Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    Yaşama Tutunmak - Nur KİŞMİR

    Paylaş

    Admin
    Admin

    Mesaj Sayısı : 61
    Kayıt tarihi : 20/03/09

    Yaşama Tutunmak - Nur KİŞMİR

    Mesaj  Admin Bir Cuma Ara. 31, 2010 9:31 am

    Soğuktan buğulanan pencereden dışarısı net görünmüyordu. Yıllardır görmeye alıştığım bu manzara artık eskisi kadar içimi acıtmıyordu. Hafta sonu evlerine gitmek için okuldan ayrılan arkadaşlarım, çocuklarını arabalarıyla alan aileler… Eskiden olsa en son araba uzaklaşana kadar arkalarından bakakalırdım. Hepsinin gidecek bireri, onları düşünen birileri vardı. Bense öylece yapayalnız kalırdım. Benim evim, ailem, herzeyim birçok arkadaşımın ailesinin zoruyla geldiği bu beton yığınıydı. Bazen bu duvarlar öyle üzerime gelirdi ki sıkışıp kalırdım iki duvar arasında.
    Buraya geldiğim ilk günü hatırladım. Herkesin bana nasıl iğrenerek baktığını, onların gözünde onlarla aynı okulda onlarla hak etmeyen burslu bir çocuktum. On yılımı geçirdiğim yuvadan bu yatılı liseye beni getiren Nermin anne sırtımı okşayıp beni kalacağım odaya bıraktığında nasılda gizliden gizliye gülmüşlerdi.
    Biran Ozan’ın telefonuyla irkildim. Okuldan çıkıp çıkmadığımı sordu bana. Sesinde anlamını sezemediğim bir heyecan vardı. Biraz acele etmeliydim, birlikte her zaman gittiğimiz mekâna gidecektik. Eskiden olsa birlikte sahile gider ben uzun uzun denize bakarken bana benim gözümde muhteşem olan hayatını anlatırdı. Ailesiyle birlikte gittiği akşam yemekleri, arkadaşlarıyla gittikleri partileri, sahip olmayı çok istediği spor arabayı uzun uzun anlatırdı.
    Bu yatılı liseye geldiğimde bana ilk arkadaşlık elini uzatan o olmuştu. İlk geldiğim günlerdi, odamdakilerin küçümseyen bakışları altında dolabımı düzenliyordum. Birden bana geçmişimden kalan tek varlık olan annemin yeleği halıya düştü. Beni yuvaya bu yeleğe sarılı olarak getirmişler. Kendimi bildim bileli yanımdaydı bu yelek. Gözüm gibi bakıyordum ona. Yıpranmaya yüz tutmuş olan bu yeleğe yurda geldiğimde elimden bırakmamış, ona sımsıkı sarılıp uyumuşum. Elimden almaya kıyamamışlar, bir daha bırakmamışım geceleri elimden. Yelek yere düştüğünde çocuklar onu almış, benimle dalga geçmişlerdi. Tam o sırada Ozan gelmiş ve yeleği ellerinden almıştı günden sonra aramızda güzel bir arkadaşlık başladı. Aynı sınıfta olmamız birlikte daha çok vakit geçirmemizi sağladı. Ozan bir anda bir arkadaştan öte ailem olmuştu artık. Trafik kazasında yitirdiğim ailemden içimde kalan kocaman boşluğu biraz daha doldurmayı başarmıştı.
    Hemen üzerimi giyindim ve merdivenleri koşarak indim. Bahçeye çıktığımda gördüğüm manzara karşısında donakalmıştım. Kapıda spor kırmızı bir araba vardı. Ozan arabanın içinden gülerek bana bakıyordu. Hızlı adımlarla arabaya ilerledim. Ozan atla hadi diye bağırdı. Uzun zamandır hayalini kurduğu arabaya kavuşmuştu artık. Birkaç gündür oralarda görünmemesinin sebebi buydu demek. Güzel oyuncuydu doğrusu. Bu araba üzerine ne hayaller kurmuştuk onunla. Ehliyetinden önce araba almıştı. Ede nede olsa anne babasının biricik evladıydı arabada birkaç kişi daha vardı. Yaklaşınca onların Ozan’ın mahalleden arkadaşları olduğunu anladım. Ön koltuğu benim için ayıkmıştı. Bindiğim gibi uçurdu arabayı. Ayakları yerden kesilmiş gibiydi. İlk kısa bir İstanbul turu attık okulun etrafında. Ozan’ı hiç bu kadar mutlu görmemiştim. Tüm muhabbet araba üzerine kuruluydu. Arabada arabaydı hani. Son zamanlarda gittiğimiz kafenin önüne park ettik arabayı. Anlaşılan yine tüm gün burada geçecekti. İlk geldiğimiz günden beri hiç sevmemiştim ortamını. Ozan’ın arkadaşlarıyla gelmiştik buraya hiç sevmedim onları onlarda beni sevmemişti zaten. Kafeye girdiğimizde didarda arabayı görebileceğimiz bir yere oturduk. Hiçbir zaman böyle bir mutluluk yaşamayacaktım. Onun mutluluğuna ortak olmakta yetiyordu artık. Ozan biran olsun gözünü arabadan ayırmıyordu. Onun bu haline bakıp güldük bizde.
    İçeride loş bir ışık vardı. Koltuklar oldukça konforluydu, durmadan çalan metal müzikten birbirimizin sözlerini anlamıyorduk bazen. Burada olmaktansa gün ışığında sokaklarda boş boş dolaşmayı tercih ederdim. Ozanı kıramıyordum ama istemeyerek de olsa gelmiştim yine. Arabayla önümüzdeki hafta sonu nereye gideceğimizi konuşup durduk uzun bir süre. En sonunda uzun bir boğaz turuna karar verdik. Ozan’ın arkadaşları Selim ve Ahmet aynı liseye gidiyorlardı. Ozan’ın çocukluk arkadaşıydılar. Bana Ozan ‘dan dan çok farklı gelmişlerdi. Son yıl Ozanlar okulun yakınındaki bir semte taşınmışlardı. Ozan okulda yatılı kalmıyordu artık. Selim ve Ahmet’i birkaç kez görmüştüm. Ozan onlardan bahsederdi bana son zamanlarda daha sık görüşüyorlardı Ozanla.
    Saat biz farkında olmadan ilerlemişti. Okey oynamaktan sıkılmıştım. Sigara dumanından birbirimizin yüzünü zor seçiyorduk. Zaten Selim ve Ahmet bir sigara bitmeden diğerini yakıyordu. Ozanda sık olmacada içerdi birer ikişer tane. Sessizliği bozan Ozan oldu:
    -“Beyler haydi araba kapıda duruyor biz burada tıkılmış oturuyoruz kalkın İstanbul bizi bekler.”
    Dedi.
    Çalışmak zorunda olduğum derslerim geldi aklıma çözmem gereken testler, çalışmam gereken konular vardı. Ozan akşamları özel ders alıyordu. Dersleri sonra halledeceğini söyleyip dururdu hep derslerinin çok iyi olduğu söylenemezdi ama her zaman dersi dinler okula gelmemeli etmezdi. Her zamanki gibi hesabı Ozan ödedi bu aramızdaki bir anlaşmaydı, işimi elime aldığımda hiçbir hesabı ödetmeyecektim ona. Şimdi ders çalışacağım deyip okula geçsem Ozana ayıp olacaktı söylediğimde. Arabayla birkaç tur attıktan sonra Ozan beni okula bıraktı. Biliyordum eve gitmeyecek geç saate kadar arabasının keyfini sürecekti.
    Okula giriş saati geçmek üzereydi odama çıktım çok yorgun hissediyordum. Masanın üzerindeki kitapları görmemiştim bile. Uyuyakalmışım…
    Sabah uyandığımda kafam kazan gibiydi. Sanki beynime binlerce darbe almıştım. Yataktan kalkmak istemiyordum. Gözüm masanın üzerindeki saate ilişti. Saat 9’a geliyordu. Eyvah! Geç kalmıştım. Elimi yüzümü yıkamadan hemen üzerimi giydim. Çözmem gereken testleri çözmemiştim içimde sorumluğumu yerine getirememenin sıkıntısı vardı. Yatakhaneden okula geçtim çekinerek kapıyı çaldım. Olamaz kimya laboratuvarında olmalıydılar. Hiç düşünmeden yatakhaneye geri döndüm uyandığımda odadakiler dersten dönmüştü. Dünkü sigara dumanının etkisiyle dağılan kafam biraz toparlanmıştı. Birkaç kez Ozan’ı aradım telefona cevap vermedi anlaşılan o da bugün okula gelmemişti.
    Mustafa ve Yasin hasta olduğumu düşünüp erken dönmüşlerdi odaya. Biraz yorgun olduğumu söyledim. Yemekhaneden geldikten sonra etüt odasına gidecektik. Çalışmam gereken konular vardı. Telefonu yatağın üstünde unutmuştum. Ozan akşam çıkacağız seni 6 da alırım yazmıştı. Gelmeyeceğimi yazdım…
    Bir türlü kendimi derse veremiyordum. Acaba nereye gitmişlerdi, çok eğleniyorlar mıydı? Ozan çok ısrar etmişti, gitmeseydim acaba, dersleri hallederdim nasıl olsa içim sıkılmıştı bahçeye çıktım. Son yıl olduğu için üniversite sınavı hazırlıkları başlamıştı. Bizim gruptan kimse yoktu dışarda. Deniz durgundu bu gece aklım derslerimdeydi ama içeri girip ders çalışmak istemiyordum. İlk başlarda kendimden çok büyük bir beklentim yoktu. Hocalarım cesaret veriyorlardı bana fen derelerine büyük ilgim vardı. Üç yıldır derslerime çok özen göstermiş kitaplarla arkadaş olmuştum masanın başına oturduğumda hastanede beyaz önlüğün içinde olduğumu hayal eder çalışmak için daha çok güç bulurdum kendimde.
    Denizi rahatça görebileceğim bir banka oturdum. Deniz her zaman huzur verirdi bana yaşamın neresinde olduğumu düşünürdüm hep. Hayata bir sıfır yenik başlamıştım her zaman arkadaşlarımın benden şanslı olduğunu düşünmüş kıskanmıştım onları. Bu nedenle birçoğunu sevememiştim. Yuvada kaldığım günler geldi aklıma duvara kocaman harflerle annem yazmıştım.
    Gülümseyen yüzü gelirdi gözlerimin önüne gözlerimi açarsam yanımdan uçup gidecekmiş gibi sımsıkı apardım gözlerimi. Babamı çok iyi hatırlayamıyordum. Nermin anneye diğer çocuklar masal anlatmasını isterken ben bana anneme anlat derdim. Kendimi zorluyor ama geçmişle ilgili bazı küçük kareler dışında bir şey hatırlayamıyordum. Kaza sırasında başıma aldığım darbeden kaynaklanıyordu bu. Aynaya her baktığımda yeniden canlanırdı o kaza anı alnımda derin bir kesik vardı.
    Yeni hayatıma alışmam çok zor olmuştu. Dünya kocamandı ve ben bu kocaman dünyada tek başıma kalmıştım. Sabahlara kadar ağlamaktan yorulup uyuyakaldığım geceler zamanla azalmış yerini çocuklarla oynamaktan yorulup uyuyakaldığım gecelere bırakmıştı. İlk başlardaki, masum herkesten ürken murat yoktu artık. Diğerleri gibi olan ama her zaman bir tarafı eksik murat vardı.
    Mustafa’nın sesiyle irkildim:
    _Murat seni böyle görmeye alışkın değilim bilmediğim bir şey mi var? . Yarın Barış hoca ödev kontrolü yapacak yetiştiremeyeceğim konuları sen halletmişsindir konuları öyle değil mi? Dedi.
    Başımı hayır anlamında salladım. Bahçeden ayrıldık odaya çıktık. Yapmam gereken şey buydu yarın sabah erken kalkacak konuları tamamlamaya çalışacaktım. Birkaç gündür derslerimi ihmal etmiştim. Vicdanım hiç rahat değildi.
    Sabah düşündüğüm gibi erken uyandım, kahvaltıdan sonra sınıfa geçtim. Sınıftaydım. Henüz kimse gelmemişti kapıdan içeri daha önce okulda hiç görmediğim bir kız girdi. Boş sırsa olup olmadığını sordu. Ön sıralardan birini gösterdim. Sınıfımıza yeni katılmış olmalıydı. Tavırlarından halinden memnun olmadığı belliydi. Sadece önüne bakıyor, hiç konuşmuyordu. Adını sormaya cesaret edemedim. Konuşmak istemediği belliydi bende geçip sırama oturdum. Yavaş yavaş sınıftakiler gelmeye başladı. Herkes sınıfımıza yeni gelen kızı merak ediyordu. Nehirdi adı. Adı gibi gözleri vardı siyah beline uzayan saçları. İzmir’den buraya taşınmışlardı kısa bir sür önce. Yüzü soluk görünüyordu.
    Yoğun geçen dört dersin ardından kantinde bir şeyler atıştırmaya gittik. Ozan bugün her zamankinden daha neşeliydi. Tabi ki günün konusu Ozan’ın spor arabasıydı. Arabasıyla gelmemişti okula henüz ehliyeti yoktu. Herkes merakla arabayı soruyor o da hiç usanmadan tekrar tekrar anlatıyordu. Geçen gece onunla çıkmadığım için sabah biraz tavırlıydı bana. Kantine gittiğimizde Nehir’i gördüm bir masajsa tek başına oturmuş çay içiyordu. Yanına kimsenin yaklaşmasını istemiyormuş gibi biz kantine girdiğimizde arkasını dönmüştü.
    Hafta sonu halı saha maçımız vardı sözel sınıfla. Ozan benimde katılmam için ısrar etti bu sefer kıramadım onu. Cumartesi gününden önce fizik ödevimi tamamlamalıydım. Kafamda yapmam gereken ödevi tasarlamaya başladım. Arkadaşlarla okul çıkışı bir süre antrenman yaptık. Nehir’in okuldan çıktığını gördüm. Siyah bir araba kapıda durmuş onu bekliyordu. Hızlıca arabaya bindi ve okuldan uzaklaştı. Onunla ilgili herzeyi merak ediyordum. Yorucu bir antrenmandı bu maçı almalıydık. Geçen maç onlarındı. Hafta sonuna kadar iyi hazırlanmalıydık. Ozan antrenmandan hemen sonra ayrıldı. Babasına söz vermişti şirkete uğrayacaktı. Ozan şirket işleciyle ilgilenmek istemiyordu ama babasını da kıramıyordu. Ara sıra şirkete uğrar babasının gönlünü alırdı. Babası onu gözü gibi korurdu. Ozan bu durumdan memnun değildi. Babasının baskısından şikâyet edip dururdu hep.
    Fizik ödevini hazırlamak için Mustafa’yla kütüphaneye gittik. Bu ödev bizi zorlayacağa benziyordu. Bir proje hazırlamamızı istemişti hocamız bizden. Yarışmaya gönderilecekti. Kafamda bazı şeyleri tasarlamıştım ama bilgiye ihtiyacım vardı. Yaklaşık iki saat kütüphanede çalıştıktan sonra odaya döndüm.
    Ozan sabah geldiğinde “Bu akşam Selimler geliyor kafeye takılacak sende geliyorsun.” dedi. Ehliyetini almıştı, artık beni kimse tutamaz diyordu. Onunla dolaşmayı, dertleşmeyi özlemiştik. Birbirimizden uzaklaşıyorduk bunu fark ediyordum. Ama onda beni çeken bir şeyler vardı. Ne yaparsa yapsın kırgın kalamıyordum ona. Belkide ona kırgın kalamamamın sebebi annemin hatırasına saygılı olmasıydı. Bu basit gibi görünse de aslında benim için çok önemli bir şeydi. Sahipsizliğimi sahipleniyor gibiydi. Hayatımda çok az karşılaştığım bir durumdu bu. Sahip çıkılmak, kendini değerli hissetmek…
    Ozana direnmeye çalışırken kendimi yine aynı ortamda sigara dumanlarının arasında bulmuştum. Sanki hayatım benim isteğim doğrultusunda değil de başkalarının kontrolü altında akıp gidiyordu. Bir şeyler içip kuruyemiş yiyorduk. Başım dönmeye başlamıştı yine. Biz gittikten 1 saat sonra Selim ve Ahmet de katılmıştı bize. Artık zincirin halkaları tamamlanmıştı. Hayatımın yanlışlarını yapmak üzereydim beklide kim bilir. Acaba nereye akıp gidecekti yine savunmasız kayıp giden hayatım. Yine nerelere götürecekti beni…
    Sigara dumanından onlarda rahatsız olmuş olacaklar ki kalkmak istediler. Arabaya bindik ve kendimizi sahilde bulduk. Saat 12 ye geliyordu. Birden selim arabadan bira şişeleri çıkardı. Şaşkınlıkla olanları izliyordum. Taşların üzerinde oturmuştuk. İçmeye başladılar. Ozan içmiyordu ama Selim ve Ahmetin ısrarlarına dayanamayıp o da içmeye başladı. Bir an bu beniyim bu ortamda bu arkadaşlarla olan ben miyim? Diye düşündüm. Dalıp gitmiştim dalgaların sesiyle. Sanki bana kızar gibi hırçınca vuruyordu taşlara. Yarın teslim etmem gereken fizik ödevim, sorumluluklarım, Ozan’ın arkadaşlığı, sahipsizliğim dönüp duruyordu kafamda her şey. Bizimkiler iyice sarhoş olmaya başlamışlardı. Tek ayık kişi bendim. Ne yapmalıydım? Ozan artık araba kullanamazdı. Hemen bir taksi çağırdım bu saatte bulmak biraz zor olmuştu ama taksi gelmişti. Ozan’ın arabasını kilitleyip taksiye bindirdim onları. Bende ön koltuğa geçtim. Tek tek hepsini eve bıraktık ve ben yurda geldim. Saat 3.30 a geliyordu.

    Yıkık dökük bir halde kendimi yatağa attım. Artık fizik ödevi tamamlamak için çok geç kalmıştım. Kendimle hesaplaşıyor gibiydim. Bir tarafta bu geceki Murat ve diğer tarafta sürekli dersleriyle haşır haşır neşir olan Murat. Acaba hangisi olmak istiyordum. İyiyle kötünün hesaplaşmasılardı sanki kafamda. Bu tür düşüncelere dalan beynim, yorgun bedenim, sahipsiz kalbim ve içimde koca bir boşluk… Uyuyakalmışım üstüm açık bir şekilde…
    Oda arkadaşlarımın gürültüleriyle uyandım. Bedenim, beynim, ruhum buz gibiydi. Başım agırıyordu, kendimi çok halsiz hissediyordum. Galiba açık yatmanın etkisiyle grip olacaktım. Herkes gibi gece üzerini örten bir annenin olmaması benim suçum muydu veya benim suçum muydu bana doğruyla yanlışı ayırt etmeyi gösterecek arkanda bir sığınak bir liman gibi duran babanın olmaması? Düşünüyorum da he ar halde çok güven verici bir şeydir anne babanın olması ve bil o kadar da eksikliktir onların olmaması…
    Bu düşüncelerden sıyrılıp üzerimi değiştirdim ve sınıfa gittim. Camın kenarında Nehir çarptı gözüme. Yosun gibi yemyeşil gözleri vardı. Ne yapacağını bilmezmiş gibi ürkek gözlerle bakıyordu. Dalgalı saçları meydan okur gibiydi hayata. Duruşunda bir asilik bir isyan vardı
    Sanki. Âmâ gözleri o kadar ürkek bakıyordu ki ele veriyordu içinin masumluğunu…
    Gözlerimi ondan alıp sırama oturdum. Vicdanımla hesaplaşma vakti gelmişti. Fizik ödevimi hazırlamamıştım ve söyleyecek hiçbir mazeretim yoktu. Ders arasında hocayla konuşacak ve ödevi hazırlayamadığımı söyleyecektim sınıfta öğrenmesini istemiyordum. Hocamı çok şaşırtmıştım ilk kez beni azarladı. Bu derslerden kopuşumun başlangıcı olmuştu. Artık ders çalışmak için bir istek uyanmıyordu içimde, kaçıyordum kitaplardan.
    Gece güvenliği atlatıp sık sık dışarı çıkıyordum ozanla. Arabasıyla gelip alıyordu beni, vazgeçemediği arkadaşlarımda oluyordu tabii. Bir kez tadına varmıştım bu özgür hayatın dur diyemiyordum kendime. Sınıfta arkadaşlarımın bakışları değişmişti ban karşı bendeki bu değimi yakıştıramıyorlardı bana, artık acıyan gözlerle bakıyorlardı. Hocalarım da benim bu halimden hiç memnun değildi benden büyük beklentileri vardı. Kaç kez karşısına alıp konuşmuşlardı benle kendimi toparlama gerektiğini söylüyorlardı. Kimin ne düşündüğü umurunda değildi artık hayatın kollarına bırakmıştım kendimi o nasıl istiyorsa öyle yaşıyordum. Asıl şimdi bomboştu her şey, düşünmeden yaşıyordum hayatı.
    Ozanla birlikte daha önce hiç gitmediğim yerlere gidiyordum. Artık uzatılan içkileri geri çevirmiyordum, bende hayatın tadına varmalıydım. Her şeyi unutmak hiçbir şey düşünmemek huzur veriyordu bana. Çoğu günler yatakta sızıp kalıyordum dersleri de kaçırmaya başlamıştım artık.
    Sınıfta Nehir’le aynı çalışma grubundaydım sınav gittikçe yaklaşıyordu kendimi toparlamamam gerekiyordu artık. İlk başlarda hiç konuşmuyordu benle zamanla ne kadar sıcak biri olduğunu anladım.
    Ders çalışmayı çok seven bir kızdı. Hiç usanmadan çözüyordu soruları. Geceleri nehri düşünürken buluyordum kendimi kaçmaya çalıştığım düşünceler peşimi bırakmıyordu. Onun o sıcacık gülüşü kocaman bir kor olup yakıyordu yüreğimi. Daha önce hiç tatmadığım duygulardı bunlar önceden hiç böyle şeyler yaşamamıştım. Bunun adı aşk olmalıydı
    Beni artık okula bağlayan tek neden Nehir olmuştu. Onunla vakit geçirebilmek için derslerime daha fazla dikkat etmeye çalışıyordum. Hep mesafeliydi bana karşı diğerlerine olduğu gibi. Tabii bunda benim durumumda etkili olmuştu. Sabahları uykusuzluktan gözleri morarmış gözlerle okula sınıfa gidiyordum birlikte vakit geçirdiğim arkadaşalarım hiç tekin kişiler değildi.
    Ders çalışırken nehirim düşünürken buluyordum kendimi. Bu nasıl bir duyguydu, çok acı veriyordu bana. Çok yakınındaydım ama bir o kadarda uzamaktım ona. Sevdiğimi haykırmak istiyordum ama söyleyemezdim onu kaybetmekten korkuyordum. Onsuz yaşamayı göze alamazdım. Böyle uzaktan sevmek acı çekmek bile güzeldi ama onsuz bir hayat olamazdı…
    Bir gün akşam ders bitiminde onunla konuşmak için cesaret boldum kendimde o gün birlikte geçirmiş sayılırdık ara vermeden saatlerce çalışmıştık. Biraz yürüyüp hava alalım mı dedim. Teklifimi geri çevirmedi. Okulun yakınlarında bir tepe vardı denize hâkim birlikte oraya doğru yürüdük her zamanki gibi dalgındı. Hızlı adımlarla yürüyordu biran önce gidip dönmek istiyordu sanırım. Hava güzeldi bugün sıra ağaçların uzandığı yoldan çıkmaya başladık. Küçük bir kız çocuğu gibiydi, öyle tatlı gülümsüyordu ki. Önümüzde deniz sonsuzluğa uzanıyordu. Burası benim yalnız kalmak istediğimde sığındım bir yerdi. Yaşlı bir çınar ağacı vardı onun yaslardım arkamı ve düşünceler dalardım. Saatlerce kalırdım burada olmasını istediğim ama sahip olmadığım her şey benim olurdu burada. Gözleri denize dalmıştı hiç konuşmuyordu. İlk kez ona gemisiyle ilgili sorular sorma cesareti buldum kendimde. Ben sormadan o anlatmaya başlamıştı sanki daha önce bu konuşmaya kendini hazırlamış gibiydi.
    Onunla ilgili duyduğum her yeni şey beni ona daha da yaklaştırıyordu. Kendimden bir şeyler bulmuştum onda. İzmir de doğup büyümüştü. Üniversite okuyan bir abisi vardı çok görüşmüyorlardı onunla İzmir de kalmıştı obabaşıyla İstanbul’a gelmişti Nehir. Bu ayrılık çok sarsmıştı onu istemeden yaşamak zorunda kaldığı bu şehir yabancıydı ona. Okulunu, arkadaşlarını en önemlisi annesi bırakıp gelmişti buraya. Babasıyla annesi arasında bir tercih yapmak zorunda kalmıştı ikisinden de ayrılmak istememişti. Babası bırakmamıştı isten bula gelirken. Yavaş yavaş alışmaya başlamıştı İstanbul’a bazı hafta sonları gidiyordu annesinin yanında. Gözlerimi kırpmadan dinliyordum onu öyle tatlı anlatıyor ki saatlerce bıkmadan dinleyebilirdim onu. Benimle bunları paylaştığı için çok mutlu olmuştum. Bu zamana kadar hiç bu kadar uzun süre konuşmamıştık. Okuldan, derslerden konuştuk bir süre. Doktor olmak istiyordu, hedefimizin aynı olduğunu öğrenmiştim. Biraz sitemli konuşuyordu benle yanlış yalda olduğumu biliyorsun savunamazdım kendimi. Fazla konuşmadık beni, derslerime yeterince önem vermediğimi söyledi o kadar. Fazla ilgilendirmiyordum onu gözünde sınıftakilerden farklı değildim. Böyle düşünmek üzüyordu beni her kelimede bir anlam pay çıkarıyordum kendime.
    Onula yalnızlığımı paylaştığım yerde olmak çok mutlu etmişti beni sanki. Bir an onu sevdiğimi söylemek geçmişti aklımdan, hayır buna cesaret edemezdim. Telefonu çaldı arayan annesi olmaydı. Hafta sonu için İzmir’e annesin yanına gidecekti hazırlık yapması gerektiğini söyledi. Bu kalkacağımız anlamına geliyordu. Okula dönerken susmuştuk yine. Aceleyle söylenen bir hoş çakalla ayrıldı yanımdan. O gece yatağımda değildim sanki yamaca oturmuş denizin köpüklerine dalmıştım, Nehir gelip yanıma oturmuştu…
    Farklı bir arkadaş gurubunu içine girmiştim. Nasıl olmuştu bende anlayamamıştım. Ozan la okul dışında eskisi kadar görüşmüyorduk. İyice kopmuştuk birbirimizden gözlerim onu arıyordu gittiğim her yerde o olmadan dolaşmazdım sokaklarda birbirimize anlatmadığımız en ufak bir anımız yoktu. Ondan uzaklaşmak iyi mi olmuştu kötü mü olmuştu bilmiyordum. Varlığına çok alışmıştım onsuzluğa alışmak zor gelecekti eminim. Ozan gittiğimiz yerlerde başka arkadaşlarım olmuştu daha önce haberleştirip buluşuyorduk onlarla. Bu tür mekânlarda olmaya alışmıştım. Önceleri huzursuz oluyorum ama artık çok doğal geliyordu bana içkiye de alışmıştım. İlk başlarda acı bir tat veriyordu, yüzümü buruşturmamak için sıkıyordum kendimi, onlar içebiliyorsa bende içebilirdim.
    Bir akşam bir arkadaşımızın evinde toplanmış, okey oynuyorduk. Bir arkadaşımız cebinden kâğıda sarılmış toz çıkarmıştı. Sırayla çekmeye başlamışlardı,çekerken keyif aldıkları belliydi. Biliyordum bananda uzatacaklardı ama geri çevirecektim bu kadar ileri gidemezdim. Hadi sıra sende murat, dediler ve elime uzattılar ağzıma götürdüm bir nefes aldım yavaş yavaş vücudumun uyuştuğunu hissediyordum. Bir gevşeme vardı vücudum da hoşuma gitmişti bir nefes daha çektim. Çok hızlı çıktın dedi murat dediler yavaş ol, iyice beynim uyuşuyordu bir şey düşünemez olmuştum. O gece orda kaldım okula dönelmiştim. Sabah uyandığımda kendime gelme çok zor oldu. Ozan gelmişti aklıma uzun zamandır aramamıştım onu. Nedense yanında olma ihtiyacı hissettim bir an. Telefonlarıma cevap vermiyordu. Merak etmeye başlamıştım onu. Selim’i aradım o d açmıyordu telefonu.
    Evden ayrıldım okula doğru yürümeye başlamıştım. İçim içimi yiyordu, erdeydi bu oğlan? Okula vardığımda hemen odama çıktım. Mustafa da sınıfa gitmemişti bugün masada ders çalışıyordu. Eskisi gibi iyi değildi aramız, beni çok uyarmış yanlış yolda olduğu söylemişti. Kızmıyordum ona biliyordum iyiliğimi istiyordu oda selam verip içeri girdim, zoraki başını kaldırıp cevap verdi bana. Nereden geldiğimi sormuyordu artık yâda hocaların bugün beni sorduğunu söylemiyordu. Üzerini değiştim ve yatağa uzandım kendimi çok yorgun hissediyordum. Tam uykuya dalacaktım ki Serhat içeri girdi. Nefes nefese kalmıştı. Kötü bir şey olmuştu yüzünden belliydi sararmıştı yüzü. “Murat, haberin yok mu Ozan’ın kaza geçirdiğinden “ dedi. Duyduğum kelimelere inanamamıştım. Yüzden cevap vermemişti demek ki. Yataktan fırladım ölmüş olamazdı! ,sakin ol hastanedeler, içkiyi fazla kaçırmışlar galiba arabayla bariyerlere çarpmışlar, araba takla atmış “diyordu. Beni sakinleştirmeye çalıştığı belliydi, deliye dönmüştüm. Çabucak üzerimi giyindim, hemen bir taksi durdurdum arkadaşlarım akamadan, bizimde bekle, diye bağırıyorlardı. Hiçbir şey görmüyordu gözüm. Büyük bir vicdan azabı duyuyordum. Neden yanında değildim, neden kopmamıza izin vermiştim. Hangi hastanede olduğunu sormayı bile unutmuştum.
    Hastaneye vardığımda aceleyle ileri koştum, hastanenin içindedir oraya bir bu yana koşuyordum. Ozanın babasını gördüm yoğun bakımın önündekilerde birikmiş kalabalığa ilişti gözüm herkesin yüzünde bir telaş vardı. Bir kenara çöktüm durumunun ağır olduğunu konuşuyorlardı. Başka arkadaşları da varmış arabada onların hayati tehlikesi yokmuş. Babasını hal perişan görünüyordu. Ben sebep oldum, deyip duruyordu sürekli. Ne hevesle almıştı o arabayı böyle olacağını bilseydim alarmıydım hiç, deyip feryat ediyordu. Annesini görmedim belli ki yüreği dayan mayıştı. Ölüm ihtimalini düşünmek bile istemiyordum, bunu kaldıramazdım.
    Annem ve babam trafik kazasında ölmüş ben hayatta yapayalnız kalmıştım, ozan benim ailem dostum herzeyim olmuştu. Oncuda kaybedersem tutunacak dalım kalmıyordu hayatta. Yaşadıklarım geldi gözümün önüne, engel olmalıydım ona. Bense engel olmak yerine kendimi kaptırmış ondan bile uzaklaşmıştım. Bu durumdan ben de sorumluydum. Pişmanlığım benden, bizden gidenleri geri getirmeyecekti biliyordum.
    Bir hareketlenme oldu ve yoğun bakımın kapısı açıldı ozanın cansız bedenin çıkardılar dışarıya. Feryatlar kopuyordu, yerimden fırladım son kez sıktım ölümün soğukluğunda olan ellerini. Yüzüne bakmadım onu o halde hatırlamak istemiyordum. Dünyam başıma yıkılmıştı sanki ne yapacağımı nereye gideceğimi bilemiyordum. Hastaneden çıktım nereye gitti mi bilmeden yürüyordum. Sahile vardım ozan ne kadar çok severdi denizi ki, gülüşü konuşması omuzuma vurması geliyordu aklıma. Yok, gerçek olmaz dış bu. En çok da bu şekilde ayrılmamız kahrediyordu beni.
    Aylarca alacağı arabayı hayal etmiştik onunla. Dünyalar onun olmuştu arabayı alınca böyle olacağını bilse adım atarmıydı arabadan içeri. Bakarken gözlerinin içini gülen arabası mezar olmuştu ona. Ne kadarda sıcak bakardı ban, güven bulurdum onun bakışlarında ama artık o bakışlar olmayacaktı diğerleri yüreğimi acıtırken o içimi ısıtmıştı.

    Onu hastanede bırakmış gidiyordum işte. Okula geri döndüm, tepeye çıktım. Yine başa dönmüş olamazdım. Bu durum benim için daha ağırdı. Düşünmek istemiyordum onsuz olan bir hayatı. Doktor olmak istiyordum ve bu amacıma ulaşama için gece gündüz çalışıyordum. Bir muayenen açacaktım bana iyileşmek için gelen insanların sağlıklı, mutlu olarak oradan ayrılmasıyla mutlu olacaktım bende. Nehir’i tanıdıktan sonra hayallerime oda ortak olmuştu. Ama her şey bu noktaya gelmişti işte hiçbir ışık görünmüyordu geleceğimde…
    Bir keresinde bana bir işi düşmüştü. Sınıftan bir kızı seviyordu. Lise 1. Sınıftaydık henüz. Ona bir mektup yazmıştı. Benden bu mektubu onun çantasına koymamı istemişti yanlışlıkla başka bir kızın çantasına koymuştum mektubu. Her şey açığa çıkmıştı, sınıftakiler dalga geçmişti onunla. Elime yüzüme bulaştırmıştım herzeyi. İsteyerek yapmamıştım ama uzun bir süre konuşmamıştı benimle. Oda haklıydı gururuyla oynamışlardı. Kızda zaten karşılık vermemişti sevgisine, o günden sonra aşk sözcüğünü duymamıştım ağzından. Çok acı çekmişti. Şimdi daha iyi anlıyordum onu. Yapılan ufak bir haytanın nelere mâl olacağını o zaman görmüştüm ama ders almamıştım yaşadıklarımdan.
    Uzun bir süre kendime gelemedim. Toparlanmam düşündüğümden kolay oldu. Nehir olmasaydı asla toparlanamazdım. Onun varlığıyla avuttum kendimi.
    Sınava çok az bir süre kalmıştı. Nehir yoğun bir çalışma temposuna girmişti. Bana da eksiklerimi tamamlamam için yardımcı oluyordu. Artık eski murat olmak istiyordum. Bir köşeye ittiğim kitapları çıkardım önce. Her biri ne kadar da yabancı görünüyordu bana. Kendime söz vermiştim yaptığım hataları bir daha tekrarlamayacaktım. Derslerime sımsıkı sarılacak herkesin övgüyle baktığı doktor murat olacaktım…
    Artık içimde tutamıyordum sevgimi. Onun da beni sevip sevmediğini bilmek istiyordum. Gizemli bir yanı vardı ne düşündüğünü, neler hissettiğini anlayamıyordum. Mutluluğu alkolün uyuşturucunun kollarında aramamalıydım sevgimin peşinden gitmeliydim. Geleceğimde bir tek o vardı. İçim içimi yiyordu. Verişeceği cevaptan, hayır demesinden korkuyordum. Beklide o da ban karşı bir şeyler hissediyordu. İlk kez âşık olmuştum. Çok güzel bir duyguydu aşk bir yandan canını yakarken bir yandan mutlu ediyordu insanı.
    Okul çıkışı etüt odasında test çözüyorduk. Aklımı derse veremiyordum bir türlü. O karşımda durdukça ondan başka bir şey düşünemiyordum.
    Okuldan ayrıldım bir çiçekçiye gidip bir demet gül aldım. Ona bir hediye alayı düşündüm ama sonra vazgeçtim. Bu güller sevgimi anlatmaya yetebilirdi. Gülleri aldım ve tepeye çıktım. Nehir’i aradım ve onunla konuşma gerektiğini söyledim. Beni kırmayacağını biliyordum. Önemli bir şey olup olmadığını sordu, sonra gelebileceğini söyledi. Aklımda bin bir düşünce dolanıyordu…
    Kalbim durmadan çarpıyordu, yerinden çıkacakmış gibi hissediyordum. Ona bir sürpriz hazırlamıştım. Ağaçlığın arkasındaki bir yere oturdum, gözüm yoldaydı. Kısa bir süre sonra Nehir’i gördüm, ağaçlığa doğru ilerliyordu.
    Heyecandan bir an oradan kaçmayı bile düşündüm. Nehir patikalardaki gülleri görmüştü onları takip ederek yukarı doğru çıkıyordu. Şaşırmıştı bunu anlayabiliyordum. Güller onu ağaca götürmüştü. Ağacın üzerinde kocaman harflerle ‘’SENİ SEVİYORUM’’ yazıyordu. Güllere dokunmamıştı bile. Gözleri tarafta beni arıyordu. Beni görmüşüydü acaba? Beynimde uçuşan binlerce soru işareti yüreğimdeki korku karışıyordu. Murat
    _Neredesin diye birkaç kez bağırdı. Yanına gitmeliydim. Dilim tutulmuştu. Ne söyleyeceğimi bilmeden yanına vardım ve her biri kalbime bir hançer gibi saplanan o sözleri söyledi.
    _Neden böyle birsiye yaptın? Duygularını o kadar belli ediyordun ki anlamamak için aptal olmalıydım. Benim sana karşılık verebileceği mi sanıyordun. Nasıl böyle bireye cesaret edebildin. Sana umut vermemek için senden uzak duruyordum. Âmâ görüyorum ki faydası olmamış. Hatta bunları yapacak kadar ileriye bile gitmiş.
    _Sen ne yaparsan yap sana karşı olan duygularım günden güne artacak. Hiç azalmayacak. Ben yaşadığım nefes aldığım sürece bu aşk ateşi içimde hiç sönmeyecek dedim
    _Ama biz bir araya gelmemiz bile mümkün değil. Böyle bireyi haç yaşamamış sayıyorum. Üzgünüm senin istediğin sözler çıkmayacak ağzımda dedi.
    Uzaklaşıp nokta olana kadar gözlerimi ondan ayıramadım. Dünya bir kez daha başıma yıkılmıştı. Bana hayatın tattıramadı mutluluğu tattırabilecek tek şey kalmıştı. Arabaya atladım Selim i arayıp bulacak ve bana toz bulmasını isteyecektim. Uzun zamandır görüşmüyorduk. Beni görünce biraz şaşırmıştı. Biliyordum istediğimi verecekti bana.
    Çimenlerin üzerine uzanmıştım. Yıldızlar ne kadar yakın görünüyordu bu gece. Veda etmek istemiyordum hiçbir şeye. Hiç bir şeye kendimi ait hissetmemiştim. Geri dönüşü yoktu artık. Terk ediyordum bu hayatı. Nefes alıp verişim güçleşiyordu. Vücudumun her yanı uyuşmuştu. Kendimi hissetmemeye başlamıştım. Nefes alışlarım daha da zorlaşmıştı. Gözlerimin önünde bulanıklaşırken deniz damarlarımda akan şey alıp götürürken bani bu hayattan ne isyan etmek istiyordum yaşadıklarıma nede pişmanlık duyuyordum yaşadıklarıma.
    Elimden kayıp gidenler geliyordu gözümün önüne. Annem babam can yoldaşım Ozan. Bir an Nehir belirdi. Neden ellerini uzatmıyordu bana. Uzaklaşıp giderken kemimi zorladım ama olmadı gitme diyemedim. Sesim çıkmıyordu artık…

      Forum Saati Ptsi Mayıs 22, 2017 7:24 pm