Giresun Üniversitesi Türkçe Topluluğu

Türkiye'den erişim engeli nedeniyle yeni adresimiz: turkcetoplulugu.weebly.com

Nar Ağacı
Nazan Bekiroğlu
(%25 İndirimle)
Beyaz Türkler K.
Alev Alatlı
(%25 İndirimle)
turkcetoplulugu.weebly.com Topluluğumuzun yeni adresi
Kendini Açma
B. Çetinkaya

    SAVRULAN HAYATLAR

    Paylaş

    1001110042

    Mesaj Sayısı : 1
    Kayıt tarihi : 14/10/10

    SAVRULAN HAYATLAR

    Mesaj  1001110042 Bir Ptsi Ara. 20, 2010 8:27 am

    SAVRULAN HAYATLAR
    Bahçesinde güllerin, papatyaların, rengarenk çiçeklerin bulunduğu iki katlı bir evde yaşıyordu Özkan ailesi.Sadık bey ve Ayşe Hanım beş çocuk sahibiydiler.Küçük kızı Gönül, onun büyüğü Şadiye ve evin tek oğlu olan Ergül'ün ailesiyle beraber dokuz kişiyi barındıran kocaman bir evdi burası.Bugün yağmurlu bir pazar günüydü.Ayşe Hanım güne kötü bir rüya ile başladı.
    -Hayııır!diye sıçradı yatakta.Sadık Bey korku içinde:
    -Ne oldu?diyerek bağırdı uyku sersemliği ile.
    Ayşe Hanım su gibi ter içinde kalmıştı.Yüzü kireç gibiydi.Elleri ile yüzünü kapatarak ağlamaya başladı.Sadık Bey başucunda duran sürahiden hemen bir bardak su verdi.
    -“Rüya gördüm, hepimiz yıkık altındaydık hepimiz!”diyerek tekrar ağlamaya başladı.
    -Tamam tamam sakin ol. hadi kalkalım yüzünü yıka da sakinleş biraz.
    Ayşe Hanım biraz kendine geldikten sonra kahvaltıyı hazırlamak için mutfağa girmişti ama evin gelini Halide kahvaltıyı çoktan hazırlamıştı bile.Halide çok çalışkan bir ev hanımıydı.Kocası Ergül ve üç çocuğu ile birlikte evin ikinci katında oturuyordu.Ama her iki kata da yetişiyordu.Yemekler her zaman aşağıda yenir, sadece uyku zamanı yukarıya çıkılırdı.Sadık Bey yemeklerde tüm ailenin bir arada olmasına çok önem verirdi.Zaten tüm ailenin bir arada olduğu zaman yemeklerdeydi.Halide mutfaktan:
    "Kahvaltı hazır" diye seslendi.
    Tüm aile kahvaltıdaydı.Ayşe hanımın içindeki huzursuzluk daha bitmemişti.Yüzü hala kireç gibiydi.Halide çayları kattı ve servis yaptı.Kocaman masada yaptıkları kahvaltıdan sonra Sadık bey kızı Şadiye'ye seslendi;
    -Şadiye çay getir bana bir bardak!
    -Tamam baba getiriyorum hemen.
    Sadık bey balkona oturdu.Ancak havanın bungunluğu sanki ruhunu sıkıyordu.Tam çayını yudumluyordu ki uzaktan gelen bir gürültü ile irkildi.Baktı etrafa ama bir şey göremedi.Sonra fark etti ki sokağın başında bir kaza olmuştu.Sadık bey güne kötü başladığını düşündü.Bu arada Ergül kapıda belirdi.Tır şoförü olduğu için yola gitmesi gerekiyordu.Bugün de Antalya'ya yük götürecekti.Pek hayırlı bir evlat değildi. Evine de sadık olduğu söylenemezdi.Onun için varsa yoksa oğlu Salim'di.Kızı Elif ve Tülay'a pek ilgi göstermezdi.Ergül genellikle üç gün evde ise dört gün yoktu.Balkonda oturan babasına seslenerek;
    -"Ben çıkıyorum yola" dedi ve gitti.
    Ayşe hanım ikindiye kadar sürekli evin içinde dönüp durdu.Sanki bir şeyler onu tedirgin ediyordu.Kızı Şadiye ve onun küçüğü Gönül yengeleri Halide ile birlikte temizliğe giriştiler.Bir yandan da çocukların koşuşturmaları ve ortalığı dağıtmaları Halide'yi çileden çıkarıyordu.
    -Kızım çıkın artık odanıza!!
    -Anne ya Tülay kalemimi aldı vermiyor.
    -Tülay geliyorum şimdi yanına kızım.
    Bu arada Sadık Bey ikindi uykusundan uyanmış ve duşa girmişti.Ayşe Hanım Sadık Bey'in duştan çımasını bekliyordu.Sadık bey çıkınca Ayşe hanım birden:
    -"Hadi Sadık gidelim"
    -Anlamadım Ayşe nereye gidiyoruz ki?
    -İçimde büyük bir sıkıntı var.Hazırlansın çocuklar da köye gidelim bugün.
    -Otur oturduğun yerde hanım!Ne işimiz var köyde akşam akşam.
    -Yalvarırım Sadık gidelim evdeki duvarlar üstüme üstüme geliyor sanki.
    Sadık bey ikna olmuştu sonunda.Tüm aile hazırlandılar ve arabaya binip köye doğru yola çıktılar.Bu sırada aynı ilçede oturan Şadiye'nin bir büyüğü olan Melek akşam yemeğini hazırlıyordu.Melek iki çocuk annesi beş yıllık evli bir memurdu.
    Saat 6.30
    Melek ve ailesi tam sofraya oturmuşlardı ki birden büyük bir gürültü koptu.Sanki kıyamet koparcasına ev sallandı.Vitrinler devrildi, evdeki bütün eşyalar yerle bir oldu.Paniğe kapılan Melek ve kocası Kazım, çocuklarını kaptıkları gibi bahçeye fırladılar.Çıktıklarında gördükleri manzara inanılmazdı.Mahalledeki evler yerle bir olmuş her yer harabeye dönmüştü.İnsanlar bağrış çığrış içinde oradan oraya koşturuyordu.Kiminin evladı kalmıştı yıkık altında kimisinin eşi..ne büyük acıydı yarabbi..Kendi evlerinde ise büyük bir hasar yoktu.Kazım ne yapacağını şaşırmıştı bir yandan korku dolu gözlerle etrafa bakıyor bir yandan da Melek'i ve çocuklarını sakinleştirmeye çalışıyordu.O anları saniye saniye yaşayan çocukların da psikolojisi alt üst olmuştu.Kazım'ın o anda aklına 30 km uzakta oturan abisine gitmek geldi.Çoluk çocuk yol boyunca ağlaya ağlaya gitti.Ağabeylerine gittiklerinde orada depremin çok büyük hissedilmediğini söylediler.Bahçelerinde 15 dakika kadar oturup biraz kendilerine geldikten sonra Melek'in aklına birden annesi ve babası geldi.Kazım'a:
    -Annem,babam ben nasıl unuttum onları!Kazım götür beni ne olursun diyerek hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
    Kazım bunun çok tehlikeli olduğunu ne kadar anlatmaya çalıştıysa da dinletemedi.Çocuklarını orada bırakarak tekrar ilçeye döndüler.Melek'in çocukluğunun,genç kızlığının geçtiği ve tüm anılarının saklı olduğu mahallesi artık yerini harabeye bırakmıştı.İnsanlar yol kenarlarına oturmuş Kur' an-ı Kerim okuyor, dualar ediyorlardı.Çevre illerden gelen cankurtaranlar ise tüm çabaları ile seferber olmuşlardı.Melek şaşkın bakışlarıyla:
    -Şurası Hasan amcaların eviydi,burası Emine teyzelerin eviydi diyerek etrafı tanımaya çalıştı.Birden irkilerek annesigilin evinin yerinde olmadığını gördü.Evin neredeyse iki katı birden yerin içine çökmüştü.Melek ailesini kaybettiğini düşündü.Kendini yerden yere vurarak hıçkırıklara boğuldu.Kazım ne yapacağını şaşırdı.sakinleştirmeye çalışıyordu fakat Melek oradan oraya koşturmaya başlamıştı.Kendini çok çaresiz hissediyordu.Tam bu sırada yan komşu Nevriye teyze kollarından tutarak:
    -"Yavrum dur sakin ol.Onlar yarım saat önce çıktılar evden.Köye gitti hepsi" dedi ama Melek inanmıyordu:
    -"Yalan söylüyorsun bana!" diyerek bağırdı.
    Nevriye teyze yeminler ederek sonunda inandırmayı başardı ve sakinleştirdi.Daha sonra hemen ailesinin yanına,onları görmeye gittiler.Annesinin boynuna sımsıkı sarılarak ağladı.Herkes iyiydi.Ayşe hanımın rüyası ve bütün gün süren içindeki sıkıntı belki de dokuz canın hayatını kurtarmıştı.Yarım saatlik bir ara ile ölümün eşiğinden döndüler.Ne kadar şükür etseler azdı.Melek çocukları ve eşi ile beraber iki gün sonra ilçeye döndü.Her yerin yıkık dökük ve darmadağın olduğu ilçede insanlar çadırlarda yaşamaya çalışıyorlardı.Melek ve ailesi de tam üç ay çadırda kaldılar.sürekli bir korku içinde.Birçok aile ise ilçeden göç etmişlerdi.91 kişinin hayatını kaybettiği onlarca kişinin yaralandığı 6.1 şiddetindeki bu deprem kayıtlara 1995 Dinar depremi olarak geçti.Sadık bey ve ailesi ise ilçeye yarım saatlik uzakta bulunan Dazkırı ilçesine göç etti.Melek'in evinde pek hasar olmamasına rağmen yaşadıkları korku onları üç ay dışarıda çadırda yaşamaya mecbur etti.Sadık bey emekli bir memur olduğu için bir süre Dazkırı’da çevre edinemedi.Aradan on ay geçmişti ve çocuklar burada bir sene gecikmeli olarak okula başladı.Tülay birinci sınıfa Elif ise dördüncü sınıf öğrencisiydi.Bu arada Sadık beyin dört kızından en büyüğü olan Kamile memur olduğu için mesai saatlerinde çocuğuna bakıcı tutmaya karar verdi.Fakat bu konuda kimseye güvenemiyordu.Bu yüzden çocuğuna bakması için kardeşi Gönül'ü Bayburt'a çağırdı.Gönül ablasının yanında iki sene kadar kalmıştı.Bu sırada kendisinden on beş yaş büyük olan Hasan ile tanıştı.Hasan bir şirketin sahibi, 34 yaşında uzun boylu zengin bir adamdı.Daha önce bir kez evlenmiş fakat çocuğu olmadığı için ayrılmıştı.Hasan ile Gönül’ün aralarındaki muhabbet gün geçtikçe artıyordu ve birbirlerine daha da bağlanıyorlardı.Hasan’ın olgun ve ağırbaşlı oluşu ona daha da çok bağlanmasını sağlıyordu.Bir yılı bulan bu ilişkinin sonunda evlenmeye karar verdiler.Gönül ailesinin buna razı olmayacağını çok iyi biliyordu.Ama Hasan'ı da çok ama çok seviyordu.Ailesini karşısına alacağını bile bile ona kaçmayı göze aldı.Ablasının ve eniştesinin uyuduğundan emin olduğu vakitte sessizce valizini aldı ve yatağının üzerine bir mektup bırakarak çıktı.Planlarında Hasan’ın memleketi Kayseri'ye gitmek vardı.Sabah ilk otobüsle yola çıktılar.Ablası Kamile sabah kalkıp Gönül'ü göremeyince seslenerek:
    -Gönül işe geç kalıyorum nerdesin?
    Fakat sonra gördü ki yatağının üzerinde bir mektup vardı.Okudu ve gözlerine inanamadı.Eli ayağı titredi ve ilk aklına gelen şey “ben babama ne diyeceğim” diye düşündü.Ablasının Gönül’e kızgısı çok büyüktü.Onu çok zor durumda bırakmıştı.Eşi Zeki ile beraber akşam babası ve annesine haber vermeye karar verdiler.Ama nasıl söyleyeceğini bilmiyordu çok mahcuptu.Bir şekilde durumu anlatmaları gerekiyordu.Numarayı çevirdi telefon çalıyordu bekledi ve telefonu açan babasıydı:
    -Alo buyurun?
    -Benim baba Kamile..
    -A nasılsın kızım?Sesin neden kötü geliyor?Hasta falan değilsin inşallah?
    -Yok baba hasta değilim ama sana söylemem gereken bir şey var.Önce sakin ol ayaktaysan eğer otur.
    -Aman kızım ya korkutma beni!
    -Baba bugün sabah kalktığımda bir mektup buldum Gönül bırakmış.Sana bunu nasıl söyleyeceğim bilmiyorum.Gönül'ün burada uzun zamandır konuştuğu biri varmış.Kendisinden büyük olduğu ve bunu onaylamayacağını bildiği için valizini toplayıp gitmiş.Yani kaçmışlar baba!!
    -(ses yok)
    -baba orda mısın?İyi misin baba konuşsana!!
    -Ne dedin sen!Nasıl yapar böyle bir şeyi?Benim başımı nasıl yere eğdirir?Allah nasıl biliyorsa öyle yapsın.Yok artık öyle bir evladım yok!
    Sadık bey küplere binmişti.Sanki bulsa öldürüverecekti.Kamile sorumluluğunu yerine getiremediği için kendisini suçlu hissediyordu.Annesi Ayşe hanım ise olayın şoku ile yataklara düştü ve 3 gün yerinden kalkamadı.Aradan on gün geçmişti.Bir telefon çaldı.Sadık bey:
    -buyurun?
    - .....
    -Kimsiniz kardeşim?arıyorsun madem neden konuşmuyorsun?
    Buruk ve bir o kadarda kısık bir ses:
    -Benim baba Gönül.
    Sadık bey adeta beyninden vurulmuşa döndü.Bağırarak:
    -"Yok benim senin gibi bir evladım ne yüzle arıyorsun" dedi ve telefonu kapattı yüzüne.
    Ayşe hanım ise kızının sesini duymak için çırpınıyordu sanki.
    -Gönül mü?Yavrum, Gönül'üm nasılmış?Neredeymiş?
    Sadık bey o sinirli hali ile Ayşe hanım'a:
    -"Ne evladından bahsediyorsun sen?Yok artık benim öyle bir evladım.!Sildim" dedi ve balkona çıkıp sigarasını yaktı.Yanaklarından süzülen göz yaşlarını ise saklarcasına siliverdi.Sadık bey artık duramaz olmuştu Dazkırı’da.Memleketine dönmek istiyordu.Çok geçmeden bir süre sonra taşınmaya karar verdiler.Devletin depremzedeler için yaptırdığı apartman dairelerinden birisine taşındılar.Ergül ve Halide ise başka bir yerde bulunan daireye taşındılar.Sadık bey o zamanlarda ilçenin sayılı zenginlerindendi.Ailesinden kalan tarlalar,arsalar,evler emekli maaşı ve kira gelirleri vardı.Oğlu Ergül' ün de getirdiği para ile birlikte birçok para dönüyordu elinde.Ama parayı da çok seven bir yapıya sahipti.Her geçen gün paraya daha çok bağlanıyor ve kimseleri beğenmiyordu.Zengindiler fakat evlerinin huzuru yerinde değildi.Herkes birbirini tartaklama çabası içindeydi.Kavgasız günleri olmazdı.Halide ise sürekli çocukları ile beraber yalnız kalmak zorundaydı.Ergül doğru düzgün eve uğramıyordu artık.Bir gün Ergül yük götürmeden gelmiş, yorgunluktan salonda uyuyakalmıştı.Halide bir battaniye getirip üzerini örttü.Oğlu Salim öğretmenin verdiği ödevi yazmak için uğraşıyordu.
    -Anne ya yapamıyorum işte gördün mü ?
    -Oğlum yat artık yeter olduğu kadar.
    Salim üçüncü sınıfa gidiyordu.Melek’in oğlu Halit ile aynı sınıftaydılar.Salim’in kırtasiye ihtiyaçları alınıp Sadık beyin hesabına yazılırdı.Bir seferinde iki yüz elli lira tutan hesabı öderken kırtasiyeci:
    -Diğer torununuzun da yüz elli lira oldu onu da siz mi verecektiniz?
    -Yok canım onunkini babası öder diyerek kestirip attı.
    Kazım daha sonra kırtasiyeciden bunu duydu ve çok sinirlendi.Nasıl oluyordu da kendi çocukları farklı muamele görüyordu?Gerçi Sadık beyin bu yaptığına da pek şaşırmamıştı.Daha önce yeni evliyken Melek ile borçları yüzünden durumları biraz sıkışıktı.Sadık bey bu durumu bildiği halde parasına kıyıp da kesinlikle yardım etmedi.Artık bu tip olayların üzerine Kazım’ın kayınpederine olan saygı ve sevgisi iyice azalmıştı.
    Bugün cumartesi.Sadık beyin evinde bayram telaşı başlamıştı.İki gün boyunca Ayşe hanım kızı Şadiye ile birlikte bayram temizliği ile uğraştılar.Pazar günü de Melek geldi.Onlara yardım etti.Ayşe hanımı bir heyecan sarmıştı.Çünkü akşam bütün evlatları bir arada olacaktı.Ama kızı Gönül'den yana bir tarafı da buruktu..Geçen yedi sene içerisinde Sadık beyden gizli gizli telefonda görüşüyorlardı ama,artık burnunda tütüyordu kızı.Her bayramı ayrı geçirmek onu çok üzüyordu.Aslında bu durum herkesi üzüyordu ama kimse dillendirmiyordu.Gönül çocuk sahibi olamadığı için yıllardır tedavi görüyordu.Eşi ile aralarında zaman zaman bu yüzden problemler yaşıyordu.Akşam olduğunda en büyük kızı Kamile,eşi ve çocukları ile beraber geldi.Gece yarısına kadar uzun uzun muhabbetler edildi.daha sonra herkes odasına çekildi.Sabah saat yedi de Ayşe hanım uyanıp kocasına:
    -Sadık hadi kalk bayram namazına yetişeceksin.
    -Tamam tamam kalkıyorum.
    Herkes uyandığında evi bir bayram telaşı sarmıştı.Sadık bey damadı Zeki ile beraber bayram namazı için evden çıktılar.Şadiye ve Kamile güzel bir kahvaltı hazırladı.Ayşe hanım bu sırada torunlarını giydirdi.Çocuklar daha sonra dedesi ve babasının gelmesini camda beklediler.El öpüp harçlık alma heyecanı içindeydiler.Babası ve dedesi geldiğinde hemen kapıya koştular önce dedesine bir ağızdan:
    -Bayramın kutlu olsun dede
    -“Sizinde yavrularım" diyerek ellerine harçlığı sıkıştırdı Sadık bey.Daha sonra babasının da elini öpüp bayramını kutladılar.Herkes birbiri ile bayramlaştı ve kahvaltı sofrasına oturuldu.Neşe ve kahkaha içinde güzel bir kahvaltı yaptılar.Zil çaldı çocuklar hemen kapıya koştu.Gelenler Melek, Kazım ve çocuklarıydı.Kazım eşinin hatırı için geliyordu bu eve.Artık iyice soğumuştu onun ailesinden.Çünkü Kazım la çok zıt karaktere sahipti Sadık bey.İçeriye girdiler bayramlaştılar.Ev çoluk çocuk curcunaya dönmüştü.Daha sonra Ergül ve Halide geldi.Sadık beyin bütün tornları ve evlatları bir aradaydı bu bayram günü.Bir tek eksik vardı kızı Gönül..Çaylar içildi, sohbetler edildi.Tam o sırada Kapı çaldı.Çocuklar yine kapıya doğru koşmaya kalktılar.Kamile:
    -Oğlum durun her kapıya koşmasanıza!
    Hepsi birden koşarak geri döndü .Kapıyı Ayşe hanım açtı.Karşısında duran kapalı genç bir bayandı.Ayşe Hanım gözlerine inanamadı.O kadın kızı Gönül’dü.Yıllar onu ne kadar da değiştirmişti.Kapanmış ve bambaşka birisi olmuştu.Gönül annesini sımsıkı kavrayarak
    -Annem güzel annem affet beni affet diyerek hıçkırıklara boğuldu.Bir süre öylece kaldılar.Sadık bey içeriden:
    -Kim geldi Ayşe ?
    Sonra Ayşe hanım kızı Gönül ile birlikte salona girdiler.Gönül annesinin ardından odaya girdiğinde herkes şaşkına döndü.Sadık bey öylece bakakaldı.Acaba yanlış mı görüyorum diye karısının gözünün içine baktı.Ayşe hanım ağlıyordu anne yüreği ile onu hemen affetmişti.Ama Sadık beyin tepkisinden çok korkuyordu .Gönül koşar adımlarla baş köşede oturan babasının önünde diz çökerek affet beni baba diye yalvardı.Sadık beyin içi titriyordu ve ne yapacağını bilemiyordu.O anda ne bağırıp kızabiliyordu ne de başka bir tepki verebiliyordu.Gönül babasının elini kavrayarak:
    -"Baba ver elini öpeyim yaptım bir cahillik affet ne olur " diye yalvardı.Sadık bey o an kızını ne kadar özlediğini fark etti ve artık olan oldu diye düşünerek elini uzattı:
    -Nerdeydin be evladım bunca yıl?Sana her ne kadar kızsam da sen benim canımdan bir parçasın.
    -Gelemedim baba.Cesaretimi toplayıp gelemedim.Affettin mi beni?Çok pişmanım ama bir cahilliktir yaptım.Rızan olmadan evlendim.
    -Kızım anneler babalar evlatlarını affeder.Her ne kadar beni üzüp yıpratsan da affederim ben sen.Hayatta göreceğin çok şey var daha.Siz eşinle birbirinize sahip çıkın.

    Evdeki herkesi bir hüzün kaplamıştı.Bir süre öylece oturdular.Ne kimse bir şey diyebiliyor ne de soru sorabiliyordu.Bu durum fazla uzun sürmedi yan odadaki çocukların bağrışmaları oradan oraya koşuşturmaları sessizliği bozdu.Halide ayağa kalktı ve çay demlemek için mutfağa girdi.Dört kız kardeş ve Ayşe hanımda onun arkasından çıkıp misafir odasına geçtiler.Herkes bir şeyler anlatmasını beklercesine Gönül'ün gözüne bakıyordu.Gönül yedi yıl boyunca neler yaptığını, nasıl bir yerde yaşadığını anlatmaya başladı.Herkes bir şeyler soruyordu.Gönül uzun süredir çocuk sahibi olmak istediğini fakat çocuğunun olmadığını söyledi.Tam bu sırada Halide elinde çaylar ile içeriye girdi.
    -Çaylar geldii.
    -Eline sağlık yenge hızlısın yine.Tıpkı eskiden olduğu gibi.
    -"Afiyet olsun" dedi gülümseyerek.
    Uzun bir aradan sonra tüm aile bir aradaydı artık.Hep beraber dört günlük bayram tatilini dolu dolu geçirdiler.Kamile ve Zeki çalıştıkları için tatilleri sona ermişti.Sabah erkenden Bayburt‘a doğru yola çıktılar.Uzun ve yorucu bir yolculuk onları bekliyordu.Gönül ise bir hafta daha anne babasının yanında kalmak istedi.
    Cuma günü Sadık bey evin ihtiyaçlarını almak için çarşıya çıktı.Ayşe hanım iki kızı Şadiye ve Gönül ile beraber evde kaldı.Uzun uzun oturup muhabbet ettiler.Bu arada gönül annesine Kayseri ‘ye döndüğü zaman tüp bebek tedavisine başlayacağını söyledi.Muhabbet muhabbeti açıyordu ve saatin nasıl geçtiğini anlayamadılar.Akşama doğru yemekleri hazırlayıp masayı kurdular.Tıpkı eskiden olduğu gibi hep beraber yemek yediler.Çaylarını içip sohbetlerini ettiler.Bir hafta boyunca hasret giderdiler;ama Gönül için artık dönme vaktiydi.Gönül bir yandan burukluk bir yandan da sevinç içinde yola çıktı.Artık her şeyin düzeldiği için mutluydu ama tekrar onlardan ayrılmak zor gelmişti.Ayşe hanım ve Sadık bey Gönül’ü yolcu ettikten sonra eve girdiler.Ayşe hanım:
    -Kahve yapayım mı sana ister misin?
    -Hadi yap gel hanım da kendimize gelelim.
    Kahvelerini de içip geçen günlerin değerlendirmesini yaptılar.Daha sonra uyumak için odalarına çekildiler.Günler günleri kovalıyordu.Sadık bey zenginliğine zenginlik katıyordu.Oğlu Ergül’ün de iki tırını Sadık bey almıştı.Dinar’da adeta nam salmışlardı.İlçenin sayılı zenginlerindendiler.Sadık bey yola çıktığı zaman beş insan görse üçüne selam verirdi.Yani çevresi oldukça genişti.Kendi evi de oğlunun evi de bolluk içerisindeydi.
    Bugün günlerden salıydı.Ayşe hanım Şadiye ile beraber salı pazarına çıkıp pazar harcını gördükten sonra her salı olduğu gibi pazara yakın olan Halide’ye geldiler.Daha sonra Melek’de geldi.Hep beraber yemek hazırlayıp yediler.Aynı vakitte Gönül ise karşı komşusu Sevda’da yemekteydi.Sevda’nın da tedavi gördüğü halde çocuğu olmuyordu.Gönül bir süre önce tekrar tüp bebek tedavisine başlamış fakat her seferine aynı sonucu aldığı için artık umudu kalmamıştı.Sevda birden:
    -Kız gönül ne zaman gideceksin sonucu öğrenmeye?
    -Artık umudum kalmadı ki Sevda.Her defasında aynı sonuç…Daha fazla uğraşmak istemiyorum.
    -"Ya neden böyle düşünüyorsun ki?Bak ben de seninle aynı durumdayım.Allah' dan umudunu kesmeyeceksin.Hadi kalk doktora gidelim belki bu sefer beklediğin sonucu alırsın" diyerek ayağa kalktı.
    -Yok sevda ya gerçekten gitmeyelim.Yine aynı sonuçla geri döneceğim.Zaten gideceğim ama şu an değil.
    -Hadi hadi ben anlamam gidiyoruz.
    Sevda Gönül’ü ikna edip hastaneye geldiler.Testleri verdikten sonra sıranın kendisine gelmesi için bir süre bekledi.Birden:"Gönül sancaktar!" diye seslenen hemşirenin sesi ile irkildi.Gönül yerinden kalktı ve kalp atışlarının hızlandığını hissetti.İçeri girdiğinde doktorun yüzündeki ifadeye anlam verememişti.Belki benim kuruntum diye düşünerek:
    -Kolay gelsin doktor bey.
    -Buyurun şöyle oturun lütfen.Sonuçlarınızı inceledim.Ne zamandır tedavi görüyorsunuz?
    -Yedi senedir görüyorum doktor bey ama artık umudumu yitirdim.
    -“Bu kadar umutsuz olmanıza gerek yok" dedi hafif bir tebessümle.
    Şadiye buna anlam verememişti.Doktor bey ise bu haberi bir an önce Şadiye’ye söylemek istiyordu ancak çok da heyecana kapılmasını istemiyordu.
    -Bakın Gönül hanım öncelikle sakin olun size vermem gereken bir haber var.
    Gönül çok heyecanlanmıştı.Doktorun ağzının içine bakıyordu
    -Evet doktor bey sizi dinliyorum
    -Tebrik ederim Gönül hanım hamilesiniz!
    -Neee?
    -Evet doğru duydunuz iki aylık hamilesiniz.
    Gönül kulaklarına inanamamıştı.heyecanla dışarıya fırladı.Sevda ise oturduğu yerden hemen ayağa kalktı.
    -Ne oldu?Yoksa hamile misin?
    -Evet hamileyim iki aylık" dedi ve gözyaşları içinde sarıldılar birbirlerine.İkisi de ağlıyordu ama bu sefer ki sevinç gözyaşlarıydı.Gönül sabırsızlıkla hemen telefona sarıldı.Hasan’ı arayıp olanları bir çırpıda anlatıverdi.Hasan kulaklarına inanamadı, orada beklemesini söyledi.Arabasına atlayıp beş dakika içinde yanına geldi.Sanki olanlar gerçek değildi.Bugün en mutlu günleriydi.Bu mutluluğu birileriyle paylaşmak istiyorlardı.Hasan:
    -Hadi babanları arayalım da haberi verelim.Evet verelim ama ben hala inanamıyorum.Ben diyorum ki yarın bir doktora daha mı gitsek?
    -Tamam gidelim tam emin olalım ki ona göre hareket edelim.
    Bunun üzerine Gönül ve kocası ertesi gün başka bir doktora daha gittiler.Doktor daha önce aldıkları sonucun doğru olduğunu fakat Gönül’ün iki ay çok dikkat etmesi gerektiğini çünkü riskli olabileceğini söyledi.Hastaneden çıktıklarında ikisinin de gözlerinin içi gülüyordu.Gönül bu haberi herkese vermek istiyordu.içi içine sığmıyordu.Eve geldiklerinde hemen telefona sarılıp annesine haber verdi.Ayşe hanım sevinçle:
    -Yavrum benim çok sevindim çok!Allah dualarımızı kabul etti.
    -Sağol annecim.Artık daha güzel günler bizi bekliyor.
    -Hadi bakalım inşallah yavrum.Bak babanın da selamı var o da çok sevindi.
    Kalabalık bir aile olmalarına rağmen yarım saate kalmadan bütün aile duymuştu bu güzel haberi.
    Sadık bey bazı akşamlar da olduğu gibi bu akşamda küçük el çantasından çıkardığı kağıtlar ile uğraşıp hesap yapıyordu.Ayşe hanım bunları bir türlü anlamıyordu.Evlerinde bulunan bir tane çelik kasanın içinde buna benzer birçok kağıt,ev tapuları, arsa tapuları ve paraları saklardı Sadık Bey.
    Öyle yada böyle iki yılı geride bıraktılar.Gönül bir erkek evlat sahibi olmuştu.Artık psikolojisinin de düzelmesi ile evine ayrı bir huzur gelmişti.Ablası Şadiye’nin ise bu güne kadar bir çok talibi olduğu halde küçük eksiklerini kusurlarını bahane ederek geri çevirdi.Kısacası artık armudun sapı üzümün çöpü ayrımı yapıyordu.Yaşı da bir hayli ilerlemişti.Otuz yaşına geçen ay basmıştı.Melek’in ise uzun yıllardır ilçede çalışma ortamı olduğu için çevresi genişti.O gün tanıdığı hemşirelerden Gülseren hemşire Melek’in yanına geldi.Bir kardeşi olduğunu ve kabul ederse Şadiye’ye talip olduklarını söyledi.Melek o günün akşamında bunu kardeşi ve annesine haber etti.Şadiye nasıl olduysa bir konuşalım o zaman dedi.Melek cevaplarını ertesi gün Gülseren hemşire ye bildirdi.Üç gün sonra görüşme için anlaştılar.Görüşme Melek’in evindeydi.Çaylar kahveler içilip sohbet edildi.İki aile birbirlerini tanıma aşamasındaydılar.Şadiye ve Gülseren hemşirenin kardeşi Ali yan odada baş başa konuşarak birbirlerini tanımaya çalıştılar.Ali ilahiyat mezunu olduğunu fakat sözleşmeli olarak okullarda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine girdiğini söyledi.Onu çok beğenmişti fakat tek problem açık oluşuydu.Eğer evlenirseler bu gibi şeylerden vazgeçip geçmeyeceğini sordu.Şadiye de içten içe Ali’yi çok beğenmişti.Bu yaşına kadar hiçbir şeyden taviz vermeyen Şadiye nasıl olduysa Ali'nin bu söylediklerini kabul etti.Bir hafta da söz yapıldı.Daha sonrada aile arasında küçük bir nişan yapıldı.Altı aylık bir nişan sürecinden sonra düğün tarihi gelmişti artık.Sadık bey namına yakışır güzel bir düğün yaptı.Bir süre sonra Şadiye tamamen değişmiş eski Şadiye’den eser kalmamıştı.Ama halinden de çok memnundu.İlk başlarda kocası istediği için böyleydi fakat daha sonra bu duruma kendisi de alıştı.Bu arada Ergül artık evine uğramaz olmuştu.Eskiden evde ne var ne yok hiç merak etmezdi.Şimdi ise artık tamamen bıraktı evi ile ilgiyi.
    O gün akşam Sadık bey ile Ayşe hanım yapayalnız odada oturuyorlardı.Ayşe hanım Sadık Bey 'e usulca:
    -Neyin var Sadık? kaç günlerdir böylesin.
    -Yok birşeyim iyiyim ben.
    -Emin misin Sadık? benden bir şeyler saklamıyorsun demi?
    -Aslında sana söylemem gereken bir şey var.Ben Antalya’da ki evi sattım.
    -Nee?Ne zaman sattın?
    -Sattım işte Ayşe sorma soru!Satmam gerekiyordu sattım.
    Ayşe hanım anlamıştı zaten ters giden bir şeyler olduğunu.Sadık bey işlerinin artık kötü olduğunu belli etmemeye çalıştı karısına.Sadece küçük bir sıkıntı varmış gibi davrandı.Oysa Ergül'ün yaptığı borçlar haddini aşmıştı.Sadık bey oğlunun oraya buraya yaptığı borçları kapatmaktan bıkmıştı.Ergül ise eline geçen parayı içkiye,kumara yatırıp orda burada harcıyordu.Bütün bunlara rağmen Ergül hala onun için en başta geiyordu.Çünkü o erkek evlattı...
    Ailesi bu tür işlerle uğraşırken Şadiye ise bir sabah göğsünde bir sızı ile uyandı.Daha sonra ise fark etti ki göğsünde bir şişlik vardı.Önce önemsemeyerek doktora gitmeyi ağırdan aldı.Fakat bir kaç gün sonra ağrıları artarak devam etti.Eşine de söyleyerek ertesi gün sabah doktora gitmeye karar verdi.Bazı testlerden geçtikten sonra sonuçları ile beraber doktorun odasına doğru yöneldi.Doktor:
    -"Buyurun oturun" dedi.Sonuçları bir süre inceledikten sonra
    -Şadiye hanım sizinle açık konuşmak istiyorum.
    Şadiye korku içinde gözlerini açtı.Eli ayağı buz kesmişti.Sadece küçük bir yağ bezesi şüphesi ile gelmişti;fakat başka bir durum mu vardı?
    -Evet doktor bey sizi dinliyorum.
    -Göğsünüzdeki kitle yağ bezesi değil.Tam olarak teşhisi koymamız için bir kaç testten daha geçmeniz gerekiyor.
    -Peki doktor bey ben tekrar tahlil vereyim o zaman.
    Şadiye doktorun istediği testleri de verdikten sonra sonuçlarını yarın alabileceğini söylediler.Şadiye hastaneden çıkıp direk eve gitti.Akşamı zor etmişti "acaba neyim var" sorusu kafasını kurcaladı durdu.Ertesi gün ise eşi ile beraber hastaneye gittiler.Test sonuçlarını aldı ve sonuçları göstermek için doktorun odasına girdiler.Doktor kağıtları aldı uzun uzun inceledi.Şadiye ise korku dolu gözler ile doktorun ağzından çıkacak bir kaç kelimeye bakıyordu.
    - Şadiye hanım bunu size söylemek gerçekten çok zor ama bir an önce tedaviye başlamanız gerekiyor.Göğsünüzdeki kitle dağılmış durumda.Yani bu kitlenin bir iyi huylu birde kötü huylu diye adlandırdığımız iki türü var.Maalesef ki kanılarım da yanılmamışım.Sizin göğsünüzdeki kitlenin iyi huylu olduğunu söyleyemeyeceğim.Yani daha açık konuşmak gerekirse göğüs kanserine yakalanmışsınız.Sol göğsünüzü almak zorundayız.Eğer ilerlememiş ve dağılmamış olsaydı almayabilirdik.
    Şadiye’nin adeta başından aşağıya kaynar sular boşalmıştı.Duyduklarına inanamadı ve oracığa yığılıverdi.Eşi de o kadar çok üzülmüştü ki gözyaşları içerisinde Şadiye’yi sakinleştirmeye çalıştı.Bir süre sonra eve döndüler.Şadiye neye uğradığını şaşırmış ve hala olanlara inanamıyordu.Daha başka birçok doktor gezdiler fakat aldıkları sonuç aynıydı.O gün ne anne babasını ne de kardeşlerini arayamadı.Ali bu durumu ertesi gün eşinin ailesine telefon açıp bir şekilde söyledi.Ayşe hanım duyduğu zaman fenalıklar geçirdi.Bedeni üzüntüsüne yenik düşmüştü.Eli kolu kalkmıyordu.Ne zaman kötü bir haber alsa böyle olurdu.Ağlıyordu her gün ağlıyordu.En çok da elinden bir şey gelmediği için ağlıyordu.Şadiye aradan çok zaman geçmeden tedaviye başladı.Daha fazla zaman kaybetmemesi gerekiyordu.Artık sürekli kemoterapi görüyordu.Bu süreç içerisinde de bulunduğu yerde sağlık imkanları yetersizdi.Çok özel bakılması gerektiği için ablası Kamile'nin yanında kalıyordu.Tek bir odanın içinde altı ayını geçirdi.İlaçların etkisi ile artık saçları da dökülüyordu.Kamile kendi yemediklerini, almadıklarını kardeşine alıp ona en iyi şekilde bakıyordu.durumu artık normal seyrinde ilerliyordu.Onun şanslı tarafı ise hayata sımsıkı tutunan bir insan oluşu ve dayanıklı oluşuydu.
    Aradan iki yıl geçti...Şadiye artık kendi evindeydi ve durumu da oldukça iyiydi.Sadece üç ayda bir kemoterapiye gidiyordu.Ailesinin durumunda ise işler iyice karışmıştı.Ergül artık çalışmıyor aksine elindeki parayı da bitirip babasının paralarıyla kendi eğlencesine bakıyordu.Her zaman tıra benzin alıp da yazdırdığı yerin parasını bile sağda solda yemişti.Sadık bey ise tüm bu sıkıntıları kimseye çaktırmamak için hiçbir gideri kısmamıştı.Kendince bir şekilde zamanla halledebileceğini düşünüyordu.Ama yanılıyordu.Hem kendi evini hem de oğlunun evini geçindiriyordu.Bu kadar sıkıntının içinde gene de oğlu Ergül sanki tek evladıymış gibi üstüne titrerdi.Daha öncelerden ise de kızlarının borçları varmış,aç kalmışlar,para yetişmemiş hiç umurunda olmazdı.Çünkü onun için kızları ikinci plandaydı.Her şeyin üst üste gelmesi ile Sadık bey artık bankalardan kredi çekmeye başladı.Bir pazar günü Melek çocukları ile beraber annesini ziyarete gelmişti.Annesine mutfakta usulca:
    -Anne babamın neyi var Allah aşkına?Gün geçtikçe daha da durgunlaşıp kendi kabuğuna çekiliyor.Bir derdi mi var acaba?
    -Ah be yavrum babanı bilmiyor musun her zaman ki gibi bana bir şeyini anlatmıyor.Tersleyip atıyor her sorduğumda.Sanırım işler yolunda değil.Neden bilmiyorum ama Antalya’da ki evi de satmış.Bir de sen konuş bakalım belki sana anlatır.
    -Tamam anne hadi içeriye geçelim.Ben şu meyveleri da alayım.
    İçeriye girdiklerinde Sadık bey yine küçük el çantasından çıkardığı kağıtlar ile uğraşıp bir yandan da bir şeyler yazıyordu.
    -Baba yolunda gitmeyen bir şeyler mi var?
    Sadık bey bir an duraksadı.Daha sonra:
    -Evet bende seninle bu konu hakkında konuşmak istiyordum.
    -Konuşalım baba mesele nedir?
    -"İstersen küçük odaya gidelim" dedi gözü ile çocukları işaret ederek.
    Sadık bey konuya nasıl gireceğini bilmiyordu.Kafasındaki cümleleri toparlayamamıştı.Durumun ciddiyetini aksettirmeden sadece küçük bir problemmiş gibi söylemesi gerekiyordu.
    -Bak kızım, benim bu aralar biraz sıkışıklığım var.Ama hallolmayacak bir şey değil.senden bir şey isteyeceğim:
    -Bankadan kredi çekeceğim fakat biliyorsun kefil istiyorlar.Senden yardım istiyorum bu konuda.
    -Ama baba ben nasıl yaparım böyle bir şeyi.Allah korusun çoluğum çocuğum var ne olacağı belli olmaz.Hem Kazım’ı biliyorsun böyle bir şeye asla müsaade etmez
    -Kızım gerçekten ihtiyacım var benim bu paraya.Sen merak etme ben seni hayatta tehlike altına atmam.
    -Baba ne olur isteme benden böyle bir şeyi.Kazım duyarsa düzenim alt üst olur.
    -Tamam o zaman için rahat etsin bu evi senin üzerine yapalım.En azından güvencen olarak düşün.
    -Babaa...
    -Melek neden anlamıyorsun ne yapayım ben şimdi öleyim mi?
    Melek’i en sonunda bir şekilde razı etmeyi başarmıştı.Ama Melek bunu Kazım'a söyleyemezdi.Ertesi gün babası ile beraber yüz yirmi liranın altına imza atmıştı.Güvence olarak üzerine aldığı evin ederi da elli milyar kadardı.Sadık bey böylece en yakınlarını,evlatlarını,gelinini ve köylülerden birçok tanıdığı dostlarına buna benzer birçok şeye imza attırmıştı.Yani adeta bütün yakınlarını bataklığa sürüklemişti.Şadiye’ye de bir kağıt imzalatmıştı.Bu kağıdı Meleğe de imzalatmak istedi fakat memur oluşundan dolayı o kağıttaki bedel ödenmediği takdirde hapis cezası olduğunu biliyordu.Sadık bey in işleri artık iyice bozulmuştu.Yaptıkları borç hat safhayı bulmuştu.Oğlu artık Dinar 'a hiç gelemiyordu.alınan krediler ödenmeyince bankalar borcu kefillere devretti.Melek’e gelen kağıda göre attığı imzanın borcunu artık onun ödemesi gerekiyordu.Fakat Kazım’ın bundan henüz haberi yoktu.Melek’in bir şekilde bunu kocasına söylemesi gerekiyordu.Vereceği tepkiden korktuğu için eniştesi Zeki'yi Dinar'a çağırdı.Bu durumu Kazım’a yalnız söyleyemezdi.Ertesi gün eniştesi Zeki geldi.Kazım kapıda Zeki'yi görünce:
    -oooo buyur bacanak gel gel.
    -Selamün aleyküm bacanak nasılsın?
    -Aleyküm selam iyiyim çok şükür.Hayırdır hangi rüzgar attı seni buraya?
    -Bir iki işim vardı da onları halletmeye geldim.
    Biraz sohbetten sonra Melek yemekleri hazırlayıp sofrayı kurdu.Hep beraber yemeğe oturdular.Yemeğin üzerine de çaylarını içtiler.Zeki artık konuyu açmak istiyordu.Melek eniştesinin gözünün içine bakıyordu."acaba konuya nasıl başlayacaktı?"içeride televizyon izleyen çocuklara:
    -Hadi siz gidin odanıza da ödevlerinizi yapın biraz
    Kazım bir şeyler oluğunu anlamıştı.Zeki :
    -Kazım sana söylememiz gereken bazı şeyler var.Ama öncelikle sakin ol.Melek bu durumu sana açamadığı için benden rica etti.Kayınpederin şu aralar ki durumunu biliyorsun az çok.
    -evet herkesin bildiği kadar biliyorum.Kimseye bir şey söylemiyorlar.Devlet sırrı gibi saklı bütün bu paraların nereye döküldüğü.
    -Evet doğru söylüyorsun.Melek' den bir şey istemiş babası
    -Ne istemiş?İmza demeyin bana sakın!
    -Maalesef, evet imza istemiş.O da babasının ısrarlarına dayanamamış
    Kazım’ın gözlerinden alev fışkırıyordu sanki.Bir hışımla Meleğe dönerek:
    -Nasıl yaparsın Melek bunu!!
    -Kazım babam gerçekten çok ısrar etti.Söyledikleri çok dokundu dayanamadım.
    -Hiç mi düşünmedin be kadın bu adam nasıl kalkar bu yükün altından diye?Hiç mi düşünmedin geleceğini hazırladığım iki çocuğum var diye?
    Melek ağlamaya başladı.kocası haklıydı ama artık elinden bir şey gelmezdi.
    -Bilemedim Kazım nerden bilebilirdim ki bunların böyle bir şey yapacağını.
    -Yaaa bak benim yıllardır haz etmediğim kadar varlarmış.Para aşkı gözlerini bürümüş,kimseleri beğenmiyorlardı.Ne oldu şimdi?Dibe vurdular.Bari bizi yakmasalarmış.Zeki birden:
    -Sakin ol.Artık olan olmuş.Bundan sonra ne söylesek fayda etmez.Melek de yapmış bir hata.Geri dönüşü de yok daha fazla gitme üzerine.Bak ne kadar üzülmüş.
    -Öyle ama bunda benim suçum neydi ?Ben yıllardır uzak durmaya çalıştım gene de geldi burnumun dibinde bitti.İki tane çocuğun rızkı var ortada.
    -Haklısın hepsinde ama napalım ölmüşle olmuşa bir çare yok.
    Melek gerçekten çok mahcuptu ve sadece ağlayabiliyordu.Eniştesi Meleğe:
    -Hadi sende sakin ol git yüzünü yıka da sakinleş.Bundan sonra ne yapıp yapmayacağımıza karar verelim biz.
    Melek yüzünü yıkayıp sakinleşti.Tam bu sırada kızı Nazlı mutfaktan çıkıyordu.Annesinin ağladığını hissetti ve olanları gerçekten merak etmişti.Bir süre konuşulanları dinledi.Uzun uzun konuştuktan sonra Zeki Sadık beylere gidip orada kaldı.Ertesi gün ise işlerini halledip yola çıkacaktı.O gece Melek ve Kazım bir süre tartıştılar.Melek kocasına bir şey de diyemiyordu çünkü adam haklıydı.Sabaha kadar ikisi de uyuyamadı.Kazım her işinde olduğu gibi bunda da mantıklı adımlar atmak adına uzun uzun düşündü.
    Sabah olmuştu.Meleğin içindeki öfke artmıştı.Babasının yanına gitti ve avazı çıktığı kadar bağırarak içinde ne varsa döktü.Annesi ise sadece ağlıyordu.Zavallı kadın olayların bu safhaya geleceğinden tamamen habersizdi.Melek daha da sesini yükselterek:
    -Baba hani bana zarar gelmeyecekti?Hani beni ortada bırakmazdın?Nasıl yaptın bunu bana.Güvenmiştim sana ben.Tek bir erkek evladının sebep olduklarına bak.Oğlun eline geçen her parayı orada burada yedi olan bize oldu.Düzenimi alt üst ettiniz.Kendi ailesini rezil ettiği yetmedi bizi de rezil etti.Benim ne suçum vardı da bu işin içine soktunuz beni?söylesene baba!!
    -Kızım nerden bileyim ben bu durumlara geleceğini.Ağlama otur bir dakika şuraya.
    -"Ne oturması baba ya benim Kazım'ın yüzüne bakacak yüzüm yok.Bunca yıllık emeğime emekli ikramiyeme desen banka el koydu.Yirmi yıl ayaklarımı sürüye sürüye o yolları teptim ben.Hanginiz vardınız yanımda!Ne oldu şimdi?Bir hiç uğruna kaybettim.Kurtarsana beni hadi!" diye bağırdı.Sadık bey ise sadece dinliyordu.İçinde pişmanlık vardı belki ama artık kalbi taşlaşmış olacak ki donuk gözlerle bakınıyordu.Zavallı Ayşe hanım ise arada eriyip bitiyordu.Sadık bey 'in yaptığı en büyük yanlışlardan biriside kanser hastası olan kızı Şadiye'ye de imza attırmış olmasıydı.Şadiye saf ve temiz kalpli olduğundan pek fazla sorgulamadan imzayı attı.fakat attığı imzanın aksi bir durumu olursa başına neler gelip gelmeyeceğini bilmiyordu.Aynı kağıtta gelin Halide’nin de imzası vardı.Daha sonra öğrendiler ki o para ödenmezse üzerinde hiçbir şekilde mal varlığı olmadığı için bedeli hapis cezası ile ödeyeceklerdi.Sadık bey birkaç yerdeki borcunu kapatabilmek için oğlunun dairesini de sattı.Bazı ev ve arsaları ipotek olarak bankalar aldı.Kendi oturdukları ev bile artık onların değildi.
    Melek iş yerine gidip gelmeye devam ediyordu ama durumu hiç iyi değildi.Bir de üzerine babasının borç aldığı köylüler gelip meleği buluyordu.Mesai arkadaşlarının yanında meleğe ağızlarına ne geliyorsa söyleyip gidiyorlardı.Yine bir gün Melek bir vatandaşın işini yaparken kadının biri gelip kaba tavrı ile:
    -nerede o baban?Olan parayı aldı,bizi kefil yaptı şimdi de kayıplara karıştı.Söylesene nerede?ödeyin borcunuzu!
    -Teyze ne diyorsun sen?Borç benim borcum değil.Ben size borç verin kefil olun mu dedim!Bende mağdurum.Bende ödüyorum borçlarını.
    Meleğin eli ayağı titremişti.Masa başında çalışan memura resmen hakaret yağdırıyordu kadın.Mesai arkadaşları durumları bildiği için kadını hemen dışarıya çıkarmak istediler.kadın tüm çirkefliği ile:
    -Durun hele durun daha bitmedi diyeceklerim.O babana söyle iki yakası bir araya kavuşmasın inşallah!
    Tam bu sırada güvenlik gelip kadını dışarıya attılar.Melek tüm çalışma arkadaşlarına rezil olmuştu.Kendisinin hiç günahı olmadığı halde duymadığı laf kalmamıştı.O gün akşamı bir türlü edemedi.Bir an önce eve gitmek istiyordu ama evde de Kazım ile hiç konuşmuyorlardı.Akşam eve gittiğinde kendisini hiç iyi hissetmiyordu.Bu üst üste olanlar onu fazlasıyla yıpratmıştı.Kazım'a:
    -Kazım beni babama götürür müsün?Sadece on dakika sürecek.Sen aşağıda beklersin.senden son ricam lütfen.
    Kazım bunu hala neden yapıyordu bilmiyordu ama arabaya binip gittiler.Araba apartmanın önünde durdu.Melek inmişti aşağıya.Kazım dışarıya çıkmadan arabanın içerisinde bekledi Melek’i.Evin zilini çaldı.Açan yok...İçeride olduklarını biliyordu ama yakalanma korkusu ile karanlıkta oturuyorlardı.Bağırarak:
    -Anne benim açın kapıyı
    Kapı aralandı.Melek bir hışımla içeriye girdi.
    -Başıma açtığın dertleri görüyor musun baba?Alacaklıların beni buluyor artık.Beni bu durumlara düşürüyorsun ya baba demek ki benim hiç değerim yokmuş senin yanında.Yeter artık yemin ederim.Sonunda beni hasta edip rahatlayacaksın.
    Eli ile yeri işaret ederek:
    -Bu eve de son ayak basışım haberin olsun.Bir daha ne sen benim yüzümü gör ne de ben göreyim
    -Ya kızım bir dur dinle..
    -Sürekli aynı şeyler aynı şeyler.Oyalamak senin amacın.
    Dönüp annesinin sarıldı ve daha sonra koşarak aşağıya indi.Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.Düştükleri duruma hala inanamıyordu.Arabaya bindi.Kazım Melek’in o halini görünce dayanamayarak:
    -Ne oldu?Ne konuştun?
    -Anlatacağım ama önce buradan gidelim lütfen.
    Kazım arabayı hareket ettirdi.Biraz gittikten sonra bir yerde durdular.Melek anlatmaya başladı:
    -Bugün alacaklılardan bir kadın geldi yanıma.Herkesin yanında o kadar çok laf etti ki yerin dibine girdim.Bir yandan da sana karşı yaptığım bu hata beni çok üzdü.Gerçekten iyi değilim.Özür dilerim bende bilmiyorum böyle bir şeye nasıl kalkıştım ama oldu bir kere beni affedebilecek misin?
    Kazım bir an duraksadı.Ortada iki tane çocukları vardı.Beraber bu zorluğa da göğüs gerebileceklerini , bazı şeylerin maddiyattan önce geleceğini düşündü.
    -Tamam sen kendini bu kadar yıpratıp üzme.Olan olmuş artık şimdi ne yapacağımıza bakalım biz.Bu şekilde bunu üstesinden gelebiliriz ancak.
    -Senin ne kadar anlayışlı bir insan olduğunu biliyordum Kazım ama inan bu kadarını beklemiyordum.İşte babamla da bugün olanları konuştum.ve beni son görüşü olduğunu söyledim.
    -Tamam artık kendini de bu kadar yıpratma.Allah korusun hasta olacaksın.Şu bankada ki birikmiş paramızla borcun bir kısmını daha kapatırız.Geriye kalanda her ay senin maaşından kesilerek hallolur.Artık kaç yıl sürerse..
    Bir saat kadar konuştuktan sonra evlerine döndüler.Melek biraz olsun rahatlamıştı.Kazım onun gözünde daha da bir büyümüştü.Onun yaptığını kimse yapmaz diye düşündü.Çevrelerinde maddiyata bağlı o kadar çok boşanan insan vardı ki.Kazım'ın o insanlardan farklı bambaşka bir insan olduğunu bir kez daha anladı.Bu arada Ergül’ ün evini satın alan kişi bir an önce evi boşaltmalarını istedi.Halide üç çocuğu ile ne yapacağını bilmez halde kalakalmıştı.Başka bir eve taşınsalar kira karşılanacak, evin ihtiyaçları vb. bir sürü iş olduğu için taşınamazlardı.Abisinin üst katındaki evi boştu.Abisi Halide’yi arayıp o kata gelmelerini söyledi.Kısa zaman sonra oraya taşındılar.Artık kendi evleri de yoktu ve Halide kaçaktı.Onu buldukları an hapis cezası uygulayacaklardı..Yani Şadiye ile aynı durumdalardı..Sadık bey ilçeyi terk etmiş Bayburt’a kaçak olarak gitmişti.Ayşe hanım tüm sıkıntıları, dertleri alacaklıların çenelerini kendisi çekiyordu.Kazım evden altı ay kadar hiç kira almamıştı.Fakat onların da durumlarının pek iyi olmaması ve iki çocuk okutuyor olmasından oradan gelecek kira gelirine ihtiyaçları vardı.Fakat bu kiracı kayınpederi olmamalıydı.Bu yüzden evi boşaltmalarını istedi.Ayşe hanım içinde buralardan gitme vakti gelmişti zaten.Bunun üzerine üç ay gecikmeli olarak evi boşaltıyorlardı.Gönül'ün kocası Ali,Kazım ve kazımın yeğeni Mahir evi boşaltmaya gittiler.Halide,Şadiye ve melek de Ayşe hanım'a yardım ediyorlardı.Bu zor gününde kızları yanında fakat hayırsızın önde gideni Ergül yine ortalarda yoktu.Eşyalar köydeki eve gidecekti.Ayşe Hanım ise kocasının yanına kızına gidecekti.Büyük parça eşyalar indirilip kamyona doldurulmaya başlandı.Taşındıkları haberini alan alacaklılardan bazıları gelip olay çıkardılar.Alacaklılar Şadiye ve Halide'yi eşyaları indirirken görmüşlerdi.Melek Şadiye ve Halide mutfaktaki eşyaları kolilerken bu sırada Kazım'ın yeğeni Mahir de camdan bakıyordu. Gayet sakin ve saf bir tavırla:
    -Yenge polisler geldi..
    -Nee polis mi? diye korku içinde Melek cama koştu.
    iki tane polis apartmanın kapısından içeriye doğru giriyordu.Eşyaları kamyona yükleyen Kazım ve Hasan ne olduğunu sordular fakat cevap alamadılar.Polisler hızla apartmana girdi.Halide ve Şadiye’nin eli ayağına dolaşmıştı.Ne yapacaklarını bilemediler.Meleğin aklına o anda alt komşuları Hatice geldi.Halide ve Şadiye’yi hızla itekleyerek alt komşularına gönderdi.Evin beşinci katta oluşu onlara zaman kazandırdı.Hepsi o kadar korkmuştu ki..Halide ve Şadiye’nin hayatları gözleri önünden film şeridi gibi geçti gitti.Eğer yakalansalar hayatları bitmişti.Polisler beşinci kata geldi.Açık olan kapıdan girerken:
    -Kimlikler!!herkes kimliğini çıkarsın.
    Herkes korku içerisinde kimliklerini gösterdi.Birisi kimliklere bakarken diğeri evi gezip kontrol eti.
    -Tamam devam edebilirsiniz kolay gelsin.
    Daha sonradan anladılar ki köylülerden Meleğin iş yerine gelen o kadın şikayette bulunmuş.Bu olayın üzerine hızlı bir şekilde eşyalar aşağıya indi.Kamyonun kapaklarını kapattılar.Ayşe hanıma evini bırakıp gitmek çok zor geliyordu.Evi son bir kez gezip kapıyı kapatırken gözünden akan yaşları da omzuna siliverdi.Kapının kilidini çevirip kızı Şadiye’nin yardımı ile aşağıya indi.Anahtarı Melek'e doğru uzatıp teslim etti.Eşyaları köye götürmek için yola çıktılar.Köye geldikleri zaman köyün girişindeki kahve her zaman ki gibi kalabalıktı.Girişte olduğu için köye kimin gelip kimin gittiğini buradaki meraklı insanlar bilirdi.Kamyon kahvenin önünden geçerken herkes yanındakine:
    -Kim geliyo ki eşyalı.içindekini görebildin mi?
    Gibi uğultular yükseldi.Kamyon evin bahçesine girdi ve kapıları açıldı.Ev eşyalı olduğu için yerleştirilmedi.Sadece girişindeki boş odaya yığıldı bütün eşyalar.Normalde köylüler merakından gelirdi ama kimse uğramadı bile.Ayşe Hanım burada barınamayacakları kanaatine bir kez daha vardı.Hızlı bir şekilde taşıdıktan sonra kapıları kilitleyip oradan uzaklaştılar.Ayşe Hanım büyük kızı Kamile'nin yanına gitmek için yola çıktı.Artık her şeyin bittiğini düşündü.Geride bütün hayatlarını paramparça edip bırakmışlardı.Ne barınacak bir evleri vardı ne de yaşamaya değecek bir hayatları.Darmadağın olmuştu aileleri.Evlatlarının her birinin huzuru kaçmıştı.Hemde bir tek erkek evladın yaptığı sayısız hatanın uğruna.Sadık Bey bir erkek evladı için dört kızından vazgeçmişti sanki.Sadık Bey ve Ayşe hanımın ilçeden uzakta oluşu olanların bir süre sineye çekilmesini sağladı.Melek kardeşi Şadiye’nin durumunu yakından takip etmeye çalışıyordu ve normalden daha fazla ilgi gösteriyordu.Ona en çok sevdiği yemekleri yapıp götürüyordu.Çünkü onu böyle küçük şeylerle mutlu etmek mümkündü.Bir gün Şadiye'nin eşi Ali Aydın’a ailesinin yanına gitmişti.Şadiye sabah kahvaltısını toplayıp bulaşıkları yıkadı.Yenice televizyonun karşısına oturmuştu ki kapı çaldı.Gelen ablası Melek ‘idi:
    -Ben geldiiiim!!
    -Hoş geldin abla.Çalışmıyor musun sen bugün?
    -Çalışıyordum ama izin aldım.Bak sana neler getirdim.Sarma, dolma, börek..En sevdiklerinden
    -Ablam benim niye zahmet ettin?Zaten çalışıyorsun yeterince yoruluyorsun.
    -Ne zahmeti canım sende.
    -Teşekkür ederim ellerine sağlık.Çok sevindim.
    -Afiyet olsun canım benim.
    Melek Şadiye’nin yanında bu borçlardan, icralardan konuşmamaya çalışıyordu.Çünkü Şadiye’nin kafasına hiçbir şeyi takmaması gerekiyordu.Çaylarını içip Melek’in getirdiği böreklerden yiyerek sohbetler ediyorlardı ki uzun uzun kapı zili çaldı.Şadiye’nin bir anlık boşluğuna geldi ve kapıyı açtı.Şaşkın bir ifade ile:
    -Buyurun kime bakmıştınız?
    Birisi cebinden cüzdanını çıkararak Şadiye’ye doğru uzattı.Şadiye o an anlamıştı karşısında duran iki yabancının gizli polis olduğunu.
    -Kimliğinizi alabilir miyim?
    -Tabi memur bey bir dakika.
    Şadiye içeri girdi elinde kimliği ile geri döndü.Kimliğini uzatırken elleri titriyordu.Melek içeriden çıktı.
    -Ne oldu?Kim gelmiş?
    -Polisler geldi abla.
    -Hanımefendi sizinde kimliğinizi görebilir miyim?
    -Tabi buyurun diyerek çantasından kimliğini uzattı.
    -Tamam sizde bir sorun yok ama Şadiye hanım siz bizimle merkeze geliyorsunuz.
    -Neden ama?
    -Siz sadece üzerinize bir şey alın ve çıkın.Bekliyoruz!
    -"Tamam geliyorum.Abla ev sana emanet" diyerek polislerle beraber çıktı.Ne olduğunu anlayamamışlardı.Şadiye çok korkmuştu.Melek ise o andaki telaş ile televizyonu kapattı ve hemen aşağıya indi.Bir yandan da eşi Kazım’ı arıyordu.Bir an durakladı aklına evin anahtarını almadığı geldi.O an onu düşünemem diyerek tekrar hızlı adımlar ile Kazım’ın okuluna doğru yürüdü.Kazım sonunda telefonu açtı:
    -Ne oldu Melek bir sorun mu var?Beş defa aramışsın.
    -Kazım hemen arabaya bin ben okula doğru geliyorum.Beni karşıla da karakola gideceğiz.Şadiye’yi polisler götürdü.Hemen gidelim yanına hadi hemen.
    -Tamam tamam sakin ol geliyorum hemen.
    Kazım melek’i yoldan aldı ve hemen karakola gittiler.İşin aslını öğrendikleri zaman çok da şaşırmamışlardı.Bir adam arayıp ihbar etmiş.Neden yakalamıyorsunuz yeri belli olan bu insanları diye şikayette bulunmuş.Anladıklarına göre o kişi alacaklılardan birisiydi.Şadiye'ye üzerindeki borca bedel olarak hapis cezası verilmişti.Kurtulması için yirmi milyonun ödenmesi gerekiyordu.Melek çok üzülmüştü el üzerinde tuttuğu kardeşi hapse giriyordu.Şadiye apar topar getirildiği için hiçbir eşyası yanında değildi.Melek ve Kazım hemen evlerine geldiler.Melek kendi dolabından birkaç takım eşofman,çamaşır ve özel ihtiyaçlarını bir çantaya doldurdu.Gardiyanlardan biri aracılığı ile vakit geçmeden hemen Şadiye’ye ulaştırdı.Kanser hastası Şadiye’yi bütün bu yaşadığı üzüntüler çok yıpratmıştı.Melek o telaşla Şadiye’nin evinin anahtarını içeride unuttuğu için bir çilingir çağırıp kapıyı açtırdı.İçeriden Şadiye’nin alınması gereken eşyalarını aldı.Ertesi hafta ziyaret gününde istediklerini de götürecekti.Melek yerinde duramıyordu, aklı sürekli kardeşindeydi.Gün aşırı ceza evine gidip tanıdığı gardiyanlar aracılığı ile haber almaya çalışıyordu.Bir not yazıp kardeşine gönderdi.Notuna:
    “Şadiye’m biliyorsun sen çok güçlü bir kadınsın.Nelerin üstesinden geldin sen bu güne kadar...Biraz sabretmemiz gerekiyor.Her şey yoluna girecek.sen üzülme,sıkma canını yeter ki.Benim adım eğer Melek ise ben seni bir şekilde buradan çıkarttıracağım.Biliyorsun bizim durumumuz da zaten ortada.Ama dediğim gibi senin burada daha fazla kalmana izin vermeyeceğim.Unutma seni çok seviyorum.”
    Gardiyan mektubu aldı ve Şadiye hanıma ulaştırdı.Bu yaptığı suçtu ama Melek hanımın hatırı için yapmıştı.Şadiye mektubu okudu ve göz yaşlarına hakim olamadı.Soğuk kanlı olması gerektiğini biliyordu ve buradan bir an önce çıkacağına inanıyordu.Kocası Ali tüm bu olanları duyduğunda deliye döndü.Kayınpederini arayıp:
    -Sen ne biçim babasın.Hasta kızına çektirdiklerine bak.Şu an da kim versin bana o kadar parayı da ben kurtarayım onu.Ne yapıyorsan yap çıkart Şadiye’yi oradan.iyice hastamı etmek istiyorsun kadını.Bıktım artık sizin bu işlerinizden bizi neden bulaştırdınız bu pis işlerinize.
    -Oğlum ben zaten bittim tükendim.Canımdan başka bir şeyim kalmadı.
    -Hep birlik olup da çıkaramıyorsanız o kadını benim başka diyeceğim yok.
    Telefon Sadık beyin yüzüne kapandı…
    Çarşamba günü görüş günüydü.Melek elinde Şadiye’nin eksik kalan eşyaları ile beraber ceza evine geldi.Görevliye çantayı teslim etti.Şadiye gardiyanla beraber geldi.Küçücük pencereden görüşüyorlardı.Nereden akıllarına gelirdi ki bu günleri de görecekleri.Her ikisi de ağlamamak için kendilerini tutuyorlardı.Melek ağlamaklı ses tonu ile:
    -Ablam iyimisin?ağrın sızın yok demi?
    -Üzülme sen iyiyim ben.İlaçlarımı da kullanıyorum merak etme.
    -Nasıl merak etmem aklım hep senle.Ama seni ne yapıp edip buradan kurtaracağım.
    -Görüyorsun demi abla bir erkek evladın başımıza açtığı işleri.Bizim suçumuz neydi?Benim burada olmamam gerekiyordu ama çok güvendim ben babama.Hata yaptım.
    -Biliyorum hepsini ablam biliyorum.Sen üzme canını bir yolunu bulacağız inşallah.
    -İyi ki varsın abla.Babamı ve ağabeyimi asla affetmeyeceğim.Bize bu yaptıklarını nasıl öderler artık...Ali’ye haber vermedin demi?
    -Verdim ama neden verdim bir sor.Eğer başka birisi söylerse daha kötü olur diye.
    -Eee peki ne dedi?Gelecek miymiş?
    -Bilmiyorum ben aradım ve sadece olanları anlattım.Çok sinirlendi, bir şey demeden kapattı telefonu.Sanırım babamı aradı.Bu sırada bir ses ile konuşmaları bölündü:
    -Görüş vakti bitmiştir.!
    -Hadi ablam Allah’a emanet ol.Kendine dikkat et.
    -Tamam abla merak etme sen beni.
    Kısa süren bu görüşme Melek’i derinden yaraladı.Kardeşini arkasında bırakıp geri dönecekti.Onu orada bırakmak o kadar zor geliyordu ki…Ceza evinden çıkıp ara sokaklardan iş yerine doğru yol aldı.Gözlerinden akan yaşların bile farkına varamıyordu artık.Sürekli ağlıyordu sürekli..İzin alamadığı için o hali ile işe gitmeye mecburdu.Şadiye ‘yi nasıl kurtarabilecekleri sorusu sürekli kafasını kurcalıyordu.Ablası Kamile anne babasına bakıyor, aynı zamanda onlar da borç ödüyordu.Gönül’ün ise hiçbir geliri yoktu.Kardeşini kurtarmak için kaçarak evlendiği kocasından o kadar parayı isteyemezdi.Ali Dinara geldiğinde tüm bu olanları Melek ile konuşmak için Melek’in iş yerine geldi.Kimsenin duyamayacağı şekilde uzun uzun konuşup bir çare aradılar.Melek:
    -Bütün bu olanlardan sonra hiçbir Allah’ın kulu bize beş kuruş vermez.Tek bir yol var;hepimiz bir şekilde bu parayı bulup buluşturup toplayacağız..Ben arayıp söylerim ablamla Gönül’e.
    -Tamam ben de araştırayım.Bulabildiğim kadar bulmaya çalışırım.Aslında kredi çekebilsem çekip anında çıkartırım ben karımı oradan.Ama hangi banka kredi verir ki şu vakitten sonra.
    -Neyse biz en kısa sürede bulmaya çalışalım.
    -Tamam hadi Allah’a ısmarladık.
    -Güle Güle.
    O gün akşam Melek kardeşlerini arayıp söyledi düşüncesini.Belki de paramparça olan bir ailenin son çırpınışlarıydı bunlar.Aradan iki hafta geçti Şadiye hala hapisanedeydi.Çaresizce kurtarılmayı bekliyordu.
    Bugün 8 Mart kadınlar günü…
    Gardiyan koğuşa girdi.Ranza demirlerine vurarak:
    -Herkes hazırlansın.Savcı beyler geldi konuşma yapacaklar.
    Mahkumlar şaşkın:
    -Ne konuşması yapacak acaba?
    -Bugün 8 Mart kadınlar günü.Kadınlar gününüzü kutlayacak.On dakika sonra kütüphaneye gideceğiz.Haydi sallanmayın!!
    Herkes hazırlandı.Şadiye de giyinip montunu aldı üzerine.On dakika sonra dar bir koridordan geçip bir yere geldiler.Şadiye şaşkın şaşkın anlamaya çalıştı nereye geldiklerini.İçeride biraz bekledikten sonra üç dört tane takım elbiseli adam içeriye girdi.İçlerinden uzun boylu kır saçlı elli elli beş yaşlarındaki savcı gülleri dağıtmaya başladı.Herkesin ayrı ayrı kadınlar gününü kutladı.Sıra Şadiye’ye geldiği zaman hafif bir tebessümle:
    -Sen neden montla geldin?
    -Şeyy..Açık söylemek gerekirse ben halk kütüphanesine gideceğiz sandım.
    Bu konuşmayı duyan birkaç kişi güldü.Savcı bey Şadiye’yi kolunun altına alarak:
    -Kızım sen neden buradasın?Yenisin sanırım?
    Şadiye neden orada olduğunu kısaca anlattı.Yani hiç suçu olmadan o kadar suçlu insanla, katille hırsızla, bir arada yaşıyordu.Savcı:
    -“Üzülme hem bak hastaymışsın.En yakın zamanda çıkabilmeni temenni ederim Allah sabır versin kızım” dedi ve elindeki gülü uzattı.
    Şadiye’nin hapishanede üçüncü haftasıydı.melek ve Ali’nin çabaları sonucunda parayı tamamlayabilmiştiler.Ödeme yapıldıktan sonra Şadiye artık serbest kalabilecekti.Kazım’ın arabası ile Melek Ali ve Kazım Şadiye’yi çıkarmaya gittiler.Şadiye için artık ne kaçak yaşamak vardı ne de hapis.Ama geçen üç hafta onda derin bir yara bırakmıştı.Aklına bile gelmeyecek şeyler başına geliyordu.Şadiye kapıda belirdi.Onu gören ablası eniştesi ve kocası.Koşarak ona doğru yaklaştılar.Ali hemen boynuna atladı:
    -Canım seni çok özledim.Üzülme artık bak dışarıdasın şükürler olsun.
    Ablasıylada doya doya kucaklaştıktan sonra Şadiye’yi evine getirdiler.Bir saat kadar oturduktan sonra kapıya Ergül geldi.Şadiye kapıda Ergül’ü görünce çılgına döndü:
    -Ne yüzle geliyorsun sen buraya?Hiç utanman sıkılman yok mu senin?Ne bu bize çektirdiklerin hiç utanma kalmamış sende!!
    -Bir sakin olur musun ben seni merak ettim de geldim.
    -Sen beni neden merak ediyorsun ?Git sen merak edeceklerini çok iyi bilirsin!!Defol evimden defol!
    Şadiye’yi üç kişi zor zapt etti.Melek hemen kolonya getirip Şadiye'yi sakinleştirmeye çalıştı.Bir saat kadar kimse bir şey konuşamadı.Şadiye biraz daha iyiydi.”Artık hayatım yoluna girecek bu vakitten sonra” diye düşündü. Biraz sonra Melek ve Kazım evlerine geri döndü.Melek için tek önemli olan Şadiye’nin kurtulmasıydı.Bu vakitten sonra ne babası ne de abisi onun umurunda değildi.Artık herkes üzerinde ki borcu ödemeye razıydı.Ayşe hanım ve Sadık bey bir sene kadar Kamile’nin yanında yaşadılar.Sıkıntıların en büyüğünü birebir Kamile yaşıyordu.Olayların tamamen içinde olduğu için bütün stresi o çekiyordu.Artık psikolojisi alt üst olmuştu.Gün geçtikçe daha kötü olması kocası Zeki'yi çileden çıkarıyordu.Zeki bunun üzerine Sadık beyi ve Ayşe hanımı huzur evine yerleştirmeye karar verdi.Kamile'nin gönlü buna razı değildi fakat kocası artık daha fazla bu sıkıntı içinde yaşayamayacaklarını söyledi.Diğer evlatları da bu duruma ses çıkarmadı.Yani herkes razıydı.Ayşe Hanım ve Sadık Bey bir hafta içerisinde karar alınıp onlara da durum izah edildikten sonra huzur evine yerleştirildiler.Eee ne demişler evlat adamı vezir de eder rezilde...


    - SON -

      Forum Saati Paz Kas. 19, 2017 10:27 am