Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    SONBAHARIN HÜZÜNLERİ ABDULSAMET KELEŞ

    Paylaş

    1001110054

    Mesaj Sayısı : 1
    Kayıt tarihi : 18/12/10

    SONBAHARIN HÜZÜNLERİ ABDULSAMET KELEŞ

    Mesaj  1001110054 Bir Paz Ara. 19, 2010 4:11 pm


    SONBAHARIN HÜZÜNLERİ


    Güneş ufukta göründüğünde Ahmet yatağından doğrularak kalktı, giysilerini değiştirerek kahvaltı yapmaya indi, fakat kahvaltının hazır olmadığını anladı. Biraz durakladıktan sonra annesinin pazara gittiğini düşündü.

    Evde kahvaltı yapamayacağını anlayınca köyün kahvehanesine gitmeye karar verdi.Ayakkabısını giyip toprak yolda ilerlemeye başladı.Havanın biraz soğuk olduğunu hisseti ve ellerini ovuşturmaya başladı,kahveye varmak için biraz hızlandı kahveye varmak üzere iken köyün muhtarı Mehmet ağa’yı gördü.Mehmet ağa ile karşılaşmamak için yolunu değiştirdi.çeşmenin önüne geldiğinde kalbi küt küt atmaya başladı nefes alıp verme hızı arttı, çeşmede emine sini görmüştü.Olduğu yerde kaldı ne yapacağına karar veremedi.Hemen oradan uzaklaştı artık kahvaltı yapmak istemiyordu. Eve dönmeye karar verdi.Eve dönerken annesinin geldiğini gördü.hemen ona doğru koşmaya başladı.Annesi yorulmuştu
    • Ahmet’im nerden geliyorsun?
    • Gezmek için öylesine bir çıkmıştım
    • Sen nerden geliyorsun anne?
    • Pazardan geliyorum oğlum bazı yiyeceklerimizi aldım.

    Mehmet annesinin elindeki poşetlerden bir kaçını alarak eve gitmeye başladı.Nehrin üzerindeki köprüden geçerken köprü üzerinde biraz durdu.Etrafına bakmaya başladı.Ağaçların yapraklarını döküldüğünü görünce içine bir hüzün çöktü.suyun şırıl şırıl akması kulağında bir müzik havası oluşturmuştu.Köprüden ayrılmak istemiyordu annesini yaklaştığını görünce yerinde kalkarak poşetleri de alarak eve gitmek için yola koyuldu.Eve varınca kapının kilidini annesinde unuttuğunu anladı.Poşetleri kapının önüne koyup annesini beklemeye başladı.Annesinin yaklaştığını görünce yerinden doğruldu.

    • Ahmet’im niye girmiyorsun?
    • Anahtar içerde kalmış
    • Anahtar aha şu poşette oğlum

    Ahmet anahtarı alıp kapıyı açtı.Poşetleri mutfağa bırakır annesini yanına gider

    • Kahvaltı yaptın mı oğlum?
    • Yok anne daha yapmadım

    Annesi kahvaltı hazırlamak için mutfağa gider.Bazı yeşillikleri almak için bahçeye gider.Oradan domates,soğan ve marul alarak tekrar mutfağa döner.Yumurtayı ocağa koyan Zeynep hanım Ahmet’i kapıda görür

    • Yardım edecek bir şey var mı?
    • Aha şu sofraltıyı ser oğlum

    Ahmet sofraltıyı alıp odanın halısını üzerine serdi.Yumurtanın kokusu tüm odaya yayılmıştı.Karnının acıktığını hissetti.Annesi elinde tepsi ile odaya girdi.Ahmet kahvaltının bol çeşitli olduğunu görünce annesine minnetle baktı.

    Kahvaltısını yaparak kanepenin üzerine oturdu.Pencereden etrafın sessizliğine biraz daldı.

    Ahmet buğdayı değirmene götür.
    • Yarın götürsem olur mu anne?
    • Akşama çörek börek yapacağım oğlum un kalmadı
    • Tamam o zaman buğday nerde?
    • Aşağıdaki buğdaylıkta
    Ahmet buğdayı alıp ikindinin kızıllığında değirmene doğru gider.Toprak yolun kenarındaki elma ağaçlarını yanında biraz dinlenmek için oturur.Etrafına bakınırken elmaların kızarıklığı içini kabartır.Ağaca çıkarak kendisine yetecek kadar elma aldı.
    Karşıdan arkadaşı recep’in geldiğini gördü.Recep recep diye seslenir Recep etrafına bakar ama göremez Ahmet bir daha seslenir Recep bu sefer görür elmalıklara doğru gider.Ahmet bu arada elmalıklardan inmiştir.
    • Recep nasılsın?
    • İyidir Ahmet sen nasılsın?
    • Bende değirmene gidiyorum.
    • Sen nerelere gidiyorsun Recep?
    • Bende öyle geziniyorum.
    • İstersen değirmene beraber gidelim.
    • Olur Ahmet gidelim.

    Ahmet ile recep değirmenin yolunu tuttular.Recep Ahmet’in çocukluğundan beri arkadaşıdır.Recep’in babası askerde iken şehit olmuş. Annesi ablası bir de kendisi kalmıştı.Recep on dört yaşında bir orta okul öğrencisi babasının şehit olmasıyla evi geçindirme yükü üzerine düşmüş.Boş olduğu zamanlarda köyün fırınından evlere un taşıma, evlere ekmek götürme gibi işler yaparak ailesini geçimine bir nebzede olsa katkı sağlıyordu.

    • Ahmet ile Recep değirmene yaklaşırken Recep Ahmet’e yavaş bir şekilde
    • Ahmet ben gidebilir miyim dedi.
    • Neden Recep gideceksin?
    • Annemi görmem lazım dedi.
    Ahmet biraz düşündü annesi dediği için fazla zorlamadı.Recep Ahmet ile vedalaştıktan sonra Ahmet değirmenin kapısına vardığında değirmenin kapısını itti.Değirmenin loş un kokusu bir anda kendini sarhoş etmişçesine sarstı.değirmenci aliye baktı ama ali görünmüyordu.Ahmet dışarı çıkıp değirmenci Aliyi aramaya başladı, ama değirmenci Ali yoktu.Ahmet biraz bakındıktan sonra değirmenin yanındaki sedire oturdu.Etraftaki kuşların cıvıldısı sanki bir müzik şenliğine dönüşmüştü.Karşı tepedeki ekin eken traktörlerin sesi sanki gökyüzünde şiddeti bir yağmurun habercisi olan gök gürültüsünü andırıyordu.

    Ahmet doğaya dalmış etrafı seyrederken aniden bir ses duydu.Bu ses değirmenci Ali’nin sesiydi.

    • Selamünaleyküm Ahmet.
    • Aleykümselam Ahmet‘im nasılsın?
    • Çok şükür sen nasılsın?
    • Bende iyi işte değirmenin suyunu açtım oradan geliyorum.
    • Bende şu buğdayları öğütmeye getirdim.

    Ahmet buğdayı sırtına yükleyip buğdayları değirmenci Ali’ye verdi.Değirmenci Ali buğdaya şöyle böyle bir bakıp hepsi bu kadar mı Ahmet diye sordu.

    • He abi hepsi bu kadar.
    • Ama bu buğday bayatlamış.
    • Olsun abi öğütülünce bir şey olmaz.
    Değirmenci buğdayı alıp buğdayı değirmene koyduktan sonra Ahmet dışarı çıkmıştı..Ahmet değirmeni bayırına çıkıp orada otlayan inekleri izlemeye başladı.Çoban Hüseyin inekleri otlatmada zorlanıyordu.İnekler bir birlerine dalaşıyor birinin yiyeceği ota öbürü saldırıyordu halbuki hepsine yetecek kadar ot vardı ama yinede birbirlerini otlarına sataşıyordu.Ahmet’im aklına çaban çeşmesi adlı şiiri mırıldanmaya başlar.




    Derinden derine ırmaklar ağlar,
    Uzaktan uzağa çoban çeşmesi,
    Ey suyun sesinden anlayan bağlar,
    Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi.



    "Göynünü Şirin'in aşkı sarınca
    Yol almış hayatın ufuklarınca,
    O hızla dağları Ferhat yarınca
    Başlamış akmağa çoban çeşmesi..."



    O zaman başından aşkındı derdi,
    Mermeri oyardı, taşı delerdi.
    Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi.
    Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi.



    Vefasız Aslı'ya yol gösteren bu,
    Kerem'in sazına cevap veren bu,
    Kuruyan gözlere yaş gönderen bu...
    Sızmadı toprağa çoban çeşmesi.



    Leyla gelin oldu, Mecnun mezarda,
    Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda,
    Ateşten kızaran bir gül arar da,
    Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi,



    Ne şair yaş döker, ne aşık ağlar,
    Tarihe karıştı eski sevdalar.
    Beyhude seslenir, beyhude çağlar,
    Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi...



    İnekleri kontrol altına alan çoban Hüseyin azığındaki peyniri zeytini ve soğanı çıkarıp sofraltısının üzerine koydu.Etraftan odun toplayarak çayını yapmak için taşlarla yaptığı ocağın altına topladığı odunları yerleştirdi.Cebinden çıkardığı kibrit ile odunları tutuşturdu.Çaydanlığa suyunu koyduktan sonra çaydanlıktaki suyun kaynamasını bekledi. Çayın kaynamasıyla birlikte Hüseyin yemeğini yemeye başladı.

    • Ahmet Ahmet.
    • Buyur abi.
    • Unlar hazır koçum.
    Ahmet unların belli bir kısmın değirmene vererek, köyün yolunu tutar.

    Bulutların gökyüzünde yoğunlaştığını gören Ahmet havanında kararmasıyla hızlanmaya başlar.Derenin üstündeki köprüye yaklaştığında yağmur çiselemeye başladı.Ahmet unun ıslanıp yumuşamaması için koşmaya başladı.

    Ahmet eve geldiğinde kümeste olması gereken tavukları dışarıda olduğunu görünce içine bir sıkıntı çöktü Annesi bu zaman kadar hiç dışarıda bırakmamıştı.Evin kapısına yaklaştığında;

    • Anne Anne !
    Diye bağırmaya başladı.Ses alamayınca sırtındaki unu tahtanın üzerine bırakarak koşarcasına eve girdi.Tüm odaları gezdi ama annesi görünürde yoktu.Ahmet’in içine bir korku düşmüştü.Hemen evden çıkarak komşuları Hatice teyzeye gitti.

    • Hatice teyze Hatice teyze!
    • Ne oldu Ahmet’im?
    • Annem yok Hatice teyze.
    • Bilmiyorum oğlum nereye gitmiştir nerede olabilir acaba?

    Ahmet Hatice teyzenin de bilmediğini anlayınca koşarak köyün meydanına doğru koşmaya başladı.Annesinin köyün muhtarının yanında olduğunu görünce annesini çağırmaya başladı.Annesi muhtarın yanından ayrılarak Ahmet’e doğru gitmeye başladı.

    Ahmet’in babası Haşim ağa bundan yedi yıl önce tarladan köye dönerken traktörün tekerleğinin patlaması sonucu traktör devrilmiş Haşim ağa traktörün altında kalarak vefat etmişti.Amcası Niyazi babasının üzerine olan yetmiş dönümlük arazinin kendi üzerine geçirebilmek için muhtar ile işbirliği yapmış muhtar mahkemenin biran önce sonuçlanması için elinden geleni yapıyordu çünkü iş kendilerinin lehine sonuçlanırsa Niyazi den yüklü para alacaktı, ama mahkemelerin yavaş işlemesi henüz bir sonucun alınmaması muhtarı küplere bindirmişti.

    Muhtar bu işin böyle olmayacağını anlayınca Zeynep hanımı yanına çağırmış mahkemenin tarlayı kaynı Niyazi ye verdiği yalanını söylemişti.

    • Anne ne işin var orda?
    • Oğlum mahkeme aleyhimize sonuçlanmış.
    • Nasıl olur anne?
    • Oğlum tarlamızı elimizden alacaklar.
    • Anne kimin tarlasını kimden alıyorlar o tarla bizim tarlamız bizden habersiz kimse tarlamız bizden alamaz.

    Evlerine geldiklerinde sinirden adeta küplere binmişti. Ne yapacağını bilmeden oradan oraya gidiyordu.Zeynep hanımda Ahmet’ten farksız değildi geçim kaynaklarını ellerinden gideceği için ağzını bıçak açmıyordu.Kapının gıcırtısı her ikisini de birden sıçratmıştı.Annesi Zeynep hemen kapıyı açtı, kocasının dostu Mustafa Reşit gelmişti.

    • Hayır ola Zeynep duyduklarım doğru mu ?
    • Doğrudur Reşit abi.
    • Kim söyledi tarlanın elinizden gideceğini?
    • Su doldurmaya giderken muhtar söyledi abi.
    • Yetmiş dönümlük beyin babasından kalma tarlanın devlet tarafından kaynım Niyazi’ye verildiğini söyledi.
    • Nasıl olur bacım o tarlanın tapusu Haşim’im adına kayıtlı.
    Mustafa reşit yanına Ahmet’i de alarak muhtarın yanına gittiler.Ahmet’in ağzını bıçak açmıyordu Mustafa Reşit’in sorularına da cevap vermiyordu.
    Muhtarın kapısını iki kere tıklatan Mustafa Reşit ses gelmeyince kapıyı itti, ama kapı kilitli idi.Muhtar odasında yoktu.

    Ahmet ile Mustafa Reşit muhtarın evine gittiler.
    Reşit Ağa Mehmet Mehmet! diye çağırdı muhtarın karısı Münise kapyı yavaş yavaş gıcrtadarak açtı.
    • Buyurun beyim.
    • Muhtar evde mi ?
    • Yok beyim.
    • Nereye gitti.
    • Kayakamlıktan gelen bir yazı gereği şehre gitmesi gerekiyormuş onun için merkeze kadar gitti.
    • Ne zaman gelir.
    • Vallaha beyim havada kararmak üzere ya bugün gelir ya da bu geceyi şehirde geçirip sabah erkenden döner.

    Ahmet ile Reşit ağa oradan ayrılırlar Reşit ağa da evine geçer.

    Ahmet patikadan ne yapacağını bilemez bir halde patikadan sağına soluna bakmadan başı önde yürümete başlar eve geldiğinde annesi yemeği hazırlamış Ahmet’in gelmesini bekliyordu.Ahmet hiç konuşmadan odasına geçerek üzerini dahi çıkarmadan yatağının üzerine serildi Zeynep anne oğluna seslenerek;
    • Oğlum gel yemeğini ye.
    • Ahmet ses çıkarmayınca.
    • Ahmet oğlum yemek yiyecek misin?
    • Ahmet yerinden doğrularak.
    • Yok anneciğim canım bir şeyler yemek istemiyor.
    • Oğlum gel acıkmışsındır gel bir şeyler atıştır.
    • Yok anne bir şeyler yemek istemiyor canım.
    Kadıncağız daha fazla Ahmet’in üzerine gitmemek için bir daha çağırmadı.
    Ahmet havanın kararmasıyla üzerini değiştirdi yatağını sererek buz gibi yatağın içine girdi.Ahmet uyuyamıyordu sanki uykusu gelmemesi için gözleri şaha kalkmış at gibi bir öne bir arkaya gidip gidip geliyordu .
    Amcasının neden böyle bir şeyler yaptığını gururuna yediremiyordu.ama ne olursa olsun amcası idi.bu günlerde onlara sahip çıkması gerekirken onların tek geçim kaynakları olan tarlalarını ellerinden alacaktı.
    Ahmet yatağından kalkarak odanın sağında bulunan camın perdesini çekerek karanlığı izlemeye koyuldu.yıldızlar sanki bugün hepsi Ahmet2e bakıyordu.Ahmet ağaçların sağa sola savrulmasını izlerken ağaçlardaki yapraklar yere dökülmüş kimi ağaçlarda birkaç tane yaprak kalmıştı..Ahmet perdeyi çekerek yatağına uzandı.Uyumak istemiyordu ama içindeki his onu uyumaya zorluyordu.
    Ahmet sabah erkenden uyanıp kahvaltı yapmadan direk muhtarın yanına gitti.
    • Mehmet amca Mehmet amca diye seslendi.
    • Buyur evladım.
    • Müsait misin bey amca ?
    • Hayrola oğlum bir sorun var mı?
    • Tarla işi Mehmet amca.
    Ahmet muhtarın odasına girdiğinde içerdeki rutubetli hava Ahmet’in beynine işlemişti içerdeki sandalyelerin üzeri tozdan görünmüyordu.Muhtarın masasında kağıtlar kalem darma dağınık duruyordu.
    • Söyle oğlum sorun ne idi ?
    • Muhtar amca bizim tarlaya amcam el koymuş o tarla halbuki bizim hakkımızdı.
    • Doğru söylüyorsun da oğlum devlet o tarlayı amcana verdi;benim bu işle hiçbir alakam yok.
    • Nasıl olur muhtar amca? Senden habersiz hiç kimse tarlamıza el koyamaz.
    • Oğlum amcan doğrudan kaymakamlıkla ilişkiye geçmiş bu iş bizi aşar.

    Muhtar menfaatleri gereği işi yokuşa sürüyordu.Ahmet’i başından savmaya çalışıyordu

    • Son sözün bu mu muhtar amca?
    • Vallaha oğlum dedim ya yapacak bir şey yok.
    • Nasıl olmaz muhtar amca sen bu köyün muhtarı değil misin? Bu işimi halletmelisin.
    • Köyün muhtarıysak ta her işi yapmak gibi bir zorunluluğum yok.

    Ahmet muhtarın işi halletmeyeceğini anlayınca odadan kalkarak dışarı çıktı.dışarda arkadaşı metin’i gördü.

    • Ahmet nereye?
    Ahmet hiçbir şey söylemeyerek oradan uzaklaştı.
    Ahmet ne yapacağını bilmeyerek oradan oraya gidiyordu.sonunda eve gitmeye karar verdi.
    Kapıyı itince kapının gıcırtısı sanki Ahmet in tüm sıkıntısı bilircesine ona cevap veriyordu.

    • Olgum nereden geliyorsun?
    • Boş ver anne öylesine geziyordum.
    • Olum yüzün sararmış sana ne oldu?
    • Anne ne olacak tarlamızı bizden habersiz aldılar.
    • Olum tabi ki de alamazlar. Bu devletin hakimi, savcısı var.
    • Muhtar o iş beni aştı diyor anne.
    • Olum mahkemeye gideriz.
    • O zaman biran önce gidelim anne.
    • Tamam oğlum o zaman yarın gidelim.

    Ahmet sabah ezanının okunmasıyla yattığı yerden kalktı. Odanın içi daha karanlıktı. Ahmet yatağından kalkarak dışarı çıktı. Hava soğuktu. Henüz etraf ısınmamıştı. Elindeki bidon ile yüzünü yıkadı. Sanki yüzüne buz dökülmüş gibi olmuştu. Eve tekrar girdiğinde annesi kahvaltıyı hazırlamış Ahmet in gelmesini bekliyordu. Ahmet kıyafetlerini değiştirip kahvaltıya oturdu.
    Annesi yumurta bal reçel kaymak vs. hazırlamış .
    Ahmet sıcak ekmeği bölerek bal ile kaymağı yemeye başladı. Annesi elinde çaydanlık ile odaya girdi.
    • Çay içer misin oğlum?
    • Yok anne biraz sonra içerim.
    • Ahmet kahvaltısını yaptıktan sonra şehre inmek üzere kıyafetlerini giyindi.
    • Oğlum hazırlandın mı?
    • Tamam anne ben hazırım Evrakları aldın mı anne?
    • Aldım oğlum.

    Ahmet annesiyle köyün meydanını geçtikten sonra dolmuşu beklemek için köyün çıkışındaki yola indiler.
    Dolmuşun gelmesiyle Ahmet kapını karşısındaki koltuğa oturdu.Anneside yanına oturdu .Ahmet dolmuşun ücretini uzattıktan sonra pencereden uçsuz bucaksız uzanan buğday tarlalarını izlemeye başladı.tarlaların sınırındaki taşların dağınık görüntüsü tarlaların sanki sahipsiz olduğunu gösteriyordu.Önünde oturan kadını dağ köylerinden birinde oturduğunu elindeki kınadan anlayan Ahmet kadının eşarbında ki sarılıklardan gözünü alamıyordu.sanki o sarı renkler uçsuz bucaksız tarladaki papatya kümelerine benzemişti.kadının elindeki mavi eldivenlerin dikiş aralarındaki beyaz noktalar denizdeki martı toplulukları anımsatıyordu.

    Dolmuş şehre yaklaştığında portakal bahçeleri görünmeye başladı; portakal bahçelerinin uçsuz bucaksız uzantısı portakal ağacının yaprakları Ahmet’in duygularına eşsiz bir müzikal zevk katıyordu.

    Portakal bahçesinde çalışan işçiler sabah kahvaltılarını yapmış portakal kasalarını kamyonlara yükleyip bir an önce limana varması için adeta kurulu bir makine gibi çalışıyorlardı.
    Bahçedeki portakal ağaçlarını kokusu dolmuşun içini kaplamıştı.Ahmet annesine dönerek yavaş bir biçimde;

    • Anne bizde şehre göçelim mi?
    • Niye oğlum köyden başka bir yerde biz yapamayız.
    • Anne ben köyde boş boş oturuyorum buralarda iş yaparım.
    • Oğlum sen ne iş yapacaksın buralarda?

    • Fabrikada çalışırım sende portakal bahçelerinde çalışırsın buralardan birde tarla alırız. rahat bir biçimde geçiniriz.
    • Hem de anne buralarda karışanımız da olmaz.
    • Oğlum buralar büyük yer biz buralara nasıl alışırız.
    • Niye anne köyden buraya göçenler buralardan memnunlar .

    Dolmuş şehir durağına gelmişti Ahmet önde annesi arkada tapu müdürlüğüne gidiyorlardı.Şehirlerde ki lokantalardaki sıcak çorba kokuları etrafa yayılmış gelen geçenin iştahını kabartıyordu.

    Tapu müdürlüğüne geldiklerinde danışmadan tapu işlerinin yerlerin öğrendiler.Tapu işleri dördüncü kattaydı.Ahmet ile annesi merdivenlerden çıkarak 4.kata gelmişlerdi ama tapu işlerinin girişi çok kalabalıktı.Ahmet ile annesi taburelere oturdular.Ahmet bir an kendilerine sıra gelmeyeceğini düşündü.

    Sıra bir iki üç derken sıra Ahmet’lere gelmişti annesi yerinden kalkarak tapu memurunun yanına gitti.

    • Beyim bizim tarlanın kaynım üzerine geçildiğini muhtar söylüyor onun aslı var mı bir öğrenebilir miyim?
    • Teyze evrakları görebilir miyim?
    • Buyur oğlum.
    • Teyze tapu evrakları var mı ?
    • Al oğlum buyur herhalde bunlar.

    Memur tapu evraklarını sarı dosyanın içine koyarak masanın arkasındaki evraklardan Ahmet’lerin köyün tapularını çıkardı.

    • Teyze Haşim güçlü kim?
    • Benim eşim.
    • Teyze tarla Haşim güçlü adına, tarla kimseye devredilmemiş.
    • Ahmet’in ve annesini gözleri ışıldadı. Sevinçli bir şekilde oğlunun gözlerine baktı.

    Zeynep teyze kağıtları toplayarak oradan ayrıldılar.Ahmet dalgın bir şekilde kafası ellerinin arasında sanki hiçbir yere kımıldamayacak bir biçimde düşünüyordu.

    • Ahmet’im oğlum.
    • Ahmet yerinden irkilerek kalktı.
    • Ne oldu anne.
    • Oğlum tarlamız gitmedi muhtar yalan söylemiş.
    • Neden öyle demişlerdir anne?
    • Niye olacak oğlum bizi kandırmaya çalıştılar tarlayı alacaklardı bizi tarlasız bırakacaklardı.
    • Anne o zaman yemek yemeye gidelim benim karnım acıktı .
    • Tamam oğlum merkezden gelirken güzel bir lokanta gördüm orda yiyelim.
    • Anne buradaki evler de çok katlı buraya taşınalım.
    • Oğlum köye hele bir gidelim orda ki evlerimizi neye bir düzene sokalım ondan sonra şehre göçüp göçmemede karar veririz.

    Öğle yemeği vakti olduğu için lokantanın önü kalabalıktı.Memurlar,işçiler oraya doluşmuşlar lokantanın önü iğne atsan yere düşmeyecek şekilde kalabalıktı.insanlar temel ihtiyaçlarından olan yemek için buralarda doluşmuşlardı.

    Ahmet ile annesi lokantanın arkasındaki masaya oturdular.
    Garson ne emredersiniz.
    • Yemeklerde ne var oğlum?
    Garson yemekleri saymaya başladı.
    Zeynep teyze çorba ile patlıcan musakka istedi.Ahmet sadece çorba içti.

    Yemeklerini yedikten sonra garson çay getirmeye gitmişti.çaylar gelene kadar Ahmet’in gözüne Yozgat’ın kartpostalını gördü.

    İki dağın arasında kurulu şirin küçük bir yerdi.Güney yamacındaki ormanlık alan kuzeyindeki çorak arazi adeta kel insan ile gür saçlı insana benziyordu.

    Ahmet kartpostaldan kafasını kaldırarak annesine ;

    • Anne Meliha teyze bu aralar neden durgun?
    • Kocasını işten çıkarmışlar.
    • Neden anne?
    • Ayakkabının bir parçasını yanlış mı ne dikmiş o yüzden çıkarmışlar.
    • Nerede çalışıyordu?
    • Şehirdeki ayakkabı atölyesinde çalışıyormuş.
    • Sadece o hata yüzünden mi çıkarmışlar?
    • İşten çıkarmak için zaten bahane arıyorlarmış.
    • Bundan sonra ne ile geçineceklermiş anne?
    • Tarlaları var oğlum onu ekerler.
    • Başka işler yapacak mıymış?
    • Koyun ile keçi besleyeceklermiş.
    • Meliha teyzenin kardeşi Osman amcanın da var herhalde?
    • Var oğlum onun da var zaten ortak yapacaklarmış.
    • Köyde onların ahırları var mı anne?
    • Yok.
    • Pekala nerede besleyecekler?
    • Köyün çıkışındaki düzlüğe ahır yapacaklarmış.

    Garson elindeki çay tepsisi ile iki tane çayı masaya koydu.

    Garsonun beyaz gömleğine yemek suyu dökülmüştü. Leke tam olarak gömleğinin altındaydı. Garson uzun ve gür saçlı , çakır gözlü biriydi. Ahmetler yemeklerini yedikten sonra köye dönmek için dolmuşların kalktığı yere geldi.

    Köye geldiklerinde Ahmet hemen üzerini değişerek banyoya girdi. Banyodan çıktıktan sonra annesinin yanına geldi.

    • Anne amcamla görüşmeye gideceğim.
    • Hayırdır oğlum neden gideceksin?
    • Tarla hakkında görüşmem gerekiyor.
    • Oğlum neyini görüşeceksin?
    • Anne tarlayı satıp şehre göçelim.
    • Oğlum şehirde biz ne yapacağız.
    • Ben çalışırım anne.
    • Nerde çalışacaksın ki oğlum?
    • Fabrikada çalışacağım.
    • Oğlum seni oralara almazlar.
    • Neden almasınlar anne?
    • Oğlum oralara tecrübeli insanları alırlar.
    • Sanki oraya her başlayan tecrübelimiydi?
    • Tarlayı ne yapacağız.
    • Amcama satarız.
    • Amcan bizim tarlamızı almaz oğlum.
    • Konuşmakta fayda var anne.
    • Yok oğlum amcan ucuza alır tarlamızı.
    • Neden ucuza alsın anne değeri ne ise o fiyata satarız.
    • Tamam oğlum sen o zaman amcanla konuş.

    Ahmet amcasının yanına gitmek için ayakkabılarını giyer dışarı çıkar. Evlerinin karşısındaki ahırdan etrafa hayvan kokusu yayılmıştı. Adeta dışarıda nefes alınamayacak bir hava oluşmuştu.

    Ağaçlar yapraklarını dökmüş kış uykusuna hazırlanıyorlardı. Kışlık yakacaklarını hazırlayan köylüler evlerine kapanmışlardı. Sokaklar bomboştu. Sadece evleri koruyan köpekler vardı.

    Sığırları otlatmadan getiren çoban Tahir köyün tepesinden sanki koşarcasına iniyordu

    Sığırlar yemek ihtiyaçlarını karşılamış uyuşuk bir biçimde tepeden aşağı iniyorlardı.

    Ahmet amcasının kapısına yaklaştı. Kapıyı çaldı. Kapı gıcırdayarak açıldı. Amcasının karısı Sevim hoş geldin diyerek kapıda karşıladı.

    • Merhaba yenge.
    • Merhaba oğlum.
    • Nasılsın Ahmet’im?
    • İyiyim yenge sen nasılsın?
    • Çok şükür oğlum bende iyiyim.
    • Amcam nerde?
    • İçerde oğlum gel

    Ahmet kapıdan girince karşı duvardaki dedesinin resmi dikkatini çekti. Esmer yüzlü yeşil gözlü gür saçlı dedesi Ahmet’i bir anda duygulandırdı.

    Dedesi iki yıl önce kalp krizi sonucu ölmüştü. Dedesi Ahmet’i sever onun bir dediğini iki etmezdi. Şehirden her geldiğinde ona sevineceği şeyler getirirdi.

    Ahmet kapıyı vurdu içeri girdi. Amcası köşedeki somyada çay içiyordu. Amcasının kolundaki saat babasının saatiydi. Babası öldüğünde amcası o saati babasının kolundan almıştı. O günden beri saati kolundan çıkarmıyordu.

    • Selamünaleyküm amca.
    • Aleykümselam Ahmet.

    Amcası uğur ayağa kalkarak Ahmet’i kucakladı.

    • Nasılsın Ahmet’im?
    • Çok şükür amca iyiyim sen nasılsın?
    • Bugün biraz rahatsızım Ahmet.
    • Hayırdır amca neyin var?
    • Kaç gündür dizlerim ağrıyor.
    • Doktora göründün mü amca?
    • Gerek yok oğlum.
    • Olur mu hekimler çağresini biliyordur.
    • Neyse boş er oğlum annen nasıl?
    • İyi amca ev işleriyle uğraşıyor. Amca sana bir işim düştü
    • Söyle oğlum neymiş?
    • Biz şehre göçmek istiyoruz.
    • Neden oğlum bir sıkıntımı var ?
    • Sıkıntımız yok ama şehre göçmek istiyorum.
    • Orada ne yapacaksınız nasıl geçineceksiniz.
    • Bir iş bulur çalışırım amca.
    • Nerde çalışırsın ki oğlum?
    • Şehirde fabrikalar çokmuş amca elbet bir iş bulurum bende.
    • Nerde kalacaksınız. Kalacak yeriniz var mı?
    • Oradan bir ev tutarız ya da bir ev alırız.
    • Evi neyle alacaksınız.
    • Tarlayı satacağız.
    • Kime satacaksınız oğlum kim alır tarlayı bu devirde.
    • Sana satmayı düşünüyoruz amca yabancıya gitmesin dedik.
    • Oğlum alırımda bu aralar tarlalarda para etmiyor.
    • Amca ben sana satmaya geldim!
    • Tamam oğlum alırız sen yarın annenle gel bir görüşelim

    Ahmet amcası ile vedalaşarak köyün harmanındaki ağaçların üstünde biraz oturdum. Ağaçlardaki o doğanın kokusu buradan ayrılacağından dolayı Ahmet’i hem üzüyor hem de duygulandırıyordu.

    Ahmet yerinden kalkarak eve doğru yürümeye başladı. Eve geldiğinde evin kapısı açıktı.İeri girdi annesi bulaşık yıkıyordu.

    • Anne amcam ile görüştüm.
    • Ne dedi peki oğlum?
    • Yarın beraber gidip konuşacağız.
    • Tamam oğlum hele sabah ola hayrola.

    Ahmet yatağına gitti kafasını yastığa koyar koymaz uykuya daldı.

    Sabah olduğunda annesi ile Ahmet konuşa konuşa amcasının evine gidiyordu. Annesinin içinde bir sızı vardı ama ne olduğunu bilmiyordu. Köyünden ayrılmasının sıkıntısı annesinin içine çökmüştü.

    • Yenge amcam evde mi ?
    • Buyurun gelin evde.
    • Selamünaleyküm amca.
    • Aleyküm selam yeğenim.
    • Amca tarlayı satmaya geldik.
    • Tamam yeğenim ben düşündüm tarttım tarlayı yetmiş bin liraya alıyorum.

    Ahmet ile annesi göz göze geldiler. Annesi satmayı hiç düşünmüyordu; ama oğlunu da kıramıyordu.Kadıncağız ne yapacağını bilmiyordu Ahmet amcasıyla pazarlığı yaptı tapunun amcasına devri işlemlerini pazartesi günü halledeceklerdi.

    Ahmet önde annesi arkada hiçbir şey konuşmadan evlerine gidiyorlardı.köyü Ahmet şehre gideceği için bir anlamda sevinçli bir anlamda da üzgündü çünkü köyü doğup büyüdüğü yerdi.Burada acılı ve sevinçli günler yaşamıştı şehre’de gitmekistiyordu çünkü orada daha fazla alternatiflerden yararlanacaklardı.Orada kendisi de bir iş bulup çalışacaktı

    • Anne şehre ne zaman taşınırız ?
    • Oğlum hele bir eve gidelim bakarız o zaman.
    • Anne sen gitmek istemiyor musun?
    • Yok oğlum istiyorum da ne bileyim içimde bir gariplik var.
    • Anne orada daha rahat edeceğiz kurulu düzenimiz olacak dayılarımız orda halamlar ordalar.
    • Tamam oğlum evimizi neyi bir toplayalım amcan ile de bir konuş evi nasıl taşırız? Evi de toplarsak pazartesi günü de hem tapuyu amcana yıkarız amcan ile de oradan bir ev ayarlarız o gün buradan göçeriz.

    Ahmet annesi ile eve geldiğinde sanki evde bir gariplik vardı.Aslında ev de bir gariplik yoktu.Evden ayrılmanın hüznü çökmüştü.

    Ahmet kapıyı itti eve girdiğinde halının kenarı kapıya sıkışmış kapı tekrar kapanmıyordu.Ahmet biraz daha zorlayınca kapı kapandı.Annesi hemen mutfağa geçti kapıyı açınca bu yaz yapmış olduğu kaysı kuruları,çanak peynirler,kuru patlıcanlar annesini hüzünlendirdi.
    • Ahmet sen içeri odada ki halıları topla bende mutfağı toplayayım.
    Ahmet yerinden kalkarak halıları kanepenin altından kurtardı. Halıları kaldırırken halını altından ilk okul bir iken sınıfça çekindiği fotoğraf bir anda Ahmet’te duygusal bir an yaşattı Ahmet göz yaşlarını tutamadı.kanepenin üzerine geçerek kafası ellerinin arasında hüngür hüngür ağladı.Sanki Ahmet’in gözlerinden hiç durmayacakmışçasına göz yaşı dökülüyordu.Ahmet bir an düşündükten sonra kendine geldi.Kanepenin altından halının kenarlarını çıkarıp halıyı güzel bir biçimde katladıktan sonra dışarıdaki balkona koydu.

    • Anne başka bir iş var mı?
    • Bakkalın borcunu veriyim de oraya olan borcumuzu kapat
    • Ne kadar anne?
    • Az bir şey otuz lira olması lazım.
    • Para nerde anne?
    • Arkada ki yüklüğün, altında ki kutu da.
    • Başka bir yere borç var mı?
    • Ha bir de kasap’a var
    • Oraya ne kadar?
    • On beş lirada oraya borcumuz var sen o kutudan elli lira al.
    • Tamam o zaman anne ben elli lira alırım kalan para ile de kendime bir ayakkabı alırım

    Ahmet parpayı alıp dışarı çıktığında öğle vaktiydi güneş tam tepeden vuruyordu.Ahmet’in bir anda gözleri kamaştı gözlerini biraz kısarak etrafa göz gezdirdi.Kapıyı kapattı merdivenleri ağır adımlarla indi.Kümesten çıkan tavuklar etrafa dağılmışlar yerden buldukları böcekleri,otları yiyordu.

    Ahmet bakkala yaklaştığında köyün yaşlıları bakkal’ın yanındaki makata oturmuşlar geleni geçeni seyrediyorlardı.

    • Selamünaleyküm ağabeyler.
    • Aleykümselam, Ahmet.
    • Yusuf amca içerde mi?
    • İçerde oğlum.
    • Merhaba Yusuf amca
    • Merhaba oğlum.
    • Nasılsın amca?
    • Ne olsun işte oğlum köyün işler ile uğraşıyorum.
    • Sen de ne var ne yok?
    • Bizde şehre taşınacağız işte Yusuf amca.
    • Niye hayırdır Ahmet?
    • Öyle icap etti bende artık hayata atılmak istiyorum.
    • Vallaha kendiniz bilirsiniz de şehirde hayat zordur.
    • Olsun be Yusuf amca bende çalışırım.
    • Tarla ne olacak?
    • Tarlayı amcama sattık.
    • Hayırlısı oğlum ne diyelim Allah huzurlu mutlu etsin.
    • Yusuf amca bizim hesap’a bir bakar mısın?
    • Oğlum aha dur bir bakıyım.
    • Oğlum toplam borcunuz yirmi sekiz lira.
    • Tamam, abi aha şuradan al.

    Parayı veren Ahmet Yusuf amca ile vedalaştıktan sonra Kasap’a gitti kasap’ın borcunu da ödedikten sonra köyde dolaşmaya başladı önüne gelen il konuşuyor ondan helallik istiyordu.

    Ahmet ayakkabıcı Veysel’in yanına geldiğinde vitrinde gözüne kestirdiği ayakkabıyı almak için içeri girdi

    • Selamünaleyküm Veysel Amca.
    • Aleykümselam, yeğenim.
    • Veysel amca şu ayakkabıya bakabilir miyim?
    • Tabi ki oğlum al bak.
    • Ahmet ayakkabıyı ayağında denedi aynadan şöyle bir baktı.
    • Tamam Veysel amca ben bu ayakkabıyı alayım ne kadar?
    • Oğlum yedi lirada sana beş lira olur.

    Ahmet ayakkabıyı aldı.Veysel amca ile vedalaştıktan sonra dükkandan çıktı.yavaş yavaş yürüyerek kamyoncu Mustafa’nın yanına gitti.kamyonu da ayarladıktan sonra amcasının yanına gitti.

    • Amca nasılsın?
    • İyiyim oğlum sen nasılsın?
    • Bende kamyonu neyi ayarladım piyasaya olan borçlarımızı ödedim sana bir şeyi danışmaya geldim.
    • Söyle oğlum bu köyde ilk danışacağın kişi benim.
    • Amca biz pazartesi günü taşınacağız sende bizle gelirsin orda hem tapu işlerini hallederiz hem de oradan bize bir ev ayarlarız
    • Tamam oğlum olur.
    • Yengem nerde?
    • O da içerde.
    • Gideyim de yengem ile bir vedalaşayım.

    Ahmet hızlı adımlarla ilerlerken amcasının evinin çatısında ki dağılmış kiremitlere gözü ilişti.Kiremitler sanki dokunsan düşecekti.Merdivenin taşları yerinden oynamış basınca insan düşecek gibi oluyordu.Ahmet kapıya vurdu.Yengesi kapıyı açtı

    • Yenge nasılsın?
    • İyiyim oğlum sen nasılsın?
    • Bende iyiyim işte yenge kamyonu neyi ayarladım.
    • İyi oğlum hayırlısıyla gidersiniz inşallah.
    • Yenge hadi hakkını helal et.
    • Helal olsun Ahmet’im.

    Ahmet oradan ayrıldıktan sonra eve geldi.Annesi evi toparlamış halıları, kanepeleri,yorganları evin ortasına toplamış.Ahmet eve girdiğinde annesi ipten çamaşırları topluyordu.Ahmet eve girdi.Hava kararmıştı.Ahmet odasındaki kanepenin hala yerinde olduğunu görünce onu da kaldırarak orta yere koydu.Annesi içeri girdi.Ahmet’im ne yaptın işleri hepsini hallettim Anne dedi.

    • Anne yarın erkenden kamyon gelecek amcam da bizimle gelecek yarın şehre evi neyi beraber ayarlayacağız.
    • İyi olur oğlum evimizi tutarız amcan geri köye döner.
    • Ahmet oğlum sen yat artık arkadaki odaya yatağını serdim.
    • Tamam anne ben yatarım başka yapacak iş var mı?

    Ahmet arka odaya geçti üzerlerini değiştirerek yatağına girdi.Şehri hayal etmeye başladı.Büyük katlı evler düz asfaltlı yollar,büyük marketler…

    Ahmet sabah kalktığında Annesi kalkmış Ahmet’in bu evde son kez yapacağı kahvaltıyı hazırlamıştı.Ahmet kahvaltısını yaptı.Üzerlerini giydi.Annesi sofrayı kaldırdı. Evi tama-men toplayan annesi artık kamyonun gelmesini bekliyordu.

    Ahmet dışarıda köye şöyle bir bakıyordu.Kamyonun sesini uzaklarda duyan Ahmet kamyonu beklemeye başladı.Kamyon giderek yaklaşıyordu; Ahmet kamyonun gelmesiyle annesinin yanına gitti.

    • Anne anne kamyon geldi
    • Tamam oğlum sen Kerim abini ve muzaffer abini çağır.

    Ahmet ağabeylerini çağırmaya gitti.Geldiklerinde kamyoncu kamyonun kenarlarını açmış.Ahmet eve girdi ağabeyleri de girdi evi kamyona yüklemeye başladılar.kamyonu tamamen yükledikten sonra kamyonun kasasını kapattılar.Annesi köydeki komşularıyla vedalaştı.

    Ahmet’te köydeki arkadaşlarıyla vedalaştıktan sonra kamyona bindiler.Annesi ağlıyordu Ahmet kendini zor zapt ediyordu.Ama ağlamayacaktı.

    Kamyoncu kamyonu çalıştırdı ilerlemeye başladı.Köyün meydanına geldiklerinde ordan amcasını da aldılar.Kamyon köyü çıktıktan sonra asfalt yolda hızlanmaya başladı.üç beş köyü geçtikten sonra muslubelen bayırından aşağı inmeye başladılar kamyoncu yavaş yavaş inerken birde kamyon hızlandı.kamyoncunun benzi beti atmıştı.Çünkü kamyonun frenleri boşalmıştı. Ahmet bir annesine bir de kamyoncuya baktı kamyoncu kamyonu durduramıyordu.Kamyoncu tek çağre olarak kamyonu tarlaların içine sürdü.kamyon başta hızla ilerlerken aniden kamyon büyük bir taşın üstünden geçti kamyon sağ tarafı boyunca devrilmişti.

    Ahmet gözlerini açtığında etrafında ki oksijen tüplerini gördü hemen aklına kaza geldi annesine ne olmuştu nerdeydi.Amcası nasıldı Ahmet yerinden doğrulmak istedi ama başaramadı.bağırmak istiyordu ama sesi kısık kısık çıkıyordu.hemşirenin odaya girmesiyle gözleri açıldı.

    • Hemşire hanım dedi.
    • Buyurun beyefendi
    • Bana ne oldu ben niye buradayım ?
    • Kaza geçirdiniz beyefendi
    • Annem nerde dedi Ahmet

    Kaza sonunda annesi, amcası vefat etmişti kamyoncu ile kendisi ağır yaralanmıştı.Ahmet’i hemen hastaneye kaldırmışlardı.Annesi ile amcası morgta yatıyorlardı.Annesi ile amcasını kazanın ertesi günü gömmüşlerdi.Ahmet on gündür hastanede yatıyordu.

    Doktor’un gelmesiyle Ahmet taburcu oldu.Ahmet’i hastaneden yengesi aldı.Ahmet sorular sormaya başladı

    • Yenge yenge anneme ne oldu ?
    • Yengesi üzgün bir şekilde oğlum amcan ile annen vefat ettiler.
    • Ahmet’in biranda gözünden sular akmaya başladı.
    • Yengesi Ahmet’in boynuna sarıldı.

    • Yenge annemi nereye defnettiniz.
    • Köyün, mezarlığında oğlum.
    Ahmet ile yengesi ağlaya ağlaya mezarlığa doğru gittiler. Köyden geçerken köyün meydanında ki kadınlar Ahmet’in halini görünce onlarda kendilerini tutamadılar onlarında gözünden yaşlar akmaya başlamıştı.

    Ahmet mezarlığa geldiğinde annesinin mezarı babasının mezarının yanında idi.Ahmet annesi ile babasının mezarının ortasında durarak ağladı.Ahmet oradan kalkmak istemiyordu.Yengesi gelerek Ahmet’i kolunun altına girerek Ahmet’i yerinden kaldırdı.Ahmet ağlaya ağlaya mezarlıktan çıktı.

    Köye geldiğinde Ahmet artık buralarda duramayacağını anladı. Köyde son bir kez dolandıktan sonra uzak diyarlara gitmek için köyden ayrıldı.

















      Forum Saati Salı Şub. 21, 2017 12:43 am