Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    KARTAL'DAN MEHMET HOCA'YA - Harun DİNÇER

    Paylaş

    1001110058

    Mesaj Sayısı : 1
    Kayıt tarihi : 24/10/10

    KARTAL'DAN MEHMET HOCA'YA - Harun DİNÇER

    Mesaj  1001110058 Bir Paz Ara. 19, 2010 11:38 am

    KARTAL’DAN MEHMET HOCA’YA

    İçindeki özlemle, sitem dolu ‘Gene Başladık’ cümlesini söyledikten sonra ayakkabılarının tozunu sildi.İpleri özenle bağladı.Kapıyı çekip sigarasını ateşledi.Mehmet Hoca sigaradan her çektiği nefeste dertlerinin azaldığını hissedi-yordu. Havaya bıraktığı dumanda hayatındaki dertler gizliydi. Kahvehanenin yanından geçerken iri yapılı ve büyük gözlü adama selam verdi. Bu adam kahvehanenin sahibi Koca Hasan’dı. Her zamanki gibi erkenden işinin başına geçmişti.
    Mehmet Hoca psikolojik sorunları olan hep kederli yüzünde tebessümü zor gördüğünüz, söylediği türkülerde acıyı yaşadığını hissettiğiniz, babacan bir öğretmendi.Öğretmenlik yaptığı okula sürgün olarak gelmişti.Görev yaptığı Karbasan İlköğretim Okulu Uşak’ın Karahallı ilçesine bağlı Karbasan Köyü’ndeydi.Karbasan Köyü Denizli şehri sınırında halkın bağcılık yaptığı ve küçükbaş hayvancılıkla uğraştığı güzel bir yerleşim yeriydi.Mehmet Hoca köy camisinin imamının yardımıyla kendine iki oda bir salon bir ev buldu.Ev köyün biraz dışında kalıyordu.Mehmet Hoca bu evi özel olarak seçti. Sessizliği seviyordu.Çünkü insan sesler bazen ona geçmişi hatırlatıyor ve kabuk tutmuş yaralarını tekrar kanatıyordu.
    Kahvehaneyi geçtikten sonra birkaç öğrencisi peşine takıldı. Bu durumu fark eden Mehmet Hoca sigarasını yere atıp söndürdü. Öğrencilerine kötü örnek olmak istemiyordu. Çeşmeye doğru yöneldi.Su tasını zincirinden çıkarıp 153 yıldır akan köylülerin Kar Çeşmesi dedikleri,kaynağını büyük ve hep karlı olan Karlık Dağı’ndan alan çeşmeden doldurdu.Kana kana içti.Eylül ayının ortasında olmalarına rağmen ağustos sıcakları henüz bitmemişti.Öğrencileri de yanına çağıran Mehmet Hoca okula hızlı adımlarla yürümeye başladı.Saatine baktığında yüzündeki ifade bir anda değişmişti.Dayakçı Müdür Hamdi ile hiç muhatap olmak istemiyordu.Müdür Hamdi Bey asık suratıyla sıraya dizilen öğrencilere pos bıyığının altından nefretle bakıyordu.Mehmet Hoca Hamdi Bey’e donuk bir yüzle bir selam verdikten sonra kendi sınıfının olduğu sıraya doğru yöneldi.Öğrencileri onun bu köyde ki en sevdiği arkadaşlarıydı.İstiklal Marşı ve Andımız okundu.Mehmet Hoca arkada
    öğrenciler önde tavanı nemden kabarmış ve bir kısmı da yere dökülmüş sınıfa girdiler.Hamdi Bey en kötü sınıfı Mehmet Hoca’ya vermişti.Mehmet Hoca sobaya bakınca eski anıları biranda hayat buldu.Bir öğrencisi geçen sene şubatta kar fırtınası olduğu bir günde kaybolmuştu.Kapı öfkeli bir şekilde bağırıyordu.Tanıdık bir ses ‘Hoca’ diye inliyordu.Yörük Ümmet hava kararınca korkmaya başlamıştı.Oğlu Ali’nin arkadaşlarıyla oyuna daldığını düşünmüş hava kararıncaya dek Ali hiç aklına gelmemişti.Okula gelmiş Ali’yi bahçede göremeyince en yakın arkadaşı Ahmet’in evine gitmiş, Ali’yi sormuş ’Haberim yok.’ cevabı üzerine büyük bir korkuyla Mehmet Hoca’nın evine gelmişti. Mehmet Hoca Gecko marka gümüş rengi tabancasını alıp Yörük Ümmet’le köyün batısındaki tepelere doğru yürümeye başladılar.Ali’nin dedesine gitme ihtimali onları oraya yönlendirmişti.Fırtına onları engelliyordu.Karda başlayınca görüş mesafesi daralmıştı.Zor kayalıkları aştıklarında evin yanında duran adama Yörük Ümmet bağırdı ‘Baba’ yaşlı adam cevap verdi ‘Ey!’. Yörük Ümmet ‘ Baba Ali buraya geldi mi?’ diye sordu.Yaşlı adam ‘Beş dakika önce çıkmıştı.’ diye cevap verdi.Mehmet Hoca ve Yörük Ümmet kar fırtınasına bakıp korkmaya başlamışlardı.Fırtınada kendileri bile ayakta durmakta zorlanırken Ali nasıl eve dönecekti.İki birden köye yöneldiler.Bir yandan yürüyüp bir yan ‘Ali’ diye bağırıyorlardı. Mehmet Hoca bağırırken dikkat ediyor, kurtların seslerini işitip eli tetikte bekliyordu.İki saate yakın bir süre aradılar.Her geçen dakikada güçleri tükeniyordu. Ali dokuz yaşında bir çocuktu.
    Zayıf bedeni bu soğuğu kaldıramazdı.Hele ki kurtlar gelmişse çok kötü olabilirdi.Bu düşüncelerle Yörük Ümmet bütün gücüyle ‘Ali’ bağırmaya devam etti.Ağlama seslerini işiten Mehmet Hoca o yöne doğru koşmaya başladı.Ali kayalıkların arasına girmiş soğuktan ve açlıktan benzi solmuştu.Korktuğu ellerinin titremesinden ve gözlerinden belli oluyordu. Mehmet Hoca onu paltosuyla sardı ve Yörük Ümmet’le beraber avine kadar bıraktı.

    Mehmet Hoca ‘öğretmenim’ sesini duyduğu an irkildi ve arkasına döndü. Sınıfın en çalışkan çocuğu Zeynep dersin
    başlamasını istiyor gibiydi.Mehmet Hoca konuştu: ‘Dersimiz Hayat Bilgisi çocuklar, herkes Savaş Çocukları adlı parçayı okusun’.Ders bitiminde Mehmet Hoca şiir defterini çıkardı. Yeşil kapağını kaldırıp 18-19 yaşlarında yazdığı Savaş Yarası adlı şiire baktı.Şiiri diğer ders öğrencilerine de okudu;

    Savaşın çocuğuyum tanı
    Savaşlarda aktı kanım
    İnsan yerine koymazlar
    Ben hep sömürülen tarafım

    Annemi vurdukları gün
    Bende öldüm
    Bende sevgi bitti
    Annemle sevgiyi gömdüm

    Babam çatışmada ölmüş
    Ben bir yaşındayken
    İnsanlık beklemeyin
    İçimde bu nefret varken

    Artık kimsem yok
    Dostum babamın bıçağı
    Yalnızlıkla tavan yaptı
    İçimde nefret ve acı

    Boş ver dedim
    Hayat aksın gitsin
    Zaten herkes terk etti
    Artık dünyada teksin

    Tek isteğim Allah’tan
    Bir yardım eli
    Güçte hayatta orantısız
    Küfür etmemek elde mi





    Silah sesiyle uyandım
    Gene bu sabah
    Bir kez daha yemin ettim
    İntikam almaya

    Bıçağım ve elimdeki
    Büyük taş silah
    Gidiyorum savaşarak ölmeye
    Ya da özgür kalmaya

    Öğrenciler zilin çalmasıyla hareketlenmeye başladılar. Mehmet Hoca onların çıkmalarına izin verdi. Şiir defterine bakarken bir şiiri gözüne takıldı. Bu hatıra onun kalbini boğuyor gibiydi. Kederli yüzü bir anda soldu. Masanın üzerine kapanıp dertlerini gözyaşlarıyla masaya döküyordu.Kalbi haykırıyormuş gibi atıyor sanki bir kelime söylemek istiyordu.Kalbinin çığlığında
    -Hande- ismi gizliydi.Tartıştıkları o gün saniye saniye Mehmet Hoca’nın aklından geçiyordu.Düşündü de mavi gözlü sinirliyken bile ne kadar güzeldi.Göz yaşlarını yavaşça silip masadan kalktı.Şiir defterini de yanına alıp okulun arkasındaki banka oturdu.Şiir defterine şu dizeler döküldü.

    Düşünüyordum şimdi seni
    Kalbimden silemedim ismini
    Unutmam nasıl unutayım
    Denizden mavi gözlerini


    Seni unutmak istedim
    Ama bırakmadı gözlerin
    Beni yaralayan sen değil
    Bıçaktan keskin sözlerin

    Dersler bitmiş ve eve dönme vakti gelmişti.Mehmet Hoca düşüncelere dalmış bir biçimde eve geldi.Ertesi gün okul için yola koyulan Mehmet Hoca Kar Çeşmesi’nde yine O’nu gördü.O mavi gözleriyle Hande’yi anımsatan muhtarın kızı Cemile’ydi.Hoca gene psikolojik bunalıma girmişti.Alnından soğuk terler dökülüyordu.Bir an içinden ‘Hande’ diye bağırmak geldi.Değişik halüsinasyonlar gözünden geçiyordu.Kendini zor tuttu.Cemile’nin yanına gidip ‘Neden’ diye sormak istiyordu.Hala Cemile ile Hande’yi beyninde ayıramamıştı.Yüzüne eliyle su çarptı ve oradan uzaklaştı.Geçmişte olduğu gibi kötü şeyler olmasını istemiyordu.
    Yolda köy imamını gördü.İmam Hoca’nın gözlerindeki korkudan yüzündeki gariplikten kriz geçirdiğini anlamıştı Hoca’ya ‘Gel beş Dakka oturalım’ dedi.Hoca bu teklifi kabul etti.İmam Mehmet Hoca’yı sakinleştirmek istiyordu.Ona elindeki bağdan getirdiği üzümden bir salkım verdi.Biraz konuştuktan Mehmet Hoca sakinleşmişti.Hoca okula geç kalmıştı.Hızla sınıfının olduğu kata çıktı.Ortada olağandışı bir durum vardı.Sınıftan çıt ses gelmiyordu.Hoca kapıyı açtı ve durumu anladı.Dayakçı Müdür sınıfa gelmişti.Öğretmen masasında oturuyordu.Asık suratıyla bakıyordu.Büyük ellerini yük gibi taşıdığı göbeğinde kavuşturmuştu.Tok sesiyle ‘Nerde kaldın Mehmet Hoca’ dedi.Mehmet Hoca öğrencilerin önünde tartışma olsun istemiyordu ‘Müdür Bey dışarıda konuşabilirmiyiz’ dedi.Müdür Hamdi ‘Neyi dışarıda konuşacaz, bu okulun kuralları var,sen kuralları çiğneyemezsin’ dedi.Mehmet Hoca yine terlemeye başlamıştı,sinirden dişlerini sıkıyordu.İstese Müdür Hamdi’yi tek vuruşta devirebilirdi.
    Kontrolünü sağlamak için hemen sınıftan çıktı ve merdivenlere oturdu.
    Kalbi hızla atıyordu.Dayakçı Müdür sınıftan çıktı,Hoca’ya ters ters bakıp ‘senin hakkında tutanak tutacam sen görürsün’ dedi.Mehmet Hoca kendini zor tutuyordu.Ellerini bacağının üstüne koymuştu ve ellerini bacağına bastırıyordu.Dayakçı Müdür Hamdi,Mehmet Hoca’nın kendisini şikayet edeciğini öğrendiğinden bu yana Mehmet Hoca’ya düşman olmuştu.Dayakçı Müdür okulda kendisini her şeyden üstün olarak görüyordu. Okulun ağası gibiydi.Köylerde denetlenme olmadığı için Dayakçı Müdür kurallarını kafasına göre belirliyordu.Mehmet Hoca merdivenlerde biraz oturup sınıfa girdi.Dersini anlatmaya başladı.Günler geçip giderken hafta sonu gelmişti.Cumartesi günü sabah eve alınacak listesini yapan Mehmet Hoca kahvehaneye gitti.Kahvehane’nin önünde onbeş dakika bekledi.İlçe otobüsü gelince otobüse bindi.Otobüs Karahallı’ya yirmi dakka civarında ulaşıyordu.Karahallı’nın girişinden sağa sapan araba yokuşu çıkmaya başladı.Hoca her zaman çay içtiği çayevinde indi.Sessiz bir köşeye oturup köy istedi.Hoca çayı çok severdi.Alışverişini bitirp geri döndü.Pazar sabahı gazeteyi okurken gözü ‘Özel Doğu Timi Yargılanacak’ haberine ilişti.Özel Doğu Timi kendisininde askerliğinde operasyon için katıldığı timin ismiydi.Mehmet Hoca askerliğini sürdürüken Teğmen Yusuf onu çağırmış ve bir adamla tanıştırmıştı.Bu adam terör operasyonları yapan ÖDT’nin lideriydi.Kod ismi Sansar’dı.Bu adam uzun kollarında adelerlerin kendini gösterdiği geniş yüzlü,esmer tenliydi.Mehmet Hoca Sansar’ı ilk gördüğünde imrenerek baktı.Sansar ‘Otur asker’ dedi.Mehmet Hoca insanı ürküten bu dondurucu sesten o kadar etkilenmişti ki hemen kendisini sandalyeye attı.Sansar konuşmaya devam etti ‘Lafı uzatmaya gerek yok ben seninde ismini duyduğun ÖDT’nin lideriyim.Seni birkaç operasyon için timimize alacaz.Mehmet Hoca ÖDT’yi haberlerde duymuş ve ÖDT hayranı olmuştu.Şimdi kendiside bu efsane time katılacaktı.Sansar ona bir bilet bırakıp dışarıya çıktı.Bilette Gaziantep,21:00,12 yazıyordu.Mehmet Hoca Gaziantep’e doğru yola çıktı.Terminalde indi ve bavulunu bagajdan çıkardı.Bavulun üstüne yapıştırılmış kağıtta ‘Kaleye gel’ yazıyordu.Hoca bir taksi durdurup kaleye götürmesini söyledi.Kaleye geldiğinde insanları yavaş yavaş izlemeye başladı.Uzun bir adam Mehmet Hoca’ya el işareti yapıp arkasına döndü,hızlı adımlarla yürümeye başladı.Mehmet Hoca şehir içinde dikkat çekmemek için koşmadan hızlı adımlarla uzun adamı takibe koyuldu.Uzun adam ara sokaklara dalınca Mehmet Hoca adımlarını biraz daha hızlandırdı.Gaziantep’in dar sokaklarında yürürken uzun adam yaklaşık bir buçuk metrelik duvara tek hamlede çıktı ve bahçeye atladı..Bahçede bir metre çapında bir su kuyusu vardı.Hemen kuyunun içine atlayan Uzun adamı Mehmet Hoca takip etti. Kuyu karanlıktı,Mehmet Hoca kuyuya atlayınca uzun adam kuyunun üstünü kapattı.Demir kapağı sekiz yerden kilitleyip altına bir düzenek monte etti.Hoca çakmağını yakıp düzeneğe baktı.Bu düzenek tedbir amaçlı bomba düzeneğiydi.Kilitlere bağlanmıştı.Kapak herhangi bir yerinden açılmaya kalkışılsa bomba patlayacak ve onlara kaçma fırsatı sağlayacaktı.Uzun adam siyah ahşap kapıyı açtı ve hocaya el hareketiyle çağırdı.Merdivenlerden yaklaşık dört metre yeraltına indiler.Bir kapı daha açıp geniş bir salona çıktılar.Uzun adam Mehmet Hoca’ya odasını gösterip loş salondan uzaklaştı.Mehmet Hoca yolculukta yorulmuştu.Kendisini ahşap yatağın üzeri attı.Sansar diyaframının derinlerinden gelen tok sesle Kartal diye bağırdı ve Hoca gözlerini açar açmaz hemen yatağından fırladı.Sansar konuştu ‘senin bundan sonra adın Kartal bu ismi kafana kazı’ Mehmet Hoca’ya istihbarat eğitimide verilecekti.Mehmet Hoca’nın yanına dün onu bu mekana getiren uzun boylu adam geldi.Adamın kod ismi Şahin’di.Şahin timin keskin nişancısıydı.Şahin Sansar’dan sonra ikinci lideriydi.Şahin ‘Kartal beni takip et’ dedi.Mehmet Hoca takip etti.Koridorun sonunda kondisyon ve body salonu vardı.Burada diğer tim üyeleri vücut çalışıyorlardı.Şahin ona günlük planlarını ve yemek saatlerini anlattı.Uyku süresi sadece beş saatti.Her gün 5-7 arası vücut geliştirme, 13:00-17:00 silah ve patlayıcı eğitimi vardı.Mehmet Hoca’ya 20:00-24:00 saatleri arası önceden CIA’de çalışmış Trojan lakaplı biri bilgisayar ve dinleme teçhizatları hakkında özel ders veriyordu.Üç hafta sonunda tam bir Kartal olan Mehmet Hoca profesyonel bir asker olmuştu.İlkokul yıllarından taekwondo eğitimi alması ve müsabakalara katılmış olması vücudunun bu denli kaslı olmasında etkiliydi.Eline tüfek aldığında 14 yaşındaydı ve babasıyla ava gidiyordu.Nişan derecesinin iyi olması babasının silah merakı ve beraber gittikleri avlardan kaynaklanıyordu. Teknoloji eğitimi alan Kartal artık kendisini ÖDT askeri olarak görüyordu. Sansar saat 9:00’da toplantı olacağını herkesin toplantı odasına gelmesini emretmişti.Kartal ve diğer üyeler toplantı odasında sessiz bir şekilde bekliyordu.Herkes sıradan bir olay gibi otururken içlerinde tek bir kişi soğukkanlı değildi.Kartal Şahin’den operasyon yapılacağı bilgisini almış ve heyecanlanmıştı.Heyecanını yenmeye çalışan Kartal düşüncelerini başka şeyler üzerinde yoğunlaştırmaya çalışıyordu.Kapı önünde dev bir gölge göründü.Kolları yana açık yürüyen bu adam Sansar’dı ve konuştu:‘Arkadaşlar yeni görevimiz Mavişehir Emniyet Müdürü hakkında bilgi edinmek ve yeterli bilgiye ulaştığımızda hedefi infaz etmek,önce sadece istihbarat toplanacak ve bu görev Köstebek’e ait’.Sansar Köstebek’e iki adam vermişti.Bu adamlar ÖDT’nin en fazla operasyonuna katılan Fare ve time yeni katılan Kartal’dı.Operasyon kod adı Mavişehir olan şehirde yapılacaktı.Emniyet Müdürü’nün Ruslarla anlaşıp silah kaçakçılığı yaptığı bilgisini almışlardı.Teknoloji görevi Mehmet Hoca nam-ı diğer Kartal’a aitti.Kartal Mavişehir Emniyet Müdürlüğü’nün tüm bilgisayarlarını inceleyecek ve msn,yahoo vb konuşma ve mail adreslerindeki trafiği kaydedecekti.Köstebek ve Fare ise Emniyet Müdürü ve yakın ilişkili kişilerin evlerine girip evde arama yapacaktı.Kartal kendisine verilen kimlikle eşyalarını alıp Emniyet Müdürü’nün evinin karşısından bir daire kiraladı.Kendisini apartman yöneticisine avukat olarak tanıtmıştı.Eve bilgisayarları kurdu ve tedbir olarak tüm odalara kamera yerleştirdi.İş yaparken baskın yememesi gerekiyordu.İlk gün kapıyı değiştirmiş ve komşularına avukat olduğu için güvenlikte olması gerektiğin söylemişti. Herkesin kalınlığına bakıp şaşırdığı bu kapı titanyum kaplıydı ve patlayıcılar ve silahlar için aşılamayacak bir güç ve dayanıklılıktaydı.Emniyet Müdürü’nün dairesine hemen hemen 15 metre kadar karşısında kalıyordu.Kartal 4. katta emniyet müdürünün apartmanın tam karşısındaki apartmandan daireyi kiralaması ona büyük avantaj sağlıyordu.Dürbünle gördüğü kadar salonda bir bilgisayar vardı.Ev belirli saatlerde hareketliydi.Bilgisayarın IP adresini almıştı ve IP üzerinden internete giren tüm bilgisayarların bilgilerine ulaşmıştı.Kartal hala kesin bir suç teşkil bir bilgiye ulaşamamıştı.Emniyet Müdürü her sabah özel arabasıyla apartmandan çıkıyordu.Şoförü hemen alt katında oturuyordu ve araba apartman garajındaydı.Garaja iki yerden giriş vardı.Birinci giriş garajın kapısı ikinci giriş ise apartman kapısından girilen garaja giden içerdeki merdivenlerdi.Kartal Emniyet Müdürü’nün makam arabasına casus mikrofon ve gözcü kamera yerleştirecekti.Garaj kapısından girmesinin tehlikeli olacağından apartman kapısından girip merdivenlerden garaja inecekti.Gece evi gözlerken dışarıya çıkan Kartal apartman etrafında biraz dolandı ve dairelerin ışıklarının kapalı olduğunu görünce içinden ‘tam zamanı’ dedi.Hava zifiri karalıktı.Saat 3 civarıydı.Apartman kapısını zorlanmadan açan Kartal merdivenlerden garaja inerken bir anda geri çekildi.Hesapta olmayan bir durum vardı.Garajın üç noktasın kamera vardı ve bu kameraların etkisiz hale getirilmesi gerekiyordu.Apartman girişindeki şartelleri indirse bile kamera çalışmaya devam edecekti.Bu kameralar güç kaynağıyla desteklen son sürüm kameralardandı.Kabloları takip eden Kartal kamera merkezinin 1. katta olduğuna kanaat getirmişti.
    Girmişken bu işi bitirmeyi düşünüyordu.Kamera merkezinin olduğu düşündüğü dairenin kapısını maymuncuk anahtarlarından biriyle basit bir şekilde açtı.Kapı koridora açılıyordu.Karşıda bir kapı ve solda üç kapı vardı.Soldaki üç kapıdan ikisinde ışık yanıyordu.Kapı girişindeki ayakkabılardan burada bir aile yaşadığı anlaşılıyordu.Yanan iki ışık çocuk odasından ve yatak odasından geliyor olmalıydı.İlk kapıyı açtı tahmin ettiği gibi burası salondu.Genişti bir bilgisayar , 55 ekran bir televizyon ve dört kanepe vardı.Sonra giriş kapısının karşısındaki kapıya yöneldi usulca kapıyı araladı.Burası mutfaktı.Mutfakta bir kapı vardı ve apartmanın duruşuna göre kapı balkona açılıyordur diye düşündü Kartal.Sonra yinede kapı kolunu indirdi ama kapı açılmıyordu kilitliydi.Kapı kilidini biraz zorladıktan sonra açan Kartal sevinçten gözleri parlıyordu.Bu açtığı kapı kiler büyüklüğünde bir odanın kapısıydı ama önemi bu değildi önemi bu odanın kamera merkezi olmasıydı. Kartal çantasını açıp ekipmanlarını çıkardı. Kameraları 10 dakikalığına durduracaktı ve 10 dakika sonra kamera kayda devam edecek yani aktif olacaktı. Sistemi ayarladı ve hemen odadan çıktı.Kapıları yavaşça çekip merdivenden aşağıya doğru yöneldi. Emniyet Müdürü’nün arabasına yaklaşırken keskin bir ses duyuldu. Garaj kapısı yavaş yavaş açılmaya başlamıştı.Kartal hemen kendisini arabaların arasına attı.Görülmemesi gerekiyordu.İçeriye gümüş rengi Toyota Corolla Comfort sedan kasa bir araba girdi ve park etti.İçinden iki kişi indi ve garaj kapısını kapatıp merdivenlerden yukarıya doğru çıktılar.Kartal Müdür’ün arabasına yaklaşıp kaputu açtı.Sol üst kısımdaki elektrik sistemlerini durdurdu.Şoför kapısını biraz zorlansa da açtı.Şoför koltuğunun kafa bölgesinin arka koltuğa bakan kısmına iğne biçiminde olan casus mikrofonlardan yedi adet soktu.İğnelerden her renkten vardı ve iyi kamufle oluyorlardı.Arka koltuğun üç kafa kısmı vardı.Buralarada 10 adet yerleştirdi. Böylece sesi daha iyi alacaktı. Gözcü kamera yerleştirecekti ama kameranın fark edilme riskini göze alamayan Kartal önceden hazırladığı üzerinde Mavişehir Emniyet Müdürlüğü’nün amblemi olan ve arkasında gizli kamera olan kalemlerden öndeki iki koltuk arasına koydu. Görev tamamdı ve hemen oradan uzaklaştı. Eve gittiğinde kapı kilidinin çizilmiş olduğunu gören Kartal kapıyı yavaşça açtı. Silahını çekip yavaşça odaları kontrol etti.Salonda iki kişi vardı.Bu adamlar Köstebek ve Fare’ydi.İstihbarat toplantısı yapmak için gelmişlerdi.İlk önce Köstebek konuştu:’Müdür’ün evine ve yakınlarının evlerine girdik işe yarayacak hiçbir şey bulamadık,Kartal sende bir gelişme var mı?’ Kartal cevap verdi:’Bende’de bir gelişme yok, dinliyorum bilgisayarları tarıyorum ama işe yarayacak herhangi bir bilgiye maalesef ulaşamadım.Biraz önce Müdür’ün arabasına casus mikrofon ve gözcü kamera yerleştirdim.Bakalım dinleyelim ne olacak.’ Köstebek selam verdi ve Fare’ye de el işaretiyle çağırdı.Beraber daireden çıktılar.Kartal Emniyet Müdürlüğü’nün arkasında bir apartman dairesi daha kiralamıştı ve tüm dinleme cihazlarını oraya kurmuştu.Kartal dışarıya çıksa bile sistem Müdür’ün telsizinden çıkan tüm sesleri kaydediyordu.Müdür’ü cep telefonundan da takibe alan Kartal kayda değer bir bilgiye henüz ulaşamamıştı.Günde dört saat uyuyordu.Bu onu fazla zorlamıyordu çünkü time katıldığı anadan itibaren her gece dört saat uyumuştu ve buna artık alışmıştı.Gözetlemeye başlayalı iki hafta olmuştu.Bir gece saat 4:00 civarı Emniyet Müdürü’nün evini gözetlerken salonun ışığı yandı.Perde’nin turuncu renge dönmesi gece lambasının yandığının habercisiydi.Pencerenin bir bölümü açıktı,perde
    tam olarak pencereyi kapatmıyordu.Salonun bir kısmı görünüyordu.Siyah eldivenli biri elindeki birkaç beyaz kağıdı çekmeceden aldığı kitabın içine koydu.Kitabı kapatıp tekrar aldığı yere geri koydu.Kartal bunları izlerken vücudu bir anda adrenalin pompalamaya başlamıştı.Emniyet Müdürü’nün evinin salonunda gizli işler döndüğünün kokusu Kartal’ın harekete geçme güdüsünü artırıyordu.Beş dakika kadar izledikten sonra harekete geçti.Silahını ve yedek altı şarjörünü de alıp hafif ekipmanlarını ceplerine doldurdu.Karmaşık düşünceler içersindeydi.Bunları düşünürken çoktan apartmanın kapısına dayanmış açmak için kapı kilidini zorluyordu.Üstündeki elbiseler kalın olmasına rağmen havada ki rüzgar vücudunda ürpertici bir etki bırakıyordu. Kapıyı açıp içeriye girdikten sonra yine o keskin sesi duydu.Garaj kapısının açılış-kapanış sesiydi bu ses.Hemen garaja yönelen Kartal kapının kapandığını gördü.Apartmanın kapısından hemen dışarıya fırladı.Bmw tipli siyah bir araba yaklaşık 150 metre ilerdeki köşeden dönmek üzereydi.Tekrar apartman içine girip merdivenleri ikişer üçer çıktı.Emniyet Müdürü’nün kapısını elindeki özel dizayn edilmiş demir aletle biraz zorladıktan sonra maymuncukla açtı ve usulca salona doğru yürüdü.Evin planını bu eve tarama için giren Fare çizmiş ve Kartal’a vermişti.Salona giren Kartal en sağdaki çekmeceyi yavaşça açtı.En ufak bir ses veya hata işi berbat edebilirdi.Çekmeceyi açmasıyla birlikte bir alarm sesi duyuldu.Çekmecelerde özel alarm sistemi vardı.Kartal hemen çekmecedeki kitabı çekmeceyi kapasada alarm hala devam ediyordu.Kitabın içinde ki beyaz kağıtları buldu.İçersinde Rusça yazılar vardı ve bu yazılar Kartal’a silah kaçakçılığının belgeleri gibi gelmişti.İkinci kağıdın sonunda 14.000.000$(dolar) yazıyordu.Kartal bunları okurken ayak seslerini işitti ve salon kapısı açıldı.Kapıda 1.70 boylarında siyah saçlı yeşil gözlü Emniyet Müdür’ü kar maskeli ve siyah elbiseli Kartal’a ‘Teslim ol’ dedi.Emniyet Müdürü’nün Kartal’ın gözünde hiçbir değeri kalmamıştı çünkü ona göre bu adam kendi çıkarları için vatanının görevini kötüye kullanan bir işbirlikçiydi.Bu Kartal’ı çok fazla öfkelendiren bir durumdu.Kartal yüzünü Emniyet Müdürü’ne doğru çevirdi.Kitabı elinden yavaşça yere bırakırken Emniyet Müdürü onu gözünü kırpmaksızın takip ediyordu.Müdürün elinde nedeni belli olmayan susturuculu bir silah vardı.Kartal kitabı yavaşça yere koyarken harita metod bir defter büyüklüğünde olan bu kitabı birden Emniyet Müdürü’ne doğru fırlattı.Bu Emniyet Müdürü’nün bir saniye bile olsa dikkatini dağıtmaya ve dengesini bozmaya yetmişti. Kartal ayağının üst kısmına yani ayak bileğine önceden yerleştirmiş olduğu sustalı bıçağın düğmesi tek dokunuşta açtı ve Emniyet Müdür’ün boğazına doğru fırlattı. Fırlattığı an arı vızıltısı gibi bir ses duyuldu.Kartal bıçağı fırlatırken Emniyet Müdürü’de tetiği çekmişti.Kartal sağ omzunda bir sıcaklık hissetti.Mermi omzuna saplamıştı.Cebindeki bezle hemen tampon yapıp üstünü bağladı.Yerden kitabı alıp çekmeceye koydu.Alarm sistemini inaktif durumdan aktif duruma getirdi.Emniyet Müdürü’nün silahını yerden alıp cebine koydu.Bıçak Müdür’ün şah damarına saplanmıştı.Müdür saniyeler içinde ölmüştü.Müdür ateş ettikten sonra bıçağı çıkarmak için ani bir refleksle iki eliyle bıçağa sarılmış ve çıkaramadan yere yığılmıştı.Müdür’ün elinin bıçakta olması Kartal için iyi olmuştu.Olaya intihar olarak anlaşılacaktı.Kartal’ın diğer şanslı olduğu nokta ise Emniyet Müdürü’nün eşi ve çocuklarının tatilde olmasıydı.
    Arkada iz bırakmadan kaçabilecekti ve kaçacaktı da.Tuttuğu dairedeki istihbarat teçhizatlarını ve donanımlarını gizli mekanlarına götüren Kartal dikkat çekmemek için Sansar’ın emriyle bir ay daha o dairede bir avukat gibi yaşamaya devam etti.Sansar,Kartal’ı karargaha geldiğinde Müdür’ün öldüğü günün ertesi günü kutladı ve ÖDT üstün hizmet rozeti taktı.Kağıtları getirdiğinde Rusça ya çevirtmişler ve silah anlaşma evrakı olduğunu anlamışlardı bunu üzerine Sansar Kartal’a bu rozeti verdi.
    Emniyet Müdürü’nün öldüğü gün cenaza namazına şehrin yarısı gelmişti ve şehir meydanı insan kaynıyordu.Televizyon kanallarının hepsi bu haber veriyor ve bazı kanallar halka Müdür hakkında sorular soruyordu:’Efendim Sayın Emniyet Müdürü Erkan Bey’i halk arasında sevilen birimiydi,burada gördüğümüz kalabalığa hayretler içersinde izliyoruz?’ orta boylarda 50-60 yaş civarında saçlarının çoğu beyazlamış bir adam cevap veriyordu:’Erkan Bey çok iyi bir insandı,işadamlarından yardım toplar fakirlere dağıtırdı.Herkese çok iyi davranırdı.Vallahi evladım ben hiçbir kötü veya yanlış bir hareketini görmedim.’ Halk hep iyi şeyler söylüyordu.Sadece bir belgeyle ve duyduğu bilgileri dayanarak bir adamın canını alan Kartal biraz rahatsız olmuştu. Kafasını kurcalayan bu soruyu Sansar’a sordu.Sansar çok rahat bir biçimde cevap verdi:’ Erkan Bey dedikleri adama yardımsever diyorlarda bu değirmenin suyu nereden geliyor Kartal? Silahtan kazandığı paranın bir kısmını hayırsever gibi görünmek için kullanmış.Yoksa o kadar kişi nasıl yardım edebilecek,bunları kafandan sil tek şunu kafanda tut; bu adam görevini kötüye kullanmış vatan haini silah kaçakçısı bir adam!’ Kartal ikna olmuş gibiydi.

    Mehmet Hoca’nın aklında ÖDT’ deki günleri geçiyordu.Gazetede ki haberi okumaya devam etti.Habere göre ÖDT’ nin yaptığı tüm operasyonlar izinsiz ve silahları Amerika tarafından temin edilen operasyonlardı.Rapor ettikleri operasyonların hepsi yalandı ve Emniyet Müdürü Erkan Taşlı’nın öldürülmesi olayında bu timin bir ilişkisi olduğu burada dile getiriliyordu.Mehmet Hoca bu yazıları okurken beyninden vurulmuşa dönmüştü.Zaten bozuk olan psikolojisi daha da kötü bir hal alıyordu.Beyninden şu düşünceler geçiyordu:’Nasıl, şimdi ben katil miyim?’ bu soruya içinden bir ses ürpererek cevap veriyordu:’Hayır,olamaz,ben katil olamam.Kesinlikle olamam.’ Bunları düşünürken gözleri bir noktaya kilitlenmişti.Baktığı yerde ayrıldığı eşi Hande’nin resmi vardı ve bu resim ona bu haber üzerine şok etkisi yapıyordu.Gazeteyi hemen götürüp çöpe attı.Mehmet Hoca’nın içini korku kaplamıştı.Bu yaştan sonra hapse girmek istemiyordu.Titreyerek sürekli:’Hayır,ben katil değilim’ cümlesini söylüyor ve vücudundan terler dökülüyordu. Katil damgası üzerinde silinemeyecek hasara yol açmıştı.Ara sıra geçirdiği krizler artık sıklaşmıştı.Bu düşüncelerden kurtulmak için uyuyan Mehmet Hoca korku dolu rüyalarla uyanıyor,saatlerin hemen geçmesi için Allah’a yalvarıyordu.Pazartesi günü okula gitmek için evden çıkan Mehmet Hoca her an saldırıya uğrayacak gibi sağ eli ceketinin cebindeki silahı sıkıca tutmuş bir halde yoluna devam ediyordu.Sınıfa girdi ve her öğrenciyi ve sınıfın etrafını inceledi sonra öğretmen masasına yöneldi.Öğrenciler Mehmet Hoca’daki bu garipliği fark etmiş gibi görünüyordu.Dersler bittiğinde Mehmet Hoca biraz rahatlamıştı.Ders anlatması onu biraz olsun kötü düşüncelerden uzaklaşmasını sağlamıştı.Okuldan dönerken evdeki tüpün bittiğini hatırlayıp bakkala giren Mehmet Hoca birden donakaldı, muhtarın bakkalında kızı Cemile vardı.Cemile abisi olmadığı zamanlarda dükkanı idare ediyordu ve şu an bakkalı idare edende O’ydu.Mehmet Hoca krize girmişti ve Hande’ye bakıyordu.Cemile bu bakışlardan korkmuştu ve :’Mehmet Hoca nasılsınız?,Mehmet Hoca iyimisiniz?’ gibi sorular soruyordu.Mehmet Hoca Hande’den hatırladığı günü tekrar hatırlayıp ağlamaya başlamıştı.Kriz etkisini hala sürdürürken Mehmet Hoca Cemile’ye yaklaşıp kollarından sıkıca tuttu.Mehmet Hoca bir yandan ağlıyor bir yandan karşısındaki hayali Hande’yi sarsıyor ve soruyordu:’Neden beni bıraktın Hande neden?’ Cemile bu durumda ne yapacağını şaşırmıştı.Mehmet Hoca kendine gelince Cemile’nin kolunu bıraktı.Hiç bir şey hatırlamıyordu.Cemile, Hoca’nın eşinden ayrıldığını veüzgün olduğunu bildiği için Hoca’ya acıyordu.Tezgahtan bir peçete alan Cemile,
    Hoca’nın gözyaşlarını sildi.Hoca utanmıştı.Krize girdiğini biliyordu.Bunun sebeplerinden biri hapları kullanmamsıydı.Hapları beyninde uyuşukluk etkisi yaptığı için ve uykuya bağımlı hale getirdiği için kullanmıyordu.Mehmet Hoca ve Cemile bu durumdayken köyün fitne ve fesat insanı, şoför Haşmet’in karısı geveze Esin oradan geçiyordu.Köyün dedikoducusu Esin sinsi sinsi gülüyordu çünkü kendisine malzeme bulmuştu.Köyün kadınlarına laf yetiştirmeyi kendine adet edinmişti, kargaşadan çok zevk alıyordu.Mehmet Hoca bakkaldan çıkıp evine doğru hızlı bir şekilde yürüdü. Kapıyı yavaşça açıp silahını çıkardı,kapıyı ses çıkarmadan kapattı.Silahı ÖDT eğitimindeki gibi iki eliyle kavradı ve odaların altını üstüne getirip tehlikeli bir durum olmadığına kanaat getirince kendini yatağa attı.Korku ve kriz vücudunda soğuk etkisi yapıyordu.İnternetten ÖDT haberini okuyan Mehmet Hoca ÖDT dosyasının yarın savcılıktan mahkemeye gideceğini okuyunca kendisini hapishaneye bir adım daha yakın hissetti.Şunu da düşünüyordu, hiç kimse onun bu time katıldığını bilmiyordu ve kod adla bu time girmişti.Dikkatini dağıtmak için CD okuyucusuna bir CD ararken aklına eski albümler geldi.Onlardan dinlemek istiyordu.Dolabın çekmecesinden birinde ÖDT günlerinde sürekli dinledikleri şarkıların olduğu CD yi buldu ve bilgisayara taktı.İlk önce Zap şiirini açtı ve dinlemeye koyuldu ;

    ZAP ŞİİRİ

    Karanlık gecede kara sudan zap suyuna giden yol,
    Dolunay azaplığında vatanımın,
    Ay örgüsü saçlarına vurgun düşmüşüm,
    Alın yazımıza vatan ve bayrak, şehitlik yazılmış

    En güzel türküyü kurşun söyler özüme,
    Ola ki Tendürek ağıdı Cudi, Havar türkülerinde,
    Muhabbeti bulurum bir zaman,
    Şahadetse aslanların savaşında,
    Ölümsüzlük, şehitlik, bayrak hilalinde,
    Can veren, kan veren yiğitler,
    Yar gönlümüze düşende, çıktık dağların başına
    Karanlık gecede el uzattık hilale,
    Vurgun yedik seher rüzgarında,
    Gurbet türküleriyle selam ettik yar diyarına,
    Savaş türkülerinde kendimizi bulduk,
    Vatan türküsüyle huy eyledik her zaman
    Kürşat baskınlarında şahadetime destur verilirken,
    Tekbir-i ilahi ki bayrağımdaki iman,
    Yıldız yüceliğinde vatan olası gönül,
    Neylerim, neylerim sensiz acep?

    Seninle gezerim Şavşat’ı, Kars’ı,
    Seninle inerim Bingöl’den Van’a,
    Muş’tan el ederim Adıyaman’a,
    Ben deli sevdalar yaşar uykusu geçerken,
    Keleş sesinde yas tutarım,
    Ölen şehitlerin ardından,
    Mimarisi olduğum Anadolu’yu gezerken,
    Nasibim bir kurşun olup da, düşersem toprağa,
    Eğer, eğer toprak bana asmışsa bağrını,
    Damla damla düşüyorsa toprağa kan,
    Bayraklara sarılıyorsa tabutlar,
    Analar, analar ağlıyorsa yitik erlerinin ardı sıra,
    Gelinler, gelinler yas tutuyorsa yiğit erlerinin ardından
    Ki Türk devleti öksüz kalacaksa eğer,
    Koyuver şahin misali saldırsın İbrahim’in delilerini,
    Mehmetçesine, çakal sürüsüne,

    Ay gökte kaldıkça,
    Ulu kocaların, ak sakalların duası üstüne olsun.

    Bu şiir Mehmet Hoca’nın timdeyken en çok sevdiği şiirdi.Duyduğuna göre bu şiiri Hakkari Dağ Komandosu bir asker yazmıştı.Sonra medya player ikinci parçaya geçti. Bu türkü timde en çok dinlenilen ve herkesin türkü çalarken söylediği Sarıkamış türküsüydü.Türkü gönülleri canlandırıyor, adeta ılık esen rüzgar gibi çalıyordu;

    SARIKAMIŞ TÜRKÜSÜ

    Memed yetim memed aşık
    Potini var delik deşik
    anası elinde beşik
    memed yatar kar altında
    Sarıkamış kar altında
    Memedim karlar altında
    Yüreğinde sevdiceği: memleketi kor altında
    Anama demeyin sakın
    Tüfengi omzuma takın
    Bu yüreği benden sökün
    Yatamam toprak altında
    Son bir nefes memed dayan
    Zalım uyku gelde uyan
    Ölen beyaz bir kardelen
    Tahammülüm zor altında

    Ana sana bu mektubu Allahuekber dağında yazıyorum galiba veda vakti geldi hakkını helal et anam Elif kıza selamımı söyle o cepheden bu cepheye atıldık AŞK makamında bir türkümüz olmadı bu yüzden sevdamız gazi aşkımız şehittir bizim Elif kızın üstünden elim kalkmıştır gayrı hakkını helal etsin.Üzülme ana ağlama: Sarıhanlı nere Sarıkamış nere deme. Sarıkamış için ölmeyi bilmiyorsa bir adam Sarıhanlı için nasıl yaşar.Her seher vakti secde aydınlığındaki ak alnını öptüğümü bil ama beni öldü bilme.Ne diyor Yunus Baba ‘Ölürse ten ölür canlar ölesi değil’ ana.

    Türküyü dinlerken ÖDT günlerine hatırlayan Mehmet Hoca üzülmek ve özlem duymak arasında kalmıştı.ÖDT’ deki herkes ayrı bir odada kalıyordu ve tim 22 kişiden oluşuyordu.İki kişi hiç değişmiyordu. Bu adamlar birinci lider Sansar ve İkinci lider Şahin’di.Diğer üyeler 3-4 ay süreyle değişiyordu.Genellikle gidenin kod adı gelene veriliyordu.Bu tim üyeleri birbirinin yüzlerini sadece operasyonlarda görebiliyorlardı.
    Mehmet Hoca parçalarını dinlerken uyuya kalmıştı.Mehmet Hoca ertesi gün okulda öğrencilerine ders anlattıktan sonra soru
    Sorma bölümüne geçti.Rasgele bir öğrenciyi kaldırıyor ve anlattığı konuyla ilgili soru yöneltiyordu.Yine soru sormak için en sağdaki sıraların en arka kısmında oturan esmer çocuk Hasan’a seslendi ama Hasan hiçbir tepki vermeden önüne bakıyordu.Mehmet Hoca sordu:’ Hasan oğlum bir derdin mi var?’ Hasan önüne bakıyor hala cevap vermiyordu.Ders bitiminde Hasan’ın sıra arkadaşı Selim’i yanına çağıran Mehmet Hoca Selim’e:’Hasan’ın nesi var?’ diye sordu.Selim biraz sıkıldı, söyleyip öğretmenini üzmek istemiyordu.Mehmet Hoca Selim’in bu halinden durumu anlamıştı.Ortada istenmeyen bir durum vardı.Mehmet Hoca yine de ısrar edince Selim biraz utanarak biraz çekinerek konuştu:’Öğretmenim Hasan köyde kadınlar konuşurken ablası Cemile’nin sizinle bakkalda uygunsuz bir durumda görüldüğünüzü duymuş,ablasına kara çalınmasından sizi sorumlu tutuyor.Sabah üzgündü ben çok ısrar edince bana söyledi.’ Mehmet Hoca bu sözleri işitince gerçekten üzülmüştü.İçinde kendine vurulduğunu hissettiği katil damgasıyla beraber köyde isminin lekelenmesi onu artık boğar hale getirmişti.Mehmet Hoca Selim’e:’ Tamam sen teneffüse çık.’ dedi ve düşüncelere daldı.Her an ensesinde hissettiği ölüm,hapishane duygularının yanına bir de kötü adam olarak anılması onu yıpratmıştı.Akşam evinde otururken Mehmet Hoca haberleri izlemek için televizyonu açtı.İlginç haberler,diğer ülkelerin haberleri,cinnet,cinayet haberleri geçerken yine o lanetli timin haberi çıkmıştı.ÖDT timinde önceden yer almış ve operasyonlara katıldıkları iddia edilen iki kişi intihar etmişti.Mehmet Hoca’nında bildiği gibi bu ölümler intihar değil infazdı.Bu timi kurduran karanlık eller yine o karanlıktan çıkardığı ellerini acımasızca insanların hayatına sokup onlardan yaşamlarını söküp alıyorlardı. Mehmet Hoca’da zamanında böyle can almıştı.Cuma günü geldiğinde hayatından bıkmış bir ruh haline sahip olan Mehmet Hoca kendisini köyde tehlikede hissediyordu ve Pazartesi gününe kadar buradan uzaklaşırsa rahatlayacağına inanıyordu.Karlık Dağı’nın eteklerinde köylülerin çıktıkları yayla vardı ve buralarda evler vardı.Mehmet Hoca komşusunun yayladaki evinin iyi durumda olduğunu bildiği için o evi kendisine uygun görmüştü.Hava kararınca Mehmet Hoca yola çıktı.Eskiden kalan bilgileriyle komşusunun yayladaki evinin kapsını çokta fazla zorlanmadan açtı.İçeriye girer girmez elindeki fenerle salonu buldu, evinden getirdiği bavulundaki kalın dışarıya ışık vermeyen siyah perdeleri diğer perdeleri çıkarmadan onların arkasına taktı böylece dışardan ışık sezilmeyecekti.Mehmet Hoca’nın akli dengesi son derece kötü bir hal almıştı.Sürekli gerçek ve halüsinasyonlar arasında gidip geliyordu.Pazar günü korkudan tüm ışıkları söndürdü,cep telefonundan bataryasını ve hattını çıkardı.Yerinin tespit edilip öldürüleceği korkusu ve hapishane korkusu onu halüsinasyonlar görmesine sebep oluyordu.Köyde Mehmet Hoca-Cemile dedikodusu yayılırken Mehmet Hoca ortalıkta görünmüyordu.Mehmet Hoca pazartesi günü sabaha kadar on paket sigara içmişti.Yayla gibi bir yerde olmasa ciğerleri dumandan boğulacaktı.Paranoyalar ve halüsinasyonlar içersinde kalkıpta okula gidemeyecek bir durumdaydı.Sanki kapıdan dışarıya adım attığı anda birisi ona ateş edip öldürecekti.Pazartesi günü akşama kadar yayla evinde oturan Mehmet Hoca okulu arayıp Müdür’e mazeret bildirecekti.Telefonuna kartı ve bataryayı taktıktan sonra telefonunu açtı.Müdür Hamdi’yi aradı.Müdür telefonu açınca Mehmet Hoca hemen konuya girip:’Müdür Bey rahatsızdım,gelemedim’’ dedi.Müdür Hamdi hiddetlenmişti, nefretini boşaltırcasına konuştu:’Hoca,hoca! Burası devlet okulu senin özel okulun değil,öğle arasında evine de geldim kapıyı açmadın,seni gidip İlçe Milli Eğitim Müdürü’ne şikayet ettim.Mehmet Hoca öğretmenliğin askıya alındı.Hakkında soruşturma açılacak.’ Mehmet Hoca ‘Ne’ diyemeden telefon kapandı.
    Mehmet Hoca öfkeyle elini duvara vurdu.Hemen eşyalarını toplayıp yayla evinden kendi evine doğru yola çıktı.Yolda kendi kendine bir şeyler söyleyip duruyordu.
    Eve girip ışıkları açtığı zaman o Mehmet Hoca’dan eser kalmamıştı.Mehmet Hoca yine gülümsüyor etrafa güven,sevgi ve neşe yayıyordu.Biraz kırgın biraz dargın da olsa O’nu hiçbir şeye değişmezdi.Hande beraber aldıkları gri 37 ekran televizyonun başında en çok sevdiği dizi Cefalı Aşk dizisini izliyordu.Mehmet Hoca tebessümle Hande’ye yaklaştı.Sormak istediği bir soru vardı ama kalbi ‘Neden beni bıraktın?’ sorusunu sormak istemiyordu.Çünkü korkuyordu.Ya bir daha giderse diyordu sürekli kalbi.Sonra Hande Mehmet Hoca’ya seslendi:’ Hayatım niye yanıma gelmiyorsun, beraber izleyelim’.Mehmet Hoca şaşkın bir şekilde Hande’nin yanına oturup başını Hande’nin omzuna koydu.Sanki hiçbir şey yaşanmamıştı.Mehmet Hoca’nın kafasında ki tüm tehlikeler öğretmenlikte yaşadığı sorun artık yoktu.Hande ona her şeyi unutturmuştu.
    Eski günlerde olduğu gibi dizi bitince şiir defterini getiren Mehmet Hoca tek aşkı biricik sevgilisi Hande’ye yazdığı şiirlerden okumak istiyordu ve başladı;

    Ben Seni Hiç Unutmadım

    Yıllar geçti,ben yoruldum
    Dillerde kirlendi adım
    Ne uslandım,ne duruldum
    Ben seni hiç unutmadım...

    Çehren gibi baktım aya
    Kanadım,toprağa,suya
    Dağ-taş düşerken uykuya
    Ben seni hiç unutmadım...

    Sen,gönlünce bir aşk düşle
    Hayata yeniden başla
    Sevgim üzerse bağışla
    Ben seni hiç unutmadım...

    Dinlemedim eşi-dostu
    Herkes kızdı,sonra sustu
    Bana annem bile küstü
    Ben seni hiç unutmadım


    Bir vedayla ölünmezmiş!
    Bana kız mı bulunmazmış!
    Bilmezler,bu garip bir iş
    Ben seni hiç unutmadım...


    Şu akşamlar yordu beni
    Yıldız-yıldız vurdu beni
    Hatıralar sardı beni
    Ben seni hiç unutmadım...

    Biz ayrıldık,ah bu yüzden
    Dalgalar koptu denizden
    Bir ben kaldım,ikimizden
    Ve ben seni unutmadım...

    Aslı,nazını unuttu
    Kerem,sazını unuttu
    Mecnun,sözünü unuttu
    Ben seni hiç unutmadım...

    Binbir kere yemin olsun
    Ardınsıra yemin olsun
    Ben seni hiç unutmadım
    Ben seni hiç unutmadım...

    Hande bu şiiri dinlerken gözleri dolmuştu.Mehmet Hoca bu durumdan memnundu çünkü Hande’nin hala kendisini sevdiğini bu durum ispat eder gibiydi.Hande Mehmet Hoca’nın 6 yıl önce doğum gününde hediye ettiği montun sol cebinden bir kağıt parçası çıkardı.Hande Mehmet Hoca’nın şiirleri sevdiğini biliyordu ve ona sürpriz yapacaktı. Hande konuştu:’Mehmet canım şimdi sen de benim şiirimi dinlermisin!’ dedi.Mehmet Hoca sevinçle parlayan gözlerini ‘Evet’ anlamında kırptı.Hande’nin her hareketi, daha önemlisi Hande’nin şu an onun yanında olması paha biçilemez bir durumdu.Hande zarif, kuş tüyünün salınarak yere düştüğünü andıran rahatlatıcı sesiyle şiirine başladı;

    SANA GELDİM

    Mutsuzum şimdi;
    Hayallerim vardı,
    Yıkıldı.
    Özlemlerim vardı,
    Bitti.
    Beklentilerim vardı aşka dair,
    Tükendi.
    Mutsuzum şimdi;
    Yıkıldım,bittim,tükendim.
    Aşkınlayım!
    Sarmayacak mısın beni ?
    Sana geldim...


    Yalnız kaldım
    Anılarla, acılarla ve senle
    Yüreğinde bir sevda; buruk
    Gözlerinde yaşla
    Uçurtmasını kaybetmiş
    Cam arkasından bakan çocuk gibi
    Yalnız kaldım.
    Ağladım ?
    Silmeyecek misin göz yaşlarımı ?
    Sana geldim...
    Anılar hesap sorar oldu benden
    Üzerime gelir duvarlar
    Sensiz yürütmez bu sokaklar beni
    Bir ses duyarım sürekli
    "O" nerede
    Yıldızlar bile gariptir sensiz.
    Yorgunum.
    Uyutmayacak mısın dizinde?
    Sana geldim...
    Başım önde gezerim
    İstemem !
    Bakmasın kimse yüzüme.
    Korkarım !
    Göz bebeklerimde seni görecekler diye.
    Aşıklar bilirmiş
    Göz kalbin aynasıdır.
    İstemem !
    Görmesin kimse
    Başım önde gezerim...
    Kara sevdalınım,
    Göstermeyecek misin yüzünü ?
    Sana geldim...
    Pişmanım şimdi.
    Kaçmayacaktım hislerimden.
    Söylemeliydim o an sana sevgimi
    Ama utandım.
    Utancım ne sevgimden nede senden.
    Utancım; seni yeterince sevemeyişimden.
    Kapındayım sevgimi söylemeye,
    Açmayacak mısın ?
    Sana geldim...
    Mehmet Hoca bu şiiri dinledikten sonra çok mutlu olmuştu.Hande sordu:’Nasıl aşkım beğendin mi?’.Mehmet Hoca hemen cevapladı:’Senin dilinden çıkan her kelime güzeldir canım’ dedi.Biraz daha oturduktan sonra Hande kanepenin üzerinde uyuya kalınca Mehmet Hoca rahatsız etmek istemedi.İçerden bir battaniye alıp Hande’nin üzerine yavaşça örttü.Saati her zaman ki gibi 7:00 çalan Mehmet Hoca hemen uyandı.
    Hemen salona yöneldi.Hande uyuyorsa ona güzel bir kahvaltı hazırlayacaktı.Hande salonda yoktu bütün odalara baktı yinede bulamamıştı.Kendisine sürpriz yapacak sanıyordu.Takım elbisesini giyip yola çıktı.Okula gidiyordu.Mehmet Hoca Hande’nin okulda kendisine sürpriz yapacağını düşünüyordu.Okulda sınıfa girdi ama hiç kimse yoktu.Mehmet Hoca’nın öğretmenliği askıya alındığı için Mehmet Hoca’nın sınıfı bir haftalığına tatil edilmişti.Mehmet Hoca tekrar evine geri döndü.Sonra hatırladı televizyon o yayla evine giderken içindeki tüpü bitmişti ve açılması mümkün değildi. Mehmet Hoca tekrardan krize girdi.Gördüğü halüsinasyondu.Kendi kendine konuşuyordu :’Hayır,hayır,hayır olamaz’.Salonda yere oturmuş sırtını duvara dayamıştı.
    Başını iki elinin arasına almış kendi kendine bir şeyler söylüyordu.Büyük bir hayal kırıklığı yaşıyordu.Katil,hapis, ve artık kendisini bir deli olarak görüyordu.Ölüm ona artık bir rahatlık bileti gibi geliyordu.İki gün sonra Mehmet Hoca’nın kapısı çaldı ama hoca açmadı.Dışarıdakiler kapıyı zorlayarak açtılar.Gelenler jandarmaydı.Teğmen Yusuf yakalanmış ve bilgisayarında ÖDT ’ye yolladığı askerlerin listesi bulunmuştu.Eve gelen jandarma ekibi Mehmet Hoca’yı duvarın dibinde kendi kendine konuşurken buldular.Mehmet Hoca iki gündür yerinden bile kıpırdamamıştı.Jandarma Mehmet Hoca’yı götürdü.Sağlık taramasında Mehmet Hoca’nın akli dengesini yitirdiği raporu verildi ve akıl hastanesine götürüldü.Mehmet Hoca’nın hafızası 2-3 dakikalığına geliyor sonra tekrar gidiyordu.Akıl hastanesinin önünde bakıcılar gözetiminde otururken hafızası tekrar yerine geldi.Elleri bağlıydı ve karşısında ki binanın kapısı üzerinde ki yazıda ‘Manisa Akıl Hastanesi’ yazıyordu.Yerinden kalktı.Bakıcı saatine bakıp onu odasına götürdü.Mehmet Hoca yatağına yatınca bakıcı odadan çıktı.Mehmet Hoca bakıcı gidince başucunda ki masada duran vazoyu duvara çarpıp parçaladı.Yere oturup sol bileğini kesti ve sağ elinin işaret parmağını sol bileğinden akan kana batırarak duvara bir şeyler yazıyordu.Gücü tükendiğinde yere oturup vazo kırıklarında birini sol eliyle zor olsa da tutup sağ bileğini de kesti.Mehmet Hoca delilere has bir şekilde gülümsüyordu.Gülüşünde hayattan intikam almanın sevinci saklıydı.Sabah odaya giren bakıcı hemen doktorları çağırdı.Odaya giren doktorlar duvarda şu yazıyla
    karşılaştılar:
    ’’HAYAT HEP ACI VERİYOR; YENİLGİYİ KABUL ETTİM
    BENİM HAYATIM MUTLU SONLA BİTMEYEN BİR ROMAN’’

    [center][b]

      Forum Saati Salı Nis. 25, 2017 8:41 am