece bana karşı değil kendi hayatında da örnek alınacak bir yaşantısı vardı.
    Arkasında duran ailesi , onu çok seven bir kız arkadaşı vardı. İyi şeyler yapıyorlardı birlikte.Hafta sonları huzurevlerine ziyarete giderlerdi.Ordaki yalnızlığa terk edilmiş yaşlı teyzelerle ve hayallerini, yamak istediklerini gerçekleştiremeyen yaşlı dedelerle vakit geçirirlerdi.Üstelik bunu sadece ve sadece kendileri istedikleri için yapıyorlardı.Çok vefalıydılar,çoğu şeyi birlikte başarırlardı.Bazen iki dost olurlardı.Yüreklerini bölüşürlerdi bazen iki kardeş olurlardı.Sefa kız kardeşini koruyup kolladığı gibi onu da korurdu.Her hallerinden belliydi birbirlerine verdikleri değer.
    Çok örnek aldığım bir insandı Sefa her şeyiyle.Hayatın düzeniyle,dengesiyle,insanlara verdiği değerle…
    Yoğun bir hafta geçirmiştik,dersler gittikçe ağırlaşıyordu.Sefa hafta sonu kız arkadaşı Elifle huzur evine gideceğini söyledi.Beni de davet etti.Elifle de tanışıp kaynaşmamızı istiyordu.Hafta sonu gelmişti,güneşliydi hava.Kuşlar cıvıltılarıyla birbirlerine şarkı söylüyor gibiydiler.Sahil kenarında bir çay bahçesine gitmiştik.Deniz o kadar parlak, o kadar huzur vericiydi ki saatlerce orada kalıp denizi seyredebilirdim.Etrafta yemyeşildi.Çay bahçesi o kadar güzel yapılmıştı ki her tarafında rengarenk çiçekler vardı.İnsanın bu doğa karşısında huzurlu olmaması imkansız gibiydi.Öyleydi de zaten Sefa,Elif ve orada bulunan sevgililer çocuğunun elinden tutmuş ona pamuk şeker alan babalar,dedesiyle balık tutan gençler…Kendime dönüp baktım mutlu muydum acaba ? Huzurlu muydum? Ne kadar öyle görünsem de palyaço gibi içimde hep bir şeyler eksikti ve ağlayamadığım için gülüyordum.İçimde koca bir yalnızlık,sadece benim anlayabildiğim, sadece benim yaşadığım…
    Bugünkü gibi her şey tam olduğunda annem babam geliyordu aklıma.Gelip oturuyorlardı sol yanıma.Konuşuyordum,dertleşiyordum onlarla.Anneme: “Hadi bana o çok sevdiğim çikolatalı kekinden yapar mısın?”diyordum.Babama ise bana: “Hadi tut elimden,parka gidelim.Senin yanımda olduğunu görsünler arkadaşlarım.Bana güven ver.Omuzlarına al beni.Gezdir.Babam yanımda.Artık bana bir şey olmaz ki diyebileyim bir kez olsun...
    Büyümüştüm.Üniversite okuyordum;ama annem,babam ve onlarla yaşayamadığım doya doya tadını çıkaramadığım çocukluğum,annemin gözlerindeki sevgi,şefkat geldiğinde aklıma çocuklaşıyordum ya da çocukluğuma geri dönmek istiyordum.
    Bir yanım üniversiteli bir gençti.Diğer yanım ise çocukluğuna,annesine,onu bırakıp gitmiş olsa da babasına duyduğu özlemle hep küçük kalacak olan masum bir çocuktu.Babamı çok özlüyordum.Acaba neredeydi şimdi? Yaşıyor muydu? Yoksa annem onu da yanına mı almıştı? Netleşmesini istiyordum artık.Üç yıldır arıyordum onu;ama hiçbir iz yoktu.Bu düşüncelere dalıp gitmişken birden Sefa elini omzuma attı :
    Hadi dostum gidiyoruz,dedi.
    Bir kutu lokum alıp,yola çıkmıştık.Huzurevine varmıştık.Ne kadar farklı bir dünyaydı burası.Çok kalabalıktı ayrıca.Buradaki insanların çocukları neredeydi? Neden onları bırakmışlardı buraya ? Veya onlar mı çocuklarını bırakmışlardı ? Huzurevinde çalışanlar artık Sefa’yı tanıyorlardı.Çünkü genelde hafta sonlarını burada geçirirdi.O yüzden içeri girmemiz çok kolay oldu.Sefa ve Elif’in sürekli yanına gittiği bir yaşlı vardı.Artık o kadar kaynaşmışlardı ki dede torun gibiydiler.Herşeylerini biliyorlardı birbirlerinin.Hasan Amca sürekli dua ediyordu onlara :
    Hep birbirinize sadık kalın.Birbirinizi hiç üzmeyin,diye öğütler veriyordu.Hasan Amca’nın bir oğlu iki kızı vardı.Hepsi evliydi.Kızları başka şehirdeydiler.Eşlerinin işlerinden dolayı.Oğlu İstanbuldaydı.Ama oğlunda kalamıyordu.Çünkü gelini istemiyordu onu.O da yeter ki onlar mutlu olsun diyerek huzurevine atmıştı kendini.Beş yıldır buradaydı.78 yaşına gelmişti.Çocuklarından başka da gidecek pek kimsesi kalmamıştı hayatta.Bir dost edinmişti huzurevinde.Onunla uzun uzun muhabbet ederler,sıcak çaylar içerlerdi.Bazen dışarı çıkar,dolaşırlardı.Birbirlerinin her şeyi olmuşlardı artık.Sefa bunları bana anlatırken saatin epey ilerlediğini gördük ve gitmeye karar verdik.Güzeldi onların hayatlarını paylaşmak.Az da olsa yalnızlıklarına ortak olmak.
    Günler su gibi akıp gidiyordu.4.sınıfa gelmiştik.Ne kadar da hızlı ilerliyordu her şey.Hayallerim,ulaşmaya çalıştığım hedefler elimin altındaydı artık.Güven verici bir şeydi önüne koyduğun hedeflere ulaşmak.Artık bir avukattım.Sefayla bir avukatlık bürosu açmıştık.Biraz masrafımız olmuştu ama çok güzeldi odamız.İstediğimiz gibi donatmıştık.Koltuklar,tablolar,aksesuarlar oraya girdiğimde huzur bulunuyordum.Tüm sıkıntılarımı unutuyordum adeta. Elifte sınıf öğretmenliği okuyordu.O da bizden bir yıl sonra bitirmişdi.Sınavdan pek istediği puan alamamıştı.Ama bir yıl daha beklemektense öğretmenliğe başlamak istiyordu.Tercih yaptı ve karsın gözalan köyünde bir okula atanmıştı.Bir yandan sefadan uzaklaşacağı için çok üzülüyordu bir yandanda seviniyordu mesleğine adım atıyordu.Çok heyecanlıydı.Sefa çok yıkılmıştı ama seviniyordu onun adına ikisi de mesleklerini ellerine almışlardı.artık bir engelleri yoktu ailelerinin istediği olmuştu. Elif karsa gitmeden önce aileler arasında güzel bir nişan yaptılar. Bu onların ayrılacak olmalarının acısını biraz hafifletmişti.
    Elifin gitme günü gelmişti. Onu karsa biz götürecekti. Okulu gördüğümüzde hepimiz hayal kırıklığı yaşamıştık. Sadece 3 sınıflı olan biraz harap bir okuldu. Kalacak bir yer ayarlamalıydık. Köy muhtarına gittik. Bir ev gösterdi bize okula biraz uzaktaydı. Başka bir öğretmen daha bu okula atanmıştı ona da bu evi göstermişlerdi. Taştan iki odalı bir evdi. Çok soğuktu . sefa elifi burada tek başına nasıl bırakıp giderim diye düşünüyordu. Kaygılı olduğu her halinden belliydi. Kapıyı çaldık diğer öğretmen olmalıydı. Bizim gideceğimizden haberdardı buyurun dedi .garip bir şey hissettim onu görünce n kadarda benziyordu gözleri zeynebimin gözlerine.unutmadığımı anladım onu görünce içim acımaya başlamış.keşke Zeynep kayıp gitmeseydi ellerimden.

      Forum Saati Paz Kas. 19, 2017 10:29 am