Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    Bir Güneş Batıyor - Uğur ÇİFTÇİ

    Paylaş

    Admin
    Admin

    Mesaj Sayısı : 61
    Kayıt tarihi : 20/03/09

    Bir Güneş Batıyor - Uğur ÇİFTÇİ

    Mesaj  Admin Bir Ptsi Ocak 03, 2011 2:57 pm



    Bu yaz bir aile için daha da mutlu bir şekilde başlamıştı. Mustafa okuduğu mektebi , tıbbiyeyi bitirmiş ailesinin yanına gitmek üzere trene binmişti. Ailesini çok özlemekle birlikte göreve yeni başlayacak olmanın da heyecanını yaşıyordu. Nihayet tren Selanik’e varmıştı. Mustafa’yı garda annesi ve babası bekliyordu. Zaten ailenin tek çocuğuydu. Babası zamanında getirdiği yorgunlukla yaşlanmış kır saçlı , çok uzun olmamakla birlikte beyaz sakallı büyükçe biriydi. Annesi ise siyah saçlı kocasına göre daha kısa boylu yüzüne bakıldığında mutluluk veren biriydi. Recep ilk önce annesine sonra babasına sarılarak özlem giderdi. O gün evlerine gittiler. Mustafa uzun yoldan gelmişti ve yorgun olduğu her halinden belli oluyordu ve kendisi için ayırılan odaya giderek dinlenmeye çekildi. Sabah olduğunda annesi çok güzel bir kahvaltı hazırlamıştı. Mektep hayatı boyunca evden ırak oğluna torpillercesine bir kahvaltı. Üstelik Mustafa’nın en sevdiği yiyecek olan su böreği de ordaydı.
    Recebin babası gülümseyerek :
    -Hanım böreğin yapılmasını kimlere borçluyuz.
    -Uğraşma bey oğlum gelmiş tatbikîde en sevdiği yemekleri yapmalıyım.
    -Tamam tamam hemen kızma hanım bir şey demedik. Sadece senin su böreğini özlemişiz.
    -Aşk olsun bey. Sen istersen ben sana her zaman börek yaparım.
    -Bilmez miyim hanım. Senden şimdiye kadar ne istedim de yapmadın. Senin bana verebileceğin en güzel şey varlığın. Neyse sohbetinize doyum olmuyor. Caminin duvarları çok yıpranmış boyaya ihtiyacı var. Çarşıdan boya almalı. Akşama görüşürüz.
    - Baba beklersen beraber çarşıya inelim. Görevime başlamak için bir yere ihtiyacım var. Bende çarşıda bir yer bakarım.
    -Tamam gel evladım.
    Baba oğul kapıdan çıkarken Mustafa’nın annesi :
    -Fazla geç kalmayın. Meraklandırmayın beni.
    Baba oğul çarşıya giderken Mustafa’nın dikkatini çarşının girişindeki boş ahşap dükkan çeker. Dükkan berber bozması 2 odalı bir yerdir. Ön odası orta büyüklükte arka odası ise küçük malzeme deposu şeklinde kullanılmaya müsait bir odaydı. Mustafa’nın babası dükkanın yakın komşuları Mehmet Ustanın olduğunu , beğenmesi durumunda burayı ayarlayabileceğini anlatır. Mustafa’nın yüzünden gayet memnun olduğu anlaşılıyordu. Mehmet Usta geçimini marangozlukla sağlayan kır ve seyrek saçlı orta boylu güçlüce biriydi. Ayrıca Mustafa’nın üzerinde çokta emeği vardı. Mustafa , Mehmet Ustanın yanına hem ziyarete hem de dükkan işini halletmeye gider. Mehmet Usta , Mustafa’yı karşısında görünce şaşırarak :
    -Oooo Mustafa nerelerdesin. Mektep nasıl bitirdin mi ? Mehmet amcanın bel ağrılarına çözüm bulabilecek misin bakalım.
    -Mehmet amca sizleri çok özledim. İstanbul’dan eğitimimi bitirip daha yeni geldim. Artık sizlerle kalacağım.
    -Eee ne zaman başlamayı düşünüyorsun hekimliğe?
    -Aslında hemen başlamak istiyorum da birkaç eksik var. Herkesin bana rahatça ulaşabileceği bir yer lazım. Mehmet amca çarşının girişindeki dükkan benim için çok uygun. O dükkanı bana satabilir misin.
    -O dükkan sana nasipmiş Mustafa. Akşama size gelir dükkan işini hallederiz
    -Tamam Mehmet amca akşama görüşürüz. Ben artık kalkayım.
    Mustafa, Mehmet ustanın yanından ayrıldıktan sonra etrafı gözlemleyerek çarşıyı dolaşıyordu. Çoğu işyerinde insanlar tek başına çalışıyor adeta kapanmama savaşı veriyordu. Durumu iyi olan iş yerleri genelde gayrimüslimlerin elindeydi. Bu durumda Osmanlının Avrupalı devletlerin yanında geri kalması da etkili olmuştu. Bu dönemde Avrupalı devletler Osmanlıyı hasta adam olarak nitelendiriyordu. Ham madde üretim yeriydi artık Osmanlı. Avrupalı devletler aldıkları hammaddeyi işleyerek değerinin üstünde bir fiyata geri satıyorlardı. Bu durumda dolayısı ile Osmanlı ekonomisini içinden çıkılmaz bir duruma sokuyordu. Mustafa bu gözlemlerin yanında ardı ardına yenilgiyle sonuçlanan savaşları düşününce bir çözüm ararcasına iç çekiyordu.
    Akşam olduğunda Mehmet Usta ve karısı Mustafalara gitmişti. Geçmiş günlerden konuşulup sohbet sohbeti açıyordu. Mustafa’nın küçüklüğü şimdi ise büyük bir delikanlı oluşu, zamanın hızla geçişi ve daha bir sürü şey… Zaman bir su gibi akıp gitmişti. Mustafa’nın çarşıdaki yer işi hallolmuş geriye sadece belirli bir takım araç ve gereçleri almak kalmıştı. Kısa sürede ilaçları temin etti ve sonunda hekimliğe hazırdı. Günler günleri kovalıyor Mustafa insanların derdine derman oluyordu. Yine bir gün Mustafa muayenehanesinde oturup kitap okurken dışarıda yaşlı bir kadın yere düşer. Okuduğu kitabı o anlık panikle koltuğun üstüne atarak kadına doğru koşar. Yaşlı kadın yetersiz beslenmekten bayılmıştı. Kadının üzerinde eskimiş , yırtıkları yamalarla kaplı elbisesi vardı. Mustafa’nın birkaç müdahalesi ile yaşlı kadın uyandı. Ona destek olarak muayenehaneye götürdü. Yaşlı kadın:
    -Teşekkürler evladım. Ben artık eve gideyim. Senide işinden alıkoymayayım.
    - Olur mu teyze biraz dinlen. Eviniz nerede? Eşinize veya çocuğunuza haber verelim.
    - 2 tane erkek evladım vardı. Çeteciler köyü yağmalarken onlara karşı koymaya çalıştılar. Onları ….
    Yaşlı kadın cümlenin devamını getirememişti. Gözleri adeta iki kuru çeşmeydi. Evlat sevgisi öyle bir sevgiydi ki o kuru çeşmelerden birer damla akmasını sağlamıştı. Mustafa o iki özel damlanın yere düşmesine izin vermezcesine hemen sildi. Yaşlı kadını evine götürürken ülkenin bu duruma nasıl geldiğine inanamıyordu. Rum çeteciler , Bulgar çeteciler Türkleri balkanlardan silmek için ellerinden geleni yapıyordu. Koca Osmanlı İmparatorluğu , üç kıtada toprağı bulunan cihan imparatorluğu eski görkemini yitirmiş bu tür olaylara kayıtsız kalmak zorunda kalmıştı. Yolu bunları da düşünerek gitmiş yaşlı kadını evine götürmüştü.
    Teyzecim burada hep yalnız mısın?
    Her gün yanıma uğrayıp bana yardım eden evladım gibi sevdiğim bir kız var. Sağ olsun her gün gelir elinden geldiğince bana yardım etmeye çalışır. Bu mahallede oturuyor.
    Yaşlı kadınla Mustafa konuşmaya devam ederken kapı açılır. Yaşlı kadının bahsettiği kız gelmiştir. Kız uzun boyu, siyah saçlara ve mavi gözlere sahipti. Ellerinden çapa , kürek tuttuğu belli olan bir Anadolu kızıydı. Yardım sever olduğu her halinden belli oluyordu. Görünüşü de huyu gibi Mustafa’yı etkilemişti. Yaşlı kadın , kıza çarşıda başına gelenleri , doktor beyin nasıl ona sahip çıktığını anlatıyordu. Kız minnettarca :
    -Teşekkür ederim yaptıklarınız için.
    Mustafa mütevazılığını koruyarak ayağa kalktı ve :
    -Rica ederim.Görevimi yaptım. Bu arada ben Mustafa. Teyzemle konuştuk elinden geldiğince ona yardım ediyormuşsun bu çok güzel bir davranış.Keşke herkes bu güzel davranışı sergileyebilse.
    Kız utanarak başını aşağıya eğdi ve sükunetini korudu. Mustafa kızın ismini öğrenmek istercesine :
    - Pardon isminizi duyamadım.
    -Ben Ayşe.
    - Memnun oldum Ayşe.
    Mustafa toparlanarak:
    -Teyzecim benim gitmem lazım. Arada müsaade edersen yanına gelmek isterim.
    - Tabi evladım buyur gel.
    Mustafa evden çıkıp çarşıya doğru gidiyordu. Ama aklında o genç kız , Ayşe vardı. Aslında onu görmesi çok kolaydı. Hem yaşlı kadına gidip ziyaret edip ihtiyaçlarını görecek hem de Ayşe’yi görecekti ve bunu da günlerce haftalarca yaptı. Kızda Mustafa’dan hoşlanıyordu. Mustafa yardım sever , yakışıklı biriydi. Zaten meslektaşları gibi zengin olmamasını bu yardım severliğine borçluydu. Buda herkesi etkilemesine yeterliydi. Aylar geçmişti. Tıbbiyeli Mustafa ve Ayşe birbirlerine daha da yakınlaşmış sevdalanmıştılar. Mustafa bu konuyu annesi ve babası ile paylaştığında onlar çok mutlu olmuştu. Oğulları büyümüş mektep yüzü görmüş ve şimdide evlenmek istiyordu. Bir anne baba için bundan daha güzel ne olabilirdi? Mustafa’nın ailesi ve Mehmet Usta Ayşe’yi istemeye gitmişti. Ayşe’nin anne babası da gayet iyi birer insandı. Konuştular kahveler içildi ve Ayşe Mustafa’ ya istendi. Ayşe’nin babası önce kızıyla bir odada konuştu. Ayşe’nin düşüncelerini sordu. Ayşe zaten Mustafa’yı seviyordu ve düşüncelerinin olumlu olduğunu söyledi. Geriye sadece Ayşe’nin babasının onaylaması kalmıştı ve onayladı. Küçük bir köy düğünü yapılacaktı.
    Düğün günü gelmişti tüm mahalle doya doya eğleniyordu. Bütün insanların yüzünde bir tebessüm gönüllerinde mutluluk vardı. Normal olarak da Mustafa ve Ayşe çok heyecanlıydı. Ayşe’nin üzerinde balkan yörelerine ait geleneksel bir gelinlik vardı. Mustafa’nın üzerindeki siyah kıyafet onu daha bir görkemli gösteriyordu. Davullar çalınıyor insanlar müzik eşliğinde eğleniyordu. Bütün bu güzel şeylerin yanında ardı arkası kesilmeyen silah sesi duyulmaya başladı. Rum çeteciler basmıştı düğünü. Düğündeki insanlar bir bir vurulup yere düşüyordu. Çeteciler her yeri acımasızca yağmalıyordu. Düğün mahşer alanı gibi olmuş insanlar kaçmaya çalışıyor ama çetecilerin elinden kurtulamıyorlardı. Mustafa sevdiği insanların , ailesinin, sevdiğinin öldürüldüğüne dayanamayarak bir çeteciye saldırdı. Öldürdüğü Rum çetecinin elinden aldığı silahla onlara ateş ediyor intikam alıyordu. Mustafa birkaç tane çeteciyi öldürmüştü ama sayıları çok fazlaydı. Çeteciler Mustafa’nın etrafını sarmış mermi yağmuruna tutmuştu adeta. Mustafa’nın son mermisi de bitmiş artık karşı koyamaz olmuştu. Bunu fırsat bulan çeteciler Mustafa’yı da sevdiklerinin yanına uğurlamışlardı. Bütün bu olaylar karşısında Osmanlı inzibatları yetişememiş ancak çeteciler kaçtıklarında varmıştılar köye. Kaçan Rum çeteciler verdikleri zararlardan dolayı kazandıklarını sanıyorlardı. Peki bu tür olaylarda gerçekten kazanan taraf var mıydı ? Türk halkı bunu gerçekten hak ediyor muydu? Yada hangi millet, halk, insanlar bu tür zulmü hak ediyordu? Bizler için cevabı çok basit hiç kimse …..


      Forum Saati Paz Mart 26, 2017 11:05 am