Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    BEKLEYİŞİN ÖYKÜSÜ

    Paylaş

    1001100055

    Mesaj Sayısı : 1
    Kayıt tarihi : 15/12/10

    BEKLEYİŞİN ÖYKÜSÜ

    Mesaj  1001100055 Bir Cuma Ara. 17, 2010 10:15 pm

    Güneşin ışıkları henüz perdesi olmayan pencereden yüzüme vuruyordu. Sıcaklığın etkisiyle gözlerimi açtım. Oda her zamanki görünümü ile bir savaş alanını andırıyordu. Ben ise savaş alanında can çekişen ordusunu kaybetmiş bir komutanı andırıyordum. Başımda gözlerimde vücudumun her noktasında anlamsız ağrılar vardı. Bu ağrılar kurşunlara hedef olmuş bir askerin görünümünü andırıyordu. Güç bela yataktan kalktım. Banyoya emin adımlarla yürüdüm. Kapıyı açtım yine o kulakları tırmalayan ses. Yavrusunu kaybetmiş bir annenin feryadını andırıyordu. Lavaboya yönelip iki adım attıktan sonra ellerimi damlayan musluğun altına uzatıp yüzümü soğuk suyla yıkadım. Havluyu alıp yüzümü ve ellerimi sildim. Banyodan çıkıp tekrar odaya yöneldim. Dolabın karşısına geçip ne giyeceğime karar vermeye çalışıyordum. Ama fazla bir seçeneğim yoktu. Henüz iki pantolon ve birkaç gömlekten başka bir şeye sahip değildim. Pantolon ve gömleğimi giydim. Aynanın karşısına geçtim kendime sordum “ben kimim?”. Bu soru benim hayaller aleminden çıkıp gerçek dünyaya dönmemi sağladı. Ve o an düşündüm; ben gerçekten ben miydim bu soruya da bir cevap bulamadım. Bunlar gibi birçok cevap bekleyen anlamsız sorular vardı yanıt bulamadım… Ayakkabılarımı giydim ve yola çıktım…
    Üniversite ikinci sınıf olmama rağmen içimde buruk bir sevinç vardı. Sevincim uzun bir aradan sonra derslere dönmemdi. Burukluğum ise kimsenin umurunda olmamam ve kimsenin farkında olmayışımdı. Yürüdüm… Yürüdüm… Yürüdüm… ve okula yaklaştığımı yolun kenarındaki o eski binadan anladım. Cebimden kimliğimi çıkarıp görevliye gösterdikten sonra içeriye girdim. Korkak adımlarla sınıfın bulunduğu binaya yöneldim. Binadan içeri girmeden önce kapıda asılı olan ders programını incelerken düşündüm. Hani olur ya sınıftan biri beni fark eder selam verir ya da halimi hatırımı sorar diye bekledim… Bekledim… Bekledim… Ama her zamanki gibi kimsenin farkında değildim ve aynanın karşısında aklıma gelen sorular zihnimden bir çırpıda geçiverdi. Gerçekten anladım “ya ben ben değildim ya da bendeki benin kimse farkına varmamıştı.
    -Saat kaç acaba?
    Diye bir ses benim gerçek dünyaya dönmemi sağladı. Saatime baktım ve anladım ki ders vakti gelmişti. Korkak adımlarla merdivenlere yöneldim ve yukarı çıkmaya başladım. O an gözüme üç kişi çarptı. Bunlar Osman, Kaan ve Şükrüydü. Osman; sarı saçlı, uzun boylu masum görünüşlü ama görünenlerin dışında sadist ruhlu psikopatın biriydi. Kaan ise Osman’a yaranmaya uğraşan içi dışı kötülük dolu biriydi.
    Soğuk bir kış günüydü. Yine o yıpranmış ayakkabılarımla okula gidiyordum. Alabora olmuş gemi misali her adımda o buz gibi suyu iliklerimde hissediyordum. Okula vardığımda ise ayaklarımı kalorifere doğru uzatıp biraz ısınmaya çalışıyordum. O ses yine o aşağılayıcı ses “ne haber ezik?” Şükrü’nün sesiydi bu anlamıştım. Cevap vermememe rağmen defalarca tekrarladı o iğrenç kelimeyi “ezik”. Evet, bu benim sınıftaki gerçek adımdı. Şükrü’nün fenalık dolu gözleri ıslak ayakkabılarımı görmüş olmalı ki benimle dalga geçmeye başladı…
    Bu olayın üzerinden yaklaşık bir sene geçmesine rağmen dün gibi aklımdaydı. Şükrü de onlar gibi insanlıktan çıkmış azgın köpek misali benimle alay ediyordu.
    -Ezik… Ezik… Ezik… Onlara aldırmamama rağmen defalarca laf attılar ama onları duymazlıktan gelip sınıfa girdim. Sırama yöneldim, oturdum. Dersin başlamasını bekliyordum… Hoca içeri girdi ve ders başladı. Çok heyecanlıydım.
    -Tatil nasıl geçti çocuklar?
    Tatil benim için sadece derslerden uzak kaldığım birkaç aydan ibaretti. Derslerden uzak kalmamın dışında çalışmam gerekiyordu. Çünkü okul harçlığımı çıkarmak zorundaydım. Yazı iyi değerlendirip okulda zorluk yaşamamam gerekiyordu. Bunun için ilk günden iş aramaya koyuldum… Aklıma geçen yaz çalıştığım o restoran gelmişti. Sahibi “ ne zaman işe ihtiyacın olursa gel yavrum” demişti. Bu söz üzerine hiç vakit geçirmeden yola koyuldum. Sabahın henüz sekiziydi. Restorana vardım Hakan Bey’i beklemeye başladım ama beklememin sonucunu alamadım. O gün Hakan Bey gelmemişti. Eve dönmek için yola koyuldum, yolda düşünmekten kendimi alamıyordum, ne yapacaktım? Nerde çalışacaktım? Ya hakan Bey gene gelmezse ne olacaktı. Düşünmenin verdiği dalgınlıkla eve nasıl geldiğimi anlayamamıştım. İçeri girdiğimde işte gene o manzarayla karşılaştım. Babam yine televizyonun karşısında içki içiyor, zavallı garip anam ise babamın artıklarını toplamakla uğraşıyordu. Babam içeri girdiğimin farkına bile varmamıştı. Annem ise geldiğimi fark etmişti ki…
    -Sen mi geldin oğlum?
    -Evet, ben geldim anne.
    -Hoş geldin oğlum. Karnın aç mı?
    -Evet, anne çok acıktım. Ne pişirdin bana anacığım?
    -En sevdiğin yemeği.
    -Hım… Nefis kokular geliyor burnuma..
    -Dolma yaptım sana yavrucuğum.
    -Sağ ol anneciğim. Ellerine sağlık.
    Bu konuşmanın ardından yemeğimi yiyip hemen odama geçmeyi düşünüyordum.
    -Neredeydin lan bu saate kadar?
    Babamın bu sorusunu duymazlıktan gelip odama geçmeyi düşünüyordum. Odaya yönelip iki adım attım.
    -Sana diyorum lan salak salak bakacağına cevap versene lan mal herif!...
    Bu sözler beni cevap vermeye itiyordu.
    -İş aramak için gittim. Hani sen alkol yüzünden bırakıpta annemi onun bunun evini temizlemeye mahkum ettin ya işte o iş.
    -Aferin lan salak çalış çalış aferin. Zaten okuyup ta ne bok olacan, çalışta eve bak.
    -okuyacağım annemi de alıp gideceğim buralardan.
    -Çok da umurumdaydı işte kapı orda çıkıp gidin.
    Sinirimden durduğum yerde duramıyordum, babama karşı bir saygısızlık yapmaktan korktuğum için odama çekildim. Gözlerim dolmuştu. Yatağıma uzandım…
    Yine sabah olmuştu. Annem işe gitmeden kahvaltıyı hazırlamıştı. Hızlıca kalkıp üstümü giyindim, kahvaltıyı yaptıktan sonra evden çıktım. Bugün Hakan Beyi görmem gerekiyordu. Her geçen gün benim aleyhimeydi. Para kazanmam gerekiyordu. Yola koyuldum ve fazla zaman geçmeden kendimi Hakan Bey’in odasının önünde buldum. Kapıyı çalıp içeri girdim. Hakan Bey pala bıyıklı oldukça kilolu ve sert görünüşlü olmasına rağmen çok iyi biriydi. İçeri girdiğimde beni selamladı.
    -Hoş geldin evlat.
    -Hoş bulduk Hakan Bey. Beni hatırladınız mı?
    -Evet hatırladım. Geçen yaz burada çalışan eleman değil misin? Hatta yanlış hatırlamıyorsam adın Adem idi.
    -Evet Hakan Bey ben Adem’im. Bu yaz da çalışmak istiyorum.
    -Peki Adem geçen sene ki işine devam edebilirsin.
    -Çok sağ olun Hakan Bey.
    Dedikten sonra odasından çıktım ve mutfağa yöneldim. Üzerimi değiştirip hemen işe başlamam gerekiyordu. Çünkü Hakan Bey’in bu iyiliğini karşılıksız bırakamazdım…
    Çalışmaya başlayalı bir ayı geçmişti. Günlerden o gün salıydı. Akşam olmak üzereydi. Her zaman ki gibi işime devam ediyordum fakat içimde bir sıkıntı vardı. İçimdeki sıkıntının nedenini tahmin etmeye gerek kalmadan Osman’ı ve diğer arkadaşlarını kapıda gördüm. Beni görmemeleri için hemen mutfağa yöneldi. Arkadan bir ses “ezik”. Bu kulaklarımı tırmalayan ses Osman’ın sesiydi… Duymazlıktan gelip yoluma devam etmeye çalışıyordum ama peşimi bırakmaya hiç niyetleri yoktu.
    -Hey sen baksana kime diyorum?
    Osman avını kıstırmış bir çakal gibi peşimi bırakmıyordu. İşimi kaybetmemek için onlarla ilgilenmek zorundaydım.
    -Buyurunuz beyefendi.
    -Bize bir masa ayarla çabuk.
    -Buyurun burası müsait efendim.
    -Peki ezik. Yiyecek neler var?
    -Buyurun efendim menümüz…
    Yemeklerini yerken bile benimle dalga geçmekten vazgeçmediler. Çalıştığım zaman boyunca aralıklarla gelip benimle dalga geçmeye, beni aşağılamaya devam etmişlerdi.
    Benim için tatil bundan ibaretti…
    Kendime geldiğimde sınıfta kimse kalmamıştı. Bende artık eve gitmeyi düşünüyordum. Kalktım okuldan çıkmak üzere kapının yolunu tuttum. Artık evin yoluna koyulmuştum. İlk gün benim için pek de beklediğim gibi geçmemişti. Daha çok dersleri düşünüyordum. Aklıma başka hiçbir şey gelmiyordu. Eve geldiğimde evde kimse yoktu. Odama geçtim ve ilk günün verdiği yorgunlukla yatağıma uzandım…
    Gözlerimi açtığımda sabah çoktan olmuştu. Derse geç kalmamak için acele üstümü giyinip evden çıktım. Geç kalmamak için o kadar süratli gelmiştim ki dersin başlamasına daha on dakika vardı. Sınıfa girdim ve yerime oturdum. İççimde anlamsız bir sevinç vardı. İçim içime sığmıyordu. Ders her zaman ki monotonluğuyla devam ediyordu. Ta ki kapı çalana kadar. Kapı açıldı ve içeri bir kız girdi. Daha önce hiç görmediğim bir yüzdü. Yürüyüşü bir ceylan kadar sessiz ve narindi. Saçları denizde fırtınaya kapılmış bir kayık misali dalgalanıyordu. Gözleri ise gökyüzündeki yıldızlar gibi pırıldıyordu.
    -Pardon hocam.
    -Buyur evladım.
    -Burası Türkçe öğretmenliği 2A mı?
    -Evet, evladım da siz yeni misiniz?
    -Evet, hocam yatay geçişle Sakarya’dan geldim.
    -Seni Sakarya’dan buralara getiren sebep neydi?
    -Aslen buralıyım hocam ailem burada onun için buraya geldim.
    -Hım iyi yapmışın istediğin bir yere otur.
    Hocanın aklına bir şey takılmış yada bir şey söylemeyi unutmuş gibi tekrar yeni gelen kıza yönelmişti.
    -ismini sormayı unuttum ben senin kızım ismin neydi acaba?
    -Elif hocam.
    -Güzel isimmiş Elif hadi otur da nasıl ders işliyoruz bir görmeye çalış.
    Elif yerine geçti ve oturdu. Günün bitimine kadar gözlerim onun üstündeydi. Ders saatleri bitmiş sınıf çoktan boşalmıştı. Ben tek başıma oturup kalmıştım. Düşündüğüm bir şey yoktu aslında, bilmiyordum niye oturduğumu bir saat kadar oturduktan sonra eve gitmek için sınıftan çıktım…
    Eve geldim. Düşüncelerimde değişmeye başlamıştı. Her şey gözüme daha güzel gözüküyordu. Babamla bile tartışmadan odama geçtim o gün işlediğimiz dersleri gözden geçiriyordum. Dersler daha eğlenceli geliyordu.
    -Adem!
    -Efendim anne.
    -Sofra hazır oğlum.
    -Tamam anneciğim geliyorum..
    Ellerimi yıkadıktan sonra sofraya yürüdüm. Sofraya oturduğumda ise kötü bir süprizle karşılaştım. Annem sevmediğimi bile bile ıspanak yemeği yapmıştı. Ama yemeği öyle bbir iştahla yedim ki annem bile şaşkınlıkla yüzüme baktı.
    - Adem oğlum.
    - Efendim anneciğim.
    - Bugün sende bir değişiklik mi var?
    - Yo anneciğim iyiyim sadece mutluyum bugün.
    - Mutluluğunun sebebi ne merak ettim.
    - Ben de tam olarak bilmiyorum ama okulların başlamasından kaynaklandığını düşünüyorum anne.
    - Sevindim oğlumu böyle mutlu görmek çok güzel.
    - Sağ ol anneciğim.
    Sofradan kalkıp tekrar derslerime dönmeyi düşünüyordum ve o günün derslerini tekrar ediyordum. Ders çalışmak daha çekici geliyordu. Saat gece yarısını çoktan geçmişti artık yorulan gözlerim kapanmaya başlıyor başım ağırlaşıyordu. Yatağıma uzandım…
    - Adem!
    Gözlerimi açtım bu ses annemin sesiydi.
    -Efendim anne.
    Saat sekize geliyordu kalktım üstümü giyindim. Fakat bugün bir değişiklik vardı annem işe gitmemişti.
    - Anne bugün neden işe gitmedin?
    - Ayaklarım çok ağrıyor oğlum bugün gidemedim işe.
    -Doktora gidelim bugün anne.
    -Doktor mu?
    -Evet, anneciğim doktor.
    -Oğlum masraf yapmaya ne gerek var.
    - Olur, mu öyle şey anne.
    -Geçer oğlum dinlenirim bugün.
    -Olmaz anne doktora gideceğiz.
    -Oğlum senin dersin var.
    -Gerekirse notları arkadaşlardan alırım.
    Sanki çok arkadaşım var ya sınıfta benimkisi de iş işte annemin gönlü olsun doktora gitmeye razı gelsin diye. Annem zorda olsa razı olmuştu. Hastaneye vardığımızda sıra fazla yoktu.
    Fazla zaman almadan doktorun yanına gittik. Annem.
    -Doktor Bey ayaklarım çok ağrıyor.
    -Bir bakalım teyzeciğim uzatın ayaklarınızı şöyle.
    -Peki evladım.
    Ben dışarı çıktım. Annemle doktor bir şeyler konuşuyordu. Kulak ucuyla onları dinliyordum.
    -Önemli bir şey değil şu kremi kullanın bir iki günde istirahat edin hiçbir şeyiniz kalmaz.
    -Sağ olun doktor bey.
    Eve dönerken eczaneye uğrayıp doktorun verdiği kremi aldım. Annemle eve doğru yürüyorduk. Yanımızda bir araba durdu.
    -Adem! Diye bir ses. Bu ses Hakan Beyin sesiydi.
    -Efendim Hakan Bey dedim.
    -Gideceğiniz yere kadar bırakayım sizi.
    - Sağ olun efendim zahmet etmeyiniz.
    -Adem kızdırma beni had binin arabaya.
    Hakan beyi kıramadım ne de olsa onun sayesinde çalışmıştım. Arabaya bindik.
    -Adem bu hanım efendi anneniz mi?
    -Evet, efendim annem.
    -Eve mi gidiyorsunuz?
    -Evet efendim.
    -Ne tarafta kalıyordu sizin ev tam olarak.
    -Eğitimin o tarafta kalıyor efendim yakın hemen biraz ilerden sağa dönün caminin karşısın ki arada.
    -Burası mı?
    -Evet efendim.
    Arabadan indik Hakan Beyi eve çağırmayı düşüyordum.
    -Eve gelip bir çay içmez misiniz?
    -Yok, evladım katılmam gereken bir toplantı var.
    -Peki, efendim nasıl diyorsanız.
    -Hadi Adem’ cim babana selam söyle.
    -Baş üstüne efendim.
    Arabadan inip eve girdik. Annem arabayla gelmemize rağmen yorgun görünüyordu.
    - Çok mu ağrıyor anne ayakların?
    - Yok, oğlum sadece biraz yoruldum oğlum.
    - Peki, anne istediğin bir şey var mı?
    - Yok, oğlum yatacağım zaten.
    - Tamam, anne istediği bir şey olursa ben buradayım.
    Hastanede sıra beklememize göre saat üç olmuştu. Bir an okulda ki dersler aklıma gelmişti. Artık yapacak bir şeyim yoktu. Televizyonun karşısına geçip biraz televizyon izlemeyi düşünüyordum. Önce odama gidip üstümü değiştirmem gerekiyordu. Üstümü değiştirirken gözüme yarım bıraktığım henüz başladığım kitap çarptı. Kitap Reşat Nuri Gültekin’in Ateş Gecesi adlı romanıydı. Sürgüne gönderilmiş bir genci anlatıyordu okuduğum kadarıyla. Elime kitabı alıp okumaya başladım…
    - Adem sofra hazır!
    Saat sekiz olmuştu annem sofrayı hazırlamış beni çağırıordu.
    - Geldim anneciğim.
    Yemeği yedim ve tekrar kitabımın başına dönmek için sofradan kalkıp odama yöneldim. Yatağıma uzanıp aldım kitabı elime, okumaya başladım…
    Kan ter içinde gözlerimi açtığımda terden sırılsıklam olmuştum. Kâbustan uyanmıştım, korkmuştum. Kâbusta ne gördüğümü bile hatırlamıyordum. Kalktım duşa girdim. Çıktığımda birazda olsa kendime gelmiştim. Üstümü giyinirken bir yandan da kâbusun etkisinden kurtulmaya çalışıyordum. Kâbus beni çok etkilemişti… Okula nasıl geldiğimi anlamamıştım. Sınıfa girdiğimde dikkatimi çeken b r tek o vardı. Gün boyunca sadece onu izledim sadece o vardı bana ait. Dersleri düşünmeye pek fırsatım kalmıyordu. Sadece o vardı aklımda…
    Akşam yastığa başımı koydum onu düşünüyordum sadece onu. Sanki ondan başka kimse yoktu benim için bu dünyada. Gözlerim gözlerin esiri olmuştu hiç çıkmıyordu aklımdan. O kahverengi gözlerinde sadece kendimi görmek istiyordum. Bir an düşündüm ya oda sınıftakiler gibi yadırgarsa, bu düşünce geri adım atmama sebep olmuştu. Ama onun hayalinle yatıyordum onun güzel yüzüyle uyanıyordum. Gözlerim azraile son nefesini veren bir insan gözleri misali kapanmaya başlıyordu…
    Günüm gene her zaman ki gibi başlamıştı. Okula geldim, sırama geçtim oturdum. Yine gözlerim başka yeri görmüyordu. Sadece o vardı gözlerimin önünde. Ders zamanı olduğu halde ben sadece onu izliyordum. Hocanın anlattıkları beni artık pek fazla ilgilendirmiyordu. Gözlerim onu seyrederken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyordum…
    Evet, ona karşı farklı duygular hissetmeye başlamıştım. Bu düşüncelerin verdiği dalgınlıkla derslerin nasıl geçtiğini anlamıyordum…
    Eve geldiğimde sanki hayattan kopmuş gibiydim. Öylece attım kendimi yatağa. Düşünüyordum artık sadece o vardı aklımda…
    - Adem!
    Gözlerimi annemin sesiyle açtım.
    - Efendim anne
    - Sofraya gelmeyecen mi oğlum.
    - Geliyorum anne.
    Ellerimi yıkadıktan sonsa sofraya geçtim. Sofrada büyük bir değişiklik vardı uzun zaman sonra, babam bizimle sofradaydı hatta elinde içki de yoktu. Bu olay gayet mutluluk verici bir şeydi uzun zaman olmuştu üç kişi sofraya oturmayalı. Ama bu durum bile onu düşünmem engellemiyordu.
    - Oğlum çorba mı yersin önce.
    - Evet, anne çorba yiyecem ama fazla olmasın.
    - Niye oğlum bol koyuyorum.
    - Ya anne pek fazla istemiyor.
    Annem sanki söylediklerimi duymuyormuş gibi tabağı doldurdu mecbur yemek zorunda kaldım. Daha sonrada annemin zoruyla baya bir şeyler yedim. Sofradan kalktığım da is odama yöneldim… Gene odamda tek başıma Elif’i düşünüyordum. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Uykum gelmişti…
    Saat onu geçmişti evet bugün geç kalkmıştım. Günün cumartesi olması benim için pek bir şey ifade etmiyordu. Yapacak bir şeyim yoktu. Sahile çıkıp gezmeyi düşünüyordum…
    Dalga sesleri beni biraz rahatlatıyordu. Dayanamayıp sahile onun adını yazdım. Ama dalgalar bile anlamıştı galiba onu benden aldılar. Artık sahilde duramıyordum. Yürümeye başladım, nereye gittiğimi bilmeden yürüyordum. Akşam olmak üzereydi, eve dönmek için yönümü değiştirdim…
    Aklımda sadece o vardı. Bunun ne anlama geldiğini çözemiyordum. Odamda uzun bir süre oturdum, sadece oturdum ve bekledim. Annem sofraya çağırması bile beni odadan çıkarmıyordu. Öylece oturuyordum. Birkaç saat böyle oturmaya devam ettim. Aklıma sahilde yazdığım ismi dalgaların götürdüğü o an gelmişti. Gerçi artık değil yüreğim çalışıyordu. Elime kâğıt kalemi aldım…
    Deniz ve Sen
    Bugün deniz kenarında seni bekledim.
    Kumsallara adını yazdım.
    Deniz aldı seni benden.
    Tekrar tekrar yazdım,
    Tekrar tekrar aldı.
    Birçok aşka ev sahipliği yapmış olan deniz bile anlamıştı.
    Yârimin kendi kadar,
    Adının da güzel olduğunu.
    Kumsalda senin hayalinle yürüdüm.
    Akşam olur dolunayın denizlen olan aşkını izleriz dedim.,
    Bekledim…
    Bekledim…
    Bekledim…
    Ve yine bekliyorum…
    Bu kelimeler sıralanıyordu kendiliğinden. Gözlerimden yaşlar akıyordu bunları yazarken. Artık nefes alırken sadece onu çekiyordum içime. Aklımdan çıkmıyordu. O vardı her anımda. Seviyordum onu evet bunu anlamıştım. Deliler gibi aşıktım ona. Bu duygularımın anlamı oydu başka bir açıklaması yoktu…
    Bugün onun varlığı beni ayağa kaldırmıştı. Artık pazartesi gelsin onu göreyim diyordum. Pazar günü yapacak bir şeyim yoktu. Onu düşünüyordum sadece…
    “Provası yok hayatın ne yeniden yaşamak mümkün ne de yaşadıklarını silebilmek önemli olan ilk defa değil son defa sevebilmek” Oğuz Atay’ın bu sözü aklıma gelmişti, hemen elime kağıt kalemi aldım bu sözü not ettim. Kâğıdı alıp başucumda ki duvara bant yardımıyla yapıştırdım. Elif artık benim son sevdiğim kişi olacaktı. Benim tek düşüncem buydu…
    - Baba
    - Efendim Salih
    - Annem nerde baba
    - Bugün annenin okul aile birliği toplantısı var oğlum
    - Senin yok mu baba
    - Yok, oğlum baş başayız bugün
    - Çok güzel baba beni Giresun sporun maçına götürsene
    - Olur, oğlum nasıl istersen
    Baba oğul ilk defa maça gidiyorduk. Onun için Salih çok heyecanlıydı ona geçen günlerde bir forma almıştım. Onu verdiğimde oğlumu gözlerinin içi gülüyordu.
    - Çok sağ ol babacım
    - Ne demek biricik evladım
    - Hadi giyde gidelim hem dışarıda bir şeyler yeriz baba oğul
    - Tamam baba.
    Hemen formasını giyip yanıma geldi arabaya bindik.
    - Ne yiyelim oğlum
    - Balık ekmek yiyelim mi baba
    - Olur, oğlum yiyelim
    Yemeğimizi yiyip eve dönmüştük Elif’im bizi kapı da karşıladı.
    - Ne bu saat nerde kaldınız
    - Ya oğlumla bir maç izleyemeyecek miyim?
    - İzleyin de insan bir haber verir
    - Kusura bakma karıcım
    - Hadi bu seferlik bir şey demiyorum, sofra hazır hadi elinizi yüzünüzü doğru sofraya
    - Tamam anne
    - Tamam karıcım…
    Hayaller kuruyordum ta ki babam.
    - Adem!
    - Efendim baba
    - Ne oğlum öyle sesin soluğun çıkmıyor
    - Bir şey olduğu yok baba öyle biraz ders çalışıyorum da
    - Aferin bakalım çalış sen
    Babamın bu seslenmesi haliyle çok üzmüştü çünkü hayale dalmıştım. Ne güzel Elif’im vardı hayalim de. Hatta çocuğumuz bile olmuştu. Babam seslenmeseydi belki de hiç uyanmayacaktım o hayalden çünkü ilk defa gerçekten mutlu olduğumu hissetmiştim. Sadece bir hayaldi ama beni aşırı derecede mutlu etmişti...
    - Bugün okul yok mu Adem? Gözlerimi açtım bu annemin sesiydi hemen yatakta doğruldum.
    - Var anne.
    - Oğlum saat kaç oldu niye kalkmıyorsun?
    - Tamam, anne kalktım saat sekiz olmuştu.
    Hemen üzerimi giyinip, okula gitmek için evden koşar adımlarla çıktım. Okula vardığım da saat henüz sekizi çeyrek geçiyordu. Hemen sınıfa girdim, hoca gelmemişti. Yerime oturdum sınıfta bir tek o çekiyordu dikkatimi. Gözlerim ondan başkasını görmüyordu. Sadece Elif’im vardı. Oda benim farkımda mıydı acaba? Bu soru beni heyecanlandırıyordu. Ders nihayet başlamıştı. Hocanın anlattıkları pekte umurumda değildi aslında sadece Elif vardı aklımda bedenimin her yerinde. Ders boyunca gözlerimi ondan alamıyorum.
    - Adem!
    Birden kendime geldim. Hocanın sesiydi benim dalgın olduğumu anlamıştı galiba.
    - Neyin var Adem iyi misin?
    - İyiyim hocam bir şey mi oldu?
    - Şu soruyu senin çözmeni istiyorum
    - Şey hocam ben bugün biraz rahatsızım da pek anlayamadım bu konuyu ben çözmesem.
    - Peki Adem öyle olsun bu seferlik.
    - Bu soruyu kim cevaplamak ister?
    - Ben cevaplamak istiyorum. Bu ses Elif’imin sesiydi.
    - Yeni görüyorum sizi isminiz neydi?
    - Elif hocam yeni geldim zaten bu sınıfa.
    - Peki, sen cevapla o zaman o zaman güzel kız…
    Elif hocaya cevabı verirken bile gözlerimi ondan alamıyordum. Bir an bana bakar gibi oldu, korktum hemen başımı öne eğip kitaptan bir şeyler okuyormuş gibi yapmaya başladım. Önüne döndüğünü anladığım zaman yine gözlerimi ona çevirdim. Bakmaya devam ediyordum. Akşam yazdığım şiir aklıma gelmişti bir ara kalkıp vermeyi bile düşündüm. Ama korkuyordum ya benle dalga geçerse ya onlar gibi davranırsa diye. Onlardan farklı olduğunu düşünüyordum ama gidip konuşamıyordum…
    Artık eve gitme vakti gelmiş. Ne kadarda hızlı geçiyordu Elif’imi izlerken zaman. Ayaklarım gitmekte zorlanıyordu, demir atmış gemi gibi kımıldamakta zorluk çekiyordum. Okulu sevmemin sebebi dersler artık Elif vardı…
    Haftanın ilk günü bitmişti. Eve gelip odama çekildiğim de şu soruyu düşünüyordum. “Ne olacak?”. Ne olacağını gerçekten bilmiyordum. Düşünceler alemin de yaşıyordum artık. Arada yemek yemeğe dışarı çıkıyordum bir tek. Gene akşam yemeği vakti gelmişti. Annem her zaman ki sofrayı kurmuş beni çağırmıştı. Yemeği yerken bir tek kelime konuşmadım annemin zaten derdi başından aşkındı benle fazla ilgilenmiyordu. Yemeği yedikten sonra odama çekildim. Annem benim ders çalıştığımı düşüyor babama televizyonun sesini bile açtırmıyordu. Arada dersleri soruyor olumlu cevap alınca kadıncağız mutlu oluyordu. Odamda ders falan çalıştığım yoktu aslında yarsa yoksa Elif’i düşünüyordum. Hayaller kuruyordum. Kah Elifle geziyor kaf Elifle gülüyordum. Zamanın nasıl geçtiğini arkama dönüp baktığımda anlıyordum. Sadece benim kurduğum imkansız hayaller vardı. Gözlerim akıp giden zamana fazla dayanamıyordu…
    Okula girdiğim de hiçte istemediğim bir durumla karşılaştım. Osman ve arkadaşları üstümü doğru yürüyorlardı. Kenara çekilmeme rağmen ısrarla üstüme gelmeye devam ettiler.
    - Ezik ne diye yolun ortasında duruyorsun.
    - Ben sizin yolunuzda değilim.
    - Lan mal görmüyor musun? Yolumuza dikilmişin.
    - Çekil şuradan salak.
    - Daha nerde dikildiğini bile bilmiyor böylelerini okula alıyorlar bide baksana şuna süzme salak.
    Osman, Kaan ve Şükrü’nün bu lafları beni eskisi kadar üzmüyordu. Tek korkum Elif’in beni bu durumda görmesiydi. Beni onun yanında böyle aşalamalarına izin veremezdim. Hemen oradan koşar adımlarla uzaklaştım. Arkamdan bağırmaları beni ilgilendirmiyordu. Ders başlaması için bekliyordum o sırada bütün masumiyetiyle Elif’im sınıfa girdi. Gözlerim onun üzerindeydi. Her anını izliyordum. Dersin başlaması da bu durumu değiştirmedi. Bütün gün Elif’i seyrettim. Sadece gözüm onu görüyordu. Başka kimseler yoktu sanki sınıfta korkup yaklaşamıyordum…
    Bütün günüm böyle geçmişti. Aklımda Elif’imden başka Osmanların neden benle uğraştıkları sorusu vardı. Düşünüyordum anlam veremiyordum. Bu düşünce daha fazla aklımı meşgul etsin istemiyordum. Sonra sadece Elif’imi düşünmeye başladım o masum yüzü çıkmıyordu aklımdan. Okulun kapısından çıktığımda Elif’i birinin arabasına binerken görmüştüm o anda. Ne yapacağımı bilmiyordum. Yanına gitsem ne diyecektim kız beni tanımıyordu belki de adımı bile bilmiyordu. Kaderime razı gelmem gerektiğini biliyordum. Kabullenemiyordum benim nasıl bir başka erkeğin arabasına binerdi. Bu soru beni adeta beynimden vurulmuşa döndürdü. Daha fazla bu durumu görmeye dayanamayacaktım. Başımı çevirip yoluma devam etmeye karar verdim. Son defa arkama baktığım ise onu arabaya binmiş gidiyor gördüm bir daha da bakmadan yoluma devam ettim…
    Eve geldiğimde yerimde duramıyordum bağırmak çağırmak geliyordu içimden, sinirden gözlerim yaşlanıyor bir yerlere zarar vermek istiyordum. Bu zamana kadar yaşadığımın dışında düşüncelerdi bunlar…
    Artık yatacaktım uyanmamak üzere uyumayı düşünüyordum. Gözlerim benimle inat ediyor uyuyamıyordum. Sanki savaşıyordu benimle kim galip gelecek bilmiyordum…
    Heyecanla yataktan fırladım, dün geceki halimden eser yoktu. Sebebini bende bilmiyordum öğrenmekte istemiyordum aslında. Lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadıktan sonra, odada üstümü değiştirdim. Kahvaltı yaparken de aklımda bir şey yok gibiydi. Birden aklıma Elif’im geldi ama beni üzen bir şey yoktu şimdilik. Kahvaltı iyi gidiyordu… Okula gitmek için enden çıktım. Yolda yürürken aklımda sadece Elif vardı onu düşünüyordum. Kendimi avutmuştum bir şekilde, dün gelenin akrabası falan olduğunu düşünüyordum. İçim çok rahattı bu yüzden…
    Okula geldiğimde Osman ve yanındakileri görmezden gelip sınıfa doğru hızlı adımlarla yürüyordum. Ta ki Osman’ın önüme geçip,
    - Ezikler giremez.
    - Çekilin önümden ben size ne yaptım.
    - Duymadın mı lan salak ne diyorum.
    - Çekilin diyorum lütfen çekilin.
    Tartışma devam ederken Şükrü beni iterek yere düşürdü. Ben ise hiçbir şey yapamıyordum. Birden ya Elif gelirde beni böyle görür diye aklıma geldi. O andan sonra tek düşündüğüm oydu. Hocanın geldiğini gören Osman ve arkadaşları içeri girince bende bundan istifade edip içeriye girdim. Sanki sınıfta kimse yoktu. Bir an sınıfa baktığımda üzerinde hiçbir canlılık olmayan çölü andırıyordu. Bunun sebebini ilk seferde anlayamamıştım. Yerime oturdum ve o zaman anladım ki Elif yoktu. Nasıl ilk bakışta anlamamıştım, kendime kızdım biraz. Sınıfta durmak istemiyordum o olmayınca sanki zaman geçmiyordu. Gözlerim sadece onu arıyordu. İçimde bir umut vardı ya gelirse diye. Son derse kadar umutla bekledim belki gelir diye ama o gelmemişti. İçim içimi yiyordu ne yapacaktım. Sadece bekledim bekledim bekledim…
    Gözyaşlarım durmak bilmiyordu. Nefesim kesiliyor zor nefes alıyordum. Akşam yemeği için çıktığım odamdan akşam yemeğine bile çıkmamıştım. Gözüme masadaki kâğıt kalem gözüme çarptı. Elime kâğıdı kalemi aldım…
    Bekleyişimin Öyküsü
    Günler güz yaprakları gibi birer birer dökülürken,
    Ben her gece karanlığa dikip gözlerimi senin aydınlığını bekledim
    Binlerce adım attım bu kentin sokaklarında
    Her kişiyi, her ağacı ezberledim
    Sevdaya bulanmış her kaldırım taşlarında senin adını aradım
    Ama sen yoktun…
    Özlem şarkılarını ezberledim
    Kimini bağıra bağıra, kimini fısıldaya fısıldaya söyledim
    Karanlığa haykırdım hasretimi
    Sesimi duyacaksın diye bekledim…
    Ama sen yoktun
    Gözümden bir tek damla yaş akmadı
    Kimselere söyleyemedim acılarımı
    Bekleyişimin öyküsünü kimselere anlatamadım
    Nice fırtınalar koptu yüreğimde
    Dalgalar dövdü yüreğimi
    Sığınacak bir liman yaşanacak bir omuz
    İçimi dökecek bir insan aradım
    Ama sen yoktun…
    Her gece ay param parça oldu birer birer düştü sokaklara
    Yıldızları saçına takıp gelmeni bekledim
    Ayı avucunda bana getirmeni bekledim
    Bir güneş gibi doğup aydınlatmanı bekledim
    Bu kap kara dünyamı…
    Gözlerimden akan yaşlar şiiri yazdığım kağıdı ıslatmıştı. Yazdıklarımı bir daha okumaya cesaretim yoktu. Gözlerimi kapadım…
    Her doğan gün yeni bir başlangıç umuduyla uyanıyordum. Gözlerimi açtığımda aklımda her zamanki gibi elif vardı…
    Korkak adımlarla okula doğru yürüyordum. Her geçen gün sevgim biraz daha büyüyor içime sığmıyordu. Biraz daha hızlı yürüyordum. Hemen okula gidip Elif’imin yüzünü görmek istiyordum. Sadece onu görmek başka bir yere bakmak istemiyordum. Nihayet sınıfa geldim. İçeri girdiğimde dikkatimi çeken o inanılmaz masumiyetiyle sırasında oturuyordu. Gözlerim ondan başkasını görmüyordu ayaklarım beni ona götürmeye çalışıyordu. Kötü duruma düşecek bir şey yapmadan yerime geçtim. Sırama otururdum gözlerim ondan alamıyordum. Ders çoktan başlamıştı, artık ders falan umurumda değildi. Hatta iki hafta vize haftası olması bile benim için bir şey ifade etmiyordu. Derslerde sadece Elif’i izliyor not bile almıyordum. Sadece Elif’i istiyor sadece Elif’i düşünüyordum…
    Bir gün daha ona dokunmadan bir tek söz söylemeden geçiyordu. Durduramıyordum zamanı keşke zaman dursa baksam ona dokunmasam konuşmasam izlesem sadece…
    Eve geldiğimde her şey aynıydı sadece elimde bir şeyler yoktu. Annemin fark etmesi zor olmadı.
    - Adem
    - Efendim anne
    - Kitapların nerde oğlum
    Annem hemen anlamıştı kitaplarımın olmadığını, anneme hemen cevap vermem gerekiyordu. Anneme yalan söylemek istemiyordum çünkü bu zamana kadar hiç söylememiştim.
    - Şey anne
    - Ne oldu oğlum söylesene
    - Bizim yan sınıfta Emre var ya sana geçen sene falan bahsetmiştim.
    - Evet, oğlum hatırladım
    - Onda anne notları alacakmış ona verdim
    - Peki, oğlum merak ettim sadece yanlış anlama
    Anneme yalan söylemek utanç verici bir şeydi. Gözlerimi ondan kaçırarak konuşuyordum. Bunu fark etmemesi için hemen odaya geçmem gerekiyordu.
    - Anne ben odama geçiyorum biraz ders çalışacağım
    - Tamam, oğlum aç mısın?
    - Yok, anne daha acıkmadım.
    Odaya çekildim, anneme söylediğim yalan beni çok üzmüştü. Ama bu üzüntü fazla sürmedi. Aklımda gene Elif’im vardı. Onu düşünürken annemi söylediğin yalanı çoktan çıkarmıştım aklımdan…
    Akşam yemeğini yedim odama geçtiğimde gene o vardı aklımda. O güzel yüzü, kayalıklardan çağlayan şelale gibi omuzlarından dökülen saçları, tüm iyiliğiyle dünyaya bakan o kahverengi gözleri. Hayat dolu bakıyordu etrafa. Yeni doğmuş bebek gibi masumdu bakışları. O masumiyetine aşıktım. Seviyordum onu. Aldığım her nefes sadece onu bir daha görebilmek biraz daha sevebilmek içindi. Uyku vakti geliyordu. Gözlerim…
    Günler geçip gidiyordu. Elif’im hemen şurada oturmasına rağmen belki de benim far etmiyordu…
    Günler günleri haftalar ise haftaları kovaladı. Ve büyük gün vize haftası gelmişti…
    Dersler hakkında ufacık bir bilgim yoktu. Sınav olduğu gün sabah sekizde okulun önünde dikiliyordum. Sınav dokuzda başlıyordu. Belki Elif’i görürde bir bahaneyle yanına yaklaşıp sınavı falan sorarım diye. Yaklaşık yirmi dakika falan bekledim. Her gün olduğu gibi Osman arabasıyla okula geliyordu. Osman arabadan indi ve hemen ardından inen Elif’imdi gözlerime inanamıyordum. Bu gerçekten benim Elif’im miydi? Ne işi vardı o arabada…
    Sıva girdim sorular hakkında hiçbir fikrim yoktu. Adımı yazdım sadece kağıda bakıyordum. Beş tane soru vardı zorla birkaç bir şeyler yazdım. Aklımda sadece Elif’im arabadan indiği o an geliyor yazamıyorum. Kalkıp soracaktım onu hayalini kurarak zaman geçiyordu.
    - Sınav saati doldu gençler kalemleri bırakın.
    Bu söz beni düşünce aleminden çıkardı. Daha bir kaç bir şey yazmıştım. Kağıdı mecburen verdim hocaya. Beynimden vurulmuş gibi dolanıyordum okulda. O gün başka sınav yoktu. Eve dönmek için yola koyuldum gözlerinden yaşlar usul usul akıyordu, aldığım her nefes fazla geliyordu yaşamak istemiyordum…
    Odamda çaresizce düşünürken aklıma şu söz gelmişti. “İnsanı en çok acıtan şey, birine hayatını etmişken, o kişinin kendini başkasına hediye etmesidir…” Gorki’nin bu sözü beni daha üzüyordu. Sessizce ağlıyordum. Bağırmak kavga etmek hatta her şeyi kırıp dökmek istiyordum…
    Gecenin karanlığı bastırınca elime kağıt kalemi aldım.
    Kim bilir kimler dokundu o narin ellerine.
    Kim bilir kimler baktı o narin gözlerine
    Ben sensizlikle savaşırken her sabah ve her gece
    Gidip teslim oldun sanki sebepsizce.
    Bu sözler döküldü yüreğimden. Gene durmadan ağlıyorum. Ya sadece bir defacık araba bulamadığı için Osman’la geldiyse diye düşünüyordum. Yapmaz benim aşkım öyle kötü bir şey diye kendimi bir için olsa da avutuyordum, fazla zaman geçmeden gözlerimden yaşlar akmaya başlıyordu. Tekrar hüzün çöküyordu yüreğime. Gözyaşlarıyla uyuyacaktım…
    Sınavın ortasına gelmiş olmama rağmen kağıda adımdan başka bir şey yazamıyordum. Bu durumun Emre’nin dikkatini çekmişti. Emre; yan sınıfta olmasına rağmen okulda beni tanıyan nadir insanlardan biriydi. Ogün aynı sınıfta sınava giriyorduk. Akasını döndü.
    - Adem bu kağıdın hali ne?
    - Ya sorma Emre yapamıyorum hiç bir şey.
    - Oğlum öyle olmaz bir şeyler yazman lazım.
    - Ama yok ki hiçbir şey aklımda.
    - Ben biraz kenara çekiliyorum benden yaz.
    - Ben kopya çekemem korkar yakalanırım
    - Olum salak salak konuşup canımı sıkma.
    - Tamam, bakmaya çalışacağım.
    Zorda olsa Emre’den cevapları geçirmiştim. Sınavın bitmesine az kalmıştı.
    - Emre çok sağ ol sen olmasan yapamazdım hiçbir şey.
    - Ne olacak sende geçen sene beni kurtarmıştın.
    Sınav bitmişti. Dikkatimi çeken Elif bizim sınav olduğumuz yerde değildi onu görmemiştim bugün. Osman da ortalıklarda yoktu. Okulda biraz oyalanıp Elif’i görmeyi düşünüyordum. Osman’ı gördüm bir ara Elif yoktu yanında. B u benim için çok sevindirici bir olaydı. Demek ki aralarında bir şey yoktu. Elif’le hayallerim gerçek olacak çok mutluydum. İçim içime sığmıyordu. Gerçekten beni sevecek miydi Elif beni olmayı kabul edecek miydi? Bu soruları kendime sorarak eve geldim…
    Akşam yemeğini yiyip odama geçtim. Yarım bıraktığım kitabı okuyordum. İmkansız bir aşkı anlatıyordu. Sanki benim aşkımdı heyecanla okuyordum…
    Son sınava girmiştim. Vize haftasının bile nasıl geçtiğini anlamamıştım. Önümüzde bir haftalık koca bir bayram tatili vardı. Bayram tatilinde göremeyecektim yârimi. Onsuz iki gün geçmezken koca bayram tatili nasıl geçecekti. Bu soru beni iyice hüzne boğuyordu. Nefesim kesiliyordu, içimdeki sıkıntı gittikçe çoğalıyordu…
    Eve dönüş yolunda onu göremeden geçecek olan bayram tatilini düşünüyordum. Bitkisel hayata girmiş gibiydim kimseyle konuşmuyor, başka hiçbir şeyle ilgilenmiyordum. Bir an önce eve gidip kendimi odama atmak istiyordum. Evin önüne geldiğimde annemi gördüm.
    - Anne bu ne?
    - Koç oğlum.
    - Onu gördüm de ne işi var burada?
    - Kurban bayramı geldi ya oğlum ondan aldık.
    Bayramın kurban bayramı olduğunu bile unutmuştum. Gittikçe hayattan kopmaya başladığımın bende arada farkına varıyordum. Odama çekildim yatağa uzandım…
    Bayram olmasına rağmen bugünün diğer günlerden farkı yoktu. Sabah biraz daha erken uyanıp bayram namazına gittik babamla. Kurban kesildi yemeği yedik. Odama çekilmek istiyordum. Ama bayram bayram yapacak başka bir şey bulmam geriyordu. Düşüncelerimde sadece Elif vardı. Kimseyle doğru düzgün konuşmuyor odamdan dışarı sadece okul için çıkıyordum. Çaresizce televizyonun karşısına geçtim. Saçma sapan programları izliyordum. Hayattan kendimi tamamen soyutlamıştım. Sadece imkansız gibi gözüken aşkım vardı. Her anım onunlaydı sadece o vardı düşüncelerimde. Bunu birine anlatmam gerekir miydi bana yardım edecek biri olabilirdi aslında. O an yan sınıftaki Emre geldi aklıma. O ben dinler anlardı belki de bana yardımcı bile olurdu. Okula gittiği zaman Emre’yle konuşacaktım. Emre’nin çevresi genişti hem bu konulardan anlayan birine benziyordu. Beni bu durumdan ancak o çekip çıkarabilirdi. Evet bu konuyu Emre’ye anlatmam gerekiyordu… Artık bu düşünce beni baya rahatlaşmıştı. Gelen misafirleri bile karşılamaya çıkmıştım. Gelenler küçük halam, eniştem ve kuzenlerdi. Eniştem ikide birde konuyu derslere getiriyordu. Ben ise her zamanki gibi iyi olduğunu söylüyor konuyu değiştirmeye çalışıyordum. Eniştem gözlerimin içine baktığı anda ise hemen kafamı başka yöne çeviriyor başka şeylerle ilgileniyordum. En sonunda konuyu başka yere çekmeyi başarmıştım…
    Güneş çekilmiş akşam olmuştu. Ben ise odama çekilmek doya doya Elif’imi düşünmek istiyordum. Saatler geçmek bilmiyor anlamsız muhabbetler açılıyordu. Ben ise hiçbir şey duymuyor anlamıyordum. Sadece Elif vardı akılımda arda bana yöneltilen sorulara isteksiz cevaplar veriyor “evet, doğru, biliyorum, bence de, vs” cevaplar veriyordum. Başkada pek konuşmuyordum. Eniştem…
    - Geç oldu artık biz kalkalım çocukların uykusu gelmiş gibi gözüküyor.
    - Ne güzel oturuyoruz işte ne kalması.
    Babam eniştemi bu fikirden caydırmaya çalışıyordu. Babama kızmıştım ama belli edemiyordum içim içimi yiyordu. En sonunda babam eniştemin ısrarına dayanamayıp gitmelerine mani olamamıştı…
    Hemen odama çekildim üstümü değiştirip yatakta oturmaya başladım. Aklımda sadece Elif vardı. Bu gecede onun hayaliyle uyuyacaktım. Belki rüyamda Elif’imle beraber olurdum. Onun gülen yüzünü görürdüm. Bunun mutluluğu bile bana yetiyordu…
    Bayramın ikinci günüydü annem kahvaltıyı hazırlamış beni uyandırıyordu. Gözlerimi açtım, saat ona geliyordu. Yüzümü falan yıkayıp kahvaltı sofrasına doğru yürüdüm, sofraya oturdum.
    - Günaydın Adem.
    - Günaydın anne.
    - Nasılsın bugün evladım?
    - İyiyim anne sen nasılsın?
    - Sağ ol evladım iyiyim.
    - Babam nerde? Anne.
    - Arkadaşlarının yanına gitti oğlum.
    - Hım tamam anne. Annem bana bir şeyler sormak istiyor ama soramıyor gibiydi, fazla zaman geçmeden.
    - Adem.
    - Efendim anne.
    - Sende bu günlerde bir soğukluk seziyorum sanki oğlum. Bunun nedeni ne?
    Annem bendeki davranışları fark etmiş gibiydi. Ben ise ona bir şey anlatmayı düşünmüyordum. Bu durumdan kendimi kurtarmam gerekiyordu.
    - Yok, anne öyle bir şey nerden çıkardık durduk yere duyanda bir şey oldu sanacak sende he nerden buluyorsun bu lafları.
    Annem bu söylediklerime inanmamış gibi gözlerimin içine bakıyordu ben ise gözlerimi ondan kaçırmaya çalışıyordum.
    - Eskiden sınavları olduğunda hemen yanıma gelir ne kadar iyi geçtiğini anlatırdın, şimdi ise yanımızda sınav konusunu bile açmıyorsun.
    Anlamıştı annem bende bir şeyler olduğunu ben ise yine anneme yalan söyleyecektim başka çarem yoktu çünkü gerçekleri anneme anlatamazdım. Hemen aklıma ilk gelen bahaneleri sıralamaya başladım.
    - Yok, annecim ya sende bir şey olduğu yok sadece araya bayram telaşesi girince pak anlatmaya fırsatım olmadı.
    Annem bana inanmış görünüyordu.
    - Evet, anlat bakalım oğlum nasıldı sınavların.
    - Beni biliyorsun anne sınavlarım her zaman ki gibi güzeldi.
    Bu sözleri söylerken gözlerimi annemden kaçırmaya devam ediyordum. Annem bunun farkına varmıyordu. Rahat bir şekilde yalan söyleyebiliyordum anneme karşı. Kahvaltıyı yaptıktan sonra ne yapacağımı düşünmeye başladım…
    Hava güneşli olmasına rağmen az bir serinlik vardı. Sofrada aldığım karar neticesiyle sahilde yürüyor bira hava alıyordum. Bir saat olmuştu enden çıkalı. Sadece yaptığım sahil boyunca gidip gelmekten ibaretti. Aklımda her zaman olduğu gibi sadece Elif vardı onu düşünüyordum. Onunla gezeceğim günlerin hayaliyle geziyordum sahilde düşündükçe mutlu oluyor daha heyecanlı yürüyordum.
    - Adem!
    Bu ses tanıdık gelmişti kulağıma. Arkama döndüğümde gördüğüm yüz Arif hocanın öğretmenin yüzüydü. Arif öğretmen benim ilkokul öğretmenimdi. Hemen elini öptüm.
    - Bayramınız mübarek olsun öğretmenim.
    - Sağ ol Adem’cim seninde bayramın mübarek olsun.
    - Sizi görmek ne kadar güzel bir şey öğretmenim.
    - Belli belli ondan çok arayıp soruyorsun ya.
    - Öğretmenim haklısınız ama biliyorsunuz durumları sizde az çok.
    - Bir şey demiyorum bu seferlik sana Adem. Eler neler yapıyorsun seni üniversiteyi kazandı dediler hem de Türkçe öğretmenliği diye duymuştum.
    - Evet, öğretmenim inşallah ilerde sizin gibi öğrencilerine değer veren onları çocuklarından ayırmayan bir öğretmen olacağım.
    - İnşallah evladım, hayırdır bayram günü buralarda tek başına ne arıyorsun.
    Arif öğretmen bile anlam verememişti bu halime, benim ise bir cevap verip bu konuyu kapatmam gerekiyordu.
    - Arkadaşlar gelecek öğretmenim ben biraz erken geldim.
    - Sen il okulda da böyleydin sınıfa ilk sen gelirdin hiç geç kalmazdın.
    - Evet, öğretmenim eskiden kalan bir alışkanlık.
    Arif öğretmene de ilk defa yalan söylemiştim.
    - Sizi takdir ettim bak şimdi böyle önemli ve güzel günleri birlikte zaman geçirerek değerlendirmeniz çok güzel.
    - Evet, öğretmenim haklısınız.
    - İlkokuldan beri yaptıklarını onaylamışımdır zaten seni.
    - Sağ olun öğretmenim.
    - Hadi benim gitmem gerekiyor hanım arabada bekliyor döver valla.
    - Aman öğretmenim geç kalmayın.
    - İyi günler Adem’cim.
    - Size de öğretmenim.
    Arif öğretmenin uzaklaşmasıyla kendimle baş başa kalmıştım tekrardan. Utanıyordum Arif öğretmen gibi iyi birine nasıl yalan söylerdim. Ama ne diye diyebilirdim en uygunu yalan söylemekti. Yarım saat kadar yürüdükten sonra bir kayanın üstüne oturdum. Elif’im yanımda olsa diye düşünüyordum. Şimdi şuracıkta otursa elimi tutsa Adem seni seviyorum dese yeterdi bana…
    Elif’in hayalini kurarken zaman geçmişti hava kararmak üzereydi. Eve dönme vakti gelmişti artık. Eve dönerken bile o vardı aklımda…
    Evin kapısını açtım.
    - Hoş geldin oğlum.
    - Hoş bulduk anne.
    - Neredeydin bu saate kadar merak ettim oğlum.
    Annemin bu sorusuna nasıl cevap verecektim. Gene yalan söylemeden cevap vermem gerekiyordu.
    - Sahilde yürüdüm biraz annecim sonra Arif öğretmeni gördüm onunla baya lafladık.
    - İyi yapmışın oğlum gençsin gezeceksin tabi ki. Aç mısın oğlum.
    - Evet, anne acıktım biraz.
    - Tamam, oğlum sen üstünü falan değiştirene kadar sofrayı hazırlarım.
    - Tamam anne…
    Karnım doymuştu odama çekilmeyi düşünüyordum. Ama ne diyecekte odaya geçecektim. Annem birazda bizimle otur derse ne olacaktı nasıl kaçacaktım yanlarından. Aklıma yarım bıraktığım kitap geldi onu bahane eder odaya geçerdim. Annem kitap okumama bir şey demezdi.
    - Anne benim yarım kalan kitabım var onu bitirmem gerekiyor, odama gidiyorum var mı söyleyeceğin bir şey.
    - Yok, oğlum oku sen kitabını.
    Nihayet odama geçmiştim. Burası benim Elif’e aşkımı ilan ettiğim tek yerdi. Odamda çok rahattım. Masada duran şiirleri elime aldım bire defa daha okudum. Eskiden şiir yazıyordum ama hiç biri Elif’e yazdığım şiirler kadar güzel değildi. Onun gülen yüzüne karşı yazıyordum. Kağıdı kalemi tekrar aldım elime….
    Sevgiliye Duyulan Aşk
    Ben seni kocaman bir yürekle sevdim
    Gözlerim değil yüreğimdi seni gören
    Sen damarlarımdaki kana karışıp geldin
    Her şeye rağmen sevdim seni
    Sevdim ve hayrandım da
    Sesini de sevdim suskunluğunu da
    Seni severken yorulmadım da
    Çünkü sen yaşam kaynağımdın
    Her gün yenilendim, çoğaldım
    Eksik kalan neyim varsa tamamladın
    Ölmeyecektim çünkü sen ölümsüzlüğün de ta kendisiydin
    Sevdim işte ötesi yok…
    Güneş doğduğunda nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde gözlerimi açtım. Yataktan hiç kalkmak istemiyordum. Ne de olsa bugün okul yoktu. Bu düşüncelerle yatakta baya oyalandım. Öğle ezanı okuyordu. Ben anca yataktan kalktım, aynanın karşısına geçip kendime bakıyordum. Ne kadar zavallı olduğumu düşüyordum. Emre yardım etmezse ne yapacaktım, kendime güvenim yoktu. Birden aklıma yazdığım şiirleri Elif’e vermek geldi. Ama daha sonra benimle dal geçmesinden korktum…
    Uzun zamandır yapmadığım bir şeyi yapıyordum. Televizyonun karşısına geçmiş saçma sapan bir evlendirme programını izliyordum. Yaşıtlarım arkadaşlarıyla bayramı geçirirken ben ise sadece evde tek başıma oturup televizyona bakmaktan başka bir şey yapmıyordum. Saatler birbirini kovalıyor zaman boş geçmeye devam ediyordu. Aklımda sadece Elif’im vardı. Bir defa Adem dese bana yeterdi. Sadece Adem demesi bile benim adımı öğrenecek kadar bana değer verdiğini gösterirdi. Ama nerde bırak Adem demeyi dönüp bakmıyordu bile…
    Böyle zaman geçmiş gecenin karanlığı iyice çökmüştü. Akşam yemeğinden sonra annem babam yatmış. Ben ise hala televizyonun karşısında saçma sapan programlara bakmaya devam ediyordum. Hiç izlemediğim dizleri izliyordum, bazen gülüyor bazen ise orda kendimi görüp ağlıyordum…
    Tatilin son günüydü, gene sabah erkenden uyandım. Yatakta zaman geçirmeye alışmıştım o yüzden yatakta oyalanmak zor gelmiyordu, çok rahattım bu yüzden. Saatin iki olması bile umurumda değildi. Kalkıp ne yapacaktım hiçbir şey, o saçma sapan programları izlemektense yatmak daha iyi geliyordu bana…
    Kalktım yataktan üstümü giyindim, sahilde biraz yürüyüp kafa dağıtmak istiyordum. Bekli olur ya Elif’i falan görürdüm. Bir saniyede olsa görsem yeterdi bana. Bunun verdiği heyecanla evden çıktım, sahil boyunca yürüyordum. Beş altı turu geçmişti, ama tanıdık kimseyi görememiştim…
    Yine yalnız başıma odamda oturuyor, sadece Elif’i düşünüyordum. Artık Elif benim olmalıydı. Saatin gece yarısını geçmesi bile benim uykumu getirmemişti. Çünkü yarın okul vardı, anlatacaktım Emre’ye. Bu düşünce beni sakinleştirdi…
    Sabah bir neşeyle yataktan fırladım, hemen üstümü giyinip yola çıktım…
    Dersin başlamasına beş dakika kalmış olmasına rağmen sınıfta Elif’i göremiyordum. Ders başlamıştı Elif hala yoktu sınıfta. Gözlerim boşluğa dalıyordu. Sonradan dikkatimi çeken ise sınıfta baya eksik vardı. Bu aslında benim için bir fırsat sayılırdı. Teneffüste Emre’yi bulur konuyu ona anlatırdım. Dersin bitmesine az kalmıştı, aşkımı birine anlatacaktım kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Hocanın çıkmasıyla sınıftan fırladım. Hemen Emre’nin sınıfa gittim ama Emre sınıfta yoktu. Arkadaşlarımdan aldığım bilgiye göre, bayram tatili için gittiği Antalya’dan dönmemişti…
    Sınıfa döndüm yerime oturup düşünmeye başladım Emre ne zaman gelecekti? Emre gelene kadar nasıl bekleyecektim? Bu sorular beni rahatsız edecek şekilde beynimde dolanıyordu. Kendim gidip konuşsam Elif’le nasıl olurdu. Yapabilir miydim, anlatabilir miydim ona olan aşkımı. Yapamazdım biliyordum daha hiç böyle bir şeyle karşılaşmamıştım. Emre bu konularda usta denecek şekilde hızlıydı. Bana yardım edeceğine emindim ama ne zaman dönecekti. Bu soru beni adeta yıkıyordu. Elif’imde yoktu sınıfta zaman durmuştu. Issız bir adada tek başıma kalmış gibi hissediyordum kendimi…
    Nihayet son derse girmiştik, ders normal seyrinde gidiyordu… Ders bitmişti, yavaş yavaş sınıftan çıktım. Eve gidiyordum… Ayaklarım idama giden bir mahkûmun ayakları gibi zorla ilerliyordu. Eve geldiğimde annem ve babam evdeydi, annem…
    - Hoş geldin oğlum.
    - Hoş bulduk anne.
    - Nasıldı bugün okul.
    Elif’im yoktu hiçbir şey anlamadım demek geliyordu içimden ama nasıl diyebilirdim bunu anneme. Kızmazdı ama öğrenciydim daha okulun bitmesine çok vardı. Bu yüzden anneme yine yalan söyleyecektim.
    - Güzeldi annecim nasıl olsun her zaman ki gibi işte.
    - Sınavların sonuçlarlı belli oldu mu Adem?
    Sınav mı? Sınav olduğumu bile çoktan unutmuştum. Sınavlar umurumda değildi ama açıklanmamıştı. Yalan söylemeyecektim bu sefer anneme.
    - Yok, anne açıklanan olmadı daha.
    - Peki, oğlum açıklanınca söylersin.
    Neyi söyleyecektim zayıfları mı? Geçemeyeceğim dersleri mi? Anneme yalan söylemek zorunda kalacaktım gene.
    - Söylerim tabi anne her zaman ki gibi.
    - Tamam, oğlum aç mısın?
    - Evet, anne ama üstümü bir değiştireyim öyle yerim.
    - Tamam, oğlum sofrayı hazırlıyorum.
    Odaya geçip üstümü değiştirirken aklımda anneme söylediğim yalanlar vardı. Anneme Elif hayatıma girmeden önce hiç yalan söylememiştim. Ama bu sıralar pek doğru söylemeye fırsatım olmuyordu. Gerçi Elif’im için değerdi çünkü onu gerçekten çok seviyordum. Aşıktım ona bana bir defa Adem seni seviyorum desin, her şeyden vazgeçebilirdim. Bu düşünce beni daha da yalnızlığa itiyor kimseyle ilgilenmiyordum. Sadece Elif vardı kafamda, kalbimde. Benim olmalıydı Elif. Yoksa bu hayata tutunma sebebim kalmazdı. Beni hayata bağlayan oydu, o olmasa yaşamanın anlamadı da yoktu. Onu gördüğüm ilk andan beri kalbim sadece onun için atıyor, onun için nefes alıyordum. Onu görmediğim bir gün bile ölüm geliyordu… Üstümü değiştirip sofraya oturdum…
    Yemeği yedikten sonra sofrayı toplamakta anneme yardım ediyordum.
    - Ne gerek var Adem ben toplarım.
    - Ne olacak anne azıcık yardım etsem.
    - Olsun oğlum sen geç otur.
    - Yok, anne yardım ediyorum işte.
    - Hadi bu seferlik olsun inatçı seni.
    Tek amacım annemin ondan uzaklaştığımı anlamamasıydı. Anneme yardım edip sofrayı toplamıştık. Anneme bakarken zorlada olsa gülümsemeye çalışıyordum. Ne durumda olduğumu annem bilmemeliydi… Annemin yanında fazla durmadan odama geçtim. Bir an önce tek başıma kalıp Elif’in hayaline dalmam gerekiyordu. Öylede oldu odamda tek başıma oturmaya başladım. O güzel yüzü geliyordu gözlerimin önüne. Çok uzakta da değildi aslında görebiliyordum ama dokunamıyordum. Ya ben dokunmaya korkuyordum ya da dokunmamı istemiyordu. Yanına gidemiyordum ama onu görmeden duramıyordum. Aslında korkuyordum beni istediğini düşünüyordum haklıydım da. Bir umut vardı içimde. Emre yardım edecekti bana, öyle geliyordu içimden. Emre’nin yardımıyla başaracaktım ben bu işi. Odamda böyle saatlerce düşündüm…
    Annem beni uyandırmaya gelmeden uyanmıştım. Heyecandan yatakta duramıyordum, aşkımı anlatacaktım artık Elif’im olmasa da başka biri bilecekti onu sevdiğimi. Bana yardımı olacak biriydi hem de. Gerçek dost derler ya emre öyle biriydi. Yapılan iyilikleri unutmaz, karşılıksız bırakmazdı. Yardım etmeyi de seven biriydi…
    Yataktan kalktım… Okulun kapısından içeri girdim. Önce ermenin sınıfına gittim ama Emre gelmemişti. Sınıfa gittiğimde baktım ki Elif de gelmemişti. Zaman zorla geçiyordu, ders zorda olsa geçiyordu. Elif’im yoktu sınıfta duramıyordum. Öğleden önceki dersler bitmişti artık derse girmeyi düşünmüyordum…
    Sahilde bir kayanın üstüne oturmuş Elif’imi düşünüyordum. Elif’imi düşünürken zaman geçmişti… Eve gitmem gerekiyordu artık, yola koyuldum. Annemin derse girmediğimi anlamaması gerekiyordu. Eve giyordum ama sabahki neşemden hiçbir şey kalmamıştı savaştan çıkmış bir gazi gibiydim. Eve geldim…
    - Hoş geldin oğlum.
    - Hoş bulduk anne.
    - Çok mu soğuk var oğlum dışarıda.
    Annem bu soruyu neden sormuştu anlamamıştım ne cevap vermem gerekiyordu.
    - Fazla değil anne.
    - Yüzün kıpkırmızı olmuş soğuktan oğlum.
    - Farkında değilim anne bana soğuk gelmedi.
    - Olur, mu oğlum baksana ne kadar kötü olmuş yürü çabuk üstünü değiştir sobanın yanına otur hadi.
    - Tamam, anne kızma.
    Annem anlamıştı soğukta kaldığımı, odaya geçtim. Üstümü değiştirirken düşünüyordum ya tekrar sorarsa diye. Ne cevap verecektim anneme, yanına gittim biraz oturduktan sonra.
    - Aç mısın oğlum?
    Aslında aç değildim ama azda olsa bir şeyler yemem gerekiyordu annemin iyice dikkatini çekmemem gerekiyordu.
    - Biraz açıktım anne.
    - Tamam, oğlum sofrayı hazırlıyorum.
    Zorlada olsa yemek yemiştim, artık odama geçmem gerekiyordu. Bir bahaneyle odama geçtim. Ödevim olduğunu bahane edince annem bir şey söylememişti.
    Artık odama çekilmiş, Elif’imi düşünmeye başladım. Saatler geçiyor benim aklımda Elif’ten başka bir şey yoktu. Emre yoktu okulda galiba bu hafta gelmeyecekti. Emre gelene kadar aşkımı sadece ben bilmeye devam edecektim. Biraz zor gelmeye başlamıştı bu aşkı saklamak. Anlatmam gerekiyordu birine buda Emre’ydi ama okula gelmiyordu. Bekleyecektim mecburen, yatağıma uzandım ve Elif’i düşünmeye devam ediyordum…
    Güneşin doğduğunu annem beni uyandırmaya gelince anladım. Üstümde inanılmaz bir yorgunluk vardı, yataktan kalkmaya gücüm yoktu. Zorla olsa yataktan kalktım, kahvaltıya oturup ama bir bardak çaydan başka bir şey boğazımdan geçmemişti…
    Okula geldiğimde umutsuz bir şekilde Emre’nin sınıfına gittim baktım, haklıydım emre gelmemişti. Sonra sınıfa yöneldim belki Elif’im gelmiştir diye düşündüm. Ama Elif’te gelmemişti, çaresizce yerime oturdum. Hadi Emre tatildeydi Elif niye gelmiyordu. Bu soru beni nerdeyse bütün gün oyaladı…
    - Anne ben geldim.
    Annem mutfaktaydı galiba yemek yapıyordu.
    - Hoş geldin oğlum. Aç mısın?
    - Yok, anne şimdilik acıkmadım anne belki birazdan yerim.
    - Tamam oğlum.
    Odama geçtim hava biraz soğuktu üşümüştüm, öylece yattım yorganı çektim üstüme ısınmaya çalıştım. Yapacak bir şeyim yoktu yatakta Elif’İ düşünüyorum sadece…
    Bir daha Elif’imi görmeden geçmişti. Derslerin nasıl geçtiğini anlamamıştım...
    Cuma günüde Elif’imi görmeden geçiyordu. Ne Elif’imi gördüm nede aşkımı Emre’ye anlatabilmiştim. Günler resmen boş yere geçiyordu…
    Pazar akşamı gelmiş, yatağıma yatmıştım. Yarın Emre’nin okula geleceğinden emindim. Emre okula gelecekti bende ona Elif’e olan aşkımı anlatacaktım. Oda beni bu durumdan kurtaracaktı. Benim tek kurtuluşum Emre’ydi bundan emindim ben tek başıma başaramazdım. Ama Emre inanacak mıydı? Gerçekten Elif’i sevdiğime. Bunun içinde aslında bir düşüncem vardı şiirleri Emre’ye okuyacaktım. Şiirleri görünce bana kesin inanırdı. Yarın okula giderken şiirleri de almam gerekiyordu. Hemen kalktım yataktan şiirleri daha düzgün bir yazıyla yazdım. Yaklaşık bir saat bunlarla uğraştım… Sonra yatağıma yattım…
    Sabah ezanı okunurken gözlerimi açtım, ama saat yediye kadar yatağımdan kalkmadım. Elimi yüzümü yıkadım, üstümü giyip kahvaltı sofrasına oturdum… Okula geldiğim de heyecandan nasıl geldiğimi anlamamıştım. Hemen Emre’nin sınıfa koştum. Emre sırasında oturuyordu, yanına gittim.
    - Emre.
    - Hayırdır Adem.
    - Nerelerdesin sen bir haftadır ya gözlerim yollarda kaldık.
    - Sorma ya tatil biraz uzadı anlatırım sebebini. Hayrola ne oldu?
    - Seninle önemli bir şey konuşmam gerekiyor.
    - Ya Adem sorma benimde sana anlatmam gereken bir şey var şu tatili uzatma konusuyla ilgili.
    - Ne zaman müsaitsin?
    - Bugün önemli bir işim var yarın konuşsak olur mu?
    - Olur, yarın dersten sonra konuşuruz uygun mu?
    - Tamam Adem uygun yarın konuşuruz.
    Sınıfa gittim gözlerim beni yanıltmıyorsa Elif gelmişti. Hemen sırama oturup onu seyretmeye başladım. Göremediğim her gün için doya doya bakıyordum gözlerimi alamıyordum ondan. Gerçi her şeye öğrenmesi için yirmi dört saatten fazla değildi ya geçecekti elbet. Derslerde Elif’i seyretmeye devam ediyordum. Dayanamıyordum yanına gitmek geliyordu içimden. Kendimi zorda olsa tutuyordum…
    Eve geldiğimde saat biraz geç olmuştu, annem kapıyı açar açmaz.
    - Oğlum saatten haberin var mı?
    - Kurusa bakma anne arkadaşlaydım saatin farkına kalkınca vardım.
    - Bir daha geç geleceğinde önceden haber ver oğlum merak ettim.
    - Anne bende bilmiyordum beş dakika diye oturduk baya geç oldu.
    - Hadi bu seferlik öyle olsun oğlum.
    - Tamam, anne bir daha olmaz.
    - Tamam oğlum.
    Hemen odaya geçip içimdeki mutluluktan dolayı sahilde biraz zaman geçirmiştim. Anneme gene yalan söyledim…
    Uykum gelmemişti ama uymam gerekiyordu. Yarın büyük gündü ve benim bugüne kesinlikle geç kalmamam gerekiyordu. Sonunda uykum gelmeye başlamıştı…
    - Adem.
    Yataktan fırladım, geç kaldım korkusuyla hemen üstümü giyinmeye başladım. Fazla vakit geçmeden annem yine seslendi.
    - Adem!
    - Efendim anne.
    - Oğlum arkadaşın geldi kapıda bekliyor.
    Arkadaşım mı? Doğru düzgün kimse benim evimi bilmiyordu, kim olabilirdi gelen? Bu arada unutmadan şiirleri yanıma aldım.
    - Kim gelmiş anne.
    - Emre’ymiş adı oğlum.
    - Tamam, anne geliyorum.
    Bu benim için çok iyi olmuştu okula gitmeden konuyu Emre’ye anlatırdım gidince de oda Elif’le konuşurdu.
    - Gel kahvaltı yapalım Emre.
    - Yok ya şimdi arabayı park etmeye uğraşmayayım sen gel sahilde yaparız kahvaltıyı.
    - Geliyorum.
    Daha rahat bir ortam olamazdı Emre’ye, Elif’e olan aşkımı anlatmak için hemen arabaya bindim.
    - Günaydın Adem.
    - Günaydın Emre. Hayrola niye zahmet ettin buraya kadar gelecektim bende okula orda konuşurduk.
    - Ya okula gidip başkasından duymanı istemedim, bu benim için çok önemli hem herkesten önce senin öğrenmen lazım sen benim en iyi dostumsun.
    - Benimde sana anlatmam gereken bir şey var hem senin yardımın lazım bana.
    - Ne demek Adem’cim yadım ederim tabi önce bir şeyler yiyelim mi?
    Sahil kenarında güzel bir cafeye oturduk Emre gelen garsona ikimiz adına bir şeyler söyledi.
    - Çok mutlu gördüm Emre bugün seni.
    - Evet, şu sıralar çok mutluyum.
    - Mutluluğunun sebebini merak ettim anlatır mısın?
    - Dün sen diyordun bir şeyler konuşalım diye sen söyle.
    - Yok Emre önce seni dinlemek istiyorum.
    - Tamam Adem’cim nasıl istersen.
    Gülümseyerek parmağındaki yüzüğü bana gösterdi. Söz yüzüğüne benziyordu. Bir şeyler söyleyecek gibiydi.
    - Adem tatilde ne oldu biliyor musun?
    - Seni baya mutlu ettiğine çok güzel bir şey olsa gerek.
    - Evet Adem sevdiğim biri vardı ya.
    - Evet, bir ara söylüyordun.
    - Onunla söz yaptık bayram tatilinde.
    - Allah mutlu mesut etsin kardeşim.
    - Sağ ol kardeşim.
    - Kim yenge tanıyor muyuz?
    - Aslında tanıyorsun sana pek uzak değil tahmin et bakalım.
    - Kimse gelmiyor aklıma Emre söylesene çok merak ettim arkadaşımın kalbini çalanı.
    - Sizin sınıfta.
    - Bizim sınıfta mı?
    - Evet?
    - Adı ne?
    - Elif.
    - Elif mi?
    - Evet, bu sene Sakarya’dan geldi ya o Elif.
    Emre’nin bu sözleri beni beynimden vurulmuşa döndürdü, ağzımdan hiçbir şey çıkmıyordu dona kalmıştım. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Kendimi zor tutuyordum, gözlerim doldu Emre’ye döndüm.
    - Tekrar hayırlı olsun kardeşim çok sevindim senin adına.
    - Sağ ol kardeşim ilk sen bil istedim.
    - Evet, iyi düşünmüşsün önce bana söylemeseydin darılırdım valla.
    - Yani kardeşim önce senin bilmem gerekiyordu.
    Ne yapıp ne edip bir an önce oradan Emre’nin yanından ayrılmam gerekiyordu. Daha fazla duramayacaktım.
    - Emre benim eve gitmem gerekiyor.
    - Neden okula giderdik.
    - Sen git okula ben ilk derse girmeyeceğim.
    - Neden ne oldu ki.
    - Ya ödev vardı ikinci derse onu yapmam gerekiyor sen git okula ben gelirim.
    - Tamam Adem’cim nasıl diyorsan.
    Oradan kalkıp biraz uzaklaştıktan sonra ne yapacağımı bilmiyordum. Elif’im benim değil Emre’nin Elif’iymiş. Ne yapacaktım? Nasıl yaşayacaktım bu utançla? Eve gitmem gerekiyordu. Annemi son defa görmem…
    - Adem hayırdır bu saate.
    - Anne ödevimi yapmam gerekiyor hoca gelmeyecekmiş sabahtan.
    - Tamam, oğlum kolay gelsin.
    - Sağ ol anne.
    Odada ne yapacağıma karar vermeye çalışıyordum... Son defa yazacaktım daha sonrası olmayacaktı…
    VE GİDİŞİN…!
    Nerden başlasam bilmiyorum sana nasıl vurulduğumu daha doğrusu taptığımı, bende bilmiyorum. Sende bir şey var çekiyor beni çektikçe büyüyor sevgin ve her gün bu daha şiddetleniyor. O bakışın var ya evet evet o bakış işte sana kendimi ettiğim daha doğrusu taptığım şeydir. O suskunluğun var ya ürkek bir ceylanın kaçışı kadar sessiz ve narin. Şimdi soruyorum sana neden ha! Neden seni başkalarıyla görmek öldürüyor beni. O elin var ya o el sade ve sadece bana ait olmalı tenine ben dokunmalıyım; ama olmadı! Ben sana vurulduğumu anlatacak kelimeler bulamadım. Hep sana yakın yerlerde oturup dikkatini çekmeye çalıştım ama sen yine sessiz yine suskundun. O suskunluğun var ya denizin akşam vakti dolunayla yaptığı ahenk gibiydi. Evet sen denizdin ama ben dolunay olamadım olsun dolunay bir başkası olsun bense o deniz kenarındaki kayalar olsam her gün dövsen dövsen yine razıyım ve bu satırları neden yazdım biliyor musun? Bence bunun da AŞK!!!...
    Gözyaşlarıyla yazdığım yazıyı da alıp çıktım evden. Ne yapacaktım…
    O an yazdığım şiirleri Emre’nin abrasında unuttuğum aklıma geldi. Artık her şey için çok geçti. Gidemezdim Emre onları gördüyse bakamazdım yüzüne. Çaresizce kayalıkların olduğu yere yaklaştım. Kayarın üstüne çıktım, son defa çekiyordum nefesi son defa Elif’im diyordum ötesi yoktu…

      Forum Saati Paz Kas. 19, 2017 10:33 am